Kategoriler
SAGLIK

Gebelerin (Hamilelerin) Yemesi Gereken Yiyecekler Nelerdir?

Gebelerin (Hamilelerin) yemesi gereken yiyecekler nelerdir? Gebelik (hamilelik) kadınların en hassas dönemlerinden biridir. Gebelikte, bebek annenin yedikleri ile beslendiğinden, anne ne yerse bebekte onu yer. Bu yüzden gebelikte beslenme oldukça önemlidir. Gebeliği sağlıklı bir şekilde geçirmek ve gerek çocuk gerekse anne adayının yeterli ve dengeli beslenmesi için gebelerin tüm besin gruplarından yeterli düzeyde beslenmesi gerekir. Uzmanlara göre hamilelerin yemesi gereken besinler şöyle:

Kategoriler
GÜNCEL

Hamileler Nasıl Beslenmeli? Hamileler Neleri Yemeli, Neleri Yememeli?

Hamileler Nasıl Beslenmeli? Hamileler Neler Yemeli?

Hamilelik döneminde anne adayının enerji, protein, mineral ve vitaminlere ihtiyacı artar. Gün içinde düzenli olarak tüketilecek üç öğünde; süt ve süt ürünleri, meyve ve sebzeler, ekmek ve tahılgiller ile yüksek proteinli gıdaların bulunmasına dikkat edilmeli.

Hamilelikte artan protein gereksinimi için balık, et, süt ve süt ürünleri ile kurubaklagiller tüketilmeli. Balık yağıyla, D vitamini ve çinko ihtiyacı karşılanmalı. Bebeğin iyot ihtiyacı için iyotlu tuz kullanılmalı.

Hamileler Neler Yememeli? 

Hamilelik döneminde alkol alınmamalı, sigara içilmemeli, kahve ve çay gibi kafein içeren içecekler mümkün olduğunca az tüketilmeli. Salam, sucuk ve sosis gibi katkı maddesi olan besinlerden de uzak durulmalı.

İçeriği bilinmeyen hazır gıdalar, sodyum yani tuz içeriği yüksek besinler, katkı maddelerince zengin yapay besinler başta olmak üzere fast food gıdalara da mönülerde yer verilmemeli.

Kategoriler
SAGLIK

Gebelikte Yapılması Gereken Aşılar Nelerdir?

Eğer bir sağlık ocağı tarafından takibiniz yapılıyorsa, size 4.aydan itibaren, 2 doz tetanoz aşısı önerilecektir. Doğumun steril koşullarda yapılması, tetanoz riskini büyük ölçüde ortadan kaldırır. Ama bu hizmet ayağınıza kadar gelmişken, değerlendirmeniz faydalı olur.Ayrıca oluşan bağışıklık, doğum sonrasında bebeğiniz için de koruyucu olacaktır. Bu aşıyı yaptırmanızı tavsiye ederim.

Hepatit B aşısı için de benzer şeyler söylenebilir. Bu mikrobun taşıyıcılığı ülkemiz koşullarında çok yüksek olmakla birlikte,steril şartlarda yapılacak doğum Hepatit B mikrobu ile karşılaşma riskinizi büyük oranda ortadan kaldırır.Şu an rutin aşı programında olmamakla birlikte,doğumunuzu genel hastanelerde gerçekleştirmeyi düşünüyorsanız, bu aşıyı yaptırmanızı tavsiye ederiz.Toplam 3 dozda yapılır.

Gebelik esnasında antijen aşıları yapılabilir, ama canlı aşılar kontrendikedir, yani yapılması sakıncalıdır. Tetanoz ve Hepatit B haricinde, yapılması planlanan aşılar hakkında mutlaka önceden bilgi alınız.

 

Kategoriler
SAGLIK

Doğum Kontrol Haplarının Yararları ve Zararları Hakkında Bilgiler

Doğum Kontrol Haplarının  Olumlu Yan Etkileri Nelerdir?

