CERN Nedir, Anti-Madde Nedir? Cern Deneyi Yani Büyük Patlama Deneyi Neden Yapılıyor, Amacı Nedir?

Şuanda dünyanın en büyük bilimsel araştırma merkezi veya üssü desek, CERN için yanılmamış oluruz sanırım. Özellikle geçtiğimiz yıl yaptıkları Büyük Madde deneyi ile isimlerini geniş kitlelere duyuran CERN, aslında bilim ve bilimseverler için mükemmel bir dünya sunuyor. Peki ama nedir CERN, büyük patlama, anti madde? İşte tüm bu soruların cevabını bulabileceğiniz yazımız;

CERN tam olarak nedir?

CERN’in açılımı Avrupa Nükleer Araştırma Konseyi… Adında “nükleer” kelimesi geçiyor ama nükleer araştırma ile ilgili bir şey yapılmıyor. Nükleer çekirdek demek, atomun çekirdeği anlamına geliyor.

 

CERN yaklaşık 55 yıl önce kurulduğu için o yıllarda atomun çekirdeğine kadar inilebiliyordu. Şimdi modern anlamda CERN bir Avrupa Parçacık Fiziği Laboratuarı, burada yapılan şey maddenin temel yapı taşlarını incelemek.

 

CERN’de görevli Türk bilim adamı Kerem Cankoçak oradaki esas amaçlarını “bilimsel merak ve keşif” olarak özetliyor. Temel sorulara cevap bulmak esas gaye; Nereden geldik? Nereye gidiyoruz? Maddenin kökeninde ne var? Nasıl oluştu?

CERN Gizli Deneylerin Yapıldığı Kapalı Bir Üs mü?

Yapılan tüm açıklamalara rağmen hala bütün dünyanın en çok merak ettiği konulardan biri İsviçre’deki CERN araştırma merkezinde yapılan Büyük Patlama deneyi… Deney başlayana kadar hakkında pek çok fikir hatta komplo teorileri üretildi; CERN gizli deneylerin yapıldığı kapalı bir üs mü? Deneyden sonra dünya zarar görecek mi? Hatta patlama sonrası bir “Kara Delik” oluşup dünyayı yutacak mı? Maya takvimi bu deneye mi işaret ediyor?

 

İlk patlamalar Kasım ayında gerçekleştiğinde bu teoriler de havada kalmış ve söylentiler bir süreliğine durulmuştu. Zaman geçtikçe cadı kazanı tekrar kaynamaya başladı ve yeni senaryolar sahnede yerini almaya başladı. Şimdi ikinici patlama dönemi ile en azından sanıldığı gibi anında bir kıyamet yaşanmayacağını öğrenmiş bulunuyoruz yine de kafalardaki sorular yerinde durmaya devam ediyor.

 

CERN Hangi Ülkelere Açık, Bir Üyelik Sistemi Mevcut mu?

CERN’e Avrupa ülkelerinin hemen hemen hepsi üye fakat üye olmak şart değil. Üye olmadan da deneylere katılınabiliyor bu uluslararası bir laboratuar. Örneğin Amerika, Rusya, Çin, Japonya buradaki deneylere katılıyor. Türkiye de katılıyor ama çok az bir katkıda bulunuyor. Eğer üye olursak daha fazla katkıda bulunacağız.

 

CERN’de Gizlilik Nasıl Sağlanıyor?

Cern’de görev almış bilim adamı Kerem Cankoçak’ın verdiği bilgilere göre dünyanın her tarafından gelen yaklaşık 10 bin kadar fizikçi bilim adamı bir arada çalışıyor. İşin hiç bir gizlisi saklısı yok her şey açık…

 

CERN’de Çalışan Kaç Türk Var?

Projede yer alan pek çok Türk bilim adamı var ama bu Türkler’in bir kısmı, Amerika ve Avrupa devletleri adına çalışıyor. Örneğin Kerem Cankoçak Eylül ayı öncesine kadar Iowa Üniversitesi adına çalışıyordu, Ekim itibariyle İTÜ İstanbul Teknik Üniversitesi adına çalışmaya devam etti.

 

Türkiye’nin ülke olarak katıldığı bazı deneyler var, o deneylere katılan Türk bilim adamları Türk üniversiteleri adına bulunuyor. Ama bunlar sürekli CERN’de değiller yani arada bir gidip geliyorlar. Sonuç olarak CERN’de belki 100’e yakın Türk bilim adamı var.

 

Büyük Patlama Deneyi Aslında Tam Olarak Ne Demek?

