Kategoriler
DİN

Namazın Sağlık Açısından İnsanlara Yararları Nelerdir?

“İslam dininin direği namazdır” der Peygamber Efendimiz. Sadece Peygamberimizin bir istediği değil, Yüce Rabbimizin emridir ayrıca namaz kılmak. Namaz o kadar önemli ve güzel bir ibadettirki, bunu sadece bir ibadet olarak düşünmek çok yanlık olur elbette. Namaz kılmak, müslümanlığımızın bir göstergesi olduğu kadar, ayrıca sayılamayacak kadar çok yararı vardır. Bizde bu yazımızda bu konuya değineceğiz. Bakalım namaz kılmanın insan sağlığına ne gibi faydaları varmış;

Sağlık açısından namazın hikmetleri:

İbadetlerin bir hedefi de,insanı ruhen ve bedenen sağlam tutmak,ruhi ve bedeni hastalıklara karşı korumak;hatta malının sağlığını bile korumaktır.Çünkü namaz gibi ibadet ve yıkanmayı Ön şart kabul etmekle beden temizliğine,özellikle namaz,oruç ve hac insanın ruhi temizliğe vasıtasıdır.

Genelde bazı hastalıklar vardır ki,sebebi mikrobiktir,insanın cismine arız olur.Bazı hastalıklar da vardır ki,sebebi mikrobik değildir,yani ruhidir,insanın ruhi fonksiyonlarına ve yaşantısına arız olur.Fakat bununla beraber arasında kesin bir kategorik bir ayrım olmadığından ,bedeni bir hastalık,bazen ruhi yaşantıyı da hasta ettiği gibi,ruhi bir hastalık bazen bedeni de etkileyebilir.O halde tam sağlıklı bir kişilik için hem bedeni hem de ruhu dengeli bir şekilde sağlıklı tutmak gerekir.İslam,namaz ve diğer ibadet sistemiyle her türlü hastalığa karşı hem koruyucu bir hekimlik ,hem de iyileştirici etkin bir ilaçtır.

Namaz bütün erkanıyla Allah’ı hatırlama ve zikretmektir.Allah’ı zikretmek olan namaz,insanın bedenine,hem de ruhuna şifadır.Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:”Onlar inanmışlar,kalbleri Allah’ı zikirle huzura kavuşur.”(Ra’d Suresi:28)Yine:”Rablerinden korkanların bu kitaptan tüyleri ürperir,sonra hem derileri,hem de kalbleri Allah’ın zikriyle yumuşar ve yatışır.”(Zümer Suresi:23) Bir hadis-i şerifte,”Namazda şifa vardır.”(Ahmed ibn.-i Hanbel:2/390) buyurulur.

Namazı yalnız bir beden eğitimi gibi gören bazı yanlış anlayışlara cevap olarak,şunları söyleye biliriz:

  1. Beş vakit namazda 40 rek’at ve 80 secde var.Her gün kaç jimnastikçi bu kadar hareket yapar?
  2. Namaz yavaş yavaş kılınır.Kalp yorulmaz.
  3. Namaz günde beş ayrı vakitte kılınır.Kaç jimnastikçi günde beş defa ayrı ayrı zamanlarda beden eğitimi hareketi yapar?Yolculuk yaparken bile namaz terk edilmez.
  4. Namaz ömrünün sonuna kadar farzdır.Ömrünün sonuna kadar kaç jimnastikçi beden eğitimi hareketlerini sürdürür?
  5. Namaz kılmak için abdest almak şarttır.Bazı durumlarda boy abdesti gerekir.Halbuki,jimnastik yapmak için böyle bir mecburiyet yoktur.

Sabah namazı 4 rek’at,öğle 10,ikindi 8,akşam 5,yatsı 13rek’at.Hepsi kırk rek’at.Her rek’atta 2 defe secdeye giden mü’min günde 80 defa yatar kalkar.Hiçbir jimnastikçi günde seksen defa muntazam bu hareketi yapamaz.Bu jimnastikçiler o da yalnız sabahları olmak şartıyla günde yirmi veya otuz defa hareket ederler.Yaptıkları hareketler hızlı olduğundan çoğu kez kalblerini yorarlar,hareketinden sonra yorgun düşerler.Bütün gün de hareket etmediklerinden vücutlarında kalori toplanmasının,yağlanmanın önüne geçemezler.Namazda ise hareketler yavaştır.Bu hareketler Kalbi yormaz,günün değişik saatlerinde olduğu için insanı devamlı dinç tutar.Yağlanmaya ve kalori depolanmasına mâni olur.

İnsan hayatında kanın yeri büyüktür.Kalp,kanı vücudun en ücra yerlerine kadar ulaştırmak üzere pompalar Kalbin bu işi yapabilmesi için daima olarak dinç olması gerekir.Bir de bu kan gönderme işinde kalbe yardımcı olunabilmesi için,o hücrenin kanile iyice sulanması veyahut kanlanması gerekmektedir.Nasıl bir bahçıvan sebzelerin iyice yetişmesi için bahçeyi her zaman sulaması gerekirse,dokulardaki kan dolaşımı,yani hücrelerin iyice kanla sulanması gerekmektedir.

Namaz kılanların gözleri 80 defa yere eğildiklerinden daha kuvvetli kan devranına malik olur.Göz tansiyonunda artma olmaz ve ön kameradaki sıvının devamlı değişmesi temin edilmiş olur.Glokom ve buna benzer vahim göz hastalıklarının namaz kılanlarda daha az görülmesi bu yüzdendir.

Namaz kılan insanların gerek kalça,gerek diz ve gerekse ayak bileği ve kol omuzu,dirsek ve el bileği eklemleri de devamlı işleyen bir makine gibi olduğundan,eklemlerde meydana gelecek bütün romatizma hastalıklarından,dejeneratif hastalıklardan salim oldukları gün apaçık ortadadır.Zaten bu hastalıklar İslam dini ile yakından uzaktan alakası olmayan Hıristiyanlarda ve namaz kılmayan insanlarda daha fazla görülürler.Bu eklem hastalıklarından insanı koruması bile namazın en iyi taraflarından birini teşkil eder.

Beden ve ruh sağlığı açısından namaz:

Göz merceklerinin dinlenebildiği en rahat mesafe bir buçuk metreye bakmaktır.Göz merceklerimiz ancak kasılmadan bu mesafeyi gördüğü zaman rahatlar.Namaz kılan,secde yerine baktığında göz mercekleri dinlenmektedir.günde kırk rek’at hesabı ile bu dinlenme takriben bir saat tutar ki,bu nimet göz için bulunmaz bir sağlık reçetesidir.