Hamile kalmak istemeyen bayanların kullandıkları yöntemlerin başında gelir doğum kontrol hapları. Peki bu hapların yararları ve zararları nelerdir biliyor musunuz? İşte cevabı:

* Adet döngüsünün düzenli olmasını sağlarlar.
* Adet kanamasının miktarını azaltarak gereksiz kan kaybını önlerler.
* Adet öncesi gerginlik belirtilerini azaltırlar ve bu etkileriyle PMS hastalığında (adet öncesi gerginlik sendromu) tedavi amaçlı olarak kullanılırlar.
* Adet sancısı, doğum kontrol hapı kullananlarda daha az sıklıkla görülür.
* Hap kullanan kadınlarda akne (sivilce) ve tüylenme daha az sıklıkla görülür.
* Uzun süreli doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda rahim kanseri ve yumurtalık kanseri çok daha az sıklıkla görülür.
* Gebelik oluşma riskinin azalması dış gebelik ortaya çıkma riskinin de azalmasını sağlar.
* Yumurtlama süreci baskılandığından hap kullanan kadınlarda işlevsel yumurtalık kistleri de daha az görülür. Bu etki düşük doz doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda çok güçlü değildir.
* Hap kullanan kadınlarda fibrokistik meme sorunu daha az görülür.
* Doğum kontrol hapları pelvik enfeksiyon gelişme riskini azaltırlar. Bir yıllık kullanımda pelvik enfeksiyon riski en az %50-60 oranında azalır ve bu durum hap kullanıldıkça devam eder. Bu etki muhtemelen doğum kontrol haplarının içerdiği progesteron hormonu türevi maddenin rahimağzı salgısını bakterilere karşı daha az geçirgen hale getirmesiyle ilgilidir. Bazı çalışmalar hap kullanımına bağlı olarak rahimağzında erozyon (“yara”) geliştiğinde bölgede klamidya bakterilerinin daha kolay çoğalabildiğini göstermiş olsa da bu durum henüz kanıtlanmış değildir.
* Hap kullanan kadınlarda mantara bağlı vajinit dışında kalan diğer vajinit türlerinin daha az sıklıkla görüldüğü saptanmıştır.
* Doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda endometriyozis daha az sıklıkla görülür ve endometriyozis hastalığı olan kadınlarda belirtiler daha hafif seyreder.
* Doğum kontrol hapı kullanımının miyomlara karşı koruyucu olduğu belirlenmiştir.
* Hap kullanımı romatoid artrit hastalığı ve ateroskleroz (“damar sertliği”) gelişme riskini azaltır.
* Hap kullanan kadınlarda kemik yoğunluğu daha yavaş azalır. Bu etki düşük doz doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda çok güçlü değildir.

 

Doğum Kontrol Haplarının Olumsuz Yan Etkileri Nelerdir?

Damar Tıkanıklığı Gelişme Riskinin Artması

Doğum kontrol haplarının en korkulan yan etkileri kanın pıhtılaşmaya eğilimini artırmaları nedeniyle damar tıkanıklığına yol açabilmeleridir. Bu yan etki günümüzde kullanılan düşük doz ilaçlar sayesinde çok ender görülür hale gelmiştir.

Bu ciddi yan etkinin gelişme riskini en aza indirmenin en iyi yolu damar tıkanıklığı gelişme riski nispeten yüksek olan kadınların bu ilacı hiçbir şekilde kullanmamalarıdır. Bu ayrımı ancak bir doktor yapabileceğinden hapların doktor değerlendirmesi sonrasında başlanması son derece önemlidir.

