Kategoriler
GÜNCEL

46 lık Ne Demektir? 46 lık Deli Raporunun Anlamı

Halk arasında birinin deli olduğunu belirtmek için kullanılan 46 lık tabirinin anlamını uzmanportal.com olarak sizler için araştırdık. 46 lık tabiri aslında kişinin sadece deli olduğunu değil cezai yaptırıma tabi olmadığını da belirtir. Zaten 46 rakamı Türk Ceza Kanunu’nun 46. maddesinde yer alan akıl sağlığı yerinde olmayanların cezai ehliyetlerinin bulunmadığını belirten nitelemedir. İşte bu nedenle akli dengesi tamamen bozulan kişiye 46 lık denir

Kategoriler
Genel Kültür

Manifesto Nedir? Manifestonun Anlamı

uzmanportal olarak sizler için artık genelkültür içerikli yazılara da sık sık yer vereceğiz. Bizi takip etmeye devam edin.
Toplumsal bir hareketin duyurulması ve savların belirtilmesi üzerine kurulan, bir akımın, bir hareketin oluşunu bildiren yazılara manifesto ya da bildiri denmektedir.

Manifesto Örnekleri:
*Komünist Manifesto 1848 Karl Marx ve Friedrich Engels
*Atlantik Bildirisi 1941
*Amasya Genelgesi 1919 Mustafa Kemal Atatürk, Hüseyin Rauf Orbay, Refet Bele ve Fuat Cebesoy.

Kategoriler
Genel Kültür

İstanbul İsminin Hikayesi, Anlamı, Kökeni

Dünyanın en güzel şehirlerinden biri olan İstanbulumuzun adının nereden geldiğini biliyor muydunuz? uzmanportal.com olarak sizler için araştırdık.

Osmanlı Devleti, 1004 yıl ”Byzantion”, 1116 yıl da ”Konstantinopolis” olarak adlandırılan şehri fethettikten sonra isminin ne olacağı konusunda tartışmaya girmedi. Osmanlı döneminde ”Konstantiniyye”, ”Stanpolis”, ”Dersaadet”, ”Asitane”, ”Darülhilafe” ve ”Makarrı Saltanat” olarak da adlandırılan şehrin adı Cumhuriyet’in ilanından sonra ”İstanbul” olarak kabul edildi.

Yenikapı’da bulunan kalıntılarla tarihi 8500 yıl önceye dayanan şehre, MÖ 667’de Antik Yunanistan’daki Megara’dan gelen Dorlu Yunanlı yerleşimciler bir koloni kurdu ve yeni koloniye kralları Byzas şerefine ”Byzantion” adını verdi.

Kente, 330 yılında Roma İmparatorluğu’nun başkenti ilan edilince Latince ”Yeni Roma” anlamına gelen ”Nova Roma” adı konuldu, ama bu isim çok benimsenmedi. 337 yılında İmparator I. Konstantin’in ölümüyle kentin adı onun şerefine ”Konstantin’in kenti” anlamına gelen ”Konstantinopolis”e çevrildi. Konstantinopolis, Bizans İmparatorluğu boyunca kentin resmi adı olarak kaldı.

Osmanlı İmparatorluğu 1004 yıl ”Byzantion”, 1116 yıl da ”Konstantinopolis” olarak adlandırılan şehri fethettikten sonra isim kavgasına girmedi.

Ayasofya Müzesi Başkanı ve tarihçi Haluk Dursun, AA muhabirine yaptığı açıklamada, İstanbul’un Osmanlılar tarafından fethinden sonra bir sürü ismi olduğunu belirterek, bazı resmi isimlerin çok az kullanıldığını, bazılarının ise halk tarafından benimsendiğini söyledi.

Osmanlı padişahlarının asla isim üzerine takılıp kalmadığını vurgulayan Dursun, ”Bunun bir istisnası var. Sultan 3. Mustafa hattı hümayunlarında özellikle ‘İslam şehri’ anlamına gelen İslambol’u kullanıyor” dedi.

Dursun, Osmanlı döneminde en çok kullanılan ismin Konstantinopolis’in Arap diline çevrilen şekli ”Konstantiniyye” olduğunu belirterek, halk arasında mutluluk şehri anlamına gelen ”Dersaadet” ve büyük dergah anlamında ”Asitane”nin çok kullanıldığını kaydetti.

