Kategoriler
SAGLIK

İşteh Kesici Yiyecekler Nelerdir?

Protein ağırlıklı kahvaltı edin. Zaman ilerledikçe daha az acıkacak ve gün boyunca 267 kalori daha alarak beslenebilirsiniz.Canınız birşeyler yemek istediğinde merdiven inip çıkın, koşun yani kendinizi yorun.
Yiyecekleri ulaşmanızın zor olacağı yerlere koyun. Bu kadar yorgunluktan sonra, favori yiyeceğinizi alıp yemek canınız istemeyecek. Sadece su içerek açlığınızı yatıştırabileceksiniz.İyi uyumaya özen gösterin ve bir şey yiyerek rahatlamak yerine mümkünse şekerleme yapın.Uykunun insanları acıktırmadığı, atıştırma hissi uyandırmadığı belirtiliyor. Bilim adamları, yiyecek kokusu duyma ile yiyeceğin ağızda olmasının beyinde aynı etkiyi yarattığını keşfetti.Yani eğer canınız birşey yemek istiyorsa sadece koklayarak da aynı doyumu sağlayabilirsiniz. Asla dolu bir tabak yiyecekle kendinizi sınamayın. Önünüzde daha çok yiyecek olması sizn daha çok yemenize neden olur. Eğer dışarıda yemek yiyorsanız, garsondan yemeğinizi servis etmeden önce yarısını evinize götürmek için paket yapmasını isteyebilirsiniz. Kalan yemeği ertesi gün öğleyin yiyebilirsiniz.
Yemeğinizi aydınlık mekanlarda yiyin. Loş bir ortamda aydınlık bir ortamda yediğinizden daha fazla yersiniz.Aydınlık ortamlarda etrafınızdaki kişiler de, iştahınızı kontrol etmenize yardımcı olabilir.
Sohbet edin. Eğlenceli bir arkadaşınızla keyifli bir zaman geçirmek, uzun hikayeler anlatmak yemek için size zaman bırakmaz.Bu sürede sizin tabağınızdakiler duruyor ve onlarınkiler bitmişse, sizin yiyeceklerinizi de yemelerini tavsiye edebilirsiniz.Oturarak yiyin. Eğer oturarak ve tabakta hafif şeyler yerseniz alacağınız kalori miktarı daha az olur.
En yoğun sebze çorbası yaklaşık 130 kalori içerir. Öğle yemeklerinde çorba tüketerek % 20 daha az kalori almış olacaksınız.İştahınızı azaltmak için ufak bisküviler, şekerleme, peynir, kuru yemiş gibi ufak yiyecekleri belirli bir miktar yiyebilirsiniz.Yalnız fazla kaçırmamaya özen gösterin!

Kategoriler
SAGLIK

Çinko’nun Faydaları ve Hangi Besinlerde Çinko Vardır?

Çinkonun görevi, vücuttaki organların ve dokuların çalışmasını sağlamaktır. Asıl önemli nokta ise çinko hücrelerin yenilenmesini sağlıyor ve deri yenilenmesine katkıda bulunduğu için yaşlanmayı geciktiriyor.

ÇİNKO EN FAZLA HANGİ BESİNLERDE VAR?

İstiridye 7 mg
Peynir 2 – 4 mg
Sığır eti 5 mg
Sütsüz çikolata 2 mg
Kuru fasulye 3 mg
Yumurta 1.5 mg
Mısır 2.5 mg
Brüksel lahanası 1 mg
Karides 2.3 mg
Brokoli 1 mg..

