İstanbulûn Deprem Haritası, Riskli Bölgeler Neresi, Güvenli Yerler Nerede

Yakın zamanda beklenen İstanbul Depremi şehri nasıl etkiler sorusu herkesin kafasını kurcalıyor. Ancak durum gerçekten ciddi. Yayınlanan depren riski haritasında kırmızı noktalar da yapılaşma ciddi boyutlarda. İşte Vatan Gazetesine konuşan Prof Dr.Ahmet Ercan’ın sorulara verdiği yanıtlar şöyle:
– Siz nerede oturuyorsunuz?
Ortaköy.
– Yer nasıl?

Ben evi almadan önce bu titreşimcik ölçülerini aldım. 4 katlı bir apartman ve ben en alt katında oturuyorum. Ama sağlam…

İstanbul’daki binaların yüzde 8.5’u 80 yıldan yaşlı, yüzde 20’si 25-80 yaşında, yüzde 69’u 0-25 yaşında. Yapıların yüzde 57’si ise deniz kıyısında… Deniz kıyısındaki yapıların da yüzde 50’si dört kattan daha çok katlı. Bunlar çınlamaya gelir ve dolayısıyla çok çalkalanır. Yani çökme tehlikesi var. 25 yaşından yaşlı olan binalar ise asla güvenli değildir. Ama sizin oralar hep kayalık. Kaya üzerindeki yapılar aşağı yukarı depremi yüzde 25 daha az görür. Mesela ovadaki yapı 4 görürse, siz 3 görürsünüz. Yani daha güvenli ve sizin orada daha çabuk sönümlenir deprem dalgaları. Mesela siz Cihangir’de daha az sallanırken, aşağıda kıyıdaki Mimar Sinan Üniversitesi daha çok sallanacak. Dolayısıyla aşağıda daha fazla yıkım olacak.

EN TEHLİKELİ İLLER

– Peki şu anda Türkiye’de en tehlikeli iller hangileri? Hangi illerde daha yakın bir zamanda deprem bekliyorsunuz hocam?

Ben 2003’te 33 yerde deprem olacak diye belirtmiştim. Onlar biliyorsunuz bir bir oluyor. Van-Erciş ilk başlangıç noktasıdır. Şu anda Yenice-Gönen, Muş-Varto, Hatay, Bodrum, Marmaris ve Fethiye’nin bulunduğu Elmalı Yarımadası, Göller bölgesi, yani Afyon, Isparta, Burdur, Aydın-Nazilli, Manisa-Akhisar, Denizli-İzmir ve Balıkesir ili…

– Peki hocam İstanbul’daki en tehlikeli yerler nereler?

Çok kabaca söyleyecek olursam, en sakat yer Avrupa yakası. Anadolu yakasının hemen hemen her yeri çok güvenli. Cankurtaran’dan başlayıp Ayasofya’ya, oradan Süleymaniye’ye, oradan Fatih’e, Edirnekapı’ya, oradan Küçükçekmece ve Büyükçekmece göllerinin kuzey kıyısına bir çizgi çekin. Bu çizginin güneyindeki yerler depremde en çok hasar, en çok yıkım görecek yerlerdir. Aynı zamanda çarpık yapılaşmanın ve tarihi İstanbul’un bulunduğu yerler de burasıdır. Bu yüzden bizim bir an evvel tarihi İstanbul’u güçlendirmemiz gerekiyor. Onu yıkıp yeniden yapamayız.

VAN’DA TEHLİKE BİTMEDİ

– Van’da şimdi tehlike geçti diyebilir miyiz?

Tehlike hâlâ geçmedi. Bu beklenen depremlerden biriydi. Van’da şu anda tehdit altında olan yer Kuzey’deki Erciş kırığı ve onun ikincil kırıklarıdır. Şu anda yaklaşık olarak Timar Köyü ile Erciş doğrultusundaki Erciş kırığının kendisi ya da ikincil kolları baskı altında gerilmekte ve depremlerini oluşturmak için beklemektedir. Bu gerginlik önümüzdeki 2 ay boyunca sürecektir.

– Bu yeni depremin büyüklüğü ne olacaktır peki?

İlk gün de belirttiğim gibi 5.2 ve 5.4’ten daha büyük olabilir. 6 büyüklüğünde bile olabilir. 6.2’den büyük olması biraz zor. Çünkü geçmişteki deprem kimliklerini araştırınca şunu görüyorsunuz; en büyük artçı deprem ana depremin yaklaşık bir puan düşüğü kadar oluyor. Ama ille de bu böyle olacak anlamına gelmez.

VATAN

Deprem Nedir? Deprem Nasıl ve Neden Olur? Deprem Türleri Nelerdir?

Bugün Kütahya’da meydana gelen depremle beraber, bütün Türkiye’nin dikkati tekrar depreme dönmüş durumda. Çok yakın bir zamanda Japonya gibi her zaman depreme hazırlıklı olan bir ülkede bile binlerce insanın ölmesi, vatandaşlarımızı da çok korkutmuş durumda. En küçük sarsıntıda bile korkup heyecan kapılan halkımız maalesef deprem konusunda çok fazla bilgiye sahip değildir. Bizde uzmanportal.com olarak, deprem konusunda bazı gerçek ve bilimsel bilgileri sizlerle paylaşmak istedik.

Dünyanın oluşumundan beri, sismik yönden aktif bulunan bölgelerde depremlerin ardışıklı olarak oluştuğu ve sonucundan da milyonlarca insanın ve barınakların yok olduğu bilinmektedir.

Bilindiği gibi yurdumuz dünyanın en etkin deprem kuşaklarından birinin üzerinde bulunmaktadır. Geçmişte yurdumuzda birçok yıkıcı depremler olduğu gibi, gelecekte de sık sık oluşacak depremlerle büyük can ve mal kaybına uğrayacağımız bir gerçektir.