Kelimenin kökeni

”İstanbul” kelimesinin kökeni olan ”Stinpolis”nin Rumca ve ”şehre doğru” kelimelerinin bozulmuş hali olduğunu ifade eden Dursun, şöyle konuştu:

”Şehir denilince akla, surun içindeki İstanbul geliyor. Bana göre İstanbul’un adının nereden geldiğinden İstanbul’un neresi olduğu daha önemli. O dönemde surun içindeki bölümün dışındaki yerlere asla İstanbul demiyorlar. Şu anda en çok karıştırılan ve en çok yapılan ortak hata bu. Eyüp’ü, nefsi İstanbul’dan ayırıyor, karşı denildiği zaman akla asla Kadıköy değil, Galata geliyor. Karşıya geçmek denildiği zaman Karaköy’den Galata’ya, Galata’dan Kuledibi’ne bir hat var. Taksim daha yok, bir de Üsküdar var. Bunun dışında mevsimlik olarak kullanılan Adalar ve Boğaziçi’ndeki köyler var. Yani Boğaziçi, İstanbul sayılmıyor. Halk içinde Şeher’dir. ‘İstanbul’a gideceğim’ denildiği zaman surun içini kasteder ve ayırır. Kadıköy’deki birisi ‘Bugün İstanbul’a gideceğim’, Taksim’deki birisi ‘Bugün İstanbul’a ineceğim’ der. Bunları daha önemli görüyorum.”

Osmanlı saatinde Konstantinopolis yazılı

Osmanlı padişahı 2. Abdülhamit dönemine ait bir cep saatinin içindeki ”Konstantinopolis” yazısını gösteren Dursun, ”Bu dönem milli hassasiyetin en yüksek olduğu dönemdir. Ama saatlerinde Konstantinopolis yazılı” diye konuştu.

Haluk Dursun, Osmanlı devletinin resmi yazışmalarında hilafetin merkezi anlamında ”Darülhilafe” ve saltanatın merkezi anlamında ”Makarrı Saltanat” isimlerini kullandığını dile getirerek, ”Bu da çok uygun. Osmanlı doğrudan o kavgaya girmiyor, fonksiyonundan bir şehri tanımlıyor. Burası kim ne derse desin, ister Konstantinopolis desin, ister Konstantiniyye desin Darülhilafe’dir. Burası kim ne derse desin Makarr-ı Saltanat’tır. Bu Osmanlı’nın hoşgörüsünü ve bütün bu tartışmaların üzerinde kendine güvenen bir devlet olduğunu ortaya koyuyor” ifadesini kullandı.

İstanbul mu, Istanbul mu?

İstanbul adının ”I” veya ”İ” harfi ile başlaması konusunda da bir tartışma bulunduğunu ve İstanbul’un da iki farklı yazılış şekli olduğunu belirten Dursun, ”I” harfi ile yazılan İstanbul’un, İstanbul Türkçesi’nde daha çok kullanıldığını söyledi. Dursun bu durumda bir İstanbul bir de Istanbul olduğunu kaydetti.

Doğrusunun hangi kelime olduğu üzerinde durmadığını vurgulayan Dursun, ”Sadece şehrin, tarihi mekanın gereği gibi korunması, görüntüsünün, tarihi özelliğinin korunması ve en azından dünyanın belli bir bölgesinin merkezi olması düşüncesinin daha önemli olduğu kanaatini taşıyorum” dedi.

”Asıl Rumca’dan gelen isim İstanbul”

Oprah Winfrey, Colin Powell, Madeleine Albright, Calvin Klein’ın da aralarında bulunduğu dünyaca ünlü isimlere rehberlik yapan Saffet Emre Tonguç, Türk insanının, şehrin Rum ya da Yunan geçmişini hatırlattığı gerekçesiyle Konstantinopolis ismini sevmediğini ifade ederek, ”Asıl Rumca’dan gelen isim İstanbul. İmparator Konstantin Roma’dan gelerek şehri kuruyor ve kendi adını veriyor. Aslında adam İtalyan ve Rumca tek kelime bilmiyor” diye konuştu.

Cumhuriyetten sonra resmi olarak kullanılmaya başlanan İstanbul isminin, Rumca’dan geldiğini ve geçmişte de kullanılan bir isim olduğunu ifade eden Tonguç, İstanbul’un kelime olarak kökeninin ”şehre” demek olan ”stan” ve ”şehir” anlamında ”polis” kelimelerinin birleşiminden geldiğini anlattı.

