Kategoriler
GÜNCEL

Metabolizma Nasıl Hızlandırılır?

Bazı besinler egzersiz yapmayı gerektirmeyecek şekilde metabolizmayı hızlandırarak kalp ritminin daha hızlı çalışmasını sağlıyor. Örneğin jalapeno gibi acı biber türlerinde bulunan kimyasal bileşiklerin kalp ritmi ve metabolizmayı hızlandırdığını gösteriyor.

Kategoriler
SAGLIK

İnsannın Sağlıklı Hayat Yaşamasını Sağlayan Yedi 7 Madde

Uzun yaşamak herkesin hayali ancak uzun ve sağlıklı yaşamak gerçekten Allah vergisi bir nimet. İşte sağlığınızı korumak için yenilmesi tavsiye edilen yedi besin.

BADEM (Kalbi koruyor) : Her gün, bir çay fincanın
yarısını dolduracak miktarda, yani 30 gram badem yemeyi ihmal etmeyin.
Omega-3 asitli yağları açısından oldukça zengin bir besin olan badem,
kandaki kötü kolesterol (LDL) oranını yüzde 4.4 oranında düşürüyor.
Badem böylece damar tıkanıklıklarını önleyerek, dolaşım sisteminin
düzenli olarak çalışmasını sağlıyor; kalbi koruyor.

KAHVE (Diyabeti önlüyor): Günde iki fincan kahve,
özellikle orta yaşlardan sonra görülen Parkinson ve Tip-2 diyabete karşı
vücudu koruyor. Kahvede bulunan kafein maddesi, diyabete yakalanma
riskini yüzde 35 azaltıyor. Ayrıca ağrı kesici özelliği de bulunuyor.
Ancak kahveyi mutlaka kalsiyum deposu olan sütle için. Böylece kafeinin
kemikleri zayıflatmasını engellemiş olursunuz.
TARÇIN (Sinirleri rahatlatıyor): Her yemekten sonra
içinde bir miktar tarçın bulunan bir tatlı yemeyi unutmayın. Tatlı yemek
istemiyorsanız, küçük bir çay kaşığı dolusu tarçını doğrudan suya
ekleyerek içebilirsiniz. Tarçın kan şekerini düzenliyor, ayrıca sinir
sistemini rahatlatıyor. Öte yandan köri baharatının içinde bulunan
Tumerik adlı maddenin eklem iltihabını ve romatizmayı önlediğini
unutmayın.

PATATES(Akciğer kanserinden koruyor): Antioksidanlar
yönünden çok zengin. Amerikan Tarım Dairesi’ne göre en yararlı 100
besinler arasında 17. sırada yer alıyor. Akciğer kanseri, diyabet ve
kalp krizine karşı koruyor. Ancak patatesi kızartmak yerine, yağsız bir
şekilde haşladıktan veya fırında pişirdikten sonra yemeyi tercih edin.

SEBZE ÇORBASI (Kaslar için faydalı): Doyurucu ancak
kalorisiz bir yiyecek olduğu için özellikle kilo vermek isteyenlerin bir
numaralı tercihi. Ayrıca, özellikle sebze çorbası sodyum bakımından
zengin. Bir kase sebze çorbasında 500 miligram sodyum bulunuyor. Sodyum,
sinir sistemi ve kasların düzenli olarak çalışmasını sağlıyor. Ayrıca
vücuttaki sıvı miktarının dengesini düzenliyor. Ancak günde 1500
miligramdan fazla sodyum tansiyon ve kalp rahatsızlıkları konusunda tam
bir ters etki yaratıyor.

ZEYTİNYAĞI (Kansere karşı birebir): Zeytinyağı kanser
riskini azaltıyor. Günde 25 ml. zeytinyağı alanların idrarlarında,
hücrelere zarar veren “8oxodG” adlı maddenin seviyesinin azaldığını
ortaya çıkardı. Zeytinyağı kanserin yanı sıra iyi kolesterol (HDL)
oranın artmasını sağlayarak kalbi koruyor, 1 çorba kaşığı zeytin yağında
120 kalori bulunuyor. Bu nedenle günde 6 çorba kaşığını geçmeyin.

ÇAY(Kanseri engelliyor): Siyah veya yeşil olsun, çayın
her türü kanser riskinin azaltılmasında etkili bir rol oynuyor. Çay,
kadınlarda rahim kanserine yakalanma riskini yüzde 50 azaltıyor. Göğüs
kanseri içinse bu oran yüzde 60′a kadar çıkıyor. Çay ayrıca Alzheimer ve
kalp krizine karşı vücudu koruyor.

