Kategoriler
Genel Kültür

Rüzgar Enerjisi Nedir? Rüzgar Gücü İle Nasıl Elektrik Elde Edilir?

Başlangıç maliyeti yüksek olup sonra neredeyse hiçbir uğraşa neden olmayacak bir yatırım aracı olarak rüzgar enerjisini kullanma yöntemi en akıllıca yöntemdir. Yenilenebilir enerji kaynaklarının başında gelen rügar enerjisinin yurdumuzda büyük bir potansiyeli bulunuyor. Bu nedenle şu günlerde rüzgar enerjisine büyük bir yatırım yapılıyor. Böylece 2023 yılına kadar 20 bin megavat rüzgar enerjisi üretmek için 30 milyar doları rüzgar türbinlerine yatıracak Türkiye, bunun en azından 7.5 milyar dolarını kendi imkanlarıyla sağlamayı planlıyor. Kalanının ise yabancı markalarca karşılanacağı düşünülüyor. Peki bu enerji kaynağı nasıl elde edilir? Uzmanportal.com olarak sizler için araştırdık.

İnsanlar yelkenlileri hareket ettirmek ve gemileri yürütmek için en az 5500 yıldan beri rüzgârın gücünden faydalanıyor. Yeldeğirmenleri, sulama işlemi ve tahıl ezmek için 7. yüzyıldan beri Afganistan, İran ve Pakistan’da kullanılıyor.

1887 Haziran ayında İskoç Akademisyen Profesör James Blyth rüzgâr gücü deneylerine başladı ve 1891’de İngiltere’de patent aldı. 1887-88’de Amerika Birleşik Devletleri’nde, Charles Francis Brush rüzgâr güç makinesi kullanarak elektrik üretti. 1900 yılına kadar evinde ve laboratuvarının elektriğini sağladı. 1890’larda Danimarkalı bilim adamı ve mucit Poul la Cour elektrik üretmek için rüzgâr türbinlerini inşa etti. Bu, daha sonra hidrojen üretmek için kullanıldı. Bunlar bugüne gelinceye kadar rüzgârdan nasıl faydalanıldığını gösteriyor.

Modern rüzgâr güç endüstrisi 1979’da, Danimarkalı Kuriant, Vestas, Nordtank ve Bonus şirketlerinin rüzgâr türbinlerini seri üretmesiyle başladı. Bunlar bugünkü standartlardan küçüktü ve her biri 20-30 kW’lıktı. Ondan sonra kapasitelerini 7 MW’a çıkarttılar ve birçok ülkeye yayıldılar.

Rüzgâr gücü, elektrik üretmek için rüzgâr türbinleri, mekaniksel güç için Yel değirmeni, su veya kuyu pompalama için rüzgâr pompaları veya gemileri yürütmek için yelkenler kullanarak rüzgârın kullanışlı formundaki rüzgâr enerjisinin sonucudur.

2009’un sonunda dünya çapındaki rüzgâr güç generatörlerinin kapasitesi 159,2 GW (GigaWatt) idi. Enerji üretimi ise 340 TW (TeraWatt) idi. Bu da dünyada kullanılan elektriğin %2’si anlamına geliyor. Enerji üretimi, 2007, 2008 ve 2009 yıllarında ikişer kat olmak üzere hızlı bir şekilde artıyor. 2008’de Statik (veya durağan) elektrik üretimi Danimarka’da %19, İspanya ve Portekiz’de %13, Almanya ve İrlanda’da %7 olmak üzere bazı ülkelerde (hükümetin desteğiyle) rüzgâr gücü gözle görülür şekilde, hızla artıyor. Türkiye’de çalışmalar yeni yeni başladı. Mayıs 2009 itibariyle 80 ülkede ticari olarak rüzgâr gücü kullanılıyor.

Büyük boyutlu rüzgâr tarlaları, elektrik iletim sistemine bağlanır. Daha küçük tesisler, üretilen elektriği sistemden ayrılan yerlerde kullanır. Bazı şirketler, küçük tesislerde üretilen fazla elektriği satın alıyor. Güç kaynağı olarak rüzgâr enerjisi fosil yakıtlara bir alternatiftir. Çünkü, bol, yenilenebilir, alıcı kitlesi geniş, temiz ve işlem esnasında sera gazı etkisine neden olmamaktadır. Bununla birlikte görüntü kirliliğine ve çevreye verdiği etkilerden dolayı rüzgâr tarlalarını inşa etmek genelde hoş karşılanmıyor.

Ekonomik olarak sadece rüzgâr olduğunda kullanılabiliyor olmasından dolayı rüzgâr gücü düzensizdir. Hidrolik güç ve standart yük işletme teknikleri gibi diğer kaynaklar ihtiyaca göre kullanılır. Rüzgârın seyrek aralıklarla esmesi, toplam talepten daha az kaynak sağlandığında bazı problemleri beraberinde getirir. Fakat maliyeti oranı daha azdır.

