II.Beyazıt Dönemi ve Bilinmeyen Yönleri

II. Bayezid bazı kaynaklara göre 1447’de, bazı kaynaklara göre de 1448’de, 3 Aralık’da bugün Yunanistan sınırları içerisinde kalan, Osmanlılar zamanında ise Edirne’ye bağlı bir kaza merkezi olan Dimetoka’daki Dimetoka Sarayı’nda dünyaya geldi. Babası Fatih Sultan Mehmet ilme karşı büyük bir sevgi beslediği için, oğlu Bayezid’e her şeyden evvel kuvvetli bir tahsil verdirmeyi düşündü. İstanbul’un fethi’nden sonra, 7 yaşlarındayken Hadım Ali Paşa danışmanlığında Amasya valisi olan Bayezid, burada o dönemin en ünlü âlimlerinden dersler aldı ve padişah olacak şekilde yetiştirildi. O günlerde Amasya kenti bir eğitim ve kültür merkeziydi. Devrin meşhur âlimlerinden dersler aldı, İslami ilimlerin pek çoğunu öğrendi. İslam ilmi alanında ders aldığı hocalarından birisi de Şeyh Yavsi – Hünkar Şeyhi olarak bilinen Bayrami tarikat şeyhi de olan Muhyiddîn Mehmed-i İskilibî olmuştur. İslami ilmin yanı sıra matematik ve felsefe tahsili de aldı. Ayrıca Şeyh Hamdullah’tan da hat dersleri aldı. Arapça ve Farsça’nın yanı sıra; Çağatay lehçesi ve Uygur alfabesini de öğrendi. Dinine bağlılığından dolayı kendisine Bayezid-i Veli de denilirdi. Bayezid-i Veli, şairleri saraya toplar onlarla sohbet ederdi. Hattat ve bestekârdı. Adli mahlasıyla şiirler yazdı. Ulema ve sanatkârlar için ayrıca bir fon ayırmıştı.
1473’de Otlukbeli Savaşı’nda sağ kol kumandanı olarak görev alan Bayezid İran’dan gelen tüccarların mallarının yağmalanması üzerine gönderdiği kuvvetler 1479’da Torul ve çevresini Osmanlı topraklarına kattı.
Fatih Sultan Mehmed’in 4 Mayıs 1481’de Gebze yakınlarında vefat etmesi üzerine Sadrazam Karamanlı Mehmed Paşa, Bayezid ve Bayezid’in kardeşi Cem Sultan’a ulaklar (haberci) gönderdi. Ancak Cem Sultan, kendisine gönderilen haberci yolda, Anadolu Beylerbeyi Sinan Paşa tarafından yakalanarak alıkonduğu için babasının ölüm haberini geç öğrendi. Bu arada Bayezid’in tarafını tutan Yeniçeriler İstanbul’da isyan ederek Cem Sultan taraftarı Karamanlı Mehmed Paşa’yı 4 Mayıs 1481’de öldürdüler ve Bayezid’in oğlu Şehzade Korkut’u babasına vekâleten tahta çıkardılar.

Babasının vefatını öğrenen ve devlet büyüklerinin, acele başkente gelmesi hakkında gönderdikleri mektupları alan II. Bayezid maiyetinde 4.000 kişi olduğu halde Amasya’dan yola çıkıp 9 günde Üsküdar’a geldi. Ertesi gün oğlu Şehzade Korkut’tan saltanatı resmen teslim alıp 22 Mayıs 1481’de Osmanlı tahtına çıktı ve devleti idare etmeye başladı. II. Bayezid ilk olarak kapıkullarına üçer bin akçe cülus bahşişi dağıttı. Yeniçerileri ulufelerini 5 akçeye çıkarttı.

Cem Sultan kardeşi II. Bayezid’in padişahlığını kabul etmedi. Böylece Osmanlı devleti II. Bayezid ile Cem Sultan arasında uzun süren ve en sonunda Avrupa’nın da içine karıştığı bir taht kavgasına sahne oldu. II. Bayezid İstanbul’da tahta çıkmış olmasına rağmen Cem Sultan 4.000 askeriyle İnegöl önlerinde Bayezid’in henüz hazır olmayan Ayas Paşa idaresindeki ordusu ile savaştı. Bu savaşı kazanan Cem Sultan Bursa’da kendi adına hutbe okutmak ve para bastırmak suretiyle hükümdarlığını ilan etti. Bursa’da 18 gün saltanat süren Cem Sultan civardaki şehir ve kasabalara da hâkimiyetini kabul ettirdi ve II. Bayezid’e İmparatorluğu eşit olarak paylaşma teklifinde bulundu. Buna göre İmparatorluğun Anadolu toprakları Cem Sultan’a verilecekti. Ancak devletin ikiye bölünmesi anlamına gelen bu teklif, sadece Bayezid tarafından değil tüm devlet ileri gelenleri tarafından dehşetle karşılandı. Osmanlı Devleti’nin bölünmesini kendi çıkarlarına uygun gören Avrupalılar ve Memluklular bu konuda Cem Sultan’ı desteklediler.

