Kategoriler
EĞİTİM

Hangi Üniversite Hangi İlde?

Hangi üniversite hangi şehirde?
Ülkemizde 2013 yılı itibariyle 108 tane Devlet Üniversitesi bulunmaktadır.Devlet Üniversitelerinin en çok olduğu ilimiz ANKARA ve İSTANBUL illeridir.Her iki ilimizde de 9′ar adet devlet üniversitesi bulunmaktadır.Türkiye’de Devlet Üniversitesi olmayan il yoktur.

Kategoriler
EĞİTİM GÜNCEL

24 Kasımda Öğretmenlere Hangi Müzeler Ücretsiz

Kültür Bakanlığının organizasyonuyla, öğretmenler ve aileleri, 24 Kasım’da Devlet Tiyatrolarının ülke genelindeki tüm yerleşik sahnelerinde oynanacak oyunları ücretsiz izleyebilecek, müzeleri ücretsiz gezebilecek.

Peki Kültür Bakalığına Bağlı Müzeler Hangileridir?

Kategoriler
SPOR

Realmadrid Galatasaray Maçını Şifresiz Yayınlayan Kanallar

galatasaray_real_madridRealmadrid Galatasaray şampiyonlar ligi çeyrek final karşılaşması bu gece saat 21:45 de yayınlanacak. Karşılaşma ülkemizde D-smart tarafından yayınlanacak. Yurt dışında ize Azerbaycan AZ Tv ve Alman ZDF kanallarında da yayınlanacak. Karşılaşmada ülkemizi temsil eden Galatasarayımıza yürekten başarılar diliyoruz.Ayrıca ZDF ve AZ tv kanallarının frekans bilgilerini de aşağıda veriyoruz.

AzTV Frekans Bilgileri
Türksat 10965 Pol:H SR:12800 FEC:5/6 (PU Teleradio / Azerbaycan Paketi)
D-Smart 298. Kanal
Teledünya 61. Kanal
Kablo TV C 47 de yayın yapmaktadır.

ZDF Frekans Bilgileri
Uydu ve TP bilgileri:
13 E (Doğu) Hotbird: 11054 H 27500 5/6

Kategoriler
Genel Kültür

Çiçeklerin Anlamları, Hangi Çiçek Ne Demektir?

Özel günlerin vazgeçilmezidir çiçekler. Sözlerin bittiği yerde onlar devreye girer. Bazen bir aşkı anlatmak için bazen bir özrü bazen de başka bir duyguyu. Genel olarak sevgi sözcüklerini çağrıştırsa da meğer her çiçeğin apayrı bir anlamı varmış. İşte size duygularınızı çiçeklerle anlatmanın yolu. Bakalım hangi çiçek sizin duygunuzu anlatıyor?

Çiçeklere verilen anlamlar ilk olarak nerede kullanıldı?

Çeşitli kaynaklara göre çiçeklerin dili, ilk kez 17. yüzyılda İstanbul’da oluşturulmaya başlanmış. 1716 yılında eşiyle birlikte İstanbul’da yaşayan İngiliz Lady Mary Wortley Montagu tarafından bir araya getirilen bu çiçeklerin anlamları İngiltere’ye götürülmüş.
Çiçeklerin taşıdıkları anlamlara ilişkin Fransa’ya da sıçrayan merak, kısa sürede 800 çiçeğin anlamının belirlenmesine ve tüm dünyada ortak bir çiçek dili oluşmasına yol açmış.

İşte Çiçeklerin Anlamları

Akasya (Beyaz): Bizimki temiz bir sevgi, belki biraz arkadaşça

Akasya (Sarı): Platonik aşk

Ananas: Sen kusursuz birisin

Ardıç: Seni koruyacağım

Ayçiçeği: Sana tapıyorum

Açelya (Hint): Gerçek şu ki, her şey bitti

Badem: Aşkımızın sürmesini ümit ediyorum

Çan: Aşkımıza sadakatle bağlıyım

Çingülü: Zarif ve çok güzelsin

Çuha: Çok güzelsin

Elma: İtiraf etmem gerekirse, seni görünce şeytana uyasım geliyor, ya senin

Erik: Sözüme sadık kalacağım

Fındık: Barışmak istiyorum

Fulya: Sevgilim geri dön

Gardenya: Gerçek aşkımsın

Gelin El Çiçeği: Mutlu olabiliriz

Glayör(Beyaz): Dostluk

Glayör(Kırmızı): İstek

Glayör(Pembe): Zerafet

Glayör(Sarı): Kıskançlık

Glayör(Mor): İnanç

Gül (Beyaz): Masumluk

Gül (Pembe): Arkadaşımsın

Gül (Sarı) : Sevinç,Dostluk,Arkadaşlık,Kıvanç, Memnuniyet,Sıcak Sevgi,Kıskançlık
Gül (Kırmızı): Seni seviyorum

