Kategoriler
EĞİTİM

Hangi Üniversitelerde Pedagojik Formasyon Eğitimi Veriliyor?

Birçok gencin hedefi ve idealidir öğretmenlik. Herkesin bildiği gibi öğretmen olarak çalışabilmenin tek yolu da üniversitelerimizdeki Eğitim Fakültelerinden birini bitirmektir. Gerçi bazı durumlarda bu fakülteyi bitirip diplomayı almakta bir işe yaramıyor ya neyse! (KPSS!) Biz gelelim asıl konumuza yani Fen Edebiyat Fakültesi mezunu arkadaşlarımıza. Fen Edebiyat Fakültesi mezunlarının öğretmen olabilmesi için Milli Eğitim Bakanlığı’nın getirdiği bir kural nedeniyle formasyon eğitimi almaları zorunlu hale getirdi maalesef. Buna bir çözüm bulma konusunda ÖSYM, yaptığı bir çalışma sonucu bu eğitimin birçok üniversitece verilmesini sağladı. İşte 2011-2012 eğitim-öğretim yılından itibaren formasyon eğitim verecek üniversitelerimiz:

200 Kontenjanı Olan Üniversiteler

  • Abant İzzet Baysal Üniversite
  • Adnan Menderes Üniversitesi
  • Akdeniz Üniversitesi
  • Bahçeşehir Üniversitesi
  • Celal Bayar Üniversitesi
  • Cumhuriyet Üniversitesi
  • Onsekiz Mart Üniversitesi
  • Osmangazi Üniversitesi
  • Fırat Üniversitesi
  • Dicle Üniversitesi
  • Dumlupınar Üniversitesi
  • İnönü Üniversitesi
  • Kafkas Üniversitesi
  • Sütçü İmam Üniversitesi
  • Karadeniz Teknik Üniversitesi
  • Kocaeli Üniversitesi
  • Pamukkale Üniversitesi
  • Rize Üniversitesi
  • Süleyman Demirel Üniversitesi
  • Trakya Üniversitesi
  • Uludağ Üniversitesi
  • Yüzüncü Yıl Üniversitesi
  • Karaelmas Üniversitesi

400 Kontenjanı Olan Üniversiteler

  •  Ankara Üniversitesi
  • Anadolu Üniversitesi
  • Atatürk Üniversitesi
  • Çukurova Üniversitesi
  • Dokuz Eylül Üniversitesi
  • Ege Üniversitesi
  • Erciyes Üniversitesi
  • Gazi Üniversitesi
  • İstanbul Üniversitesi
  • Marmara Üniversitesi
  • Ondokuz Mayıs Üniversitesi
  • Sakarya Üniversitesi
  • Selçuk Üniversitesi
  • Yıldız Teknik Üniversitesi
Kategoriler
Genel Kültür

İzmir’in Ünlü Mekanları, İzmir de Nereler Gezilmeli Görülmeli İşte Turistik mekanlarıyla İzmir

Güzel ülkemizin büyük şehirleriden İzmiri birlikte tanıyalım.İşte size İzmir’e giderseniz mutlaka görmenizi tavsiye ettiğimiz mekanlar :

1-İZMİR ATATÜRK MÜZESİ

Kordon’daki 248 numaralı iki katlı yapı 1862 yılında halı tüccar Takfor tarafından yaptırılmış bir konak. Tarihi bina 1927 yılında Belediye tarafından Mustafa Kemal Atatürk’e armağan edilmiş. Atatürk İzmir’e geldiği zaman bu evde kalmış, çalışmalarını burada sürdürmüş. 1941 yılında müzeye dönüştürülen bina geçtiğimiz yıllarda restore edildi.

2-ATATÜRK ANITI

Cumhuriyet Meydanı’nda büyük önderimiz Atatürk’ün “Ordular İlk Hedefiniz Akdeniz’dir İleri” komutunu taşıyan anıt, İtalyan heykeltıraş Pietro Canunica tarafından 1933 yılında yapılmıştır. Atatürk’ün üniforması ile bir at üzerinde tüm heybeti ile gösterir. Kaidesindeki milli mücadele kabartmaları görülmeye değerdir.

