Kategoriler
Genel Kültür

Thomas Edison’un Hayatı, Edison Kimdir? Buluşları

thomas_edisonBiri hakkında “buluşlarıyla günümüze ışık tuttu” diyeceksek bu sözü ençok Thomas Edison hakediyordur şüphesiz. Elektriğin olduğu her yerde onun buluşu kullanılıyor. Ampul onun buluşlarından sadece biriydi. Peki bu büyük bilim adamını iyi tanıyor muyuz? İşte Edison un hayatı ve bilime olan katkıları.

Thomas Alva Edison ( 11 Şubat 1847 – 18 Ekim 1931)
Thomas Alva Edison, Milan, Ohion’da doğdu. Yedi kardeşin 7. olmaktadır. Babası Samuel “The Iron Shovel” Edison, Jr.(1804–1896)(Kanada), anneside Nancy Matthews Elliott (1810–1871)dur. Kendisinin Hollandalı olduğu düşünülmektedir.Yedi yaşındayken ailesiyle birlikte Michigan’daki Port Huron’a yerleşti ve ilköğrenimine burada başladı. Fakat başladıktan yaklaşık üç ay sonra algılamasının yavaşlığı nedeniyle okuldan uzaklaştırıldı. Bu arada evlerinin kilerinde bir kimya laboratuvarı kurdu. Özellikle kimya deneylerine ve Volta kaplarından elektrik akımı elde etmeye yönelik araştırmalara ilgi duydu; bir süre sonra kendi başına bir telgraf aleti yaptı ve Mors alfabesini öğrendi. O günlerde geçirdiği ağır bir hastalık sonucu kulakları ağır işitmeye başladı.12 yaşındayken bir trende dergi ve meyve satıyor, bir yandan da trenin yük vagonunu yerleştirdiği küçük bir baskı makinesi ile haftalık bir gazete basıyordu. Ama bir gün içinde kimyasal madde bulunan şeylerden biri kırılıp vagonda yangın çıkınca Edison hem trendeki işinden oldu hem de ömür boyu ağır işitmesine yol açacak biçimde yaralandı.Daha sonra telgrafçılık öğrenmeye karar veren Edison 1863-1868 arasında ABD ve Kanada da birkaç telgrafhanede çalıştı. 1868 de bir atölye kurdu ama yaptığı elektrikli kayıt aygıtının patentini satamayınca bir yıl sonra parasız ve borçlu olara Boston dan New York ‘a gitti.

24 Aralık 1871 yılında, 2 ay önce tanışmış olduğu 16 yaşındaki Mary Stilwell ile evlendi. Üç çocukları oldu: Marion Estelle Edison (bilinen adıyla Dot), Thomas Alva Edison, Jr. (bilinen adıyla Dash) ve William Leslie Edison.Mary Edison 9 Ağustos 1884’te hayatını kaybetti.portre_thomas-edison

1880’lerde Fort Myers, Florida’dan bir arsa satın aldı ve daha sonra burda kışları kalmak için kendine küçük bir ev inşa ettirdi. Otomobil endüstrisinin büyük adamı Henry Ford yakın bir zaman sonra Edison’un evinin birkaç yüz metre ötesine taşındı. Bu nedenle Edison ve Ford ölene dek arkadaş kaldılar. 24 Şubat 1886 Edison ikinci evliliğini 19 yaşındaki Mina Miller ile gerçekleştirdi. Bu evliliğinden de üç çocuk sahibi oldu.

Buluşları:

Edison, 1876’da Graham Bell’in geliştirdiği konuşan telgraf üzerinde çalışmaya başladı. Aygıta karbondan bir iletici ekleyerek telefonu yetkinleştirdi. Ses dalgalarının dinamiği üzerine yaptığı bu çalışmalardan yararlanarak 1877’de sesi kaydedip yineleyebilen gramafonu geliştirdi. Geniş yankı uyandıran bu buluşu ününün uluslararası düzeyde yayılmasına neden oldu.

1879’da Edison bir elektrik ampulü icat etti. Kömürleştirilmiş iplikten Flamanlarla deneyler yaptıktan sonra karbonlaştırılmış kağıt flamanda karar kıldı. 1880’de evde güvenle kullanılabilecek ampuller üreterek tanesini 2,5 dolara satmaya başladı. Ancak 1878 yılında bir İngiliz bilim adamı olan Joseph Wilson Swan da bir elektrik ampulü icat etmiştir. Ampul camdı ve içinde kömürleştirilmiş bir flaman bulunuyordu. Swan, ampulün içindeki havayı boşlattı çünkü havasız ortamda flaman yanıp tükenmiyordu. Bu iki bilim adamı güçlerini birleştirmeye karar vererek Edison ve Swan Elektrikli Aydınlatma Şirketi’ni kurdular.

ilk-ampul1883’de hayatının en büyük icadı olan Edison etkisi denen olayı gerçekleştirdi; yani ısıtılmış bir filamanın moleküler boşlukta elektron yayınlamasını buldu. 1883’te bulduğu bu olay sıcak katotlu tüplerin temelini oluşturdu. Daha sonra Akkor lambanın üretimini geliştirmeyi başardı, bu da ampulün halk arasında yaygınlaşmasını sağladı.
Edison’un en önemli keşfi Menlo Park, New Jersey’deki ilk endüstriyel araştırma laboratuarıydı. Sürekli olarak teknolojik keşifler ve geliştirmeler-iyileştirmeler yapmak gibi özel bir amaç için kurulmuş ilk kurumdu. Edison birçok icadını resmi olarak bu labaratuarda üretmiş, birçok çalışanı onun direktifleri doğrultusunda bu icatların araştırma ve geliştirmesinde görev almıştır.

Elektrik mühendisi William Joseph Hammer, 1879 Aralık’ında Edisonun labaratuar asistanı olarak görevine başlamıştır. Telefon, fonograf, elektrikli tren, demir madeni ayıracı, elektrikli aydınlatma ve diğer birçok icatta büyük katkılarda bulunmuştur. Hammer’ı özel kılansa elektrik ampulünün icadındaki ve bu aletin geliştirme ve testleri sırasındaki çalışmalarıdır. Hummer 1880’de Edison’un lamba çalışmalarının şef mühendisi olmuş, bu mevkiideki ilk yılında Francis Robbins Upton’ın genel müdürlüğünü yaptığı fabrika 50.000 ampul üretmiştir. Edison’a göre Hammer elektrik ampulünün bir öncüsüdür. 1000e yakın patenti bulunmaktadır.

wikipedia

Kategoriler
EKONOMİ

Yeni Türk Ticaret Kanunu Metni, Yeni TTK Neler Getiriyor?

1535 Maddelik Türk Ticaret Kanunu 1 Temuz 2012 de yürürlüğe girecek, Yeni Türk Ticaret Kanunu’nun şirketler için getirdiği değişiklikler kısaca şöyle:

Ortakların şirketten borç almaları yasaklanıyor

Yeni TTK’ya göre ortakların şirkete borçlanmaları yasak. Bu düzenleme ile şirket tüzel kişiliği ile ortakların kasalarının net bir biçimde ayrışması amaçlanmış. Bu düzenlemenin pratikte sıkıntı oluşturacağı açık. Ortaklar şirketlerinin nakit fazlalarını faizlerini ödeseler bile kullanamayacak.

Denetim kurulu yerine bağımsız denetim geliyor

Anonim şirketlerin denetimi, bağımsız denetim kuruluşlarına, SMMMve YMM’lere bırakıldı. Bağımsız denetçiler ve kuruluşlar ise yeni yürürlüğe giren ve geçen haftaki yazımızın konusu olan Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları Kurulu tarafından belirlenecek.

Denetlemenin konusu, yıl sonu finansal tabloları ile yıllık raporların ve envanter de dahil olmak üzere, tüm muhasebenin denetimi.

Yeni TTK’nın getirdiği önemli yeniliklerden biri tek ortaklı şirketlerin kurulmasının mümkün olması. Bilindiği gibi anonim şirketlerin en az beş, limited şirketlerin iki ortakla kurulması gerekiyor.

Devredilemez görev ve yetkiler

Yeni TTK göre yönetim kuruluna murahhaslar ve genel kurulda devredilmeyecek görev ve yetkiler belirlenmiş.

Yönetim kurulu üyeleri tedbirli olmak zorunda

Yeni TTK’da yönetim kurulunun özen borcuna ilişkin “tedbirli yönetici” ölçüsü getirilmiş. Bu düzenleme ile şirket yöneticilerinin basiretli işadamı ölçüsünden vazgeçilmiş. Yönetim kurulu üyesinin ekonomideki bütün krizlerden, pazar şartlarındaki değişikliklerden ve belirsizliklerden doğan riskleri önceden teşhis etmesi ve gerekli önlemleri alması gerekecek.