Gül goncası (Kırmızı): Genç ve güzelsin

Hanımeli: Sana olan bağlılığım sonsuza kadar sürecek

Hercai Menekşe: Beynimi işgal ediyorsun, ama ben bu durumdan şikayetçi değilim

İspanyol Yasemini: Bence sen çok seksi, şehvetlisin

Kaktüs: Aşkımız için zorluklara katlanmalıyız

Kamelya: Kusursuz bir aşıksın

Karanfil (koyu kırmızı): Kalbimi kırdın

Karanfil (pembe): Seni unutmayacağım

Karanfil (Kırçıllı): Üzgünüm, ama bitmek zorunda

Karanfil (Sarı): Beni hayal kırıklığına uğrattın

Krizantem (Beyaz): Bana gerçeği söyle

Lale (Kırmızı): Aşkımı itiraf etmek istiyorum

Lale (Alacalı): Gözlerin çok güzel

Leylak (Mor): Sana ilk görüşte aşık oldum

Lilyum: Güven

Menekşe (Mavi): Sana sadık kalacağım

Menekşe (Mor): Düşüncelerimi zapt ettin

Melekotu: İlham kaynağımsın

Mimoza: Fazla alıngansın

Nane: Sana karşı içimde sıcak hisler besliyorum

Orkide: Aşkım, sen çok özelsin

Öksekotu: Sorunların üstesinden geleceğim

Papatya (Bahçe): Fikirlerini paylaşıyorum

Pelesenk: Aşkım daha fazla bekletme

Petunya: Umudunu yitirme

Portakal: Ben de seni seviyorum

Sardunya: İçin rahat olsun, her zaman yanındayım

Sarmaşık: Aşkıma sadığım

Sedir Yaprağı: Senin için yaşıyorum

Süsen Çiçeği: Sana bir haberim var

Şeftali: Seninim

Yasemin: Güzel ve çekicisin

Yenibahar: Acını paylaşıyorum

Zambak: Seni neşeli buluyorum

Zeytin: Barışalım

Kategoriler
Genel Kültür

Bebek Ne Şekilde Tutulmalıdır? Bebeği Hangi Kolla Tutmalıyız?

Uzmanlar sizler için araştrdı. Bebek tutulurken nasıl hareket etmeliyiz ve en iyi hangi kolla tutulmalı: Yapılan çalışmalarda insanların farkında olmadan sağ ve sol ellerini
tercihli kullandıkları tespit edilmiştir. Annelerin çocuklarını sol
kollarında tutma temayülleri bir sevk-i ilahi olduğundan, bir anneye neden
çocuğunu kucağındayken solda tuttuğunu sorarsanız, çoğunlukla bunun herhangi
bir sebebinin olmadığını söyler. Bilhassa annelerin yavrularını sol
kucaklarına alıp sol kollarında tutmaları, araştırma mevzuu olmuştur.
Kadınların % 85’inin (yaşlarına ve evli olup olmadıklarına bakılmaksızın),
bebekleri kucaklarına aldıklarında sol kollarına alıp öyle tutmaları hususu,
‘Nature’ dergisinin 26 Şubat 2006 tarihli sayısında incelenmiştir.

İnsanların çoğunda beynin sağ tarafı, vücudun
sol tarafını ve duyguları kontrol etmede vazifedir. Bundan dolayı, bebeğin
ağlaması, gülmesi veya esnemesi gibi hissi uyarılar sol taraftan geldiğinde,
anne tarafından daha kolay algılanır. Bebek sağ kucağa yatırıldığında ise,
bebekten gelecek tepkiler, annenin sol yarımküresine yönlendirilir. Fakat
beynin sol tarafı duyguların analiz ve değerlendirilmesinde vazifeli
olmadığından, bebek ile anne arasındaki iletişimde kopukluklar yaşanabilir.