Vücudun en çok zahmet çeken organları eklemlerdir.Bunların tümü namaz motifi içinde yıpranmışlıklarını giderir,tam sağlığa kavuşur.Namaz dışında hiçbir hareket rejimi eklemlere böyle bir sağlık sağlamaz.

Ayrıca namazın ibadet disiplini içinde devamlılığı eklemlerdeki bu huzuru ömrün sonuna kadar götürür.

Kalbin çalışmasında ve duygusal sistemle ilgisinde fevkalade önemli özelliği,elektromanyetik eksenleridir.Namaz hareketleri sırasında bu eksenler en ideal çizgilere gelir.Özellikle sağlıklı kişilerin günlük elektromanyetik etkiler sonucu göğüs nahiyesinde hissettikleri huzursuzluklara namaz kılanlarda hemen hemen hiç rastlanmaz.

Namazın ruhi yapımıza getirdiği rahatlamalar:

Hiç değilse günde kırk rek’at namazda bir saat dünya telaşının hırçın etkilerinden uzaklaşırız.

Namaz kılanlar namazlarını devam ettirebilmek için,ayet-i kerimenin de emrettiği gibi,aşırılıklardan,dolayısıyla şerlerden uzak kalır.İhtiras ve buna bağlı streslerden de büyük ölçüde kurtulur.

Namaz kılanlarda tevekkül duygusu otomatik olarak gelişir.Ruh hastalıklarında büyük etkisi olan vesvese böylece tahrip imkanı bulamaz.Şüphesiz şeklen de olsa namaz

kılanlar,imanın hiç değilse en yüzeyde taktikçisi olduğundan,ruhi yapılarında birbirine zıt kargaşalar yerine sentezini bulmuş rahatlıklar vardır.

NAMAZ VE RUH EĞİTİMİ

Şüphesiz namaz;ancak ağırbaşlılık,alçakgönüllülük,yalvarma,yakarma,ve pişmanlık duymadır.Elini kor;Allah’ım! Allah’ım! Dersin.kim böyle yapmazsa o bir eksiklik yapmıştır.

Namaz;mü’mini ruhen yücelten,onu maddi,manevi kir ve paslardan arındıran,fahşâ ve münkerden alıkoyan,nefsin ve şeytanın esaretinden kurtaran,kibir,gurur ve bencillik gibi hastalıkları tedavi eden,vakar ve tevazu duygularını artıran mükemmel bir ibadettir.

Namaz;mü’mini Allah katına yükseltip O’na kavuşturan bir mi’râcdır.

Namaz;gönülleri ferahlatan,ruhları aydınlatan şifadır.

Namaz;fani ve fena olan şu dünyadan,ebedi olan ilahi aleme açılan bir penceredir.

Namaz;mü’mini gerçek özgürlüğüne kavuşturan ruhi bir inkılaptır.

Namaz;ömür boyu,her türlü hal ve ortamda sürekli devam eden bir sabır eğitimidir.

Namaz;günlük hayatın akışını beş kez durdurup düzenleyen,vakti en verimli ve en yararlı bir biçimde kullanmayı sağlayan bir nizamnamesidir.

Namaz;mü’minin günlük faaliyetleri hakkında düzenli olarak Rabb’ine hesap vermesini sağlayan bir otokontrol mekanizmasıdır.

Namaz;dua,zikir,tevbe,istiğfar,şükür,hamd,tesbih,tenzih gibi ögeleriyle Mü’mini manen eğiten ve olgunlaştıran bir ibadetler bütünüdür.

Namaz Kötülüklerden Arındırır

Namazın,bir mü’minin hayatındaki en önemli etkisi;onu çirkin,fena ve kötü olan şeylerden,Nâhoş ve yüz kızartıcı davranışlardan uzak tutmasıdır.

Muhakkak namaz,kötü ve iğrenç şeylerden vazgeçiricidir.(Ankebût:45)

Yalnızca Allah için namaz kılan bir mü’min,Allah’ın haram kıldığı ve münker saydığı şeylerden uzak durmaya ve onlara yaklaşmamaya çalışacaktır.Çünkü namazda bu tür olumsuzlukları bağdaştırmak mümkün değildir;ateşle barutu bir arada tutmak nasıl imkansızsa,namazla fahşâ ve münkerin arasını telif etmek de öylesine imkansızdır.Namaz kılan bir kimse,en azından namaz kıldığı süre içinde bu tür kötülük ve çirkinliklerden uzak kalacak demektir.Bu da,fahşâ ve münkeri tamamen terk etmek için ilk adım sayılır.

Namaz,mü’minin,o ana dek işlediği hata ve günahların farkına varması,bunlardan dolayı tevbe ve istiğfarda bulunması için ele geçmez bir fırsattır.Böylece,kendi kendini hesaba çekecek,Rabb’inden af ve bağışlanma dileyecektir:

Rabb’imiz! Bizim günahlarımızı bağışla,kötülüklerimizi ört ve birr (iyilik ve ihsan) sahipleriyle beraber canımızı al! (Âl-i İmrân:193).

Namaz kılan mü’min,bir yandan namazını mükemmel hale getirmeye çalışırken,öte yandan da salih amellerde,iyilik ve ihsanlarda bulunarak kötülüklerini örtmeye çalışacaktır:

Gündüzün iki tarafında ve gecenin (gündüze) yakın saatlerinde namaz kıl;çünkü iyilikler (hasenât),kötülükleri giderir.Bu,ibret alanlara bir öğüttür.(Hûd:114)

Rasüllah-sallallâhu aleyhi ve sellem-de,namazın günahlara bir keffaret olduğu ve onları yıkayıp temizlediğini ifade buyurmaktadır:

Hiçbir kimse yoktur ki,abdest alsın ve abdestini güzel yapsın.Sonra namazı kılsın da,o abdest ile kıldığı namazı takip edecek namaz arasındaki günahları onun için mağfiret olunmasın.

Bir keresinde Nebi-aleyhisselem-:

“Beş vakit namaz kılan,evinin önünde bol miktarda akan tatlı bir suya günde beş defa dalıp yıkanan gibidir.Bu adamda kir namına bir şey kalır mı?”dedi.

