Cam Damacana Su Satan Firmalar

Plastiğin sağlığımıza zararlı olduğunu biliyoruz ancak en temel kullanım maddelerini plastikten yapmaktan da geri kalmıyoruz. Bu neden öncelikle kendimiz ve sonra çevremiz bilinçlendirimeli. Bununla ilgili plastiklerin üzerindeki işaretlerin ne anlama geldiğine dair gerekli açıklamaları sitemizde haber yapmıştık.Bu habere ulaşmak için buraya tıklayın. Okumaya devam et “Cam Damacana Su Satan Firmalar”

Cam Neden Yapılır Neden Saydamdır?

Cam şaşılacak derecede basit bir maddedir. Dünyanın her köşesinde rahatça bulunabilen kum, kuvars ve sodadan meydana gelmiştir. Fakat camın asıl şaşırtıcı özelliği ne tam bir sıvı ne de gerçek bir katı oluşudur. Aslında sıvıya daha yakındır, çünkü atomik yapısındaki düzen sıvılardaki rasgele düzeni andırır. Katıların atomlarının kristal yapısı ise düzgündür.

Katı bir cisimde atomların bir diziliş düzeni vardır. Yani bu diziliş düzeni belli aralıklarla kendini tekrarlar. Camda ise bu özellik yoktur. Çok kuvvetli mikroskoplarla yapılan incelemelerde bile camın yapısında hiç bir kristal oluşumuna rastlanmaz. Arada sırada görülen bazı kristaller ise camdaki kusurlardır.

Cama çok ağdalı bir sıvı diyebiliriz. O kadar ağdalıdır ki, normal dış etkenlerde bile şeklini değiştirmez. Bir sıvıda iç sınırlar bulunmadığından camın içinden geçen bir ışık demeti kırılma ve yansımaya uğramaz, doğrudan geçer. Bu nedenle bir cama baktığımızda arkasındakileri olduğu gibi görürüz. Işık sadece camın yüzeyini aşarken hafifçe kırılır.

Cam saydamdır, su da saydamdır, öyleyse donmuş su olan kar taneleri niçin beyazdır ve niçin kar örtüsü saydam değildir? Bir cismin üzerine gelen ışığın tümünü yansıttığında beyaz, hepsini tutup hiçbirini yansıtmadığında siyah renkte göründüğünü biliyoruz. Cam saydamdır ancak kırıldığında, tuzla buz olduğunda yerdeki küçük cam parçaları yığını beyaz renkte görünür, çünkü her bir cam parçası ışığı değişik yönde geçirmektedir.

Kar tanelerinde de aynı şey söz konusudur. Minik taneler üzerlerine gelen ışığı her yöne gelişigüzel yansıtırlar. Bu nedenle kar taneleri de, kar örtüsü de beyaz renkte görünürler. Benzeri durum tuzda da görülür. Tuz, her biri saydam olan küçük kristallerden oluşmuştur ama bunlardan büyük bir miktarı bir kapta bir araya gelince gözümüze beyaz renkte görünürler.

Düz Cam Nasıl Yapılır? Camın Tarihi ve Yapılışı

Cam keşfedildiği günden beri her türlü alanda kullanılan en önemli maddelerden biridir. Günlük hayatta evimizde, arabamızda, iş yerinde , vb her yerde sayısız kullanım alanı olan camın nasıl yapıldığını ve tarihçesini öğrenmek istiyorsanız belgeseli izleyin.

Çam Ağacının Özellikleri Nelerdir? Çam Ağacı Hakkında Herşey

ÇAM Kozalaklılar takımının Çamgiller familyasından, iğne yapraklı, reçineli ağaç (Pinus). Birçok türü vardır. Hepsinde yapraklar iğne biçiminde, çiçekler erkekli dişili, erkek çiçekler uzun sürgünlerin ucunda tırtılsı ya da salkım kömeç halinde, dişi çiçekler uzun sürgünlerin dibinde kozalak biçimindedir.

Daima yeşil kalan çam ağaçları en çok tropikal bölgelerde ve dağlık kesimlerde görülür. İğne biçimindeki yaprakları kış mevsiminde dökülmez. Reçineli olan kabuğu genellikle pullu ve kalındır.Gövdesi yenilebilen çam ağaçları A- C gibi yüksek vitaminler içerir. Kabuğunu çiğ olarak yemek de mümkündür.Çam ağacının kozalakları erkek ve dişi olabilirler. Erkek olanlar polen döken küçük kozalaklardır ve kısa süreliğine çıkarlar.Dişi kozalaklar ise odunsu, iri bir yapıya sahiptirler. Döllenme özellikleri vardır ve uzun süre kalabilmektedirler.