Tonguç, ”Neden ‘Stanpolis’ demişler? Çünkü buraya gelen insanlar, yolda şehri sorarlarmış, ‘Şehre nasıl gidebiliriz?’ diye. O yüzden de şehrin adı ‘Stanpolis’ olarak kalmış ve zamanla İstanbul’a dönüşmüş” dedi.

Osmanlı’da şehrin ”Konstantiniyye”, ”Asitane”, ”Dersaadet” gibi bir çok ismi bulunduğunu belirten Tonguç, cumhuriyetle birlikte İstanbul adının kullanılmasının bazı sıkıntılara neden olduğunu söyledi.

Çeşitli dil ve medeniyetlerde farklı şekillerde adlandırılan İstanbul, Grekçe’de ”Vizantion”, Latince’de ”Bizantium, Antoninya, Alma Roma, Nova Roma”, Rumca’da ”Konstantinopolis, Istinpolin, Megali Polis, Kalipolis”, Slavca’da ”Çargrad, Konstantingrad”, Vikingce’de ”Miklagord”, Ermenice’de ”Vizant, Stimbol, Esdambol, Eskomboli”, Arapça’da ”Bizantiya, el-Mahsura, Kustantina el-uzma”, Selçuklular’da ”Konstantiniyye, Mahrusa-i Konstantiniyye, Stambul” ve Osmanlıca’da ”Dersaadet, Deraliyye, Mahrusa-i Saltanat, Istanbul, Islambol, Darü’s-saltanat-ı Aliyye, Asitane-i Aliyye, Darü’l-Hilafetü’l Aliye, Payitaht-ı Saltanat, Dergah-ı Mualla, Südde-i Saadet” isimleriyle anıldı.

Bu yazı Haber 7 sitesinden alınmıştır.

Kategoriler
Genel Kültür

Andıç Nedir? Andıç Ne Demektir?

Genellikle fişleme raporları için kullanılan Andıç nedir uzmanportal olarak sizler için araştırdık. Andıç, verilen özel emir üzerine ilgili karargah subaylarının bir konuyu detaylı inceleyip Genelkurmay Başkanlığı komuta katına sunduğu bir dökümandır.
Herhangi bir hassas konuda veya hakim olunamayan geniş bir başlıkta komutan için andıç ihtiyacı ortaya çıkar. Bu amaçla, ilk olarak Genelkurmay Başkanı ile Genelkurmay 2. Başkanı biraraya gelir. Sonra da, 2. Başkan Genelkurmay’da “müşterek başkanlıklar” olarak tanımlanabilecek ve sıralamada ilk dokuz içinde yer alan, hepsi de korgeneral rütbesinde olan yedi “J başkanları” ile toplanır. 2. Başkan ilgili J başkanına andıç hazırlanması talimatı verir. Diğer J başkanlarına da, ‘Siz de bu konuda birimlerinizle koordine ve destekte bulunacaksınız’ der. Andıç’ın bitirilmesine dair bir tarih belirlenir.

İlgili J başkanı bunun üzerine, şube müdürü ve proje subayına andıç’ı hazırlama emrini iletir. Süreç içinde ilgili birimlerle irtibat kurulur.

Sonra, daire başkanı ve J başkanı yardımcılarından geçen andıç belgesi, J başkanının da üst-ara onayı ve tavsiyeleri ile Genelkurmay 2. Başkanı’na ulaştırılır. Ondan sonra andıç son hali ile Genelkurmay Başkanı’na arzedilir.

Kategoriler
Genel Kültür

Notaların Tarihi, Nezaman Bulunmuştur?

Müzikteki matematiksel gizemi keşfederek
yazıya dökmenin ilk temeli Pisagor (Pythagoras, M.Ö. 530-450) tarafından
atılmıştır. Biz kendisini okul sıralarından o meşhur dik üçgen teoremi ile
hatırlarız ama Pisagor günümüzde ulaştığımız bilim seviyesinin babasıdır. O
kendi devrine kadar gelişmiş bütün çalışmaları bir disiplin altında toplamış,
geometri, aritmetik, astronomi, coğrafya, müzik ve tabiat bilgisi olarak ayrı
ayrı bilim dalları yaratmıştır.