Deprem Bölgeleri Haritası’na göre, yurdumuzun %92’sinin deprem bölgeleri içerisinde olduğu, nüfusumuzun %95’inin deprem tehlikesi altında yaşadığı ve ayrıca büyük sanayi merkezlerinin %98’i ve barajlarımızın %93’ünün deprem bölgesinde bulunduğu bilinmektedir.

Son 58 yıl içerisinde depremlerden, 58.202 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, 122.096 kişi yaralanmış ve yaklaşık olarak 411.465 bina yıkılmış veya ağır hasar görmüştür. Sonuç olarak denilebilir ki, depremlerden her yıl ortalama 1.003 vatandaşımız ölmekte ve 7.094 bina yıkılmaktadır.

 

DEPREM NEDİR ?

Yerkabuğu içindeki kırılmalar nedeniyle ani olarak ortaya çıkan titreşimlerin dalgalar halinde yayılarak geçtikleri ortamları ve yeryüzeyini sarsma olayına “DEPREM” denir.

Deprem, insanın hareketsiz kabul ettiği ve güvenle ayağını bastığı toprağın da oynayacağını ve üzerinde bulunan tüm yapılarında hasar görüp, can kaybına uğrayacak şekilde yıkılabileceklerini gösteren bir doğa olayıdır.

Depremin nasıl oluştuğunu, deprem dalgalarının yeryuvarı içinde ne şekilde yayıldıklarını, ölçü aletleri ve yöntemlerini, kayıtların değerlendirilmesini ve deprem ile ilgili diğer konuları inceleyen bilim dalına “SİSMOLOJİ” denir.

 

DEPREM NEDEN OLUR, DEPREM TÜRLERİ NELERDİR?

Dünyanın iç yapısı konusunda, jeolojik ve jeofizik çalışmalar sonucu elde edilen verilerin desteklediği bir yeryüzü modeli bulunmaktadır. Bu modele göre, yerkürenin dış kısmında yaklaşık 70-100 km.kalınlığında oluşmuş bir taşküre (Litosfer) vardır. Kıtalar ve okyanuslar bu taşkürede yer alır.Litosfer ile çekirdek arasında kalan ve kalınlığı 2.900 km olan kuşağa Manto adı verilir. Manto’nun altındaki çekirdegin Nikel-Demir karışımından oluştuğu kabul edilmektedir.Yerin, yüzeyden derine gidildikçe ısının arttığı bilinmektedir. Enine deprem dalgalarının yerin çekirdeğinde yayılamadığı olgusundan giderek çekirdeğin sıvı bir ortam olması gerektiği sonucuna varılmaktadır.

 

Manto genelde katı olmakla beraber yüzeyden derine inildikçe içinde yerel sıvı ortamları bulundurmaktadır.

 

Taşküre’nin altında Astenosfer denilen yumuşak Üst Manto bulunmaktadır.Burada oluşan kuvvetler, özellikle konveksiyon akımları nedeni ile, taş kabuk parçalanmakta ve birçok “Levha”lara bölünmektedir. Üst Manto’da oluşan konveksiyon akımları, radyoaktivite nedeni ile oluşan yüksek ısıya bağlanmaktadır. Konveksiyon akımları yukarılara yükseldikçe taşyuvarda gerilmelere ve daha sonra da zayıf zonların kırılmasıyla levhaların oluşmasına neden olmaktadır. Halen 10 kadar büyük levha ve çok sayıda küçük levhalar vardır. Bu levhalar üzerinde duran kıtalarla birlikte, Astenosfer üzerinde sal gibi yüzmekte olup, birbirlerine göre insanların hissedemeyeceği bir hızla hareket etmektedirler.

 

Konveksiyon akımlarının yükseldiği yerlerde levhalar birbirlerinden uzaklaşmakta ve buradan çıkan sıcak magmada okyanus ortası sırtlarını oluşturmaktadır. Levhaların birbirlerine değdikleri bölgelerde sürtünmeler ve sıkışmalar olmakta, sürtünen levhalardan biri aşağıya Manto’ya batmakta ve eriyerek yitme zonlarını oluşturmaktadır. Konveksiyon akımlarının neden olduğu bu ardışıklı olay tatkürenin altında devam edip gitmektedir.

 

İşte yerkabuğunu oluşturan levhaların birbirine sürtündükleri, birbirlerini sıkıştırdıkları, birbirlerinin üstüne çıktıkları ya da altına girdikleri bu levhaların sınırları dünyada depremlerin oldukları yerler olarak karşımıza çıkmaktadır. Dünyada olan depremlerin hemen büyük çoğunluğu bu levhaların birbirlerini zorladıkları levha sınırlarında dar kuşaklar üzerinde olusmaktadır.

 

Yukarıda, yerkabuğunu oluşturan “Levha”ların, Astenosferdeki konveksiyon akımları nedeniyle hareket halinde olduklarını ve bu nedenle birbirlerini ittiklerini veya birbirlerinden açıldıklarını ve bu olayların meydana geldiği zonların da deprem bölgelerini oluşturduğunu söylemistik.

 

Birbirlerini iten ya da diğerinin altına giren iki levha arasında, harekete engel olan bir sürtünme kuvveti vardır. Bir levhanın hareket edebilmesi için bu sürtünme kuvvetinin giderilmesi gerekir.

 

İtilmekte olan bir levha ile bir diğer levha arasında sürtünme kuvveti aşıldığı zaman bir hareket oluşur. Bu hareket çok kısa bir zaman biriminde gerçekleşir ve şok niteliğindedir. Sonunda çok uzaklara kadar yayılabilen deprem (sarsıntı) dalgaları ortaya çıkar.Bu dalgalar geçtiği ortamları sarsarak ve depremin oluş yönünden uzaklaştıkça enerjisi azalarak yayılır. Bu sırada yeryüzünde, bazen gözle görülebilen, kilometrelerce uzanabilen ve FAY adı verilen arazi kırıkları oluşabilir. Bu kırıklar bazen yeryüzünde gözlenemez, yüzey tabakaları ile gizlenmiş olabilir. Bazen de eski bir depremden oluşmuş ve yerüzüne kadar çıkmış, ancak zamanla örtülmüş bir fay yeniden oynayabilir.