Grup şirket kavramı geliyor

Yeni TTK ile şirketler topluluğu ve konsolidasyon ifadeleri ilk kez ticaret hukukumuza girmekte. Ana ve diğer ortaklıklar arasındaki ilişkiler, şeffaflık, hesap verilebilirlik ve menfaat dengesi temelinde kurallara bağlanmış.

Yönetim kurulunda değişiklikler

Yönetim kurulunun tek kişiden oluşmasına imkân sağlanmış. Ayrıca üyelerin pay sahibi olmaları zorunluluğu ortadan kaldırıldı. Yönetim kurulu üyelerinin en az dörtte birinin yüksek öğrenim görmüş olması zorunlu.

Genel kurul ve yönetim kurulu toplantısı elektronik ortamda yapılabilecek

Yönetim kurulu ve genel kurul toplantıları elektronik ortamda, yapılabilecek. Yönetim kurulu üyeleriyle pay sahipleri online oy kullanabilecek.

İnternet sitesi zorunluluğu

Sermaye şirketlerine internet sitesi kurma zorunluluğu gelecek. Gerekli tüm ilanlar, finansal tablolar, denetleme raporları başta olmak üzere tüm raporlar bu sitede kamuya açık olacak.

Birleşme, bölünme, tür değiştirmede değişimler

Şirketlerin birleşmeleri, bölünmeleri ve tür değiştirmeleri yeniden düzenlendi. Getirilen yeni hükümlerde ilave olarak kısaca, alacaklılar ve diğer hak ve menfaat sahipleri de korunmuş. Çalışanların devralan şirkete geçişleri, hakları ve sorumlulukları da ayrıntılı hükümlere bağlanmış.

Kaynak: http://www.bugun.com.tr/kose-yazisi/175945-yeni-turk-ticaret-kanunu-ne-getiriyor-makalesi.aspx

Buraya Kadar olan Kısım Bugün gazetesinden alıntıydı. Şimdi size vergiportalı com adlı siteden yaptığımız alıntıyı sunuyoruz:

1.ŞİRKETLER HUKUKUNA İLİŞKİN ORTAK KURUMLAR

A.Kurumsal Yönetim

Yeni TTK’ya hakim olan düşünce; kurumsal yönetimin halen borsa şirketleri için öngörülen kurallar bütünü olmasına rağmen, esasında tüm işletmelere uygulanması gereken bir yatırımcıya güven verme, sürdürülebilir gelişme kodeksi olduğudur. Bu sebeple Yeni TTK, tüm sermaye şirketlerine uygulanan iç yönetime, iç ve bağımsız denetime ilişkin somut hükümler getirmiştir. Yeni TTK’nın amacı, son yıllarda dünyada yaygınlık kazanan ancak ülkelerin ekonomik, finansal, siyasal ve kültürel yapılarının farklılığı dolayısıyla çeşitlilik ve karmaşa gösteren bu açılımı, Türk hukukuna sade ve karmaşa yaratmayacak şekilde yansıtmaktır.

Tasarının kurumsal yönetim yaklaşımı; (1) derinlemesine şeffaflık, (2) adillik, (3) hesap verilebilirlik, ve (4) sorumluluk olmak üzere dört ana temel üzerine oturmaktadır.

B.Sermaye Şirketlerinin İnternet Sitesi, Bilgi Toplumu Hizmetleri ve Erişim Hakkı

Yeni TTK kapsamında, her sermaye şirketi bir internet sitesi açmaya, böyle bir site mevcutsa bir bölümünü bilgi toplumu hizmetlerine özgülemeye mecbur tutmuştur.

Yeni TTK “bilgi toplumu”nu bilgiye ulaşabilen toplum olarak anlamaktadır. Bu yaklaşım, sermaye şirketleri bağlamında gerçekleşmektedir. İnternet sitesine; şirketler ilgili olup, paysahibini, küçük yatırımcıyı, alacaklıyı ve şirkette menfaati olan kişileri ilgilendiren tüm bilgiler, Genel Kurul (“GK”) toplantısı belgeleri ve çağrıları, yılsonu ara dönem finansal tabloları ile birleşme, bölünme bilançoları, denetleme raporları, denetleme raporları, değerleme raporları, rüçhan hakkı kullanma çağrıları, tasfiyeye ilişkin ilanları, iptal davası ilanları ve benzeri bilgiler konulur.

C.Tek Paysahipli Anonim Şirket (“AŞ”) ve Tek Ortaklı Limited Şirket (“LŞ”)

Yeni TTK uyarınca, tek paysahipli AŞ ve tek ortaklı LŞ hem kurulabilir hem de çok paysahipli/ortaklı olarak kurulan AŞ ve LŞ daha sonra tek pay sahibine veya ortağa düşerlerse, yasal bir şekilde yine faaliyetlerini sürdürebilirler. Şirket birden çok pay sahibiyle veya ortakla kurulmuş olup da daha sonra pay devri, çıkma ya da çıkarılma gibi işlemlerle pay sahibi veya ortak sayısı bire düşmüşse, şirket faaliyetine aynen devam edecek ve tüzel kişiliğini koruyacaktır. GK sıfatı ile verilen bütün kararların GK kararı olduğunun belirtilmesi ve kararların yazılı olması şartıyla, tek pay sahibi veya ortak, tek başına GK’nın tüm yetkilerini kullanabilecek, bütün kararları alabilecektir.

Söz konusu düzenleme ile, tek kişi işletmesinden sınırlı sorumlu bir şirket türüne, yani AŞ veya LŞ’ye geçmek isteyen işletme sahibinin, bu şirketi tek kişiyle kurması olanağı sağlanmış olacaktır.

D.Şirketler Topluluğu

Birden çok sermaye şirketinin, hakimiyet ilişkileri bağlamında, önceden belirlenmiş ve somut politikalara göre yönetilmesi amacıyla oluşturulan şirketler topluluğu Türk hukukunda ilk kez Yeni TTK ile düzenlenmektedir. İlgili hükümler ile, kontrol altında tutan hakim şirket ve kontrol altında bulunan bağlı şirket kavramları açık tanımlara kavuşmuş ve bunların hukuki konumları ve ilişkilerinin düzeni belirlenmiştir. Ayrıca, hakim ve bağlı şirket konumlarına sahip şirketlerin bunu kamuya açıklamaları öngörülerek modern şirketler hukukunu temellendiren şeffaflık ilkesinin gerekliliği yerine getirilmektedir. Hakim ve bağlı şirket ilişkilerinin bu her iki şirket yönetim kurulunca her yıl bir rapora bağlanması zorunluluğu öngörülerek, bu şirketlerin yönetimlerinin ilişkinin sonuçları hakkında ayrıntılı bilgiye sahip olmaları sağlanmaktadır.

E.Şirketlerde Yapısal Değişiklikler

Yeni TTK, şirketlerde yapılacak yapısal değişiklikleri, yani (i) birleşme, (ii) bölünme ve (iii) tür değiştirmeyi 60 maddede düzenlemiştir. Bu hükümlerin çoğu, ortakların, ortaklık alacaklılarının, işçilerin korunması; bunların haklarının ve alacaklılarının güvence altına alınmasına ilişkindir. Koruyucu kurum, mekanizma ve dava haklarının bir kısmı tüm yapısal değişiklikler için ortak hükümlere bağlanmıştır; diğerleri ise paralel düzenlemeler olup, farklılıklar özel kurallara tabi tutulmaktadır.

F.IFRS/UFRS’lerin Özdeşi Türkiye Muhasebe Standartları, Ticari Defterlerin Yeni Düzeni ve Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu

Yeni TTK’nın ticari defterlere ilişkin bölümü ile, sermaye şirketlerinin ve şirketler topluluğunun finansal tablolarına ve yönetim kurulunun yıllık raporuna dair hükümleri köklü değişiklikler içermektedir. Defter tutma yükümü, envanter, açılış bilançosu, finansal tablolar, bilanço ilkeleri, aktifleştirme yasağı, karşılıklar, dönem ayırıcı hesaplar, değerleme ile saklama ve ibraz hakkındaki hükümler tamamıyla yenidir.

G.Sermaye Şirketlerinde Denetleme

Yeni TTK, sermaye şirketlerinin, yani anonim, limited ile sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin ve şirketler topluluğunun denetiminde, reformcu bir anlayış ve çağdaş bir açılımla, köklü bir sistem değişikliği önermektedir. Değişiklik, ulusal ve uluslararası piyasalarda güveni kuracak, yerleştirecek ve Türkiye’ye yeni bir görünüş kazandıracak çapta ve niteliktedir. Bu bağlamda, yeni denetim;(i) uzman, mesleki yönden yeterli, teknik donanımlı, hukuki anlamda özenli, sorumluluğunun bilincinde olan, (ii) bağımsız bir denetçi tarafından Uluslararası Denetim Standartlarına uygun, (iii) meslek etiğine bağlı olarak gerçekleştirilen, (iv) mesleğin gereği olan şüphecilikle yapılan, (v) şeffaf bir denetim olacaktır.