Bir rüzgâr tarlasındaki türbinler orta gerilimle güç toplama sistemi ve iletişim ağına bağlıdır (daha çok 34,5 kV). Alt istasyondaki, bu orta gerilim elektriksel akımı yüksek gerilim elektrik iletim hattı sistemine bağlanması için bir transformatör yardımı ile arttırılır.

Şebeke yönetimi
Rüzgâr gücü için sıklıkla kullanılan indiksiyon generatörler, ikazlama için reaktif güce ihtiyaç duyarlar. Bu yüzden, güç faktörü düzeltme için sağlam kondansatör bankalarını içeren rüzgâr güç düzeltme sistemlerinde şalt sahasına ihtiyaç vardır. Rüzgâr türbin generatörlerinin farklı türleri, şebekeye iletim esnasında farklı davranır. Bu yüzden, yeni bir rüzgâr tarlasının dinamik elektromekanik karakteristiğinin kapsamlı modellemesi, iletim sistemi oparatörlerinin, oluşabilecek sistem hatalarını tamir edebilmesi ve dengeli davranış göstermesi sağlaması için, gereklidir. Özellikle indiksiyon generatörler, buhar ve hidrolik türbin senkron generatörlerin aksine, hata esnasında sistem gerilimini desteklemezler. Çift beslemeli elektrik makineleri –rüzgâr türbinleri ve türbin generatörü ile toplayıcı sistem arasındaki katı hal dönüştürücüleri- şebeke bağlantısı için daha çok tercih edilen özelliklere sahiptir. İletim sistemi operatörleri, sisteme bağlantıyı sağlayan gereçleri belirlemek için şebeke koduna sahip bir rüzgâr tarla geliştiricisi ile bağlantı kurmalıdır. Bu gereçler, güç faktörü, sabit frekans ve sistem hataları esnasındaki rüzgâr türbinlerinin dinamik davranışlarını içerir.

Kapasite faktörü
Rüzgâr hızının sabit olmadığından dolayı, rüzgâr tarlasının yıllık enerji üretimi, generatör üzerindeki etikete yazılan saatlik değerlerin bir yıldaki toplam saatle çarpılması sonucu çıkan değer ile hiçbir zaman aynı olmaz. Bir yıldaki gerçek üretim değeri teorik olarak maksimum değer olan kapasite faktörü olarak adlandırılır. Tipik olarak kapasite faktörü %20 ile 40 arasındadır. Örneğin, kapasite faktörü %35 olan 1 MW’lık bir türbin, yılda 8760 MWh (1*24*365) üretmez. Sadece 1*0,35*24*365= 3066 MWh üretir.

Yakıt santrallerinin aksine kapasite faktörü rüzgârın doğal özelliğiyle sınırlıdır. Diğer tür güç santrallerin kapasite faktörü, daha çok yakıt maliyetine dayalıdır. Küçük bir miktarı bakım masraflarını oluşturur. Nükleer santrallerin yakıt maliyeti düşüktür ve bu yüzden %90 gibi bir verim ile çalışır. Yüksek yakıt maliyetine sahip santraller geri dönüşüme döndürüldü. Yakıt olarak doğal gaz kullanan gaz türbini işletim için çok pahalıdır ve sadece enerji ihtiyacının en yoğun olduğu zaman çalıştırılır. Bir gaz türbin santralinin yıllık kapasite faktörü, yüksek enerji üretim maliyetinden dolayı %5 ile 25 arasındadır.

Etki
Rüzgâr enerji “etki”si, rüzgâr tarafından üretilen enerjinin, generatörün kullanılabilir toplam kapasitesi ile karşılaştırılmasıdır. Genellikle rüzgâr etkisinin “maksimum” seviyede olduğu kabul edilir. Belirli şebekedeki sınır var olan üretim santrallerine, mekanizmaların fiyatına, arz-talep yönetimine için verime ve diğer faktörlere bağlıdır. Bağlı bir elektrik şebekesi, donanım başarısızlıkları için zaten ters besleme ve iletim verimini içerir. Bu ters verim, rüzgâr santrallerinde üretilen gücü düzene koymaya da yardımcı olabilir. Çalışmalar tüketilen toplam elektrik enerjisinin %20’sinin en az zorlukla birleştirilebileceğini gösterdi. Bu çalışmalar çoğrafik olarak çeşitli yerlerdeki rüzgâr tarlalarında, kullanılabilir enerjinin bir kısmında, arz-talep yönetiminde, büyük şebeke alanlarında yapıldı. Bunlardan başka birkaç tekniksel sınırlama da vardır. Fakat ekonomik dengesizlikler daha da önem arzediyor.

