Kategoriler
ALTIN FİYATLARI EKONOMİ GÜNCEL

Altın Yükselir mi, Düşer mi? Altının Durumu Ne Olacak?

Son günlerde dünya ekonomi piyasasında kriz havasının esmesi ve üzerine de Amerika Birleşik Devletleri’nin kredi notunun düşmesi, bütün piyasaları alt-üst etti. Bir anda birçok para biriminin değeri inanılmaz oranlarda değişti. Bütün dünyanın ortak bir göstergesi durumunda olan altının bu durumdan etkilenmemeside düşünülemez tabiki. Altın bu son dalgalanmalarda yüzde 40’a yakın değer kazandı. 2008’den beri sürekli yükselme eğiliminde olan altının bu kadar değerlenmesi bütün insanları düşündürüyor. Hemen hemen herkes altının sonunun ne olacağını merak ediyor. İşte bu konudaki uzman görüşleri;

Altın  Yüzde 30 Düşebilir!

Altın fiyatları konusunda uzmanlarda ikiye bölünmüş durumda. Aegis Capital’in şef yatırım stratejisti Stanley Crouch’a göre doların birçok para birimi karşısında değer kazanması, rekor yüksek seviyelerdeki altının yüzde 30’a yakın kaybına neden olabilir. 2 milyar doları yöneten Crouch, “Amerikan para birimi dolar, tek ayakta kalan yatırım aracı olabilir” diyor. Crouch, “ABD, Japonya ve Avrupa’dan daha iyi durumda. İngiliz ekonomisinde de riskler var. BRIC yavaşlıyor. Dolayısıyla bir veya iki yıl içinde dolar değer kazanıp altın düşebilir” yorumu yapıyor.

Altın Yeniden Yükselecek!

Uzmanlardan bir kısmı da sert düşüşten sonra yeniden bir rallinin başlayabileceğini belirtiyor. Kısa vadede altının diğer emtia araçlarının daha fazla değerleneceğini belirten Westpac Institutional Bank’ın kıdemli ekonomistlerinden Justin Smirk, sorunların henüz çözülmediğine dikkat çekip, “Düşüş düzeltme hareketiydi” diyor.

Kategoriler
TARİH

Demir Perde Nedir, Ne Demektir? Demir Perde Ülkeleri Hangileridir?

Günümüzden aşağı yukarı 20 yıl önce, yani Sovyetler Birliği dağılmadan önce, dünya resmen ikiye ayrılmıştı. Haritada da gözüktüğü gibi, dünyadaki bazı ülkeler mavi blokta yani Amerika’nın başını çektiği liberal kutup, diğerleri ise Sovyetler Birliği, yani günümüzün Rusya’sının başını çektiği kızıl blok, diğer adıyla Komün Blok. Bizde uzmanportal.com olarak, sizlerle bu yazımızda Kızıl Bloku oluşturan Demir Perde Ülkelerine değineceğiz.

Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği ve onun Doğu ve Merkez Avrupa’daki müttefiklerini tanımlamak üzere kullanılmış olan bir terimdir. 1947’de, başta Polonya, Romanya, Bulgaristan, Macaristan ve Doğu Almanya olmak üzere komünist rejim altına giren birçok ülke Moskova’dan yönetilen bir blok haline gelmiş bulunuyordu.

Uluslararası komünizm faaliyetlerini yeniden örgütlemek üzere, Avrupa’nın önde gelen komünist partilerini Silezya’da bir konferansta topladılar. Bu toplantının sonunda, 5 Ekim 1947’de Kominform’un kurulduğu ilan edildi ve yayınlanan bildiride dünyanın iki bloka ayrılmış olduğu açıklandı.

Yayınlanan belgelere göre kominform’un amaçları şöyle idi:

İşçilerin yegane vatanı olarak kabul edilen Sovyetler Birliği’nin savunulması,

Amerika Birleşik Devletleri tarafından temsil edilen emperyalizme karşı mücadele edilmesi,

Tüm dünyayı kapsayacak olan bir Sovyetler Cumhuriyeti’nin kurulması.

Uluslararası komünizm hareketini koordine etmek için kurulmuş olan Kominform’un merkezi Belgrad şehri idi.

“Demir Perde” tanımı 5 Mart 1946 tarihinde Fulton’da bir konferansta Churchill tarafından yapılmıştır. Doğu Bloğu terimi Varşova Paktı ve Comecon yerine de kullanılır.

Yugoslavya hiçbir zaman Doğu Bloğu veya Varşova Paktı’nın bir parçası olmamıştır. Yugoslavya komünist bir ülke olmasına rağmen, dönemin lideri Mareşal Tito II. Dünya Savaşı esnasında direnç gösteren bir partizan olarak yönetime geldi ve bu yüzden Sovyetler Birliği ülkeyi birliğe katamadı. Soğuk Savaş esnasında Yugoslavya hükümeti kendisini iki cephe arasında tarafsız bir noktaya yerleştirdi ve Tarafsız Müttefikler Hareketi’nin kurucularından birisi oldu.

Buna benzer olarak, Stalinci Arnavutluk hükümeti II. Dünya Savaşı’nın sonucunda Sovyet Kızıl Ordu’dan bağımsız bir şekilde yönetime geldi. Arnavutluk, Sovyetler Birliği ile bağlarını 1960’ların başlarında Çin-Sovyet Ayrılığı sonucunda kopararak, Çin Halk Cumhuriyeti ile müttefik oldu.