Kategoriler
Genel Kültür

Gıda İntoleransı Nedir? Neden Zayıflayorum Diyenler Bu Yazıyı Okuyun, Beslenme ve Diyetin Bilinmeyenleri

Az yememe rağmen zayıflayamıyorum diyorsanız bu yazıyı mutlaka okuyun. Masum ve sağlıklı görünen gıdaların neden olduğu Gıda İntoleransı dünyada 1 milyar kişiyi mağdur ediyor. Yediklerinize dikkat ettiğiniz halde devamlı kilo alıyorsanız, kilo vermekte sorun yaşıyorsanız, vücudunuzda nedeni belli olmayan ödem veya kronik yorgunluğunuz varsa, sürekli nezle ya da grip oluyorsanız ‘Gıda İntoleransı’nız olabilir. Üstelik pek çok kişi rahatsızlıklarının sıradan gıdalardan kaynaklandığına ihtimal veremediğinden uzun süre şikayetlerine çare bulamıyor. Dr. Yasemin Savaş, Gıda İntoleransı hakkında bilgi veriyor.

Sağlık problemleriniz ya da şikayetlerinizin altında masum görünen, hatta faydalı sandığınız bazı besinler yatıyor olabilir! Bağışıklık sisteminizin yabancı kabul ederek reaksiyon gösterdiği bu besin maddelerini immünolojik testler yardımı ile belirlemek artık mümkün.

Gıda İntoleransı nedir?

Yediğimiz ve sağlıklı olduğunu düşündüğümüz birçok besin, vücudumuzda olumsuz etkiler yaratıyor olabilir. Örneğin çok sağlıklı olduğunu düşündüğümüz bir yumurta eğer vücudumuz tarafından sindirilemiyor ise, vücudumuz bu yumurtanın içindeki proteinlere karşı tepki vermeye başlar. Bu olumsuz etki ‘Gıda İntoleransı’ olarak adlandırılır ve vücutta kilo almadan, birçok kronik rahatsızlığa kadar olumsuz etkilere yol açar.

Gıda İntoleransı nasıl oluşur?

Besinlerin yenmesi ve vücudumuzdan atılmaları arasındaki süreçte besinler sürekli bir parçalanmadan geçerler.

İlk olarak ağızda parçalanmaya başlayan besinler, daha sonra mide asitleri ve hareketleri ile belli bir kıvama gelir ve bağırsağa geçerler.

Bağırsaktaki çeşitli enzimlerin etkisiyle bu besinler en küçük parçalara kadar ayrıştırılırlar.

Besinlerdeki proteinler, bu ayrışma esnasında daha küçük parçalara, yani amino asitlere bölünür ve kana karışarak vücutta gerekli yerlerde kullanılmak üzere yolculuklarına devam ederler.

Gıda İntoleransı gıda alerjisinden farklıdır

Gıda İntoleransı gıda alerjisi ile karıştırılmamalıdır. Gıda alerjisi az kişide görülür ve kısa bir vakitte öldürücü etkilere kadar varan sonuçlar doğurabilir. Örneğin fındığa veya deniz mahsullerine Gıda Alerjileri olan kişiler 1 saatten az zamanda anaflaktik şoka girerek nefes bile alamaz hale gelebilirler.

Gıda İntoleransında ise yediğimiz yiyeceklerin olumsuz etkisi 3 – 24 saat arasında çıkmaya başlar. Normal beslenen bir insan, 24 saat içinde birçok yiyecek yediği için, yaşadığı sorunun gıdadan olduğunu bilse bile hangi gıdadan olduğunu tespit etmesi çok zordur.

Örneğin sabah çikolata yemiş ve sonra geceye kadar 2 öğün yemek yemiş biri, gece yatmadan ortaya çıkacak bir bağırsak sorununun sabah yemiş olduğu çikolatanın içindeki süte bağlayamaz. Gıda intoleransınızın olması, belirli gıda bileşenlerine karşı vucudunuzda ters bir reaksiyon oluşacağı anlamına gelir. Bu durum, bağışıklık sistemi ile ilintili değildir. Bu bağlamda gıda alerjisinden çok farklıdır.