Kaynak:Hürriyet

Kategoriler
SAGLIK

Yaşlanma Karşıtı Besinler

Somon balığı sütünden elde edilen somon DNA’sı ile cildin kendini yenilediğini ve gençleştiğini belirten Medical Park Bahçelievler Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Neslihan Dolar, ekliyor:

“En etkili anti-aging yöntemlerden biri olan somon DNA’sı, hacminin 10 bin katı suy…u tutarak, derinin nem dengesini sağlar. Yıpranan ve kuruyan ciltleri tedavi eder. Sarkma başlangıcındaki derin kırışıkları önler. Yılların birer kanıtı olan göz çevresinde oluşan kazayağı kırışıklıkların, gözaltı torbalarının, alındaki ve dudak kenarındaki çizgilerin oluşumunu önler.”

Yıllara meydan okuyan kadınların, kırışıklıkları somon sütüyle durdurabileceklerini belirten Medical Park Bahçelievler Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Neslihan Dolar, somon DNA’sı ile uygulanan mezolift (yüz gençleştirme) yöntemi hakkında bilgiler verdi:

DERİMİZ ABLUKA ALTINDA

İnsan derisi, diğer tüm organlar gibi kronolojik olarak yaşlanır. Bu durum, zamana bağımlı bir süreç olup, kaçınılmazdır. Ancak diğer organlardan farklı olarak deri, doğrudan dış dünya ile karşı karşıyadır ve çevresel hasarın etkisiyle de yaşlanır. İnsan derisinin yaşlanmasında en önemli çevresel faktör de güneşten yayılan ultraviyole (UV) ışınlarıdır. Ultraviyole (UV) ışınları, üst tabakayı geçerek, derinin alt tabakasındaki yapısal elemanlara ulaşır. Burada birikim etkisiyle kalıcı değişikliklere neden olur.

Derinin yaşlanmasındaki bir diğer önemli çevresel faktör de sigaradır. Sigara, hem doğrudan cildi etkileyerek, hem de steroid metabolizmasıyla etkileşime girerek, dolaylı olarak etki gösterir. Sigara, serbest radikal oluşumunu uyarır ve güneş ışınlarının yaşlanma üzerine olan etkisini hızlandırır.

YERÇEKİMİ

Kısacası, dış etkenler, sigara, güneş ışınları ve stresin etkisi yaşlanmayı hızlandırır. Yaşlanan deride birtakım değişiklikler göze çarpar. Bunların en önemlileri, kuruluk, kırışıklık ve lekelerin artmasıdır. Kuruyan deri kırışır, kırışan deri de daha çok kurur ve bu durum bir kısır döngü halini alır. Yaşlanan deri aynı zamanda mat ve soluk bir görünüm alır, elastikiyeti azalır ve tonus (derinin sıkılığı) kaybı olur. Yerçekiminin etkisiyle de zamanla deride gevşeklik ve sarkma oluşur. Bunun dışında deri görüntüsünün bozulmasından kaynaklanan psikolojik problemler kişinin sosyal ilişkilerini, işlerini, imajını ve sonuç olarak sağlığını etkileyebilir.

Deri yaşlandıkça, dokuların kan dolaşımı ve hücrelerin oksijenlenmesi azalır. Dolayısıyla hücrelere zarar veren serbest radikallerin ortamdan uzaklaştırılması zorlaşır. Yaşlanmanın etkisiyle birlikte DNA’da da bozulma gözlenir. Oysa DNA, hücrenin kopyalanmasını ve genetik materyalin yavru hücrelere geçişini sağlar. Tüm canlılarda aynı kimyasal yapıya sahiptir ve protein sentezini yönlendirir. Bir hücrenin gelişip, yaşamasını sağlayan olayları yönlendirir.

YILLAR DNA’YI DA BOZUYOR

Ancak yaşlanmanın etkisiyle hayati önem taşıyan DNA da zamanla bozulur ve bilgi aktarma ve hücrenin kendini yenileme ile onarma yeteneği azalır. Yaşlanma sürecini belirleyen en önemli unsur iç ve dış faktörlerden kaynaklanan DNA harabiyetidir. Yaşlılarda hücre yenilenmesi ve DNA onarım oranı azalır. Böylece deri kanserinin gelişim riski de artar.