Doğu Bloğu’ndaki ülkeler kimi zaman Sovyetler Birliği’nin etki küresinin içinde Kızıl Ordu sayesinde tutuluyordu. Macaristan, Sovyet kaynaklı hükümetini devirip bunun yerine daha demokratik ve Moskova’dan bağımsız bir yol izleyen başka bir partiyi iktidara getirmesinin hemen ardından 1956 yılında Kızıl Ordu tarafından işgal edildi.

Çekoslovakya da benzer şekilde Prag Baharı olarak ta bilinen liberalizasyon sürecinin ardından 1968 yılında işgal edildi. Sonraları, bu müdahaleler Sovyet resmi yaşantısında Brejnev Doktrini olarak anıldı.

1980’lerde Sovyetler Birliği Doğu Bloğu’ndaki ülkeler üzerindeki baskısını azaltarak, bu ülkelerin iç işlerindeki kararlarını belirlemesine izin verdi. Brejnev Doktrini’nin yürürlükten Sinatra Doktrini lehine kalkması Avrupa üzerinde dramatik bir etki yarattı. Doğu bloğu 1989 yılında Sovyet rejiminin Doğu Avrupa’da çökmesi ile birlikte sona ermiş oldu.

Kategoriler
TARİH

Amerika’daki Özgürlük Heykelini (Anıtını) Kim, Ne Zaman ve Neden Yaptı?

Maalesef şuanda dünyanın tek süper gücü durumunda olan Amerika Birleşik Devleri’nin bütün dünyaca bilinen birçok özelliği, yeri, yapısı var ama Amerika’nın simgesi nedir diye sorsanız, herkesten alacağınız cevap kesinlikle Özgürlük Heykeli olacaktır. Dünyadaki herkesin elinde meşale tutan heykel olarak adını ezbere olarak bildiği Özgürlük Anıtı’nı acaba kim, ne zaman ve niçin yaptı? İşte bu soruların cevabını bulabileceğiniz yazımız;

Heykel, 19. yüzyılın ortalarında Türk toprağı olan Mısır’a dikilmesi maksadıyla Fransızlar tarafından hazırlanmış ama sonradan yaşanan bazı şanssızlıklar yüzünden Mısır yerine Amerika yolunu tutmuştu. İşin daha da garip tarafı, heykelin masraflarının büyük kısmının, zamanın hükümdarı Sultan Abdülaziz tarafından bizzat ödenmiş olmasıydı.

1880’li senelerde Fransa’da yapılan Özgürlük Heykeli’nin masraflarının büyük kısmının Osmanlı’dan çıkıp, projesinin New York’a değil, o yıllarda Türk toprağı olan Mısır’a dikilmek üzere hazırlanarak son anda yaşanan bir talihsizlik neticesinde Amerika’ ya gitmiştir.

 

Kaçırılan Bu Fırsatın Kısa Öyküsü

19. asırda Osmanlı İmparatorluğu’nun toprağı olan Mısır, yüz- yılın ilk yıllarından itibaren Kavalalı Mehmet Ali Paşa’ nın soyun dan gelen ‘Hıdiv’ unvanlı valiler tarafından idare ediliyordu ve içişlerinde bağımsız hale gelmişti. Mısır valileri, sadece yabancı memleketlerle imzaladıkları anlaşmalarla mali protokolleri padişaha tasdik ettirmekle yükümlüydüler ve İstanbul, bu gibi talepleri genellikle her zaman yerine getiriyordu.

 

Mısır Valisi Said Paşa’nın Fransız mühendis Ferdinand de Lesseps’e 1854’te hazırlattığı ve Akdeniz ile Kızıldeniz’i birbirine bağlayacak olan Süveyş Kanalı projesi de onaylanmak için Osmanlı hükümdarına sunulmuştu. Projenin arkasında Fransa vardı ama İngiltere, Akdeniz’deki ve Hindistan’daki hakimiyetini sona erdirebilecek olan böyle bir hazırlığa karşı çıkıyor ve zamanın hükümdarı Sultan Abdülaziz’i, projeyi reddetmesi için devamlı bir baskı altında tutuyordu.

 

Said Paşa, İstanbul’un tasdikini beklemedi ve 1854’ün 30 Kasım’ında Fransız mühendise projenin hayata geçirilmesi için gerekli şirketin kurulması iznini verdi. Fransız sermayesiyle kurulan şirketin hisse senetlerinin tamamı satılınca İngiltere, Sultan Abdülaziz’e daha da fazla baskı yapmaya başladı ve hükümdar, Mısır Paşası’nın projesini 12 yıl boyunca onaylamadı.

 

Mısır tarafı ise, İstanbul’un tasdiki gelmeden işe başladı ama Said Paşa 1863’te birdenbire ölüverdi. Yerine geçen İsmail Paşa ise Fransız değil, İngiliz taraftarıydı, bu yüzden iktidarının ilk yıllarında projeye gereken önemi vermedi ama daha sonraki senelerde Kanal’ın Mısır’a nasıl bir hayati değişiklik getireceğini farkedince işe o da dört elle sarıldı. Kazılar neredeyse tamamlanmak üzereyken Fransız hükümeti, Sultan Abdülaziz’e İngilizler’den daha fazla baskı yapmaya başladı.

 

Sultan Abdülaziz, 1866’nın 19 Mart’ında yayınladığı fermanla Kanal’a izin verirken Kanal Şirketi ile Said ve İsmail Paşalar arasında varılan anlaşmaları onayladı, üstelik Mısır’ın kanal inşaatı için yaptığı dış borçları da devlet garantisi altına aldı ve kendisi de Kanal Şirketi’nin hisselerine oldukça yüksek bir meblağ yatırdı.