1481 Haziranında II. Bayezid’in ordusuyla Yenişehir ovasında yaptığı savaşta yenilen Cem Sultan önce Konya’ya çekildi. Konya’da yeterince destek bulamayan Cem Sultan Tarsus’a geçti. Daha sonra da Memluk sultanından aldığı davet üzerine Kahire’ye gitti. Kahire’de büyük ilgi gören Cem Sultan orada kaldığı süre içerisinde Mekke’ye giderek hac vazifesini yerine getirdi. Bu dönemde, ağabeyi II. Bayezid kendisine padişahlıktan vazgeçmesi hâlinde 1 milyon akçe vermeyi teklif etti. Ama Cem Sultan bu teklifi reddetti. Benzeri teklifler tekrar yapıldıysa da, bunlar da sonuç vermedi.Memluklular’ın ve eski Karaman Beylerinin yardımıyla tekrar bir ordu toplayan Cem Sultan, 27 Mayıs 1482’de Konya’yı kuşattı. Ancak Osmanlı Ordusu’nun Konya’ya hareket etmesi üzerine kuşatma kaldırıldı. İki taraf Akşehir’de karşılaştı. Savaşı kaybeden Cem Sultan Ankara’ya geçti. Ankara’da da kaçışına devam eden Cem Sultan 1482 yazında otuz kadar adamıyla birlikte Rodos’a gitti. Cem Sultan 29 Temmuz 1482’de Rodos Şövalyelerinin Büyük Üstadı Pierre d’Aubusson tarafından büyük bir törenle karşılandı. Cem Sultan’ın amacı Rumeli’ye geçerek mücadelesini sürdürmekti. Ancak bundan sonra bir daha hayatta iken vatanına dönemedi. Artık, Cem Sultan için Avrupa’da maceralı bir esaret hayatı başladı.

Cem Sultan Rodos’a çıkmasından sonra Papa VIII. Innocentius’in isteği üzerine Fransa’ya gönderildi. Bu gelişmeden sonra önceleri Osmanlı Devleti’nin bir iç meselesi olan taht mücadelesi, böylelikle milletlerarası bir mesele hâline geldi. Bu olaydan çıkar sağlamak isteyen Papa VIII. Innocentius’un, Cem Sultan’a, Hıristiyan olması hâlinde onu Osmanlı Devleti’nin başına geçirebileceğini teklif ettiği söylenir.

Osmanlı Devleti’ne karşı yeni bir Haçlı seferi gerçekleştirmek için Cem Sultan’ı kullanmayı düşünen Papa VIII. Innocentius 1492’de öldü. Böylece Cem Sultan daha serbest bir hayata kavuştu. Fakat bu defa Fransa Kralı, Cem Sultanı kendi siyasi emelleri için bir koz olarak kullanmak istedi. Bu amaçla hareket eden Fransa Kralı VIII. Charles Roma üzerine yürüyerek 26 Ocak 1495’te Cem Sultan’ı Papa’dan teslim aldı. Fransız Ordusu ile beraber yola çıkan Cem Sultan 25 Şubat 1495’te vefat etti. Bazı kaynaklar, Cem Sultan’ın elindeki kıymetli rehineyi bırakmak zorunda kaldığı için Papa tarafından zehirletildiğini ifade etmektedir.

Cem Sultan’ın ölümünü öğrenen II. Bayezid Osmanlı ülkesinde 3 gün yas ilan etti. Ülkedeki camilerde Cem Sultan için gıyabi cenaze namazı kılındı. Ayrıca II. Bayezid kardeşinin günahlarının bağışlanması için fakirlere 100 bin akçe sadaka dağıttı.

İtalya’da toprağa verilen Cem Sultan’ın cenazesi de pazarlık konusu oldu. Uzun süren bir mücadelenin ardından Cem Sultan’ın cenazesi, vefatından 4 sene sonra 1499’da Osmanlı topraklarına getirildi. Mudanya’da karaya çıkarılan cenaze Bursa’da Muradiye Camii’nin haziresinde kardeşi Şehzade Mustafa’nın da mezarının içinde bulunduğu türbe’ye gömüldü.

Cem Sultan Avrupa’da iken, İspanyollar karşısında yenilgiye uğrayan Endülüs’teki Müslümanlar Osmanlı Devleti’nden yardım istediler. II. Bayezid kardeşi Cem Sultan’ın Avrupada esir olması sebebiyle gerekli yardımı tam anlamıyla yapamadıysa da Kemal Reis’i İspanya’ya gönderdi. Kemal Reis İspanya’daki Müslümanları Kuzey Afrikaya, Yahudileri de de Selanik ve İstanbul’a taşıdı. 1492 yılında Müslümanların yanı sıra 150 bin kadar Yahudi de Osmanlı topraklarında yerleştirildi.

