Filistin Toprakları Nasıl İsrail’in Oldu? Filistin, II. Abdülhamit, Sabetay Sevi, Teodor Herzl ve Siyonizm Beşgeni

Şuanda yeryüzündeki en büyük acıları kendi toprağında topraksız kalan Filistinliler yaşamaktadır. Biz müslümanlar için Mekke ve Medine dışındaki en kutsal yer olan Küdüs ve çevresinin asıl sahibi iken, şuanda mülteci durumuna düşen Filistinlilerin yaşadığı acılar, hepimizin içini acıtımaktadır her gün. Peki ama Filistin, Osmanlıların egemenli altında eşitliğin, adaletin, barışın hüküm sürdüğü topraklar iken, nasıl bu hale geldi. Uzmanportal.com olarak bu konuyu ele almak istedik. İşte bu konuyu ele alacağımız yazımız;

 

Malum tarih boşuna yaşanmış bir deney değildir.Dünü bilmemiz bugünü anlamamıza yarını doğru kurgulamamızı sağlayabilir.. Bulgaristan AB ye girdikten sonra toprak satışlarını yasakladı. Türkiye ise AB, Dünya Bankası, İMF çengelinde sallanırken herşeyini giderek artan bir hızla açık artırmaya bile gerek görmeden kapalı kapılar ardında satıyor. Arada bir millici güçler yargıya gidip bu satışlar için yürütmeyi durdurma ve iptal kararları alsalar da Brüksel ve Vaşington’ a laikler bir verirse biz iki-üç vereceğiz diye iktidara gelen kadrolar her şeyi satıyorlar..Kitler, bankalar,sanayii kuruluşları, sahiller, tarım arazileri, istanbul’un en merkezi bölgeleri, limanlar… Görevlerinin satmak olduğunu açıkca söylüyorlar.. En yetkili ağızdan ‘satmakla mükellefiz’ demiyorlar mı? Satacaklar taki milli güçler Venezuella, Brezilya, Arjantin,Şili, Bolivya gibi iktidarı ele geçirinceye kadar…

 

MS 70 yılında yahudi isyanı Romalı General Titus tarafından bastırılır ve yahudilerin üçüncü büyük sürgünü başlar. Yahudiler dünyanın her tarafına dağılırlar.Hz Ömer 638 de Kudüs’ü fetheder. Haçlı seferleri sırasında bir süre haçlı egemenliğine geçen Filistin Selahiddin Eyyubi tarafından yeniden ele geçirilir.Selahaddin Eyyubi yahudileri Filistin’e davet ederse de Yahudilerin büyük çoğunluğu Filistin’e geri dönmez.

 

1837 Yılında yapılan bir sayıma göre Filistin’de 9000 yahudi yaşamaktadır hepsi de topraksızdır. (1) 1840 yılında Britanya İmparatorluğu Küdüs’te bir elçilik kurduğunda İngiliz Lord Palmerston “Britanya İmparatorluğunun yüksek çıkarlarını korumak üzere” burada bir Avrupalı Yahudi yerleşim kolonisi kurma fikrini ortaya attı. (2) Filistin de kurulacak müslüman olmayan bir devlet ingiliz emperyalizminin ortadoğuda ileri karakolu olacak hem de Avrupa’daki yahudi nüfus azaltılmış olacaktı.. Zaten tevrata göre Nil nehri ile Fırat nehri arasındaki topraklar tanrının(yahova) israil oğullarına vadettiği topraklardı..Yahudiler ikibin yıldır dini törenlerinden sonra ‘gelecek baharda Kudüs’te buluşacağız’ diye sayıklıyorlardı. Avrupa ve Amerika basınında kampanyalar düzenlendi: “Vatansız halka, halksız vatan”. Yahudiler vatansızdılar ve Filistin halksız bir vatandı..Filistin siyonistlere verilmeliydi.Halbuki Osmanlı Devletinin elindeki bu topraklarda araplar ve türkler yaşamaktaydı. 1800’lü yılların başlarında Filistin’de bini aşkın köy vardı. Kudüs, Hayfa, Gazze, Yafa, Nablus, Akre, Eriha, Ramle, Hebron ve Nasıra gelişmekte olan kentlerdi. Arazi baştan başa sulama kanalları ile örtülüydü. Filistin’de yetişen turunçgil, zeytin ve hububatın ünü dünyayı sarmıştı. (3)

 

Filistin’de Yahudilerin oturduğu ilk yerleşim yeri 1860 ta kuruldu.Filistine Yahudi göçü Rus çarı II.Aleksendr’in öldürülmesi ile hızlandı.Ruslar çarlarının öldürülmesinden Yahudileri sorumlu tuttular.Rusya’da zaten güçlü olan Yahudi düşmanlığı suikasten sonra iyice arttı.Rusya’da Yahudiler kendilerine ait mahallelerde oturuyorlardı.Ruslarla karışmıyorlardı.Yahudi mahallelerine karşı ‘pogrom’ denilen baskın ve öldürmelerin artması yahudilerin Amerika,Avrupa ve az bir kısmının Filistin’e göçünü başlattı. Rusya’da o tarihlerde 3 milyon yahudi vardı.Çara suikast sonrası başlayan göçün ilk duraklarından biri İstanbul oldu.Abdülhamit Anadolu ve Filistin’e yerleşme isteklerini kabul etmedi.Yardım ederek göçü Amerikaya yönlendirdi.1881 ve 1891 yılları arasında 134.000 yahudi Amerika’ya 5000 yahudi de Filistin’e göç etti.1890 da Rusya ve diğer bölgelerden gelenlerle beraber Yahudi nüfüs 42.000 e ulaştı.Zor şartlar altında hayatlarını devam ettirmeye alışmış Rus yahudileri Filistin’deki şartlara kolay uyum sağladılar.Yahudi yerleşimlerinin sürekliliğini sağlayan militan ana gövdeyi oluşturdular.1882de ikinci yerleşim bölgelerini kuran yahudiler 30.000 dönüm toprak satınaldılar. (4)

 

Sabetay Sevi

Osmanlı devletinde Yahudilerin toprak satın alması yasaktı.Ticaret,tefecilik, bankerlik,kuyumculuk ve gümrüklerle ilgili işler yapabiliyorlardı.1882 yılında, Osmanlı Devleti hacılar hariç tüm Yahudilerin Filistin’e girişini yasakladı. Fakat bu önlem Yahudi göçünü durdurmak için yeterli değildi. Kendilerini hacı gibi gösterip giriş yaptıktan sonra kolonileştirme faaliyetlerine devam ettiler ve geri dönüş yapmadılar. 1884 yılına gelindiğinde Dâhiliye Nazırı yeni bir yasa çıkardı. Yasaya göre, hacılar da dâhil olmak üzere vizelerini yetkili Osmanlı şubelerine onaylatmayan Yahudiler, Filistin’e kabul edilmeyecekti. Fakat bu önlem de soruna tam bir çare olmadı. Yahudiler sahte pasaport kullanmak suretiyle bu engeli de aşmayı başardılar. 1887 yılına geldiğimizde Osmanlı Devleti daha ciddi önlemler alma yoluna gitti. Yeni kanunlara göre, Yahudiler Filistin’de sadece bir ay kalabileceklerdi ve Filistin’e girerken depozit olarak büyük bir meblağ ödemek zorundaydılar. Ödemiş oldukları depozit ise Filistin’den çıkarken kendilerine iade edilecekti. Fakat bu önlemlerle de istenen sonuç elde edilemedi. Yahudiler Almanya, Avusturya-Macaristan ve İngiltere gibi ülkelere başvurarak bu ülkelerin vatandaşları haline geliyorlardı. Daha sonra ise Osmanlı Devleti Yahudilerle değil de yabancı ülkelerin vatandaşlarıyla uğraşmak zorunda kalıyordu.Bütün bu yasak ve tedbirleri yahudiler azimle deldiler. Kudüs mutasarrıflarını, kaymakamları,tapu müdürlerini satın aldılar.

 

Yahudiler satın aldıkları toprakları kendi adamları olan yerli halktan kimselerin üzerine tapu çıkararak alıyorlardı.Tıpkı bugün GAP ta ve diğer bölgelerde yaptıkları gibi. Yahudi göçmenlerin bazı engellere rağmen kolayca toprak satın almaları yahudi milyarderleri ve yahudi dünyasında ilgiyle karşılandı.Yahudi zenginler daha fazla toprak satın alınması için paralar göndermeye başladılar. Fiyatlar yükseldi. Yüksek fiyatları gören arap toprak sahipleri ve şeyhleri hızla toprak satmaya başladılar.Arap toprak sahipler aldıkları parayı yahudilerin açtıkları bar,pavyon gibi eglence yerlerinde yahudi kızları ile yediler.Yahudilerin parası böylece yeniden yahudiye dönüyordu.