Pisagor bilimi, bilim için düşünüyor, bilimin uygulamaları onu
ilgilendirmiyordu. Bu nedenle ‘bilgi seven’ anlamındaki ‘filozof sözcüğünü ilk
olarak o kullanmıştır. Pisagor tüm evrenin sayılar ve aralarındaki ilişkilere
göre kurulduğuna inanıyordu.

Pisagor’un müziğin içindeki matematiği bir demirci dükkanının önünden geçerken
keşfettiği rivayet edilir. Demirci ustasının, demir döverken kullandığı aletlere
göre değişik sesler çıkarması Pisagor’un ilgisini çekmiş, dükkanı kapattırarak
ustaya çeşitli aletler kullandırmış, çıkan sesleri incelemiş ve kayıtlar almış.

Batı müziği 9. yüzyılın başına kadar notalamadan habersizdi. Eserler kulak
yoluyla kuşaktan kuşağa aktarılıyor, bu arada değişime uğruyor, zamanla
unutulabiliyordu. 9. yüzyılın ikinci yarısında ilk notalama sistemi ortaya
çıktı.

Arezzo’lu Guido’nun (Gui d’Arezzo) notalama sisteminin seslerin yüksekliğini
kesin olarak belirtmeye başlamasıyla büyük bir ilerleme kaydedildi. 11. yüzyılda
notaların üzerine dizildiği beş çizgiden oluşan “porte”nin kullanılmasıyla
notaların yüksekliği (do, re, mi,….) ve süresi (birlik, ikilik, dörtlük,….)
kesin biçimde belirlenebilir hale geldi.

Aslında müziğin dört parametresi vardır: Yükseklik, süre, şiddet ve tını.
Bunlardan ilk ikisi zamanla genel kabul gören bir takım işaretler sayesinde
kağıt üzerine dökülebilmiş, şiddet ve tını ise notanın yanında ek kelimelerle
belirtilmişler ve kısmen de yoruma açık bırakılmışlardır.

Çeşitli sesleri belirtmek ve bunların birbirlerine karışmasını önlemek için
sesleri temsil eden notalara özel isimler verildi. Do, re, mi, fa, sol, la, si.
İngilizce’de ve Almanca’da ise notalar harflerle gösterildi(C=do, D=re, E=mi,
F=fa, G=sol, A=la, B=si-ing.-, H=si-alm.-).

Nota isimlerinden ‘do’nun önceki ismi ‘ut’ idi. Sesli harfle başlayan bu isim,
notaları sırayla söylerken tutukluk yaptırdığından 12. yüzyılda ‘do’ olarak
değiştirildi. Almanya ve bazı ülkelerde ‘ut’ hala kullanılır.

‘Si’ hariç diğer notaların isim babası Gui d’Arezzo’dur. Arezzo bu adları Aziz
lohannes Battista ilahesindeki mısraların birinci hecelerinden alarak takmıştır.
Yedinci notanın adı uzun zaman ‘B’ olarak kalmış, sonradan 13. yüzyılda Sanete
lohannes kelimelerinin baş harflerinden meydana gelen ‘si’ adını almıştır.

Notalamanın keşfi ve gelişimi müzik pratiğine olağanüstü bir gelişme ortamı
yaratmıştır. Notalama, icracıyı ezberden kurtararak hem müzik parçalarının
uzamasına hem de çeşitli dönemlere ve ülkelere ait notalanmış eserlerin
katılmasıyla repertuarın zenginleşmesine ve çeşitlenmesine imkan vermiştir. Nota
sayesinde bir müzisyen bilmediği bir müzik parçasını icra edebilmek için tek
başına yeterli bir hale gelmiştir.

Kategoriler
Genel Kültür

İnsanlar Neden Farklı Dil Konuşur? Dillerin Tarihi ve Oluşumu

Çoğumuzun aklına takılmıştır.İnsanlar bir atadan geldiğine göre neden diller farklılık gösterir diye. Aslında dikkat edilirse birbirinden çok farklı gibi görünen diller yapı olarak benzerlikler göstermektedir. Bu da aslında dillerin aynı kökenden geldiğini gösterir. Uzmanportal.com olarak sizler için araştırdık.Dünyadaki 6 milyar kişinin konuştuğu
3000′den fazla dil vardır ama dünya nüfusunun yarısı bu dillerden yalnızca
15′ini konuşmaktadır. En çok sayıda insanın konuştuğu dil ise Çin’deki Mandarin
dilidir. Yazı dili bütün Çin’de aynı olmasına rağmen halkın yüzde 70′i Mandarin
dilini konuşur ve kuzeyde oturan bir kişi güneydekinin konuştuğunu anlamaz.