Şu anda, birkaç şebeke sistemindeki rüzgâr enerjisinin etkisi %5’in üzerindedir: Danimarka (%19’un üzerinde), İspanya ve Portekiz (%11’in üzerinde), Almanya ve İrlanda Cumhuriyeti %6’nın üzerinde). Örneğin, 8 Kasım 2009’un sabah saatlerinde, İspanya’daki elektrik arzında, ülkenin elektriğinin yarıdan fazlası rüzgâr enerjisinden sağlandı. Bu durum şebekede hiçbir sorun teşkil etmedi.

Danimarka şebekesi, Avrupa şebekesiyle büyük oranda bağlantılıdır. Rüzgâr gücünün yarıdan fazlasını Norveç’e göndererek şebeke yönetimi problemlerini çözmüş oldu. Elektrik gönderimi ve rüzgâr gücü arasındaki ilişki çok sıkıdır.

Kesintiler ve etki sınırları
Rüzgâr gücünden üretilen elektrik, birkaç farklı zaman aralığında, saatlik, günlük ve mevsimlik olarak yüksek oranda değişebilir. Yıllık değişim de vardır. Değişim rüzgâr santral çıkışının predictability nin saatlik veya günlük kısaltmasıyla ifade edilir. Diğer elektrik kaynakları gibi rüzgâr enerjisi “tarife”lendirilmelidir. Rüzgâr gücünde tahmini yöntemler kullanılır. Fakat rüzgâr santral çıkışının predictability kısaltma işleminde düşük kalır.

Çünkü ani elektrik üretim ve tüketimi, şebeke kararlılığını koruması için dengede kalmalıdır. Bu değişim dayanıklılığı, sağlanabilir şebekedeki rüzgâr gücünün büyük oranlardaki değişimlerine karşı koyabilir.

Kategoriler
GÜNCEL

Bahar Yorgunluğuna İyi Gelen Birkaç Önemli Tüyo ve Öneri

İlkbaharın gelmesiyle birçok kişinin muzdarip olduğu Bahar Yorgunluğu sendromu gündelik işlerimizi olumsuz etkiliyor. Bu yorgunluğu üzerinizden atmak için işte sizlere birkaç önemli tüyo:

Güne kahvaltıyla başlayın: Tam buğday ekmeği ve beyaz peynirle hazırlayacağınız sandviç klasik bir tercih olabilir. 10 adet kavrulmamış taze badem, 1 dilim ananas, 1 bardak süt pratik bir seçenek. Bademi özellikle öneriyoruz çünkü içeriğindeki yağın yüzde 70’i tekli doymamış yağ asitlerinden oluşuyor.

Sakın susuz kalmayın: Kuzey Amerika Uluslararası Sıvı Tüketimi ve Sağlık Konferansı verilerine göre; sağlıklı bir beden için erkeklerin günde 3.2 litre, kadınlarınsa 2.2 litre su içmesi gerekiyor. Özellikle mevsim geçişlerinde enfeksiyondan korun- mak için vücudun kalkanı bağışıklık sistemini güçlendirmekte fayda var. İşe bağırsaklardan başlanmalı. Bu bölge, bağışıklık sisteminin büyük bölümünü oluşturuyor.

Bakterilere karşı yulaflı kalkan: Yoğurttaki probiyotik, yararlı bakteriler bakımından oldukça zengin. Yoğurt; içerdiği yüksek kalsiyum oranıyla kilo kontrolüne de yardımcı olur. Ancak alışverişinizi yaparken etiket dedektifi olmayı unutmayın; yoğurttaki katkı maddeleri ne kadar az olursa o kadar yararlı demektir.
Yulaf ezmesi, sağlıklı bir besin olmasının yanında, müthiş bir lif kaynağı. Lif kaynağını ve zengin besin içeriğini sağlayan beta glukanlar, vücudun enfeksiyonlara karşı verdiği savaşı destekleyip bağışıklık sistemini geliştiriyor.

Ananas enerji kaynağı: İçerdiği bromelain enzimiyle rahat sindirim sağlıyor ve iltihaplanmayı önleyici özelliğe sahip, Manganez bakımından zengin. Manganez aynı zamanda ‘süpreoksit dismutaz’ olarak adlandırılan anti-oksidan enzimin harekete geçirilmesini sağlıyor. Kahvaltıda olmasa
bile gün içinde herhangi bir öğünde tüketeceğiniz 1-2 orta boy dilim ananas, hem sindirimi rahatlatır hem de yüksek anti-oksidan içeriğiyle hücrelerinizi yapılandırır.

Yeşil mercimeği ihmal etmeyin: Haftada toplam 14 öğünümüz var; bu 14 öğünün dört öğününde mutlaka kurubakliyatların prensesi yeşil mercimeğe yer ayırın. Ara öğünlerde kan şekerinizi dengelemek, uyku halini üzerinizden atmak adına 3-4 adet siyah erik kurusu veya 2-3 adet kuru hurma tüketin.