 

Asya’nın Işığı Olacaktı

Said Paşa ile kanalın mühendisi olan Ferdinand de Lesseps arasında 1854’te varılan anlaşmanın çok ilginç bir maddesi vardı: Kanal’ın Akdeniz’e açıldığı yere dev bir heykel dikilecekti. Heykel, firavunlar zamanının giysilerine bürünmüş bir kadın şeklinde olacak ve elinde ‘Asya’nın ışığının Mısır’dan geldiğini’ sembolize eden bir meşale tutacaktı. Sultan Abdülaziz’in ödediği paralar arasında yapılacak olan heykelin masraflarının bir bölümü de vardı.

 

Paşa ve mühendis, eseri Fransa’nın tanınmış heykeltraşlarından olan Frederic Auguste Bartholdi’ye sipariş ettiler, hatta bir hayli avans da ödendi ve Bartholdi işe başladı. Dikileceği yerde monte edilecek şekilde parçalar halinde hazırlanan heykel birkaç sene sonra tamamlanmış, kanalın Akdeniz’e açıldığı yerde birkaç hafta içerisinde yerleştirilebilecek hale getirilmiş ve Marsilya’dan bir gemi ile Mısır’ a nakledilmesinin hazırlıklarına bile girişilmişti.

Said Paşa’dan sonra Mısır’ın başına geçen İsmail Paşa, Müslüman bir memlekette böylesine büyük bir heykelin dikil- mesinin halk arasında hoşnutsuzluk yaratacağını düşündü ve mü hendis Ferdinand de Lesseps’e, heykelin Mısır’a getirilmemesi talimatını verdi. Mühendis’in Paşa’yı ikna çabaları neticesiz kaldı. Süveyş Kanalı 1869 Kasım’ ında dünyanın dört bir tarafından gelen davetlilerin katıldı ğı büyük ama “heykelsiz” törenlerle açıldı. Bartholdi’nin eseri ise, Mısır’da bu yaşananlardan sonra Paris’te bir depoya kondu ve tozlanmaya terkedildi.

 

O yıllarda dünyanın bir başka tarafında, Fransa ile Amerika Birleşik Devletleri arasında büyük bir muhabbet yaşanıyor ve taraflar birbirlerine jest üstüne jest yapıyorlardı.

 

Heykel Amerika Yolunda

Paris’te kurulan Fransız-Amerikan dostluk grubunun lideri olan Edouard Rene Lefebvre de Laboulaye, Fransız Hükümeti’ni Amerikalılar’ın Fransa’n ın dostluğunu daima hatırlamaları için bir hediye gönderilmesi konusunda ikna etti ve hediyenin devasa bir heykel olması kararlaştırıldı. Heykel bir elinde hukuku simgeleyen bir kitap tutacak, diğer elinde de “Dünyayı aydınlatan özgürlüğün sembolü” olan bir meşale taşıyacaktı.

 

Sipariş gene aynı heykeltraşa, Frederic Auguste Bartholdi’ ye verildi. Bartholdi’nin eseri zaten hazırdı, senelerden beri bir depoda beklemedeydi ve tek eksiği üst kısmında, yani elleriyle kollarında ve yüzünde bazı değişiklikler yapılmasıydı.

 

Amerikalılar heykelin New York’un hemen girişinde bulunan ufak adalardan birine yerleştirilmesine karar verdiler. Bartholdi, kaidenin yerini görmek için New York’a gitti ve Paris’e dönüşünde yeniden işe başladı. Bakır ve çelikten yaptığı heykelin mühendisliği ilgilendiren taraflarını Paris’e kendi adıyla anılan bir kule dikmiş olan Gustave Eiffel ile beraberce çalışarak tamamladı ve 1884 Haziran’ ın ilk günlerinde eserini Fransız hükümetine teslim etti. Bartholdi heykelin yüzünü tamamen değiştirmiş ve metale annesi Charlotte’ in siluetini işlemişti. Birbirine monte edilecek şekilde yapılmış 350 parçadan oluşan heykel “İsere” adındaki bir Fransız gemisine yüklendi ve 4 Kasım 1885 günü New York’a ulaştı.

 

New York’ta, bu arada heykelin kaidesinin yapımı için bir bağış kampanyası başlamış, ilk bağışı Macar göçmeni olan, New York’ta ‘World’ adında bir gazete çıkartan Joseph Pulitzer yapmış ve kaide için 100 bin dolar vermişti. Macar göçmeni gazeteci, daha sonra gazetecilikte dünyanın en büyük ödülü sayılan “Pulitzer”in de isim babası olacaktı.

 

Kaidenin inşasından sonra sıra heykelin dikilmesine ve resmi açılışa geldi. Bartholdi, New York’a yanına bu defa Süveyş Kanalı’ nın mühendisi ve heykelin fikir babası olan Ferdinand de Lesseps’i de alarak gitti ve 1886’nın 25 Ekim’inde yapılan törende eserinin açılışını bizzat yaptı.

Kategoriler
ARABA

İşte Formula 1 2012 Yarış Takvimi

FIA, Formula 1 2012 sezonun takvminin taslağını belirledi. Takvim’de Türkiye Grand Prix’i 6 Mayıs olarak gösterilmiş durumda. Ancak yarışların Türkiye’de yapılmasına devam edilip edilmeyeceği için resmi bir anlaşma imzalanmadı.

Takvime göre sezon 11 Mart da Bahreyn’de başlayacak ve 25 Kasımda Brezilya ile sona erecek. Sezon 21 yarıştan oluşacak ve bu F1 tarihinde bir sezonda en fazla koşulan yarış olacak.