 

İkinci Abdülhamid

Siyonist hareket yahudi sayısının ve toprağının artması ile güçlenmeye başladı. Siyonistler bölgede bir Yahudi devleti kurma planlarında Osmanlı İmparatorluğu, Britanya, İmparatorluk Almanyası gibi tüm egemen güçlerle ilişki kurdu ve destek aramaya başladı. 1896 yılında Filistin’i Siyonist harekete bağışlaması yolunda Osmanlı İmparatorluğunu ikna etmeye yönelik bir plan ortaya atıldı. 1854 te Osmanlı Devleti Kırım Harbine girerken ilk dış borcunu alıyordu.Otuz sene içinde Osmanlı Maliyesi borç ve faiz ödemelerine dayanamayarak aynen bugünkü gibi iflas etti. Duyun-Umumiye’yi yani bir çeşit bugünkü İMF yi kabul ederek maliyesini, iktisadi idaresini Avrupalılara teslim etmişti. Teodor Herzl 1896 yılında Osmanlı İstihbaratının Avrupadaki ajanlarından Newlinski ile İstanbula gelerek II.Abdülhamit’le görüştü. Yirmi milyon altın karşılığında Filstin’e yahudi göçünün serbest bırakılmasını yani Filistin’i satınalmak istedi.Abdülhamit şiddetle Teodor Herzl’in teklifini reddetti. Newlinskiy’e Herzl’e iletmesi için şu cevabı verdi: ‘Eğer Bay Herzl senin benim arkadaşım olduğu gibi arkadaşın ise, ona söyle bu meselede ikinci bir adım atmasın.Ben bir karış dahi olsa toprak satmam, zira bu vatan bana değil, milletime aittir. Milletim bu vatanı kanlarıyla mahsuldar kılmışlardır. O bizden ayrılıp uzaklaşmadan tekrar kanlarımızla örteriz. Benim Suriye ve Filistin alaylarımın efradı birer birer Plevne’de şehit düşmüşlerdir. Bir tanesi dahi geri dönmemek üzere hepsi muharebe meydanlarında kalmışlardır. Türk imparatorluğu bana ait değildir, Türk milletinindir. Ben onun hiçbir parçasını vermem. Bırakalım, Museviler milyonlarını saklasınlar, benim imparatorluğum parçalandığı zaman onlar, Filistin’i hiç karşılıksız ele geçirebilirler. Fakat yalnız bizim cesetlerimiz taksim edilebilr. Ben canlı bir beden üzerinde ameliyat yapılmasına müsaade edemem.’ (5)

 

Teodor Herzl

Herzl Zeki, idealist ve romantikti.İlk başlarda yahudi zenginler onu ciddiye almadı.O Lord Rochildi kurulacak İsrailin Başkanı, Baron de Hirch i ise başbakan yardımcısı olarak görüyordu.Rochild onunla görüşmyi reddetti.Osmanlı demiryolları müteahhidi ve finansörü Hirsch ise onu basit bir teorici,maceraperest olarak gördü.Rochild Hezl’i ancak 1902 de görüşmek üzere kabul edecektir. Buna rağmen Teodor Herzl mücadeleyi bırakmadı. Osmanlının mali kriz içinde olmasını fırsat bilerek Filistin karşılığında mali yönden yardım etmeyi düşündü.Avrupa para piyasasasını elde tutan yahudi bankerlere ve en başta Rochild lere güveniyordu. ‘Yahudi Devleti’ isimli kitabında şunu yazdı : ‘Eğer Sayın Majesteleri bize Filistin’i verirse, biz de karşılık olarak Türkiye maliyesini düzeltiriz’ Herzl daha sonra hem İngiltere’ye hem Osmanlı’ya çalışan çift yönlü ajan macar yahudisi Arminius Vambery’e beşbin altın vererek Sultan Abdülhamit’le bir kere daha görüşebildi. 19 Mayıs 1901 de yapılan bu görüşmede Herzl Türkiye ekonomisini Batının vesayetinden kurtarabileceklerini söyledi. Abdülhamit ondan Osmanlı borçlarının ödenmesi için bir plan hazırlamasını istedi. Herzl bu planı hazırladı ve mektupla Abdülhamit’e bildirdi. Tek şart Yahudilere Filistin’e yerleşme ve özerk idare hakkının tanınmasıydı. Abdülhamit planı reddetti (5)

 

Weizmann, Siyonist liderlerin aynı zamanda Osmanlı ve Alman İmparatorluklarından koparmaya çalıştıklarını, İngilizlerden koparmayı başarmıştı. 2 Kasım 1917’de ilan edilen Balfour Deklarasyonunda “Majestelerinin hükümeti, Filistin’de Yahudi halkı için bir vatan kurulmasına sıcak bakmakta ve bu amaca ulaşılmasını kolaylaştırmak için her türlü çabayı göstereceklerini belirtmektedir.”(6) Bu deklarasyonun yayınlanmasından kısa süre önce İngiltere güvencesi altında “kendi kaderlerini tayin” vaadine karşılık İngilizlerin kumandasında Osmanlı İmparatorluğuna karşı savaşmayı kabul eden Arap liderlerini de yanına katan Britanya, Osmanlı’nın Ortadoğu’daki topraklarının büyük bölümünü ele geçirdi. 11 Aralık 1917 de de üç dinin kutsal şehri Kudüs düştü.

 

Bu dönemlerde Siyonist hareket ile Güney Afrika’daki sömürgeciler arasında da gelişkin bir ilişki vardı. Güney Afrika’da büyük bölümü Litvanya’dan gelen geniş bir Yahudi topluluğu vardı. Siyonist liderler siyasi ve mali destek sağlamak için sık sık Güney Afrika’ya gidiyorlardı.Siyasi Siyonizmin kurucusu olan Theodor Herzl Filistinlileri dağıtmayı başarmak için Güney Afrika’da uygulanan yöntemleri kullanmaları gerektiğini savunuyordu.1934’den önce bir grup Güney Afrikalı yatırımcı ile büyük sermaye sahibi Filistin’de toprak alımları yapacak olan Afrika-İsrail Yatırım Ortaklığını kurmuşlardı. (7)

 

Siyonistler toprak satın almaya devam ettiler..1918 de satın aldıkları tapusu Arapların üstündeki toprak miktarı 418.000 dönüme ulaştı.. En verimli ve sulak arazileri satın alıyorlar; satışa su kaynaklarının da dahil olduğunu tapuya geçirtiyorlardı.Filistin İngilizlerin idaresine geçince Yahudilere arazi satış yasağı kaldırıldı.Toprakların tapusunu artık kendi üzerlerine alabilirlerdi.Satın aldıkları toprak miktarı 1925 te 944.000 dönüme,1927 de1.024.000 dönüme ve 1930 da1.170.000 dönüme çıktı. (8) Toprak almaya devam ettiler..1920-1936 yılları arasında İngilizler 290.000 yahudinin Filistine göçüne yardımcı oldular.1932 de Hitler’in iktdara gelmesi ile göçler hızlandı.Hitleri iktidar yolunda finanse edenlerle yahudilere toprak satın alınması ve göç için yardım edenler aynı bankerlerdi. Rotchild’ler,Rocfollerler. 1917’de Filistin’de 56.000 Yahudi, 644.000 Filistinli Arap vardı. 1922’de 83.794 Yahudi, 663.000 Arap vardı. 1931’de ise Yahudilerin sayısı 174.616, Araplarınki 750.000 idi. (9)

 

 

İngilizlerle Balfour Deklarasyonu ile yapılan ittifak Siyonistlere bölgeyi ele geçirmek için gereken zemini sağladı. Kırsal alanlarda toprakların ele geçirilmesi için büyük çaplı bir Yahudi sermayesi ayrıldı.Yahudi grupların elindeki kent ve kır alanları 1930’da 1.250.000 dönüme ulaştı. Bu tarımsal alanların yaklaşık üçte biriydi. İngiliz emperyalizmi yöredeki Filistin ekonomisinin istikrarını bozmak için gerekli yolları açtı.Manda hükümeti Yahudi sermayesine ayrıcalık tanıyarak Filistin’deki devlet imtiyazının % 90’ını onlara ayırdı. Bu Siyonistlere ekonomik altyapının (yol projeleri, Ölü Deniz’deki maden yatakları, elektrik, limanlar, vb.) denetimini ele geçirme imkanını verdi. 1935’e kadar Siyonistler Filistin’deki toplam 1212 sanayi şirketinin 872’sini ellerine geçirmişlerdi. Siyonistlere ait sanayi ithalatı vergiden muaftı. Arap işgücü aleyhine çıkarılan ayrımcı iş yasaları sonucu Araplar arasında büyük çaplı işsizlik başgösterdi.(10)

 

İngiliz,Amerikan,Fransız ,Güney Amerikalı yahudi zenginler kesenin ağzını açarak toprak satın almak için özel banka ve konsorsiyumlar kurdular.Bunlardan Siyonist toprak stratejisine en yüksek mâlî destek 1919-1939 yılları arasında ABD’den geldi. Siyonist mâlî kurumlar şebekesinin öncülüğünde Anglo- Palestine Bank oluşturuldu. Siyonist örgüt, 1920’lerde bir emlak bankası, bir çok mahallî halk ve kredi bankaları kurdu. Filistin banka sistemine açıkça Siyonistler hâkim oldular. Siyonist örgüt bir çok bankaya özel görevler verdi. Joint Distribution Committe’nin bankası esnaf ve zanaatkâra krediler açıyor, Central Bank of Cooperative Institutions (Kooperatif Kurumlar Merkez Ban-kası) Siyonist sendika sistemini teşvik ederken, Palestine Mortgage and Credit Bank (Filistin İpotek ve Kredi Bankası) orta sınıftan Yahudiler için konut ve yerleşme yerleri yapımının finansmanını sağlıyordu. Kapitalist göçmenlerin 1933 yılından itibaren bölgeye akın etmesi, banka ve finans sistemini muazzam fonlarla besledi.1919-1929 yılları arasında en az 200 milyon dolar bölgeye akarken 1933-1939 yıllarında bu rakam, 315 milyon dolar gibi muazzam bir meblağa ulaşıyordu.(11)

 

1936-1939 arası Filistinliler büyük bir başkaldırı ve isyan çıkardılarsa geç kalmışlardı.Güçlenen yahudi toplumu ve organizasyonları ve İngiliz desteği ile yenildiler.Bundan sonra yahudi toplumuna silah akmaya başladı.Filistin köylerine karşı saldırı,baskın ve katliamlarla geri kalan toprağı da ele geçirdiler ve mazlum desteksiz Filistinlileri kendi topraklarından sürdüler..