Yapraklar bir yıldan uzun ömürlü olduğu için çam, yaz kış yapraklı ve yeşil görünür, dökülen yapraklar altında sürekli bir örtü oluşturur. Sarıçam (Pinus silves-tris), Düzgün dik gövdeli, kırmı-zımtrak sarı kabukludur. Türkiye ormanlarında yaygındır.

Kıyı 219 çamı (yalıçamı) (P.maritima) üstü yayvan görünüşlü, uzun yapraklıdır. Akdeniz yöresinde yetişir. Halep çamı (P. Halepen-sis), fıstikçamı (P.pinea), karaçam, kızılcam, vb. gibi çam türleri de Akdeniz ülkelerinde yaygındır. Çamların hepsinden, reçineli yapi kerestesi elde edilir. Fıstıkçamından elde edilen fıstıklar, mutfaklarda ve tatlıcılıkta kullanılır.

Kullanım alanları
Çam ağacının tıbbi olarak pek çok faydası vardır. Özellikle kronik öksürük için mucizevi bir etki sağlar. Astım tedavisinde, balgam ve idrar sökmede çam ağacından yararlanılmaktadır. Ayrıca doğumu kolaylaştırdığı rivayet edilir. Güzel kokusu pek çok parfüm esansında kullanılmaktadır. Kereste ticaretinde önemli bir yeri olan çam ağacı kağıt hamuru yapımında da değerlendirilmektedir.

Tesadüfen Bulunmuş Buluşlar

Bugün kullanmış olduğumuz bir çok ürünü mucitlerine borçluyuz. Bu buluşları yapmak için çok çalışanlar, yıllarını tüketenler olduğu gibi hiç beklemediği bir anda ve şekilde bazı icatları yapanlarda olmuştur birçok kez. İşte size tesadüf eseri bulunmuş bazı icatlar….

FOTOĞRAF

Mucit: Louis-Jacques Daguerre

Tarih: 1838

Kaza: Dağınık laboratuvar dolabı…

Bu rastlantısal buluşun nedeni kırık bir termometre…

Louis Daguerre, karanlık odada, gümüş iyodür levhada açığa çıkan görüntüyü sabitlemenin yollarını arıyordu. 1938 yılında bir gün, kimyasal maddelerin bulunduğu dolabına, daha sonra kullanmak ve temizlemek üzere bozuk görüntülü bir film levhası koydu.

Bunu tekrar dışarı çıkardığında görüntü belirginleşmişti. Ancak Daguerre, bu garipliğe hangi kimyasal maddenin neden olduğunu bilmiyordu.

Bunun üzerine levhaları yerleştirdi ve kimyasal maddeleri birer birer dışarı çıkarttı. Dolabı boşaltmasına rağmen hala aradığı maddeyi bulamamıştı. Sonunda dolabın raflarından birinde, kırılmış termometreden dökülmüş civayı fark etti… Gümüşlü levha üzerine alınan görüntü (daguerreotype), modern fotoğrafçılığın başlangıcı oldu… Yerini ancak on yıl sonra negatif ve, pozitif film sürecine bıraktı.

—————————————————————————————————————————————–

POST-IT KAĞIDI

Mucit: Dr. Spencer Silver

Tarih: 1974

Kaza: Kutsal bir ilham ve hatalı üretim…

“3M” bilim adamlarından Dr. Spencer Silver, 1970’lerin başlarında dayanıksız yapıştırıcıyı bulduğunda, bunu işe yaramaz bir buluş olarak değerlendirmişti…

Bundan yıllar sonra, meslektaşı Art Fry, bir kilisede ilahi kitabındaki ayracın bir türlü istediği yerde durmaması üzerine oldukça sinirlendi. Anlamsız vaazlardan mı yoksa kutsal bir ilhamdan mı bilinmez, kafasını bu konuya yormaya başladı ve birden aklına meslektaşının işe yaramayan buluşu geliverdi…

Bu sayede ayıracın kitaba yapışmasını sağlayacak, ancak çıkarttığında da kitaba zarar gelmeyecekti. Post-it kağıdı tabii ki bir gecelik başarının ürünü değil… 3M’in ortaya attığı bu örnek, büro malzemeleri içinde vazgeçilmezler arasında yerini aldı…

—————————————————————————————————————————————–

VULKANİZE KAUÇUK (LASTİK)

Mucit: Charles Goodyear Tarih: 1844

Kaza: Kızgın ocağa atılan kauçuk…

Amerikalı Charles Goodyear, 10 yıldan beri ham kauçuğu daha sağlam ve elastik hale getirmenin çarelerini arıyordu. Bu onda bir takıntı halini almıştı ve hatta ödenmemiş borçları nedeniyle hapse bile girdi.