 

Depremlerinin olusumunun bu sekilde ve “Elastik Geri Sekme Kuramı” adı altında anlatımı 1911 yılında Amerikalı Reid tarafından yapılmıştır ve laboratuvarlarda da denenerek ispatlanmıştır.

 

Bu kurama göre, herhangibir noktada, zamana bağımlı olarak, yavaş yavaş oluşan birim deformasyon birikiminin elastik olarak depoladığı enerji, kritik bir değere eriştiğinde, fay düzlemi boyunca var olan sürtünme kuvvetini yenerek, fay çizgisinin her iki tarafındaki kayaç bloklarının birbirine göreli hareketlerini oluşturmaktadır. Bu olay ani yer değiştirme hareketidir. Bu ani yer değiştirmeler ise bir noktada biriken birim deformasyon enerjisinin açığa çıkması, boşalması, diğer bir deyişle mekanik enerjiye dönüşmesi ile ve sonuç olarak yer katmanlarının kırılma ve yırtılma hareketi ile olmaktadır.

 

Aslında kayaların, önceden bir birim yerdeğiştirme birikimine uğramadan kırılmaları olanaksızdır. Bu birim yer değiştirme hareketlerini, hareketsiz görülen yerkabuğunda, üst mantoda oluşan konveksiyon akımları oluşturmakta, kayalar belirli bir deformasyona kadar dayanıklılık gösterebilmekte ve sonrada kırılmaktadır. İşte bu kırılmalar sonucu depremler oluşmaktadır. Bu olaydan sonra da kayalardan uzak zamandan beri birikmiş olan gerilmelerin ve enerjinin bir kısmı ya da tamamı giderilmiş olmaktadır.

 

Çoğunlukla bu deprem olayı esnasında oluşan faylarda, elastik geri sekmeler (atım), fayın her iki tarafında ve ters yönde oluşmaktadırlar.

 

Faylar genellikle hareket yönlerine göre isimlendirilirler. Daha çok yatay hareket sonucu meydana gelen faylara “Doğrultu Atımlı Fay”denir. Fayın oluşturduğu iki ayrı blokun birbirlerine göreli olarak sağa veya sola hareketlerinden de bahsedilebilinir ki bunlar sağ veya sol yönlü doğrultulu atımlı faya bir örnektir.

 

Düsey hareketlerle meydana gelen faylara da “Egim Atımlı Fay”denir. Fayların çoğunda hem yatay, hem de düsey hareket bulunabilir.

 

DEPREM TÜRLERİ NELERDİR?

Depremler oluş nedenlerine göre degişik türlerde olabilir. Dünyada olan depremlerin büyük bir bölümü yukarıda anlatılan biçimde oluşmakla birlikte az miktarda da olsa baska doğal nedenlerle de olan deprem türleri bulunmaktadır. Yukarıda anlatılan levhaların hareketi sonucu olan depremler genellikle “TEKTONİK” depremler olarak nitelenir ve bu depremler çoğunlukla levhalar sınırlarında olusurlar.Yeryüzünde olan depremlerin %90’ı bu gruba girer. Türkiye’de olan depremler de büyük çoğunlukla tektonik depremlerdir. İkinci tip depremler “VOLKANİK” depremlerdir. Bunlar volkanların püskürmesi sonucu oluşurlar.Yerin derinliklerinde ergimiş maddenin yeryüzüne çıkışı sırasındaki fiziksel ve kimyasal olaylar sonucunda oluşan gazların yapmış oldukları patlamalarla bu tür depremlerin maydana geldiği bilinmektedir. Bunlar da yanardağlarla ilgili olduklarından yereldirler ve önemli zarara neden olmazlar. Japonya ve İtalya’da olusan depremlerin bir kısmı bu gruba girmektedir. Türkiye’de aktif yanardağ olmadığı için bu tip depremler olmamaktadır.

 

Bir başka tip depremler de “ÇÖKÜNTÜ” depremlerdir. Bunlar yer altındaki boşlukların (mağara), kömür ocaklarında galerilerin, tuz ve jipsli arazilerde erime sonucu oluşan boşlukları tavan blokunun çökmesi ile oluşurlar. Hissedilme alanları yerel olup enerjileri azdır fazla zarar getirmezler. Büyük heyelanlar ve gökten düşen meteorların da küçük sarsıntılara neden olduğu bilinmektedir.

 

Odağı deniz dibinde olan Derin Deniz Depremlerinden sonra, denizlerde kıyılara kadar oluşan ve bazen kıyılarda büyük hasarlara neden olan dalgalar oluşur ki bunlara (Tsunami) denir. Deniz depremlerinin çok görüldüğü Japonya’da Tsunami’den 1896 yılında 30.000 kisi ölmüstür.

 

DEPREM PARAMETRELERİ :

Herhangibir deprem oluştuğunda, bu depremim tariflenmesi ve anlaşılabilmesi için “DEPREM PARAMETRELERİ” olarak tanımlanan bazı kavramlardan söz edilmektedir. Aşağıda kısaca bu parametrelerin açıklaması yapılacaktır.

 

  • ODAK NOKTASI (HİPOSANTR)

Odak noktası yerin içinde depremin enerjisinin ortaya çıktığı noktadır.Bu noktaya odak noktası veya iç merkez de denir.Gerçekte , enerjinin ortaya çıktığı bir nokta olmayıp bir alandır , fakat pratik uygulamalarda nokta olarak kabul edilmektedir.

 

  • DIŞ MERKEZ (EPİSANTR)

Odak noktasına en yakın olan yer üzerindeki noktadır.Burası aynı zamanda depremin en çok hasar yaptığı veya en kuvvetli larak hissedildiği noktadır.Aslında bu , bir noktadan çok bir alandır.Depremin dış merkez alanı depremin şiddetine bağlı olarak çeşitli büyüklüklerde olabilir. Bazen büyük bir depremin odak noktasının boyutları yüzlerce kilometreyle de belirlenebilir.Bu nedenle “Episantr Bölgesi” ya da “Episantr Alanı” olarak tanımlama yapılması gerçeğe daha yakın bir tanımlama olacaktır.