 

Dr. İdil Konyalı

 

 

 

Kaynaklar:

  1. Prof.Dr. Fahir Armaoğlu,Filistin Meselesi ve Arap-İsrail Savaşları(1948-1988)Türkiye İş Bankası Yayınları,1991,sayfa34 den alıntılayan İbrahim Okur, İkinci Binyılın Muhasebesi,cilt 3,sayfa990
  2. Joy Bonds ve diğerleri,Köklerimiz Hala Yaşıyor-Filistin Halkının Tarihi,1977,s 13 den alıntılayan Ralph Schoenman,Siyonizmin Gizli Tarihi,Kardelen Yayınları,1992,s.20
  3. Ralph Schoenman,Siyonizmin Gizli Tarihi,KardelenYayınları,1992,s 19
  4. İbrahim Ökur,İkinci Binyılın Muhasebesi,Okursoy Yayınları,1999,s990
  5. Doç.Dr.Yaşar Kutluay,Siyonizm ve Türkiye,s 108-109
  6. Ralph Schoenman,Siyonizmin Gizli Tarihi,KardelenYayınları,1992,s 22
  7. Ralph Schoenman,Siyonizmin Gizli Tarihi,KardelenYayınları,1992,s 24
  8. Prof.Dr. Fahir Armaoğlua.g.e. sayfa 21; Enver Ziya Karal,Osmanlı Tarihi,8. cilt,sayfa 486
  9. Demir Duvar:Jabotinsky’den Şamir’e Siyonist Revizyonizm,Lonra,Zed Books,Ltd,1984,s 79 dan alıntılayan Ralph Schoenman,Siyonizmin Gizli Tarihi, Kardelen Yayınları,1992,s 29
  10. Ralph Schoenman,Siyonizmin Gizli Tarihi,KardelenYayınları,1992,s 30
  11. Said B. Hiradeh, Economic Organization of Palestine, Beyrut s. 228 dan alıntılayan Suat Parlar, Kudüs Dergisi,Eylül 2003

 

İşte Formula 1 2012 Yarış Takvimi

FIA, Formula 1 2012 sezonun takvminin taslağını belirledi. Takvim’de Türkiye Grand Prix’i 6 Mayıs olarak gösterilmiş durumda. Ancak yarışların Türkiye’de yapılmasına devam edilip edilmeyeceği için resmi bir anlaşma imzalanmadı.

Takvime göre sezon 11 Mart da Bahreyn’de başlayacak ve 25 Kasımda Brezilya ile sona erecek. Sezon 21 yarıştan oluşacak ve bu F1 tarihinde bir sezonda en fazla koşulan yarış olacak.

2007 yılınının ardından Amerika tekrar takvime geri dönecek. Yarış Kanada GP’den 1 hafta sonra 17 Haziranda yapılacak.

2012 FIA Formula 1 takvimi:

11/03/2012 Bahreyn

18/03/2012 Avustralya

01/04/2012 Malezya

08/04/2012 Çin

22/04/2012 Kore

06/05/2012 Türkiye*

20/05/2012 İspanya

27/05/2012 Monaco

10/06/2012 Kanada

17/06/2012 ABD

01/07/2012 Valencia, İspanya

15/07/2012 İngiltere

29/07/2012 Almanya

05/08/2012 Macaristan

02/09/2012 Belçika

09/09/2012 İtalya

30/09/2012 Singapur

14/10/2012 Japonya

28/10/2012 Hindistan

11/11/2012 Abu Dhabi

25/11/2012 Brezilya

Kaynak : haber 7

Antep Fıstığının Faydaları, Nerelerde Yetişir, Bilinmeyen Yönleri

Antep fıstığı sanıldığının aksine benzer kuruyemişler kadar kalori içermediği kanıtlandı. 30 gram Antep fıstığı 160 kaloriye denk geliyor. Sağlıklı bir gönüllü grubun yediği Antep fıstıklarının enerji değeri ölçüldükten sonra uzmanlar, Antep fıstığının eskiden ölçülmüşler verilere oranla %6 kadar daha az kalori içerdiğini ortaya çıkardı. Bunun sebebi ise Antep fıstığının içerdiği yağın vücut tarafından tamamen emilmemesi.

Araştırmayı yürüten David Baer, “ Bu inceleme Antep fıstığı yağının tamamen sindirilemediğini ve bu nedenle hücreler tarafından emilemediğini gösteriyor,” dedi. Araştırma raporu Amerika’da Experimental Bology konferansında kamuya duyuruldu.

Bu sonuçlar, Antep fıstığı yemenin sanıldığı kadar kilo aldırmamasının nedenlerinden sadece birisi. Uzmanlara göre Antep fıstığı “tüketici dostu” atıştırmalıklardan. Çünkü kabuklarını açmakla uğraşırken ne kadar yediğinizin de farkına varıyorsunuz. Bu sayede kendinizi durdurabiliyorsunuz.

Ayrıca kabuklarını ayıklarken harcadığınız enerji bir Antep fıstığından alacağınız enerjinin %41’ini kullanmanız anlamına geliyor.

Türkiye’nin Uluslararası Plaka Kodu Nedir? İşte Türkiye’nin ve Diğer Ülkelerin Uluslararası Plaka Kodları

Dünyada 180’e yakın ülke vardır. Ve bu ülkelere kayıtlı motorlu araçlar ülkeler arası seferlere çıktıklarında tanınmak ve herhangi bir soruna neden olmamak için bütün ülkelerde geçerli olan uluslararası plaka kodları kullanırlar. Aşağıdaki listede hem ülkemizin hemde diğer bütün büyük devletlerin plaka kodları bulunmaktadır.

Yandaki resimde de gözüktüğü gibi sadece bir plakaya bakarak bir otomobilin hangi ülkeye ait olduğunu basitçe anlayabiliriz. Yapmamız gereken tekşey plakanın ön kısmındaki mavi alanda yazılı koda bakmak. Orada yazan kod, o motorlu aracın hangi ülkeye ait olduğunu gösteriyor. Örneğin, resimdeki ilk plaka Avusturya’ya aittir. 

  • ALMANYA: D
  • AMERİKA BİRLEŞİK DEVETLERİ: U.S.A
  • AFGANİSTAN: AFG
  • ALAND: AX
  • ALDERNEY: GBA
  • ANDORRA: AND
  • ANGOLA: ANG
  • ANGUILLA: AXA
  • ANTARTİKA: ARK
  • ANTİGUA VE BARBUDA : AG
  • ARUBA: ARU
  • ARJANTİN: RA
  • ARNAVUTLUK: AL
  • AVUSTRALYA: AUS
  • AVUSTURYA: A
  • AZERBAYCAN: AZ
  • BAHREYN: BRN
  • BAĞ.DEV.TOP. : SU
  • BAHAMALAR: BS
  • BANGLADEŞ: BD
  • BARBADOS: BDS
  • BATI SAHRA: WSA
  • BELÇİKA: B
  • BELİZE: BZ
  • BENİN: DY
  • BERMUDA: BM
  • BEYAZ RUSYA: BY
  • BHUTAN: BHT
  • BURUNDİ: BU
  • BİRLEŞİK ARAP EMİRLİKLERİ: UAE
  • BOLİVYA: BOL
  • BOSNA – HERSEK: BIH
  • BREZİLYA: BR
  • BRUNEİ: BRU
  • BULGARİSTAN: BG
  • BURKİNA FASO: BF
  • BÜYÜK BRİTANYA (BİRLEŞİK KRALLIK VE KUZEY İRLANDA): GB
  • CAPE VERDE: CV
  • CEBELİTARIK: GBZ
  • CEZAYİR: DZ
  • CUBUTİ: DJI
  • ÇAD: TCH
  • ÇEK CUMHURİYETİ: CZ
  • ÇİN CUMHURİYETİ (TAYVAN): RC
  • ÇİN HALK CUMHURİYETİ: CN
  • DANİMARKA: DK
  • DEMOKRATİK KONGO CUMHURİYETİ: CGO
  • DOĞU TİMOR: TL
  • DOMİNİKA: WD
  • DOMİNİK CUMHURİYETİ: DOM
  • EKVADOR: EC
  • EKVATOR GİNESİ: GQ
  • EL SALVADOR: ES
  • ENDONEZYA: RI
  • ERİTRE: ER
  • ERMENİSTAN: AM
  • ESTONYA: EST
  • ETİYOPYA: ETH
  • FAROE ADALARI: FO
  • FAS: MA
  • FİJİ: FJI
  • FİLDİŞİ SAHİLİ: CI
  • FİLİPİNLER: RP
  • FİLİSTİN: PS
  • FİNLANDİYA: FIN
  • FRANSA: F
  • GABON: G
  • GALLER: CYM
  • GAMBİYA: WAG
  • GANA: GH
  • GİNE: RG
  • GİNE BİSSAU: GW, RGB
  • GRENADA: WG
  • GRÖNLAND: KN
  • GUATAMALA: GCA
  • GUERNSEY: GBG
  • GUYANA: GUY
  • GÜNEY AFRİKA CUMHURİYETİ: ZA
  • GÜNEY KIBRIS: CY
  • GÜRCİSTAN: GE
  • HAİTİ: RH
  • HIRVATİSTAN: HR
  • HİNDİSTAN: IND
  • HOLLANDA: NL
  • HOLLANDA ANTİLLERİ: NA
  • HONDURAS: HN
  • HONG KONG: HK
  • IRAK: IRQ
  • İNGİLTERE: ENG
  • İRAN: IR
  • İRLANDA: IRL
  • İSKOÇYA: SCO
  • İSPANYA: E
  • İSRAİL: IL
  • İSVEÇ: S
  • İSVİÇRE: CH
  • İTALYA: I
  • İZLANDA: IS
  • JAMAİKA: JA
  • JAPONYA: J
  • JERSEY: GBJ
  • KAMBOÇYA: K
  • KAMERUN: CAM
  • KANADA: CDN
  • KARADAĞ: MNE
  • KATAR: Q
  • KAZAKİSTAN: KZ
  • KENYA: EAK
  • KIRGIZİSTAN: KN
  • KİRİBATİ: KIR
  • KOLOMBİYA: CO
  • KOMOR: COM
  • KONGO CUMHURİYETİ: RCB
  • KORE (Kuzey): KP
  • KORE (Güney): ROK
  • KOSOVA: RKS
  • KOSTA RİKA: CR
  • KUVEYT: KWT
  • KUZEY İRLANDA: NI
  • KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ: KKTC
  • KÜBA: C
  • LAOS: LAO
  • LESOTO: LS
  • LİBERYA: LB
  • LİBYA: LAR
  • LİHTENŞTAYN: FL
  • LİTVANYA: LT
  • LETONYA: LV
  • LÜBNAN: RL
  • LÜKSEMBURG: L
  • MACARİSTAN: H
  • MADAGASKAR: RM
  • MAKEDONYA: MK
  • MALDİVLER: MV
  • MALEZYA: MAL
  • MALTA: M
  • MAN ADASI: GBM
  • MARŞHALL ADALARI: MH
  • MEKSİKA: MEX
  • MISIR: ET
  • MİKRONEZYA: FSM
  • MOĞOLİSTAN: MGL
  • MOLDOVA: MD
  • MONAKO: MC
  • MORİTANYA: RIM
  • MOZAMBİK: MOC
  • MYANMAR: MYA
  • NAMİBYA: NAM
  • NEPAL: NEP
  • NİJER: RN
  • NİJERYA: WAN
  • NİKARAGUA: NIC
  • NORVEÇ: N
  • ORTA AFRİKA CUMHURİYETİ: RCA
  • ÖZBEKİSTAN: UZ
  • PAKİSTAN: PK
  • PAKİSTAN: PAK
  • PANAMA: PA
  • PAPUA YENİ GİNE: PNG
  • PARAGUAY: PY
  • PERU: PE
  • POLONYA: PL
  • PORTEKİZ: P
  • PORTO RİKO: PR
  • ROMANYA: RO
  • RUANDA: RWA
  • RUSYA: RUS
  • SAİNT LUCİA: WL
  • SAMOA: WS
  • SAN MARİNO: RSM
  • SENEGAL: SN
  • SIRBİSTAN: SRB
  • SİERRE LEONE: SLE, WAL
  • SİNGAPUR: SGP
  • SLOVAKYA: SK
  • SLOVENYA: SLO
  • SOLOMON ADALARI: SOL
  • SOMALİ: SO
  • SRİ LANKA: CL
  • SUDAN: SUD
  • SURİYE: SYR
  • SURİNAM: SME
  • SUUDİ ARABİSTAN: SA, KSA
  • SVAZİLAND: SD
  • ŞİLİ: RCH
  • TACİKİSTAN: TJ
  • TANZANYA: EAT
  • TAYLAND: T
  • TAYVAN: TW
  • TOGO: TG, TT
  • TUNUS: TN
  • TÜRKİYE: TR
  • TÜRKMENİSTAN: TM
  • UGANDA: EAU
  • UKRAYNA: UA
  • UMMAN: OM
  • URUGUAY: ROU
  • ÜRÜDÜN: HKJ
  • VATİKAN: V
  • VENEZUELA: YV
  • VİETNAM: VN
  • YEMEN: YEM
  • YENİ ZELANDA: NZ
  • YUNANİSTAN: GR
  • ZAMBİYA: Z
  • ZİMBABVE: ZW