2007 yılınının ardından Amerika tekrar takvime geri dönecek. Yarış Kanada GP’den 1 hafta sonra 17 Haziranda yapılacak.

2012 FIA Formula 1 takvimi:

11/03/2012 Bahreyn

18/03/2012 Avustralya

01/04/2012 Malezya

08/04/2012 Çin

22/04/2012 Kore

06/05/2012 Türkiye*

20/05/2012 İspanya

27/05/2012 Monaco

10/06/2012 Kanada

17/06/2012 ABD

01/07/2012 Valencia, İspanya

15/07/2012 İngiltere

29/07/2012 Almanya

05/08/2012 Macaristan

02/09/2012 Belçika

09/09/2012 İtalya

30/09/2012 Singapur

14/10/2012 Japonya

28/10/2012 Hindistan

11/11/2012 Abu Dhabi

25/11/2012 Brezilya

Kaynak : haber 7

Kategoriler
BİYOGRAFİ GÜNCEL

Usame Bin Ladin Kimdir? Kısaca Hayatı ve Yaptıkları

Usame Bin Ladin, 10 Mart 1957’de Yemen’de doğan, kökten dinci bir grup olan El Kaide’nin kurucusu ve lideridir.

Çok zengin Suudi Arabistanlı bir ailenin çocuklarından biridir. Usame bin Ladin’in kökü Güney Yemen’de Hadramut’tur. Babası Muhammed 1930’da geldiği Suudi Arabistan’da hızla yükseldi ve zamanla Ortadoğu’nun en büyük müteahhitlerinden biri oldu. 1968’de kaza sonucu öldüğünde mirası 11 milyar dolardı. Oğulları hep Suud prensleriyle birlikte büyümüş ve okumuştu.

Genç yaşta Müslüman Kardeşler teşkilatının fikirlerinden etkilenen Usame bin Laden, 1979 Aralık ayında, arkadaşı, Suudi Gizli Servisi Şefi Prens Turki bin Faysal tarafından Pakistan Peşaver’e yollandı. Buradaki kamplarda, başta Arap ülkeleri olmak üzere dünyanın dört bir tarafındaki İslâmcı gençler birer uzman savaşçıya çevriliyordu. Beş ülkenin birlikte üstlendiği bu çalışmanın sorumluluğu Pakistan Gizli Servisi ISI’deydi, yürütücüsüyse Filistin asıllı Abdullah Azzam’dı.

Azzam’a asistanlık yapan Usame bin Ladin, bizzat savaştı, hatta Celalabad yakınlarında yaralandı. 1986’da kendi kamplarını kurdu. Kurumsallaşmasının temelini 1988’e doğru gönüllüler hakkında bilgileri içeren bir veritabanı kurarak attı. Bu bilgisayar kayıtlarından hareketle ‘El Kaide’ adlı bir yapılanma ortaya çıktı. Suud rejimi, cihadı her yere yaymak isteyen bu kişiden korkmaya başladı ve 1989’da pasaportuna el konuldu.

Haziran 1990’da Saddam Kuveyt’e girince Usame bin Ladin, Suudi sınırlarının korunması görevinin kendisi ve tabanına verilmesini istedi. Kral Fahd Amerikan askerlerini çağırınca çok öfkelendi; önce Pakistan’a, ardından Afganistan ve nihayet Sudan’a gitti. Artık Pakistan’da istenmeyen ve kendilerine yer arayan binlerce cihatçıyı Sudan ve Yemen’e yerleştirdi, onlara birçok ülkede iş buldu.

ABD’ye karşı ilk cepheyi Somali’de açan ve 1994’te Suud vatandaşlığından çıkarılan Usame bin Ladin, uzun bir süredir, iktidarı almalarına epey yardımcı olduğu Taliban’ın himayesinde Afganistan’da yaşıyor. ABD’nin, yakalanması için 25 milyon dolar ödül koyduğu Usame bin Ladin, hiçbir eylemi açıkça üstlenmiş değil, ama hiçbirini kınamış da değil. Zaten Usame bin Ladin’in adı yapılandan çok, yapılacağı iddia edilen eylemlerle anılıyor. 11 Eylül 2001 saldırılarının faili olduğu iddia edilmektedir ve bir kaset yayınlamıştır ve büyük zaferle karşılanmıştır. Fakat bu kasetteki kişinin Usame bin ladin olduğu süphelidir. İslâmî hareketlerde bulunmuş Cihatı yaymaya çalışmıştır.South park adlı dizide bir çok kez öldürülmüştür.

11 Eylül saldırılarından sonra hedef haline gelen Ladin öldürülme ihtimaline karşılık yazdığı vasiyetinde El Kaide’nin devamı için en uygun gördüğü ismi Halid bin Kasım olarak belirtmiştir.

1 Mayıs 2011 tarihinde El Kaide lideri Usame Bin Ladin Pakistan’da İslamad yakınlarında bulunan bir evde yapılan bir operasyonla öldürüldü.