Aslında bu konuda bir yanlış anlaşma söz konusu. Bu deneylere Big Bang “Büyük Patlama” deneyleri deniliyor ve insanlar da orada bir patlama olacak zannediyor. Halbuki büyük patlama zaten oldu; 13,5 milyar yıl önce… CERN’deki deneyde protonları çarpıştırdıkları zaman ortaya çıkacak olan enerji aslında bir sineğin kanat çırpması kadar! Gerçekte sonuç olarak meydana gelen çok küçük bir enerji ama buradan çıkacak sonuçlar Büyük Patlama’ya ve Büyük Patlama’dan sonraki nano saniyelere açıklama getireceği için başta Avrupa basınında olmak üzere medyada Büyük Patlama Deneyi olarak geçiyor. Dolayısıyla insanlar da bunu patlama olacakmış gibi algılıyor.

 

Deneylerin Hedefi Ne?

Kerem Cankoçak’ın verdiği bilgiye göre aslında bizim anladığımız anlamda hiç bir şey hedeflenmiyor, edinilen bilgilerle sanıldığı gibi karanlık gizli hiç bir şey yapılmayacak. Bu deneylerin tek sebebi “merak”. Sonuçta bilimin temel çıkış noktası her zaman meraktır.

 

Bu deneyde de ana etken merak ve bilmediklerimizi öğrenmek. Bu merakımızı giderirken ortaya gündelik hayatta kullandığımız teknolojik ürünler de çıkıyor. Şu an kullandığımız internetin temelini oluşturan World Wide Web bunun en güzel örneklerinden…

 

Anti-Madde Nedir?

Anti-madde aslında var olan bir kavram, kitaplara konu olduğu gibi bir gizem ya da sadece bir teori değil.

 

Her parçacığın zıt yüklü bir anti-parçacığı var: Elektron/Pozitron gibi… Anti-proton ve anti-elektron (pozitron)’dan meydana gelen Anti-atom ise 5 sene önce CERN’de yaratıldı. Ama anti-hidrojen atomu nano saniyelerde yok oluyor çünkü madde ve anti-madde birbirini yok ediyor.

 

Şu anda içinde yaşadığımız evren maddeden oluşuyor. Anti-atomu laboratuarda yaratabiliyorsunuz ama bunlar madde ile birbirini yok ediyor. Anti-madde/Madde simetrisi kırılmasaydı şu anda biz de var olamazdık.

 

Ya madde ya da anti-maddenin hakim olması lazım ki madde ortaya çıkabilsin. Yoksa birbirlerini yok ediyorlar ve geriye sadece radyasyon kalıyor. CERN’de “Peki bu neden böyle oldu?” sorusuna cevap aranıyor ve belki de bu soruya da cevap verilebilecek.

 

CERN’de Tam Olarak Ne Oldu?

Bazı yayın organlarında “CERN’de patlama oldu” diye yazıyor, oysa olan şey iki protonun kafa kafaya çarpışması… Ve bu çarpışma bir saniyede 40 milyon kere tekrarlanıyor….

 

Burada “Çarpışma” terimini biraz açmak gerekir. Aslında söz konusu olan “çarpışma” değil “çarpışmalar”. Saniyede 40 milyon kere tekrarlanacak olan bu çarpışmalardan yeni parçacıklar üretiliyor.

 

Enerjinin maddeye dönüşmesi ilkesi (Einstein’ın E=mc^2 formülünü hatırlayın). Hızlandırıcı 10 saat çalıştığında 10×60x60X40 milyon adet çarpışma gerçekleşmiş oluyor.

 

Bu kadar çok sayıda çarpışma elde edilmesinin nedeni ise ender görünen olayları ve parçacıkları saptamak.

 

Bu parçacıklar bazı fizik modellerinde öngörülüyor ama gerçek hayatta henüz saptanamadı. Dolayısıyla aslında deneyde bilimin bilmediği bir şey gerçekleşmedi ve çarpışma “beklendiği” gibi başladı.

 

Farklı ve beklenmedik bir durum elde etmek çok zaman alacak. Belki bu çarpışmaları yıllarca yineledikten sonra “farklı ve beklenmedik bir durum” elde edilebilecek ki bu da bilinmeyeni öğrenmek anlamına geliyor. Zaten bütün amaç da bu.

 

Sonraki Adım Ne?

Bundan sonraki amaç bu çarpışmaları yıllarca devam ettirmek.

 

Bu arada da protonların enerjilerini ve sayılarını yükseltmek. Hedeflenen enerji, protonların 7000 Milyar elektron volt enerjisine çıkmaları. Şu anda bu enerji 450 milyar elektron voltta.

 

Eğer her bir proton 7000 Milyar elektron volt enerjide kafa kafaya çarpışırsa, elde edilen enerji yoğunluğu evrenin başlangıç koşullarına yakın olacak ve ilk evrendeki fiziksel atmosferi yakalanmış olacak.

 

Bu aşamaya en erken 2 yıl sonra geçilmesi planlanıyor. Yani şu anda hem protonların enerjileri çok düşük, hem de çarpışan protonların sayısı çok düşük.