Türkiye’nin Uluslararası Telefon Kodu Nedir? İşte Türkiye’nin ve Diğer Ülkelerin Uluslararası Telefon Kodları

Telefon insan hayatını etkileyen ve değiştiren en önemli icatlardan bir tanesidir. İcat edildikten sonra gittikçe popülerleşen ve şuanda artık sıradan bir eşya durumuna gelen telefonlarımız yinede hayatımızın vazgeçilmezleridir. Eskiden sadece birkaç tane evde bulunan telefon, artık neredeyse her evde bulunuyor. Ve insanlar birbirlerini artık mesafe farketmeksizin hatta ülkeler arası bile birbirlerini arayabiliyorlar. Tabi bunun içinde bilmemiz gereken birkaç şey var ve bunların ilki de devletlerarası yada bir başka deyişle uluslararası telefon kodlarıdır. Bunun için lütfen aşağıdaki açıklamayı okuyun lütfen, hemen altında da bütü ülkelerin uluslararası görüşmelerde kullandıkları kodlar bulunuyor.

Açıklama: Yurt dışı telefon aramalarında önce “Uluslararası Çıkış Kodu”, sonra “Ülke Kodu”, en son “Alan Koduyla Birlikte Telefon Numarası” çevirmeniz gerekir. Örneğin Türkiye’den Almanya’yı aramak için : 00 49 xxxxxxx şeklinde numaraları tuşlamanız gerekir. Buradaki 00 Türkiye uluslararası çıkış kodudur. 49 ise Almanya’nın ülke kodudur. Bundan sonra gelen rakamlar Almanya’daki Alan Kodu ve Telefon Numarası olacaktır. Herhangi bir ülkeden Türkiye’yi ararken xx 90 xxx xxx xx xx şeklinde tuşlamanız gerekmektedir. Buradaki ilk xx bulunduğunuz ülkenin uluslararası çıkış kodu olmalıdır. 90 Türkiye’nin ülke kodudur. Üç rakam (xxx) alan kodu, Yedi rakam (xxx xx xx) ise normal telefon numarasıdır. Uluslararası çıkış kodlarının çoğu 00′dır. Birkaç yerde değiştiği için telefon numaralarını verirken uluslararası çıkış kodunu ifade etmek için + işareti kullanılır. Örneğin İstanbul Anadolu Yakası için +90 216 xxx xx xx şeklinde verdiğiniz numara yurt dışından arayacak kişileri yönlendirmek için yeterlidir.

  • ABD: 1
  • ABD (Alaska): 1097
  • ABD (Havai): 1808
  • Afganistan: 93
  • Almanya: 49
  • Amerikan Samoa: 684
  • Andorra: 376
  • Angola: 244
  • Anguilla: 1264
  • Antigua: 1268
  • Arjantin: 54
  • Arnavutluk: 355
  • Aruba: 297
  • Asension: 247
  • Avustralya: 61
  • Avusturya: 43
  • Azerbaycan: 994
  • Azor-Mader Adaları: 351
  • BAE: 971
  • Bahama: 1242
  • Bahreyn: 973
  • Bangladeş: 880
  • Barbados: 1246
  • Batı Samoa: 685
  • Belçika: 32
  • Belize: 501
  • Benin: 229
  • Bermuda: 1441
  • Beyaz Rusya: 375
  • Bolivya: 591
  • Bosna Hersek: 387
  • Botsvana: 267
  • Brezılya: 55
  • British Virgin Adaları: 1284
  • Bruney: 673
  • Bulgaristan: 359
  • Burkina Faso: 226
  • Burma: 95
  • Burundi: 257
  • Butan: 975
  • Cad: 235
  • Cebelitarık: 50
  • Çek Cumhuriyeti: 420
  • Cezayir: 213
  • Cibuti: 253
  • Çin: 86
  • Cook Adası: 682
  • Danimarka: 45
  • Diego Garsia: 246
  • Dominik: 1767
  • Dominik Cumhuriyeti: 1809
  • Ekvator: 593
  • Ekvator Gine: 240
  • El Salvador: 503
  • Endonezya: 62
  • Erıtre: 291
  • Ermenistan: 374
  • Estonya: 372
  • Etiyopya: 251
  • Falkland Adaları: 500
  • Faroe Adaları: 298
  • Fas: 212
  • Fiji: 679
  • Fildişi Sahili: 225
  • Filipinler: 63
  • Finlandiya: 358
  • Fransa: 33
  • Fransız Guyanası: 594
  • Fransız Polenazyası: 689
  • Gabon: 241
  • Gambia: 220
  • Gana: 233
  • Gine: 224
  • Gine Bissau: 245
  • Grenada: 1473
  • Grönland: 299
  • Guadalup: 590
  • Guam: 1671
  • Guatemala: 502
  • Güney Afrika Cumhuriyeti: 27
  • Güney Kore: 82
  • Gürcistan: 995
  • Güyana: 592
  • Haiti: 509
  • Hindistan: 91
  • Hırvatistan: 385
  • Hollanda: 31
  • Hollanda Antilleri: 599
  • Honduras: 504
  • Hongkong: 852
  • Irak: 964
  • İngiltere: 44
  • İran: 98
  • İrlanda: 353
  • İspanya: 34
  • İsrail: 972
  • İsveç: 46
  • İsviçre: 41
  • İtalya: 39
  • İzlanda: 354
  • Jamaika: 1876
  • Japonya: 81
  • Kamboçya: 855
  • Kamerun: 237
  • Kanada: 1
  • Kap Verd: 238
  • Katar: 974
  • Kayman Adaları: 1345
  • Kazakistan: 7
  • Kenya: 254
  • Kıbrıs: 357
  • Kırgızistan: 996
  • Kırıbatı: 686
  • Kolombiya: 57
  • Komor Adaları: 269
  • Kongo: 242
  • Kosta Rika: 506
  • Küba: 53
  • Kuveyt: 965
  • Kuzey Kore: 850
  • Lao Dem. Halk Cumhuriyeti: 856
  • Lesotho: 266
  • Letonya: 371
  • Liberya: 231
  • Libya: 218
  • Lihtenstayn: 41
  • Litvanya: 370
  • Lübnan: 961
  • Lüksemburg: 352
  • Macaristan: 36
  • Madagaskar: 261
  • Makao: 853
  • Makedonya: 389
  • Malavi: 265
  • Maldiv Adaları: 960
  • Malezya: 60
  • Mali: 223
  • Malta: 356
  • Mariyan Adaları: 1670
  • Malsar Adaları: 692
  • Martinik: 596
  • Meksika: 52
  • Merkezi Afrika Cumhuriyeti: 236
  • Mikronezya: 691
  • Mısır: 20
  • Moğolistan : 976
  • Moldovya: 373
  • Monaco: 377
  • Montserrat: 1664
  • Moris Adaları: 230
  • Moritanya: 222
  • Mozambik: 258
  • Nakhodka: 7504915
  • Nakhodka: 750492
  • Namibya: 264
  • Nauru Adası: 674
  • Nepal: 977
  • Nijer: 227
  • Nijerya: 234
  • Nikaragua: 505
  • Niue Adaları: 683
  • Norfolk Adaları: 672
  • Norveç: 47
  • Özbekistan: 998
  • Pakistan: 92
  • Palau: 680
  • Panama: 507
  • Papua Yeni Gine: 675
  • Paraguay: 595
  • Peru: 51
  • Polonya: 48
  • Portekiz: 351
  • Porto Riko: 1787
  • Radius: 750996
  • Reunyon: 262
  • Romanya: 40
  • Ruanda: 250
  • Rusya Federasyonu: 7
  • Sakhalin: 750440
  • Sakhalin: 7504416
  • Sakhalin: 750442
  • Sakhalin: 750443
  • San Marıno: 378
  • Sao Tome & Principe: 239
  • Senegal: 221
  • Seysel: 248
  • Sierra Leone: 232
  • Tili: 56
  • Singapur: 65
  • Slovak Cumhuriyeti: 421
  • Slovenya: 386
  • Solomon Adaları: 677
  • Somali: 252
  • Sri Lanka: 94
  • St.Helena: 290
  • St.Kittis & Nevis: 1869
  • St.Lucia: 1758
  • St.Marten: 5995
  • St.Piyer & Mikelon: 508
  • St.Vincent & Grenada: 1784
  • Sudan: 249
  • Surinam: 597
  • Suriye: 963
  • Suudi Arabistan: 966
  • Svaziland: 268
  • Tacikistan: 7
  • Tanzanya: 255
  • Tataristan: 7843
  • Tatincom: 7513
  • Tayland: 66
  • Tayvan: 886
  • Togo: 228
  • Tokelan: 690
  • Tonga: 676
  • Trinidad & Tobago: 1868
  • Tunus: 216
  • Türkiye: 90
  • Türkmenistan: 993
  • Turks & Caicos Adaları: 1649
  • Tuvalu: 688
  • U.S. Virgin Adası: 1340
  • Uganda: 256
  • Ukrayna: 380
  • Umman: 968
  • Uraguay: 598
  • Ürdün: 962
  • Vallis Fununa Adaları: 681
  • Venezuela: 58
  • Vietnam: 84
  • Yemen Arap Cumhuriyeti: 967
  • Yemen Halk Cumhuriyeti: 969
  • Yeni Hebritler: 678
  • Yeni Kaledonya: 687
  • Yeni Zelenda: 64
  • Yunanistan: 30
  • Zaire: 243
  • Zambiya: 260
  • Zanzibar: 259
  • Zimbabve: 263