Okuyucunun aklına “az da olsa damar tıkanıklığı gibi ciddi bir soruna yol açma riski olan bir ilacın doktorlar tarafından nasıl bu kadar rahatça önerilebileceği” sorusu gelebilir. Öncelikle bilinmesi gereken yeni jenerasyon düşük dozlu doğum kontrol haplarının uygun durumlarda kullanıldığında damar tıkanıklığı yaratma riskinin oldukça düşük olduğudur. Diğer önemli nokta hiçbir ilacın yan etkisiz olamayacağı gerçeğidir. İlaç kullanırken temel prensip kar/zarar oranının ne kadar yüksek olduğudur. Hap kullanımından elde edilen kar (gebelikten korunma ve diğer etkiler), çok düşük olasılıkla ortaya çıkması beklenen zararlara göre çok daha fazladır.

Doğum Kontrol Hapları Ve Kanser

Kadınların çoğu “kanser yapar” korkusuyla hap kullanmaktan çekinirler. Elimizdeki veriler doğum kontrol hapı kullanımının rahim iç tabakası ve yumurtalık kanseri ortaya çıkma riskini azalttığını göstermektedir.

İstatistikler bir yıl gibi kısa süreli bir kullanımın bile rahim iç tabakası kanseri görülme sıklığını yarı yarıya azalttığını ve üç yıllık kullanımda bu koruyucu etkinin en üst seviyeye ulaştığını göstermektedir. Hap bırakıldıktan sonra koruyucu etki 20 yıl daha devam etmektedir.

Yumurtalık kanseri ilk belirtilerini genellikle çok geç evrelerde veren oldukça öldürücü bir kanser türüdür ve hapların bu kanser türünden koruyucu etkisi 3-6 ay gibi çok kısa süreli bir kullanımda bile başlar. Hapların kullanım süresi arttıkça koruyucu etki daha da yükselir. 10 yıl süreyle hap kullanan bir kadında yumurtalık kanseri gelişme riskinin %80 oranında azaldığı ve hap bırakıldıktan sonra koruyucu etkinin en az 15-20 yıl daha devam ettiği gösterilmiştir. Yumurtalık kanseri ailevi geçişli olduğu düşünülen kanser türlerinden bir olduğundan hapların koruyucu etkisi özellikle ailesinde yumurtalık kanseri öyküsü olan kadınlarda ciddi bir koruma seçeneği olabilir.

Meme kanseri konusunda veriler çelişmekle beraber, haplar kısa süreli kullanımda (5 yıl ve daha az) muhtemelen bu kanser türünün ortaya çıkma riski üzerinde etkisizdirler. Bu konudaki çalışmalar halen devam etmektedir. Bugüne kadar yapılan çalışmalardan çıkan en önemli sonuçlardan biri hap kullanımının meme dokusu içinde gelişmeye başlamış ancak belirti vermeyen kanser kitlesinin gelişimini hızlandırabilmesidir. Kar/zarar oranı karşılaştırıldığında hap kullanımından elde edilen kar çok düşük olasılıkla ortaya çıkan bu etkinin vereceği muhtemel zarardan çok daha fazladır.

Bazı çalışmalar hap kullanan kadınlarda menopoz sonrası kanser riskinin azaldığını göstermiştir.

Rahimağzı kanseri üzerinde hapların bir etkisi olmasının beklenmemesiyle beraber, hap kullanan kadınlarda rahimağzı kanserlerinin öncüleri daha sık yakalanmaktadır.

Doğum kontrol hapı kullanmaya devam eden kadınlar yıllık muayenelere gelme konusunda daha tutarlı davrandıklarından muayeneyle erken dönemde yakalanabilen kanser türleri (meme kanseri, rahimağzı kanseri ve kanser öncüsü lezyonlar) daha sık ortaya çıkarılabilmektedir. Bu durum istatistiklere “doğum kontrol hapı kullananlarda rahimağzı kanseri ve kanser öncüsü lezyonlar ve meme kanseri daha sık görülmektedir” şeklinde yansıyor olabilir.

Bulantı ve Kusma

Hapların içeriğinde bulunan östrojen hormonu beyindeki bulantı merkezine direkt etkiyle bulantı ve bazen kusma şikayetinin ortaya çıkmasına neden olabilmektedir. Özellikle erken gebelik döneminde bulantı sorunu yaşayan kadınlarda bu yan etki daha sık gözlenir.