Gıda İntoleransı tahmin edilenden daha yaygın bir hastalıktır

Dünya Sağlık Örgütüne göre dünya nüfusunun yarısında Gıda İntoleransı bulunuyor. 1 milyar kişide tanısı konmuş Gıda İntoleransı vardır ve WHO, bu rakamın 2015’te 2,5 milyara ulaşacağını öngörmektedir. (WHO, JUNE 2006)

Gıda İntoleransı, şişmanlık, kilo verememe, migren, akne, nedeni bilinmeyen ödem, gaz, şişkinlik, kronik yorgunluk, kabızlık, cilt problemleri (örn. sivilceler, kaşıntı nörodermatit, kronik egzama vs.), romatizmal hastalıklar, astım, ishal , mide krampları, depresyon, uyku bozuklukları, baş ağrısı, solunum yolu hastalıkları, kronik farenjit, sürekli nezle olma, ağızda yaralar, epigastrik ağrılar, Crohn hastalığı, İrritabl Bağırsak Sendromu, sık gribe yakalanma, kronik burun akıntısı, OSB (Otistik Spektrum Bozukluğu), Sedef hastalığı, nörodermatit, ürtiker… gibi birçok hastalığa yol açabilir.

21. yüzyılda yapılan bilimsel araştırmalar göstermiştir ki eskiden sebebi bilinmeyen ve tedavisi olmayan birçok hastalığın temelinde Gıda İntoleransı yatmaktadır.

haberturk

Kategoriler
Genel Kültür

Çocukların Zekasını Arttırmanın Yolları, Gerekli Besinler,Yapılması Gerekenler

Herkes çocuğunun zeki olmasıni ister ve bunun için elinden geleni yapar. İzte sizlere çocuğunuzun zekasını geliştirmek için yapılması gereken birkaç tavsiye. Özellikle çocuklar ve gelişme çağındaki gençler için dengeli beslenmek, çok önemli bir faktördür.

Dengeli beslenmede kilit noktolar vitamin, mineral ve protein dengesini sağlamak kadar, besleyici özelliği ön planda olan besinleri tüketmektir.

Çocuklarınızın zeka gelişimi üzerinde olumlu etkisi olan yiyeceklerin, beslenme zinciri içine daha yoğunlukla yerleştirilmesi, önümüzdeki yıllarda etkisini gösterecektir.

Vücudun kış aylarında daha fazla ihtiyaç duyduğu A, B1, B2 ve D vitaminlerinin yanı sıra omega yönünden de zengin olan balık, zihinsel gelişim konusunda yardımını ispatlamış bir besindir. Balığın kılçığında bulunan yüksek orandaki kalsiyum ve fosfor kemiklerin sağlığı ve dayanıklılığı bakımından önemli bir etkendir.

Balıkta bulunan pmega, beyin gelişimi ve gözün retina gelişiminde çok önemli görevlere sahiptir. Omega 3 yağ asitleri uzun zincirli yağ asitlerindendir.

Bugüne kadar yapılan araştırmalarda düzenli olarak omega 3 açısından zengin içerikli besinlerle beslenen bireylerde beyin yaşlanmasının yavaşladığı gözlemlenmiştir.

Vücudunun değerlendirebileceği en iyi omega-3 yağ asidi kaynağı balıktır. Soğuk deniz balıklarından somon, Norveç uskumrusu, morina balıkları en iyi omega 3 kaynaklarındandır.

Balığın dışında zeka gelişimi üzerinde etkisi kanıtlanan diğer besinler ceviz, badem kenevir, kenevir yağı, soya ve soya yağı da omega 3 yağ asidi öncülerini içerir.

Zengin bir beslenme ve iyi nesiller için, hem lezzetli hem de faydalı olan bu besinleri menünüzde sıkça kullanmanız diyetisyenler tarafından da sıkça vurgulanır.

Kategoriler
SAGLIK

Hangi Besinler Ateş Düşürür?