İşte Dünyayı Ayağa Kaldıran WikiLeaks Sitesindeki Türkiye ve Komşularımızla İlgili İddialar

Daha önce Amerikan yönetiminin iç yüzünü tekrar tekrar belgelerle ortaya koyan WikiLeaks, dün gece bu belgelere bir yenisini daha ekledi. Resmen dünyadaki bütün devletlerde siyasi depreme yol açan belgelerde, ülkemizle ilgili çok ciddi iddialarda yer alıyor. Cumhurbaşkanımız, başbakanımız ve diğer birçok siyaset adamımızla ilgili çok incitici ve ağır sözlerin yayınlandığı belgelerde Ortadoğu’yu karıştıran birçok inanılmaz bilgide yer alıyor. Suudi Arabistan’ın ve diğer bazı Ortadoğu ülkesinde anında WikiLeaks’e erşim yasaklandı. Bizde sizinle bu belgelerde ülkemiz ve komşularımızla ilgili iddiaları kısa başlıklar şeklinde paylaşmak istedik.

İşte WikiLeaks’te yer alan bazı önemli satırbaşları;

Açıklanan belgeler değişik gizlilik derecesinde olup Amerikalılar dışında yabancılar tarafından görülmesi kesinlikle yasak olan belgeler.

ABD büyükleçilikleri tarafından Washington’a gönderilen belgelerin 11 bini gizli ibaresi taşırken, 9 bini yabancılar tarafından görülemez ibaresi taşıyor.

Sızdırılan belge sayısı 251 bin ve ilk sızdırılan belge 2002 tarihli.

En çok telgraf gönderen büyükleçiliklerin başında Ankara, Bağdat, Amman, Kuveyt ve Tokyo büyükleçilikleri geliyor. Ankara’dan 7 bin 918 telfraf gönderildi.

New York Times gazetesi, WikiLeaks’in sızdırdığı “gizli devlet” belgelerini yayınlayan ilk kuruluş oldu.

WikiLeaks belgelerinde, Suudi Arabistanlı bazı mali kaynaklar terör örgütlerini besleyen kaynak olarak gösteriliyor.

Birçok liderin gizli bilgilerinin yer aldığı belgelerde, Çin hükümetinin bilgisayar sabotajlarıyla ABD’yi hedef aldığı kaydediliyor.

WikiLeaks’de, nükleer silah sahiplerinin geliştirdiği programlar da yer alıyor.

Wikileaks internet sitesi tarafından sızdırılan belgeleri yayınlayan New York Times gazetesi, belgelere göre ABD Savunma Bakanı Robert Gates’in İran’a yapılacak askeri bir operasyonun bu ülkenin nükleer programını sadece 1 ya da 3 yıl geciktirebileceğini inandığını ortaya koyduğunu bildirdi.

New York Times gazetesi Washington mahreçli haberinde, internet sitesi Wikileaks tarafından sızdırılan son 3 yıla aşkın çeyrek milyon kadar gizli Amerikan diplomatik yazışmasında, yabancı liderlerle ve dünyadaki nükleer ve terörist tehditlerle ilgili değerlendirmelerin bulunduğunu bildirdi.

Gazete ABD Dışişleri Bakanlığının toplam 270 büyükelçilik ve konsolosluklarla günlük yazışmalarına dayanan gizli belgeleri, bugünden itibaren gelecek günlerde tek tek açıklayacağını vurguladı.

Belgelerde Suudi Arabistanlı bazı donörlerin El Kaide gibi terörist grupların ana mali kaynakları oldukları, Çin hükümetinin bilgisayar sabotajlarıyla ABD’yi hedef aldığı kaydediliyor.

Belgelere göre ABD Savunma Bakanı Robert Gates’in İran’a yapılacak askeri bir operasyonun bu ülkenin nükleer programını sadece 1 ya da 3 yıl geciktirebileceğini inandığını ortaya koyduğunu da bildirdi.

Gizli belgelerde, İran’ın Kuzey Kore’den, Batı Avrupa’yı vurma kapasitesine sahip son derece gelişmiş füzeler aldığı ve ABD’nin, İran’ın bu füzeleri daha uzun menzilli füzeler üretmede araç olarak kullandığından endişe ettiği ve bu gelişmiş füzelerin son derece kuvvetli olduğu da kaydediliyor.

Arap liderler İran’ı tehdit olarak görüyor

Fransız Le Monde gazetesi de, dünyada büyük merakla beklenen internet sitesi WikiLeaks’in sızdırdığı “gizli devlet” belgelerini yayınladı.

Gazetede yer alan gizli bilgilere göre, Arap ülkeleri liderleri İran’ı sevmiyor ve tehdit olarak görüyor.

Belgelerde, Suudi Arabistan Kralı Abdullah bin Abdülaziz, 2009 yılında ABD Başkanı Barack Obama’nın terörle mücadele danışmanı John Brennan’a, “İranlılara güvenilmez. İran maceracı bir ülke ve hedefi sorun yaratmak. Allah İran’ın günahlarından bizi korusun” ifadesini kullandığı belirtiliyor.

Suudi Arabistan Kralının, İran için “yılanın başını kesmek gerekir”ifadesini kullandığı da yine belgelerde yer alıyor. Yine Kralın, Amerikalı General James Jones’la yaptığı 11 Şubat 2010 tarihli görüşmede, “eğer İran nükleer silaha sahip olursa, bölgedeki bütün ülkeler de nükleer silaha sahip olur” dediği belirtildi.

Bayreyn Kralı Hamad Al-Khalifa’nın, 1 Şubat 2009 tarihinde, Amerikalı General David Petraeus’a, “İran’ın nükleer programının durdurulması gerekir” dediği de yer alan gizli belgelerde, “Arap ülkelerinin tamamının, İran’ın nükleer programıyla ilgili olarak endişe taşıdığı” ifade edildi.

Kahire’de bulunan bir Amerikalı diplomatın Şubat 2009’da çektiği telgraflarda da, Mısır Devlet Başkan Hüsnü Mübarek’in İran’dan son derece nefret ettiği ve Mübarek’in İranlılar için “yalancı oldukları ve onlara inanılmaması gerektiğini” söylediği kaydedildi.

Yine aynı belgelerde, Ürdün Meclis Başkanı Zeid Rifaiu’nun da, Amerikalılara, “İran’la diyalogla hiçbir yere varılamaz” dediği kaydediliyor.

“Davutoğlu çok tehlikeli”

Spiegel’de yayınlanan belgelere göre, Amerikalı diplomatlar Türkiye’nin güvenilirliği konusunda ciddi şüpheleri olduğunu Washington’a iletiyor.

Amerikanın Ankara Büyükelçiliği bir kısmı gizli olan belgelerde Recep Tayyip Erdoğan Hükümeti’nin islami eğilimine dikkat çekiyor. Amerikalı diplomatlara göre Türkiye’nin NATO’daki durumu ve yönetimi de kötü. Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu gibi onlara danışmanlık yapanların çoğu da Ankara dışındaki siyasete yabancı.

Spiegel’de yayınlanan belgelere göre Amerika, Davutoğlu’nun neo osmanlı olarak nitelendirdiği çizgisinden rahatsız. Belgelerde Amerikalı bir üst düzey hükümet görevlisinin Davutoğlu için “çok tehlikeli“ ibaresini kullandığı yer alıyor.

Belgelere göre Davutoğlu’nun çok tehlikeli olmasının nedeni Erdoğan’ın islami çizgisinde etkili rol oynaması olarak gösteriliyor.

Frattini, Türkiye’nin ikili oynadığını savunmuş

WikiLeaks sitesinde yayımlanan gizli belgelere göre, İtalya Dışişleri Bakanı Franco Frattini’nin Roma’da ABD Savunma Bakanı Robert Gates’le yaptığı görüşmede, Türkiye’nin hem Avrupa, hem de İran’a açılımlar yapmasını “ikili oynamak” diye niteleyerek, “bu durumun kendisinde hayal kırıklığı yarattığını” söylemiş.

İtalyan haber ajansları, Roma’da yapılan ikili görüşmenin ardından ABD’nin Roma Büyükelçiliği tarafından 8 Şubat 2010’da Washington’a gönderilen “gizli” damgalı telgrafta, “Frattini, Türkiye tarafından hem Avrupa’ya, hem de İran’a doğru açılımlar yapma suretiyle ikili oynanmasının özellikle hayal kırıklığına neden olduğunu ifade etmiştir” ibaresine yer verildiğini belirtti.

Telgraftaki değerlendirmeye göre Frattini, nükleer meselesinde İran’la yapılan görüşmelere, “Suudi Arabistan, Türkiye, Brezilya, Venezüela ve Mısır’ın da dahil edilmesini önerme”sinin yanı sıra, “Ortadoğu ülkeleri arasında İran konusunda gayri resmi bir toplantı düzenlenmesi” teklifinde de bulundu.