 

  • ODAK DERİNLİĞİ :

Depremde enerjinin açığa çıktığı noktanınyeryüzünden en kısa uzaklığı, depremin odak derinliği olarak adlandırılır. Depremler odak derinliklerine göre sınıflandırılabilir.Bu sınıflandırma tektonik depremler için geçerlidir.Yerin 0-60 km.derinliğinde olan depremler sığ deprem olarak nitelenir.Yerin 70-300 km.derinliklerinde olan depremler orta derinlikte olan depremlerdir.Derin depremler ise yerin 300 km.den fazla derinliğinde olan depremlerdir.Türkiye’de olan depremler genellikle sığ depremlerdir ve derinlikleri 0-60 km.arasındadır.Orta ve derin depremler daha çok bir levhanın bir diğer levhanın altına girdiği bölgelerde olur.Derin depremler çok genis alanlarda hissedilir , buna karşılık yaptıkları hasar azdır.Sığ depremler ise dar bir alanda hissedilirken bu alan içinde çok büyük hasar yapabilirler.

 

  • EŞŞİDDET (İZOSEİT) EĞRİLERİ :

Aynı şiddetle sarsılan noktaları birbirine bağlayan noktalara denir. Bunun tamamlanmasıyla eşşıddet haritası ortaya çıkar. Genelde kabul edilmiş duruma göre, eğrilerin oluşturduğu yani iki eğri arasında kalan alan, depremlerden etkilenme yönüyle, şiddet bakımından sınırlandırılmış olur. Bu nedenle depremin şiddeti eşşiddet eğrileri üzerine değil, alan içerisine yazılır.

 

  • ŞİDDET :

Herhangibir derinlikte olan depremin, yeryüzünde hissedildiği bir noktadaki etkisinin ölçüsü olarak tanımlanmaktadır. Diğer bir deyişle depremin şiddeti, onun yapılar, doğa ve insanlar üzerindeki etkilerinin bir ölçüsüdür. Bu etki, depremin büyüklüğü, odak derinliği, uzaklığı yapıların depreme karşı gösterdiği dayanıklılık dahi değişik olabilmektedir. Şiddet depremin kaynağındaki büyüklüğü hakkında doğru bilgi vermemekle beraber, deprem dolayısıyla oluşan hasarı yukarıda belirtilen etkenlere bağlı olarak yansıtır.

 

Depremin şiddeti, depremlerin gözlenen etkileri sonucunda ve uzun yılların vermiş olduğu deneyimlere dayanılarak hazırlanmış olan “Şiddet Cetvelleri”ne göre değerlendirilmektedir. Diğer bir deyişle “Deprem Şiddet Cetvelleri” depremin etkisinde kalan canlı ve cansız herşeyin depreme gösterdiği tepkiyi değerlendirmektedir. Önceden hazırlanmış olan bu cetveller, her şiddet derecesindeki depremlerin insanlar, yapılar ve arazi üzerinde meydana getireceği etkileri belirlemektedir.

 

Bir deprem oluştuğunda, bu depremin herhangibir noktadaki şiddetini belirlemek için, o bölgede meydana gelen etkiler gözlenir. Bu izlenimler Şiddet Cetveli’nde hangi şiddet derecesi tanımına uygunsa, depremin şiddeti, o şiddet derecesi olarak değerlendirilir. Örneğin; depremin neden olduğu etkiler, şiddet cetvelinde VIII şiddet olarak tanımlanan bulguları içeriyorsa, o deprem VIII şiddetinde bir deprem olarak tariflenir. Deprem Şiddet Cetvellerinde, şiddetler romen rakamıyla gösterilmektedir. Bugün kullanılan batlıca şiddet cetvelleri değiştirilmiş “Mercalli Cetveli (MM)” ve “Medvedev-Sponheur-Karnik (MSK)” şiddet cetvelidir. Her iki cetvelde de XII şiddet derecesini kapsamaktadır. Bu cetvellere göre,şiddeti V ve daha küçük olan depremler genellikle yapılarda hasar meydana getirmezler ve insanların depremi hissetme şekillerine göre değerlendirilirler.

 

VI-XII arasındaki şiddetler ise, depremlerin yapılarda meydana getirdiği hasar ve arazide oluşturduğu kırılma, yarılma, heyelan gibi bulgulara dayanılarak değerlendirilmektedir.

 

  • MAGNİTÜD :

Deprem sırasında açığa çıkan enerjinin bir ölçüsü olarak tanımlanmaktadır. Enerjinin doğrudan doğruya ölçülmesi olanağı olmadığından, Amerika Birleşik Devletleri’nden Prof.C.Richter tarafından 1930 yıllarında bulunan bir yöntemle depremlerin aletsel bir ölçüsü olan “Magnitüd” tanımlanmıştır. Prof .Richter, episantrdan 100 km. uzaklıkta ve sert zemine yerlestirilmis özel bir sismografla (2800 büyütmeli, özel periyodu 0.8 saniye ve %80 sönümü olan bir Wood-Anderson torsiyon Sismografı ile) kaydedilmiş zemin hareketinin mikron cinsinden (1 mikron 1/1000 mm) ölçülen maksimum genliğinin 10 tabanına göre logaritmasını bir depremin “magnitüdü” olarak tanımlamıştır. Bugüne dek olan depremler istatistik olarak incelendiğinde kaydedilen en büyük magnitüd değerinin 8.9 olduğu görülmektedir(31 Ocak 1906 Colombiya-Ekvator ve 2Mart 1933 Sanriku-Japonya depremleri).

 

Magnitüd, aletsel ve gözlemsel magnitüd değerleri olmak üzere iki gruba ayrılabilmektedir.