Oysa günümüz insanları artık yaşlanmayı sineye çekmek yerine, mücadele etmeyi tercih ediyor. İnsanların yaşam süresinin uzaması ve görünüme verdiği önemin artması ile yaşlanma sürecini yavaşlatma ve geciktirme konusundaki çalışmalara sürekli yenileri ekleniyor.

Somon Balığı Yaşlanmaya Karşı!

Tüm bu korkutucu süreçlerin önüne geçmek için anti-aging tedavi modelleri geliştirilmiştir. Bu anti-aging tedavi modelleri arasında son zamanlarda başarıyla uygulanan somon DNA’sı ile yıllara meydan okumak mümkün. Cildin yaşlanmasını önleyen mucize bir madde olan Somon DNA’sı ile uygulanan mezolift (yüz gençleştirme) yöntemi kırışıklıkları durduruyor. Günümüzde kırışıklıkların tedavisinde somon DNA’sı ile gerçekleştirilen mezolift yöntemi başarı ile kullanılıyor. Somon DNA’sı, stres, hava kirliliği, sigara, alkol ve güneşin zararlı ışınları ve geçen yılların ciltteki olumsuz etkilerini ortadan kaldırmayı amaçlayan bir tedavi yöntemidir. Hayli etkili sonuçlar alınabilen yöntemde, somon sütünden elde edilen ve insan DNA’sına çok benzeyen yüksek polimerize DNA kullanılır.

Somon balığının sütünden elde edilen ve insan DNA’sı ile aynı kimyasal yapıya sahip olan Somon DNA’sı mezolift yöntemiyle deri içine verildiğinde, cilt kendini yeniler ve gençleşir. Çünkü DNA yüksek oranda su tutucudur. Hacminin 10 bin katı suyu tutarak, derinin nem dengesini sağlamaya yardımcı olur. Unutmamak gerekir ki derinin nemlendirilmesi, kırışıklığın önlenmesinde ilk ve en basit adımdır.

Kazayaklarına, Torbalara ve Çizgilere Veda

Somon DNA’sının, güneşin zararlı UV ışınlarını absorbe etme kapasitesi de çok yüksektir. Dolayısıyla güneş ve/ya da sigara nedeniyle bozulan ve kuruyan ciltleri tedavi eder, derinin tekrar nemli, canlı ve parlak görünümünü kazanmasına yardımcı olur. Derinin tonusunu ve elastikiyetini artırarak sarkma başlangıcındaki derin kırışıklıkların önlenmesinde de kullanılır. Ciltteki yaşlanmayı geciktirir. Kırışıklıkları tıbbi anlamda tedavi eder. İnce ve kuru ciltlerdeki göz çevresinde oluşan kazayağı kırışıklıkları giderir. Alındaki yılların izlerini gösteren yatay çizgileri hafifletir. Kadınların korkulu rüyası gözaltı torbalarını ve yaşlanmanın belirtisi olan dudak kenarlarındaki çizgileri önlemeye yardımcı olur.

Yaz Bitiminde Somon Dna’sı İyi Gelir

Somon DNA’sı ince ve çok küçük iğneler yardımı ile mikro dolaşımı ve oksijenlenmeyi artıran maddelerle birlikte deri altına enjekte edilir. İşlem ağrısız olup, anestezi gerektirmez. 15-20 dakika süren seans sonrası kişi günlük aktivitesine devam edebilir. Seans aralıkları kişinin cilt yaşı ve cilt tipine göre ayarlanmakla birlikte genellikle ayda bir ya da iki defa uygulanır. Daha sonrasında ise üç ayda bir uygulama yapılır. Bazen cildin ihtiyacına göre kombine tedaviler de uygulanabilir. Somon DNA’sı uygulaması rahatlıkla diğer tedavilerle birlikte yapılabilir.