İran’da rejimi devirmek için…

Fransız Le Monde gazetesindeki gizli bilgilere göre ise İsrail, İran’a yönelik politikasını sertleştirmesi için ABD’ye baskı yapıyor.

Fransız gazetesinin internet sitesinde yer alan, 18 Kasım 2009 tarihle gizli belge, ABD’nin İran konusunda 2010’u “kritik bir yıl”olarak gördüğünü ortaya koydu.

Belgelerde, İran’ın nükleer sitelerinin korunmasını güçlendirmeye devam etmesi halinde, ABD’nin müdahalesinin zorlaşacağı yorumuna yer verildi.

“Ankara’nın arabuluculuk çabaları mantıklı değil”

17 Kasım 2009 tarihinde Ankara’da yapılan ve dönemin ABD Büyükelçisi James Jeffrey tarafından gizli belge statüsünde gönderilen tutanakta, Philip Gordon ile Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu arasında yapılan ve İran’ın nükleer programını konu edinen bir görüşmenin detayları yer alıyor.

12 Kasım’da yapılan ve 40 dakika süren görüşmede Gordon, Davutoğlu’nu Ankara’nın arabuluculuk çabalarının faydalı ya da mantıklı olmadığına ve İranlılara ciddi müzakerelere başlamadan zamanla oynama şansı verdiğine ikna etmeye çalıştı.

Davutoğlu İran hükümetinin kamu önündeki tavrını bir kez daha dile getirirken, “İranlıların P5+1in önerilerine prensipte evet dediğini ancak kamuoyunun algısını düzeltmek zorunda olduğunu” aktardı. İran’ın nükleer silah sahibi olması durumunda yaşanabileceklerle ilgili olarak Davutoğlu Türkiye’nin “elbette” bu riskin farkında olduğunu, tam da bu sebepten İranlılarla bu kadar yakından çalıştıklarını söyledi.

Gordon, Başbakan Erdoğan’ın açıklamalarının Türkiye’nin meseleyi nasıl gördüğüyle ilgili soru işaretleri yarattığını söyleyince Davutoğlu bunun farkında olduğunu ancak Guardian’ın son röpotajında Erdoğan’ın söylediklerini doğrudan aktarmadğını belirtti. Davutoğlu, “Sadece Tükiye İran’la açık ve eleştirel bir dille konuşabilir, çünkü Ankara kamuoyu önünde dostluk mesajları vermektedir” dedi.

Gordon, Ankara’dan yaptırımların dikkate alınmaması durumunda olabileceklerle ilgili güçlü bir mesaj vermesini istedi. Davutoğlu ise Erdoğan’ın Tahran ziyaretinde bu mesajı zaten verdiğini belirtti. Türkiye’nin dış politikasının bölgeye bir “adalet duygusu” ve “vizyon duygusu” verdiğini, İran’a ve Suudilere bir alternatif olduğunu ve “bölgede İran etkisini sınırlandırdığını” söyledi.

25 Şubat 2010 tarihli bir başka tutanak ise 18 Şubat tarihinde William Burns’le Feridun Sinirlioğlu arasında yine Ankara’da yapılan bir görüşmenin içeriğiyle ilgili. Toplantıda İran’dan Ermenistan protokollerine, PKK’dan Kıbrıs görüşmelerine ve füze savunma sistemine kadar birçok konuda değerlendirmeler var.

İran: Sinirlioğlu Ankara’nın resmi tavrını yinelerken askeri operasyonun Türkiye’ye zarar vereceğini, yaptırımların ise İran halkının kenetlenmesine yol açarak muhalefete zarar vereceğini söyledi. Sinirlioğlu bölge ülkelerinin İran’ı bir tehdit olarak gördüğünü belirterek, “Şam’da bile alarm zilleri çalıyor” dedi.

Ermenistan: Sinirlioğlu protokollerin onay süreciyle Minsk süreci arasında eşzamanlılık istedi. Kongre’nin “soykırım” tasarısını kabulünün onay sürecindeki hesapları çıkmaza sokacağını söyleyen Sinirlioğlu, “Aliyev’in kabul edeceği bir şey olursa biz de ilerleyebiliriz” dedi. Sinirlioğlu, gaz anlaşmasıyla ilgili olarak da “Bize güvenmiyor” dedi.

‘İran, Kuzey Kore’den 19 adet füze aldı’

New York Times Gazetesi, Wikileaks internet sitesi tarafından sızdırılan onbinlerce gizli belgede, İran’ın nükleer programını Kuzey Kore’den aldığı yardımla güçlendirdiğinin de yer aldığını yazdı.

New York Times gazetesi Wikileaks internet sitesi tarafından sağlanan 24 Şubat 2010 tarihli gizli Amerikan istihbarat belgelerine göre, İran’ın Kuzey Kore’den “R-27 isimli Rus tasarımına dayanan” 19 adet gelişmiş ve nükleer başlık taşıyabilen füze aldığını yazdı.

Mossad Türkiye’de İslamcıların güçlendiğini düşünüyor

Wikileaks’in yayınladığı belgelerin Türkiye ile ilgili bölümlerindeki 31 Ağustos 2007 tarihli bir belgede, aynı yılın 17 Ağustos günü İsrail gizli servisi Mossad’ın Başkanı Meir Dagan ile ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Burns arasında yapılan toplantının tutanağı göze çarpıyor.

Toplantıda iki yetkilinin Ortadoğu’daki son durumu ele aldıkları ve özellikle İran konusunun üzerinde durdukları ortaya çıktı. Tutanağa göre, Dagan, Burns’e Türkiye’ye baktığı zaman ülkedeki İslamcıların giderek ivme kazandıklarını gördüğünü söyledi.

Belgede, “Dagan burada sorulması gereken esas sorunun kendisini Türkiye’nin laik kimliğinin savunucusu olan ordunun bu duruma daha ne kadar sessiz kalacağı olduğunu ifade etti” denildi.

Belgelerden başlıklar:

  • -Suudi Kralı ABD’nin İran’a saldırmasını istedi.
  • -Üst düzey bir Ürdünlü yetkili ABD’nin İran’ı bombalamısın istedi.
  • -Bahreyn de ABD’den İran’ın nükleer programına son vermesini istedi.
  • – Arap liderleri özel konuşmalarda ABD’nin İran’a hava saldırısı düzenlemesini istedi.
  • -İsrail İran’da rejim değişikliği istiyor. İsrail bu değişikliğin öğrencilerin demokrasi hareketleri ve Azeri, Kürt ve Baloçlar gibi etnik gruplar sayesinde olabileceğine inanıyor.
  • -Kasım 2009’da “komşularla sıfır problem” politikasını takip eden Ahmet Davutoğlu, Batı’nın İran’a nükleer silahlanma karşıtı dayatma yapamayacağını söyledi.
  • – ABD müsteşarı Phil Gordon, Tahran’a BM yaptırımlarını reddetmenin sonuçları olabileceğini ifade eden bir mesaj göndermesi gerektiğini söyledi. Davutoğlu da, Başbakan Erdoğan’ın son ziyaretinde benzeri bir açıklama yaptığını ifade etti.
  • -Yazışmalarda “Sadece Türkiye, İran’la açık ve eleştirel konuşabilir. Davutoğlu memnun, çünkü sadece Ankara dostluk mesajları gönderiyor” dendi.
  • -Amerika, Güney Kore ile kuzey Kore’yi yıkma planları yaptı, Adanın birleşmesi için gizli planlar yaptı.
  • – ABD’li yetkililer büyükelçilerini BM lideri Ban Ki Moon ile ilgili bilgi toplayıp BM yönetimi aleyhinde casusuluk yapmakla görevlendirildi.
  • -ABD, Suriye’nin Lübnan’daki Hizbullah’a silah yardımı yapmasını engelleyemedi.
  • -İsrail-Lübnan savaşı sırasında Hizbullah’ın güçlenmesine neden oldu.
  • -ABD, Beşar Essad’ın “yeni silahlar göndermeyeceğiz” demesine rağmen silah ikmalı sağladığını biliyordu, engel olmadı.
  • -Suriye-İsrail görüşmelerinin kesilmesinde Türkiye’nin tavrı için “takıntı” ifadesi kullanıldı.
  • -ABD’li diplomatların Türkiye yorumu: “Türkiye, Irak Başbakanı Maliki’den rahatsız.”
  • -Türk diplomatlardan ABD’ye uyarı: “Suudi Arabistan, Irak’ta partilere rüşvet dağıtıyor.”
  • -Libya lideri Muammer Kaddafi gittiği hereyere yanında “buram buram cinsellik kokan sarışın” Ukraynalı bir hemşireyi de götürüyor.
  • – İngiliz Kraliyet Ailesi’nin bir üyesi “uygunsuz” davranışlarda bulunyor.
  • – Afganistan Cumhurbaşkanı Hamid Karzai “paranoya olmuş.”
  • – Angela Merkel “risk almaktan kaçınıyor ve hiç yaratıcı değil.”
  • – Mahmud Ahmedinejad Adolh Hitler gibi.
  • -NATO için ikinci adam seçimi tartışmasında Türk diplomatlara göre Rasmussen ve Merkel gizlice anlaştı.

Türkiye-Azerbaycan

  • -Türkiye-Azerbaycan ilişkileri konusunda İlham Aliyev: “Türkiye enerji merkezi olmasın” dedi. Aliyev’in Türk dış politikasını naif bulduğu belirtilirken, Erdoğan hükümetinden hoşlanmadığı da belgelerde geçiyor.
  • -25 Şubat 2010 tarihli belgede Aliyev: “Karabağ’da daha esnek olmaya çalışıyoruz” ifadesini kullanıyor.
  • -Yine aynı belgede Aliyev, “İran seçimlerindeki şaibe korkunç” ifadesini kullandı.
  • Aliyev, İran’la ilişkilerini “gergin ve istikrarsız” olarak tanımladı. Azeri lider ayrıca, İran’ın Azerbaycan’a yönelik siyasi provokasyonlarının sürdüğünü de ifade etti.
  • -Guantanamo Hapishanesi’nin boşaltılması planlandı. Diğer ülkelere mahkumları kabul etmeleri için baskı yapıldı. Slovenya’ya, Obama’yla görüşme karşılığında bir mahkumu ülkesine alma şartı kondu.
  • -17 Ağustos 2007’de Mossad’ın Türkiye’de İslamcılar güçleniyor kanısında olduğu ve “ordunun bu duruma ne kadar sessiz kalacağı?” diye sorduğu….