Günümüzde kullanılan düşük doz haplarda bu yan etki de daha az görülmekte ve genellikle birkaç kutu bitiminde vücudun ilaca alışması sonrasında bulantı ortadan kalkmaktadır.

Kategoriler
SAGLIK

Gebelikte Folik Asit Kullanımı Neden Önemlidir?

Gebelikte Folik Asit Kullanımı
Hamilelik öncesi folik asit kullanımı için tavsiye edilen süre hamile kalınmadan önceki 3 aylık süredir.

Hamilelikte folik asit kullanımı neden önemlidir?
Folat alyuvarların oluşumundaki temel bileşendir ve enerji üretiminde önemlidir. Onu uygun hücre bölünmesi ve kopyalanmasında temel öğe yapan DNA ve RNA sentezlerinde bir koenzimdir.Dolayısıyla, sağlıklı cenin gelişimi bu besinin varlığına bağlı olduğundan hamilelik öncesi ve sırasında vücudun bu vitaminden yeteri kadarına sahip olmasını sağlamak özellikle önemlidir. Bu konuda zamanlama yaşamsaldır. Folik asit alımına büyüyen cenin için bu besinden yeteri kadarını sağlamak için hamilelikten önce başlamalıdır.

Gebelik öncesi ve de hamileliğin ilk devrelerinden itibaren kullanılmaya başlanan folik asit bebek de oluşabilecek gelişim bozukluklarını engeller.

Folik asit kullanımı yüksek homosistein düzeylerini düşürmede de etkindir. Çalışmalar vücuttaki çok fazla homosisteinin kalp sorunlarına neden olabileceğini göstermektedir. Vitamin B12 ve vitamin B6 ile birleştirilen folik asit, vücudunuza homosistein miktarını düşürmede yardımcı olabilir.

Bu takviye depresyon ve anksiyete tedavisinde de yardımcı olabilir. Düşük folat düzeyleri ile depresyon arasındaki ilişki daha ileri araştırma gerektirse de depresyon şikâyetiniz varsa bu takviye hakkında doktorunuza danışmaya değer.

Kansızlığa karşı koruyucu olması bir diğer folik asit yararları arasındadır.

Günlük Folik Asit İhtiyacı Ne Kadardır?
Günlük folik asit miktarı (RDA dozajı) yetişkinler için 200 mcg, hamileler için 400 mcg civarındadır. Folat almak herhangi bir B12 vitamini eksikliğini gizleyebilir ve birçok uzman B12 ve folik asitin birlikte kullanımını önerir.

Bu vitamin vücuttaki tüm biyolojik olaylarda yer alır. DNA ve alyuvar oluşumu, aminoasit metabolizması, hücre büyüme ve yenilenmesi için zorunludur. Bu vitaminin yetersizliği, kansızlık, zayıf hissetme, kramplar, depresyon, şizofreni, kalp hastalığı ve bazı kanser hastalıklarına neden olabilir. Fazla alındığında (özellikle günde 0,4 miligramın üstünde alındığında) ise, deride kızarma, kabarma, kaşıntı ve alerjik bronş spazmları görülebilir.Folik asit; ıspanak, yeşil yapraklı sebzeler, karaciğer, yürek, böbrek gibi organ etleri, kavun, portakal suyu, enginar, pancar, brokoli, bamya, maya, kuru baklagiller ve buğday embriyosunda bol miktarda bulunur.

Folik Asit Yan Etkileri Var mıdır?
Fazla folik asit kullanımı çinkonun vücuttan atılmasına neden olur.

Kategoriler
SAGLIK

Gebelik (Hamilelik) Belirtileri Nelerdir?