Kronik ateşin, hücreleri etkileyerek beyin sağlığını tehdit ettiğini belirten ‘Beyin Diyeti’ kitabının yazarı Dr. Alan C. Logan, ‘ateş’in 21’inci yüzyılın salgın hastalığı olduğunu söylüyor.
İşte ateş düşüren besinler…

1-ANTİDOKSİDAN DEPOSU KURUYEMİŞLER

Kuruyemişlerdeki tek ve çok bağlı doymamış yağlar, E vitamini ve kalp dostu sterol, ateş düşürücü bileşimler barındırır. Ayrıca güçlü bir antioksidan etkisine sahiptir. Haftada en az iki kez kuruyemiş yemenin koroner kalp hastalıklarından ölüm riskini önemli ölçüde azalttığı düşünülüyor. Illionis Üniversitesi nörobilimcileri, kuruyemişlerin kalp sağlığına ek olarak, özellikle de bademin yaşa bağlı zihinsel performans düşüşünü önlediğini gösterdi.

2-YEŞİL ÇAY

Yeşil çaydaki ‘keteçin’ adı verilen madde, önemli bir ateş düşürücüdür. Journal of Immunology, 2004’te yeşil çayın ateş düşürücü ve beyin hücrelerini koruyucu özelliğinin, Multipl Skleroz (MS) hastalığının önlenmesi ve tedavisi açısından umut verici olduğunu yazdı. Yeşil çaydaki kafein ve amino asitler, duygular ve zihinsel odaklanma üzerinde ani ve olumlu bir etki yaratıyor.

3-MOR/KOYU KIRMIZI GIDALAR

Yaban mersini, vişne, nar, mor tatlı patates, mor karnabahar, siyah üzüm ve pancarı örnek verebiliriz. Mor pigmentler ciddi ölçüde antioksidan koruması sağlar, sinir hücreleri arasında iletişimi güçlendirir, beyin duvarını korur, beyne kan taşıyan damarları güçlendirir. Ağrıyı dindirecek kadar önemli ölçüde ateş düşürücüdür.

4-YEŞİL GIDALAR

Bir fast-food restoran zincirinin çirkin bir afişini görmek beni hayrete düşürmüştü: Bir çöreğin üzerinde yakın plan çekilmiş dev bir burger fotoğrafında ‘Yeşillik golf içindir’ yazıyordu. Buna hiç katılmıyorum. Her türden koyu yeşil sebzede ateşi düşürebilen değerli bir mineral bulunur. Kıssadan hisse: Kalbiniz ve beyniniz için yeşilliklerinizi yiyin.

5-ZENCEFİL ve ZERDEÇAL

Zerdeçal gibi ateş düşürücü ve beyin hücrelerini koruyucu özellikler taşır. Hindistan ve Çin’de, baş ağrıları, mide ve bağırsak şikayetleri için kullanıldığı 2 bin 500 yıllık bir geçmişi var. Zencefil, özellikle sinir duvarlarındaki yağ bileşimlerini serbest radikal saldırılarına karşı korur. Sinir hücrelerini koruyucusu olduğu ve ateşi düşürdüğü için bolca tüketilmelidir.

Araştırmalar, zerdeçalın beyin hücrelerini korumak ve duygu durumunu olumlu etkilemek gibi önemli özelliklerini ortaya çıkardı. Bu kök bitkisinin içindeki aktif ‘curcumin’ maddesi son derece güçlü bir antioksidan ve ateş düşürücü özelliğe sahip. Bilim, zerdeçalın davranışlar üzerindeki etkisinin antidepresan ilaçlarla benzer olduğunu ortaya koydu. Zerdeçal, özellikle duygu durumunu düzenleyen serotonin ve dopamin gibi önemli nörotransmiterlerde arızayı önlüyor.