3-HÜKÜMET KONAĞI

1868-1872 yılları arasında yapılmış olan Hükümet Konağı Türklerin ulusal bağımsızlık savaşı olan Kurtuluş savaşında çok önemli bir yere sahiptir. Çünkü 9 Eylül l922’de Türk ordusunun İzmir’e gelmesiyle Hükümet Konağına çekilen Türk bayrağı aynı zamanda İzmir’in kurtuluşunu simgeler.

4-SAAT KULESİ

1901 yılında Sultan Abdülhamit’ in tahta çıkışının 25.yıldönümü nedeniyle Sadrazam Küçük Sait Paşa tarafından yaptırılmıştır. Son derece zarif görünümüyle Konak Meydanını bir inci gibi süslemektedir. Teras yükseldikçe incelen sivri kemerleri, kubbecikleri, mukarnas işçiliği ve geometrik figürlerle donatılmış olan taş işçiliğinin dantele gibi bir zarafet içinde Saat Kulesi’ni çevrelemesi, oldukça zengin bir görüntü oluşturmaktadır. Kulenin saati Alman İmparatoru II.Wilhelm tarafından armağan edilmiştir. İzmir‘in sembolü olarak kabul edilen Saat Kulesi‘nin altında bulunan odanın dört köşesinde çeşmeler bulunmaktadır.

5-İZMİR ARKEOLOJİ MÜZESİ

Üç katlı müzenin Üst Kat Salonu’nda İzmir çevresindeki ören yerlerinde yürütülen kazılardan arkeolojik buluntular sergileniyor.

Aynı kattaki Hazine Salonu’nda Arkaik, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine ait altın, gümüş ve değerli taşlardan yapılmış süs eşyaları, cam eşyalar, sikkeler ve bronz Demeter heykeli görülebiliyor.

Orta kat (giriş kat) mermer eserlere ayrılmış. Arkaik Dönem’den Roma Dönemi sonuna kadar heykeller, büstler, portre ve mask gibi mermer eserler sergileniyor.

6-İZMİR ETNOGRAFYA MÜZESİ

Arkeoloji Müzesine bitişik 19. yy’da yapılmış Neo Klasik yapıdadır. Yapı 1831 yılında vebaya yakalanan hastalara, 1845 yılında yoksul Hıristiyan ailelerine tahsis edilmiş. Kesme taşlardan yapılan bina restore edilerek 1988 yılında müze olarak kullanılmaya başlandı.

7-ASANSÖR

Mithatpaşa Caddesi ile Halilrıfatpaşa semti arasındaki yükselti farkından dolayı, iki semt arasındaki ulaşımı kolaylaştırmak amacı ile 1907 yılında Musevi işadamı Nesim Levi tarafından bir asansör inşa edilmiştir. 51 m.’lik yükseklikte yer alan Halilrıfatpaşa semtine 155 basamaklı merdivenle çıkılıyordu. Buraya inşa edilen asansör kulesi ile iki semt arası birleştirilmiştir. Bu kulede iki asansör bulunmakta, bunlardan soldaki buharla, sağdaki ise elektrik ile çalışmaktaydı.1985 yılında gerçekleştirilen restorasyonla her iki asansör de elektrikle çalışır duruma getirilmiştir. 1992 yılında restore ettirilen tarihi asansör kentin önemli bir turistik durağıdır. Asansör’ün girişindeki Dario Moreno Sokağı’nın iki yanındaki sakız evleri de bölgeye ayrı bir özellik katmaktadır. Üst terasta mevcut kafe ve restoran ziyaretçilere eşsiz bir körfez manzarası sunar.

8-KEMERALTI

Mezarlıkbaşı semtinden Konak Meydanı’na kadar uzanan bölgeyi içine alan ve her köşesi buram buram tarih kokan Kemeraltı Çarşısı yüz yıllardır İzmir’in en canlı alışveriş mekânıdır. İlk yapıldığı yıllarda çarşı, kısmen tonozlu, kiremit örtülü, yan sokakları ve arastalarıyla bir kapalı çarşı görünümündeydi ve Kemeraltı adını da bu özelliğinden almıştır.

9-AGORA

İzmir’in Namazgâh semtinde bulunan Agora, mevcut görünümüyle Roma dönemine aittir. Agora antik dönemlerde politik toplantıların ve halkın alışveriş yaptığı bir yerdir. İzmir Agora’sı ticari olmaktan ziyade, bir devlet agorası görünümündedir.