Antİ-oksİdanları unutmayın: E vitamininden faydalanmak için tam buğday unundan ekmek, selenyum için balık eti ve beyaz lahana, A vitamini kaynakları içinse tercihinizi kabak tatlısından yana kullanın. Sıraladığım bu iki vitamin ve bir mineral anti-oksidanların başında geliyor. Sağlıklı bir vücut için anti-oksidanlar vazgeçilmezdir.

milliyet .com

Kategoriler
TEKNOLOJİ

Nano Teknoloji Nedir, Ne İşe Yarar, Özellikleri Nelerdir?

“Nano” sözcüğü Yunanca’dan ve Latince’den alınmıştır ve “Cüce” anlamına da gelmektedir. Bir Nanometre (nm = Metrenin Milyarda Biri) bir milimetrenin milyonda biri kadar bir uzunluktur ve bir insan saç telinin on binde biri kadar bir kalınlığa tekabül eder. Bu uzunluk terimi Atom ve Moleküllerin içindeki en küçük mesafeleri tanımlamak için kullanılır. Dört ila altı atom yan yana sıraladığında bu uzunluğa eşit bir uzunluk meydana getirirler. Nano derecesindeki parçacıklar (Nano parçacıkları) veya Polimerler (100 nm ‘den küçüktürler) bu teknolojinin yapı taşlarını teşkil ederler. Atomsal düzeydeki malzemelerin amaca yönelik yapılandırılmalarında ve bu kadar küçük boyuttaki özel görüngülerden yararlanma birçok alanda yeni imkânların doğmasına yol açmıştır. Bu alanlardan bazıları şunlardır: Enerji, çevre tekniği, IT- Branşı, Tıp, Eczacılık vs. Atomsal düzeyde kimya, biyoloji ve fizik arasında sınır yoktur. Her şey bir çapraz teknolojisinde birleştirilmiştir, yani birçok dalda tüm sınırlar ortadan kalkacaktır.

 

Atomların dünyasında kuantum etkisi (Kuant: Bir fiziksel alanın parçacık olarak kabul edilen enerji birimidir) ve kuantum mekaniği (Enerjinin kuant yapısını dikkate alan mekanik) ultra ince kaplamalarda önemini gittikçe arttırmaktadır. Ev eşyalarında olsun, otomobil, uçak, malzeme tekniği, bilgisayar dalında olsun Nano parçacıklar yüzeylere, çizilmezlik ve parçalanmama özelliği ile korozyona karşı dayanıklılık ve büyük ölçüde kaydırma özelliği kazandırmaktadırlar.

 

Eğer malzemelerin içinde karışık bir şekilde oradan, oraya dolaşan molekülleri, her atomun olması gereken yerde olacak şekilde, düzenlemek mümkün olsaydı, imkânsız olan bir şeyi gerçekleştirmek de mümkün olurdu. Kontrollü ve sıkı bir düzene sahip malzemeler yeni bir güç kazanırlar. Üretim işlemleri daha basit, daha ucuz ve daha fazla çevre dostu olurlar.

 

Nano Teknolojisi molekülleri elektrik akımı, mıknatıslık ve kimya ile manipüle ederek, bunların kendi, kendilerine düzenli bir şekil almalarını sağlar. Burada doğanın kendisi de bir örnek teşkil eder. Örneğin hücreler ve işlevleri gibi. O halde Nano Teknolojisinin hedefi moleküllerin kendi, kendilerini düzenlemeleri ve insan elinin bu işe karışmamasını sağlamaktır.

 

Bu aralarda Japon bilim adamlarının başarmış oldukları gibi, bu moleküller kendi, kendilerini mümkün mertebe yeniden üretmelidirler.

 

Nano Teknolojisi önümüzdeki yıllar içinde geleceğe yönelik bir ilerleme gösterecek ve yeni piyasa potansiyelleri sağlayacaktır. Bu teknoloji uzman çevrelerinde ve medyada 21. Yüzyılın anahtar teknolojisi olarak kabul edilmektedir. Almanya’da ise bu alanda yapılan resmi araştırma projeleri ve konuyla ilgili faaliyet gösteren ekonomi şirketleri teşvik edilmektedirler. Bu ülkede konu üzerinde uzmanlaşmış özel yetki merkezleri bulunmaktadır. Bu yetki merkezleri, büyük işletmeler, yüksek okullar, üniversiteler, araştırma enstitüleri, ticaret odaları, rizikolu sermaye sağlayıcıları ile bağlantı halindedirler ve Almanya ile çeşitli ülkelerdeki projelerin finansmanına iştirak etmektedirler.

 

Bilgi teknolojileri ve internet geleneksel-kurulu piyasalarda ve mevcut teknolojik altyapı içerisinde yaşamımızı değiştiren uygulamalara sahne olmuştur. Nano teknoloji kullandığımız aletler, bilgisayarlar, yapılar, elbiseler ve materyalleri değiştirecek ve yeni ürünler, piyasalar ve yaşam tarzını gündeme getirecektir. Nano teknoloji, yalnızca minyatürize olmuş ürün ve üretim yapıları ortaya çıkarmayacaktır; bunun yanı sıra üretim sürecinde kullanılan materyaller atom ve moleküler düzeyde ele alınıp işleneceğinden atom (kuantum) fiziği devreye girecektir. Bu anlamda nano teknoloji çeşitli alanlarda yeni teknoloji, piyasa ve ürünlerin ortaya çıkmasına olanak tanımaktadır.