Goodyear bu konuda her şeyi denemişti; karışımına kükürt bile eklemişti. Ne var ki, bu karışımı kızgın ocağa atıncaya kadar hiçbir sonuç elde edemedi: Kauçuk erimiyordu…

Bunu gece boyunca dışarıya çivileyen Goodyear, ertesi gün karışımın oldukça esnek olduğunu fark etti.

Kükürtle sertleştirme yöntemine, Romalılar’ın ateş tanrısından esinlenerek, “Vulkan” adını verdi (vulkanizasyon).

Yöntemin Amerika’daki patentini almayı başardı, ancak Fransa ve İngiltere’den yasal formaliteler nedeniyle patent alamadı.

Goodyear, Paris’te borçları nedeniyle hapis yattıktan sonra Amerika’ya döndü.

Patentleri ortakları tarafından yağmalandığından yoksulluk içinde öldü. Ancak en azından “Goodyear Tyre” ve “Rubber Company” gibi şirketler onun isminin gelecek kuşaklar tarafından da anılmasını sağladı…

—————————————————————————————————————————————–

DAYANIKLI CAM

Mucit: Edouard Benedictus

Tarih: 1903

Kaza: Kırılması gereken deney tüpünün yere düştüğünde parçalanmaması…

Güvenli camın bulunması, tam da en çok ihtiyaç duyulan zaman*da gerçekleştirildi: Motorlu taşıt çağında…

1903 yılında Fransız kimyager Edouard Benedictus, deney tüpünü laboratuarının zeminine düşürdü. Tüp kırıldı ancak dağılmadan tek parça halinde kaldı. Benedictus, kolodyum ihtiva eden sıvının buharlaşmasından sonra tüpte kalan ince plastik tabakanın parçalanmayı engel*lediğini anladı.

Bunu not ettikten sonra bu konu üzerine fazla kafa yormadı.

Ancak, kaza yapan bir aracın için*deki kızın kırılan camlardan çok feci şekilde yaralanması, bu konuyu tekrar gündeme getirmesine neden oldu.

Daha önceki deneyiminden esinlenerek iki cam tabakasının arasına selüloz nitrat yerleştirerek üç katlı camı oluşturdu.

Buluşu 1920’lerde arabaların ön camlarında kullanılmaya ve otomotiv endüstrisinde ciddi şekilde taklit edilmeye başlandı

—————————————————————————————————————————————-

RÖNTGEN IŞINLARI

Mucit: Wilhelm Konrad Röntgen

Tarih: 1895

Kaza: Bir elektrik deneyi…

Röntgen, gazların içinden geçen elektrik yolunu araştırmak amacıyla, katod ışın tüpüyle deney yaparken, baryum platin siyanürü levhasından yayılan radyasyonun şeffaf olmayan cisimlerin içinden geçebildiğin! Fark etti.

Araştırmalarına devam ederken radyasyonun 15 mm. kalınlığındaki alüminyumdan, daha indirgenmiş yoğunlukta geçebildiğini gördü. Ve bu radyasyona, “X-ışınları” adını verdi. Bugün dünyada Almanya dışında (Almanya’da Röntgenstrahlen olarak adlandırılıyor) bu isimle anılıyor. Bu, daha sonra insan vücudunun iç kısmını gösteren fotoğraflamada kullanıldı. 19. yüzyıl sonlarına doğru savaş alanlarında da kullanılmaya başladı

—————————————————————————————————————————————–

KAOS TEORİSİ

Mucit: Ed Lorenz

Tarih: 1960’lar

Kaza: Bilgisayardaki bozuk çıkış…

Amerikalı meteoroloji uzmanı Ed Lorenz’in bilgisayarında anlamsız ve komik veriler belirince, Lorenz bunların her zamanki aksaklıklardan kaynaklandığını düşündü. Ancak hatayla ilgili ipuçlarını elde etmek için kağıttaki çıktıda çalışmaya başladı. Bilgisayarın, başlamak için ilk sonuçları eşleştirdiğini, ancak daha sonra haritayı yok ettiğini gördü. Birden jetonu düştü: Lorenz bilgisayara aynı girdileri ikinci aşamada yüklememiş, bu küçük lık da, sonraki birkaç hafta boyunca, tamamen değişik sonuçlar verip durmuştu…

Lorenz böylece, hava durumu gibi küçük olayların bazen çok büyük sonuçlar doğurabileceğini açıklayan “kaos teoremini” bulmuş oldu…

—————————————————————————————————————————————

RADYOAKTİVİTE

Mucit: Henri Becquerel

Tarih: 1896

Kaza: Fotoğraf camındaki sislenme…

Fransız fizikçi Henri Becquerel, 1896 Martı’nda laboratuarındaki çekmecesini açtığında büyük bir sürprizle karşılaştı. Kapkaranlık bir ortamda olmasına rağmen bazı fotoğraf camları bulanıklaşmıştı.