6-KAHVE

Makul miktarda kafein alımının beyin üzerinde faydaları var. Araştırmalar, kahvenin özellikle hücrelerdeki yağ bileşimlerini oksitlenme stresine karşı korumakta etkili olduğunu ortaya koydu. Günde 1-2 fincan kahve, enerji, zindelik, özgüven, sosyal girişkenlik, iş motivasyonu ve dayanıklılığı artırır. Günlük antioksiden ihtiyacını karşılamanın en keyifli yolu. Japon kız tıp öğrencileri arasında yapılan araştırma, düzenli kahve içenlerde depresyon görülme riskinin daha az olduğunu ortaya koydu.

7-BEYİN DOSTU TEMEL GIDALAR

Açai meyvesi, Brokoli, Brüksel lahanası, Kalitede zeytinyağı, Elma sirkesi, Kiraz,Lahana, Elma püresi, Enginar,Ceviz, Acı biber tozu, Kişniş, Tarçın,Tam tahıllar, Avakado, Kızılcık, Kekik, Pancar, Üzüm, Maydanoz, Patlıcan, Şeftali; Börülce, Erik kurusu, Nar, Kuru üzüm, Ahududu, Çilek, Mandalina…

Kategoriler
SAGLIK

İnsan Sağlığı İçin En Tehlikeli Yiyecekler Hangileridir? Neleri Yemekten Kaçınmalıyız? Sağlıklı Yaşamak İçin Uzak Durulması Gereken Gıdalar

Sağlık, sahip olduğumuz en büyük değerdir. Sağlıklı bir yaşama sahip olmak ve sağlıklı yaşamak için yediğimiz, içtiğimiz herşeye dikkat etmeliyiz. Bu yazımızda da bu konuyu ele almak istedik. Aşağıda bazı gıdaların isimlerini bulacaksınız, bunlar sağlıklı bir yaşam için uzak durmamız gereken gıdaların listesidir. Lütfen beslenme şeklinize dikkat edin. Çünkü hayat ve sağlıklı yaşamak kadar önemli hiçbirşey yoktur bu dünyada. Allah size ve sevdiklerinize mutlu ve sağlıklı bir yaşam nasip etsin. İşte uzak durmamız gereken gıdalar;

1. Şekerli içecekler: Bunlar gazoz, şekerli çay ve meyve aromalı içecekler anlamına geliyor. Örneğin, bir kutu gazozda 7 çay kaşığı şeker ve yaklaşık 140 kalori bulunuyor. Bunların yerine bol bol su için.

2. İşlenmiş etler: Sosis, sucuk ve pastırmanın dâhil olduğu bu grupta “diyet” etiketi bulunsa bile bol miktarda yağ ve tuz var. Bunların yerine sandviçlerinizde biraz et, tavuk ya da balık kullanabilirsiniz.

3. Beyaz ekmek: Daha fazla lif tüketmek için tam tahıllı ekmek seçin. Ekmeğin rengine aldanmayın, üzerinde “tam tahıllı” yazan etiketin olmasına dikkat edin.

4. Yağlı süt: Yağlı süt ve süt ürünlerinden uzak durun, bunun yerine az yağlı olanlarını tercih edin.

5. Hazır çorba: Oldukça baharatlı olan bu çorbalarda ayrıca bol miktarda tuz bulunuyor. Bunun yerine çorbanızı kendiniz pişirin.

6. Abur cuburlar: Eğer mutfağınızda cips, kraker ve şekerlemeler varsa mutlaka yersiniz. Aldığınız bu atıştırmalıkların üzerinde “az yağlı” veya “trans yağ yoktur” şeklinde açıklamalar olsa bile, bu yiyeceklerde bol miktarda tuz ve kalori bulunuyor. Bunların yerine atıştırmalık olarak taze meyve veya sebze yiyin.

7. Tereyağı ve margarin: Tereyağı ya da margarin doymuş yağ içeriyor. Margarinde ayrıca trans yağ da bulunuyor. Trans yağ içermeyen bitkisel yağ- margarin karışımlarını deneyin. Ya da en iyisi margarine hiç başlamayın.