Hamile olup olmadığınızı öğrenmek mi istiyorsunuz? Eğer aşağıdaki belirtiler siz de oluyorsa büyük bir ihtimalle gebesinizdir. İşte hamilelik belirtileri:

-Beklenen adetin başlamaması

-Memelerde dolgunluk, hassasiyet, memeucunda koyulaşma, memebaşında karıncalanma hissi

-Karnın alt kısmında dolgunluk, şişkinlik ve bazen hassasiyet

-Bulantı ve bazen kusma

-Yorgunluk, uykuya eğilim, başdönmesi

-Sık idrara çıkma

-Vajina salgılarının artması

Bu belirtiler gebelik oluştuğu andan itibaren vücudunuzda salgılanmaya başlanan gebelik hormonlarının ve salgılanma miktarı artan östrojen ve progesteronun etkisiyle meydana gelir. Bu fizyolojik hormonal değişikliklerin esas amacı vücudunuzun gebeliğe uyumunun sağlanması ve bebeğinizin gelişmesidir.

Bu belirtiler muhtemel bir gebeliğin habercisidir. Kesin tanı için gebelik testi yapılmalı veya ultrasonda gebelik gözlenmelidir.

Kategoriler
SAGLIK

Hamile Bayanların Hazırlaması Gereken Hastane Çantasında Neler Olmalı?

Hamile bayanların doğumdan önce hazırlaması gereken en önemli şeylerden biridir hastane çantası. Hastane çantası doğumdan sonra çocuk ve anne için gerekli malzemelerin bulunduğu çantaya deniyor.

Hastane çantanız ve içindekiler önemli. Aslında bu son aylara bırakılmaması gereken bir hazırlıktır. Bebek geliyorum deyince telaştan unutmamak için anne ve bebeğe ayrı ayrı çanta hazırlamakta fayda vardır.

İşte anne ve bebek için hastane çantasında olması gerekenler:

 

Bebeğimiz için:

2 adet body (mevsime göre kollu-kolsuz)
2 adet tulum veya hastane çıkışı takım
Bebek bezi
Biberon ve emzik
Kalınca bir örtü (altını değiştirirken sermek üzere)
Şapka
Eldiven
Pişik kremi ve pudra
Delikli, yumuşak bir battaniye veya pike
Islak mendil
Gazlı bez
Mevsime bağlı özelliklerde çorap ve patik
Yine mevsime bağlı olarak yelek veya hırka

 

Anne için:

2 adet önden düğmeli gecelik
Bol miktarda pamuklu iç çamaşırı
Sabahlık Havlu
Göğüs ucu pedler
Göğüs ucu koruyucu krem
Kişisel bakım ürünleri, diş fırçası macunu
Çorap
Rahat bir terlik

nsyildiz@hotmail.com
Bizim Aile Dergisi‘nin Şubat 2011 sayısından alıntılanmıştır.

Kategoriler
SAGLIK

Hamilelikte Cinsel İlişkiye Girmek Zararlı mıdır? Hamilelikle İlgili Mutlaka Bilinmesi Gerekenler

Günümüzde doğum oranlarının gittikçe artması nedeniyle, artık hamilelik ve çocuk doğurma olayı çok daha fazla dikkat edilmesi gereken, özen gösterilmesi gereken bir konu haline geldi. Hamilelikte eşlerin nelere dikkat etmeleri gerektiğini, neyi yapıp, neyi yapmayacağını bilmesi inanılmaz br önem taşır. Yoksa istenmenmeyen düşükler veya bedensel, zhnsel engelli doğumlar yaşanabilir. Bu yüzdende bizde hamile bir anne ve eşinin bilmesi gereken bazı konuları sizlerle paylaşmak istedik bu yazımızda;

Endişe duygularını istemeden harekete geçiren hamilelik gibi başka bir dönem yoktur. Hamile kalmaya karar verildiği andan itibaren, ‘acaba hamile miyim’ sorusundan başlanır ve hamilelik boyunca sorular bitmez. “Bu peyniri yiyebilir miyim? Çayımı açık mı içmeliyim? Cep telefonumu kullanmam zararlı mı?” Evet, hamilelik gerçekten de gergin zamanlar yaratabilir. Özellikle yayın organları, son ‘‘yardımsever’’ araştırmaların şaşırtıcı sonuçlarını sık sık karşımıza çıkarırken güvenden çok herkese korku yükler. Hamilelereyse iki kat…