 

Almanya bu konular üzerinde öncülük yapmaktadır ve 1 Milyar Dolardan fazla Nano-araştırmasına yatırım yapmaktadır. IBM, Fujitsu ve Intel´de Nano teknik dâhilinde mikroskobik küçüklükte Çipler üretmek için çalışmaktadırlar.

 

Amerika’da özel sektör hariç sadece devletin nano teknolojiye ayırdığı kaynak 2003 yılı için 600 milyon dolar. Japonya”da ekonominin temel dinamikleri elektronik sektörüne dayandığı için bu ülke nano teknoloji çalışmalarına 500 milyon dolar kaynak ayırıyor. Başta Çin olmak üzere Rusya, Almanya ve İngiltere de konunun önemini kavradı ve bu yöndeki çalışmalara kamu bütçesinde yer veriyor. Son zamanlarda önemli gelişmeler kaydedilen nano teknolojiyle metrenin milyarda biri oranında suni parçalar üretmek mümkün. Bu teknoloji yardımıyla uzun süre solmayan boyalar, etkisini hızlı gösteren ve daha etkili ilaçlar veya daha uzağa gidebilen golf topları üretilebiliyor. Bu alanda, hükümetin de desteğiyle önemli gelişmeler kaydeden Tayvan, 2012´ye kadar 32 milyon dolarlık ürün üretecek. Böylece 350 milyar dolarlık Tayvan ekonomisinin yüzde 10´unu kaplayacak.

 

Bugün hayal gibi görünse de, kullandıklarımızdan binlerce kat hızlı bilgisayarlar, damarların içinde ilerleyerek hastalıkları tedavi edecek nano aygıtlar, organların içinde ameliyat yapabilecek robotlar, betondan daha dayanıklı plastik binalar, hareketleri şarj edilmiş elektrik ile sağlanan yapay kaslar, çok daha hafif ve gelişmiş silah sistemleri gelecekte karşımıza çıkacak. Enerji konusundaki temel sıkıntı olan enerji sarfiyatı sıfıra inebilecek ve zararlı her tür atıktan kurtulmak mümkün olacaktır.

 

Kategoriler
Genel Kültür

Radyasyon Nedir? Ne Kadarı Zararlıdır?

Songünlerde sıkça duyduğumuz radyasyon, nükleer enerji, zararları, doğal felaketleri gibi kavramların oluşturduğu bilgi kirliliğini ortadan kaldırmak için sizlere Ahmet Rasimin yazısını sunuyoruz.

Biri iyonlaştırıcı, diğeri de iyonlaştırıcı olmayan radyasyon olmak üzere iki tür radyasyon vardır. Kızılötesi radyasyon; radyo dalgaları, cep telefonu ve mikrodalga fırın radyasyonları iyonlaştırıcı değildir ve kimyasal bağlar üzerine etkileri yoktur. Bunlar çok yoğun olduklarında dokularda ısınmaya yol açarlar. İyonlaştırıcı radyasyon ise kimyasal bağları etkilediği için çok zararlıdır ve kansere yol açabilir. X ışınları, gama ışınları ile alfa ve beta partikülleri bunlara örnektir. Fukuşima’daki sızıntıda gama veya X ışınları yayılması söz konusu değildir.

Başkalarına geçer mi?

Radyasyona maruz kalanlar bunu başkalarına ve temas ettikleri yüzeylere bulaştırırlar. Mesela elbiselerine radyasyon bulaşan kişiler bunu oturduklara sandalye ve koltuklara veya sarıldıkları insanlara bulaştırırlar.

Radyasyon vücutlarının içinde olan kişiler ise bunu yakınlarında bulunan insanlara bulaştırabilirler. Kan, ter, idrar gibi vücut sıvılarında radyasyon bulunabilir. Bu tür sıvılarla temasla da radyasyon geçer.

Zararı nasıl ölçülür?

Radyasyon ölçüm birimi ‘sievert’tir; kısaca Sv olarak ifade edilir. Bunun binde biri ise milisievert olarak bilinir. Bir diğer birim de rem’dir. 1 sievert 100 rem’dir.

Hangi seviyeden sonra zararlıdır?

Bir insanın bir senede maruz kalacağı radyasyon miktarı 100 milisieverttir. Bu miktar yükseldikçe kanser riski de artar.

Toplam bin milisievert radyasyon alınması kanser riskini yüzde 5 nispetinde artırır. Bir defada bin milisievert radyasyon alınması radyasyon hastalığına sebep olur; kanda akyuvarlar azalır ama öldürücü değildir. 5 bin milisievert radyasyon alanların yüzde 50’si bir ay içinde ölür. Bir akciğer röntgeni 0,1 milisievert radyasyon alınmasına sebep olur. İnsanlar toprak ve kozmik ışınlardan senede 2 milisievert radyasyon alırlar.