2.ANONİM ŞİRKET

A.Anonim Şirketin Kuruluşu

Yeni TTK kapsamında, artık işlemeyen bir mekanizma haline gelen tedrici kuruluş kaldırılmıştır. Halka açık kuruluşu gerçekleştiren basit, sade, uygulanabilir ve özgün bir sistem getirilmiştir. Halen mevcut dar istisnalı normatif sistem pekiştirilmiş, özerk kuruluşların AŞ’nin gerek kuruluşunda gerek sermaye artırımlarında, modern hukukun reddettiği müdahaleci yetkilerine son veren bir hüküm getirilmiştir. Ayrıca, kuruluşun esası olan kurucular beyannamesi ile, öz denetim hukukumuza getirilmiş, kuruluştan doğan sorumluluk da etkili ve likit yükümlerle düzenlenmiştir.

Kuruluş, bundan böyle işlem denetçisi tarafından denetlenecektir. AŞ’nin kuruluşunu, sermayenin artırılmasını, azaltılmasını, birleşme, bölünme, tür değiştirme, menkul kıymet çıkarılması gibi işlemleri denetleyen kişiye işlem denetçisi denecektir.

B.Kapalı AŞ, Halka Açık AŞ ve Borsa AŞ

Yürürlükteki Ticaret Kanunu (“TK”) daha çok kapalı AŞ’ye uygun hükümler öngörmüşken, Yeni TTK tek pay sahipli AŞ, halka açık AŞ ile pay senetleri borsada işlem gören ve uygulamayla öğretide Borsa AŞ diye anılan gerçek halka açık AŞ için de hükümler getirmiştir. Böylece, halen uygulamada rahatsızlık yaratan önemli bir farklılık ortadan kaldırılmış; TK ile SPK arasındaki düzen ve sistem değişiklikleri giderilmeye çalışılmıştır.

C.AŞ’de Sermaye ve Paylar

Yeni TTK, halka açık olsun veya olmasın bütün AŞ’ler için iki sermaye sistemini kabul etmiştir: Esas sermaye ve kayıtlı sermaye. Böylece hukukumuzdaki kapalı AŞ ile halka açık AŞ arasındaki önemli bir fark ortadan kalkmıştır. Kapalı AŞ’lerde kayıtlı sermaye sistemini kabul etme, sisteme girme ve sistemden çıkma T.C. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın düzenlemelerine bırakılmıştır. Bakanlık, konunun dinamizminin gerektirdiği düzenlemeleri yapacaktır.

Paylar, nakit ve ayın karşılığı olabilirken, ayni sermaye karşılığı payların iki yıl devredilemeyeceğine ilişkin yasak Yeni TTK’ da yer almamaktadır. İtibari değersiz pay kabul edilmemiştir ve asgari itibari değer 1 yeni kuruştur.

Yeni TTK imtiyazlı payları tanımaktadır, ancak mevcut TK’dan farklı olarak imtiyaz kavramı tanımlanmıştır. Diğer yandan, oyda imtiyaz sınırlandırılmış ve oyda imtiyazlı payların sermaye artırımını bloke etmesi olanağı ortadan kaldırılmıştır. İmtiyazlı pay sahipleri genel kurulunun toplantıya çağrılması, çalışması, karar alması açık kurallara bağlanmış ve yetkileri daraltılmıştır. Böylece, imtiyazlı paylar düzeni bloke edici olmaktan çıkarılmış adil ve savunulabilir bir sisteme bağlanmıştır.

D.Bir Anonim Şirketin Kendi Hisse Senetlerini İktisap veya Rehin Olarak Kabul Etmesi

Yeni TTK, bir AŞ’nin kendi hisse senetlerini iktisap veya rehin olarak almayı kabul etmesi yasağını, Avrupa Topluluğu’nun “sermaye yönergesi” olarak adlandırılan, şirketler hukukuna ait İkinci Yönergesi’ne uygun olarak, bir hayli gevşetmiştir.

Yeni TTK, özellikle hisse senetleri borsada işlem gören şirketleri manipülasyonlara karşı korumuş, kapalı şirketleri ise gereksiz ve yararsız endişelerle kıskaç altına almaktan kaçınmıştır. Sistem, yasağın korunması ve buna bazı istisnalar getirilmiş olması şeklinde nitelendirilmemeli, aksine, yasağın olası tehlikeleri ve kötüye kullanmaları önlemek için sürdürülmekle beraber, yararlı iktisap olanaklarıyla yumuşatılması temelinde tanımlanmalıdır. Yasak ve olanaklar yavru şirketleri ana şirketlerin hisse senetlerini iktisap etmeleri durumunda da geçerlidir. Olanaklar, kanunda sayılanlarla sınırlıdır. Yorumla genişletilemez.

E.AŞ’nin Yönetim Kurulu (“YK”)

Yeni TTK ile, YK olanağı Türk hukukuna getirilmiştir. YK üyesinin görevine başlayabilmek için pay sahibi olması şartı kaldırılmış ve tüzel kişinin de YK üyesi olabilmesi olanağı sağlanmıştır. Profesyonel YK açılımı gerçekleştirilerek, pay sahibi gruplarının YK’da temsil edilebilmesinin kanuni alt yapısı oluşturulmuştur. YK ile yönetim kavramları arasındaki farkı ortaya koyan sistem hükme bağlanmıştır.

Ayrıca, TK’da YK’nın profesyonelliğine ilişkin çeşitli hükümler yer almaktadır: üyelik için pay sahibi olmanın gerekmemesi, üyelerin belli bir kısmının yüksek öğrenim görmüş bulunması, oyda imtiyaz sayısının aşılmasının kurumlaşma açısından şart tutulması gibi.

F.Genel Kurul (GK)

Yeni TTK ile, GK’nın münhasıran yetkili olduğu ve devredemeyeceği nitelikteki yetkileri toplu halde gösterilmiştir. Bu yetkilere işaret edilirken özellikle halka açık AŞ’lere ilişkin sermayenin artırılması, menkul kıymet çıkarılması gibi istisnalara yer verilmiştir. GK’yı toplantıya çağırmaya yetkili olanlar yeniden düzenlenmiş, yetkililer arasından denetçi doğal olarak çıkarılmış ve azlığın çağrı yetkisi onun lehine kesin sürelere bağlanmıştır. Ayrıca, GK toplantılarının toplantı başkanlığı tarafından yönetimine ilişkin bir iç tüzüğün AŞ tarafından düzenlenmesi zorunluluğuna yer verilmiştir.

G.Sermaye Artırımı

Yeni TTK, AŞ’de sermaye artırımını, bir taraftan bilinen yöntemleri, yeni açılımlarla geliştirmiş, diğer taraftan da bu kurumu yeni türlerle zenginleştirmiştir. Bilinen sermaye artırımı türlerine esas sermayenin artırılması yanında, kayıtlı sermaye sisteminde sermaye artırımının eklenmesi ve iç kaynaklardan sermaye artırımının kanuni düzenlemeye kavuşturulması yeni açılımlardır. Şarta bağlı sermaye artırımı ise yeni bir konsepttir.

Şarta bağlı sermaye artırımında, sermaye ne YK ne GK kararı ile artırılacak ne de artırılan sermaye belirli kişiler tarafından taahhüt edilecektir. Sermaye artırımının dayanağı, bir esas hükmüdür ve bu hüküm aynı zamanda sermayenin nasıl, hangi tutarda, hangi süreler içinde gerçekleşeceğini gösterir.

H.Sorumluluk

Yeni TTK, AŞ’lerde çeşitli işlem, karar, beyan veya hazırlanan belgelerden doğan hukuki ve cezai sorumluluğu düzenlemektedir.

Yeni TTK kapsamında hukuki sorumluluk; (i) belgelerin ve beyanların kanuna aykırı olmasından doğan sorumluluk, (ii) sermaye hakkında yanlış beyanlar ve ödeme yetersizliğinin bilinmesi, (iii) Değer biçilmesinden sorumluluk, (iv) halktan para toplanmasından doğan sorumluluk, (v) kurucuların, yönetim kurulu üyelerinin, yöneticilerin ve tasfiye memurlarının sorumluluğu ve (vi) denetçinin sorumluluğu olmak üzere altı ayrı kategoriye ayrılmıştır.

3.LİMİTED ŞİRKET

Yeni TTK kapsamında, Limited Şirket (“Yeni LŞ”) birçok noktada mevcut TK’daki limited şirketten farklıdır.