İşte Kadın Hastalıkları-Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op.Dr. Numan Bayazıt’tan son hamile sağlığı ile ilgili öğütler…

‘‘Obez anneler kilolu bebek doğurur’’

Uzmanımızın görüşü:

Araştırmalar, doğum öncesi kliniklerine katılan annelerin %50’sinin kilolu ya da obez olduğunu gösteriyor. Bu tür klinikler, fetus için çocuk obezitesini içeren uzun vadeli kanıtlar sunuyor. Hamilelik öncesi ağırlığının önemli bir faktördür. Bazı kişiler sağlıklı beslenmelerine rağmen hamilelikte kilo tuzağına düşüyorlar. Fakat obeziteye eğilimliyseniz ve faydasız kalorilerle paketlenmiş diyet yiyecekler dahi yiyor olsanız, iri bir bebeğiniz olma olasılığı artar.

‘‘Karında ve memelerde kaşıntı çatlakların ilk belirtisidir.’’

Uzmanımızın görüşü:

Öncelikle hızla büyüyen karın ve memeler etrafında kaşıntının olması son derece normaldir. Bu bölgeler etrafında oluşan çatlakların ilk belirtisi kaşıntıdır. Hormonal değişimler de ciltte hassasiyeti artırarak kaşıntıya yol açabilir. Cilt gebelik sırasında normalden daha aktif organdır. Hem kan akımları artar hem de ter bezlerinin çalışması hızlanır. Buna bağlı olarak meme altlarında, meme uçlarında, kasıklarda ve diğer cilt kıvrımlarında terlemeye bağlı döküntü ve kaşıntılar olabilir. Bu bölgelerde cilt mantarı gelişebilir ve bu enfeksiyonlar da kaşıntıya yol açabilir. Meme başı çatlaklarını ve yarıklarını engellemek için hamileliğin 8. ayından itibaren göğüslerin emzirmeye hazırlanması gerekmektedir. “Bu nedenle, banyodan sonra kullanılacak Lanolin ve Zeytinyağı içeren göğüs ucu kremi, doğum sonrası hem annenin acı çekmesini engelleyecek, hem de bebeğin gelişimi için gerekli olan süre süt vermesini kolaylaştıracaktır.” Bilindiği gibi, Zeytinyağı antiseptik ( bakteri, mantar ve mikrop üremesini engelleme ) bir özelliği sahiptir.

‘‘Hamilelikte saç boyatmak düşüğe neden olur’’

Uzmanımızın görüşü:

Saç boyamanın doğmamış bebeğinize etki ettiğini gösteren gerçek bir kanıt yok ama tamamen emniyette olduğunu gösteren bir kanıt da bulunmuyor. Eğer saçlarınızı boyattıktan sonra hamile olduğunuzu öğrendiyseniz merak etmeyin. Vücudunuzun emeceği kimyasal miktarı çok azdır. Fakat hamileliğinizin ilk ayları boyunca kimyasallarla kontağınızı en aza indirgemek çok iyi bir fikirdir. Bu nedenle ilk 12 hafta boyamadan kaçının, sonraki aylarda ise doğal, bitkisel boyalarla ilgili kuaförünüzle konuşun.

Dikkat ederseniz ünlü anneler hamile kalmadan önce saçlarını kendi doğal rengine boyatır. Bu da çok iyi bir fikir. Dip boya yaptırmak zorunda kalmazsınız.