“Hayır,bir şey kalamaz!”dediler.

Rasûlüllah,”Suyun kiri giderdiği gibi,beş vakit namaz da günahları yok eder.”buyurdu.

Namaz,insandaki birtakım olumsuz özellikleri yıkayıp temizlemekle kalmaz.ayrıca ona olumlu ve güzel nitelikler kazandırır:

Namaz;mü’mini birr,takva ve ihsan sahibi yapar.Onu sabırlı,olgun,ağırbaşlı ve alçakgönüllü bir insan haline getirir.

Namaz Sabır Eğitimidir

Ey iman edenler! Sabırla ve namazla yardım dileyin! Şüphesiz bu,huşû duyanlardan başkasına ağır gelir.(bakara:45).

Ey iman edenler!Sabırla ve namazla yardım dileyin! Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.(Bakara.153)

Kategoriler
DİN

Gavs S. AbdulHakim’den Bir Sohbet

Yeryüzünün mumlarıdır onlar, 1400 sene önce doğan güneşin ışıltılarıdır onlar, karanlığın içinde insanlara yol gösteren dolunaydır onlar, onlar bütün bilgilerin saklı olduğu kitaplardır elbet… Mevlamızın biz insanlar için rehber kıldığı o mumlardan, ışıltılardan, dolunaylardan, sonsuz bilgi ve huzur kaynağı kitaplardan biride Gavs S. AbdulHakim (KS)’dir elbet. Buyrun bizden size o yüce insanın dilinden dökülmüş tadına doyulamayacak bir sohbet! (Rabbim O’ndan ve hepimizden razı olsun!):

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

İnsan hep iyilerle bulunmalı, iyilerle arkadaşlık yapmalıdır. İyilerle bulunmanın menfaati ebediyete kadar devam eder. İşte Eshabı Kehf in köpeği. Köpek olması münasebetiyle haram, necisülayndır. Islakken dokunduğu yerin temizlenmesi için yedi defa yıkamak lâzım gelir. Çünkü haramdır (1). Fakat iyilerle kaldığı için, Allah u Teâla onu beraber kaldığı iyilerin hürmetine cennetlik yaptı. Haram ve necisülayn olduğu halde cennetlik oldu ve cennette de iyilerle beraber bulunacak.

Halbuki Nuh Peygamberin oğlu, Ulül azm bir peygamber oğlu olduğu halde kâfirlerle arkadaşlık yapıp onlarla beraber bulunduğu için imanını kaybetti. Rabbül Alemîn de onu kâfirler zümresinden yazdı. Peygamber oğlu olduğu halde kâfirlerle arkadaşlık yapmasından dolayı son nefeste küfür üzerine, imansız olarak gitti ve Cehennemlik oldu. Öte taraftan haram olan bir köpek ise Cennetlik oldu. Çünkü iyilerle beraberdi, onlardan ayrılmadı.

Bu mevzuda Peygamber (S.A.V) şöyle buyuruyor İnsan her kimi seviyorsa (Kıyamette de) onunla beraber (haşr olacak kiminle arkadaşsa Haşirde de onunla arkadaş olacaktır.)

Öyleyse kimlerle arkadaş olmamız lâzım geldiğini, kimleri sevmemiz icap ettiğini bilmemiz lâzım dolayısıyla Hazreti sevmemiz, şeyhlerimizi sevmemiz, Sâdâtı sevmemiz lâzımdır ki, Kıyamet gününde de onlarla beraber olup sevdiğimizden menfaat görmüş olalım.

Düşmanlarına bile iyilik yapan, onlara ihsanlarda bulunan Rabbül Alemîn çok büyüktür. Kâfirler ki Allah ın münkirleridir, Allah ı inkar ederler, dolayısıyla Allah ın düşmanlarıdırlar, onlara bile iyilik eden, mal veren, evlât veren, dünya keyfi ve zevki veren Rabbü l Alemîn nasıl olur da doslarına, yüzünü Allah a çevirip onu seven kimselere iyilikde bulunmaz, onlara nimetler verip ihsan etmez?

İnsan kendisine fenalık eden, düşmanlık yapan kimselere, elinden geldiği kadar kötülük yapmak ister. Halbuki çok büyük olan Allah u Teâlâ kendisini inkâr eden düşmanlarına bile ihsanlarda bulunurken, tabii ki dostlarına da ihsanlarda bulunacak, yüzünü ona çevirip onu sevenlere de ikramlarda bulunacaktır.

Her kim ki, Allah a doğru bir adım atarsa, Allah da ona on adım yaklaşır. Her kim ki, yüzünü Allah a döndürürse Allah da ona yüzünü döndürür. Fakat her kim Allah a sırt çevirirse, şüphesiz Allah da ona sırt çevirir. Demek ki her şey insanın elindedir. Çünkü Allahu Teâlâ insana cüz i ihtiyar vermiş ve doğru yolu da göstermiştir. Doğru yolu tutup o yoldan giden herkes Allah a kavuşur. Fakat eğri yoldan giden kimse ise kendini helâk etmiş olur. Böylece en büyük düşmanlığı kendi kendine yapmış olur. Haşa Allah kimseye kötülük yapmaz. Haşa Allah kimseye zulmetmez. İnsan kendi nefsine zulüm yapmakta, kendi nefsine kötülük etmektedir.

Dünya ve âhirette olan her şeyin, hâtırı için yaratıldığı Peygamber (A.S.V) her an için tâât ve ibadette bulunurdu. Peygamber (A.S.V) o kadar büyük halk edilmiştir ki, O nun şefaati olmasa Kıyamet günü hiçbir Peygamber bile Cennete giremez. Hal böyle iken Or17;nun şefaati olmadan başkaları nasıl Cennete girebilir? Bütün Cennete girecekler ancak ve ancak O nun şefaati neticesi Cennete girebileceklerdir. İşte bu kadar mükerrem yaratılmış olan Peygamber (A.S.V) devamlı olarak Allahr17;a tâât ve ibadette bulunurdu. O kadar ibadet ederdi ki, ibadetinin çokluğundan mübarek dizleri şişerdi. Bununla beraber Rabbü l Âlemîn (Emrolunduğun şekilde dosdoğru hareket et.)  diye buyurmuştu. Bu hitap Peygamber ve şahsında bütün ümmete gelmektedir. Demek ki biz ümmet-i Peygamber (A.S.V) de Allah ın emrettiği ve Peygamberin (A.S.V) tebliğ ettiği şekilde hareket etmemiz lâzımdır.