Yeni LŞ, TK’nın aksine kolektif şirketten uzaklaşmış, adeta küçük ölçekli bir AŞ’ye benzemiştir. Sermaye en az 10,000 TL olarak belirlenmiş ve bir ortağın sadece bir sermaye payına sahip olabilmesi ilkesi kaldırılmış, bir ortağın birden fazla sermaye payına sahip olabileceği kabul edilmiştir.

Sermaye payının devrinde ve ispatında esneklik getirilmiş, ortakların sermaye payının devrini istedikleri gibi düzenleyebilecekleri ve şirket sözleşmesiyle devri kolaylaştırabilecekleri hükme bağlanmıştır.

A.Kuruluş

Yeni TTK ile, tek ortaklı LŞ’ye olanak tanınmış ve kuruluş süreci basitleştirilmiştir. Şirket sözleşmesinde öngörülmesi şartıyla sermaye payının alımı, önalımı ve geri alımı olanakları getirilmiştir. Bazı ortaklara veto ve üstün oy hakkı tanınmasının yolu açılarak, oy hakkının hesaplanmasında ve kar payının dağıtımında kanuni hükümlerden ayrılan düzenlemeler yapılabileceği öngörülmüştür.

B.Şirketin Finansal Gücü

Yeni LŞ’nin finansal gücü artırılarak alacaklılar ve ekonomi güçlendirilmiştir. Sermaye payının bir defada ödenmesi öngörülerek taksitlendirme kaldırılmıştır. Ayrıca, sermaye payının bedelinin tamamının bir defada ödenmesi sistemi geldiği için, temerrüt ve buna bağlı sonuçlar kaldırılmıştır. Dolayısıyla, temerrütün kaldırılmasına bağlı olarak ödenmeyen sermaye borcundan dolayı çıkarılan ortağın sermaye payının paraya çevrilmesinden doğan açık için seleflere başvurma kurumu kaldırılmaktadır.

Yeni TTK ile LŞ ortaklarına sağlanan en büyük güvence, küçük ölçekli LŞ’ler için özel standartlara ve diğer LŞ’ler için UFRS’ye göre hazırlanmış finansal tablolar ve bunların Uluslar arası Denetim Standartları’na göre denetlenmesi sistemini getirilmiş olmasıdır.

Kategoriler
Genel Kültür

Isıya Dayanıklı Borcam Nedir? Çeşitleri ve Fiyatları

Uzmanportal olarak sizler için araştrdık; 19. yüzyılın sonlarına doğru, Otto Friederich Schott, Carl Zeiss ve Ernst Abbe (Almanya) , Jena’da Glastechnische Versuchsanstalt adını verdikleri, cam ürünlerinde uzmanlaşacak bir fabrika kurdular. Fabrika yüksek kalitede mercek, mikroskop, dürbün vb. optik ürünlerle ünlendi. Daha sonra Schott ve Assoceates Jena Glassworks adını alacak ve 1919′dan itibaren de Carl Zeiss vakfının bünyesine katılacaktı. 1884 yılında bu üçlü, ana bileşenler olan boron oksit ve silisyumdan ötürü borosilikat cam olarak bilinen, ısıya ve kimyasal maddeye dayanıklı yeni bir cam çeşidi üretti. Derken 1912′de, Corning Glass’dan J.T. Littleton, Eugene Sullivan ve William Taylor, Almanların borosilikat camını Nonex adlı ısıya dayanıklı cam olarak geliştirdiler; bu ürün önce sadece sanayi amaçlı kullanıldı. Rivayete göre bu camı fırında yemek pişirmekte kullanma düşüncesi 1913 yılında şöyle doğmuş: Corning teknisyenlerinden birinin eşi, Nonex marka bir akümülatör kavanozu içinde kek pişirmiş.

Sonuç olarak firma, evlerde kullanılmak üzere ilk fırına dayanıklı camı geliştirdi. 1915′te Pyrex ticari markası ile piyasaya sürüldü.

Kategoriler
Genel Kültür MERAKLILAR BURAYA

Çamaşır Suyundan Işık Üretildi.

Filipinler’in başkenti Manila’daki yaratıcı buluş için sadece su, çamaşır suyu ve plastik şişeler yeterli… Önce plastik şişeler tavanlara yerleştiriliyor, ardından içlerine su ve çamaşır suyu karışımı dolduruluyor.

Bir girişimci tarafından insanlığın yararına sunulan buluşta güneş ışığı açılan delikten dikey olarak içeriye giriyor ve 360 derece yansıyarak bulunduğu ortamı aydınlatıyor.

SU VE ÇAMAŞIR SUYU KARIŞIMI 55W-60W’LIK IŞIK VERİYOR
Plastik şişeleri 55W ila 60W arasında ışık veren ampullere dönüştüren girişimci, buluşunun güneş enerjisini en ekonomik kullanan buluş olarak nitelendiriyor. Plastik şişeden elde edilen ampullerin ömrü ise yaklaşık 10 ay.

Buluşu yoksul kitlelere kazandırmak isteyen Massachusetts Institute of Technology (MIT) öğrencileri projeyi şimdiden geliştirilmeye başladı bile. Yapılacak iyileştirmelerle söz konusu ampullerin 5 yıla kadar dayanmasını sağlamayı hedefliyorlar.

Oldukça kuvvetli bir ışık sağlayan plastik şişeler, ekonomik olmalarının yanında Manila’nın yüzde 90’ını oluşturan yoksul kesimin yaşam standardını da doğrudan etkileyecek gibi görünüyor.

DÜNYA ÇAPINDA YAYILACAK
Düşük gelirli ülkeler için devrim niteliğinde olan buluş, yerel hükümetler ve özel yatırım ortakları tarafından geliştirilecek. İçi sadece bir litrelik su ve çamaşır suyu karışımı ile dolu plastik şişelerden sadece Manila’da 10 bin tane üretilmesi planlanıyor.

Proje gönüllülerinden Rey del Mundo çalışmayı şöyle aktarıyor:

“Bu proje ile üretemediğimiz halde çok fazla ihtiyaç duyduğumuz enerji büyük bir ölçüde karşılanmış olacak. İlerleyen günlerde alternatif enerji kaynaklarının çoğaltılacağını umuyoruz.”

Tüm dünyada gündüz elektrik için daha az para harcanması anlamına gelen proje ile yoksul ailelerin yiyecek ihtiyaçlarını karşılamaları da kolaylaştırılmış olacak.

Kategoriler
DİN

Son Yüzyılın Din Alimlerinin Üstad Bediüzzaman Hakkında Görüşleri

Bediüzzaman’ın talebesi Mehmed Kırkıncı Hoca’nın Nakşibendi Şeyhlerinden Trabzonlu Abdurrahman Beşikçi Hoca’dan aktardığı sözler: “Cihan harbinden önce Hazret, İstanbul’a giderken buraya uğradı ve bir müddet kalıp ulema ile görüşüp sohbet etti, kendilerini o zaman tanıdım. Sohbetlerinde İstanbul’a gidiş gayesinin şarkta bir Darü’l Fünun açılmasını padişaha teklif etmek olduğunu belirtiyordu. Bediüzzaman Hazretleri bu asrın müceddididir. O zat da çok çileler çekti, zulme maruz kaldı ve çok mağdur oldu. Halen hapiste midirler?” diye sordu. Biz de: “Şu anda hapiste değiller. Kendilerini ziyaret için Isparta’ya gidiyoruz.” dedik. “Benim yerime de selâm söyler ve elini öperseniz memnun olurum.” dedi.”

Veyiszade Mustafa Kurucu Efendi: Rıfat Filizer anlatıyor: “Konya’da Üstadı çok iyi bilenlerden birisi de Ali Ulvi Kurucu’nun amcası, Hoca Veyiszade Mustafa Kurucu’dur. Üstadımız hakkında şöyle derdi: ‘O büyük bir mücahittir ve tektir, bizler post adaylarıyız. Post üzerinde oturur, tesbih çekeriz. Ben yarım saat hapishane hayatına dayanamıyorum. O vazife yalnız ona münhasırdır.’ “Üstad Bediüzzaman da Hoca Veyiszade hakkında, ‘Ben o muhteremi tanıyorum. Mânen benim yardımcılarımdandır. Bana çok dua etsin. Ona çok çok selâmımı götürün’ demişti.