En çok kimleri etkiler?

Radyasyon, hücreleri hızlı bölünen anne karnındaki bebekler ve küçük çocuklar için çok daha büyük tehlike oluşturur. Erken doğum, düşükler, doğumsal gelişim kusurları ve başta tiroit olmak üzere kemik kanserleri ve lösemiler çok sık görülür.

Japonya’daki sızıntıda hangi radyoaktif maddeler vardır?

Buradan esas olarak iyot-131 ve sezyum-137’nin sızmış olması söz konusudur.

Radyoaktif iyodun özellikleri nelerdir?

Radyoaktif iyot veya I-131 havadan ağırdır ve fazla rüzgâr yoksa çok uzaklara gidemez. I-131’in yarı ömrü (etkisinin yarı yarıya azalması için geçen süre) 8 gündür. Etkisi iki ay sonra iyice azalmış olur.

***

Radyasyona maruz kaldığımızı nasıl anlarız?

İnsanların vücutlarında, elbiselerinde, saç ve derilerinde ne miktarda radyasyon bulunduğu Geiger aletleri ile ölçülebilir. Radyasyon bulaşmış olanların kıyafetlerini değiştirmeleri, duş almaları gerekir. Radyasyonlu elbiseler zararlı atıklar olarak işlem görmelidir. Sodyum iyodür detektörleri ile de tiroit bezinde radyoaktif iyot tutulup tutulmadığı anlaşılabilir.

Hangi test yapılmalı?

Radyasyondan etkilendiği düşünülenlere yapılması gereken ilk test tam kan sayımıdır. İlk bulgu akyuvarların sayısındaki azalmadır.

Yol açtığı sağlık sorunları nelerdir?

Kısa zamanda (dakikalar içinde) yüksek miktarda radyasyona maruz kalanlarda Akut Radyasyon Sendromu (ARS) gelişir. Bu tablo radyasyon zehirlenmesi veya radyasyon hastalığı gibi isimlerle de bilinir.

Bu kişilerde maruz kalınan radyasyon dozunun miktarına göre birkaç dakikadan birkaç güne değişen sürelerde bulantı, kusma, ishal ve deride yaralar meydana gelir. Bunlar bir ara iyileşmiş gibi görünebilirler ama daha sonra iştahsızlık, halsizlik, ateş gibi belirtilerle tekrar hastalanırlar. İlk etkilenenler kemik iliğindeki hücrelerdir; bununla ilgili olarak iç kanamalar ve enfeksiyonlar ortaya çıkmaya başlar. Havale ve koma da görülebilir. Bu dönem birkaç saat ile birkaç ay arasında sürebilir ve ölümle sonuçlanır.

Radyasyon neden kansere yol açıyor?

Radyasyon hücrelerin DNA’sını etkiliyor; meydana gelen hasar DNA’nın kendini kopyalayamamasına yol açıyor. Hücre bölünmesi bozuluyor veya bölünürken hücre ölüme gidiyor.

Bazı durumlarda ise DNA’da oluşan kırıklar yeni hücrelere aktarılıyor ve DNA’da mutasyonlar meydana geliyor. Bu hasarlı ve diğer hücrelerin kontrolünden çıkmış hücreler de kanser oluşumuna yol açıyor.

Hücreleri daha hızlı bölünen çocuklar radyasyonun kanser yapıcı etkilerine daha duyarlıdırlar.

Yiyeceklere nasıl bulaşır?

1950 ve 1960’lı yıllarda Nevada’da yapılan atom bombası testleri sırasında atmosfere I-131 radyoaktif maddesi karışmış ve çayırda otlayan hayvanların sütüne de geçmiştir. Bu ineklerin sütünü içen çocuklarda trioit kanserleri ortaya çıkmıştır.

Radyasyon göl ve akarsu balıklarına da geçebilir ancak tehlike, hacim çok daha büyük olduğu için okyanus balıklar için daha düşüktür.

***

Zarar görmemek için ne yapılmalı?

Bu tür tehlikenin önceden tahmin edildiği durumlarda insanlar radyasyon kaynağından hızla uzaklaştırılmalıdır. Japonya’da da 170 binden fazla insan nükleer santralin 12 mil uzağına taşınmıştır.

Radyasyonun yayılmış olduğu durumlarda ise insanların dışarı çıkmaması gerekir. Japonya’da santrale 20 mil mesafede bulunanların evlerinden dışarı çıkmamaları ve havalandırma sistemlerini kapatmaları istenmiştir. Solunum yoluyla bulaşmaya karşı maskelerden faydalanılır.

Nasıl tedavi edilir?

