Kategoriler
GÜNCEL

1 Milyon Kimin Yarışması Jüri Üyeleri Kim Oldu?

Show Tv de ekim ayıda başlayacak yarışmanın jüri üyeleri belli oldu. Yarışmanın sunucusu Hakan Hatipoğlu olacak jüri üyeleri: Okan Bayülgen, Gülben Ergen ve Bülend Özveren olacak.

Kategoriler
Genel Kültür

Ozon Tabakası Nedir? Ozon Tabakasının Önemi ve Özellikleri Nelerdir?

Çeşitli amaçlar için üretilen kloroflorokarbonlar (CFC) ozon tabakasını inceltmekte, bunun sonucunda çevre ve insan sağlığı olumsuz etkilenmektedir. Ozon molekülleri atmosferde bulundukları yere göre farklı karakteristik özellikler gösterirler. Stratosfer tabakasındaki ozon canlılar için yararlı olup, buna karşılık dünya yüzeyine yakın atmosfer tabakasında (troposferde) bulunan %10 oranındaki ozonun yıkıcı etkisi bulunmaktadır. Atmosferdeki diğer moleküllerle reaksiyona giren ozonun, bitki ve hayvanların canlı dokularına çeşitli zararları bulunmaktadır. Atmosferdeki ozonun yaklaşık %90′ı yeryüzünden itibaren 10-40 km. arası yükseklikte ve stratosfer tabakasında bulunur. Bu bölgedeki ozonun özelliği; tüm canlı varlıkları, doğal kaynakları ve tarımsal ürünleri olumsuz yönde etkileyen ultraviole (UV) ışınlarını absorbe etmesidir. Ozon yoğunluğunun ultraviole ışınlarını tutma görevini yapamayacak kadar azalması, “ozon tabakasının delinmesi” olarak adlandırılmaktadır. Ozon tabakasının incelmesi sonucunda; UV-b radyasyonu artmakta ve insanların bağışıklık sistemleri zarar görmekte, görme bozukluğuna ve deri kanserine yol açmaktadır.

 

Ozon tabakasının incelmesine sebep olan ve kloroflorokarbon ihtiva eden maddelerin başında klor türevleri, plastik köpükler (strafor), spreyler, aerasoller ve yangın söndürücüler gelmektedir.

 

Ozon (O3) Gazı

Ozon, 3 oksijen atomundan oluşan molekülleriyle zehirli, renksiz bir gazdır ve atmosferin üst katmanlarında yer alır… Gökyüzünün mavi renkte görünmesi bu gaz sayesinde olmaktadır. Sıvı halde lacivert renge dönüşen ozon gazı, dünyayı güneşten gelen morötesi radyasyona karşı korumaktadır. Ancak bu gaz aynı zamanda canlılar için çok tehlikelidir. Maruz kalındığında gözleri, burnu ve boğazı tahriş ederek solunum sistemini tahrip eder. Çok az insan ozonun ne kadar öldürücü olduğunun farkındadır. Bir gramın iki yüzde biri miktarda ozon almak öldürücü olabilir. Bir saç spreyi kutusuna saf ozon konduğu düşünülecek olursa, bu kutunun tam 14.000 kişiyi öldürebileceği söylenmektedir…

 

Ozon Kirliliği ve Ozon Ölçümü

 

Bilindiği gibi atmosferde az miktarda bulunan ozon gazı; yeryüzündeki tüm canlı varlıkları güneşin öldürücü ultraviole ışınlarına karşı koruyan bir kalkan görevi görmektedir. Çünkü bu gaz güneşten gelen ışınların büyük kısmını yansıtan bir gazdır. Eğer ozon tabakası olmasaydı, güneşin UV-b (yeşil) radyasyonu yeryüzüne ulaşarak canlılar üzerinde genetik zararlara yol açardı. Ayrıca insanlar, güneş yanığı ve cilt kanseri gibi sorunlardan kaçamazlardı…

 

Atmosferdeki ozon gazı için çok hassas bir denge sözkonusudur. Bu gaz atmosferin üst katmanlarında bir tabaka oluşturur ve bu gaz tabakası güneşten gelen öldürücü ışınları filtre eder. Bu sayede yeryüzüne ulaşabilen ışın miktarı canlı varlıklar için yararlı bir şekle dönüşür. Ancak bu gaz tabakasının incelmesi ya da delinmesi sözkonusu olduğunda kendisinden beklenen işlevleri yerine getiremez ve güneş ışınları canlılar için gerçek bir tehlike haline dönüşür…

 

Bunun yanısıra, güneş ışığında fotokimyasal tepkimeye giren egzos gazları, kirli havadan oluşan duman bulutlarında ozon ve nitrojen dioksit oluşturmaktadır. Böylece atmosferin yeryüzüne yakın alt kısımlarında da bir Ozon Kirliliği meydana gelmektedir…

 