1932–1941 yılları arasında yapılan ilk dönem kazılarla büyük bir bölümü ortaya çıkarılan İzmir agorasının, dikdörtgen formda, ortada geniş (120 x 180 m) bir avlu etrafında sütun ve kemerler üzerine inşa edilmiş üç katlı ve önünde merdiveni olan bileşik bir yapı olduğu anlaşılmıştır. Son dönemlerde yapılan kazılar sonucunda İzmir Agorasının bugüne kadar bilinen en büyük Agora olduğu ortaya çıkmıştır.

10-KIZLARAĞASI HANI

Kızlarağası Hanı 1744 yılında Hacı Beşir Ağa tarafından yaptırılarak hizmete sokulmuştur. Osmanlı mimarisinin günümüze gelen, İzmir’deki nadir eserlerinden olan han, diğer Osmanlı Hanları gibi çarşılı ve avlulu hanlar düzenindedir. Kızlar Ağası Hanı 4000m2’lik kareye yakın dikdörtgen planlı, avluya bakan kısımları iki katlı, bedestenleri tek katlı yaklaşık 500m2’lik avlusu olan görkemli bir yapıdır.

11-ST. POLYCARP KİLİSESİ

St. Polycarp Kilisesi M.S. 155 yılında inancından dolayı Romalılar tarafından bugünkü Kadifekale yakınında bulunan stadyumda 86 yaşında şehit edilen St. Polycarp adına yapılmış olup, İzmir’in en eski kilisesidir. Yapımı 1625 yılına kadar uzanmaktadır. Osmanlı İmparatoru Sultan Süleyman’ın müsaadesi ve Fransa Kralı XIII. Louis’in iradesi ile inşaa edilmiştir. Yapının iç duvarlarında bulunan freskler görülmeye değerdir.

12-KADİFEKALE

İzmir merkezde körfeze hâkim bir noktada kurulmuş olan Kadifekale M.Ö. 3 yy.da Büyük İskenderin talimatı ile Generallerinden Lysimachos tarafından inşa edilmiştir.

Kenti taç gibi süsleyen Kadifekale ilk yapıldığı dönemdeki özellikleriyle günümüze dek ulaşamamıştır. Kale Roma, Bizans, Beylikler ve Osmanlı dönemlerinde de kullanıldığı için bu dönemlerde geçirdiği onarımların izlerini taşımaktadır. Kalenin etrafı bugün modern yerleşim yeri ile çevrili olmasına karşın Helenistik ve Roma dönemine ait sur duvarları görülebilmektedir.

Kategoriler
GÜNCEL

Gazete Manşetleri 21 Ekim 2010 Gazetelerin ilk sayfaları

Türkiyede ulusal çapta yayınlanan gazetelerin manşetlerine artık uzmanportal.com dan ulaşabileceksiniz. işte 21 Ekim 2010 tarihli gazete manşetleri:

Kategoriler
Genel Kültür

Cumhuriyet Çalışma Grubu Nedir? Gizli Çalışma Grubu

Birkaç gün önce yayınladığımız Batı Çalışma Grubunun bir devamı olan Cumhuriyet Çalışma Grubunu yayınlıyoruz.

Taraf gazetesiyine, herhangi bir demokratik ülkede yayınlansa yeri göğü birbirine katacak, yıllarca gündemden düşmeyecek ölçüde önemli ve vahim bazı belgeler yayınlıyor.

Gazeteye göre, 28 Şubat’ta deşifre olan Batı Çalışma Grubu yerine, 2003 yılında Jandarma İstihbarat Dairesi’ne bağlı olarak bir başka “Çalışma Grubu” kurulmuş. Bu seferkinin adı da “Cumhuriyet Çalışma Grubu.”

Neyin çalışmasını yapıyor derseniz, kısaca darbenin alt yapı çalışmalarını diye özetlemek mümkün. Malum, her darbe bir toplumsal iklim meselesidir. İşte bunlar da bu toplumsal iklimi yaratmaya çalışıyorlar. Çeşitli sivil toplum kuruluşlarıyla temasa geçerek, kendileri bizzat dernekler kurarak; etkili ve yetkili kişilerle temasa geçerek toplumu yönlendirmeye; “irtica” paranoyasını köpürtmeye, “şeriat”ın ayak seslerinin duyulduğuna inandırmaya çalışıyorlar.