İlk seanslardan itibaren deride canlı ve parlak görünüm fark edilmeye başlar, daha sonra zamanla DNA tamiriyle birlikte uzun vadeli kalıcı değişiklikler meydana gelir. Somon DNA’sı, özellikle yazın nemli, sıcak hava ve güneşten dolayı yıpranan cildin yenilenmesi amacıyla, 30 yaşından sonra kırışıklık, kuruluk, sarkma ve lekelenme problemi olan herkese güvenle kullanılabilir. Günümüzde anti-aging amaçlı kullanılan somon DNA’sı uygun vakalarda, uzman ve deneyimli hekimler tarafından uygulandığı takdirde, son derece başarılı sonuçlar elde edilebilir
Milliyet

Kategoriler
SAGLIK

Hazımsızlığa İyi Gelen Besinler

Probiyotik içerikli yoğurtların ve ürünlerin Avrupa Gıda Güvenliği merkezi tarafından yapılan araştırma sonucunda mucizevi etkisinin olmadığı kaydedildi. Bilim adamlarına göre bu ürünlerin etkileri üreticiler tarafından abartılıyor. Bu ürünler bağışıklık sistemine iyi gelse de kesin sonuçlar üretmiyor. Bu konuda hükümetin ileride önlemler alması gerekebileceğini de belirttiler. Hazımsızlık herkesin sürekli olmasa da dönem dönem şikayet ettiği bir durumdur. Hazımsızlığa karşı doğal ürünler bulunmaktadır.

Kategoriler
SAGLIK

Demir Mineralinin Vücudumuza Faydaları Nelerdir? Demir Eksikliğinin Belirtileri Nedir?

Demir Nedir? Demir Mineralinin Vücudumuza Faydaları Nelerdir?

Demir minerali vücudumuzda hemoglobin (kırmızı kan hücresi), miyoglobin (kas pigmenti) ve enzim üretimi için gereklidir. Vücuttaki demirin sadece yüzde 8’i kan damarlarından gelir. Demir bir çok enzim için hayati bir bileşendir. Hastalıklara direnci azaltır, yorgunluğu azaltır ve kanın kırmızı hücrelerinin oksijenlenmesini sağlar. Demir vücutta büyümeye yardım eder, yorgunluğa karşı ve hastalıklardan korunmada kullanılır. Özellikle kadınlar için daha önemlidir. Çünkü kadınlar 1 ay içinde erkeklerin kaybettiklerinden 2 kat daha çok miktarda demir kaybederler. Bugün demir, kadınlarda eksikliği en çok görülen mineraldir. Ay”rıca demir, vücuttaki B grubu vitaminlerinin kullanımını artırır.

Demir Eksikliğinin Belirtileri Nelerdir?

Demir azlığı anemi, konsantrasyon azlığı, kırılgan saçlar, uyku hali, kırılgan kemikler, sinirlilik, şişmanlık, azalan fiziksel kapasite ve azalan bağışıklık fonksiyonlarına sebep olur.

Hangi Yiyeceklerde Demir Bulunur?

-Maden suları
-badem
-avokado
-fasulye
-kırmızı pancar
-pancar
-mısır gevreği
-hurma
-yeşil yapraklı sebzeler
-ciğer
-Lima fasulyesi
-böbrek
-et
-yumurta
-balık
-fındık
-midye
-şeftali
-armut
-piliç
-kabak
-kuru üzüm
-pirinç
-kahve
-tahıl
-istiridye

Kategoriler
SAGLIK

Süt çocuğunun Beslenmesi, Önemi, Tavsiyeler

Çocukluk çağı hastalıklarının önemli nedenlerinden olan büyüme geriliği, bazı vitamin ve mineral eksiklikleri ve ishaller en sık 0-2 yaş grubunda görülür. İki yaşından küçük çocuklarda yetersiz beslenmenin erken fiziksel büyüme ve zeka gelişimine ve ileri yaşam sağlığı üzerine olumsuz etkileri bilinmektedir. Bu nedenle, süt çocuğu ve küçük çocuklarda ideal beslenme ile ilgili anne adayları ve annelerin bilinçlendirilmesinin çocuk sağlığı ve erişkin sağlığı üzerinde olumlu etkileri olacaktır.

0-6 Ay Beslenmesi:

Günümüzde bebeklerin doğumdan itibaren ilk 6 ay boyunca yalnız anne sütü ile beslenmesi ve bu süre içinde su dahi hiçbir ek besin verilmemesi önerilmektedir. İlk 6 ay tek başına anne sütü ile beslenme, daha sonra uygun ek besinleri başlatılması ve emzirmenin iki yıl sürdürülmesi; süt çocuğu için ideal beslenmedir.