O sırada Becquerel, yeni keşfedilen röntgen ışınları üzerinde çalışıyor ve bazı kimyasallar ıyla bunların yayılmalarını sağlamaya uğraşıyordu, ilk aklına gelen, güneş ışığının etkisiyle kristallerin ışını yaydığı ve fotoğraf camını sislendirdiğiydi…

İlk deneyleri onun doğru yolda olduğunu desteklese de hava bozunca olayın seyri birdenbire değişti.

Becquerel, kristallerin güneş ışığından etkilenmesini engellemek için kimyasallar kullanarak camları tekrar çekmeceye koydu. Camları dışarı çıkardığında, uranyumlu kristallerden oluşan camlarda artık sisin bulunmayışına oldukça şaşırdı. Ve bugün “bir atom çekirdeğinin ta*necikler veya elektromanyetik ışımalar yayarak kendiliğinden parçalanması” olarak bilinen radyoaktiviteyi keşfetmiş oldu…

—————————————————————————————————————————————-

PENİSİLİN

Mucit: Alexander Fleming

Tarih: 1928

Kaza: Havada uçuşan bir küf…

St. Mary Hastanesi’nde danışman olarak çalışan ve Alexander Fleming’in hayatta kalan tek meslektaşı, ünlü bilim adamının penisilini 1928 yılında bir rastlantı sonucu bulduğunu anlatmıştı.

Fleming bir deney üzerinde çalışırken, muhtemelen laboratuvarın karşısındaki bardan uçup gelen bir küf mikroskoptaki lamın üzerine konmuştu.

O sırada Fleming, lam üzerinde zararlı bir bakteri türü olan stafilokokları inceliyordu. Dikkatsiz bir bilim adamı bu küfü büyük olasılıkla önünden uzaklaştırırdı, ama o, küfün bakteri üzerindeki etkisini görmek istedi. Sonuç hayret inciydi… Çünkü Fleming, “Penicilim notatum” isimli yeşil küfün bulunduğu bölümdeki bakterilerin öldüğünü fark etmişti…

Daha sonra gerçekkleştirilen testlerde, bu küfün diğer bakteriler üzerinde de etkili olduğu ortaya çıktı. Tavşan, fare ve insanlar üzerinde yapılan testler sonunda, açık bir yan etkisinin de olmadığı görüldü. Ne var ki Fleming, küften sızan maddeyi bir türlü keşfedememişti.

Sonuç olarak 1939 yılında, Oxford’dan Howard Florey ve Ernst Chain bu maddeyi ayrıştırmayı başardılar ve buna “penicilin” adını verdiler. Bu madde, öldürücü bakteriyel hastalıklarla savaşabilen ilk antibiyotik olarak tarihe geçti. Fleming ve diğer iki bilim adamı, 1945 yılında Nobel Ödülü aldılar… Çünkü, milyonlarca insanın hayatını kurtaran bir buluş yapmışlardı…

————————————————————————————————————————————-

ŞOK TEDAVİSİ

Mucit: Julius Wagner-Jauregg

Tarih: 1917

Kaza:Mezbaha işçilerinin kesim yöntemi…

ECT (Electroconvulsive the-rapy) olarak bilinen elektroşok tedavisi, mezbaha işçilerinin, domuzların elektrikle sersemlemelerinden sonra çok sakin durduklarını fark etmelerinin bir sonucu…

ECTye, beyne elektrik akımı verilmesi suretiyle, depresyon gibi akıl hastalıklarının semptomlarını engellemekteki son çare olarak bakılıyor.

Elektroşok tedavisi fikri, sıtma aşısıyla frengili hastaları te*davi eden Avusturyalı Julius Wagner-Jauregg tarafından geliştirildi.

1927 yılında Nobel Ödülü alan VVagner-Jauregg, bu fikre, “bir sisteme elektrik verilmesinin tedavi edici özellik taşıyacağından yola çıkarak ulaştı. Ve böylece, çok tartışılan şok tedavisi doğmuş oldu…

Aynı zamanda, şizofrenlerin doğal yollardan çarpılmalarının, hastalık belirtilerinin iyileşmesine neden olduğu da belirlenmişti. Psikiyatristler, hastaların beynine elektrik akımı uygulamak yoluyla, anlaşılması güç tedavinin gerçekleştiğini belirtiyorlardı. Ancak ECTnin kısa süreli hafıza kaybına neden olması dışında önemli etkisinin bulunmadığına dair klinik bulgulara az da olsa rastlanıyor. Hastaların tedavi edilmesine yönelik olarak bu yöntem çok uzun zamandan beri kullanılmaya devam ediyor.