 

Büyük Hadron çarpıştırıcısı (Large Hadron Collider- LHC) en az 20 yıl, belki de daha fazla çalışacak. Net bulgular için eğer şanslıysak, 2 yıl x 365 gün x24 saat x 60x 60 x 40 milyon çarpışma gerekiyor… Ama 5 yıldan önce çok kesin sonuçlara ulaşmak zor görünüyor.

 

Özet olarak:

Basında patlama diye tabir edilen şey aslında protonların çarpışması…

 

Ortaya çıkan enerji de bir sivrisineğin kanat çırpması kadar.

 

Protonlar atom çekirdeğindeki parçacıklar. Bunlar o kadar küçük ki, neredeyse maddenin temel yapıtaşları sayılabilir. Ancak çok hızlı bir şekilde hareket ettirildiklerinden enerjileri boylarına göre çok yüksek oluyor ve böylece elde edilen enerji yoğunluğu çok fazla oluyor. Bu yüzden de evrenin ilk başlangıcındaki, 13.5 milyar yıl önceki enerji yoğunluğu koşullarına yaklaşılmış olunuyor.

 

Bilindiği gibi evrenin başlangıcının “Big Bang” yani “Büyük Patlama” ile başladığı varsayıldığı için LHC deneylerine bu yüzden “Büyük Patlama” deneyi denmekte…

 

Kamuoyu tarafından yanlış anlaşılan konu da bu. Sanki CERN’de büyük bir patlama gerçekleştiriliyor zannediliyor. Oysa Büyük Patlama 13.5 milyar yıl önce zaten oldu. CERN’de şimdi o koşulları çok minyatür şekilde gerçekleştirip inceleyen bir deney yapılıyor. (Habertürk)

Kısaca Çernobil Faciası

uzmanportalcomcernobilGeçmiş olan yüzyıl (1900-2000) insanlık tarihinin en kara, en çile dolu, en felaket dolu yüzyılı oldu. Neredeyse savaşsız, katliamsız, soykırımsız ve salgın hastalıkların olmadığı bir yıl dahi olmamıştır. Saymaya kalksak çile ve felaketleri sayamayız çokluklarından dolayı. Sadece yeryüzünün görmüş olduğu iki tane DÜNYA SAVAŞI kötülüklere ve acılara örnek olarak yeter. Bu örneğe yakın bir başka örnekte Çernobil Felaketi’dir.

Çernobil, sadece olduğu zamanı ve yeri değil, meydana geldiği zamandan bugüne ve etrafındaki bütün coğrafyayı etkileyen, binlerce insanı kanserden ölüme iten, hayat boyu sakatlığa mahkum eden, özürlü çocukların doğmasına neden olan çağımızın en büyük felaketlerindendir. Bu yüzden bu konuyla alakalı kısa ama öz bir bilgi sunalım istedik. Buyrun kısaca Çernobil ve Çernobil Felaketi:

Çernobil Ukrayna’nın kuzeyinde, Beyaz Rusya sınırından birkaç mil ötede ve başkent Kiev’den 100’lerce mil ötede yer alır. Aynı büyüklükteki en yakın şehir Doğu’ya doğru yaklaşık 60 mil olan Chernigov’dur. Burası, nükleer santral kurulmasından sorumlu sovyet bakanlığı Gidyoproyekt 1972’de burada bir nükleer santral kurmaya karar verene kadar tamamen bir tarım arazisiydi. Santrale güneydoğuya doğru 6 mil ötede yer alan tarihi kasabanın adı Çernobil’i verdiler. Çernobil’in Rusça tercümesi acı veren şeydir.

SSCB’nin standartlarına göre bile, Çernobil büyük bir yatırımdı. Öncelikle iki reaktör inşa edilmiş; bunlar 1978’de çalıştırılmaya başlanmıştır. İki tane daha inşa edilmiş ve 1983’te çalıştırılmıştır. Reaktörleri soğutmak için büyük bir su deposu kazıldı, işçileri ve ailelerini barındırmak için bir atom kasabası inşa edildi. Kasabaya yerel bir nehrin, Pripyat Nehri’nin adı verildi. 1986’da patlamanın olduğu zaman, iki reaktör daha inşa halindeydi.; bunlar tamamlansaydı Çernobil dünyadaki en büyük nükleer enerji santrallerinden biri olacaktı.

Moskova’daki Gidyoproyekt’in bürolarındaki mavi bir noktadan başka bir şey olmadığından yani başlangıcından bu yana, Çernobil birçok tartışmayla gölgelenmiş durumdaydı. Tamamıyla sovyet reaktör dizaynı, RBMK özelliği taşıyordu, Rusça’da kelimenin tam anlamıyla “yüksek güçlü kanal-tipi reaktör”, su soğutmalı ve grafitle hafifletilen ve Sovyetler Birliği’nin dışında bir yerde kullanılmayan bir reaktördü. Büyük bir reaktördü ve sovyetler tarafından sadece vatansever nedenlerle değil, nükleer bombaların üretilmesinde önemli bir madde olan plutonyumu ürettiği için tercih ediliyordu.