Son yıllarda dünyamızdaki en önemli çevre sorunlarının başında yukarıda sözünü ettiğimiz gibi “Ozon kirliliği” ile “Ozon tabakasındaki incelmeler ve delinmeler” gelmektedir…

 

Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü tarafından yapılan gözlemler sonucu, Türkiye üzerindeki ozon tabakasında incelme olmadığı belirlendi. Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü’nün ”Türkiye’de ozon gözlemleri” başlıklı çalışması çerçevesinde 1994 yılından bu yana Türkiye üzerindeki ozon tabakasıyla ilgili 176 gözlem gerçekleştirildi. Gözlemlerde Türkiye için hesaplanan aylık ortalama en yüksek değer 388.49 DU (Dobson Birimi-ozon ölçüm birimi), en düşük ise 243.09 DU olarak ölçüldü. Ortalama değer de 312.66 DU olarak tespit edildi. Gözlemlerde, Türkiye’nin üzerindeki ozon tabakasında belirgin bir incelme (azalma, artma veya sıçrama) kaydedilmedi. Dünya Meteoroloji Teşkilatı’nca orta enlemler için yapılan değerlendirmeler sonucu Türkiye için toplam ozon kalınlığı 300-320 DU normal değer olarak kabul ediyor.

 

Ozon nasıl ölçülüyor?

Türkiye’de ozon kalınlığı ozonsonde yöntemi ile ölçüyor. Havadan daha hafif olan hidrojen gazı ile doldurulmuş bir balona bağlanan ozonsendo cihazı atmosferin 30-35 kilometre uzaklığında sıcaklık, nem, basınç, ozona ilişkin veriler elde ediyor. Her ülke ozon kalınlığındaki azalış, kalınlaşma veya sapmayı uzun yıllar ortalamalarını dikkate alarak değerlendiriyor. Ozon tabakasındaki incelme ise en çok kutuplarda görülüyor. Ekvator kuşağı üzerindeki ozon, kutuplara gittikçe yoğunlaşırken, soğuk hava ve güneş radyasyonu ile birlikte reaksiyona geçiyor. Bu durum da ozon tabakasında incelmeye neden oluyor. Dünya ozon ortalaması yaklaşık 300 DU olarak kabul edilirken, coğrafik konuma bağlı olarak 230-500 DU arasında değişiyor. Ozon tabakasındaki azalma, daha fazla UV-b (yeşil) radyasyonunun yeryüzüne ulaşarak canlılar üzerinde genetik zararlara yol açarken, insanlarda güneş yanığı ve cilt kanseri gibi sorunlara neden oluyor.

 

Kategoriler
SAGLIK

Topuk Dikeni Nedir? Topuk Dikeninin Sebepleri ve Tedavi Yolları Nelerdir?

Genç yaşlı pek çok kişinin şikayetçi olduğu topuk dikeni rahatsızlık vermesinin yanı sıra hastalarda yaşam kalitesini de ciddi bir biçimde düşürmekte. Topuk dikeni kişide ayağa kalkınca şiddetli ağrı, topallama, ayakkabı giymekte zorluk, ayak tabanında şişlik ve yürüme zorluğu gibi şikayetlerle kendini gösteriyor.

Ortopedi ve Travmatoloji uzmanı Op. Dr. Ali Canpolat topuk dikeni hastalığı ile ilgili en çok merak edilen soruları sizin için yanıtladı..

Ayak tabanına aşırı yük binmesi ve aşırı zorlanmalar sonrası dokularda oluşan ödem, hematom ve iltihap sonucu oluşan kireçlenmedir. Zaman içinde büyüyerek topukta bir çıkıntı halini alır ki buna “Topuk Dikeni” diyoruz.

Topuk Dikeninin Nedenleri Nelerdir?

1- Ayak tabanında şekil bozuklukları
2- Şişmanlık
3- Sert tabanlı terlikler giyilmesi
4- Yalınayak uzun süre ayakta dolaşılması
5- Ayakta iş yapılan mesleklerde çalışılması.

Topuk Dikenini Nasıl Tedavi Edilir?

1- İstirahat
2- Ortopedik terlik kullanmak
3- Silikon topuk yastığı
4- Mantar tabanlık
5- Lokal kortizon tedavisi
6- ESWT Tedavisi

ESWT Nedir?

ESWT, düşük enerjili ve yüksek enerjili şok dalgalarıdır. Sert doku ve yumuşak dokuya göre değişik uygulama alanları vardır. Sert dokularda yüksek enerjili uygulamalar, yumuşak dokuda düşük enerjili uygulamalar yapılır.

Kaynak: Hastane.com.tr

Kategoriler
SAGLIK

Çocuk Sahibi Olamamanın Nedenleri Nelerdir?