Kategoriler
DİN

ŞOK! Amerikalı Rahip Kuranı- Kerim’i Yaktırdı! İşte Kahrolası Olayın Görüntüleri

Kuran-ı Kerim, bu dünyaya gelmiş en kutsal şeydir, ondan daha üstün kitap gelmemiştir hiçbir zaman yeryüzüne! O mukaddeslerin en mukaddesidir, o ki Yüceler Yücesi’nin kelamdır  hiç kuşkusuz! 1400 yıl önce Hazreti Peygamber dünyayı şereflendirdiği zaman, insanlık O’nun yaydığı ışıkla aydınlanmış, cehalet sona ermiş, yeryüzüne adalet ve doğruluk yayılmaya başlamıştır. Kuran- Kerim, o kadar yüce bir kitaptır ki, onun için insanlara veya insanlığa zarar verecek, olumsuz bir tane ifade bulamazsınız. Hal böyleyken bazı kendini bilmezler, Kutsal Kitabımıza hiç olmadık şekilde kötü davranmaya, utanç verici şeyler yapmaya başladılar. İşte onlardan bir tanesi daha! Amerika Birleşik Devletlerinde Terry Jones isimli bir  rahip, verdiği bir kararla Kutsal Kitabımızı yaktırıyor. Allah’ın belasını verdiği insan, kendisini ve bundan mutluluk duyan nice nice insanları da beraberinde cehenneme sürüklediğinin hiç farkında değil! Gün gelecek bin pişman olacak bu kahrolası insanlar, bu yaptıkları rezaletin elbetteki cezasını çekeceklerdir! Biz müslümanlarında bu tür konularda tepkisiz kalmaması, organize ve birlik içerisinde olması lazım artık! Ey müslüman kardeşler, ne olun bırakın artık kendi aranızdaki çekişmeleri, kardeş kanı dökmeyi, birbirimi kötüleyip nefet etmeyi! Vakit birlik vaktidir! Vakit elele vermiş İslam düşmanı Hristiyan ve Yahudilere karşı birlik olma vaktidir. İşte hepimizin ders çıkarması gereken o lanet olası olayın videosu;

 

Kategoriler
SPOR

Basketbol Nedir, Nasıl Oynanır? Basketbolun Teknik Özellikleri ve Oyun Kuralları

Futboldan sonra dünyanın en sevilen, en çok oynanan, en rağbet gören sporudur basketbol. Geçmişi neredeyse futbolla aynı zamana kadar uzanan basketbol, bazı nedenlerden dolayı futbol kadar tutulmasa da ikinciliğini diğer hiçbir spora kaptırmamıştır. Öyleki bazı ülkelerde basketbol, futbolun bile önüne geçmiştir. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri’nde durum böyledir.

Basketbol, beşer kişilik takımlar halinde elle ve topla oynanan, yüksekliği 3,05 metre olan pota adı verilen çemberden geçirerek kazanmaya çalışılan takım oyunudur. Tüm dünyada popüler olan bir spor türüdür. İlk olarak 1891 yılında James Naismith tarafından oynatılmıştır. James Naismith’in basketbolu Mayas kabilesinin tlahiotenie oyunundan esinlendiği düşünülmektedir.

Basketbol, ABD’nin Massachusetts eyaletinde, Springfield Genç Erkekler Birliği (YMCA) Eğitim Okulu’nda beden eğitimi öğretmeni olan James Naismith tarafından 1891’de yapılmıştır. Atlet ve beyzbolculara kış antremanı yaptırmak amacıyla geliştirilen bu oyunda amaç, tahtadan yapılmış sepetlere topun sokulmasıydı. İlk oynayış şeklinde, 7 kişilik iki takım arasında 20’şer dakikalık üç devre üzerinden oynanmıştır. Oyunun asıl hedefini sepetler oluşturduğundan, Dr. Naismitih tarafından bu oyuna “sepet topu” anlamına gelen “basket ball” adı verilmiştir.

Çocukların bedensel ve ruhsal gelişimi açısından da önemli olan basketbol, takım oyunu olması nedeniyle bireysel ve toplumsal gelişime de etkilidir.

Basketbol, yapılmasından kısa bir süre sonra YMCA’yı aşarak bütün okullara, üniversitelere ve hatta semtlerde bulunan jimnastik salonlarına kadar yayılmıştır. Gençlerde bu spora karşı uyanan istek ve heyecanda kulüpleri basketbol şubeleri açıp takımlar kurmaya zorlamış ve böylece basketbol, Amerika’nın en popüler ulusal oyunu haline gelmiştir.

Basketbolun Avrupa’daki ilk denemesi, 1893 yılında Paris’in Trevise sokağındaki eski bir jimnastik salonunda yapılmıştır. Daha sonraları, özellikle I. Dünya Savaşı sırasında, basketbolun Avrupa’da yayılmasında Amerikalı askerlerin büyük etkisi olmuştur. Hızla gelişme gösteren basketbol böylece Avrupa’da en gözde sporlar arasında yerini almıştır. Amerika, 1897 yılında erkeklerde, ardından 1900 yılında bayanlar arasında ilk milli basketbol şampiyonlarını düzenleyerek, bu sporu ülke çapında popüler hale getirmiştir. Amerikalılar millî spor olarak benimsedikleri basketbolu, 1904 St. Louis Olimpiyat Oyunları’nda kulüp takımları arasında maçlar düzenleyerek, Olimpiyat Oyunları’na katılan tüm ülkelere tanıtmışlardır. 1905 yılında dünyanın en büyük spor salonlarından Madison Square Garden, kapılarını basketbola açmıştır.