Afrika’da 1000′e yakın dil konuşulmaktadır fakat l milyondan çok kişinin
konuştuğu dillerin sayısı 30′u geçmez. Hindistan’da 800′den fazla dil
konuşulmaktadır. Hatta bu kalabalık ülkede, her 12 kilometre gittikçe lisanın
değiştiği söylenmektedir.

Genetik bilimi, insanlığın dünyanın belli bir noktasında, çok büyük bir
olasılıkla Yakın Doğu’da doğarak yayıldığı ve dünya üzerindeki iki toplum
coğrafi olarak birbirinden ne kadar uzaksa genetik yapılarının da o kadar farklı
olduğu düşüncesini doğrulamaktadır. Örneğin Çin, Japon gibi doğu milletleri
genetik olarak birbirlerine, Avrupalılar ise Kuzey Afrikalılara, Ortadoğululara
ve Hintlilere daha yakındırlar.

Dünyanın bu genetik haritası ile konuşma lisanlarının yayılışı paralellik
gösterir. Teoriye göre milattan önce 7500 yıllarında tarımın başlaması ve
hayvancılığın gelişmesi ile birlikte Yakın Doğu’dan Avrupa’ya, Kuzey Afrika’ya
ve Hindistan’a büyük göçler olmuştur. Bu büyük göç dalgaları üç ana dil
gurubunun oluşmasına yol açmışlardır.

Diller arasındaki akrabalığa, bir başka deyişle dillerin tarihsel oluşumuna
dayanan bu sınıflandırmada, ortak bir kökenden kaynaklandıkları varsayılan
diller aynı öbeğe konulmuştur. Çelişkili olmalarına ve tam tatminkar açıklaması
yapılamamasına rağmen bu üç dil grubu şunlardır: (1) Hint-Avrupa dilleri, (2)
Ural-Altay dilleri, (3) Hami-Sami dilleri.

Türk dilleri Ural-Altay ailesinin Altay öbeğindedir. Büyük dil öbeklerinin
dışında sınıflandırılmalarına rağmen Kore, Japon ve Eskimo dilleri de bu aileden
gösterilir. Hami-Sami dillerinin en belirgin örneği Arapça’dır. Çin-Tibet ve
Kafkasya dilleri, Avustralya, Afrika ve Amerika yerli dilleri bu ana
sınıflandırmanın dışındadırlar.

Diller ayrıca dilbilgisi yapılarına göre de dört sınıfa ayrılır:
(1) Kelimelerin kısa kısa, ek almadan, cümle içindeki yerlerine göre anlam yüklendikleri diller (Çin, Vietnam, vb.);
(2) Zaman, kişi, olumsuzluk gibi tüm durumların fiilin köküne ek gelmesiyle türetilen diller (Türkçe);
(3) Dilbilgisi bağlantılarının fiil kökünde değişiklik yapılarak ifade edildiği diller (Hint-Avrupa, Hami-Sami);
(4) Sözcüklerle ekler birleştirilerek bir cümlenin tek sözcüğe dönüştürüldüğü diller (Eskimo). Örneğin Eskimo dilinde “takusariartorumagaluarnerpa” kelimesi “onun bununla uğraşmaya gerçekten niyetli olduğunu sanıyor musunuz” anlamına gelir.

Dünyadaki bütün dillerin tek ortak yanı, en çok kullanılan kelimelerin, daha az
kullanılanlara göre az sayıda harfle yazılmaları, yani daha kısa olmalarıdır.
Ayrıca hemen hemen bütün lisanlarda vücudun kısımlarının ve organlarının
isimlerinin bir çoğu kısa kelimelerle ifade edilir. Türkçe’deki baş, bel, kaş,
göz, kas, dil, diş, el, kol, saç, aya, ten, diz, kan, boy, bel, kıl, vb. gibi.

Lisanın zenginliğinde milletlerin yaşadığı ortamın ve kültürün etkisi vardır.
Eskimo’lar ata, sadece at demekle yetinirken Türklerde atın cinsine, yaşına,
rengine göre değişik isimleri vardır. Ancak bizler de ‘kar’a sadece kar derken
Eskimo dilinde karı ve yağışını tanımlayan 32 kelime vardır.