Potasyum iyodür verilerek radyoaktif iyodun tiroit bezi tarafından alınması önlenebilir. Bu madde vücudun diğer organlarını korumaz ve kanser meydana geldikten sonra da bir faydası yoktur. Potasyum iyodür tükürük bezinde iltihap, mide-bağırsak bozuklukları, alerjik reaksiyonlar ve deri döküntülerine yol açabilir. Bu madde, guatr, hipertroidi ve hashimatı hastalığı olanlar için zararlıdır. Vücuttaki radyoaktif maddeleri uzaklaştırmak için doktor gözetimi altında Prusya mavisi de kullanılabilir.

zaman – Ahmet Rasim Küçükusta

Kategoriler
Genel Kültür GÜNCEL

Kısaca Enerji Nedir, Enerji Çeşitleri Nelerdir? Enerji Çeşitleri Nasıl Elde Edilir?

Hepimizin, dünyadaki her canlının yaşamı enerjiye bağlıdır. Enerji olmadan yaşayamayız, hadi yaşadığımızı farzedelim, yaşasak bile kesinlikle hiçbir işimizi de yapamayız. Herşey ama herşey enerjiye bağlıdır. Örneğin biz insanlar yaşama için güneşe, otomobiller çalışmak için benzine, makinalar çalışmak için elektriğe ihtiyaç duyar. İşte bunların hepside birer enerji şeklidir. Peki ama bu yaşamak için muhtaç olduğumuz, adına enerji dediğimiz şey ne olur, ne demektir enerji, kaç çeşit enerji vardır? İşte bu soruların kısaca cevaplarını bulabileceğiniz yazımız;

Herhangi bir hareketi (aksiyonu) yapan yada yapmaya hazır olan kabiliyete Enerji denir. Kısaca “iş yapma yeteneği” olarak da tanımlanabilir.

Enerji Kaça Ayrılır?

Genel olarak enerji ikiye ayrılır.

1.Potansiyel enerji: Depolanan enerjiye denir. Saat zembereği yada pil gibi.

2. Kinetik enerji: Hareket enerjisidir. Rüzgar, akan sular, giden arabanın enerjisi gibi. Bir hareket sonucu açığa çıkan enerjiye denir. Örneğin rüzgar bir pervaneyi kinetik enerjisi nedeni ile çevirir. Bu pervaneye bağlı jeneratör de elektrik üretir. İşte rüzgarın kinetik (hareket) enerjisi elektrik enerjisine dönüşmüştür.

Hidrolik (su) enerjisi: Barajda biriken suyun yüksekten düşerken sahip olduğu kinetik enerji aşağıda bir su tribünün (pervanesi) çevrilmesi ile elektrik enerjisine dönüşür.

Kimyasal enerji: Bir maddenin moleküllerinin başka bir madde molekülleri ile yaptığı reaksiyon sonucu ortaya çıkan enerjiye denilir. Bunun en temel örneği yanan odun, kömür, petrol gibi fosil yakıtlar,kağıt vb. gibi birçok malzemelerdeki molekül ile havadaki oksijen molekülünün birleşerek ortaya çıkardığı ısıl enerjidir. Uzmanlar bunu termik enerji yada ısıl enerji olarak isimlendirmektedir.

Nükleer (çekirdek) enerji: atom çekirdeklerinin bölünmesi veya parçalanması neticesi açığa çıkan enerji olarak tanımlanır. Bu enerji miktarını belli eden Einstain formülü ise E=mc2 dir. Burada “m” kaybolan kütleyi “c” ise ışık hızını ifade eder. 300.000.000 m/sn olan bu değerin karesinin ne denli büyük bir enerjiye karşılık geleceği ortadadır. Dünyada mevcut 443 nükleer santral bu prensip ile çalışır.

Termonükleer (Termal) enerji: Atom çekirdeklerinin birleşmesi neticesi ortaya çıkan bir çekirdek enerjisi olup Termonükleer olarak isimlendirilir. İki Hidrojen atomunun birleşmesi ile ortaya çıkan ve bilimin artık laboratuar da kolayca gerçekleştirdiği bir enerji dalıdır. Kısacası Güneş bu reaksiyon ile ayakta duran dev bir termonükleer enerji merkezidir. İlk FÜZYON yani termonükleer enerji santralin inşasına 10 milyar €-avro bütçe ile Fransa da 10 ülkenin ortaklığı ile haziran 2005 yılında başlanmıştır

Elektrik Enerjisi: Serbest elektronların hareketinden kaynaklanan bir enerjidir. Genelde bakır veya alüminyum tel ile iletilen “alternatif ve doğru” akım modelleri olan bir enerjidir. Elektrik insanlık tarihinde “tekerlekten” sonraki en önemli buluş olarak bilinir.

Elektrik enerji üretim kaynakları nelerdir?

Elektrik enerjisi üretim kaynakları 2 ana başlık altında ifade edilir.