Tahir Büyükkörükçü Hoca’nın oğlu Abdurahman Büyükkörükçü Hoca anlatıyor: Konyamızda Bediüzzaman Hazretlerinin kardeşi Abdülmecid Efendi öğretmenlik yapmış. Babacığımla tanışmışlar, sevişmişler. Abdülmecid Efendi’nin vefatında(1967) Kapı Camiinin Kürsüsünde namazdan önce babam vaaz etmiş. Biliyorsunuz, Abdülmecid Efendi Üçler Mezarlığında medfundur.. Babam derdi ki; “O gün güzel, bereketli bir vaaz oldu. Gece rüyamda Bediüzzaman hazretlerini gördüm. Hazretle bir yolda beraber yürüyoruz. Benim de onun da üzerinde pardösü var. Yan yanayız. Ellerimizi birbirine kenetlemişiz. Ama şöyle görüyorum. Kan onun vücudunda deveran ediyor. Kolundan gelip benim koluma giriyor. Aynı kan benim vücudumda deveran ediyor, Bediüzzaman hazretlerinin vücuduna geçiyor.” Babacığım bu rüyayı gözyaşlarıyla bize anlatırdı. Karşılıklı bir sevgi var ki, Cenab-ı Hak böyle bir rüyayı lütfetmiş. Bediüzzaman hazretlerinin o zor şartlardaki mücadelesine babam hayrandı. Mesela Bediüzzaman hazretleri sakal bırakmamış ve evlenmemiş. Sünnetlerin tatbiki konusunda babacığımın çok ciddi bir titizliği vardı. Bu konuda hayatı boyunca kimse taviz verdiğini ben duymadım. Ama Bediüzzaman hazretleri bu konuda müdafaa ediyor ve kendisinden naklen diyordu ki; “Ben nasıl evleneyim? Hayatımın yüzde doksanı cezaevlerinde, hapishanelerde geçmiş. Aile hukukuna riayet edemezdim ki. Onun için evlenemedim. Her girdiğimde sakalımı keseceklerdi. Resul-i Ekrem(Sallalahu aleyhi ve sellem) bir sünneti onların elinde ihanet aleti olmasın, oyuncak olmasın. Onun için sakal koymadım” ifadeleriyle Bediüzzaman hazretlerini, koca üstadı müdafaa ederdi.”

Son devir alimlerinden Süleyman Hilmi Tunahan: Süleyman Efendi’nin bendelerinden Arif Hikmet Köklü beyefendi 14.09.2001’de şu enteresan hatırayı anlatmışlardır; “Bazı kimseler Bediüzzaman Said Nursi aleyhinde neşriyatta bulunuyorlardı. Onların tesirinde kalarak Şeyh Süleyman Efendi hazretlerine “Biz Said Nursi’yi nasıl bileceğiz?” diye sordum. “Bu Bediüzzaman hazretleri Türkiye’de en sevdiğim zattır” dediler. Yanından bir zat çıkıyordu, onu kast ederek “Siz gelmeden önce bir zat gelmişti. Said Nursi hazretlerinin yanından gelmiş ve sohbetinde bulunmuş. Sohbette bizim bahsimiz olmuş. Ayağa kalkarak: “Ne kadar sevap kazanmışsam yarısını Şeyh Süleyman Efendiye veriyorum” dediğini bize nakletti. Biz de o zata dedik:”Biz de bu güne kadar sevap ve hayır namına ne kazandı isek hepsini Said Nursi hazretlerine hediye ediyoruz. Bunu kendisine bildirirsiniz.” …Yine Arif beyin nakline göre Süleyman Efendi şöyle buyurmuş: “Said Nursi’ye makamını bizzat Resulullah vermiştir. En yüksek dereceye çıkmıştır. Hz. Allah’ın ilham ettiği şekilde yazacak, onun hizmeti de öyle.

Ramazanoğlu Sami Efendi: Lütfi Eraslan anlatıyor; “Yunak müftüsü Süleyman Efendi bir gün M. Sami Üstadımıza sormuş: “Efendim, Said Nursi hazretleri o karanlık günlerde nasıl korkusuzca cihada devam etti?” Mahmud Sami Üstadımız cevaben buyurmuşlar ki: “Bir insanın Allah korkusu her tarafını ihata ederse, sair korkular onun bedenine girmeye yer bulamaz.”

Ömer Nasuhi Bilmen Hoca: Vehbi Vakkasoğlu anlatıyor: Cahil cesareti içinde, bu soruyu Ömer Nasuhi Bilmen Hocamıza bir “ilm-i kelâm” dersinde sorduk. Hepimiz adına soruyu seslendiren arkadaşımıza, o tatlı tebessümüyle bir süre baktı mübarek hocamız… Sonra da, şefkatini hissettiren bir üslûpla dedi ki: “Şimdi ders saatimiz. Mühim bir mevzu üzerindeyiz. Bu husus, sınıftaki herkesi de alâkadar etmeyebilir. Son dersten sonra gelirsen, sualinin cevabını alırsın.” Bizler 18 yaşın verdiği kabına sığmaz heyecanla onu takip ediyorduk. Nasuhi Efendi, dönüp arkasındaki kalabalık öğrenci grubunu gördükçe tebessüm edip yürüyordu. Arkadaşımız peşinde, biz de onun peşinde yokuşu indik. Hocamız Fatih’e gidecek olan troleybüse bindi. Biz de bindik. Oturduğu koltuğun etrafında bir yığın talebesini görünce arkadaşımıza eliyle işaret etti. O da eğilip kulağını hocamıza yaklaştırdı. Ancak onunla beraber birçok kafa da hocamızın üzerine eğildi. Mübarek adam baktı, tebessüm etti ve herhalde merakımızı hoş gördü ki, uzun sorumuza şu kısa cevabı verdi: “Evladım, biz müellifiz. Bir mevzuu araştırır, o husustaki bilgileri toplar, bir nizam içinde düzenler, yazarız. Fakat Bediüzzaman böyle değildir. O, ilhama mazhardır. Onun kulağına yukarıdan fısıldayan var. Biz ise, kendi emeğimizin mahsulünü, derleyip toplayıp yazıyoruz. Bu sebeple, bizimki böyle olur, onun ki de öyle olur.” Daha sonra öğrendik ki, hocamız, Bediüzzaman’ın eserleri aleyhindeki bir rapora imza atmamak için Diyanet İşleri Başkanlığından istifa etmiş.

20. asırda İslam aksiyonunun önemli temsilcilerinden Müfessir Mevdudi: 21.05.2006 tarihinde muhterem Abdülkadir Badıllı Bey, merhum Mevdudi ile alakalı şu hatırasını anlattı ve kayıt cihazımızla kaydettik: 1976’da İngilizce bilen bir arkadaşla Hindistan’a gitmek üzere yola çıktık. İran, Afganistan, Pakistan ve nihayet Hindistan’a geldik. Pakistan’a geldiğimizde dedik; “Madem buraya geldik, Mevdudi’yi ziyaret edelim” Sağdı o zaman. Lahor şehrine gittik. Orada Cemaat-i İslami’nin merkez binası var. Binanın bir tarafı medrese, bir tarafı cami, bir tarafı parti işlerine ayrılmıştı. Gittik, görüştük. Yaşlı bir zat. Arapça konuştum ben. Kendisine o sıralar Beyrut’ta tab ettirdiğimiz Arapça risalelerden birkaç tanesini hediye ettik. Eserleri kendisine verince çok iltifat etti ve “Bu kitaplar eskiden Türkiye’den teksirle gelirdi. Osmanlıca idiler. Biz bakar bakar, bir şey anlamaz öper bir tarafa koyardık. Ama madem şimdi Arapça tercüme edildi, bu risaleler dünyaya yayılır. Ben Allah’a şükür ediyorum bu risaleler geldiği için.”

Gümüşhanevi dergâhın Şeyhi Mehmed Zahid Kotku: Üstad Bediüzzaman’ın kendisini ziyaretini Prof. Dr. Cevat Akşit şöyle anlatıyor: İki defa ziyaretine geldiğini Hocaefendi bana söylemişti. Mesele nasıl açılmıştı hatırlayamıyorum. Yalnız şunu söyledi Hocaefendi; “İki defa geldi, ziyaret etti ve şunu söyledi; “Ben Gümüşhanevi hazretlerinin Mecmuat-ül Ahzab’ını okuyorum. Beni sekiz defa zehirlediler, ama bu duaların sayesinde zehir bana tesir etmedi” dedi. Bunu ben bizzat Hocaefendi’den duydum. Biz de Gümüşhanevi dergâhının adamıyız. Hocaefendi de oradan seçilmiş duaları okurdu sabah namazından sonra… Rahmetli Esad Coşan hocamız da aynı meseleye bir soru münasebetiyle şöyle değiniyor: “Benim hocam Mehmed Zâhid-i Bursevî’ye de, bir muhakemesi olduğu zaman gelmiş olduğunu hocam bana nakletmişti. “Hocam, ben de Evrâd-ı Bahâiyye’yi -Bahâeddîn-i Nakşıbend Hazretleri’nin evradını-okuyorum.” dediğini; “Bana dua edin, bugün mahkememiz var!” dediğini söylüyorlar.