Uzakdoğu’da da 1913 yılından itibaren karşılaşmalar yapılmaya başlanmıştır. Böylece bu oyun birkaç yıl içinde Kanada, Fransa, İngiltere, Avustralya, Çin ve Hindistan başta olmak üzere, tüm dünya ülkelerine hızla yayılmış, özellikle büyük kentlerdeki geniş spor alanlarında yapılan üniversiteler arası karşılaşmalar, basketbolun seyirlik spor olarak yayılmasında önemli katkılar sağlamıştır. Uluslararası Amatör Basketbol Federasyonu, uluslararası karşılaşmaları yönetmek amacıyla, 20 Haziran 1932’de İsviçre’nin Cenevre şehrinde İsviçre, Yunanistan, İtalya, Portekiz, Arjantin, Romanya ve Çekoslovakya basketbol federasyonlarının işbirliği ile oluşturulmuştur. FIBA her dört yılda bir, Olimpiyat Oyunları’nın düzenlendiği şehirde toplanarak, basketbolu daha çekici hale getirmek için gerekli kural değişikliklerini yapmaktadır.

Avrupa Basketbol Şampiyonası, 1935 yılında başlamış olup, 2 yılda bir düzenlenmektedir. Amatör bir spor dalı olarak basketbol, ilk kez 1936’da Berlin’de düzenlenen Olimpiyat Oyunları’na dahil edilmiştir. 1951 yılında başlayan Erkekler Dünya Şampiyonası’nı 1953’te Bayanlar Dünya Şampiyonası izlemiş, Olimpiyat Oyunları’na basketbol dalında bayanlar ilk kez 1976’da katılmışlardır. Avrupa Ligi ise 1995-96 sezonunda başlamıştır.

 

Basketbol Oyun Alanının Özellikleri

1891 yılındaki Springfield Koleji’ndeki ilk basketbol sahası. Duvara monte edilen pota bir şeftali sepetidir.

Basketbol çoğunlukla kapalı salonda oynanır. Dikdörtgen biçimindeki basketbol alanının tabanı sert tahtadan yapılır. Alanın boyutları değişiklik göstermekle birlikte, ideal boyutlar 28 m x 15 m’dir. Oyun alanı bir orta çizgiyle ikiye ayrılır. Bu çizginin tam ortasında, orta yuvarlak denen bir daire çizilidir. Basketbol alanının karşılıklı olarak kısa kenar çizgilerinde birer pota bulunur. Pota, kenar çizgisinden 1,2 metre içeridedir ve 1,8 m x 1,2 m boyutlarındadır ve çoğunlukla panyalarda cam beyazı plastik kullanılır. Pota üzerinde, yerden 3,05 metre yükseklikte bir sepet bulunur. Sepet, 45 cm çapında demir bir çember ile buna asılı, alt kısmı açık, beyaz bir fileden oluşur. Basketbol elle oynanır ve atılan top yukarıdan çembere girip fileden geçerek aşağıya düşünce sayı olur. Basketbol topunun çevresi yaklaşık 75-78 cm, yarıçapı yaklaşık 12,3 cm, ağırlığı 600-650 gramdır.

 

Basketbol Nasıl Oynanır – Basketbol Oyun Kuralları

Basketbol müsabakaları iki hakem tarafından yönetilir. Misafir takım sahayı seçme hakkına sahiptir. Her devreden sonra saha değişimi yapılır. Oyun, orta saha çizgisinde her takımdan birer oyuncu arasında yapılan hava atışı ile başlar. Hava atışına çıkan oyuncular, topu tek elleri ile takım arkadaşlarına kazandırma hedefini taşır.

Oyun, 10’ar dakikalık (NBD’da 12’şer dakikalık) dört periyottan oluşur. Beraberlik durumunda uzatma periyodu oynanır. Her takım ilk üç periyotta ve uzatma periyodunda 2’şer dakikalık bir, dördüncü periyotta iki mola hakkına sahiptir. İkinci ile üçüncü periyot arasında 15 dakikalık devre arası verilir.

Hücum eden takım, kendi sahasını 8 saniye içinde terk etmek, 24 saniye içinde de hücumunu tamamlamak zorundadır, aksi halde top kullanma hakkı rakip takıma geçer.

Oyuncu topla birlikte, top sürme, pas atma, şut atma aktivitelerini yapma şansına sahiptir. Bir oyuncu top sürerken, topu eline alarak durdurursa, tekrar top sürme şansına sahip değildir; topu istediği yöne ve kişiye pas ya da şut atmak zorundadır.

Her takım 5 kişiden oluşur ve takımların sınırsız oyuncu değişikliği hakkı vardır. Eğer faul hakkını doldurmamışsa, her çıkan oyuncu tekrar oyuna dahil olabilir. Bir takımdaki beş oyuncudan biri ortada, ikisi savunma ve ikiside hücum oyuncusudur.

Oyunu bir baş hakem ve yardımcı hakem olarak iki hakem yönetir.

Her oyuncu beş faulle oyun dışında kalır, tekrar o maç için oyuna dahil olamaz. Her oyuncunun bireysel olarak yaptığı faul sayısının toplamı, takım faullerini de belirler. Toplamda dört takım faulüne ulaşan takımın daha sonra yaptığı her faul, karşı takıma serbest atış kullanma hakkı kazandırır.

Hakem tarafından durdurulmadıkça, top potadan veya çemberden dönerse oyun devam eder. Ayrıca, oyuncu sahayı belirleyen çizgilerin dışına temas etmedikçe, top oyun çizgilerinin dışına değmeden havadan saha çizgisinin dışına çıksa dahi, oyuncu topu içeri çevirebilirse de oyun devam eder.

Her sayı atışından sonra veya hakemin düdüğü çalmasının ardından, oyun ve oyun zamanı durur. Sayı yiyen takımın pota gerisindeki çizgi arkasından topu oyuna sokması ile hem zaman hem de oyun tekrar başlar. Oyun içindeki diğer durumlara göre, hakemin gösterdiği yerlerden, top oyuna sokulur.