VVER gibi diğer sovyet reaktörlerinin tersine, RBMK’nin dışında bir koruma duvarı yok ve belirli olağanüstü durumlarda daha az güvenli diye düşünülüyor. Bu nedenlerden dolayı kıdemli sovyet bilim adamlarının Kiev’e bu kadar yakınlıkta bu tip bir reaktör inşa etme konusunda ciddi tereddütleri vardı.Nüfus yoğunluğunun daha az olduğu ve bir kaza olduğunda sonuçlarının o derece ciddi olmayacağı Sibirya’ya neden inşa edilmesin diye önerdiler. Etkili olamadılar. Elektrik ihtiyacı olmadığında bir nükleer enerji santralı kurmanın anlamı neydi?

Dışında bir koruma duvarının olmasından daha ölümcül olarak, RBMK’nin onu tasarlayan mühendisler ve Çernobil’i günlük olarak işleten mühendislerden en azından bazıları tarafından da bilinen çok ciddi tasarım hataları vardı. Bir reaktör, elektrik üretimini kontrol etmek için kontrol çubukları kullanır. Kontrol çubukları, radyoaktiviteyi tamamen emen boron adlı bir maddeden yapılmıştır. Bütün çubuklar, reaktörün dışında dik pozisyonda durduğunda reaktör tam güçle çalışır. İçeri tam olarak sokulduklarında zincirleme reaksiyon durur ve reaktör kapanır.

RBMK tipi reaktör az güçle çalıştığında dengesiz hale gelebilir ve kapatılması gerekir. Acil bir durumda, operatörün son çaresi panik düğmesine basmaktır. Bu, aniden kontrol çubuklarını reaktörün içine sokar ve nükleer fizyon durur; yine de kapatıldıktan sonra hala reaktörü soğutmak gerekir. Çernobil felaketinden önce, bir kere panik düğmesine basıldığında, RBMK tipi bir reaktör için kontrol çubuklarının tamamen içeride olacak şekilde indirilmesi 18 saniye sürdü. Nispeten, bu, batıda da kullanılan VVER tipi bir reaktörde sadece iki buçuk saniye sürüyor.

Tasarımda daha ciddi bir dikkatsizlik kontrol çubuklarının uçlarının gerçekten, boronun tam ters etkisi olan ve reaktiviteyi hızlandıran grafitten yapılmış olmasıydı. Bir kibriti hayal edin; ucundaki fosfor grafit ucu ve tahta ise boron mil. Reaktör, normal istikrarlı bir durumda çalıştığında, grafit uçlarının farkı olmaz ama reaktör istikrarlı değilse pozitif boşluk katsayısı diğer bir deyişle enerji dalgalanması yaratabilirler. Çernobil’de yaşanan budur. Felaketten beri eski Sovyetler Birliği’nde işletilen RBMK tipi reaktörlerin hepsi değiştirildi. Grafit uçlar çıkarılmış ve acil durdurma şimdi 5 saniyeden az sürede tamamlanıyor.

Güvenliği geliştirme testi

Bununla birlikte, tasarım tek problem değildi. Çernobil felaketini hatırlayacak yaşta olanlar, o gece görev başında olan ve ölmeyen üç kıdemli mühendisin de olaylardaki payları nedeniyle beş yıl hapis cezasına çarptırıldıkları davaları da hatırlayabilirler. Felaketi hızlandıran koşullara güvenliği arttırmak için yapılan bir testin kısmen neden olması dayanılmaz bir çelişkidir.

Bir nükleer santral kapatıldığında, birkaç gün daha santrali soğuk tutmak gerekir ve iki veya üç gün daha içinden su pompalanması gerekir. Normalde bu işlemin yerine getirilmesi için gerekli olan elektrik enerjisi reaktörlerin kendi enerji kaynaklarından ya da ana şebekeden alınır. Acil bir durumda, örneğin bir savaşta, ana şebekenin ya da enerji santralinin elektriği olmayabilir bu yüzden dizel jeneratörler, suyu reaktörün etrafında dolaştırmak için bekleme durumundadır. Sorun, dizel jeneratörlerin çalışmaya başlamasının 30 saniye sürmesidir. Sovyetler, dönen bozuk bir türbinden gelen enerjiyi kullanıp bunu su pompalarını çalıştıracak elektriğe dönüştürmeyi düşünüyorlardı. Bu akıllıca bir bir fikirdir ama pratikte gerçekleştirmesi zordur ve bu teoriyi test etmek için reaktörü düşük enerjide çalıştırmak gerekir. Çernobil patladığında bu testi başarmayı deniyorlardı.