8. Beyaz pirinç: Kahverengi pirinç kullanın. Beyaz pirinç yerine kahverengi pirinç ya da diğer buğday ve arpa gibi tam tahılları kullanırsanız tip 2 şeker hastalığı riskinizi azaltabilirsiniz.

9. Yoğurt: Sade yoğurt yiyebilirsiniz. Yağ ve şekerli olanlarından uzak durun. Sade, az yağlı yoğurt seçin ve içine taze meyveler ekleyin.

10. İşlenmiş peynir: Peynirli yiyecekler, krem peynir ve peynir ürünlerinde genellikle çok fazla yağ ve tuz bulunurken bazılarında ise hiç peynir bulunmuyor. Bu yiyecekleri ölçülü şekilde tüketin.

Kaynak: zaman.com.tr

Kategoriler
SAGLIK

GDO Nedir? GDO Hakkında Bilinmeyenler! GDO Nun Zararları!

Songünlerde gündemde bir GDO tartışması aldı başını gidiyor. İnsanlar arasında bu konunun bu kadar tartışılmasının nedeni, yiyeceklerin, besin maddelerinin sağlığımız üzerine direkt etki etmesidir. Biz de bu GDO nun ne olduğu hakkında bir araştırma yaptık ve bu araştırmayı sizlerle paylaşıyoruz. İşte GDO hakkında bilinmeyenler:

Genetik mühendisliğinin çeşitli teknikler kullanarak yaptığı müdahalelerle kalıtımsal değişikliğe uğrattığı organizmalar günümüzde, İngilizce’de GMO. (genetically modified organism), Türkçe’de G.D.O. (genetiği değiştirilmiş organizmalar) kısaltılmış adıyla ifade edilmektedir. Bu teknikler rekombinant DNA ya da “rekombinant DNA teknolojisi” olarak bilinirler. Rekombinant DNA teknolojisi sayesinde DNA molekülleri tüpte (In vitro), yani canlı organizmanın ya da hücrenin dışında, yeni bir tür yaratmak üzere bir molekül içinde bir araya getirilebilmektedir. Bu DNA da bir organizmaya aktarıldığında değiştirilmiş özellikleri ya da kendine özgü özellikleri olan bir canlının ortaya çıkmasını sağlamaktadır.

Bu yolla ilk kez 1973’de bir bakteri yaratılmıştır.Bu olay bilimciler topluluğunda bu tür genetik uygulamaların potansiyel tehlikeleri olduğu konusunda kaygılara neden olmuş ve konu Pacific Grove’daki (Kaliforniya) Asilomar Konferansı’nda tartışmalara yol açmıştır. Rekombinant DNA teknolojisini kullanan ilk şirket Herbert Boyer tarafından kurulmuş ve şirket, 1978’de escherichia coli bakterisinin genetik manipülasyon yoluyla, insülin üreten bir türünü yarattığını açıklamıştır.

Sonraki yılllarda bu alandaki çalışmalar artan hızıyla devam etmiştir. Günümüzde bu yolla yaratılan mikroplara transjenik ( rekombinant DNA yöntemleriyle kalıtımsal olarak değiştirilmiş) mikroplar, hayvanlara transjenik hayvanlar, bitkilere ise transjenik bitkiler[8]denmektedir.

gdo
Genetik mühendisliği tarafından genleri değiştirilerek hayvanlara özel olan "ışıma"yı sağlayan bir tütün bitkisi

Genetik bilgilerinin uygulamaları kısaca şöyle özetlenebilir:

Genetik sayesinde, bazı hastalıkların önceden teşhis edilerek önlenmesinde, kişiye özel ilaç ve tedavi yöntemleri geliştirilebilmesinde önemli gelişmeler sağlanmıştır.
1970’li yıllardan itibaren insülin hormonu, büyüme hormonu gibi insana özgü gen ürünleri diğer canlılarda sentezlenebilmektedir.
Koyuna bir insan geni aktarılarak, koyun sütünde bir insan proteinin bulunması sağlanmıştır.
Sazan balığı gibi bazı canlıların daha hızlı büyümesi sağlanabilmektedir.
Günümüzde, genetik mühendisliği geni bir hücreden diğerine nakledebilmektedir, gen naklinin yapıldığı hücrelerden biri bitki, diğeri bir insan veya hayvan hücresi ya da bir mikroorganizma da olsa. Yani bir böceğin, bir balığın genleri bir bitki ya da mikroorganizmaya aktarılabilmektedir. Örneğin akrebin zehirini üreten gen bir virüse nakledilebilmekte, böcek öldüren bir bakterinin geni de bitkilere nakledilebilmektedir.Böylece, tarım ürünlerine verimin arttırılması, ürünlerin zararlılardan etkilenmemesi gibi çeşitli amaçlarla genetik müdahaleler yapılmaktadır.
Böylece, doğada daha önce hiç bulunmayan gen bileşimleri de üretilebilmektedir. (Bir genin farklı bir hücreye nakliyle o hücrenin işlevi artabilir, değişebilir veya salgıladığı kimyasal maddeler farklılaşabilir.) Böylece, şimdiye dek fare,tavşan, koyun, domuz, tavuk, balık gibi birçok hayvan üzerinde embriyonları tek hücre aşamasındayken yüzlerce değişik gen denenmiş ve değişik türler elde edilmiştir. Bu yolla elde edilen yalnızca fare türlerinin sayısı bini aşmıştır.
Kısaca günümüzde, bir organizmadaki genler parçalanabilmekte, kopyalanabilmekte, üretilebilmekte ve başka bir organizmaya nakledilebilmektedir.
Genetik mühendisliği bugünkü modern biyoteknolojinin temelini oluşturmuştur. İkisi arasındaki ilişki şöyle açıklanabilir: Genetik mühendisliği bilgileri bir ürün elde etmek üzere kullanıldıklarında, ürün ancak biyoteknolojik işlemlerle günlük yaşamın bir parçası olur. İlk biyoteknoloji patenti 1980’de ham petrolü parçalamak amacıyla genetik yapısı değiştirilmiş bir mikrop geliştiren, yani yaratan Dr. Ananda Chakrabarty’ye verilmiştir. Böylece tarihte ilk kez yaratılan bir canlı için patent hakkı doğmuştur.
G.D.O. karşıtlarının olası gördükleri tehlikeler

G.D.O. (genetik yapısı değiştirilmiş organizmalar) uygulamalarına karşı olanlar, özellikle çevrecilerin bir kısmı ve I.Asimov, J. Naisbitt, P Aburden gibi bazı araştırmacı yazarlar, bilime karşı olmamakla birlikte, genetikteki veri ve buluşların uygulanmasıyla ilgili bazı konularda huzursuz olduklarını ifade ederek, şu gelişmelere işaret etmektedirler:

Çeşitli devletlerin denetimindeki bilimciler gen aktarımı yoluyla şimdiye dek yeryüzünde ilk kez meydana gelen yüzlerce yaratık meydana getirmişlerdir. Dolayısıyla istenmeden de olsa, insan türünü yok edecek bir mikroorganizma ya da bir türün yaratılmasına yol açılabilir.
Önceleri biyoteknolojinin özellikle tarım ürünleri konusunda büyük gelişmeler sağlayarak dünyada açlığın giderilmesinde devrim yaratacağı müjdesi veriliyordu; fakat günümüzde genetik mühendisliği, özellikle biyoteknoloji üniversitelerden özel şirketlere geçmiş ve bunlar büyük maddi kazanç getirecek başka çalışmalara yönelmiş durumda bulunmaktadırlar.
1987’de A.B.D. Patent Bürosu’nun genetik yapıları değiştirilmiş hayvanların da patent altına alınabileceğini açıklamasıyla, hayvanlar alemi çokuluslu şirketler ile eczacılık ve biyoteknoloji şirketlerinin eline bırakılmıştır. Günümüzde biyoteknoloji alanında binlerce şirket bulunmaktadır.