‘‘Perde asmak, uzanmak, ağır bir şey kaldırmak düşüğe neden oluyor’’

Uzmanımızın görüşü:

Halk arasında bu tarz inanışlar vardır. Fakat gebelikte düşük sebepleri arasında bunlar yoktur. Çünkü düşük daha çok bebeğe ait anormalliklere bağlıdır. Erken dönemde embriyoya ait nedenler düşüklerin %80-90’ını oluşturur. Bunlar arasında en önemli neden o bebeğe ait kromozomal anomalilerdir. Erken dönem düşüklerin yarısından fazlasında bebeğe ait kromozom anomalileri saptanmaktadır. Ancak gene de bunlar gebenin dengesini kaybedip düşebileceği hareketler olduğu için kaçınılması gerekir.

‘‘Gebelikte cinsel ilişki zararlıdır’’

Uzmanımızın görüşü:

Gebelikte seks en az konuşulan ve hekimlere en az sorulan konuların başında gelmektedir. “Cinsel birlikteliğimize bir engel var mı?” sorusu çoğu zaman tam kapıdan çıkmadan, utana sıkıla, genellikle çiftlerden birinin diğerini uyarması ile sorulmaktadır. Bu nedenle bu bilgiyi biz hekimler çoğunlukla sorulmadan vermekteyiz. Oysa bu soru tüm çiftler tarafından sorulmalı ve cinsel birliktelik yönünden herhangi bir risk olup olmadığı cevabı mutlaka alınmalıdır. Eski yıllarda gebelikte seksin zararlı olduğuna inanılır ve tüm gebelik boyunca yasaklanırdı. Son yıllarda gebelikte seksin, özel bazı riskli durumlar haricinde tamamen güvenilir olduğu gösterilmiştir. Yani gebeliğiniz normal bir gebelikse herhangi bir problem yoksa gebeliğinizin sonuna kadar cinsel ilişkiniz devam edebilir.

‘‘Hamilerin uyku düzeni önemlidir’’

Uzmanımızın görüşü:

Gebeliğin ilk haftalarında anne olma düşüncesi ve heyecanı kadınların çoğunda uykusuzluğa yol açar. Hamileler aradan bir miktar zaman geçtikten sonra ise uykuya dalmakta yine zorluk yaşarlar. Bunun bir çok nedeni vardır. Ancak ilk ve en önemli neden bebeğinizin büyümesidir. Bebeğiniz ve rahminiz büyüdükçe rahat bir uyku pozisyonu bulmakta zorlandığınızı fark edersiniz. Eğer hamilelik öncesi sırtüstü ya da yüzükoyun yatmaya alışkınsanız yanlara dönüp uyumak sizin için güç olabilir. Öte yandan vücut kitleniz arttıkça uyurken pozisyon değiştirmeniz güçleşir. Bu durumda doğal olarak verimli uyumanızı engeller. Bunun yanı sıra hamilelikte normalde görülen bazı değişiklikler de uykunuzu bölerek ya da düzeninizi değiştirerek uyku problemlerine neden olabilir. Nefes darlığı, mide yanması, sık idrara çıkma istediği bu değişiklerin sadece birkaçıdır.Hamilelikte konforlu bir uyku için yatış pozisyonu da önemlidir. Hamilelik döneminde rahat ve kaliteli bir uyku uyuyabilmeniz için özel olarak tasarlanmış hamile yastıkları kullanabilirsiniz.

‘‘Fazla stres erken doğum nedenidir.’’

Uzmanımızın görüşü:

Stres, pek çoğumuzun bildiği gibi, bizi zorlayan, kısıtlayan ve engelleyen olaylar, durumlar karşısında verdiğimiz tepkilerin tümüdür. Stres kavramı birçok insanın düşündüğü gibi sadece üzerimizde hissettiğimiz baskı ve gerginlikle sınırlı değildir. Stres bir süreç olarak ele alındığında, olayları değerlendirme şeklimizden, düşüncelerimize, duygularımızdan davranışlarımıza kadar pek çok boyuttan oluşur. Hamilelik öncesi ve sonrası stres ne anne adayı ne de bebek için iyi değildir. Fazla stres erken doğuma sebep olabilir, bebeğin zayıf olmasına ya da düşük riskini yükseltebilir. Anne adaylarının stresten uzak durması gerekir.