Reaktörle Rus ruleti

Her nükleer santralin Çernobil’de gerçekleşmiş olan olay gibi bir olayın hiçbir zaman gerçekleşmemesi için bir dizi güvenlik önlemleri vardır. Normalde, nükleer santral istikrarsız hale geldiği zaman acil enerji azaltma sistemi kendi kendine devreye girer. Boron kontrol çubuklarının 211’i de reaktörün içine otomatik olarak indirilir, soğutma suyu Acil Çekirdek Soğutma Sistemi tanklarından beslenir, acil besleme suyu pompaları devreye girer ve bekleme durumundaki dizel jeneratörler çalışmaya başlar. Bu sistemler, MPA (maksimum tasarım-temelli kaza) düğmesi aracılığıyla kontrol edilir. Fakat, bu düğme şaşırtıcı bir şekilde kapanmıştı. Neden? Reaktör ünitesini çalıştıran mühendisler, A.S. Dyatlov ve onun dalgın çalışma arkadaşları V.P Brukhov ve N. M. Fomin “saf” bir deney yapmak istediler ve reaktörün bütün acil güvenlik sistemlerini kapamaları için kesin izinlerini verdiler.

Çernobil’deki personel aylardır bu deneyi gerçekleştirmek istiyordu. 25 Nisan günü bunu yapmak istediler ama gün boyunca Çernobil’lde üretilen bütün elektriğe ihtiyacı olan Kiev’deki yük taşıyıcısıonlara engel oldu. Sıkışmıştı ve daha az deneyimli gece vardiyası çekip çekemeyeceklerini görmeliydi.

26 Nisan 1986’da saat 12’de patlamalardan yaklaşık bir buçuk saat önce, 4 numaralı reaktörün kontrol odasında tam bir hareket ve kaygılı bir bekleyiş vardı. Bunlar işlerinden şiddetle gurur duyan adamlardı ve SSCB’nin en prestijli ve modern nükleer santrallerinden birinde çalışıyorlardı. O gece kontrol odasında yaklaşık 15 kişi vardı. Sol tarafta, Kharkov’dan bütün yolu gelen makine mühendisleri vardı. İşleri aşağı döner türbini gözlemekti. Ortada reaktörün çalışmasından sorumlu teknisyenler Sasha Akimov ve Leonid Toptunov vardı. Bu iki takım arasında dördüncü bloğun uzman mühendisi ve deneyden sorumlu adam Anatoly Stepanovich Dyatlov vardı.

Dyatlov titiz bir adamdı ve kendi bildiği gibi yapmaya alışıktı. Çernobil’deki işini kazanmadan önce, nükleer deniz altılarda kullanılan tip küçük su soğutmalı reaktörlerle çalışıyordu. Deneyimi nükleer enerji santrallerine özellikle büyük RBMK tipi reaktörlere uygun değildi. Çernobil Gerçeği adlı kitabın yazarı ve Çernobil’in kıdemli personelini tanıyan ve işletmesinin ilk yıllarında orada çalışan Grigori Medvedev’e göre, Dyatlov zor bir tipti ve iyi bir yönetici değildi. Çernobil’de büyük bir laboratuvar vardı ve Medyedev’e göre burası onun için daha uygun bir ortam olurdu. “Dyatlov zor bir karakteri olan karmaşık bir insandı. Katı, dikkatli bir patron görünümünde, gerçekte Dyatlov gerçekten ne olduğuyla ilgilenmiyordu. Sözünü tutmayan inatçı bezdirici bir adamdı.” Razim Ilgamovich Davletbaev’in Anıları, 4 No’lu reaktör ünitesi, Türbin Ünitesi Başkan Yardımcısı

Leonid Toptunov reaktörden sorumluydu. 26 yaşındaydı ve Moskova’daki Kurçatov Nükleer Enstitüsü’nden yeni mezun olmuştu. İyi bir öğrenci olmasına ve kendini mesleğine adamış olmasına rağmen bunun gibi karmaşık bir deney için gerekli deneyimi yoktu.

Hemen hemen bütün kontrol çubuklarını sokarak reaktörün gücünü düşürmeye başladı fakat bir nedenle güç deneyi yürütmeye yetmeyecek dereceye düştü. Şimdi reaktör tehlikeli bir durumdaydı ve hemen kapatılmalıydı. Deney daha önce bir kere iptal edilmişti, emin olalım ki Dyatlov üstleri olan Brukanov ve Fomin’e neden tekrar ertelendiğini anlatmak istememişti. İzin reddedildi. En makul kararı verip reaktörü kapatmak yerine Dyatlov genç teknisyenlere bağırmaya başladı, “ Eğer gücü yükseltmezseniz, kıt zekalılar ben kendim yapacağım!”