Bebekler doğumdan sonraki ilk yarım ile bir saat içinde emzirilmeye başlanmalıdır. Emmenin en aktif olduğu bu sürenin geçirilmesi emzirme başarısı ve süresinin olumsuz yönde etkilemektedir. Bebek ve anne aynı odada bulunmalı, böylece bebek ağladıkça beslenmelidir. Bebeğin sık sık ve uygun teknikle emzirilmesi, süt salgılanmasını sağlayan en önemli faktördür. Dolayısıyla, bebek daha iyi tartı alır, meme sorunları azalır ve emzirme alışkanlığı daha kolay yerleşir. Gece emzirmeleri de süt yapımının artması yönünden önemlidir, bebek en az 10 dakika emzirilmelidir. Bazı bebekler 20-30 dakikadan önce memeyi bırakmazlar. Eğer bir emzirişte tek meme emzirilmişse, bir sonraki emzirişte ikinci memeden emzirilmelidir. Eğer her iki memeden de emzirilmişse, bir sonraki emzirmede bebek son verilen memeden emzirilmelidir.

Bebek bezi hakkında tüm merak ettikleriniz için Molfix’in sizler için hazırladığı önerilere göz atın!

Başarılı bir emzirmenin gerçekleşmesi annenin bebeği memeye tutuşu ve bebeğin memeye yerleşmesinin doğru bir şekilde olması ile mümkündür. Anne bebeğini oturarak ya da yatarak emzirmek isteyebilir. Annenin kendini rahat hissettiği pozisyonda emzirmesi en uygun olanıdır. Hangi pozisyonda olursa olsun bebeğin memeye tutuluşunda dikkat edilmesi gereken temel noktalar şunlardır; bebeğin başı ve gövdesi düz bir hatta olmalı, vücudu annesininkine yakın olmalı, yeni doğmuşsa poposundan desteklenmelidir.

Bebeğin memeye yerleştirilmesi esnasında önce meme ucuyla bebeğin dudaklarına dokunulmalı, bebeğin ağzını genişçe açması beklenmeli, bebeği alt dudağı meme ucunun altına gelecek şekilde çabucak memeye tutmalıdır. Bebek memeye iyi yerleşmişse ve etkin emiyorsa; meme ucu çevresindeki kahverengi halkanın bebeğin alt çenesine yakın olan kısmı, üstte kalan kısma kıyasla bebeğin ağzına daha fazla oranda girmiş olduğu, bebeğin alt çenesi annenin memesine temas ettiği, emme esnasında bebeğin yanaklarının dolgun olduğu, bebeğin ritmik bir şekilde yavaş yavaş emdiği, yutkunma seslerinin duyulduğu gözlenir. Memeye iyi yerleşmeme sonucunda; boşalamaması sonucu memede gerginlik, bebeğin yeterince süt alamamasından dolayı bebeğin doymaması, memeyi reddetmesi ve tartı alamaması durumu ortaya çıkmaktadır.

Her annenin sütü kendi bebeği için idealdir ve yeterlidir. Anne sütünün yetersiz olduğu (mutlaka bir hekim tarafından 1-2 hafta izlem sonucunda karar verilmelidir) ya da anne sütünün verilemediği (annenin ağır hastalığı, radyoterapi ve kemoterapi alması, aktif tüberkülozu v.s.) gibi nadir durumlarda; olanak varsa bileşimleri anne sütüne çok yakın olan formül sütleri (endüstri sütleri) kullanılmalıdır. Temiz ve uygun hazırlama koşullarında formül sütleri ile sindirim sorunları nadirdir ve yapay beslenmenin sakıncaları en aza indirilmiş olur. Ancak doğal beslenmenin gerçekleşmediği ve ailenin ekonomik gücünün yetersiz olduğu durumlarda inek sütü ile beslenme önerilmelidir. Önce inek sütü bir taşım kaynatılmalı ve ilk 4 haftada 1:1, 1-4 ay arası 2:1 oranında (2 kısım süt 1 kısım su) sulandırılarak verilmelidir. Dördüncü aydan sonra tam süte geçilebilir. Kaloriyi arttırmak amacıyla 100g. süte veya sulandırılmış süte 5gr. (silme büyük çay kaşığı) oranında şeker eklenmelidir. Zorunlu olmadıkça 9 aydan küçük bebeklere inek sütü önerilmemeli, dokuzuncu aydan sonra ise verilen miktar dereceli olarak arttırılmalıdır.