Üç sayı çizgisi içinden yapılan her başarılı atış iki sayı, üç sayı çizgisi gerisinden yapılan her başarılı atış üç sayı olarak değerlendirilir. Faullerden veya kural ihlallerinden dolayı kazanılan başarılı serbest atışlar bir sayı olarak değerlendirilir.

Oyuncular iki durumda cezalandırılır:

  1. Bireysel kural ihlalleri,
  2. Faul yapılan durumlar.

 

Kural ihlali veya hatası (hatalı yürüme, topun çizgi dışına çıkması, hücum oyuncusunun üç saniyeden fazla potanın dibindeki bölüm içinde durması v.b) top kullanma hakkını karşı takıma verir. Yapılan bireysel fauller (itme, çekme, vurma, tutma v.b) ise oyuncunun faul cezası almasını sağladığı gibi faulün yapıldığı yer göz önünde bulundurularak, rakip topu yandan oyuna sokar, ya da serbest atış yapma hakkı kazanır.

Serbest atış hakkı adedi, faulun yapıldığı zaman, yer ve çeşidine göre değişir. Şut atışı sırasında faul yapılmış ve atış sayı olmamışsa atışı yapan takıma iki serbest atış hakkı verilir. Eğer atış sayı olmuşsa, bir serbest atış hakkı verilir. Bir takım, bir devredeki “takım faul” sınırını geçmiş ve atış sahası dışında faul yapmışsa, faul yapılan oyuncuya iki serbest atış hakkı verilir. Teknik faullerde (oyunu geciktirme, centilmenlik dışı davranışlar, hakeme itiraz, izinsiz oyuna girme v.b) iki serbest atış hakkı verilir. Faul eğer sert bir müdahale ile gerçekleşmişse hakem oyuncuyu oyundan atma cezası verebilir.

Kategoriler
GÜNCEL

2050’de Türkiye’nin Nüfusu Ne Kadar Olacak? İşte Bilimsel Verilere Göre Ülke Ülke 2050 Nüfusları

Son yıllarda hızla her alanda gelişen ülkemiz, gelecek hedeflerini hep 2023’e ve 2050’ye indekslemiş durumda. 2023’ün önemi cumhuriyetimizin 100. yıl dönümü olması, 2050 ise milenyumun ve içinde bulunduğumuzun yüzyılın ortası olması. Bu yüzden de 2050 yılı her ülke için çok önemli ve bazı konularda da önemli verilerin göstergesi olacak. Birleşmiş Milletlerde bu konuya değinip, önemli bir araştırmaya imza atmış, bizde bu konuyu paylaşacağız sizlerle. Bu araştırmanın konusu 2050 yılında dünyanın önemli devletlerinin nüfus büyüklükleri. İşte sizi çok şaşırtacağına inandığımız araştırma sonucu veriler;

Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) tahminlerine göre, dünya nüfusu 2010 yılında, geçen yıla kıyasla, yaklaşık bir Türkiye nüfusu kadar 79 milyon kişi arttı ve 6 milyar 908.7 milyon oldu. Dünya nüfusu, 2050 yılında 9 milyar 150 milyonu bulacak.

UNFPA verilerine göre, nüfusu 2009 yılında 1 milyar 198 milyon kişi olan Hindistan, 2010 yılında 1 milyar 214,5 milyona ulaştı. Hindistan, 2050 yılına kadar, 399,3 milyonluk artışla 1 milyar 613,8 milyon olacak ve şu anda kendisinden 139,6 milyon daha fazla nüfusa sahip Çin’in 196,8 milyon önüne geçecek.

Bu dönemde Pakistan 150.4  , Nijerya 130.8  , Etiyopya 88.8  , ABD 86.3  , Kongo Demokratik Cumhuriyeti 79.7  , Çin 62.9 milyon kişi artacak.

2050’de TÜRKİYE’NİN NÜFUSU 97 MİLYONU AŞACAK

Türkiye nüfusu ise 2050 yılına kadar, 75.7 milyondan, 21.7 milyonluk artışla 97.4 milyona yükselecek.

Halen Türkiye nüfusundan az bir nüfusa sahip olan Kongo Demokratik Cumhuriyeti nüfusta Türkiye’yi geçerken, Almanya, Türkiye’nin gerisinde kalacak.

Bu dönemde, büyük nüfuslu ülkelerden Japonya’da 25.3  , Rusya’da 24.3 ve Almanya’da 11.6, İtalya’da 3 milyonluk nüfus azalması olacak.

ABD, 86.3 milyonla gelişmiş ülkeler içindeki en yüksek nüfus artışlarından birini gerçekleştirerek nüfusunu 317.6 milyondan 403.9 milyona çıkaracak ve üçüncülükteki yerini koruyacak.

Halen altıncı sırada yer alan Pakistan, 335.2 milyonluk nüfusla dördüncü sıraya yükselirken, dördüncü sıradaki Endonezya 288.1 milyonluk nüfusla altıncı olacak. 2010 itibariyle 158.3 milyon nüfuslu Nijerya ise 2050’de 289.1 milyonluk nüfusuyla dünyada 5. büyük ülke olacak.

Nüfus büyüklüğüyle şu anda 17’inci sırada yer alan Türkiye, 21.7 milyonluk nüfus artışına rağmen, Almanya’yı geride bırakacak, ancak Kongo Demokratik Cumhuriyeti ile Tanzanya’ya geçilmekten kurtulamayacak ve 18’inci sıraya inecek.