Toptunov bunu anlamadı, bu ona öğretilen her şeye karşıydı. “Eğer gücü arttırırsak Anatoly Stepanovich” diye kekeledi, “enerji dalgalanması riskine girebiliriz.” Hayatının geri kalanında hiç şüphesiz pişman olan Toptunov için ızdırap verici bir an olmalı. Moskova’da 6 numaralı hastanede beklenmeyen ve kötü bir sonla biten bir hayat için. “Gücü arttırırsam” diye düşünmüş olmalı “Enerji dalgalanması riskine girerim ve reaktör tamamen kontrolden çıkar ama eğer yapmazsam kovulurum.”

Toptunov patronuna karşı koyma gücünü kendinde bulamadı ve çaresiz bir girişimle 18.cisi dışında bütün kontrol çubukları dışarı çekildi. Tam sayısı hiçbir zaman bilinemeyecek, ama kime ne, çalışan bir reaktöre yirmi sekiz çubuktan daha azının tamamen sokulmamasını açıkça belirten doğrudan bir işletme kuralları ihlaliydi.

Toptunov’un tahminleri açıktı, saat 1.22’de 30. saniyede, reaktördeki güç astronomik düzeye yükseldi. “Anatoly Stepanovich, enerji dalgalanması yaşıyoruz acil durum enerji azaltma sistemini harekete geçiriyorum!” dedi Toptunov ümitsizce kararlı bir ses tonuyla. Düğmeye basılmıştı ve çubuklar reaktör çekirdeğine inmeye başladılar, 18 saniye felaketi önlemeye yeter miydi?

Merkezi reaktör koridorundan şimdi yüksek patlama sesleri geliyordu. Reaktör kontrolden çıkarken sıcak ve daha sıcak oluyordu. Reaktörün iç ve dışındaki suyu besleyen iletim hatları ve kontrol çubuklarını barındıran kanallar yüksek ısıdan parçalanıyordu. Çubuklar iki buçuk metre alçaldıktan sonra aniden durdu. Akimov gözlerine inanamadı ve yerçekimi kuvvetiyle pozisyona düşerler umuduyla, çaresiz son bir girişimleservo motorlarına giden gücü kesti. Fakat çubukların gidecek bir yeri yoktu, sıcaktan kanalları ezilmiş ve bükülmüştü. Bir reaktörün parametrelerini teknisyene gösteren Selsyn göstergeleri tehditkar bir şekilde parlıyordu, kontrol odası boyunca alarmlar çalıyordu. 20 saniye sonra, ilk buhar patlaması gerçekleşti. Sonra saat 1:23’te 58. saniyede reaktörün çatısını havaya uçuran bir nükleer patlama oldu.

Temizlik işçileri

Çernobil kaynaklı en kötü serpinti Beyaz Rusya,Ukrayna ve Rusya’nın küçük bir bölgesini etkiledi. Bununla birlikte, sorunun boyutu Sovyetler Birliği’nin her tarafından insanların temizlik işçisi olarak çağrılması anlamına geliyordu. Yüz binlerce asker, binlerce itfaiyeci pilot ve mühendis çağrıldı. Bazıları karşı karşıya oldukları tehlikeden habersizdi, diğerleri, özellikle mühendisler ve bilim adamları ölümcül bir duruma gideceklerini bilerek en küçük bir itiraz olmadan gittiler.Çoğu,“Esli ne ya a kto?” “Ben değilsem kim?” diye sormuş olmalı.

Bu derece bir nükleer kaza ilk defa olmuştu ve Sovyetler ortaya çıkan problemleri yapabildikleri en iyi şekilde çözmeliydiler.Reaktörden patlamayla çıkan yüksek radyoaktiviteli grafiti türbin koridorunun çatısından almalıydılar. İçin için yanan reaktörün ağzına grafiti tekrar koymak için Almanya ve Japonya’dan robotlar istediler.Robotların elektronik düzeneği, aşırr yüksek radyoaktivite oranı yüzünden bozuldu. Bunun yerine insan görevlendirildi. Binlerce askere, elde bulunan tek koruma olan göğüs ve genital organlar için kurşun bir kıyafet, bir maske ve plastik eldivenler verildi. Türbin koridorunun çatısına çıkıp kürekle bir parça grafit alıp reaktörün içine atmak için bir dakika veriliyordu. O dakikada bütün hayatları boyunca alabilecekleri en yüksek radyoaktivite dozunu aldılar.

Moskova menşeli bilim adamı Grigori Medvedev, Çernobil Gerçeği adlı kitabında, felaketten birkaç gün sonra, dehşete düşüren durumu biraz olsun kontrol altına alma yolları denemek ve bulmak için Moskova’dan gönderilen Özel Komisyon’un bir parçası olarak Çernobil’e geldiğini hatırlıyor. Karşılaştığı şuydu, “Devriye gezen askerler, çoğunlukla “burun” için gaz maskesi takıyorlardı, fakat bazıları “petal” ekipman giyiyordu. Askerler, bazı personel araçlarının üzerinde maskelerinin önü açık oturuyorlar ve sigara içiyorlardı. Bazıları bunun için maskelerinin solunum aygıtlarını çıkarmıştı, bazıları da solumun aygıtlarına içinden sigara geçirmek için delik açmışlardı. Kiev’den Çernobil’e seyahat ederken Medyedev şunu anımsıyor: “Mikhalov sürücüyü bir likör dükkanının önünde durması için zorladı. “Kendimizi temizlemek için votkaya ihtiyacımız var. Bir kere hayalarınız radysyona maruz kaldıysa, olan olur. Bundan sonra hayat yaşamaya değer mi?” V.S. Mikhalov, SSCB’de nükleer yapılanmanın ikinci başkanıydı.