  1. Ana enerji kaynakları.
  2. Yenilenebilir (Alternatif) enerji kaynakları.

Ana enerji kaynakları 3 çeşittir.

  1. Su enerjisine hidrolik,
  2. Kömür,petrol ve gaz enerjisine termik,
  3. Çekirdek enerjisine de nükleer enerji denilmektedir.

Alternatif (yenilenebilir) enerji kaynakları ise çok çeşitlidir.

  • Rüzgar, güneş, jeotermal, biomas, güneş pilleri,vb.

Alternatif enerji kaynakları ana enerji kaynakları yerine ikame edilemez. Çünkü; Ana enerji kaynaklarının en önemli kriterinden birisi olan “sürdürülebilirlik” ilkesini alternatif enerji kaynakları sağlamakta başarısız olmaktadırlar. Bu yüzdendir ki kesintisiz ve hiçbir şarta bağlı olmaksızın elde edilebilen enerji türüne ana enerji kaynakları denilmektedir.

Kategoriler
EKONOMİ

Klimadan Nasıl Tasarruf Edilir? Klima Tasarruf Etme Yolları Nelerdir?

Klimadan Nasıl Tasarruf Edilir

Özellikle yaz aylarında sıkça çalıştırdığımız klimalar, ülkemizde sürekli zam yapılan elektrik faturalarını kabartmakta ancak klimadan da enerji tasarrufu yapabilirsiniz klimanızı doğru yere monte etmediyseniz çok daha fazla enerji harcayacaksınızdır. Klima tasarrufu için en önemli faktör makinenin modeli diyebiliriz makinenin evdeki konumundan, kullanılış biçimine göre bir birinden farklı doğru bilgi ile hem makinenin ömrü uzatılabiliyor hemde çok ciddi tasarruf yapılabiliyor.

Klimaların enerji sınıfı A’dan G’ye kadar olan harf işaretlemeleriyle belirtilmektedir. Aynı soğutma veya ısıtma kapasitesine sahip olsalar da “A” sınıfı klima “G” sınıfına göre daha az enerji harcar. Bu yüzden klima alırken A sınıfı olmasına dikkat etmeliyiz.

On yıldan eski olan klimalarımızı yenilemeliyiz. Çünkü eski klimalar aynı soğutma performansı için yeni klimalara oranla %40 daha fazla enerji harcar.

Yaşadığımız mekanı soğuturken panjurları ve perdeleri kapalı tutarsak enerji tasarrufu sağlamış oluruz.

Evinizin ısı yalıtımı konforunuzu artırır ve enerji sarfiyatını düşürür. Bu nedenle ortamın ısı kayıp-kazanç noktalarının izolasyonu önemlidir.

Klimanızı çalıştırırken uygun bir oda sıcaklığı seçin. Çok düşük sıcaklık seçimi yaparsanız oda çok soğuyacağı gibi gereksiz enerji sarfiyatına neden olacaktır. Odanızı soğutmak istiyorsanız, klimayı 22-24 dereceye kadar ayarlamamız yeterli olacaktır. Unutmayın ki klimalarda düşürdüğümüz her bir derece %3-4 oranında daha fazla enerji harcar.

Çok sıcak olmayan ama nemli günlerde klimanızı nem alma modunda çalıştırın.

Dışarısı serinlemiş ise klimanızı kapatıp pencere veya kapınızı açmayı tercih edin.

Filtrelerin zaman içinde tıkanması hava akışını, soğutmayı ve nem giderme performansını azalttığından, enerji sarfiyatını arttırır. Bu yüzden hava filtresinin temizliğini düzenli olarak yapmalı ve filtreyi belli aralıklarla değiştirmeliyiz. Her yaz ve kış sezonu öncesi klima cihazınızın bakımını, temizliğini ve kontrollerini yaptırın.

Klimanın hava giriş-çıkış kanallarının ve üfleme menfezlerinin önlerinde hava akışını engelleyecek eşyalar bulundurmayın.

Programlama özelliği olan klimaları tercih edin. Cihazınızın kullanılmadığı zamanlarda kapanmasını ve kullanacağınız zaman açılmasını sağlayan otomatik programlama yapın. Böylece gereksiz enerji tüketimini engellemiş olursunuz.

Klimanın dış ünitesinin doğrudan güneş altında olduğu yerlerde, bir gölgelik ile güneşten korunması enerji tasarrufu sağlar.

Klimanızı soğutma konumunda çalıştırırken odanın doğrudan güneş ışığı almamasını sağlayın.

Soğutma konumunda ortamda ısı yayan cihazların kullanılmamasına özen gösterin. Bilgisayar, TV, müzik seti gibi elektronik cihazlar ile ampul, avize ve abajurlar ortama ısı yayar ve klimanın enerji sarfiyatını artırırlar.

Tüm bunların yanı sıra klimadan çıkan saf suyu ütü için kullanarak, ütümüzün uzun ömürlü olmasını sağlayıp, sudan da tasarruf edebiliriz.

kaynak