ABD uyarmıştı

ABD Dışişleri Bakanlığı hukuk danışmanı Harold Koh, sitenin sahibi Julian Assange’ye bir mektup göndererek, belgelerin yayımlanmasının “çok sayıda masum kişinin hayatını tehlikeye atacağını” söyledi.

Mektubunda belgelerin yayımlanmasının mevcut askeri operasyonları ve ülkeler arasındaki işbirliğini de tehlikeye atacağını belirten Koh, bu belgelerin Amerikan yasalarının ihlal edilerek ele geçirildiğini, doğuracağı ağır sonuçların da dikkate alınmadığını kaydetti.

Koh, WikiLeaks’den belgeleri yayımlamamasını, bunları Amerikan hükümetine geri vermesini ve kopyalarını yok etmesini istedi.

Bu arada Koh, WikiLeaks’in yaklaşık 250 bin belgeyi New York Times ve İngiltere’nin Guardian gazetelerinin yanı sıra Alman Der Spiegel dergisine verdiği duyumunu aldıklarını söyledi.

Belgelerin Fransa’daki Le Monde ve İspanya’daki El Pais gazetelerine de verildiği kaydedildi.

Amerikan Dışişleri’nin, aralarında İngiltere, İsrail ve Avustralya’nın olduğu bazı ülkelere, iddialara dair “brifing” verdiğini kaydediliyor.

Sitenin sahibi Julien Assange, Washington’ın suçlamaları karşısında, Amerikan Dışişleri’ne bir mektup yazdı. Belgelerle, kimin hayatının tehlikeye atılacağını sordu.

Assange’ın, yayımlanacak belgelerde bazı editoryal değişiklikleri kabul edebileceği öne sürüldü. Ancak Amerikan Dışişleri, “Yasadışı yöntemlerle sızdırılan belgeler konusunda pazarlık yapmayız” açıklamasında bulundu.

2050’de Türkiye’nin Nüfusu Ne Kadar Olacak? İşte Bilimsel Verilere Göre Ülke Ülke 2050 Nüfusları

Son yıllarda hızla her alanda gelişen ülkemiz, gelecek hedeflerini hep 2023’e ve 2050’ye indekslemiş durumda. 2023’ün önemi cumhuriyetimizin 100. yıl dönümü olması, 2050 ise milenyumun ve içinde bulunduğumuzun yüzyılın ortası olması. Bu yüzden de 2050 yılı her ülke için çok önemli ve bazı konularda da önemli verilerin göstergesi olacak. Birleşmiş Milletlerde bu konuya değinip, önemli bir araştırmaya imza atmış, bizde bu konuyu paylaşacağız sizlerle. Bu araştırmanın konusu 2050 yılında dünyanın önemli devletlerinin nüfus büyüklükleri. İşte sizi çok şaşırtacağına inandığımız araştırma sonucu veriler;

Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) tahminlerine göre, dünya nüfusu 2010 yılında, geçen yıla kıyasla, yaklaşık bir Türkiye nüfusu kadar 79 milyon kişi arttı ve 6 milyar 908.7 milyon oldu. Dünya nüfusu, 2050 yılında 9 milyar 150 milyonu bulacak.

UNFPA verilerine göre, nüfusu 2009 yılında 1 milyar 198 milyon kişi olan Hindistan, 2010 yılında 1 milyar 214,5 milyona ulaştı. Hindistan, 2050 yılına kadar, 399,3 milyonluk artışla 1 milyar 613,8 milyon olacak ve şu anda kendisinden 139,6 milyon daha fazla nüfusa sahip Çin’in 196,8 milyon önüne geçecek.

Bu dönemde Pakistan 150.4  , Nijerya 130.8  , Etiyopya 88.8  , ABD 86.3  , Kongo Demokratik Cumhuriyeti 79.7  , Çin 62.9 milyon kişi artacak.

2050’de TÜRKİYE’NİN NÜFUSU 97 MİLYONU AŞACAK

Türkiye nüfusu ise 2050 yılına kadar, 75.7 milyondan, 21.7 milyonluk artışla 97.4 milyona yükselecek.

Halen Türkiye nüfusundan az bir nüfusa sahip olan Kongo Demokratik Cumhuriyeti nüfusta Türkiye’yi geçerken, Almanya, Türkiye’nin gerisinde kalacak.

Bu dönemde, büyük nüfuslu ülkelerden Japonya’da 25.3  , Rusya’da 24.3 ve Almanya’da 11.6, İtalya’da 3 milyonluk nüfus azalması olacak.

ABD, 86.3 milyonla gelişmiş ülkeler içindeki en yüksek nüfus artışlarından birini gerçekleştirerek nüfusunu 317.6 milyondan 403.9 milyona çıkaracak ve üçüncülükteki yerini koruyacak.

Halen altıncı sırada yer alan Pakistan, 335.2 milyonluk nüfusla dördüncü sıraya yükselirken, dördüncü sıradaki Endonezya 288.1 milyonluk nüfusla altıncı olacak. 2010 itibariyle 158.3 milyon nüfuslu Nijerya ise 2050’de 289.1 milyonluk nüfusuyla dünyada 5. büyük ülke olacak.

Nüfus büyüklüğüyle şu anda 17’inci sırada yer alan Türkiye, 21.7 milyonluk nüfus artışına rağmen, Almanya’yı geride bırakacak, ancak Kongo Demokratik Cumhuriyeti ile Tanzanya’ya geçilmekten kurtulamayacak ve 18’inci sıraya inecek.

AFRİKA NÜFUSU 1 MİLYAR AŞTI, 2050’DE 2 MİLYARA DAYANACAK

Halen 6.9 milyar düzeyinde bulunan dünya nüfusunun 1 milyar 237.2 milyonu gelişmiş ülkelerde, 5 milyar 671.5 milyonu az gelişmiş ülkelerde (bunun 854.7 milyonu da en az gelişmiş ülkelerde) yaşıyor.

2050 projeksiyonunda da 9 milyar 150 milyon olacağı tahmin edilen dünya nüfusunun 1 milyar 275.2 milyonunun gelişmiş ülkelerde, 7 milyar 946 milyonunun az gelişmiş ülkelerde (bunun 1 milyar 672.4 milyonu en az gelişmiş ülkelerde) olacağı öngörülüyor.

2010 itibariyle dünya nüfusunun 1 milyar 33 milyonluk kısmının yaşadığı Afrika’da, 2050 yılına gelindiğinde nüfus 1 milyar 998.5 milyona ulaşacak.

Bu dönemde Arap ülkelerinin nüfusu 359.4 milyondan 598.2 milyona çıkacak. Asya’nın nüfusu 4 milyar 166.7 milyondan 5 milyar 231.5 milyona yükselecek. Avrupa nüfusu ise 732.8 milyondan 691.0 milyona gerileyecek.

Söz konusu dönemde Latin Amerika ve Karayipler’in nüfusu 588.6 milyondan 729.2 milyona, Kuzey Amerika’nın nüfusu da 351.7 milyondan 448.5 milyona yükselecek.

Okyanusya’da ise nüfus 35.8 milyondan 51.3 milyona çıkacak.

GELİŞME AZ NÜFUS ARTIŞI FAZLA

2005-2010 döneminde nüfus artış hızı ve şehirleşme oranı değerlendirildiğinde ise nüfusun daha az gelişmiş ülkelerde daha hızlı arttığı bir kez daha görülüyor.

BM Nüfus Fonuna göre, nüfus artış hızı bu dönemde dünya toplamında yüzde 1.2, gelişmiş ülkelerde yüzde 0.3, az gelişmiş ülkelerde yüzde 1.4 ve daha az gelişmiş ülkelerde yüzde 2.3 olacak.

2010 itibariyle şehirleşme oranı dünya genelinde yüzde 50, gelişmiş ülkelerde yüzde 75, az gelişmiş ülkelerde yüzde 45 ve en az gelişmiş ülkelerde yüzde 29 düzeyinde bulunuyor.

Şehirleşme oranı kıtalara göre değerlendirildiğinde de bu oran Afrika’da yüzde 40, Arap ülkelerinde yüzde 56, Asya’da yüzde 42, Avrupa’da yüzde 73, Latin Amerika ve Karayipler’de yüzde 80, Kuzey Amerika’da yüzde 82 ve Okyanusya’da yüzde 70 olarak hesaplanıyor.

2005-2010 döneminde kıtalara göre nüfus artış hızına bakıldığında da en yüksek nüfus artış hızının yüzde 2.3 ile Afrikada, en düşük nüfus artış hızının ise yüzde 0.1 ile Avrupa’da olduğu görülüyor.

Söz konusu dönem için nüfus artış hızı Arap ülkelerinde yüzde 2.1, Asya’da, Latin Amerika ve Karayipler’de yüzde 1.1, Kuzey Amerika’da yüzde 1 ve Okyanusya’da yüzde 1.3 olarak belirtiliyor.

Albert Einstein ve Dehası

Albert Einstein, modern zamanların en ünlü ve en büyük bilim insanı… Hakkında o kadar çok merak edilen konu, o kadar tartışma var ki, belki de bunların çokluğu Leonardo Da Vinci’den bu yana sadece ona hastır. Son yüyyılın btün tartışma konularında hep o var. Onu bu kadar tartışmalı bir kişilik haline getiren birçok özelliğide kendinde topmamış biri O! İnanılmaz bir zekaya sahip olması, ilkokulda başarısız olması, yahudi oluşu, Alman vatandaşı olması, Amerika’ya gidip yerleşmesi, atom bombasının imalında imzası olması hep tartışılan özellikleri ve daha niceleri…

Uzay, mekân ve zaman kavramlarını değiştiren bir fizikçi. “E=mc2” formülünün yaratıcısı olarak, sadece o güne kadar süregelen fizik yasalarını alt üst etmekle kalmamış, nükleer güce ve atom bombasına giden yolu açarak, tarihi de yeniden şekillendirmişti. Ancak, hep nükleer silahların engellenmesi için çalıştı. Adını taşıyan bir kimyasal element bile var: “einstenyum” . Şimdi, dağınık saçları ve çorapsız giydiği ayakkabılarıyla hep göze batan bu çok yönlü bilim insanının gizli kalmış dünyasında yolculuğa başlıyoruz…

Einstein, bilim dışındaki insanlara iletilmesi için habercilere Görelilik Kuramı’nı şöyle tanımlamıştır:

“Hoş bir kızla beraber parkta bir saat oturmak bir dakika gibi geçer,

ama sıcak bir sobanın üzerinde bir dakika oturmak bir saat gibi gelir.”