 

Aletsel magnitüd, yukarıda da belitildiği üzere, standart bir sismografla kaydedilen deprem hareketinin maksimum genlik ve periyod değeri ve alet kalibrasyon fonksiyonlarının kullanılması ile yapılan hesaplamalar sonucunda elde edilmektedir. Aletsel magnitüd değeri, gerek hacim dalgaları ve gerekse yüzey dalgalarından hesaplanılmaktadır.

 

Genel olarak, hacim dalgalarından hesaplanan magnitüdler (m), ile yüzey dalgalarından hesaplanan mağnitüdler de (M) ile gösterilmektedir. Her iki magnitüd değerini birbirine dönüştürecek bazı bağıntılar mevcuttur.

 

Gözlemsel magnitüd değeri ise, gözlemsel inceleme sonucu elde edilen episantr şiddetinden hesaplanmaktadır. Ancak, bu tür hesaplamalarda, magnitüd-şiddet bağıntısının incelenilen bölgeden bölgeye değiştiği de gözönünde tutulmalıdır.

 

Gözlemevleri tarafından bildirilen bu depremin magnitüdü depremin enerjisi hakkında fikir vermez. Çünkü deprem sığ veya derin odaklı olabilir. Magnitüdü aynı olan iki depremden sığ olanı daha çok hasar yaparken, derin olanı daha az hasar yapacağından arada bir fark olacaktır. Yine de Richter ölçeği (magnitüd) depremlerin özelliklerini saptamada çok önemli bir unsur olmaktadır.

 

Depremlerin şiddet ve magnitüdleri arasında birtakım ampirik bağıntılar çıkarılmıştır. Bu bağıntılardan şiddet ve magnitüd değerleri arasındaki dönüşümleri aşağıdaki gibi verilebilir.

 

 

 

DEPREMİN DİĞER ÖZELLİKLERİ :

Bazen büyük bir deprem olmadan önce küçük sarsıntılar olur. Bu küçük sarsıntılara “ÖNCÜ DEPREMLER” denilmektedir. Büyük bir depremin oluşundan sonra da belki birkaç yüz adet küçük deprem olmaya devam etmektedir. Bu küçük depremler “ARTÇI DEPREMLER” olarak isimlendirilir ve büyük depremin oluş anına göre bunların şiddetinde ve sayısında azalım görülür.

 

DEPREM ŞİDDET CETVELİ :

Şiddet cetvellerinin açıklamasına geçmeden önce, burada kullanılacak terimlerin belirtilmesine çalışılacaktır. Özel bir şekilde depreme dayanıklı olarak projelendirilmemiş yapılar üç tipe ayrılmaktadır:

  • A Tipi : Kırsal konutlar, kerpiç yapılar, kireç ya da çamur harçlı moloz taş yapılar.
  • B Tipi : Tuğla yapılar, yarım kagir yapılar, kesme taş yapılar, beton biriket ve hafif prefabrike yapılar.
  • C Tipi : Betonarme yapılar, iyi yapılmış ahşap yapılar.

 

Siddet derecelerinin açıklanmasında kullanılan az, çok ve pekçok deyimleri ortalama bir değer olarak sırasıyla, %5, %50 ve %75 oranlarını belirlemektedir.

 

Yapılardaki hasar ise beş gruba ayrılmıştır :

  • Hafif Hasar : İnce sıva çatlaklarının meydana gelmesi ve küçük sıva parçalarının dökülmesiyle tanımlanır.
  • Orta Hasar : Duvarlarda küçük çatlakların meydana gelmesi, oldukça büyük sıva parçalarının dökülmesi, kiremitlerin kayması, bacalarda çatlakların oluşması ve bazı baca parçalarının aşağıya düşmesiyle tanımlanır.
  • Ağır Hasar : Duvarlarda büyük çatlakların meydana gelmesi ve bacaların yıkılmasıyla tanımlanır.
  • Yıkıntı : Duvarların yarılması, binaların bazı kısımlarının yıkılması ve derzlerle ayrılmış kısımlarının bağlantısını kaybetmesiyle tanımlanır.
  • Fazla Yıkıntı : Yapıların tüm olarak yıkılmasıyla tanımlanır.

 

Şiddet çizelgelerinin açıklanmasında her şiddet derecesi üç bölüme ayrılmıştır.

 

Bunlardan;

a) Bölümünde depremin kişi ve çevre,

b) Bölümünde depremin her tipteki yapılar,

c) Bölümünde de depremin arazi üzerindeki etkileri belirtilmistir.

 

MSK Siddet Cetveli :

I- Duyulmayan

(a) : Titreşimler insanlar tarafından hissedilmeyip, yalnız sismograflarca kaydedilirler.

 

II- Çok Hafif

(a) : Sarsıntılar yapıların en üst katlarında ,dinlenme bulunan az kişi tarafından hissedilir.

 

III- Hafif

(a) : Deprem ev içerisinde az kişi, dışarıda ise sadece uygun şartlar altındaki kişiler tarafından hissedilir. Sarsıntı, yoldan geçen hafif bir kamyonetin meydana getirdiği sallantı gibidir. Dikkatli kişiler, üst katlarda daha belirli olan asılmış eşyalardaki hafif sallantıyı izleyebilirler.

 

IV- Orta Şiddetli

(a) : Deprem ev içerisinde çok, dışarıda ise az kişi tarafından hissedilir. Sarsıntı, yoldan geçen ağır yüklü bir kamyonun oluşturduğu sallantı gibidir. Kapı, pencere ve mutfak eşyaları v.s. titrer, asılı eşyalar biraz sallanır. Ağzı açık kaplarda olan sıvılar biraz dökülür. Araç içerisindeki kişiler sallantıyı hissetmezler.