Öyleyse insan bu çok aziz ve kıymetli ömrünü Allah yolunda, Allah rızası uğrunda harcamazsa, salih amellerle tüketmezse çok yazık etmiş olur. Çünkü insanın bu kadar kıymet verdiği aziz ömrü, mutlaka ihtiyarlık gelip, hastalık gelip tükenecek, neticede de toprağın altına girecektir. Sonu böyle olunca, artık insan ömrünün ne kıymeti kalır? İnsan, ancak yüzünü Allah a çevirip, Or17;nun dostluğunu kazanmak suretiyle ömrünü değerlendirebilir. Allah ın fazlında nihayetsiz istifade eder; dünyada da rahat eder kabirde de rahat eder, haşirde de rahat eder ve nihayet Cennette ebedi rahata kavuşur.

Allah’ın emrine uymayan ise ebedi olarak zahmet çeker. İnsanın aklı vardır, deli değildir. Dünya işlerinde kimse insanı kolay kolay kandıramaz. Kimse kolay kolay hile yapamaz insana. Halbuki âhiret işinde aldanıyor. Şeytan hileler yaparak çok çabuk insanı kandırabiliyor. İnsanın Allah yolunda da akıllı olması icap eder. Nasıl dünya muamelesinde insan aldatılamıyorsa âhiret işinde de aldatılmamalıdır. Yüzünü Allah a döndürmeyen kimse aslında delidir. Halbuki insan kendini çok akıllı zannetmektedir.

Bir zamanlar bir padişah vardı. Çok muazzam, mükellef bir köşk yaptırmıştı. İçinde her türlü dünya süsleriyle, ziynetleriyle donatmıştı. Bir gün o taraflara Allah dostlarından birinin yolu düştü. Padişah ihtimamla yaptırdığı sarayını o Allah dostlarından birinin yolu düştü. Padişah ihtimamla yaptırdığı sarayını o Allah dostuna da göstermiş, o Allah dostunu da sarayında gezdirmiş ve sormuştu Nasıl, sarayım güzel olmuş mu? Beğendin mi sarayımı? Allah dostu ona şu cevabı vermişti Padişahım, sarayında iki büyük ayıp var. Ben iki büyük ayıp gördüm sarayında. Padişah bu cevaba sinirlenmiş, kızmış Nasıl olur da sarayımda iki büyük ayıp görebiliyorsun? Ben hiçbir noksan bırakmadım. Onu dünyanın altın ve gümüşlerini harcayarak süsledim. Senelerce emek verip bütün gücümü bu sarayın yapımında kullandım. Sen ise iki büyük ayıp gördüğünü söylüyorsun. Allah dostu olan zat cevaben, Darılmayın padişahım. Sizim sarayınızda gerçekten iki büyük ayıp vardır. Birincisi, yapılan saray birgün yıkılacak bunca emek boşa gidecek. İkincisi ise bu sarayı binbir ihtimamla yapan zat da nihayet ölecek sarayı bırakıp gidecek deyince, padişah o zaman hakikatı görebilmiş, başlamış ağlamaya. Çok doğru diyorsun. demiş. Gözümüz kör olmuştu, böyle bir gerçeği göremedik. O köşk, o saray yıkılacak. Sonunda toprağa karışacak. Ne kıymeti olabilir? Ve o saray ki yaptıran sahibi ölecek. Artık o neye yarar? Hakikat böyledir. Biz bu iki büyük ayıbını maalesef görememişiz.

Şeyh Fethullah Verkanisi (K.S.) iki kardeştiler. Bir kendisi, diğeri kardeşi Şehmuz. Şeyh Fethullah kendisine yol olarak ilim tahsilini seçti. Medreseye gitti. Daha sonra Seyda i Tâği Hazretlerine gidip ona intisab etti. Seydaya hizmette bulunarak sâdâtı Nakşibendî nin arasına karıştı. Sâdât ı Nakşibendî olduğu içindir ki, kıyamete kadar, bu tarikatı Nakşibendî durduğu müddetçe, onun amel defteri kapanmayacak; kıyamete kadar ismi anılacak, kazancı yazılmaya devam edecek.

Kardeşi Şehmuz ise aksine dünyaya yöneldi. O da dünya cihetinden ilerledi. O kadar zengin oldu ki, her vilâyette bir mağazasını bulmak mümkündü. Bankalarda o zamanın parasıyla, banknot hariç kırkbin altını vardı. Bu kadar zengindi. Fakat sonunda, bu kadar zenginliğine rağmen, kıtlık yıllarında açlıktan öldü. Hatta kefen alacak para bulamadıklarından yorganının yüzünü söküp ona kefen yaptılar. Bugün için ismi kayboldu. Hiç kimse Şehmuz diye birinin yaşayıp yaşamadığını bilmemektedir. İşte dünyanın sonu. Dünyaya bel bağlamanın neticesi. Bunca zenginliği kendisine fayda vermediği gibi, öldüğü zaman kefen bile bulamadı.

Kardeşi Şeyh Fethullah ise yüzünü Allah a çevirdiği için Alah ona kerem etti, lütfetti ve onu Sâdât ı Nakşibendîr17;nin arasına aldı. Kıyamete kadar ismi anılacak. Her gün ona belki onbin, belki de yirmibin Fatiha okunmaktadır. Nakşibendî yolu olduğu müddetçe, tâ kıyamete kadar böylece devam edecektir.

İşte böyle, Allah yolunda gidenlerin zahmetleri kaybolmaz. Dünyada da, âhirette de zahmetleri boşa gitmez.menfaatleri, ticaretleri ebedü l ebed devam eder.

Keşif ehli bir kimse bir gün Gavsı Hizani ye (K.S.A) gelip, Kurban, kabristanımızda hristiyanlar vardır. demiş. Gavs, Nasıl, hristiyan var? deyince, Kurban kabristanda yüzleri değil de sırtları Kıbleye çevrilmiş olan mevtalar gördüm karşılığını almış. Gavs (K.S.A) tebessüm ederek, Hayır, onlar kâfir değil, müslümandırlar. Onların dünyaya karşı aşırı muhabbetleri olduğu için, melekler onların yüzünü Kıble den çevirip sırtlarını Kıbleye getirdiler. Dünyaya olan muhabbetleri yüzünden öyle oldular buyurmuştur.