Bebeklerin emniyet hissi sağlıklı gelişmeleri
açısından çok önemli olduğundan, bebek annesinin kalp atışlarını duyma
ihtiyacı hisseder. Anneler açısından gayri ihtiyari gerçekleşen ve
Rabb’imizin merhamet ve şefkatinin annelerdeki tezahürlerinden biri olan
bebeği sol koluyla sol kucağında tutma tercihi, bu ihtiyacı karşılamaya
hizmet eder.

Bu davranışın vücudumuzdaki organların fiziki
yerleşimiyle de bağlantılı olduğu düşünülmektedir. İnsan bedeni anatomik
açıdan simetrik yaratılmış olmasına rağmen, bazı iç organları asimetrik
olarak yerleştirilmiştir. Mesela oldukça ağır olan karaciğer sağdadır: İki
loblu akciğerin sağ lobu, sağ el, kol ve bacak soldakilere nispeten daha
ağırdır. Solda zannettiğimiz kalb de oraya yakın bir yerde bulunur. Anatomik
açıdan kalbin üst kısmı sola yatık olduğundan ve kalb sesleri kalbin üst
tarafından geldiğinden, kalbimiz tam solda zannederiz. Bütün iç organların
bu şekilde yerleştirilmesiyle, vücudun kütle merkezi ortada değil tam olarak
bilemediğimiz hikmetlere binaen, hissedilir derecede sağ tarafta takdir
edilmiştir.

Fiziki kanunlar açısından ayakta dengeli
durabilmemiz için ağırlık merkezinden geçen dikey çizginin, zeminde iki
ayağımızın ortasına denk gelmesi gerekir. Anneler bebeklerini sağ kollarına
ve bacaklarına alsalardı, destek gereği sol kollarını da sağa doğru
çekeceklerinden, zaten sağ tarafta olan kütle merkezi iyice sağa kaymış
olacak ve dengenin sağlanmasında zorluklar yaşanacaktı. Böyle bir durumda
anneler ani bir dengesizlikte düşme tehlikesi yaşayacakları gibi, evlatları
da tehlikeye maruz kalabilecekti.

Bebek gayrı ihtiyari olarak annenin sol
kucağına yatırıldığında ise, annenin sağda olan ağırlık merkezi sola (
vücudun ortasına) doğru kayarak denge daha da güçlendirilmiş olur. Dengeyi
kaybetme tehlikesi olmaksızın bebek kucakta emniyet içinde rahatlıkla
taşınır.

Öte yandan, kucakta tutulan bebeğin annenin
kütle merkezine tesiri ve ağırlığının annenin her iki koluna dağılması da
çok önemlidir. Bebek sol kola alındığında bebeğin ağırlığının çoğu solda;
sağ kola alındığında ise ağırlığının çoğu sağda olur. Annenin sağda olan
kütle merkezini ortaya doğru kaydırmak için bebek sola alınmalıdır. Bebek
sol kucağa alındığında, başının ağırlığı annenin sol kolu üzerine, geri
kalan kısmının ağırlığı ise sağ koluna biner. Diğer bir ifadeyle bebeğin
kütle merkezi, sağ kola daha yakın olur ve daha güçlü olan bu kol daha fazla
yük taşır. Sol kol zayıf olduğundan sadece bebeğin kafasını dikkatlice
desteklemekte kullanılır. Anne, bebeği sağ kucağında tutarsa, zayıf olan sol
koluna daha fazla yük bineceğinden bu defa anne, bebeği taşımakta zorlanır.

Annelerin bebekleri gayri ihtiyari sol
kucaklarına almalarının bebeğe daha fazla emniyet kazandırdığı da tespit
edilmiştir. Bir çarpma, darbe veya düşmeye karşı insan genelde sağ kolunu ve
omzunu siper alır. Sol kucağa alınan ve başı sol tarafa doğru tutulan bebek
böyle bir tehlike karşısında emniyette olur. Mesela, düşme anında anneler
bebeği sağ kucağına alıp,başını sağ tarafta tutsalardı, kendisinin korumak
isteyen anne farkında olmadan sağ elini bırakacak ve bebeğin kafası bir yere
çarpma tehlikesi geçirecekti.