Mehmed Kırkıncı Hoca Kırkıncı Hoca, Üstad Bediüzzaman’ı ziyaretindeki intibasını şöyle anlatmaktadır: “Üstad’ı hem büyük bir dikkatle dinliyor, hem de kendisini hayran hayran seyrediyordum. Konuşurken sağ elini yer yer sol dizine hafifçe vuruyordu. Her hareketi bir zarafet ve nezaket içindeydi. Tecessüm etmiş bir nur gibiydi. Sanki insanları tenvir için âlem-i Nur’dan rûy-i zemine inmiş bir cism-i latif idi. Mübarek çehrelerinden tecelli eden letafet nurunu görünce basiretim öyle açıldı ki, hissiyatım üzerine çöken gaflet bulutları birden bire zail oldu. Üstad’a dikkatle baktım. Sermedi bir nur ile tenevvür eden bu çehrede cihanı tenvir edecek bir güç, bir kuvve-i kudsiye açıkça hissediliyordu. O anda, vücuduma bir hiffet, ruhuma bir inşirah, idrakime bir intibah geldi. Yaşlı olmasına rağmen bir delikanlı kadar zindeydi. Kendinde yorgunluktan hiçbir eser görünmüyordu. Rengi hafif pembeydi. Boyu, ortanın üstündeydi. Zarif bir endamı vardı. Başındaki sarık adeta bir saâdet tacı, bir marifet sembolüydü. Bu helaket ve felâket asrının, onun yaşlanmış omuzlarına yüklediği, onca ıstırap ve meşakkat, belini bükememiş, endamını eğememişti. Dudaklarında tatlı bir tebessüm, gözlerinde şefkat pırıltıları vardı. Kaşlarında ise, heybetli bir celadet hâkimdi. Ensesinde ve şakaklarında aşağı doğru dökülen gür ve beyaz saçları dikkatimi çekti. Onun bir asra yakın çektiği çileler, ıstıraplar ve meşakkatler vücudundaki mevzun insicamı zedeleyememiş, sadece saçlarını ağartmıştı.”

İstiklal Marşı Şairimiz eski Mebus Mehmed Akif Ersoy: Bediüzzaman hazretleri 22.03.1951’de yazdığı bir mektubunda M. Akif’in İşarat-ül İcaz tefsiri hakkında değerlendirmesini bizzat nakletmektedir. Bu mektubun o kısmını derc ediyoruz: “İşarat-ül İ’caz umum Risale-i Nur’un bir fihristesi, bir listesi ve o nur bahçesinin bir fidanlığı ve sırr-ı i’caz-ı Kur’an’ın bir membaı olduğunu gördüm. Gayet ince ve derin olduğu için şimdiye kadar âlimler pek azını anlamışlardı. Fakat kimin eline geçmiş ise fevkalade takdir etmiş ve “emsalsiz” demiş. Hatta Dar-ül Hikmette merhum şair Mehmed Akif demiş ki, “En büyük âlim odur ki, bu tefsiri anlasın… Değil ki, bir benzeri yapılabilsin.” Yine Dar-ül Hikmette iken bir mecliste Mehmed Akif demiş ki: “Bediüzzaman’ın konuştuğu yerde bize ancak sükût düşer.

Son devrin din adamlarından öğretmen, gazeteci, politikacı ve fikir adamı Hasan Basri Çantay: Eski gazetecilerden merhum Sinan Omur Bey anlatıyor: “Hasan Basri Çantay anlatmıştı. Mecliste Reisicumhur seçilirken Üstad da orada hazır bulunuyor. Reisicumhuru kasdederek, “Gideyim şuna birşeyler söyleyeyim” diyor. Bunun üzerine, başta Hasan Basri Çantay olmak üzere oradakiler korkuyorlar. “Şimdi gider, birşey söyler, bizi de tehlikeye atar” diye Bediüzzaman’a mani olmaya, onu zorla durdurmaya çalışıyorlar. Ama Üstad dinlemiyor, gidiyor. Paşa, “Buyurun, bir emriniz mi var?” diyor. “Estağfirullah, emrim filan yok. Sana söylüyorum: Halim ol, selim ol, refik ol, şefik ol. İşte sana söyleceğim budur.” Mustafa Kemal paşa “Teşekkür ederim” diyor, kendisini kapıya kadar uğurluyor. Bana yine Hasan Basri Çantay anlatmıştı: “Ondan sonra Mustafa Kemal, Bediüzzaman’a Şark vilayetleri müfettişliğini verdi. Diyanet İşleri Reisliğini verdi. Fakat Bediüzzaman bunların hiçbirini kabul etmedi. Mebusluk verdi. Yine reddetti. Büyük Üstad Bediüzzaman biliyordu ki, M.Kemal kendisini bu şekilde susturacak ve harcayacaktı. Zamanın müceddidi hiç kanar mı böyle tekliflere?” (Son Şahitler:1-s:99-100)

Halil Gönenç Hoca “Gerçekten insaflı olarak Risale-i Nur’u okuyan bir kimse, akla ve nakle uygun bir hakikatler manzumesiyle karşılaştığını görmektedir. Risale-i Nur asrın ihtiyacını karşılayacak bir şekilde gerçekleri ifade ettiği, zamanın bütün manevi hastalıklarına maruz beşerin kalplerine şifa verdiği için, okuyanlar bu şaheserlere boyun eğmektedir.”

Gönenli Mehmed (Öğütçü) Efendi Bediüzzaman hakkında bazı görüşleri şöyledir: “Üstad baştan aşağıya fevkalâde bir insandı. Baştan aşağı mükemmel, mine’l-bâb ilel-mihrâb… “Hareketleri, kıyafeti, garib ve misilsizdi. Eskiden beri bu zata fevkalâde hürmetim vardı. Eserlerini okuyor, vecizelerini ezberlemeye çalışıyordum. Gittikçe iştiyakım artıyordu. Tanıdıklara devamlı olarak soruyordum… “Bizim eskiden edebiyat, Arabiye hocamız İhsan Bey vardı. O zata ‘Nasıl bir zattır?’ diye Üstadı sormuştum. ‘Vallahi kardeşim, benim anlayabildiğim kadarıyla bu zat İbnü’l-vakittir’ dedi. Allah şefaatine nail eylesin. Hayatımın kıymetli yâdigârı olarak saklıyorum onunla görüşebildiğim zamanları…” Şahin Yılmaz Hocaefendi, merhum Gönenli Mehmed Efendi ile alakalı şu anısını anlattılar. Bir zaman, Allah Rahmet eylesin Taceddin Durmuş hocayla Sultanahmet Camiine gitmiştik. Gönenli Mehmed Efendi oranın imamı idi. Kendisine Üstadı sordum. Şöyle cevap verdi; “Hayatta en makbul amelim bu zatı tanımak biliyorum.”

Fethullah Gülen Hoca: Gülen bir eserinde Bediüzzaman’a şöyle hitap eder: Ey çağımızda insanlık mâyesinin özü ve hakikat ihtiyacıyla çırpınan gönüllerin rehberi! Şüphe ve tereddütler içinde kıvranan nesiller asırlarca seni bekleyip durdu. Senin imanına, irfanına muhtaç gönüller, daha sen gelmeden yollara dökülmüşlerdi! Henüz gök kubbede adın duyulmadan felek senin esrarına gebe kalmıştı. Doğduğun gün-o gün bizim için en kutlu günlerden biriydi-gölgen karanlık gönüllerin ziyası, ışığın da yedi iklimin ayı-güneşi oldu.

Emin Saraç Hocaefendi: Hayatını ilim ve irfan yolunda bezleden Emin Efendi, halen ders halkalarında etrafını tenvir etmeye devam etmektedir. Üstadla alakalı şöyle dedi; “O, hapishanedeki hayatında hiçbir zaman yes’e, ümitsizliğe kapılmadı. O günün zor şartları içerisinde imani esasları ihya ve beyan eden güzel eserler meydana getirmiştir. Bu herkesin yapabileceği iş değildir. Fevkalade bir hadisedir, o zor şartlar altında… O günkü o zor şartlar içerisinde, o eserleri yazmak büyük bir iman eseridir.”

Büyük Müfessir Elmalılı Hamdi Yazır: Muhterem Mehmed Kırkıncı Hocaefendi, Hayatım Hatıralarım adlı eserinde, Elmalılı merhumdan ders almış olan Erzurum ulemasından Mustafa Efendi’den naklen, Elmalılı Hamdi Yazır’ın şöyle dediğini naklediyor: “Bediüzzaman berrak sular gibi temiz bir vicdana, çok güzel bir ruha sahip bir zat idi. İstanbul’un âlimlerinin gözü öyle bir âlim görmemiştir.”