Kristof Kolomb ile diyalog
Amerika kıtasını keşfeden İtalyan denizci Kristof Kolomb, yaklaşık 14 yıldır tasarladığı okyanus ötesinde yolculuğu 1484’de Portekiz Kralına sundu ama reddedildi. Destekleyecek bir finansör bulamayınca maddi zorluklara giren Kolomb, Avrupa ile Osmanlı arasında ticaret ile uğraştı. Bu dönemde, 1484’de Sultan II. Bayezid’e bir papaz eşliğinde başvurdu ve bu isteği Osmanlı kayıtlarında
“II. Bayezid’den sultanın adına yeni ülkeler keşfedebilmek için emrine gemiler vermesi istedi.” şeklinde geçti.
Sultan, karşısına çıkan bu delidolu insanı ciddiye almadı ve talebini reddetti. Kolomb, Bayezid’den iki yıl sonra İspanyol kral ve kraliçesine müracaat etti, ve 1492’de de Amerika’yı farkında olmadan keşfetti. Geldiği yeri Hindistan zannederek karşılaştığı halka Hindistanlılar (Indian) dedi.

İlerki yıllarda Kolomb ile üç kez Amerika’ya gitmiş bir İspanyol, bir savaş sonrasında Piri Reis’in amcası Kemal Reis’e esir düştü ve Kolomb’un keşfettiği Amerika kıyılarının haritasını amcasına verdi. Piri Reis bu haritadaki bilgilerden yola çıkarak 1513’de ilk dünya haritasını çizdi.

Leonardo Da Vinci ile diyalog
Leonardo da Vinci’nin 1502 yılında tasarladığı Galata köprüsü1502 yılında, tarihin en büyük mucitlerinden ve sanatçılarından biri olarak gösterilen İtalyan Leonardo Da Vinci II. Bayezid’a, Haliç üzerine yapılması için 240 metre uzunluğunda bir köprü projesi sundu. Ancak Da Vinci’nin bu sıradışı projesi II. Bayezid tarafından kabul edilmedi ve yıllar sonra benzeri bir köprü 2001 yılında Norveç’de yapıldı.

Gül Baba ile diyalog
Evliya Çelebi’nin anlattığına göre, Sultan II. Bayezid 1481 yılının bir kış günü Galata sırtlarında avlanırken son derece bakımlı ve güllerle süslü bir bahçe ve içinde köhnemiş küçük bir kulübe gördü. Kulübede mola veren Sultan, buranın sahibi Gül Baba ile tanışır ve onu, bahçeye gösterdiği özenden dolayı ödüllendirmek istediğini söyledi. Gül Baba da padişahına sarı ve kırmızı iki adet gül vererek, bu bahçeye bir okul ve hastane yaptırmasını istedi. Galata Sarayı Ocağı (günümüzde Galatasaray Lisesi) böylece kuruldu ve Yavuz Sultan Selim’in oğlu Kanuni Sultan Süleyman da dahil olmak üzere tüm şehzadeler, şehzadelerin çocukları ve önemli devlet görevlileri ilk ve orta eğitimlerini burada aldılar.

Tahttan Feragatı
II. Bayezid uzun boylu, yağız çehreli, ela gözlü ve geniş göğüslüydü. Yumuşak bir tabiata sahipti. Gençliğinde serbest bir hayat sürdüğü halde padişahlığında ibadete ve hayır işlerine yöneldi. Bu sebeple de Bayezid-i Veli ismiyle anıldı. Mecbur olmadıkça savaştan uzak kalmaya dikkat etti. Ayrıca ülke yönetimine verdiği önem nedeniyle çoğunlukla İstanbul’da kalmayı tercih etti.

Şehzadeliğinden beri ünlü bilginleri etrafına topladı ve kendini yetiştirmeye çalıştı. Zamanında yetişen pek çok alim, sanatkar ve şaire çalışmalarından dolayı ihsanlarda bulundu, hediyeler verdi.

II. Bayezid oldukça dindar bir insandı. İstanbul’da kendi adına yaptırdığı Bayezid Camii’nin inşası bitince Padişah “Her kim ömrü boyunca ikindi ve akşam namazlarının sünnetlerini terk etmemiş ise, ilk Cuma namazında imam olsun” demişti. Bu hususta kendisinden başka kimse çıkmamış, savaşta ve barışta hiçbir sünneti bırakmadığı için namazı kendisi kıldırmıştır.

Edebiyata yoğun bir ilgi duyan Bayezid’in mührünü taşıyan bir çok eser hâlen Türkiye ve Avrupa kütüphanelerinde mevcuttur. Hatta, okuduğu kitaplar hakkında düşüncelerini de yazmaktaydı. Namına çok eser yazılmıştır. Bunun yanı sıra, Türk dili’nin gelişmesi için büyük hizmet verdi. O, eserlerin açık ve anlaşılır bir dil ile yazılmasını isterdi. II. Bayezid musiki ile de ilgilendi. Sultan’ın eserlerinden yalnız 8 tanesinin notası zamanımıza kadar gelebilmiştir.

deneme3

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.