Bu konsept bağlamında yaptıkları önemli çalışmalardan biri, dönemin Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur ile 15 rektörün yaptıkları toplantı… Taraf’ın bir Genelkurmay yetkilisi tarafından ulaştırıldığını açıkladığı gizli toplantı raporunun özetini, 8 Haziran tarihli Taraf’ı bularak okumalısınız.

24 maddede özetlenen bu görüşmede “2004 yerel seçimlerine kadar AK Parti’nin sıkıştırılması”ndan, “İrticai odaklarının kısa vadede etkilerinin minimize edilebilmesi için asker, üniversite ve sivil toplum kuruluşlarının güç birliği yapmasının şart olduğu”na, “irticanın tam olarak önlenebilmesi için eğitim sistemine, özellikle ilköğretim okullarına hakim olmak gerektiği, minik irticacıların kafalarının bu seviyedeyken değiştirilmesinin gerektiği”ne kadar, her biri skandal niteliğinde birçok konu konuşuluyor. Toplantıya katılan rektörlerden bir kısmı aşka gelip “Kubilay olmaya hazır olduklarını” söylüyorlar.

Üniversite-Jandarma işbirliği bununla da bitmiyor. Jandarma bünyesinde faaliyet gösteren Cumhuriyet Çalışma Grubu’nun bir başka faaliyeti de Ahmet Necdet Sezer’in rektör atamaları öncesinde adayların karnesini hazırlamak…

Kasım 2006’da 15 üniversite rektörünün yenilenmesi sürecinde Cumhuriyet Çalışma Grubu yine devreye girerek adaylara artı-eksi puanlar veriyor. Jandarma Belgesi’nde 86 rektör adayından 7’sinin adının karşısında eksi işareti var. Bunlar arasında kendi üniversitelerinden en fazla oyu almış üç rektör adayı da yer alıyor.

***

Eruygur’un rektörlerle yaptığı toplantının notlarını okurken beni en çok sarsan cümle şu oldu: “İktidar alternatifini ortaya çıkaracak bir parçalanma için baskı ve korku gerekir.”

Gördüğünüz gibi, bütün umutlarını bir parçalanmaya bağlamışlar, en büyük silahları ise korku…

Bu cümle bizim ne yapmamız gerektiğini de ortaya koyuyor: Parçalanmamak ve korkmamak. Zaman bizim değil, onların korkması gereken bir zaman…

Dipten gelen büyük değişim dalgasını böyle abuk subuk örgütlenmelerle kırmaya çalışanlar ne kadar korksalar yeridir.

Kategoriler
GÜNCEL

Türk Edebiyatı’nın Kısaca Tarihi Özeti

Türkler’in tarih boyunca oluşturdukları sözlü ve yazılı edebiyat geleneğini ve bu geleneğin ürünlerini içerir. Türk edebiyatı tarihsel gelişimi içinde üç ana bölümde incelenmektedir: İslamlık’tan önceki Türk edebiyatı, İslam uygarlığı etkisinde gelişen Türk edebiyatı, batı uygarlığı etkisinde gelişen Türk edebiyatı. Bu sınıflandırma Türkler’in girdikleri din ve kültür çevrelerinin belirleyici etkisi göz önüne alınarak yapılmıştır.

 
İslamlık’tan Önceki Türk Edebiyatı
  
Tarih araştırmalarına göre Türkler’in anayurdu Orta Asya’dır. Türkler’in Orta Asya’daki kültür ürünlerinin tümü bugüne gelebilmiş değildir. İlk Türkçe yazılı belgelerin 6. yüzyıldan kaldığını göz önüne alırsak bu dönem edebiyatı ile ilgili temel belgelerin elde olmadığı söylenebilir.
Sözlü Gelenek  

Kaşgarlı Mahmud’un 11. yüzyılda yazdığı Divanü Lugati’t-Türk (Türk Dilleri Sözlüğü) adlı kitabında dönemin sözlü ürünleri de yazılı olarak yer alıyordu. Sözlü edebiyat geleneğinde şiir önde geliyordu. Kam, baksı, ozan, şaman adı verilen ilk şairler kopuz denen telli bir çalgı eşliğinde şiirlerini seslendiriyorlardı. Aprınçur Tigin, Çuçu, Kül Tarkan, Çısuya Tutung, Asıg Tutung, Sungku Seli ve Kalım Keyşi yapıtlarından örnekler bulunan ilk şairler arasındadır. 