 

V- Şiddetli

(a) : Deprem, yapı içerisinde herkes, dışarıda ise çok kişi tarafından hissedilir. Uyumakta olan çok kişi uyanır, az sayıda dışarı kaçan olur. Hayvanlar huysuzlanmaya başlar. Yapılar baştan aşağıya titrerler, asılmış eşyalar ve duvarlara asılmış resimler önemli derecede sarsılır. Sarkaçlı saatler durur. Az miktarda sabit olmayan eşyalar yerlerini değistirebilirler ya da devrilebilirler. Açık kapı ve pencereler şiddetle itilip kapanırlar, iyi kilitlenmemiş kapalı kapılar açılabilir. İyice dolu, ağzı açık kaplardaki sıvılar dökülür. Sarsıntı yapı içerisine ağır bir eşyanın düşmesi gibi hissedilir.

(b) : A tipi yapılarda hafif hasar olabilir.

(c) : Bazen kaynak sularının debisi değişebilir.

 

VI- Çok Şiddetli

(a) : Deprem ev içerisinde ve dışarıda hemen hemen herkes ratafından hissedilir. Ev içerisindeki birçok kişi korkar ve dışarı kaçarlar, bazı kişiler dengelerini kaybederler. Evcil hayvanlar ağıllarından dışarı kaçarlar. Bazı hallerde tabak, bardak v.s.gibi cam eşyalar kırılabilir, kitaplar raflardan aşağıya düşerler. Ağır mobilyalar yerlerini değiştirirler.

(b) : A tipi çok ve B tipi az yapılarda hafif hasar ve A tipi az yapıda orta hasar görülür.

(c) : Bazı durumlarda nemli zeminlerde 1 cm.genişliğinde çatlaklar olabilir. Dağlarda rastgele yer kaymaları, pınar sularında ve yeraltı su düzeylerinde değişiklikler görülebilir.

 

VII- Hasar Yapıcı

(a) : Herkes korkar ve dışarı kaçar, pek çok kişi oturdukları yerden kalkmakta güçlük çekerler. Sarsıntı, araç kullanan kişiler tarafından önemli olarak hissedilir.

(b) : C tipi çok binada hafif hasar, B tipi çok binada orta hasar, A tipi çok binada ağır hasar, A tipi az binada yıkıntı görülür.

(c) : Sular çalkalanır ve bulanır. Kaynak suyu debisi ve yeraltı su düzeyi değişebilir. Bazı durumlarda kaynak suları kesilir ya da kuru kaynaklar yeniden akmaya başlar. Bir kısım kum çakıl birikintilerinde kaymalar olur. Yollarda heyelan ve çatlama olabilir. Yeraltı boruları ek yerlerinden hasara uğrayabilir. Taş duvarlarda çatlak ve yarıklar oluşur.

 

VIII- Yıkıcı

(a) : Korku ve panik meydana gelir. Araç kullanan kişiler rahatsız olur. Ağaç dalları kırılıp, düşer. En ağır mobilyalar bile hareket eder ya da yer değiştirerek devrilir. Asılı lambalar zarar görür.

(b) : C tipi çok yapıda orta hasar, C tipi az yapıda ağır hasar, B tipi çok yapıda ağır hasar, A tipi çok yapıda yıkıntı görülür. Boruların ek yerleri kırılır. Abide ve heykeller hareket eder ya da burkulur. Mezar taşları devrilir. Taş duvarlar yıkılır.

(c) : Dik şevli yol kenarlarında ve vadi içlerinde küçük yer kaymaları olabilir. Zeminde farklı genişliklerde cm.ölçüsünde çatlaklar oluşabilir. Göl suları bulanır, yeni kaynaklar meydana çıkabilir. Kuru kaynak sularının akıntıları ve yeraltı su düzeyleri değişir.

 

IX- Çok Yıkıcı

(a) : Genel panik. Mobilyalarda önemli hasar olur. Hayvanlar rastgele öte beriye kaçışır ve bağrışırlar.

(b) : C tipi çok yapıda ağır hasar, C tipi az yapıda yıkıntı, B tipi çok yapıda yıkıntı, B tipi az yapıda fazla yıkıntı ve A tipi çok yapıda fazla yıkıntı görülür. Heykel ve sütunlar düşer. Bentlerde önemli hasarlar olur. Toprak altındaki borular kırılır. Demiryolu rayları eğrilip, bükülür yollar bozulur.

(c) : Düzlük yerlerde çokça su, kum ve çamur tasmaları görülür. Zeminde 10 cm. genişliğine dek çatlaklar oluşur. Eğimli yerlerde ve nehir teraslarında bu çatlaklar 10 cm.den daha büyüktür. Bunların dışında, çok sayıda hafif çatlaklar görülür. Kaya düşmeleri, birçok yer kaymaları ve dağ kaymaları, sularda büyük dalgalanmalar meydana gelebilir. Kuru kayalar yeniden sulanır, sulu olanlar kurur.

 

X- Ağır Yıkıcı

(b) : C tipi çok yapıda yıkıntı, C tipi az yapıda yıkıntı, B tipi çok yapıda fazla yıkıntı, A tipi pek çok yapıda fazla yıkıntı görülür. Baraj, bent ve köprülerde önemli hasarlar olur. Tren yolu rayları eğrilir. Yeraltındaki borular kırılır ya da eğrilir. Asfalt ve parke yollarda kasisler olusur.

(c) : Zeminde birkaç desimetre ölçüsünde çatlaklar oluşabilir. Bazen 1 m. genişliğinde çatlaklar da olabilir. Nehir teraslarında ve dik meyilli yerlerde büyük heyelanlar olur. Büyük kaya düşmeleri meydana gelir. Yeraltı su seviyesi değişir. Kanal, göl ve nehir suları karalar üzerine taşar. Yeni göller olusabilir.

 

XI – Çok Ağır Yıkıcı

(b) : İyi yapılmış yapılarda, köprülerde, su bentleri, barajlar ve tren yolu raylarında tehlikeli hasarlar olur. Yol ve caddeler kullanılmaz hale gelir. Yeraltındaki borular kırılır.