Hamilelik bazen çok kolay elde ediliyormuş gibi görünse de oldukça karmaşık bir dizi olayın bir ahenk içinde işlemesi ile gerçekleşir. Ama bazı sağlık problemleri bu muhteşem biyolojik yolculuğa engel olabiliyor.Bunların kadın ve erkek arasındaki dağılımı hemen hemen eşittir. Çiftlerin 1/3’ünde kadında, 1/3’ünde erkekte, 1/3’ünde ise her ikisinde sorun bulunur.Konu ile ilgili Kadın Hastalıkları-Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op.Dr.Numan Bayazıt bebek sahibi olmanıza problem olan engelleri açıklıyor.

Erkeğe Bağlı Nedenler;

Spermiogram testi ile tanı konur. 2-5 gün dinlendikten sonra genellikle masturbasyonla sperm verilir. Spermlerin sayısı, hızı ve şekli değerlendirilir. Yapımı beyinden gelen hormonal uyarılarla testisde olup kanallar vasıtası ile dışarıya taşınır. Buna göre erkek faktörüne bağlı problemleri 3 ana bölümde düşünebiliriz.

1)Hormonal bozukluklar.
2)Testislerde sperm yapımının bozuk olması.
3)Yapılan spermin taşındığı kanallardaki tıkanıklıklar.

Genetik bozukluklar, inmemiş testis (kriptoorşidizm), testis ve sperm kanalı iltihaplanmaları (kabakulak orşiti), ağır esrar-alkol-sigara kullanımı, radyasyon,kemoterapi-radyoterapi,uzun süreli ısıya maruz kalma ve çeşitli ilaçlar neden olabilir. Ancak olguların büyük çoğunluğunda bir neden bulunamaz. Nedeni bulunabilenlerin ancak %10’dan daha az bir kısmı ilaçla veya operasyonla düzebilir.Bu nedenle genellikle eldeki mevcut spermle ne yapabileceğimize karar vermek zorunda kalırız.Bu da sorunun ciddiyetine göre aşılama veya mikroenjeksiyon olmaktadır. Menide hiç sperm yoksa microTESE operasyonu ile testisten sperm bulmak gerekir. Azoospermi adı verilen bu durumda sperm bulma olasılığı %60’tır.

Kadına Bağlı nedenler;

-%40 Yumurtlama Problemi (En sık görülen Polikistik Over Sendromu)
-%40 Kanal Tıkanıklığı
-%10 Açıklanamayan
-%10 Diğer (Myomlar,Endometrium,Rahim ağzı tıkanıklığı gibi…) nedenlerden kaynaklanır.

Yumurtlama problemleri seyrek adet görme veya hiç adet görememe şeklinde olabileceği gibi sık adet görme şeklinde de kendini gösterebilir. En sık karşımıza çıkan şekli PCOS’dur (Polikistik Over Sendromu ).

Yumurtlama düzensizliğine yol açan diğer problemler;
-Tiroid Hastalıkları
-Yeme Bozuklukları(anorexia)
-Aşırı kilo kaybetmek veya almak
-Obesite
-Hiperprolaktinemi
-Hipofiz tümörleridir.

Bu hastalıkların tanısının konulması infertilite probleminin çözülmesi kadar kadının genel sağlık durumunun düzeltilmesi ve uzun süreli olumsuz etkilerden korunması açısından da gereklidir.

Yumurtlama problemi yaşanabilen diğer durumlar erken menopoz ve hypogonadotropik hypogonadizmdir. Bu ikisi FSH –E2 testi ile kolayca ayırt edilir. Hypogonadotropik hastalar beyinden gerekli hormonlar salgılanmadığı ve dolayısı ile yumurtlama olmadığı için adet görmezler. Kandaki FSH düzeyi çok düşüktür.Bu durumda dışardan verilen menogon ve benzeri ilaçlarla yumurtlama sağlanır.

Tubal Faktör:

Enfeksiyon, endometriosis, appendisit,kronik iltihabi bağırsak hastalıkları nedeniyle (Chron,ülseratif kolit) geçirilmiş operasyonlara bağlı olarak kanallar tıkanabilir.

Histerosalpingografi (HSG) geleneksel ve standart tanı yöntemidir. Jinekolog veya radyolog tarafından çekilebilen bu röntgen filmi her zaman doğru sonuç vermez. Açık olan tüpler kanallardaki kasılmaya bağlı olarak kapalı görünebileceği gibi normal olmayan tüpler açık gibi de görünebilir. İhtiyaç duyulduğunda Laparoskopi yapılabilir.

Diğer faktörler:

Rahim içindeki Polip,Myom ve yapışıklıklar(iltihabi veya kürtaja bağlı),rahim ağzındaki doğumsal veya sonradan operasyonlara bağlı gelişen anormallikler gebeliği engelleyebilir.Bu sorunların büyük kısmı histeroskopik operasyonlarla düzeltilebilir.Rahim ağzı ile ilgili problemler IUI(aşılama) yolu ile aşılabilir.

ENDOMETİOSİS:

Rahim içini döşeyen ve embriyonun tutunduğu endometrium isimli dokunun rahim dışında bulunmasıdır.

Daha çok yumurtalıklar ve kanallarda görülür.