AFRİKA NÜFUSU 1 MİLYAR AŞTI, 2050’DE 2 MİLYARA DAYANACAK

Halen 6.9 milyar düzeyinde bulunan dünya nüfusunun 1 milyar 237.2 milyonu gelişmiş ülkelerde, 5 milyar 671.5 milyonu az gelişmiş ülkelerde (bunun 854.7 milyonu da en az gelişmiş ülkelerde) yaşıyor.

2050 projeksiyonunda da 9 milyar 150 milyon olacağı tahmin edilen dünya nüfusunun 1 milyar 275.2 milyonunun gelişmiş ülkelerde, 7 milyar 946 milyonunun az gelişmiş ülkelerde (bunun 1 milyar 672.4 milyonu en az gelişmiş ülkelerde) olacağı öngörülüyor.

2010 itibariyle dünya nüfusunun 1 milyar 33 milyonluk kısmının yaşadığı Afrika’da, 2050 yılına gelindiğinde nüfus 1 milyar 998.5 milyona ulaşacak.

Bu dönemde Arap ülkelerinin nüfusu 359.4 milyondan 598.2 milyona çıkacak. Asya’nın nüfusu 4 milyar 166.7 milyondan 5 milyar 231.5 milyona yükselecek. Avrupa nüfusu ise 732.8 milyondan 691.0 milyona gerileyecek.

Söz konusu dönemde Latin Amerika ve Karayipler’in nüfusu 588.6 milyondan 729.2 milyona, Kuzey Amerika’nın nüfusu da 351.7 milyondan 448.5 milyona yükselecek.

Okyanusya’da ise nüfus 35.8 milyondan 51.3 milyona çıkacak.

GELİŞME AZ NÜFUS ARTIŞI FAZLA

2005-2010 döneminde nüfus artış hızı ve şehirleşme oranı değerlendirildiğinde ise nüfusun daha az gelişmiş ülkelerde daha hızlı arttığı bir kez daha görülüyor.

BM Nüfus Fonuna göre, nüfus artış hızı bu dönemde dünya toplamında yüzde 1.2, gelişmiş ülkelerde yüzde 0.3, az gelişmiş ülkelerde yüzde 1.4 ve daha az gelişmiş ülkelerde yüzde 2.3 olacak.

2010 itibariyle şehirleşme oranı dünya genelinde yüzde 50, gelişmiş ülkelerde yüzde 75, az gelişmiş ülkelerde yüzde 45 ve en az gelişmiş ülkelerde yüzde 29 düzeyinde bulunuyor.

Şehirleşme oranı kıtalara göre değerlendirildiğinde de bu oran Afrika’da yüzde 40, Arap ülkelerinde yüzde 56, Asya’da yüzde 42, Avrupa’da yüzde 73, Latin Amerika ve Karayipler’de yüzde 80, Kuzey Amerika’da yüzde 82 ve Okyanusya’da yüzde 70 olarak hesaplanıyor.

2005-2010 döneminde kıtalara göre nüfus artış hızına bakıldığında da en yüksek nüfus artış hızının yüzde 2.3 ile Afrikada, en düşük nüfus artış hızının ise yüzde 0.1 ile Avrupa’da olduğu görülüyor.

Söz konusu dönem için nüfus artış hızı Arap ülkelerinde yüzde 2.1, Asya’da, Latin Amerika ve Karayipler’de yüzde 1.1, Kuzey Amerika’da yüzde 1 ve Okyanusya’da yüzde 1.3 olarak belirtiliyor.

Kategoriler
GÜNCEL SPOR

FIBA Basketbol 2010 Dünya Kupası Kuraları Çekildi

 FIBA 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası kuraları İstanbul’da çekildi. Şampiyona’ya 28 Ağustos-12 Eylül arasında Türkiye ev sahipliği yapacak.

2010 Dünya Şampiyonası’na 24 ülke katılacak. 6’şar takımdan oluşacak 4 grup karşılacak ve karşılaşmalar  İstanbul, Ankara, İzmir ve Kayseri’de  oynanacak.

Ev sahibi Türkiye; Ankara’daki (C) Grubu maçlarında Yunanistan, Porto Riko, Rusya, Çin ve Fildişi Sahili ile karşılaşacak.İşte takımlar ve grupları :

GRUPLAR

2010 Dünya Basketbol Şampiyonası’nda gruplar şunlar :

(A) Grubu: Arjantin, Sırbistan, Avustralya, Almanya, Angola, Ürdün.

(B) Grubu: ABD, Slovenya, Brezilya, Hırvatistan, İran, Tunus.

(C) Grubu: Yunanistan, Türkiye, Porto Riko, Rusya, Çin, Fildişi Sahili.

(D) Grubu: İspanya, Fransa, Kanada, Litvanya, Yeni Zelanda, Lübnan.

Şampiyonada, olimpiyat şampiyonu ABD’nin yer aldığı (B) Grubu maçları İstanbul’da, (A) Grubu maçları Kayseri’de, ev sahibi Türkiye’nin yer aldığı (C) Grubu maçları Ankara’da ve (D) grubu maçları ise İzmir’de oynanacak.

Diğer yandan, kura çekimine ABD’li efsanevi oyuncu Hakeem Olajuvan ile birlikte, Türkiye’den Efe Aydan, Alman basketbolcu Patrick Femerling ve Efes Pilsen’de forma giyen Porto Rikolu oyuncu Daniel Santiago yer aldı.

Ayrıca aralarında anlaşmazlık bulunan iki devlet, Amerika Birleşik Devletleri ve İran’ın basketbol takımları aynı grupta yer aldı.