 
Yazılı Gelenek

İlk Türkçe yazılı belgeler 6. yüzyıldan kalan Yenisey ve 8. yüzyıldan kalan Orhun yazıtlarıdır. Özellikle, anı-söylev türünde yazılmış olan Orhun Yazıtları, Türk dünyasının toplumsal yaşamı, kültür ve sanatı konusunda çeşitli yönlerden zengin bilgilerle doludur. 

 

İslam Uygarlığı Etkisinde Gelişen Türk Edebiyatı 

Karahanlı Hükümdarı Satuk Buğra Han’ın 10. yüzyılın ortalarında İslam dinini benimsemesinden sonra Türk dünyası yeni bir uygarlık çevresine girmeye başladı. Batıya göç eden Türk boyları bu uygarlığın etkilerini edebiyat dünyasına da taşıdılar. Kaşgarlı Mahmud Divanü Lugati’t-Türk’ü Araplar’a Türkçe öğretmek amacıyla hazırladı. Yusuf Has Hacib İslam ilkelerine dayalı bir devlet felsefesini Kutadgu Bilig (11. yüzyıl) adlı yapıtında işledi. Ali Şir Nevai, Çağatayca’yı zengin bir kültür ve sanat dili olarak geliştirdi. Anadolu’ya gelen Türk boyları da Anadolu’da yeni bir edebiyat geleneğinin oluşmasında büyük rol oynadılar. Anadolu’da ilk örneklerini 13. yüzyıldan başlayarak gördüğümüz bu edebiyat geleneği iki alanda gelişmiştir:

Divan edebiyatı, halk edebiyatı. 

 

 
Divan Edebiyatı 

Osmanlılar’da özellikle medresede yetişen aydınların Arap ve daha çok da Fars edebiyatını örnek alarak geliştirdikleri edebiyat geleneği genel olarak “Divan edebiyatı” adıyla anılmaktadır. Buna “zümre edebiyatı“, “ümmet çağı Türk edebiyatı” adını verenler de vardır. Divan edebiyatının kuruluş döneminde (13.-15. yüzyıl) Farsça çeviriler çoğunluktadır. İlk şairler (Ahmed-i Dâi, Kadı Burhaneddin, Şeyhi) çoğunlukla dinsel şiirler yazmışlardır. Geçiş döneminde (15.-16. yüzyıl) saray ve çevresi bu tür edebiyatı özellikle desteklemiş, şiirin yanı sıra düzyazı örnekleri de ortaya konmuştur (Ahmed Paşa, Necati, Mercimek Ahmed, Âşıkpaşazade, Sinan Paşa gibi). Divan edebiyatının olgunluk döneminde (16.-18. yüzyıl) etkilenme ve esinlenme aşamasından özgün yaratı aşamasına geldiğini gözlüyoruz. Klasik biçimlere yerli içerikler kazandırılmaya çalışılmış, bu arada yeni akımlar, özellikle “Sebk-i Hindi” denen yeni bir şiir tarzı denenmiştir (Fuzuli, Bâkî, Bağdatlı Ruhi, Nabî, Nef’i, Nedim, Şeyh Galib, Evliya Çelebi, Kâtip Çelebi, Naima, Veysi, Nergisi) 

 

Halk Edebiyatı  

Yaratıcıları belli olmayan ya da bilinemeyen halk hikâyeleri, türküler, mâniler, atasözleri, bilmeceler, seyirlik köy oyunları halk edebiyatının bir bölümünü oluşturur. Tekke edebiyatı (13.-16. yüzyıl), halk edebiyatının dinsel içerikli biçimidir. Tasavvufun dinden farklı olan geniş hoşgörüsü ve yorum biçimi zengin bir edebiyat geleneğinin oluşmasında başlıbaşına bir etmen olmuştur. Tekke şiirleri ilahi, nefes gibi özel bestelerle okunurdu. Tekke edebiyatı dili yer yer Arapça ve Farsça sözcükler içerse de kolay anlaşılabilir bir nitelikteydi. Dörtlük nazım birimi ve hece ölçüsü sonuna kadar kullanılmıştır. Bu edebiyatın en önemli temsilcileri Yunus Emre, Nesimi, Kaygusuz Abdal, Hacı Bayram Veli, Hatayi, Pir Sultan Abdal’dır. Halk edebiyatının bir başka alanını oluşturan âşık edebiyatı, 16. yüzyıldan günümüze kadar süren dönemi içerir. Âşık da denen halk ozanları genellikle sazlarıyla Anadolu’yu dolaşarak hem bir geleneği oluşturmuşlar, hem de yaşama savaşı vermişlerdir. Karacaoğlan, Âşık Ömer, Gevheri, Dertli, Dadaloğlu, Erzurumlu Emrah, Bayburtlu Zihni, Ruhsati, Sümmani, Âşık Veysel, Ali İzzet Özkan bunlara örnek olarak verilebilir. 