Birçok insan, Çernobil’de olanların en kötü durum senaryosu olduğunu düşünüyordu ama durum bu değildi. Patlamadan haftalar sonra, reaktör şiddetli bir şekilde yanıyordu. Bu sarsıcı durumu ümitsizce çözmeye çalışan bilim adamları ve mühendisler, reaktörün beton temeller üzerinde bir delik açar ve tutma havuzlarındaki suyla ve su döngüsüyle temas eder diye akılları başlarından gitmişti. Bunun sonucu, Avrupa’nın çoğunda ve Sovyetler Birliği’nin batı kesimlerinde hayatı yaşanılamaz kılacak bir hidrojen bombası olurdu. Askeri dalgıçlar ve madenciler, suyu dışarı pompalamak için aceleyle içeri girdiler ve sonra yanan reaktörün altına beton döktüler. Çatının tepesine çıkan madencilerin, dalgıçların ve askerlerin çoğu çok zaman önce öldüler, çoğu da oldukça gençti.

Felaketten bugüne Çernobil

İngiltere’de birçok insan, Çernobil’in 2000 yılı aralık ayına kadar hala çalışan bir santral olduğundan habersizdir. Patlamadan sonra, Sovyet Hükümeti, Çernobil’de geri kalan üç reaktörü açmak gibi tartışmalı bir karar aldı. Bunun akıllıca bir adım olup olmadığı konusunda fikir ayrımı oldu. Vladimir Çernousenko ve Grigori Medvedev, patlamadan sonra tamamen temizlik için harcanan insan ömrüne dikkat çekiyorlar, böylece nükleer santral yeniden açılabilirdi. Diğer reaktörleri açma fikrinin politik olduğu söyleniyor, böylece SSCB dünyaya ve Viyana’daki Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’na Çernobil’in yeniden elektrik ürettiğini söyleyebilirlerdi. Bunun yerine, nükleer santralden vazgeçilmeliydi.

Zhores Medyedev gibi diğer bilim adamları ya da Ukrayna’da tanıştığım insanlar, gazeteci Mae Rubenko gibi, Çernobil’in tekrar açılıp kapanmasından bağımsız olarak temizlenmesi gerektiğini tartışıyorlar. Dördüncü reaktörün içeriği açıkta bırakılamayacak kadar radyoaktif olduğu için, reaktörün kalıntıları üzerine lahiti inşa etmek zorundaydılar. Ukrayna’nın Çernobil’in ürettiği elektriğe çok ihtiyacı olduğunu söylüyorlar ve SSCB dağıldığındaki ve 1991’de Ukrayna Rusya’dan ayrıldığındaki sürekli elektrik kesintilerine dikkat çekiyorlar. Ukrayna Rusya’ya enerji için bağımlılığını azaltana ve kendi elektrik şebekesini yeniden yapılandırana kadar Çernobil’in ışıkları yandı ve başkent Kiev’de gizli çalışmasını sürdürdü.

Bir ve iki numaralı reaktörler türbin koridorundaki bir yangın sonrasında 1996’da kapatıldı. Üç numaralı reaktör, yaşam süresinin sonuna ulaşmadan batıdan gelen büyük politik baskılar sonucunda kapatıldı. Hepsi aynı dönemde ve hatta Çernobil’den önce inşa edilen Rusya’daki RBMK reaktörleri halen işletilmekte ve Leningrad nükleer enerji santralindeki gibi, elektriğe yönelik artan talebi karşılamak için yaşam süreleri uzatılacak.

Bilim adamları ve mühendisler, patlamadan sonra işletilen üç reaktörün sökülmesini gözetlemek , en önemlisi de lahiti gözetlemek ve reaktörün ikinci kez üzerinin kapatılması için hala Çernobil’de çalışıyorlar. İkinci kapatma için tasarım bitmek üzere. Greenwich’teki milenyum küresine benzer, ama yeni Wembley Stadyumu’nun üzerindeki kemerin şeklinde, kalın çelik ve betondan yapılmış büyük bir kubbe nükleer santralle birleştirilecek ve mevcut lahitin üzerinden geçirilecek.