Eyvah, eyvah… Ne olacak bu çocuğun hali? Konuşmuyor, içine kapanık…

Einstein, 1879 yılında güney Almanya’nın Ulm kentinde dünyaya geldi. Babası küçük bir elektrokimya fabrikasının sahibi; annesi ise, klasik müziğe meraklı, eğitimli bir ev hanımıydı. Konuşmaya geç başlaması ve içine kapanık bir çocuk olması, ailesini tedirginliğe düşürmüşse de, sonraki yıllarda bu korkularının gereksizliği anlaşılacaktı. Giderek meraklı, hayal gücü zengin bir çocuk olarak büyüyordu.

Okulu hiçbir zaman sevemedi
Gerçekten de, genç Einstein’ın ileride ortaya çıkacak dehasının temelleri, kendisinin de sonradan belirttiği gibi, okulda değil başka yerlerde atılmıştı: “Çocukluğumda yaşadığım iki önemli olayı unutamam. Biri, beş yaşında iken amcamın armağanı pusulada bulduğum gizem; diğeri on iki yaşındayken tanıştığım Öklid geometrisi. Gençliğinde bu geometrinin büyüsüne kapılmayan bir kişinin, ileride kuramsal bilimde parlak bir atılım yapabileceği hiç beklenmemelidir! ” 1955’te Princeton’da hayata gözlerini yumana kadar bilim dünyasına çok şey kattı. 1916’da yayımladığı “Genel Görelilik Kuramı”, 1921’de “fotoelektrik etki ve kuramsal fizik” alanında çalışmalarıyla aldığı Nobel Fizik Ödülü, dahinin en önemli başarılarından sadece ikisi; ya bilinmeyen dünyası…

İnsanlar telepatik yollarla iletişim kurabilecek
Einstein ve X-files… Öteki bilim insanlarının aksine, X-files adı verilen normalüstü konulara çok meraklıydı. 1920’li yıllarda, fizik üzerine amatör araştırmalar yapan Amerikalı yazar Upton Sinclair’in, telepatiyi konu alan “Zihinsel Radyo” (Mental Radio) adlı kitabına önsöz yazmıştı. Einstein, Sinclair’in “altıncı his” ile ilgili kanıtlarının göz ardı edilemeyeceğine inanıyordu. Hatta, insanların telepatik yollarla iletişim kurabileceklerini de açıklamıştı Bu savlarını, zihinsel yeteneklerini geliştirmek için katıldığı seanslara, yani kişisel deneyimlerine dayandırıyordu. 1930’da, Alman Otto Reiman’ın düzenlediği ruhsal testlere katıldı.

Naziler nükleer silah yapabilir
1939’da ABD başkanı Franklin Roosevelt’e bir mektup yazarak, Nazilerin nükleer silahlar geliştirebileceği uyarısında bulundu. Bu mektup, müttefiklerin ilk atom bombasını yapmalarında önemli rol oynadı.

Einstein’in 20’li yaşlarında Berlin’de verdiği konferanslar dolup taşıyordu. Ancak, kimi zaman Yahudi karşıtı gösterilerle engellenemeye çalışılıyordu. Einstein, komünistlikle ve ajanlıkla da suçlandı…

E=mc2 denkleminin fikir babası olmasına rağmen, hiçbir zaman Manhattan Projesi (ABD’nin gizli atom bombası yapma planı) içinde yer almadı. Amerikalı tarihçi Richard Schwartz’ın 1983 yılında açıkladığı belgeler, Einstein’ın neden ajanlıkla suçlandığını ortaya koyuyor. Öldüğü yıl olan 1955’te FBI’ın hakkında yürüttüğü araştırma dosyaları 1.500 sayfayı bulmuştu. Bu dosyaların çoğu komünistlerle bağlantılar kurmak ve Almanya’daki evin haberleşme merkezi olarak kullanmaktan suçlanıyordu somut dayanakları var mıydı? 1930’lu yıllarda Einstein, emperyalizm karşıtı eylemler yapan ve ulusal bağımsızlığı savunan sol eğilimli bir örgütün onursal başkanıydı. Aynı zamanda, komünist ajanlar Hilaire Noulans ile eşinin saklanmasına yardımcı olmuştu. Tüm bunlara rağmen, Sovyetler Birliği’ni eleştirdiği pek çok kamuoyu açıklaması yaptı ve Yahudilere karşı tavırlarından dolayı onlar için çalışmayı reddetti.

Ölüm ışınını keşfetmiş miydi?
FBI raporlarında geçen en ilginç konulardan biri de, çok büyük güce sahip bir ışın makinesi icat ettiği iddiasıydı, iddia az da olsa gerçeğe dayanıyordu. Soruşturma, 1940’ın Aralık ayında yayılan dedikodularla başladı. Einstein’ın arkadaşı Gustav Bucky’nin komşusu, Einstein ve Bucky’nin Manhattan’daki geçici laboratuvarda “ölüm ışını makinesi” üzerinde çalıştıklarını ileri sürmüştü. Yetkililer, laboratuarda makineyle ilgili hiçbir ipucuna rastlayamadılar. Ancak laboratuvar yıkılmıştı, dolayısıyla bu durumdan kuşkulanmışlardı. Gerçekten de Einstein, ölüm ışınını farkında olmadan keşfetmişti; ama bu iddialardan çok önce… 1916 yılında, atomdaki elektronların, yüksek enerji seviyesine sıçradığında, enerjilerini tek frekanslı ışık atılımı şeklinde serbest bırakarak bir araya toplandıklarını gösterdi. Bu ışın demeti incelendiğinde, barındırdığı yoğun gücün bir metali bile kesebileceği anlaşıldı. Bu araştırması, günümüzde kullanılan ölüm ışını, lazerin atası kabul ediliyor.

Einstein teori üretmesinin yanında, sıkı bir kaşifti de…

1925’te bir gün, buzdolabından sızan ölümcül soğutucu gaz nedeniyle yaşamını kaybeden bir ailenin haberini okudu. Endüstri kimyagerleri henüz güvenli soğutucu gazını bulamamıştı. Bunun üzerine Einstein, fizikçi arkadaşı Leo Szilard’la bir ekip oluşturarak daha güvenli buzdolabını tasarlamaya koyuldular. Sonuç dahiyaneydi: Sodyum ve potasyum karışımını borulara pompalamak için elektromanyetik alanı kullanan ve sıvıya dönüşmeden önce soğutucu kimyasal maddeyi sıkıştıran bir tasarım…

Soğutucu madde buzdolabının içinde dolanırken ısınıyor, tekrar gaz haline dönüşüyor ve buzdolabı içindeki sıcaklığı alıyordu. Hiçbir mekanik parça gerektirmediğinden, tehlikeli kimyasal madde, borular içinde güvenli bir şekilde dolaşıyordu. Einstein ile Szilard bir başka buluşa daha imza attılar (musluk suyunun gücünü kullanarak günlük kullanım suyunu soğutan cihazı ekleyerek) ve bu soğutucunun patentini Electrolux’e sattılar. Ancak, buzdolabı ticari amaçla satışa sunulmadı. Kimyagerler daha sonra, güvenli soğutucu freonu (ozon tabakasına zarar verdiği ileri sürüldü) geliştirdiler.

Einstein ve kadınlar…
Dahinin kadınlar üzerindeki manyetik etkisi tartışılmazdı. Bunun en açık kanıtı, iki evliliği sırasında yaşadıkları ilişkilerdi. Mileva kendisinden hamile kaldıktan sonra onunla evlenmiş; ancak, kuzeni Elsa’yla evlenebilmek için de ondan boşanmıştı. İkinci evliliği Elsa’nın ölümüne kadar sürmüş olsa da, bu arada aşk maceraları yaşamaktan geri kalmadı. Birlikte olduğu kadınların kimlikleri ve ilişkilerin yoğunluğu tarihçilerce tartışıla dursun, Roger Highfield ve Paul Carter adlı yazarlar önemli kanıtlara ulaştılar. Onlara göre; sekreteri Betty Neumann, Avusturyalı güzel sarışın Margarette Lebach ve iki zengin kadın Elsa Mendel ile Estetla lenbogen, beraber olduğu kadınlar arasında.

Einstein öldükten sonra beyni çıkarıldı
Beyniyle ilgili garip hikâye, hakkındaki son bilinmeyen.. . Einstein öldükten sonra beyni çıkarıldı ve halen ABD, Wichita’daki yaşlı doktorun evinde, bir kavanozda saklanıyor. Dr. Thomas Harvey, 1955 yılındaki otopsi sırasında, dehasıyla ilgili ipuçları bulabilmek amacıyla Einstein’m beynini çıkarmıştı. Beyniyle ilgili temel bilgiler çok da farklı değil. Beyni, normal koşullarda 1,4 kg. olan insan beyninden yüzde 12 oranında daha hafif. Beyninden alınan örnekleri inceleyen nörologlar, ilgi çekici Özelliklere rastladılar. Örneğin, düşünce için gerekli sinirleri besleyen “gliyal hücre” sayısının normal sayılandan daha fazla olduğunu belirlediler. 1999 yılında Kanada, McMaster Üniversitesi’ nden uzmanların yaptığı araştırmalarda da, Sylvian fısürünün (yarığı) gelişmiş ve alt parietal lobunun normale göre yüzde 15 daha geniş olduğu tespit edildi. Uzmanlar, gelişmiş Sylvian fisürünün, beyindeki bilgi alışverişini kolaylaştırdığını; parietal lobun ise, matematikle ilgili yeteneği ve uzay-mekân bağlantısı kurma yetisini artırdığını belirtiyorlar.