En sık yarattığı şikayetler;
– Kasık ağrısı,
– Adet sancısı,
– İlişkide ağrı,
– İnfertilitedir

Endometriosisli kadınların %30-50’i değişen derecelerde infertilite sorunu yaşamaktadırlar.
Şikayet ve muayene bulguları doktorunuzun endometriosisten sadece şüphelenmesini sağlar. Çikolata kisti adı verilen büyük kistlere neden olduğunda ultrasonla tanısı konulabilir. Kesin tanı laparoskopi ile konulabilir

Kadının Gizli Derdi Vaginismus; Vajinismus, vajina girişini çevreleyen kasların istemdışı olarak kasılarak cinsel birleşmenin acılı olması ya da birleşmenin gerçekleşememesidir. Vajina girişini çevreleyen baskın kas grubu “;Pubik Kaslar”;olarak adlandırılır, bunlar düz kas grubudur ve refleks olarak çalışırlar. Vajinismusda yaşanan kasılma istem dışıdır ve asla kadının kendi kontrolünde
değildir. Vaginismus da cinsel ilişkiyi imkansızlaştırdığı için tek başına hamileliği zorlaştıran bir durumdur. Vajinismus hastası çoğu kadın ilişkiye girememekten ötürü yoğun utanç duygusu hisseder ve sıkıntılarını paylaşmak istemezler. Durumu başkalarına anlatmak onları rahatsız edebilmektedir.Bebek sahibi olmak isteyen çiftler Vaginismus durumunda vakit kaybetmeden psikolojik yardım almak kişinin bundan sonraki yaşam ve cinsel yaşam kalitesini arttırır.

Stres’te bir faktör; Bu karmaşık olaylar dizisi içinde psikolojik faktörlerin önemli olduğu düşünülmektedir. Vücutta salgılanan stres hormonları beyinden salgılanan hormonların salgılanma düzenini etkiler. Beynin Hipatalamus bölgesinden salgılanan ile hipofiz bölgesinden salgılanan FSH ve LH gibi yumurta gelişiminde çok önemli olan hormonların düzen içinde salgılanmasını sağlayan GnRH adı verilen hormon, stresten önemli ölçüde etkilenir. GnRH salgılama düzeninin değişmesi yumurta gelişimini olumsuz etkileyebilir. Stresi azaltmanın en iyi yolu dikkati başka yöne kaydırmaktır. Kişinin kendisini rahatlatan uğraşlara yönelmesi (resim, müzik, el sanatları vb…), ağır olmayan egzersiz, yoga, bahçe işleri gibi rahatlatıcı fiziksel çalışmalar yapması en çok tavsiye ettiğimiz yöntemlerdir.

Önce üretkenliğinizi test edin;

Bebek sahibi olabilmek için bayanlarda üretkenlik miktarı büyük önem taşımaktadır. Kısırlığın belirtilerinden biri olan üretkenlikte azalmayı artık evinizde yapacağınız testler ile belirleyebilirsiniz. Zorlu bir süreç olan kısırlığın ilk aşamasında Babystart FertilCheck Kadın Kısırlık Testi, kadınlarda biyolojik doğurganlık zamanının bir göstergesi olan seks hormonunu ölçer. Evde rahatlıkla uygulanabilen bu test idrarla yapılmaktadır.

Jinekolojik Muayeneyi İhmal Etmeyin

Hamile kalmak isteyen kişilerin öncelikle bir jinekolojik muayeneden geçerek, gebelik öncesi yapılması gereken smear gibi muayeneleri olmaları, muayene sırasında tespit edilen hastalıkların ve aile öyküsüne bağlı problemlerin önceden tespit ve tedavi edilmesi hamileliğin sorunsuz geçmesine yardımcı olur. Hamileliğe hazırlanıldığı dönemde bazı alışkanlıkların değiştirilmesi de önerilen bir konudur. Gereksiz stres yapmadan doğru zamanlarda ilişkinin programlanması, ama bunu bir zorunluluk ve görev haline dönüştürmeden yapılması hamilelik şansını arttır.

Milliyet

Kategoriler
SAGLIK

Zencefilin Faydaları, Nasıl Kullanılır?

Zencefil soğuk algınlığından kansere kadar pek çok hastalığın ilacı olarak gösteriliyor. Aktarlarda ve manavlarda hem kök, hem de toz olarak satılıyor.

İstanbul Üniversitesi Farmakoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aykan Canberk: Zencefilin ağrı kesici ve antiseptik özelliği var. Mide-bağırsak gazlarının alınmasında faydası olduğu kabul ediliyor. Aşırıya kaçmamak lazım. Karaciğer üzerine toksik etki yapabilir. Çayını öneriyorum ama günde bir fincandan fazla içilmemesi lazım. Fazlası vücuda zarar verebilir.

Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Ayça Kaya: Çay olarak kullanıldığı zaman bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. Üst solunum yolunu açar. Antioksidan özelliği vardır. Kadınlarda menopoz sonrası semptomları azaltabilir. Çorbada kullanıldığında tokluk hissi verir. Salatalara rendelendiğinde lezzet verir ve bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. Zencefil; kuşburnu, ıhlamur biraz da papatya çayı birlikte kaynatıldığı, içine de 1-2 rulo tarçın konulduğu zaman tokluk hissini artırarak tatlı ihtiyacını azaltıyor. Bu çay yemeklerden önce içilmeli. Öğlen ve akşam içmek yeterli.

İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ziya Mocan: Esas olarak soğuk algınlığında kullanıyoruz. Gaz sorunlarında, mide spazmlarında, karın ağrılarında, mide ağrılarında, romatizmal ağrılarda kullanılıyor. Hassas bağırsak sendromunda (kolit) kullanıyoruz. Zayıf olanların kilo almasına yardımcı oluyor, kilolulara önermiyoruz. Astımlılara, kolesterol yüksekliği, damar sertliği olanlara faydalı. Limonzencefil- bal karışımı çay gripte son derece etkili. Ben de gribin salgın yaptığı dönemlerde bu çaydan içiyorum.

Prof. Dr. Erdem Yeşilada: Hamileliğin, kemoterapi ve araç tutmasının yol açtığı mide bulantılarını önler. İltihap giderici özelliği vardır. Etli, yağlı yiyeceklerin sindirimine yararlıdır. Tazesi salata ve yemeklerde kullanılabilir. Çaylara ilave edilebilir.

Dr. Ender Saraç: Hastalarıma verdiğim yararlı ve sağlık açısından olumlu etkileri olan bir tarifim de zencefilli limonatadır. Bol ve kaliteli bir C vitamini deposudur.

Haberturk

Kategoriler
Genel Kültür

Gıda İntoleransı Nedir? Neden Zayıflayorum Diyenler Bu Yazıyı Okuyun, Beslenme ve Diyetin Bilinmeyenleri

Az yememe rağmen zayıflayamıyorum diyorsanız bu yazıyı mutlaka okuyun. Masum ve sağlıklı görünen gıdaların neden olduğu Gıda İntoleransı dünyada 1 milyar kişiyi mağdur ediyor. Yediklerinize dikkat ettiğiniz halde devamlı kilo alıyorsanız, kilo vermekte sorun yaşıyorsanız, vücudunuzda nedeni belli olmayan ödem veya kronik yorgunluğunuz varsa, sürekli nezle ya da grip oluyorsanız ‘Gıda İntoleransı’nız olabilir. Üstelik pek çok kişi rahatsızlıklarının sıradan gıdalardan kaynaklandığına ihtimal veremediğinden uzun süre şikayetlerine çare bulamıyor. Dr. Yasemin Savaş, Gıda İntoleransı hakkında bilgi veriyor.

Sağlık problemleriniz ya da şikayetlerinizin altında masum görünen, hatta faydalı sandığınız bazı besinler yatıyor olabilir! Bağışıklık sisteminizin yabancı kabul ederek reaksiyon gösterdiği bu besin maddelerini immünolojik testler yardımı ile belirlemek artık mümkün.

Gıda İntoleransı nedir?

Yediğimiz ve sağlıklı olduğunu düşündüğümüz birçok besin, vücudumuzda olumsuz etkiler yaratıyor olabilir. Örneğin çok sağlıklı olduğunu düşündüğümüz bir yumurta eğer vücudumuz tarafından sindirilemiyor ise, vücudumuz bu yumurtanın içindeki proteinlere karşı tepki vermeye başlar. Bu olumsuz etki ‘Gıda İntoleransı’ olarak adlandırılır ve vücutta kilo almadan, birçok kronik rahatsızlığa kadar olumsuz etkilere yol açar.

Gıda İntoleransı nasıl oluşur?

Besinlerin yenmesi ve vücudumuzdan atılmaları arasındaki süreçte besinler sürekli bir parçalanmadan geçerler.

İlk olarak ağızda parçalanmaya başlayan besinler, daha sonra mide asitleri ve hareketleri ile belli bir kıvama gelir ve bağırsağa geçerler.

Bağırsaktaki çeşitli enzimlerin etkisiyle bu besinler en küçük parçalara kadar ayrıştırılırlar.

Besinlerdeki proteinler, bu ayrışma esnasında daha küçük parçalara, yani amino asitlere bölünür ve kana karışarak vücutta gerekli yerlerde kullanılmak üzere yolculuklarına devam ederler.

Gıda İntoleransı gıda alerjisinden farklıdır

Gıda İntoleransı gıda alerjisi ile karıştırılmamalıdır. Gıda alerjisi az kişide görülür ve kısa bir vakitte öldürücü etkilere kadar varan sonuçlar doğurabilir. Örneğin fındığa veya deniz mahsullerine Gıda Alerjileri olan kişiler 1 saatten az zamanda anaflaktik şoka girerek nefes bile alamaz hale gelebilirler.