(c) : Yer, yatay ve düşey doğrultudaki hareketler nedeniyle geniş yarık ve çatlaklar tarafından önemli biçimde bozulur. Çok sayıda yer kayması ve kaya düşmesi meydana gelir. Kum ve çamur fışkırmaları görülür.

 

XII- Yok Edici (Manzara Değişir)

(b) : Pratik olarak toprağın altında ve üstündeki tüm yapılar baştanbaşa yıkıntıya uğrar.

(c) : Yer yüzeyi büsbütün değişir. Geniş ölçüde çatlak ve yarıklarda, yatay ve düşey hareketlerin yön miktarları izlenebilir. Kaya düşmeleri ve nehir versanlarındaki göçmeler çok geniş bir bölgeyi kaplarlar. Yeni göller ve çağlayanlar oluşur.

 

Kaynak: www.deprem.gov.tr

Gezegenlerin Depreme Etkisi Varmış

gezegenlerİlk duyduğunuzda şaşırmışsınzdır, çünkü bu iddianın birçok deprem uzmanı tarafından önceleri defalarca rededildiğine şahit olmuştuk, ancak araştırmalar öyle demiyor… Prof. Dr. Yıldırım, AA muhabirine yaptığı açıklamada, gök cisimlerinin hareketlerinin Yerküre’deki depremselliğe ilişkilerini, 2004 yılında araştırmaya başladığını bildirdi.

Bu çalışmalara, o dönem gerçekleşen tsunami olayı öncesinde dolunay görülmesinden hareketle başladığını ifade eden Prof. Dr. Yıldırım, Ay’ın konumu ve durumuyla deprem arasındaki ilişkiyi bulmaya çalıştığını anlattı.

Daha sonraki çalışmalarında sadece Ay değil, Ay ile birlikte başka gezegenlerin de depreme etkisi olduğunu gösteren bulgulara ulaştığını dile getiren Prof. Dr. Yıldırım, böylece depremin hava rasadı gibi aylık dönemlerde dünyanın neresinde ve hangi büyüklüklerde meydana geleceğini tahmin etme imkanını elde etiğini belirtti.

’’Dünyaya yakın olduğu için Ay ve bunun yanı sıra Merkür, Venüs, Mars, Satürn ve Jüpiter gezegenlerinin hareketlerinin depremle ilgisi bulunuyor’’ diyen Prof. Dr. Yıldırım, küçük kütleye sahip Merkür’ün çekiminin az ölçüde gerçekleştiğini ve önemsenmeyebileceğini, ancak Venüs ve Jüpiter’in, Ay ile birlikte en fazla çekim uygulayan gök cisimleri olduğunu ifade etti.

GÜNEY ASYA, ORTA VE KUZEY AMERİKA’DA DEPREM RİSKİ

Prof. Dr. Yıldırım, her ay takviminin başlangıcında öncelikle Güneş ve Ay, daha sonra Jüpiter, Venüs ve Ay, zaman zaman Mars ve Ay, Satürn ve Ay’ın bir araya gelip dünya üzerinde büyük çekimler uyguladığına işaret ederek, bunların da depremi tetikleyici görev üstlendiğini kaydetti.

Bu gezegenlerden herhangi birinin 3-4 büyüklüğünde deprem yapabileceğini, hatta Venüs, Ay ve Jüpiter’in tek başına 4-4,5 büyüklüğünde bir depremi gerçekleştirebileceğini bildirerek, şöyle devam etti:

’’Dünya üzerinde bu yıl aralık ayının ilk günlerinde olacağını düşündüğüm depremlerin hepsinin gerçekleştiğini belirledim. Bunların hiçbirinin büyüklüğü 5’in altında olmadı. Solomon ile Vanuatu adaları, Yeni Gine, Peru, Bolivya, Şili, Japonya, Hindistan’da olan depremlerin büyüklükleri 5’in üzerinde tahmin ettiğim günlerde gerçekleşti. 25 Aralıktan başlayan günlerde dünyada tehlike var. Bolivya, Peru, Şili, Japonya, Filipin, Endonezya ve Yeni Gine adaları grubunda bu depremler olacak. 5 Ocak tarihi itibariyle Ay ile birlikte yıldız çekimlerinin kuzeye doğru kaymasıyla bu etki ülkemize doğru gelecek. Ancak Türkiye’yi fazla etkileyeceğini düşünmüyorum. Çin, Pakistan, Hindistan, İran ve Orta Amerika ülkelerini, kısmen de ABD ve Kanada’nın batı sahillerini etkileyeceğini düşünüyorum.’’

Prof. Dr. Yıldırım, 15-20 Ocak 2009 arasında Türkiye’de deprem olacağını tahmin ettiğini, ancak bunların büyüklüğünün 4,5’i geçeceğini mümkün görmediğini anlattı.

GÜNEŞ VE AY TUTULMALARININ DEPREMSELLİĞE ETKİLERİ

Güneş tutulmasının depremin işareti sayılamayacağını, deprem olasılığının başlama tarihi hakkında fikir verdiğini bildiren Prof. Dr. Yıldırım, öncelikle hangi noktalarda büyük çekim olduğunu tespit ettiğini anımsattı.

Prof. Dr. Yıldırım, Güneş ve Ay’ın tek başına büyük deprem oluşturmayacağını düşündüğünü ifade ederek, ay tutulmasının ise deprem üzerinde hiçbir fonksiyonu bulunmadığını kaydetti.

Depremi tetikleyen en önemli olaylardan birinin med-cezir olduğunu dile getiren Prof. Dr. Yıldırım, ’’Hareket eden suyun oluşturduğu eylemsizlik ve buna bağlı ağırlık merkezinin bir gök cismi gibi davranıp magmayı tetiklemesi ve magmanın basıncının, darbe uygulayarak fayı kırması neticesinde, depremin oluştuğunu düşünüyorum. Nerede kırılmaya hazır fay varsa, magma bunu tetikliyor ve depremi başlatıyor’’ dedi.