Alvarlı Efe Muhammed Lütfi Efendi Hazretleri: Bediüzzaman’ın talebelerinden Salih Özcan anlatıyor; “Erzurum’a gidiş tarihimi kat’i hatırlamıyorum. Üstad Emirdağında idi. Yanına gittim. Erzurum’a gideceğimi söyledim. O da; “Mehmed Alvarlı’ya benden selam söyleyin. Bana dua etsin. Ben onu duama aldım, dua ediyorum” dedi. Yanımda askerlik yapan Mehmed diye bir erimle Kasımpaşa camiinin müezzini Hafız Mehmed ile birlikte gittik. Beni tanıttılar. Kulağı ağır duyuyordu. Kulağına eğilerek, “üstadın selamı var, bana dua etsin diyor” dedim. Efe hazretleri yaşlı ve hasta olmasına rağmen birden bire doğruldu; “Bediüzzaman bizim medar-i iftiharımızdır. Biz onun duacısıyız. O da bize dua etsin” dedi. Bunu gelip Üstad’a anlatmıştım. O da memnuniyetini izhar etmişti. Merhum Osman Demirci Hoca, kendisiyle yaptığımız söyleşide anlatmıştı: “Efe hazretleri de bazen sorardı: “Oğul, o Bediüzzaman’dan ne haber? Gazeteler ne yazıyor?” diye ondan haber sorardı. Hulusi beyden bahsedilirdi. Albay Hulusi Bey o zaman Kars’ta Şube reisi idi. Gelip gidişte ondan bahsedilirdi. Mehmed Kırkıncı Hocaefendi, Zübeyir Gündüzalp ağabeye Alvar imamından şöyle bahsetmiş. “Hususan Alvarlı Muhammed Lütfi Efendi’nin sohbetlerine daima katıldığımızı, o zatın, üstadı çok sevip, hürmet ettiğini ve üstadın maruz kaldığı zulümlerden dolayı çok müteessir olduğunu anlattım.

Değerli mütefekkir, şair ve gönül adamı Ali Ulvi Kurucu Hocaefendi: “1946’da Medine’de bir gün Arif Hikmet Kütüphanesine Eğinli Hacı Hafız Efendi’yi ziyarete gittiğimde kütüphaneye Sirac-ün Nur isminde, Osmanlıca taş baskısı bir kitap gelmişti. Kütüphane listesine kaydettikten sonra, kitabı kuşbakışı denecek kadar kısa bir tetkikim oldu. Kitabın müstesna fikirlerle dolu, imana ve İslami anlayışa yepyeni bir canlılık katan bir eser olduğunu anladım.” “Bu eserleri yazan insan mutlaka ilahi teyide mazhar oluyordu ki, yazdıkları, yanan bir gönülden çıktığı için okuyan insanların da gönlünü yakıyordu.” “Önsöz ulaşınca Üstadın davranışını şöyle anlatmışlardı: Kendi yazılarını bile bir defa okutur, dinler, bazı kelimelerini değiştirirdi. Yazdığınız önsözü üç defa okuttu, hiçbir kelimesine dokunmadan şöyle dedi; “Bu bir iltifat-ı Muhammediyedir, aynen basılsın.” “Artık o günden beri Üstad benim için yılmayan bir iman, sönmeyen bir ışık, kararmayan bir tarih ve kısılmayan bir ses idi.” “Bir de Risale-i Nurların hayretimi mucip olan, ruhumu yakan, beni kendisine âşık eden bir tarafı vardı ki, Üstad bu eserleri hapiste irka suretiyle yani dikte ettirerek yazdırıyordu. Ben ise kütüphanelerde bulunuyorum. Önümde binler kitap var, eser yazamıyorum. O, hapiste bunları yazıyor.” “Bilindiği gibi Üstad, uzun ve bereketli ömrünün bütün mesasini imanı kurtarmak gayesine teksif etmiştir. Risale-i Nur Külliyatının her satırında, dünya ve ahiret saadetinin imanda ve her türlü felaketin de inkârda olduğunu haykırmaları, basiret erbabı ariflerin, Allah tarafından dinin ihyasına memur edilen mücahidlerin, kalp gözleriyle sır perdelerinin arkasını görme halleridir.” “Risalelerin yazıldığı günlerde, anarşinin mevcut olmadığı zamanlarda “korkarım bu asil milletin evladları bir gün gelir anarşi çukuruna yuvarlanırlar”diyerek daha sonraki yıllarda hızla gelişen anarşinin ruhlarda bırakacağı tahribatı ta o günlerde işaret buyurmuşlardı.”

İstanbul-Fâtih-Çarşamba’daki Şeyh İsmet Efendi Dergâhının son şeyhi Ali Haydar Gürbüzler Efendi: Talebesi Emin Saraç anlatıyor: Ali Haydar Efendi demişti ki; “Bediüzzaman İstanbul’a ilk geldiğinde (1907) birçok ulema gibi ben de gittim. Kapısında “Burada her soruya cevap verilir, kimseye soru sorulmaz” yazılıydı. Mutavvel’den (Dersiamlık imtihanı bu kitaptan yapılırdı) çok zor bir sual hazırladım. Tereddütsüz ve çok isabetli, en doğru cevabı verdi. Gördüğüm en zeki insanlardandır.” Kemal Şenocak beyin hazırladığı “Ali Haydar Efendi” adlı eserde şöyle bir hatıra geçmektedir; “Ali Haydar Efendi(Rahimehullah) “Telif-i Mesail Heyeti” reisi iken, “Dar-ul Hikme” azalarından Bediüzzaman Said Nursi(Rahimehullah) ile de zaman zaman görüşürdü. Yıllar sonra-Cumhuriyer devrinde-Bediüzzaman Çarşamba’ya gelir. İsmailağa Camiinin önünden geçip, Mehmed Ağa Camii civarında ikamet eden talebesi Hâkim Selahaddin Efendi’yi ziyarete giderken, bir an durur ve etrafındakilere; “şu ileride İsmet Efendi Dergâhında Meşayih-i Kiram’dan Ali Haydar Efendi var, gidin, elini öpün, selamımı götürün” der.

Türkiye’yi ziyaretlerinde Bediüzzaman ile görüşen Pakistan Maarif Nâzır Vekili Seyyid Ali Ekber Şah: Emirdağ Lahikasındaki bir mektupa kendisinden şöyle bahsedilmektedir: “Geçen sene Türkiye’yi ziyarete gelen Pakistan’lı bir vekil, kırk-elli üniversite talebesine: “Kardeşlerim, ben âlem-i İslâm’da aradığımı Türkiye’de buldum. Bediüzzaman yalnız sizin değil, o bütün âlem-i İslâm’ındır. Ve yakın bir zamanda bütün İslâm âlemi onu anlayacaktır. Siz bu Nur eserlerine dikkatle bakın. Ben bunu doksan milyon İslâmlar içinde neşredeceğim. Benim âlem-i İslâm hakkında pekçok endişelerim ve Üstad’a pekçok soracaklarım vardı. Bir saat kadar yanında yalnız onu dinlemekle bütün endişelerim zâil olup, bütün suallerime cevab aldıktan sonra şimdi Pakistan’a âlem-i İslâm’ın mukadderatı hakkında büyük müjdelerle gidiyorum.

Abdülmecid Efendi (Bediüzzaman’ın na’şını yıkayan zat) Abdülkadir Badıllı anlatıyor: “Hazret-i Üstad’ın mübarek cenazesini yıkamak şerefine nail olmuş olan Molla Abdülhamid Efendi, aslen Erzurum’lu olup, Birinci Cihan Harbinde muhaceretle Urfa’ya gelmiş. İlk geldiğinde çok genç imiş. Memleketteki medrese tahsili yarıda kalmış. Urfa’ya geldikten sonra, Urfa’lı meşhur Buluntu Abdurrahman Hocadan tahsilini tamamlamıştır. Bu zat Urfa da herkesçe sevilen ve hürmet edilen ehl-i takva muhterem bir âlimdi. Molla Abdülhamid Efendi, Hazret-i Üstad’a çok muhabbet besliyen ve Üstad’ın Urfa’daki talebelerine şefkatle kucak açan ve himaye eden bir zattı. Sağlığında Üstad Hazretlerine birçok Arapça mektuplar yazdı. Kendisi Cizreli meşhur Şeyh Seyda hazretlerinin halifesi iken, Hazret-i Üstad’ın Risale-i Nur mesleğini benimsedi ve yalnız Hazret-i Üstad’ın vird edindiği dualarını okuyordu. Hazret-i Üstad’ın Urfa’ya gelişi ve vefatıyla ilgili rü’yası ve hatırası da şöyledir: (Molla Abdülhamid bu rü’yasını birçok defalar, hatta her görüştüğümüzde bize anlatırdı.) “Ben her sene Ramazanın yirmisinden sonra bir cami de i’tikafa girerdim. O sene yine Kadıoğlu camiinde i’tikafda idim. Hazret-i Üstad’ın Urfa’ya geldiği günde bana haber verdiler. Fakat ben i’tikafta olduğum için, şafiî mezhebinde “çok zarurî bir sebeb bulunmazsa i’tikafdan çıkılmaz” diye çıkma fetvası olmadığı için, çıkamadım. Amma çok üzgündüm. Birinci günü öyle geçti. İkinci gün kuşluk vakti oldu. Ben Üstad ı görmeye ve ziyaret etmeye çok çırpınıyor ve can atıyorum. Fakat i’tikafdan da çıkamıyorum. İki rek’at Duha namazını kıldım ve biraz yattım. Rü’yamda Üstad’ı gördüm kendisine: “Seyda, ben i’tikafdayım, çıkamadım, ziyaretinize gelemedim” dedim. Üstad mütebessim bir çehre ile bana Arapça olarak: “Fihi vechün” dedi. Başka bir şey demedi. Bunun Türkçesi: “Bir yolu, bir fetvası vardır” demektir. Uyandım, düşündüm; rü’ya olduğu için, rü’ya ile şer’î meseleler noktasından amel edilmediği için, yine çıkmaya cesaret edemedim. Hem Üstad Urfa’da çok kalacak zannediyorduk. O gün de çıkamadım ve akşam oldu. O gecenin sabahında Üstad’ın talebeleri gelip beni aldılar. Üstad’ın yanına götürdüler. Fakat eyvah Üstad’ı vefat etmiş buldum. Üstad’ın talebeleri vefatından şüphelenerek gelip bana haber vermişlerdi. Tabii artık gittiğimde her şey bitmişti.”