 

Batı Uygarlığı Etkisinde Gelişen Türk Edebiyatı  

Türk (Osmanlı) toplumunda 18. yüzyıldan sonra batı uygarlığı çevresine girme yolunda çalışmalar yapılmıştır. Askerlik ve siyaset alanındaki gelişmeler bir süre sonra edebiyat yaşamında da etkisini göstermeye başladı. Özellikle batıyı gören ve yakından tanıma olanağını bulan edebiyatçılar yeni bir edebiyatın ilk habercileri oldular. Batı uygarlığı etkisinde gelişen Türk edebiyatının başlangıcı olarak Tercüman-ı Ahval (1860) gazetesinin çıkışı kabul edilmektedir. Çünkü bu gazete resmi ya da yarı resmi bir yayın organı değil, özel girişimle çıkartılan ilk Türk gazetesiydi. Böylece başladığı kabul edilen bu yeni dönem şu alt dönemlerde incelenmektedir:

 Tanzimat dönemi, Servet-i Fünun dönemi, Fecr-i Âti dönemi, Milli edebiyat dönemi, Cumhuriyet ve sonrası. 

1- Tanzimat Edebiyatının önemli isimleri: Namık Kemal, Şinasi, Ahmet Mithat, Ziya Paşa, Mahmut Ekrem, Abdülhak Hamit, Samipaşazade Sezai vb. 
 

2- Servet-i Fünun Edebiyatının önemli isimleri:Recaizade Mahmut Ekrem, Tevfik Fikret, Cenab Şahabeddin, Halit Ziya Uşaklıgil, Mehmet Rauf vb.

 
3- Fecr-i Âti Edebiyatının önemli isimleri: Ahmed Haşim, Emin Bülent Serdaroğlu, Hamdullah Suphi Tanrıöver, Fuad Köprülü, Yakup Kadri Karaosmanoğlu vb.

 
4- Milli Edebiyatın önemli isimleri:   Ömer Seyfettin, Mehmet Akif Ersoy, Halide Edip Adıvar, Reşat Nuri Güntekin vb.

5- Cumhuriyet ve Sonrası Edebiyatın önemli isimleri:Ziya Osman Saba, Yaşar Nabi Nayır, Nazım Hikmet, Orhan Veli Kanık, Oktay Rıfat, Cahit Külebi, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Peyami Safa, Kemal Tahir, Aziz Nesin, Necati Cumalı, Selim İleri, Fakir Baykurt, Orhan Pamuk vb.

 
2006 Nobel Yazın Ödülü – Orhan Pamuk :   2006 Nobel Yazın Ödülü,”Kentinin melankolik ruhunun izlerini sürerken kültürlerin birbirleriyle çatışması ve örülmesi için yeni simgeler bulan”.Orhan Pamuk’a verilmiştir.Orhan Pamuk 12 Ekim 2006 tarihinde Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanarak Nobel Ödülünü kazanan ilk Türk vatandaşı olarak tarihe geçti. Pamuk 7 Aralık 2006’da, Stokholm’deki İsveç Akademisi’nde ‘Babamın Bavulu’ başlığı altında hazırladığı Türkçe Nobel konuşması ile yaptı. Pamuk’un konuşmasını uluslararası birçok televizyon kanalı canlı olarak yayınladı. Orhan Pamuk ödülünü 10 Aralık 2006 günü Stockholm Konser Salonu’nda düzenlenen ödül töreninde İsveç kralı Carl Gustaf’ın elinden aldı.