Atomu keşfetmiş, ardından atom bombasını icat etmiş insanoğlu bilimsel buluşları her zaman insanlığın yararına kullanmadığına göre, genetik mühendisliği ve biyoteknolojideki buluşların daima insanlığın yararına kullanıldığını ve kullanılacağını, örneğin bir biyolojik savaşta asla insanlığın zararına kullanılmayacağını kim garanti edebilir?
Bazı devletlerin, diğerlerine hükmedebilmeleri için, genetikteki çalışmaları gizlice insanlar üzerinde uygulamayacağını, örneğin sıcak bir savaşa bile gerek görmeden belirli uluslara ya da toplumlara ait insanların gizlice bazı yeteneklerini köreltmek veya onlara bazı davranış biçimlerini aşılamak gibi uygulamalarda bulunmayacağını kim garanti edebilir?
Genetik çalışmaları başlangıçta açıklandığı gibi, yalnızca kalıtsal hastalıkların teşhis ve tedavisine olanak sağlamaya yönelik olarak mı devam etmektedir? Yoksa gizlice sürdürülen araştırma ve uygulamalar var mıdır?
Genetik yapısı değiştirilmiş, yoldan çıkan bir bakteri hastalığa yol açarsa, daha önce doğada hiç karşılaşılmamış olduğundan muhtemelen insan vücudunun savunmasız olacağı bu bakterinin yol açacağı hastalıktan insanlığı biyoteknoloji kurtarabilecek midir?
Genetik yapısı değiştirilmiş bir hayvan ya da organizmanın, kısa vadede insanlar için yararlı bir potansiyel taşıyor görünse de, ileride olumsuz sonuçlar yaratmayacağından, çevreyle etkileşime girmeyeceğinden veya çok hassas dengeler üzerine kurulmuş doğada ekolojik dengeyi bozmayacağından nasıl emin olabiliriz?
Mutasyona uğratılmış virüs ve bakterilerin laboratuvar dışına salınmayacağını veya kazara da olsa laboratuvar dışına hiç çıkmayacağını kim garanti edebilir?

Pek çok GDO lu ürün var;
Mısır, patates, domates, pirinç, soya, buğday, kabak, balkabağı, ayçiçeği, yer fıstığı, bazı balık türleri, kolza, kasava, papaya.

Bunların dışında çalışmala,rın devam ettiği ürünler var;
Muz, ahududu, çilke, kiraz,ananas, biber, kavun, karpuz, kanola.

Üretimi sırasında GDO kullanılmış pek çok ürün var,

Mısır ve soya genleri ile oynanan ürünlerde ilk sırayı aldıklarında bu bitkilerden üretilen yan ürünlerin de GDO lu olma riski var.

*Mısır ve soyadan üretilen yağ, un, nişasta,glikoz şurubu, sakkaroz, fruktoz içeren gıdalar günlük tüketim maddeleri arasında yer alıyor. Örneğin,;
Bisküvi, kraker, kaplamalı çerezler,pudingler, bitkisel yağlar,bebek mamaları, şekerlemeler, çikolata ve gofretler,hazır çorbalar,mısır ve soyayı yem olarak tüketen tavuk ve benzeri hayvansal gıdalar ile pamuk GDO lu olma riski taşıyor.

* Sadece mısırdan üretilen ve çeşitli gıdalarda bileşen veya katkı maddesi olarak kullanılan yan ürün sayısı 700’ü, soyadan üretilen türevlerinin sayısı ise 900’ü buluyor. Yani bu yan ürünleri içeriğinde kullanan her bir işlenmiş ürünün GDO’lu olma riski bulunuyor.