Gıda İntoleransında ise yediğimiz yiyeceklerin olumsuz etkisi 3 – 24 saat arasında çıkmaya başlar. Normal beslenen bir insan, 24 saat içinde birçok yiyecek yediği için, yaşadığı sorunun gıdadan olduğunu bilse bile hangi gıdadan olduğunu tespit etmesi çok zordur.

Örneğin sabah çikolata yemiş ve sonra geceye kadar 2 öğün yemek yemiş biri, gece yatmadan ortaya çıkacak bir bağırsak sorununun sabah yemiş olduğu çikolatanın içindeki süte bağlayamaz. Gıda intoleransınızın olması, belirli gıda bileşenlerine karşı vucudunuzda ters bir reaksiyon oluşacağı anlamına gelir. Bu durum, bağışıklık sistemi ile ilintili değildir. Bu bağlamda gıda alerjisinden çok farklıdır.

Gıda İntoleransı tahmin edilenden daha yaygın bir hastalıktır

Dünya Sağlık Örgütüne göre dünya nüfusunun yarısında Gıda İntoleransı bulunuyor. 1 milyar kişide tanısı konmuş Gıda İntoleransı vardır ve WHO, bu rakamın 2015’te 2,5 milyara ulaşacağını öngörmektedir. (WHO, JUNE 2006)

Gıda İntoleransı, şişmanlık, kilo verememe, migren, akne, nedeni bilinmeyen ödem, gaz, şişkinlik, kronik yorgunluk, kabızlık, cilt problemleri (örn. sivilceler, kaşıntı nörodermatit, kronik egzama vs.), romatizmal hastalıklar, astım, ishal , mide krampları, depresyon, uyku bozuklukları, baş ağrısı, solunum yolu hastalıkları, kronik farenjit, sürekli nezle olma, ağızda yaralar, epigastrik ağrılar, Crohn hastalığı, İrritabl Bağırsak Sendromu, sık gribe yakalanma, kronik burun akıntısı, OSB (Otistik Spektrum Bozukluğu), Sedef hastalığı, nörodermatit, ürtiker… gibi birçok hastalığa yol açabilir.

21. yüzyılda yapılan bilimsel araştırmalar göstermiştir ki eskiden sebebi bilinmeyen ve tedavisi olmayan birçok hastalığın temelinde Gıda İntoleransı yatmaktadır.

haberturk

Kategoriler
BİLGİSAYAR

Monitör Alırken Nelere Dikkat Edilmelidir?

Hayatımızın vazgeçilmezi durumuna gelen bilgisayarlarımızın göze en çok çarpan donanımı monitörlerdir. Bu yüzden monitör alırken çok dikkatli olmalıyız. Gerek göz sağlığımız için, gerekse göze hoş gelen bir görüntü için monitörlerimizin şekli, boyutu ve tazeleme hızları çok önemlidir. İşte bizde bu konuda sizlere yardımcı olur umuduyla bu yazımızı paylaşıyoruz.

LCD monitör satan firmalar ve üreticiler, kendilerine ait ürünleri tanımlamak için birçok rakam ve terim kullanıyor. Bu rakamların ne anlama geldiğini biliyor musunuz? Tabii ki bunları bilmek zorunda değilsiniz.

Bilindiği gibi LCD monitör ekranları dikdörtgen yapıya sahiptir. Bu dört köşeden alt bölümde kalan köşe ile karşı üst köşe arasındaki uzaklık ekranın boyutunu bizlere söyler. LCD monitörlerin ekran büyüklüğü genellikle model adı içerisinde bizlere söylenir.

 

Önemli olan bu numaralara baktığınızda LCD ekrana ait gerçek ölçüleri algılamak. Mesela W20D adındaki bir monitörün ekran büyüklüğü 20 inçtir. Bu tarz bir yaklaşım kural olmasa da LCD monitör üreticileri ürünlerini isimlendirirken bu yolu kullanıyorlar.

 

Görüş Oranı

Bir LCD ekranın görüş oranı, ekran üzerindeki piksel sayılarının yatay ve dikeydeki oranına verilen isimdir. Geleneksel ekranlar 4:3 oranına sahiptir. Çoğu yeni monitör ise 16:10 veya 16:9 geniş ekran görümüm değerine sahipler.

 

16:9 değeri tipik olarak HDTV’ler tarafından kullanılır. 16:10 ise genel olarak LCD monitör üreticileri tarafından tercih ediliyor. Bunların dışında 21:9 gibi ultra geniş ekrana sahip monitörler var. Fakat bu tarz monitörler pek yaygın değiller.

Doğal Çözünürlük

Tüm LCD ekranlar yalnızca tek bir doğal çözünürlük görüntüler. Bu dikey ve yatay piksellere ait fiziki numaralar LCD ekranın düzeyini belirler. Bilgisayar ekranının çözünürlüğünün normalden düşük olarak ayarlanması LCD ekranın görüntüyü bulanıklaştırarak sunmasına sebep olur.