İnsanın sevgisinin tamamı Allah olmalı, Allah tan gayri hiçbir şeye muhabbet beslememelidir. Çünkü Allah u Teâlâ yalnız kendisinin sevilmesini, yalnız Zâtına muhabbet edilmesi arzu eder. Başka şeyin sevilmesine, başka şeye muhabbet beslenilmesine asla razı değildir.

Ancak Allah muhabbeti, Allah dostluğu, Allah sevgisi kazanıldıktan sonra insan her şeyden yana rahata kavuşur. Dünya da rahat olur; kabir de rahat olur; her şey, her şey rahat olur. Ebedi olarak rahata kavuşulur.

Kazançların en kârlısı Allah dostluğudur. Yüzünü Allah a çevirip Allah dostluğu kazanan kimseye eziyet olmaz.

Kategoriler
DİN

Efendi Hazretlerinin Sohbetleri 2

efendi

Mahmut Efendi Hazretleri’nin bir önceki konumuzda yayınlamış olduğumuz sohbeti olan “KİTABI SAĞ VE SOL ELİNDEN VERİLENLER” adlı sohbetin devamı niteliğinde olan sohbetine buyrun:

CENNETE AĞAÇ DİKMEK
(Ders ayeti)
”Cehennemliklerin kan ve irininden başka yiyecek yoktur”

Gislin:Cehennem ehlinin, cehennemin sıcaklığından dolayı vücudundan akan irin ve kandır.
Cehennemliklerin yanmalarında hasıl olan şeye taam denmesi kafirleri istihza içindir.Çünkü taam yemek için hazırlanan şeydir. Sarı su ve irin ise yenilmeyen şeydir.

(Ders ayeti)
”Onu ancak hata ediciler yer.”

O ”Gislin” i kasden günah işleyen münkir ve müşrik kimselerden başkası yemez.Ancak o kafirlerdir ki o pis şeyleri yemek mecburiyetinde kalacaklardır.

Sure-i Amme’de şöyle buyuruluyor:
”Orada ne bir serinlik ne de içecek bir şey.Bir kaynar su ve irin içecekler.Bir ceza ki (işledikleri amellere) uygun.”

Cenab- Hak ehli imanın ve ehli küfrün kıyamette görülecek hallerini beyandan sonra insanlara ahiretin ahvalini bildiren Kuran-ı Kerim’in azametini bildirmek üzere buyuruyor ki:

(Der ayeti)
”Artık kasem ederimi gördüklerinize ve görmediklerinize”
Ayeti celilenin başında geçen (lam elif) harfi üç şekilde tefsir edilmiştir.
1-La harfinin sıla olmasıdır ki, zaid demek anlamındadır.Bu tefsire göre mana ”kasem ederim” demektir.
2-La harfinin nafiye olmasıdır ki, Mekke müşriklerinin iftiralarını red için getirilmiştir.Bu tefsire göre de mana:”Hayır iş Mekke müşriklerinin dediği gibi değil.Kasem ederim ki” demek anlamındadır.
3-La lafzı kasemi nefy içindir.Bu durumda da mana şöyle olur:”Şu Kuran-ı Kerim bir Resulun sözüdür.Bu o kadar açıktır ki yeminde ihtiyaç yoktur.”

(Der ayeti)
”Muhakkak o Kuran-ı Kerim, kerim olan bir Resulun kavlidir.”

Ayeti kerimede geçen Resul ile murad Cebrail (aleyhisselam) dır diyenler var ise de Resul ile muradın Resulullah olması tercih olunmuştur.
Kuran-ı Kerim Allah’u Teala’nın Levh-i mahfuzda izhar buyurduğu cihetle Allah’ın kelamıdır.Levhi mahfuzdan semaya ve semadan yeryüzüne inzal edilmesi Cebrail (Aleyhisselam) vasıtasıyla olmuştur.İnsanlara tebliğ etmesi, imana davet ve insanlara hitaben okunması Peygamber Efendimiz tarafından olmuştur.

(Ders ayeti)
”O bir şair sözü değildir.Siz pek az inanıptasdik ediyorsunuz.
O bir şairin sözü değildir.Çünkü Kuran-ı Kerim şiir çeşitlerinden hiç birisine uymaz.Hiç bir şiir, o kelamı Rabbanideki belegat ve ulviyati haiz olamaz.

(Ders yati)
”Bir kahin sözüde değildir.Siz pek az düşünüyorsunuz.”
Kahinler bir takım müneccimlerdir ki, yıldızlara dayanarak bir takım şeylerden haber verirler.O haberlerin ekserisi doğru değildir.Zanna dayalı, uydurma şeylerden ibarettir.Kuran-ı Kerim ise hakikatin ta kendisidir.Kahin sözü olmaktan münezzehtir.Biraz düşünenler için Kuran’ı Kerimin şiir ve kahin sözüyle ilgili olmadığı derhal anlaşılır.

(Ders ayeti)
”(O kur’anı Kerim) alemlerin Rabbi tarafından indilimiştir.”
Sure-i Şura’da geçen şu ayeti kerime buna münasibtir:
”Bu Kuran muhakkak ve elbette alemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.Onu Cebrail (Aleyhisselam) korkutuculardan olasın diye açık bir arap lisanı ile senin kalbine indirmiştir.”(Şura 192-195)

(Ders ayeti)
”Eğer Muhammed (Aleyhisselam) bazı sözler uydurup bize isnad etmeye kalkışsaydı elbette biz onu kuvvetle yakalar ve ondan intikam alırdık, sonra da muhakkak onun kalp damarlarını keserdik.”

Mekke müşrikleri Allah’ın Resulu hakkında:”Muhammed bir şairdir, Kuran onun söylediği şiirlerdir, O bir kahindir sözylediği sözlerle kahinlik yapıyor.” demeleri üzerine bu ayeti celileler nazil olmuştur.Kuran-ı Kerim’in bir şair, bir kahin, bir mecnun sözü olmayıp kelamı ilahiye olduğu Hazreti Muhammed’in (Sallallahu aleyhi ve sellem) yalan söylemeye tenezzül etmeyeceği kati olarak beyan buyurulmuştur.
Eğer Muhammed (Sallallahu aleyhi ve sellem) vahyetmediğimiz bir şeyle üzerimize yalan uydurmuş olsaydı biz onu şiddetle yakalar sonra da onu helak ederdik de:

(Ders ayeti)
”Artık sizden kimse de yoktur ki, ondan men ediciler olabilsinler.”