6-12 Ay Beslenmesi:

Ek besinlerde geçiş için en uygun dönem 6.ayın sonudur (180 gün). 6-24 aylar arası dönemde ek besinlerin yanı sıra emzirmenin sürdürülmesi çocuk sağlığı açısından oldukça önemlidir. Sık emzirme devam ederken, 6.ayda küçük miktarlarda tamamlayıcı besinler başlanmalı ve çocuk büyürken besin miktarı arttırılmalıdır. Tamamlayıcı besinlerin kıvamı, süt çocuğunun ihtiyacına ve motor gelişimine uygun olarak, bebek büyüdükçe kademeli olarak arttırılmalıdır. Süt çocuğu 6.ayın başlangıcında püre halinde ezilmiş yarı katı besinleri yiyebilir, 8.ayda ise çoğu bebek parmak besinleri dediğimiz, ara öğünlerde yardımsız yiyebilecekleri besinleri tüketebilir. On ikinci ayda bebekler ailenin diğer bireylerinin tükettiği aile yemekleri ile beslemeye hazırdır, ancak bu besinlerin enerji yoğunlukları ve bebeğin ihtiyaçları hesaba katılmalıdır. Fındık, fıstık, üzüm, çiğ havuç parçaları gibi sert taneli besinler boğulmalarına neden olacağından sakıncalıdır. Süt çocuğunun besin ihtiyacını karşılamak, çeşitli besinleri içeren bir beslenme rejimi ile mümkündür. Et, tavuk, balık ya da yumurta günlük olarak ya da mümkün olduğunca sık tüketilmelidir. Hazırlanan besinlerin yağ içeriği yeterli düzeyde olmalıdır. Çay, kahve gibi düşük besin değeri olan, soda, gazlı içecekler gibi şeker oranı yüksek olan içeceklerden sakınmalıdır.

Tüketilen meyve suyu miktarının, besi değeri yüksek olan besinlerin alımını engellememesi için sınırlandırılmalıdır. 6.aydan sonra bebeğe su verilebilir. 12.aya kadar suyun kaynatılıp verilmesi gerekir.

Sağlıklı beslenen anne tarafından emzirilen bir süt çocuğunun günlük öğün sıklığı; 6-8 ayda 2-3 kez, 9-11 ayda 3-4 kez, 12-24 ayda 3-4 kez ve bir parça meyve gibi parmak besinlerinin sunulduğu 1-2 ara öğündür. Eğer her öğünde alınan besinin enerji yoğunluğu düşükse ya da bebek emzirilmiyorsa öğün sıklığı arttırılmalıdır.

Bebek bezi hakkında tüm merak ettikleriniz için Molfix’in sizler için hazırladığı önerilere göz atın!

Süt çocuğu anne ya da bakıcı tarafından doğrudan beslenmeli ve açlık, tokluk belirtilerine duyarlı olunmalıdır. Anne ya da bakıcı, bebeği yavaş ve sabırla beslemeli, yemeğe teşvik etmeli, ancak zorlamamalıdır. Ana besini reddeden çocuklar için değişik tat, lezzet ve yapıda yeni kombinasyonlar denenmeli ve teşvik yöntemleri arttırılmalıdır. Yemek esnasında çocuğun dikkatini dağıtacak oyunlar minimize edilmelidir. Yemek zamanlarının öğrenme, sevgi dolu konuşmalar için olduğu unutulmamalıdır.

Besinler doğru bir şekilde ve hijyen kurallarına uygun olarak hazırlanmalıdır. Besinlerin hazırlanmasından önce annenin ellerinin, yemekten önce annenin ve bebeğin ellerinin yıkanması, besinlerin hazırlandıktan hemen sonra tüketilmesi ya da uygun koşullarda saklanması, besinlerin hazırlanması ve sunulmasında ve bebeği beslerken temiz kase, bardak,kaşık v.s kullanılması ve temizleme güçlüğü nedeni ile biberon kullanılmaması; bu dönemde uyulması gereken kurallardır.

Süt çocuklarının sağlıklı gelişimi için vitamin ve mineral takviyeleri almaları gerekmektedir. Bazı toplumlarda emziren annelerin, hem kendi sağlıkları, hem de sütlerindeki uygun yeterliliği sağlamak için vitamin ve mineral desteğine ihtiyaç gösterir. Gebelik öncesi ve gebelikte de vitamin ve mineral desteği yararlıdır.

Hastalık esnasında emzirme sıklığını arttırma yolu ile sıvı alımının arttırılması ve bebeğin yumuşak, iştah açıcı, favori besinleri tüketmeye teşviki gerekir. Hastalık sonrasında ise normalden daha sık beslenme ve daha fazla miktarda yemeye teşvik önemlidir.