Aşağıda LCD monitörlerin ekran büyüklüklerine göre destekledikleri doğal çözünürlükleri görebilirsiniz.

 

  • 17″ (Geniş Ekran): 1280 x 800 (WXGA) Piksel
  • 19″ (Geniş Ekran): 1440 x 900 (WXGA+) Piksel
  • 21″ (Geniş Ekran): 1600 x 900 (WSXGA+) Piksel
  • 22″ (Geniş Ekran): 1920 x 1080 (WUXGA) Piksel
  • 24″ (Geniş Ekran): 1920 x 1080 (WUXGA) Piksel
  • 27″ (Geniş Ekran): 2560 x 1440 (WQHD) Piksel
  • 30″ (Geniş Ekran): 2560 x 1600 Piksel
Kategoriler
Genel Kültür

Edirne’nin Tarihi Mekanları, Görülmesi Gereken Yerleri, Hakkında, Edirnede Tatil

Der-i Saadet (Mutluluk kapısı) olarak anılan Edirne, Osmanlı Devleti’ne başkentlik yaptığı günlerdeki ihtişamını bugün bile hissettirir. Selimiye’nin eşsiz mimarisindeki huzur, İstanbul’u fetheden fatihin doğduğu saray, asırlardır vazgeçilmeyen bir yiğitlik öyküsü Kırkpınar, hasret taşıyan 3 nehir, medeniyetin abideleri köprüler, hanlar, hamamlar, saraylar, ecdadın izlerini takip edenlerin mutlaka uğraması gereken yerlerdir.

Günübirlik ziyaretler için Edirne’ye gelenler için vazgeçilmez duraklar cami, külliye ve bedestenlerdir. Her biri yürüyüş mesafesindeki bu yapılarla Edirne, açık hava müzesini andırır.

Namı, dünyanın dört bir yanında bilinen, Mimar Sinan’ın ustalık eseri Selimiye Cami, kentin ilk anıtsal yapısı Yıldırım Beyazıt Cami, temelinde mukaddes Kabe taşı barındıran Eski Cami, zigzag, karo, burma ve yivli bezemeleriyle kentin siluetine damgasını vuran Üç Şerefeli Cami, muhteşem çinileriyle Muradiye Cami, Edirne’nin ziyaret edilmesi gereken yapılarından.

1488 yılında İkinci Beyazıt Han tarafından yaptırılan 2. Bayezit Külliyesi, Osmanlı’nın sosyal devlet anlayışını benimsemesinin en güzel örneklerinden. Dönemin Avrupa ülkeleri akıl hastalarını öldürürken, Osmanlı Devleti akıl hastalarına sahip çıkmış, bu tarz külliyelerde su ve müzikle tedavi yolunu seçmiş.

Anadolu’nun birçok yerinde örnekleri bulunan tedavi merkezlerinden birisi de kent merkezine 10 dakika mesafedeki 2. Bayezit Külliyesi. Külliyede dönemin tedavi yöntemleri mankenlerle canlandırılıyor.

EDİRNE’NİN KÖPRÜLERİ
Edirne’nin türkülere konu olan köprüleri de mutlaka görülmesi gereken yapılar. Köprülerin en meşhurları kente araçla 10 dakika mesafedeki Tunca ve Meriç köprüleri.

Sultan 2. Ahmet zamanında Defterdar Ekmekçizade Ahmet Paşa tarafından 1615 yılında inşa ettirilen Tunca Köprüsü, tarihi Karaağaç Mahallesi’ne ulaşmak için aşılması gereken ilk köprü. Üzerinde balık tutan, gün batımında fotoğraf çektiren insanların arasından geçilerek ulaşılan ikinci köprü ise Meriç Nehri üzerindeki ve Sultan Abdülmecit tarafından 1847 yılında yaptırılan Meriç Köprüsü.
Meriç ve Tunca Köprüleri dışında, kentin çevresini saran nehirlerin üzerinde Gazimihal (Hamidiye) Saraçhane (Şahabettin Paşa), 2. Bayezit, Fatih (Bönce), Yıldırım, Kanuni (Saray), Yalnızgöz (Tekgöz) köprüleri de yer alıyor.

Osmanlı’nın hoşgörü kültürü de Edirne’de izlerini taşıyor. Kentte birçok kilise ve sinogog, bu hoşgörünün yansıması niteliğinde. Bulgar Sveti Georgi, Bulgar Sveti Kontstantin ve Elana kiliselerinde halen ibadet yapılabiliyor. Kentte ayrıca Kaleiçi’ndeki Büyük Sinagog ve İtalyan Katolik Kilisesi, birbirine yürüyüş mesafesi uzaklıkta.