Hazreti Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) kendi nefsinden bir şey söyleseydi, yahut kendisine vahyolunandan bir harf noksan etse idi insanların en kerimi olduğu halde ona böyle azab edileceği buyrulduğundan gaye, ya kasdi olarak kitabullahtan bir şey değiştirmek isteyenlerin yahut Mevla Teala buyurmadığı halde kendi nefsinden bir takım görüşler öne serip Allah’a atfedenlerin göreceği azab nice olur?

(Ders ayeti)
”Ve şüphe yok ki O Kuran-ı Mübin muttakiler için elbette bir vaazdır.”
Bu Kuran-ı Kerim şirkden ve dünya sevgisinden sakınanlara vaazdır.Onlar bundan faidelenirler.Allah-u Teala’ya şerik ittihaz edenler ve dünyaya olan sevgilerinin fazlalığından dolayı dünyaya meyledenler ise, bu Kuran’ı yalanlarlar ve ondan faidelenemezler.Mevla Teala’nın buyurduğu üzere:

(Ders ayeti)
”Ve muhakkak biz elbette biliriz.Şüphe yok ki sizden tekzib edenler vardır. – Ve muhakkak ki O (Kuran) elbette kafirlerin üzerine bir nasihattir.”
Kafirler ahirette müminlerin nail oldukları ecirleri gördükleri zaman, onu tasdik edip iman etmediklerine öyle nadim, öyle pişman olacaklar ki, bu onlar üzerine büyük bir hasret olacaktır.

(Ders ayeti)
”Ve şüphe yok ki o, bila şek gerçek bir hakikattir. – Habibim Rabbini azim simiyle tesbih et.”

Rabbin seni vahyinle ehil kıldığı için ona şükür olmak üzere Rabbını büyük isim ile tesbih et.Yani Allah’ı azim olan ”Sübhanallah” lafzı şerifi ile tesbih et.

Bir hadisi şerifte:
”Sübhanallah mizanı doldurur, Sübhanallahi velhamdülillahi yer ile gök arasını doldurrur.”
Sübhanallahi ve bihamdihi zkri hakkında Efendimiz şöyle buyurur:
”İki kelime vardır ki lisan üzerine çok hafif, mizan üzerinde çok ağır, Allah’a çok sevgili.”

Sure-i Saffat’da şöyle buyrulur:
”Eğer o, çokça tesbih edenlerden olmasa idi, elbette ki onun (balığın) karnında, tekrar dirilecekleri güne kadar kalırdı.”

Yunus (aleyhisselam) çok tesbih edenlerden olmasa idi balığın karnı ona kabir olacaktı.Bakınız tesbih nasıl faideler veriyor.
Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem):”Cennetinize ağaç dikiniz” buyurdu.Sordular:”Ya Resulallah! cennetimize nasıl ağaç dikebiliriz?” Efendimiz buyurdu:”Subhannallahi velhamdülillahi ve la İlahe illallahu vallahuekber diyerek tesbih etmekle” buyurdu.

Çekilen tesbih dünya harf ve ses halinde ahirette ise ağaç sıfatındadır.Öyleyse hakiki hayat yaşamak cennettedir.Vesselam.
Kategoriler
DİN

Efendi Hazretleri’nden Gönüllere Sohbet

efendi
Gönüllerin Sultanıdır O’nlar, Yeryüzünün Nuru Hazreti Peygamberimizin çağımızdaki dilidir O’nlar, çölde kalmış insanlara bir yudum sudur O’nlar, umudu umuda çevirendir onlar, ölen ruha can veren, canan verenlerdir O’nlar… İşte zamanımızın o müstesna insanlarında biridir Mahmud Efendi Hazretleri. O mübarek dilden mutluluğumuz ve ebedi rahatımız için döküldü mübarek sözler. O üstüne düşeni yaptı, mübarek ağızlarından bizim için sohbet verdi, bizde göremizi yapıp sohbetini olduğu gibi size sunuyoruz:

Bismillahirrahmanirrahim
KİTABI SAĞ VE SOL ELİNDEN VERİLENLER
Bize anamızdan babamızdan çok acıyan Allahımız daima uyanık olmamız için böyle açık açık ayetleriyle bizlere vaaz ediyor.Şimdi vaktimiz varken tedbirlerimizi alalım.Ahiret için gerekli vazifelerimizi yoluna koyalım.Sonra özür dilemenin faidesi olmadığı günde özür dileme mecburiyetinde kalmayalım.Allah’u Teala Hazretleri buyuruyor ki:
(Ders ayeti)
”O gün (hesap için) arz olunursunuz hiç bir şey gizli kalmaz.”
Kime arz olunacaksınız, gösterileceksiniz? Sure-i Kehf’in şu ayeti kerimesi bunu açıklar:
”Onlar, saf halinde Rabbine arz edilmişlerdir.(Sonra onlara denilir): Yemin olsun ki sizi ilk önce yarattığımız gibi (çıplak olarak) bize geldiniz.Belki zennettiniz ki sizin için hiç bir mevı’d (cem olmak için vaad olunacak yer) teyin etmeyeceğiz.”(Kehf 48)
Hazreti Aişe (radıyallahu anha) buyuruyor: Resul (aleyhisselam) a sordum: Ya Resulullah! İnsanlar kıyamet gününde nasıl haşrolacaklar?
Buyurdu ki:”Çıplak ve sünnetsiz olarak.” O zaman ben dedim:”Kadınlarda mı çıplak olacak?” “Evet” buyurdu.
Bunun üzerine ben:”Ama Ya Resulullah biz kadınlar utanırız” deyince:”Ya Aişe iş bundan şiddetlidir, kimse kimseye bakacak durumda değildir.” diye cevap verdi.
Gelen haberlere göre insanlar mahşerde beş saf olacak; peygamberler, Evliyalar, Mü’minler, Kafirler, Münafıklar.
Mahşerde insanlar Mevla Teala’ya arz olunduklarında herkesin kitabı kendi önüne koyulacak;
“Amel defterleri önlerine konulmuştur. Artık o mücrimleri göreceksiniz ki (defterlerinde yazılı) günahlardan korkmuşlar ve şöyle diyorlar: <Eyvah bize! Bu deftere ne olmuş (günahlarımızdan) küçük büyük bırakmayıp hepsini toplamış.!> Onlar, bütün yaptıklarını (defterlerinde) hazır bulmuşlardır. Senin Rabbin, hiç kimseye zulmatmez.” (Kehf sr:49)
Cenab-ı Hak herkesin amellerini bildiği halde o günde amellerin arzolunmasındaki hikmet; herkesin kendi ameline muttali olarak adaleti ilahiyeyi görüp bir diyeceği kalmaması içindir. Herkesin amellerini kendilerine göstermekle iyileri sevindirip, kötüleri mahcup etmektir. Allah-u Teala Hazretleri gizli aşikar herşeyi bildirdiği için muhasebeye ihtiyacı yoktur.
Tarık suresinde:
“O günde bütün sırlar açılacak (gizli iller meydana çıkarılacak). Artık insan için ne bir kuvvet nede bir yardımcı bulunmayacak.” buyuruluyor.
Şimdi dersimize gelelim, ayetimize devam edelim:
“Artık kime ki kitabı sağ tarafından verilmiş olur. Der ki: Alınız kitabımı, okuyunuz”
Kitabı kendisine sağ tarafından verilen kimse defterini okuduğunda kurtuluşta olduğunu bilecek. O kadar çok sevinecek o kadar çok memnun olacak ki bunu başkalarına bildirmek ve onlarıda kendi sevincine ortak etmek için akraba-i taallukatını ve dostlarını, arkadaşlarını çağıracak. “Gelin şu defterimi birde siz okuyun, sevinin” diyecek. Öyle olduğu gün insan için ne sevimli gündür. Y Erhamerrahimin! Fazlı keremin ile bizide o kullarından eyle! Amin!
(Ders ayeti)
“Muhakkak ben dünyada bilmiştim ki muhakkak hesabıma kavuşacağım”
Mevlanın fazlı keremine dayanarak çalıştım bu nimete mazhar oldum. Şu dışarıda yağan karları görüyorsunuz değil mi? Nasıl yağıyor sonrada eriyip gidiyor, dünyada kalışda böyledir.
“Dünya bir saattir sen onu taat yap”
(Ders ayeti)
“Şimdi o hoşnut olduğu, razı olucu bir yaşayıştadır.”
Yani sahibini o kadar razı ediyor o kadar memnun oluyor ki sanki o hayat rızanın kendisi oluyor. İşte Cenab-ı Hak ahireti gözümüzün önüne açıkça koydu. İki tarafıda koydu hangisini seçerseniz seçin.
(Ders aytei)
“Yüksek cennet içinde”
Dünya gibi elem ve ızdıraplarla dolu meşakkatlerle karışık değil her tarafı saadet heryeri hayat ve zevkle dolu bir cennette.
(Ders ayeti)
“Meyvaları yakın”
Mümin onları toplarken hiç zahmet çekmeyecektir. Ayak üzerinde olsun, yaslanırken olsun onları rahatça elde edebileceklerdir. Dünya meyvaları öyle değildir. Onları toplamak için bazen merdiven kullanılır. bazen ağaca çıkılır. “Ha düştüm, ha düşeceğim” denilir. Velhasıl çeşitli zorluklarla onlara kavuşulur.
Cennet sadık bir makamdır. Sure-i Kamer’in şu ayetler bunu izah ederler:
“Muhakkak ki muttekiler cennetlerde ve ırmaklardadırlar. Bir doğruluk ikamtgahında gayet kudret sahibi bir hükümdarın huzurunda bulunacaklardır.”
Dersimize gelelim:
“Geçmiş günlerde takdim etmiş olduğunuz şeylerin mükafatı olarak afiyetle yiyiniz ve içiniz.”
Siz dünyada geçen günlerinizde işlemiş olduğunuz güzel amelleriniz sebebiyle: “Cennetin meyvalarından yiyin, meşrubatlarından için, afiyet olsun.” Öyle yemekler ki insanı midesini şişirmez, onlardan dışarı çıkma ihtiyacı hasıl olmaz, ağırlık vermezler, ağız ekşimesi yapmazlar.
Bu vaazları kulağımıza küpe yapalım hem de kalbimizin kulağına hiç unutmamak için bunlardan bahsedelim. Bunları yaratan Allah-u Teala Hazretlerinden bahsedelim ve O’ndan utanalım. O Mevla her an mekandan münezzeh olduğu halde bizimle beraberdir.
Sure-i Hadid’de buyurduğu üzere:
“Ve O, her nerede olursanız sizinle beraberdir.”(Hadid sr:4)
Hadis-i Şerif:
“Kişinin imanının en efdal derecesi nerede olursa olsun Mevla’nın kendisiyle olduğunu bilmektliğidir.”
Böyle olan bir kimse gözleriyle bir harama bakacakken hemen hatırlar ki Mevla beni görüyor, yanlış ölçecek iken, yanlış tartacak iken hatırına geliyor ki Mevla beni görüyor. Mevla insanın kalbini biliyor. Mecliste, tenhada, karanlıkta, aydınlıkta,uçakta, trende, otobüste, yatarken, yorgan altında bütün hallerimizden durumlarımızdan Mevlamız haberdardır. Bizimle beraberdir. Çirkin ayıp şeyler yapamayız.