Hadiseye bebek açısından yaklaşacak olursak,
annenin bebeği sol koluna yatırıp tutması, dengesini daha iyi sağlamasının
yanında, sol kolda tutulan ve yüzü annesinin sinesine dönük olan bebeğin sağ
tarafına yatmış olması da önemlidir. Çünkü insanın yatma şekliyle sağlığı
arasında münasebet vardır. En rahat yatma şekli, bebeğin anne karnındaki
duruş şeklidir. Sağ eli başın altına koyup sağa dönerek yatıldığında, kalbe
baskı olmaz ve rahat nefes alıp verilir. Bu yatma şekli Peygamberimiz ’in (sas)
sünnetlerinden olup, yatma adabı olarak uygulanmaktadır. Bebekler sol kola
alınıp yatırıldığında anne karnındaki yatış pozisyonunu kazanırlar.Böylece
alışık oldukları konumda yattıklarından çabucak sakinleşir veya uykuya
dalarlar.

Açıkça görülüyor ki, meseleyi farklı yönlerden
ele aldığımızda bebeklerin sol kucağa alınıp, sol kol ile desteklenmeleri
hem bebek, hem de anne açısından çok sayıda fayda sağlamaktadır. .

Kategoriler
BİLİM Genel Kültür

İnsan Hafızası Nasıl Silinir? Artık Mümkün

Bilimkurgu filimlerine konu olan hafıza silme olayları yakın gelecekte gerçek olacağa benziyor. “Journal of Neural Engineering” dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, ABD’nin Güney California Üniversitesinden Theodore Berger ve ekibi, farelerin beynine, kullanılan ilaçlar sayesinde unutulmuş anıların canlanmasını sağlayan bir protez yerleştirdi. Berger, “düğmeye basıldığında farelerin anıları hatırladığını, kapatıldığında ise bunları unuttuğunu” belirtti.

İnsanlarda olduğu gibi farelerde de beynin hafızayla ilgili CA3 ve CA1 adı verilen iki bölgeden oluşan hipokampusa yoğunlaşan bilim adamları, bu bölgeler arasındaki iletişimin kısa süreli bellekten uzun süreliye geçişi sağladığına dikkati çekti.

Farelerin ödül aldıkları sırada bu iki bölge arasındaki sinyalleri inceleyen bilim adamları, hayvanların ödülün karşılığı olan davranışı benimsediklerini ve bunu uzun süreli belleğe yerleştirdiklerini tespit etti.

Bilimadamları, CA3 ve CA1 bölgeleri arasındaki bağlantının kopmasına yol açan bir maddeyi farelere verdiklerinde ise hayvanların uzun süreli belleğe yerleştirdikleri anıları unuttuğunu belirledi.

Bölgeler arasındaki sinyallerin tekrar üretilmesini sağlayan elektronik bir cihazı kullanan bilim adamları, hafızanın tekrar canlandığını gördü.

Araştırmada, cihazın hayvanların hafızasını güçlendirmeye yardımcı olduğu vurgulandı.

Bilim adamları, araştırmanın insanlarda bunamaya, beyin kanamasına ya da travmaya bağlı hafıza sorunlarının tedavisine ışık tutmasını umuyor.

Kategoriler
Genel Kültür

Selimiye Camisinin Özellikleri, Tarihi, Kim Yaptırmıştır?

Selimiye Camii Edirne’de II. Selim’in Mimar Sinan’a yaptırdığı cami. Sinan’ın 80 yaşında yaptığı ve “ustalık eserim” dediği Selimiye Camii gerek Mimar Sinan’ın gerek Osmanlı mimarisinin en önemli baş yapıtlarından biridir.
Caminin kapısındaki kitabeye göre yapımına 1568 (Hicri:976) yılında başlanmıştır. Caminin 27 Kasım 1574 Cuma günü açılması planlanmışsa da ancak II. Selim’in ölümünün ardından 14 Mart 1575’te ibadete açılmıştır. Bugün şehrin merkezinde bulunan caminin yapıldığı alanda inşasına I. Murat döneminde başlanan, sonradan Yıldırım Bayezid’in geliştirdiği Edirne’nin ilk sarayı (Saray-ı Atik) ve Baltacı Muhafızları Kışlası bulunmaktaydı. Evliya Çelebi bu alandan Kavak Meydanı diye bahsetmiştir. Cami açık havalarda Rodop Dağları’ndan ve Uzunköprü’nün Süleymaniye köyünden görülebilmektedir.