‘‘İlk doğumunu sezaryen ile yapan diğer bütün doğumlarını yine sezaryenle yapmak zorundadır.’’

Uzmanımızın görüşü:

Eskiden, eğer kadın sezaryenle doğum yapmışsa, bundan sonra doğuracağı tüm bebekleri aynı yolla doğurması gerektiği düşüncesi vardı. Bu düşünce değişmiştir. Bugün sezaryenle doğum yapmış kadınların çoğu herhangi bir risk olmadığı sürece normal doğuma teşvik edilmektedir. Önceden sezaryenle doğum yapmış çoğu kadın normal doğum yapabilmektedir. Bebeğinizin nasıl doğacağına karar verirken sizin kendi istekleriniz ve sağlığınızla ilgili birçok faktör dikkate alınacaktır. Önceki sezaryenin sebebi doğum kanalının darlığına bağlı ise normal doğum denememek gerekir. Anahtar bir faktör, önceden geçirdiğiniz sezaryende rahim duvarına uygulanan kesitin tipidir. Doktorunuz, o doğumunuzda hangi tip kesitin uygulandığını tespit etmek için sağlık dosyalarınızı inceleme ihtiyacı duyacaktır. Kullanılan kesitin tipine göre, daha yüksek oranda yara yırtılması ya da açılması yaşayabilirsiniz. Sezaryenle doğumdan sonra, normal doğumun yapılmasındaki anne ve bebek için ana risk budur. Sezaryen için yapılan rahimdeki kesitin tipine göre risk değişmektedir. Enlemesine yapılan kesit ilerideki normal bir doğumda minimum düzeyde probleme yol açar. Alçak dikey kesit, rahim duvarının ince ve alt bölgesinde yukarıdan aşağıya doğru yapılır. Bu tip rahim kesitinden sonra yapılan normal doğumdaki risk açıklık kazanmamıştır. Eğer bu tip bir kesitiniz varsa, doktorunuzla seçeneklerinizi tartışın. Klasik (yüksek dikey) kesit, rahmin üst kısmında yukarıdan aşağıya doğru yapılır. Bir zamanlar, sezaryenle doğumda en sık kullanılan kesitti. Ne yazık ki bu tip kesitin yapıldığı eski bir sezaryenden sonra normal doğum sırasında yara dokusunun yırtılma ihtimali yüksektir. Ciddi kanamalara yol açarak bebek ve anne için tehlike oluşturabilir. Bu durumda normal doğum yapılması önerilmez.

‘‘Epizyotomi Acı Verir’’

Epizyotomi, bebeği dışarı çıkarmak için vajinayla anüsün arasının kesilmesine denir.

Bu kesi her doğumda uygulanmamakla beraber gerekli durumlarda ve usulüne uygun uygulandığında hem kısa vadeli ve hem de uzun vadeli avantajlar getiren bir cerrahi müdahaledir. Kesi sonrası perineyi koruyucu manevralarla bebek doğurtulur. Plasentanın çıkmasından sonra gerekirse lokal anestezi işlemi tekrarlanarak perinedeki bu kesi usulüne uygun olarak kendiliğinden eriyen dikiş materyaliyle dikilir. Epizyotominin amacı bebeğin başı (ya da makat kısmı) çıkarken perine bölgesinin aşırı gerilmesinin ve yırtılmasının engellenmesidir. Diğer bir amacı da perine tabanı kaslarının aşırı gerilmesinin önlenerek uzun vadede oluşabilecek estetik ve yapısal bozuklukların (sistosel, rektosel, desensus; yani mesane, kalın barsak ve uterus sarkması) en aza indirilmeye çalışılmasıdır. Epizyotomi yapılırken çoğunlukla lokal anestezi yapılır. Bu nedenle acı vermez, ağrısızdır.

 

Kaynak: Haber7.com