JUPİTER VE AY’IN ÇEKİMİYLE OLUŞAN DEPREM

Prof. Dr. Yıldırım, bugünkü bilgilerine o zaman sahip olsaydı, 1999’daki Marmara depremini önceden tahmin edebileceğini savunarak, bu depremin Jüpiter ve Ay çekiminin bir araya gelmesiyle oluştuğunu düşündüğünü söyledi.

Türkiye’de çizilmiş olan deprem kuşağı haritasına katılmadığını anlatan Prof. Dr. Yıldırım, şunları kaydetti:

’’Manisa’dan Kars’a çizeceğimiz bir çizginin güneyindeki tüm bölgeler birinci derece deprem riski altındadır. Bu bölgelerin sigortasını Etna Yanardağı üstlendiği için deprem bu bölgelerde sıklıkla oluşmamaktadır. Böyle bir sigorta bulunmasaydı buralarda daha sık deprem olurdu. Ancak orada fayların yönü doğu-batı atılımında değil, onun için buna bağlı olarak depremin şiddeti de düşüyor. Kuzey Anadolu fayı doğu-batı yönünde salınıyor ve büyük şiddette depremler olabiliyor. Etna püskürdüğü sürece Türkiye’de büyüklüğü 5,5’i geçecek bir deprem olma olasılığı yok denecek kadar az. Marmara Bölgesi’ni de Etna dolaylı olarak etkiliyor. Etna’nın püskürmesi, Marmara ve Ege bölgeleri için de sigorta görevi üstleniyor.’’

’’TÜRKİYE’DE TSUNAMİ TEHLİKESİ YOK’’

Prof. Dr. Yıldırım, Etna Yanardağı’ndaki püskürmelerin, Yunanistan için deprem tehlikesi oluşturduğuna işaret ederek, bu yanardağ, Yunanistan’ın altını tamamen boşalttığından geçen yıl 6,5 büyüklüğünde deprem meydana geldiğini ileri sürdü.

Türkiye’nin, Etna’ya Yunanistan kadar yakın olmadığını hatırlatan Prof. Dr. Yıldırım, ’’Etna püskürdükten sonra Girit bölgesinde ve Mora Yarımadası’nın kuzeyinde sık sık deprem oluyor. Magmanın üzerindeki gaz tabakası, yer kabuğunu yukarıya itmeye çalışıyor. Bu kuvvet kalkmış oluyor ve arazi kırık halde hafifçe aşağıya çöküyor. Bu da yöresel depremlere neden olabiliyor’’ diye konuştu.

’’Türkiye’de tsunami tehlikesi yok’’ diyen Prof. Dr. Yıldırım, tsunaminin Büyük Okyanus’a kıyısı olan ülkeleri tehdit ettiğini bildirdi.

Prof. Dr. Yıldırım, Türkiye’deki fayların doğu-batı atılımlı olduğunu ifade ederek, şöyle dedi:

’’Türkiye’de su kütlesinin çarpıp geriye dönebileceği fazla bir alan yok. Marmara Denizi’nde hissedilen koku, magmanın üzerinde birikmiş olan gazın dışarıya çıkmış halidir. Özellikle çekimin Türkiye’ye yaklaştığı dönemlerde Marmara’nın altında bir hareketliliğin olması normaldir. Bir bilim adamı, (Marmara’nın altı fokur fokur kaynıyor) dedi. O tarihlerde Türkiye’nin üzerinde büyük bir çekim vardı. Biri bana gelip sorsa, (Bugün var mı?) dese. Şu anda bunu göremeyeceklerini söyleyebilirim. Aynı ölçümü 2009’un ağustos ayı içerisinde yaparlarsa yine fokur fokur kaynadığını göreceklerdir. Marmara üzerinde 25-30 Ağustos 2009 arasında çekim olacağını düşünüyorum.’’

TÜRKİYE’NİN RİSKLİ BÖLGELERİ

Türkiye’de deprem riski denince öncelikle Akdeniz’in içi, Ege, Marmara’nın batı tarafı ve Güneydoğu ile Doğu Anadolu bölgelerinin akla geldiğine işaret eden Prof. Dr. Yıldırım, bu bölgelerde her ay az ya da çok risk bulunduğunu söyledi.

Prof. Dr. Yıldırım, Türkiye’nin deprem açısından en riskli bölgesinin ’’Bingöl, Van, Hakkari üçgeni’’ olduğunu ileri sürerek, ’’Konya, Türkiye’nin deprem riski en az bölgesi’’ düşüncesine katılmadığını anlattı.

Fay hattının sonradan oluşabileceğini dile getiren Prof. Dr. Yıldırım, fay hattını, yer kabuğunun yorulması olarak nitelendirdi. Prof. Dr. Yıldırım, yer kabuğu yorulduğu sürece yeni fayların oluşacağını ve çoğalacağını ifade ederek, yer kabuğunu ’’gök cisimlerinin sürekli çekip bırakmasının’’ yorduğunu kaydetti.

Prof. Dr. Yıldırım, 2009 yılında Marmara’da deprem riski bulunmadığını bildirerek, şöyle konuştu:

’’Önümüzdeki yıl için Marmara’da risk varsa, ağustosta olabilir. İstanbullular huzur içinde oturabilir. Daha önce verdiğim bir beyanatta söyledim. (Etna püskürdü, İstanbul deprem riskinden uzak) dedim. Bunu 2008 yılı için söylemiştim. Ben haklı çıktım. Hiçbir ciddi hareket yok şu anda. Önümüzdeki 3 ay içerisinde de olmayabilir. Çünkü çekim bu birkaç ayda bizden uzak.

Yapılan hesaplara göre gök cisimlerinin Türkiye üzerindeki ilk büyük çekimi, 2060 yılında olacakmış. Buna göre böyle bir büyük depremin 2060 yılı içerisinde yaşanabileceğini söylemek mümkün. Nerede olabileceğini söylemek de mümkün. Adana, Mersin ve Kahramanmaraş arasındaki bölgede ve tabii ki Bingöl, Hakkari tarafında olabilir.’’