29 sit alanının bulunduğu Edirne’de Lalapaşa Ören Yerinde Kuzey Balkanlar’dan MÖ 1200’lü yıllarda göç eden topluluklara ait mezarlar bulunuyor. Enez Antik Kenti, Edirne Arkeoloji ve Etnografya Müzesi, Türk İslam Eserleri Müzesi ve Dar-ül Kura Medresesi, Lozan Anıtı ve Müzesi, Şükrü Paşa Anıtı ve Balkan Savaşı Müzesi, Makedon Kulesi, Adalet Kasrı, Edirne’de görülmesi gereken yerlerden sadece bazıları.

KIRKPINAR GÜREŞLERİ

Kırkpınar bir kültürün yaklaşık 7 asırdır yaşatılmasının yanında Edirne’nin tanınmasında ve marka olmasında en büyük etkenler arasında sayılabilir. Dünyada, olimpiyatlardan sonra en uzun soluklu spor organizasyonu olarak nitelenen Kırkpınar Yağlı Güreşleri, güreşseverlerin yıl boyu beklediği ve renkli görüntülere sahne olan bir kültür unsuru.

Davulu, zurnası, yağcısı, cazgırı, pehlivanı, ağası, mendilcisiyle haziran ayı sonu temmuz ayı başında yapılan tarihi yağlı güreşler, kent ekonomisine bir haftalık da olsa canlılık getiriyor.

Edirne’yi günü birlik ziyarete gelenler, güreşlerin yapıldığı tarihlerin dışında gelmişlerse er meydanını görebilir, efsane pehlivanların heykelleriyle fotoğraf çektirebilirler.

Edirne’ye gelen tatilciler Edirnekari, mis meyve sabunu, Edirne peyniri, badem ezmesi, deva-i misk ve peynir helvası alabilirler.
milliyet

Kategoriler
EĞLENCE

Boğazda Yemek Nerede Yenir Fiyatları Mekanları

Boğazın büyüleyici manzarasına sahip Yeniköy’de açtığı Kaşıbeyaz Bosphorus’da misafirlerine sunuyor. 1.850 metrekare alan üzerine kurulan ve 4 kattan oluşan restoran Mimar Eren Yorulmazer imzası taşıyor.

Girişteki ana salonda ailenizle tadı damağınızda kalacak bir et keyfi yaşarken, ikinci kattaki 100 kişilik açık ve kapalı alana sahip salonda ise boğazın esintisini teninizde hissedebilirsiniz. Üçüncü katta 100 kişilik açık, 100 kişilik kapalı alana sahip olan VIP salonda, misafirlerinizi ağırlayabilir ve boğazın eşsiz manzarasında beş çayınızı içebilirsiniz. Boğaz deyince ilk akla gelen yaz akşamları da mekânda unutulmamış.

En üst kattaki terasta boğazın ihtişamlı manzarasına hâkim noktada yaz akşamlarının tadını çıkartabilirsiniz. Geleneksel Türk mutfağı yapısına sahip olan Kaşıbeyaz, yeni restoranda kullanılan ve 21. yüzyıl esintileri taşıyan mimari detaylarla daha çağdaş bir görünüme kavuşuyor. Eren Yorulmazer’in İstanbul boğazının güzelliği ile dünü ve bugünü birleştiren bir çizgide tasarladığı mekânda, tüm mekânda kullanılan özel tasarımlar dikkat çekiyor. Turkuvaz renginin ön plana çıktığı tasarımlarda, klasik çintemani deseninin modernize edilerek metal malzemeye uygulanmış hali konuklara bir saray atmosferi yaşatıyor.

Osmanlı motiflerinin ağırlıklı olarak kullanıldığı mekânda bakır dövme üzerine krom kaplama aydınlatmaların her biri de el yapımı ve mekân için özel tasarlanmış. Mekânda tüm duvarlarda ve dekorasyonun büyük bir kısmında masif ve gözeneksiz bir yapıya sahip olan malzemeler kaplanarak tercih edilmiş. Bu malzeme hiçbir bakteriyi bünyesinde barındırmıyor, rengi solmuyor, çizilmiyor ve yanmıyor.

Beyaz renginin baskın olduğu mekânın zemininde ise beyazın beyazı ve beyazlığını küçük kristallerden alan mermerler göze çarpıyor. 1974 yılında Aksaray’da kurulan ve 1987 yılından itibaren Florya’da hizmet vermeye başlayan Kaşıbeyaz, kendine has geleneksel Güneydoğu mutfağı sadece damak tadına hitap etmekle kalmıyor, boğazdaki yeni mekânında yarattığı sıcak atmosferle et lezzetini İstanbul Boğazı’na taşıyor.

Kaşıbeyaz’ın vazgeçilmez lezzetleri arasında yer alan Ali Nazik, Fıstıklı Kebap, Soğan Kebabı, Abugannuş ve Künefe artık boğazın eşsiz manzarası ile misafirlerinin beğenisine sunuluyor.

Bu eşsiz manzarada özel tatları denemek için sizde boğazın yeni gözdesi Yeniköy Kaşıbeyaz Bosphorus’a 0212 468 17 17 nolu telefondan rezervasyon yaptırabilirsiniz.