Hayvanlara sesleniş bile dillere göre değişir. Bir İngiliz tavuğunu “bili-bili”
diye çağırırsanız anlamaz. İngilizler tavuğu “çak-çak” (chuck), Finliler
“fibi-fibu” diye çağırırlar ama hemen hemen bütün dillerde tavuğu kovalama
sesleri birbirlerine benzer; kış-kış, kuş-kuş, kş-kş, kiş-kiş…

Kategoriler
Genel Kültür

Bursa Büyükşehir Belediyesi Logosunun Anlamı

Özel anlamları olan büyükşehir logolarının anlanlarını sizlerle paylaşmaya devam ediyoruz. İşte Türkiyemizin büyük şehirlerinden Bursamızın logosunu ve logosundaki işaretlerin anlamını inceleyelim.

Öncelikle dış yüzeydeki 12 Yıldız Avrupayı simgeliyor. Bursa bir avrupa şehri. Logonun iç kısmının üst tarafında uludağ ve alt kısmında Yeşil Türbe onun da altında kılıç kalkan oyununu simgeleyen bir figür ve dış taraftan çevreleyen Ulu Cami minareleri bulunuyor.

Kategoriler
Genel Kültür

İstanbul Büyükşehir Belediyesinin Logosunun Anlamı Nedir? Ambleminin Açıklaması

Osmanlı devrinde, belediyecilik hizmetlerini üstlenen kişiler kadılardı. Kadılara bu görevlerinde subaşı, böcekbaşı, çöpçülük subaşısı, mimarbaşı gibi yeniçeri ocağına bağlı askerler yardım ediyordu. İstanbul’un ilk kadısı Hızırbey Çelebi idi. Osmanlı devrinde İstanbul’da 422 kadı görev aldı.

Osmanlı devlet anlayışında belediyenin karşlılığı olan terim şehremini idi. Belediye başkanlarına da şehremini adı verilmekteydi.

Osmanlı döneminde modern anlamda ilk belediye anlayışı; Tanzimat fermanından sonra Kırım Harbi sırasında müttefiklerden esinlenerek oluşturuldu. Osmanlı döneminde, İstanbul’un ilk şehreminisi Salih Paşa olmuştur (1855). 1877 yılında belediyelerle ilgili çıkarılan kanun vasıtasıyla İstanbul belediye anlamında 20 ayrı bölgeye ayrıldı.

Gelelim Belediye logosunun anlamına. Sağ ve Sol taraftaki surlar sur içini temsil eder. içerideki yedi üçgen yedi tepeyi temsil eder. Dört minare Süleymaniye Camisini tamsil eder. Kubbelerde kubbeleriyle meşhur Süleymaniye külliyesini temsil eder.

Kategoriler
Genel Kültür

Baharat Nedir? Kelime Anlamı Nedir? Nereden Gelmektedir?

Kuzey Afrika’nın bugün en büyük şehri ise Kahire. Mısır’ın başkentinin ‘galip olan, faik olan’ anlamına gelen adını, Fatımiler bu şekilde meşhur etmişler. Kahire’nin başkenti olduğu ülkeye ise Ortadoğu ahalisi ‘Mısır’ derken, Batı alemi ‘kıpti’ kelimesine de kökenlik eden antik Yunanca ismine dayanarak ‘Egypt’ diyor. ‘Hindiye neden Turkey diyorlar’ yazısında paylaşmıştım, ülke adını mısır bitkisinden değil, mısır bitkisi Türkçe adını bu ülkeden alıyor. Sebebi yine Portekizliler… Amerika kıtasında mısırı getiren Portekizliler Kuzey Afrikalılara satar. Onlar da mısır üzerinden Anadolu’ya ulaştırınca tahılın adı ‘mısır tahılı’ olur. Bizden de Avrupa’ya gider. İtalyanlar da uzun yıllar ‘Türk tahılı’ der buna.

Mısır’ın hikayesi biraz ‘baharat’ gibi… Hindistan’a Hintliler, Hindistan demiyor. Kendi dillerinde ülkelerinin resmi adı Bharat. Hindu kutsal metinlerine dayanan Sankskritçe bir isim. Bir zamanların en kıymetli ticaret mallarından olan baharat da çoğunlukla bu ülkeden geldiği için, bu lezzet kaynaklarına ‘baharat’ demişiz.