İmam-ı Rabbani (kuddise sirruhu) mektubatında buyurur ki: “Bir kadının başka bir kadına şehvetle bakması ve tutması hususu yabancı erkek gibidir. Bu manadan olarak kadının kocasından başkasına süslenmesi caiz değildir. Bu başkası ister kadın olsun, erkeklerin tüysüz delikanlıya şehvet nazarıyla bakmaları ve aynı duygu ile onları okşamaları haram olduğu gibi şehvetle kadının kadınlara bakmaları ve onları okşamaları dahi haramdır.
Birbirimizi seviyoruz bahanesi ile şehvete uymamalıdır. Öyle şeyleri yapmamalıdır. Bunları yapmak ateştir. Öldürücü zehirdir.
“Kadınların aralarında ki sihakı (şehvetle sürtüşmeleri) zinadır.”
Şu ahir zamanda Mevla bize böyle ilimleri duyurdu. Bir müslüman böyle duyguya kapılacak olsa nefsinin kafasına yumrukla hatta aykla vurmalıdır.
Kitabı sağ elinden verilenlerin beyanından sonra şimdi de defteri sol elinden verilenlere gelelim:
(Ders ayeti)
“Şimdi o kimse ki kitabı sol tarafından verilmiş olur (o da) der ki: keşke bana verilmemiş olsaydı. Hesabımda ne olduğunu bilmeseydim.”
“Keşke o ölüm benim hayatımı kesip bitirmiş olsaydı.”
İnsan: ” Topraklara çevrilseydim de şu günü görmeseydim diyecek. Kul hiç sevmediği hiç arzu etmediği ölümü isteyecek: “Ey ölüm nerdesin gel, gel de beni şu bulunmuş olduğum azaptan kurtar.” diyecek. Onun soğuk kucağın atılıp kurtulmak isteyecek. Heyhat! Orada ne ölüm var ne de onun istediği şekilde kurtuluş…
(Ders ayeti)
“Malım benden azabı def edemedi”
Altınlarım, gümüşlerim, kıymetli giyeceklerim, arsalarım, apartmanlarım hiç bir işe yaramadı. Başakalarına yaradı ise dahi ban ancak hasret ve nedameti kaldı.
(Ders ayeti)
“Benim saltanatım malikiyyetim benden zail olup gitti”
Sure-i İnşikak’ta kitabı sol taraftan verilenler hakkında şöyle buyuruluyor:
“Fakat kime ki, kitabı arkası tarafından verilmiş olur, derhal bir helakı çağırır. Ve bir alevli ateşe yaslanacaktır. Şüphe yok ki, ehli arasında bir sevinçli halde idi. Muhakkak ki o sanmıştı ki elbette dönmeyecektir.” (inşikak sr: 10-14)
Bazı ulema sağ elin boynuna bağlanacağı sol elinde arkasına döndürüleceğini söylemiştir. Bazıları da sol eli böğründen sokulur arkasından çıkarılıp kitabını onunla alır demişlerdir.
Bir de Mevla Teala Hazretlerinden emir gelecek:
(Ders ayeti)
“(Ey melekler!) Yakalayın onu. Hemen bukağılayın onu.”
“Sonra onu cehenneme atın”
“Ondan sonra uzunluğu yetmiş arşın olan bir zincir içerisinde olarak onu sevkedin.”
İnsanı zincirle sarılıp kuşatıyorlar. Artık onun ne eli hareket ediyor ne de ayağı. Hiç kıpırdanamıyor dahi. Bir tilki tuzakla yakalandığı zaman nasıl oluyorsa öyle. Bunlar niçin başına geldi, biliyor musunuz?
(Ders ayeti)
“Muhakkak bu adam ziyade büyük olan Allah’a (celle celalühü) iman etmiyordu.”
“Fakirleri yedirmeye teşvik etmiyordu.”
Görüyorsunuz değil mi? Burada ne kadar büyük bir tehdid var. Yetmiş arşın zincire vurulan o kafir, azim olan Allah’a iman etmemişti. Bu adam fakirleri gözetmiyor, onlara yardım etmiyor onlara, kendisi fakirlere yardım etmediği gibi fakirlerin yemeğinede tenezzül etmiyor, saltanat için halkı eziyor, korunmalarını düşünmüyordu.
Öyle olunca;
(Ders ayeti)
“O gün, onu arada koruyacak bir dost olmaz.”
(Hamimün) kelimesi lügat itibariyle bir çok anlama gelir.
1-Dost ve yakın tanıdık anlamına gelir. Dostlukta iki kişinin birbirini himaye etmesi, koruması vardır. Müfessirlerin çoğu bu ayet-i kerimedeki (Hamimün) kelimesini tek anlam ile tefsir etmişlerdir. Yani o gün Allah’a ibadet etmeyen fakirleri yemeğe teşvik etmeyen o zalim kafiri koruyacak ve himaye edecek yoktur.
2-Sure-i Rahman’ın 44. ayet-i kerimesinde geçen (Hamimin aan) ise; sıcaklığı son dereceyi bulmuş su anlamındadır. Bunun için cehennemin sıcak suyunada (Hamimün) denilmiştir. Ayet-i kerimemizdeki (Hamimün) buradaki bu anlamda değildir.
3- Kamus tercümesinde açıklandığı üzere (Hamimün) soğuk su manasınada gelir. Sure-i Şura’da şöyle buyurulur;
“Artık bizim için ne şefaatçi var, ne de yakın bir dost.”
Bu ayet-i celilenin tefsirinde Ruhu’l- Beyan’da şöyle buyuruluyor:”Bir kul kıyamet gününde hesaba çekilir, iyilikleri ve kötülükleri müsavi gelir. Bir tek sevaba ihtiyacı olur. Allah’u Teala Hazretleri:”Ey kulum! cennete girebilmen için bir hasenen daha olması gerek, insanlara bir bak ve onlardan bu bir haseneyi talep et, belki onlardan biri sana bu bir sevabı verir.” Kul gider babasından, annesinden, kardeşlerinden kendisine lazım olan bu bir sevabı ister. Fakat onlardan hiçbiri icabet etmez. Hatta derlerki:”Bizim de bir haseneye ihtiyacımız var.” Kul eski yerine döner.
Mevla Teala sorar:”Ne ile geldin?” Kul der ki:”Ya rabbi! hiç kimse hasenelerinden bir hasene vermedi. Mevla buyurur: “Kulum! senin, benim yolumda bir dostun yokmu?” Kul böyle bir dostu olduğunu hatırlar. Ona gider ve bir sevap ondan ister. O zaman arkadaşı: Ben da senin gibiyim. Ama ikimizde cehenneme gitmektense sana bir sevap vereyim de hiç olmazsa sen cennete git” der. Böylece o kişi dönüp Mevla’ya vaziyeti anlatır. Mevla Teala sorar:” Onun sevabı çokmuydu ki sana verdi?” o kişi:”yok Ya Rabbi! o da benim gibi çok fakirdi bana acıdı ve senin hatırın için verdi.” Mevla Teala buyurur:”O fakir olduğu halde benim için verdi. Ya ben bu kadar zenginliğimle onu nasıl cehenneme sokarım, ikinizde cennetime girin.”
Onun için size tenbih ediyorum.Bir mümin kardeşinize kızdığınız, kırıldığınız, incindiğiniz zaman hemen ondan uzaklaşmayın.Ne malum yarın ahirette onun sizin elinizden tutup cehennemden kurtarmayacağı.Bu sebeple istisnasız hak yolunda onları seveceğiz. Ama sizler kolay kolay kimseyi beğenmezsiniz.Aynanın karşısına geçer, kendinize bakar ”benim gibi yok” dersiniz.Vaz geçin bunlardan.