Doğu Vilayetlerinin ünlü alimi Şeyh Abdurrahman-ı “Tağî Hazretleri: Abdülkadir Badıllı, bu zatla alakalı şu hatırayı yazmaktadır: “Nurşin köyü bahsi münasebetiyle; Seyda lâkabıyla meşhur Şeyh Abdurrahman-ı Tağî (K.S.) Hazretleriyle, Bediüzzaman’ın küçüklüğünde cereyan etmiş manidar bir hatırasını nakletmeden geçemiyoruz. Şöyle ki: D. Bekir Hazro ilçesinden olup, uzun zaman Urfa’da merkez vaizliği yapmış, halen hayatta (1996’da vefat etti) Molla Derviş Efendi şöyle bir hatırayı anlattı. Bu hatırayı da, “Hazret” namıyla ma’ruf, Şeyh Abdurrahman-ı Taği’nin oğlu Muhammed Ziyaüddin Efendi’nin yeğeni Şeyh Mâsum’dan işitmiş. (Bu hatırayı ben ayrıca Şarklı birkaç âlimden de duymuşumdur.): Bediüzzaman Hazretleri henüz küçük bir talebe iken, “Nurşin” köyüne birkaç kez geldiği gibi, bir defasında yine Nurşin’e gelmekte iken, Seyda Hazretlerinin âniden divangâhından kalkarak, Nurşin köprüsüne dogru yürüdüğünü görürler. Bazı halifeleri de Seyda’nın arkasına düşerler. Görürler ki, uzaktan bir çocuk geliyor. Seyda Hazretlerinin o çocuğa doğru yürüdüğünü görürler. Sonra Seyda o çocuğun yanına gidip, elinden tutar, köye getirir. Beraber divana gelirler. Ve Seyda emreder: “Divanda kimse kalmasın.” Seyda Hazretleri küçük Said ile uzun müddet yalnız kalırlar. Bazıları anahtar deliğinden bakmaya cesaret eder, görürler ki; Seyda Hazretleri diz çökmüş, gözleri yumuk, murakabe halinde… Küçük Said ise, ayakta sapsarı kesilmiş, elpençe durur vaziyettedir. Sonra Seyda Hazretleri kapıları açar, talebeler divana gelirler. Seyda Hazretleri cemaate der ki: “Merak ettiğinizi biliyorum. Meseleyi anlatayım: “Cenab-ı Hak bu çocuğa ilim merhalelerini tayyettirdiği gibi maneviyatı da ona öyle tayy buyurmuştur” der.

Kategoriler
Genel Kültür

A4 Kaç Pikseldir? A4 Ebatları Nedir? A4 Kaç Santimdir?

En çok kullanılan kağıt tipi olan A4 dosya boyutları özellikle tasarım ve grafikerler için mutlaka bilinmelidir. A4 dosya boyutunun kaç cm olduğu veya kaç piksel olduğu aşağıda verilmiştir.

genişlik: 21.0 cm
yükseklik: 29.7 cm

genişlik: 595 pixel
yükseklik: 842 pixel dir…

Kategoriler
EĞİTİM Genel Kültür

2011 Müdürlük Sınavı Soruları ve Yorumları Paylaşım Noktası

Milli Eğitim Bakanlığı Görevde yükselme sınavlarının şekli ve içeri gerçektende tartışılır. Fakat bu şekilde uygulanan sınavlar düzenli periyotlarla yapılıyor ve puanlarla yeni idarecilerin atamaları yapılıyor. Son Müdürlük sınavı 2 Ekim Pazar günü yapıldı. Peki sınav soruları ve sorular hakkındaki yorumlarınızı paylaşabilmeniz için sizlere bu sayfayı oluşturduk. Bu sayfaya yazacağınız çıkmış sorular, soru yanıtları ve yorumlarınız yayınlanacak ve eğitimcilerin birbirleriyle bilgi paylaşımı yapmaları sağlanacak. Sizlerin de değerli yorumlarını bekliyoruz:

Kategoriler
EĞİTİM Genel Kültür

2011 Müdür Yardımcılığı Sınavı Soruları ve Yorumları Paylaşım Noktası

Milli Eğitim Bakanlığı Görevde yükselme sınavlarının şekli ve içeri gerçektende tartışılır. Fakat bu şekilde uygulanan sınavlar düzenli periyotlarla yapılıyor ve puanlarla yeni idarecilerin atamaları yapılıyor. Son Müdür Yardımcılığı sınavı 1 Ekim Cumartesi günü yapıldı. Peki sınav soruları ve sorular hakkındaki yorumlarınızı paylaşabilmeniz için sizlere bu sayfayı oluşturduk. Bu sayfaya yazacağınız çıkmış sorular, soru yanıtları ve yorumlarınız yayınlanacak ve eğitimcilerin birbirleriyle bilgi paylaşımı yapmaları sağlanacak. Sizlerin de değerli yorumlarını bekliyoruz:

Kategoriler
EĞİTİM Genel Kültür

Açık Öğretim Lisesinde Ders Nasıl Seçilir?Resimli Anlatım

Açıköğretim Lisesine kayıt yaptıranların online işlemler modülünden ders seçimi yapmaları gerekmektedir. Bu işlemleri Açıköğretim lisesi resmi sitesinden girişi yaparak erişeceğiniz modül yolu ile yapabilirsiniz. Bu işlemlerin resimli olarak anlatıldığı sayfayı ziyaret etme için burayı tıklayın. online işlemler modülüne erişmek için burayı tıklayın.

Kategoriler
SEKTOREL

Duşakabin Modelleri ve Fiyatları Yorumları

Her evede önceleri küvet bulunurdu fakat şimdi evler küçüldüğü için banyoda da alan tasarrufu yapmak için küvetin yerini şimdilerde duşakabinler aldı. Farklı model seçenekleri ile artık yeni evilerin de tercihi oluyor. Şimdiki modellerde su ile masajın yanı sıra ayak masajı yapan modelleri de bulunuyor. Her keseye uygun moleler ve güncel fiyatlar için aşağıdaki adresleri ziyaret edebilirsiniz.

www.dusakabin.com.tr
www.dusakabinkuvet.com
www.saraydus.com
www.showerline.com.tr
www.dusaluks.com

duşakabin, markaları,fiyatları, firmaları,istanbul,ankara,montaj,taksitli,peşin,ucuz

Duşakabin Tasarım 1

duşakabin, markaları,fiyatları, firmaları,istanbul,ankara,montaj,taksitli,peşin,ucuz

Duşakabin Tasarım 2

duşakabin, markaları,fiyatları, firmaları,istanbul,ankara,montaj,taksitli,peşin,ucuz

Duşakabin Tasarım 3

duşakabin, markaları,fiyatları, firmaları,istanbul,ankara,montaj,taksitli,peşin,ucuz

Duşakabin Tasarım 4

duşakabin, markaları,fiyatları, firmaları,istanbul,ankara,montaj,taksitli,peşin,ucuz

Duşakabin Tasarım 5

duşakabin, markaları,fiyatları, firmaları,istanbul,ankara,montaj,taksitli,peşin,ucuz

Duşakabin Tasarım 6

duşakabin, markaları,fiyatları, firmaları,istanbul,ankara,montaj,taksitli,peşin,ucuz

Duşakabin Tasarım 7

Yorumlarınızı Bekliyoruz…