Çernobil’de çalışan bilim adamları, mevcut yapının yenisi hazır olana kadar çökebileceğinden kaygılılar. Ukrayna hükümeti, bu büyük mühendislik projesini kendi başına karşılayamaz, AB’den ve Dünya Bankası’ndan para alması gerekiyor. Zhores Medvedev gibi bilim adamları paranın geleceğine inanmıyorlar. Medyedev’e göre, mevcut yapı çökerse bu, sadece Ukrayna ve Beyaz Rusya’yı etkileyecek ve bu yüzden AB’nin öncelikler listesinde en üst sırada değil.

Bölge

1986 Mayıs başında, yetkililer nükleer santralin 30 km yarıçapındaki her yeri boşalttılar ve kapattılar. Resmi sınır, özel izin olmadan bölgede yaşamak ya da çalışmanın yasak olmasına rağmen, birçok insan evlerine geri döndü ve yetkililer bunu görmezden geliyor. Ukrayna hükümeti onları Kiev’in varoşlarında bir daireye yerleştirse bile, muhtemelen taşınmayı reddedeceklerdi. Yaşamak için toprağa her zaman bağlı oldular; nesillerdir kendi sebzelerini yetiştirip, kendi hayvanlarını beslediler. Pratik koşullarda kendi yiyeceklerini yetiştirmeden küçük bir devlet maaşıyla yaşayamazlardı.

Çoğu yaşlı ve gidecek başka yerleri yok. Çok azı radyoaktiviteyle kirlenmiş bir bölgede yaşamanın ve radyoaktif yiyecek yemenin getirdiği tehlikeleri gerçekten anlıyor ve anlayanlar da buna aldırış etmiyor. Ukrayna’dayken, sahip oldukları tek ev, orada olduğu için bölgede yaşayan yaşlı bir çiftin videosunu izlemiştim. Yaşlı adam ağlıyordu çünkü çocuklarını çok özlemişti ve hemen hemen hiç gidip göremiyordu.

İngiliz yazar ve tarihçi Pierce Paul Read’in Ablaze’inden bir alıntı: “Ormanda çilek ve mantar toplamak, domates ve salatalık turşusu kurmak, çok eski zamanlardan beri, yaz aylarında çiftçinin yarım günüydü. Kışın ağaç kesmek, kütükleri doğramak, günlük rutinin bir parçasıydı, fakat şimdi kirlenmiş odunları yakan her ocak Çernobil2in dördüncü reaktörünün küçük bir modeli haline geldi.”

Son yıllarda Çernobil turistlerin ilgisini çeken bir yer oldu. Kiev’de şirketler, Bölge’de rehberli bir tur için 120 dolardan yukarı bir fiyat alıyorlar. Kasım kasım kasılan ve heyecanla belgeleri kontrol eden askeri polis, nükleer santralin 10m yarıçapına girersen tulum ve gayger sayacı veriyor. Bu biraz gereksiz de olsa, dramatik bir etki yaratmasına ve özel Sovyet hissiyatına katkıda bulunuyor. 28 Nisan 1986’da, palamadan iki gün sonra alel acele boşaltılmıştı. Şimdi bahçeler yabani otlarla sarılmış ve yabani köpekler sokaklarda dolaşsa da, Sovyetler Birliği günlerinde donuktu. İnsanların nasıl yaşadığının çarpıcı bir örneği, hiçbir zaman gerçekleşmeyen 1 Mayıs kutlamalarını simgeleyen kızıl pankartlar.

Çernobil’in nükleer atık deposu olmasına rağmen, eski santralde ve bölgedeki mevcut çalışma, uzun dönem ciddi sağlık risklerini gizliyor. Ukrayna ve Rusya’nın, kapatılan bölgeye sınır alanlarında çalışan doktorlar, bölge nüfusunda kanser oranlarının ortalamanın çok üstünde olduğunda hemfikirler. Kalp rahatsızlıkları ve nörolojik bozukluklar yaygın ve çocuklar zayıf bağışıklık sistemleriyle doğuyor. Ukrayna yetkilileri, Çernobil’i suçlamaktan kaçınsa da, insanların çoğu bundan eminler. Çernigov’da doğum oranı 1990’lardan beri düştü. Anne babalar çocuklarının ciddi sağlık problemleriyle doğacağından endişeliler.

Ne yazık ki, ne radyoaktif kirliliğe maruz kalmış yiyecek yemenin uzun dönem etkilerine dair ayrıntılı bir araştırma var ne de bunu yapacak kaynak var. Çernobil’in uzun süreli etkilerinin kesin niteliği hakkında kimse emin olamıyor. Bu sorun, çoğu Ukrayna vatandaşının yoksulluğuyla şiddetleniyor. Maaşlar düşük, işsizlik yüksek, alkolizm ve uyuşturucu bağımlılığı yaygın. Bu sorunların çoğu Çernobil’e yüklenemez ama daha zor olabilecek sorunlar için kolay bir sorumluluk referansı sağlayabilir.