Sonuç olarak; süt çocukları ve küçük çocuklar; optimal büyüme-gelişme, zeka gelişimi, gelişim ve hayata sağlıklı başlangıç için yaşamın ilk iki yılı kritik bir dönemdir. Bu dönemde sağlıklı beslenme fırsatı kaçırılmamalıdır. Annelerin emzirme ve tamamlayıcı beslenme uygulamaları konusunda bilinçlendirilmesi ve uyumunun sağlanması, çocuk sağlığı açısından son derece önemlidir.

‘Türk Pediatri Kurumu doktorları tarafından hazırlanmıştır’

Kategoriler
SAGLIK

Semizotunun Sağlığımıza Faydaları, Yararları Nelerdir?

İçerdiği mineraller ve vitaminlerle sağlık veren semizotu, birçok özelliğinin yanısıra sinirleri de dinlendiriyor.

Bursa Uludağ Üniversitesi (UÜ) Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Baş Diyetisyeni Sevinç Yetişen, beslenmede önemli bir yeri bulunan sebzelerden semizotunun, sahip olduğu mineral ve vitaminlerle sağlık verdiğini belirtti.

Yetişen, yüksek oranda lif içerdiği için kabızlığa iyi gelerek bağırsakları yumuşatan semizotunun, vücudu mikroplara ve soğuk algınlığına karşı da koruduğunu belirterek, semizotunun beyin yorgunluğuna da iyi geldiğini vurguladı.
Bu sebzenin sinirleri dinlendirip, uykunun düzene girmesine de yardımcı olduğunu anlatan Yetişen, şöyle konuştu:

“Kanı temizleme etkisiyle kanın üre ve benzeri maddelerden temizlenmesini sağlar. İdrar söktürerek böbreklerdeki kum ve taşın dökülmesini kolaylaştırır. İçerdiği omega-3 sayesinde kalp sağlığı için de önemlidir.

Devam eden araştırmalarda gut hastalığına, baş ağrısı ve bedendeki diğer ağrılara iyi geldiği saptanmıştır. Yaşlılar, midesi hassas olan kişiler ve şeker hastalarına da faydalı olan semizotu, düşük kalorisi sayesinde formda kalmaya yardımcı olarak, zayıflamak isteyen kişiler tarafından da rahatlıkla tüketilebilir. Madensel tuzlar ve vitaminler yönünden oldukça zengin olan semizotu nisan, mayıs ve haziran aylarında haftada 3-4 kez tüketilmelidir.”

Koyu yeşil yapraklı olanları tercih edilmeli

 

Yetişen, semizotunu satın alırken, yapraklarının koyu yeşil ve diriliğini kaybetmemiş olmasına dikkat edilmesi gerektiğine de değinerek, bitkinin tepelerinde tohum olmamasına özen gösterilmesini önerdi. Toprağa fazla yakın bir bitki olan semizotunun tüketilmeden önce iyi yıkanması ve çok çamurlu ise sirkeli suda bekletilmesi gerektiğini ifade eden Yetişen, şöyle devam etti:

“Semizotu, elle bıçak kullanmadan parçalanmalıdır. Parçalanan semizotu bekletilmeden sıcak ortamla temasa getirilerek C vitamininin kaybına yol açan askorbik asit oksidaz enzimi yok edilmelidir. Doğal rengini korumak için, oksidasyona fazla olanak sağlamadan kısa sürede pişirilmelidir. Fazla suda, uzun süre pişen sebze çok yumuşar, ezilir. Bu durum yemeğin görünümünü de etkilediği gibi fazla kaynatıldığında besin değerinde de kayıplar oluşur. Semizotu kaynama derecesindeki ısıda fazla karıştırmadan, çok az sıcak su konarak pişirilmeli ve pişme suyu asla atılmamalıdır. İçerdiği kuzukulağı asidi nedeniyle mayhoş bir tada sahip olan semizotunun küçük, yuvarlak yeşil yapraklarının yanı sıra körpe sapları da yenmelidir.”

Yetişen, semizotunun kıymalı ve zeytinyağlı olarak pirinçle pişirilerek yemeği yapıldığı gibi, yapraklarının çiğ halde limon ve zeytinyağı eklenerek ya da üzerine sarımsaklı yoğurt dökülerek salata şeklinde de tüketilebildiği söyledi.

kaynak:hurriyet.com.tr