Selim’in caminin yapılacağı şehir olarak neden Edirne’yi seçtiği kesin olarak bilinmemektedir. Evliya Çelebi Seyahatname adlı eserinde padişahın rüyasında İslam peygamberi Muhammed’i gördüğünü ve onun kendisinden Kıbrıs’ın fethi anısına bir cami yaptırmasını istediğini yazmıştır. Ancak Kıbrıs’ın caminin yapımına başlanmasından üç yıl sonra 1571’de fethedildiği bilindiğinden bu iddianın doğruluk payı olamaz. Bu konudaki daha gerçekçi yorumlarda ise o dönemde İstanbul’da yeni bir büyük camiye ihtiyaç duyulmadığı, Edirne’nin Rumeli’deki Osmanlı egemenliğinin merkezi konumunda olduğu ve Selim’in gençlik yıllarından beri şehre ayrı sevgi beslediğine dikkat çekilir.

Bir tepe üzerinde bulunan Selimiye’de daha önceki hiçbir camide, ya da antik çağ mabedinde görülmemiş bir teknik kullanılmıştır. Daha önceki kubbeli yapılarda, asıl kubbe kademeli yarım kubbelerin üzerinde yükselmesine rağmen, Selimiye Camii 43,25 metre yüksekliğinde, 31,25 metre çapında, tek bir kubbe ile örtülmüştür. Kubbe 8 sütuna dayanan bir kasnak üzerine oturtulmuştur. Kasnak, filayaklarına 6 metre genişliğinde kemerlerle bağlıdır. Sinan, bu şekilde örttüğü iç mekana verdiği genişlik ve ferahlıkla birlikte mekanın bir kerede kolayca anlaşılmasını sağlar. Kubbe aynı zamanda camiinin dış görünüşünün ana hatlarını da belirler.

Caminin dört köşesinde bulunan her biri üç şerefeli 380 santimetre çapındaki minareler 70,89 metre yüksekliğindedir. Minarelerin alem dahil yükseklikleri bazı kaynaklara göre 84,bazılarına göreyse 85 metredir. Cümle kapısının iki yakınındaki minarelerin şerefelerine üç ayrı merdivenden çıkılır. Diğer iki minare tek merdivenlidir. Öndeki iki minarenin taş oymaları çukur, ortadaki minarelerin oymaları ise kabarıktır. Minarelerin kubbeye yakın olması, camiyi göğe doğru uzanıyormuş gibi gösterir.Bu caminin en büyük özelliği Edirne’nin her tarafından görülmesidir.

Caminin mermer, çini ve hat işçilikleri de önemlidir. Yapının içi İznik çinileriyle süslüdür. Büyük kubbenin tam altındaki hünkar mahfili, 12 mermer sütunludur ve 2 metre yüksekliktedir. Çinilerin bir kısmı 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşında, Rus generali Mihail Skobelev tarafından sökülerek Moskova’ya götürülmüştür.

Yapının, kuzeye, güneye ve avluya açılan 3 kapısı vardır. İç avlu, revaklar ve kubbelerle süslüdür. Avlunun ortasında mermerden özenle işlenmiş bir şadırvan vardır. Dış avluda ise sıbyan mektebi, darül kurra, darül hadis, medrese ve imaret bulunmaktadır. Sıbyan mektebi günümüzde çocuk kütüphanesi, medrese ise müze olarak kullanılmaktadır. Geçmişte cami meşalelerle aydınlatılmakta idi. Meşalelerden çıkan is, hava akımı oluşturmak üzere özel olarak yapılan bir delikten dışarı çıkmaktaydı.

Çıraklığımı İstanbul’daki Şehzade Camii’nde yaptım. Kalfalığımı da Süleymaniye Camii’nde tamamladım. Fakat bütün gücümü bu Sultan Selim Han camiinde sarf edip ustalığımı ayân ve beyân ettim.
Mimar Sinan