Kategoriler
BİYOGRAFİ DİN

Hazreti Ali’nin Annesi Fatma Binti Esed Kimdir? Kısaca Hayatı ve Yaptıkları

Yeryüzüne gelmiş en şerefli ve nasipli kadınlardan birisinin hayatına değineceğiz bu yazımızda. Yazımızın konusu olan Fatma Binti Esed, gerek geldiği soyun temizliği bakımından, gerek Hazreti Ali ve Hazreti Cafer-ül Tayyar’ın öz anneliği bakımından, gerek Hazreti Fatma’nın kayınvalideliği ve Hazreti Hasanla Hazreti Hüseyin’in ninesi olarak ve gerekse Hazreti Muhammed Mustafa’nın 8 yaşından itibaren bakımını üstlenerek bir nevi anneliğini yaparak, Hazreti Muhammed’in defalarca dualarına nail olarak çok ama çok üstün bir kadındır. Bizde uzmanportal.com olarak bu yazımızda bu şerefli hanımefendinin yaşamına değineceğiz inşallah…

Hz. Ali’nin annesidir. Peygamberimiz(s.a.v.)’in amcası Ebu Talib’in hanımıdır. Kocası Ebu Talib amcasının oğludur. Annesi Hubey bint-i Herem olup Kureyş’lidir. Kendisinin soyu, Peygamberimizin (s.a.v) soyu ile Haşim’de birleşir. Ebu Talib’den Talib, Akîl, Ca’fer ve Ali adında dört oğlu ile Ümmü Hâni, Cümane, Rayta ve Esma adında dört kızı vardı.

Fatıma bint-i Esed (r.anha), Haşimoğulları kadınları içinde, Haşim erkek sulbünden ilk erkek çocuğu dünyaya getiren kadındır ve Halife anasıdır. Hz. Ali’ye Ali ismini Peygamberimiz (s.a.v.) koymuştur, annesi Fatıma ise Esed (Haydar) ismini koymuştur. Fatıma bint-i Esed (r.anha) ilk sıralarda müslüman olmuş, Medine’ye Peygamberimizin (s.a.v.) yanına Hicret etmiştir.

Peygamberimizin dedesi vefat ettikten sonra sekiz yaşından itibaren amcası Ebu Talib’in himayesinde hayatını devam ettirmeye başladı. Karısı Fatıma da ona annelik yaptı. Gerek Ebu Talib gerekse yengesi ona baba ve annelik yaptılar. Yetimlik acısını tattırmadılar. Her ikisi de son derece şefkatli, merhametli, müşfik ve âlicenap idiler. Öyle ki kendi çocuklarından önce onu doyurup gözetirlerdi. Her konuda onu çocuklarına tercih ederlerdi. Bilhassa Fatıma bint-i Esed’in iyiliklerini Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) hiç unutamadı. Hicretin dördüncü yılında vefat ettiği zaman bu mübarek ve muhterem hanım sahâbi için şunları söyledi: “Bugün annem vefat etti. O benim annemdi. Beni doğuran annemden sonra annemdi. Kendi çocukları aç dururken önce benim karnımı doyururdu. Kendi çocuklarının üstleri başları tozlu topraklı dururken, o önce benim saçımı, başımı tarar ve gül yağlarıyla yağlardı. Ebu Talib’den sonra bu kadıncağız kadar bana iyiliği dokunan bir kimse olmamıştır.”

Rasûlullah (s.a.v.), peygamberlikle vazifelendirildiğinde müşriklerin akıl almaz işkencelerine maruz kalmıştı. Bu durum Hz. Fatıma bint-i Esed’i çok üzüyor, kalbini hicrâna boğuyordu. Zira onun kadr ü kıymetini en iyi bilen ve takdir eden bir kadındı. Onun üstün hallerine yakinen vakıf olmuştu. Onun bereket, saâdet, selâmet ve âfiyet kaynağı olduğunun farkına iyiden iyiye varmıştı. Bir defasında oğlu Ali’nin Mekke’nin Ciyâd mahallesinde Hz. Peygamber ile birlikte namaz kıldığını duyunca ilk anda telâşa kapıldı. Sonra sakinleşip oğlunun durumunu babası Ebu Talib’e anlattı. Ebu Talib normal karşıladı ve amcasının oğluna arka çıkmasının ve ona yardımcı olmasının herkesten çok Ali’ye düştüğünü söyledi. Gönlü mutmain oldu. Her ne kadar Ebu Talib iman etmediyse de kendisi İslâmiyete girdi.

Hz. Fatıma bint-i Esed (r.anha) her haline dikkat ettiği Peygamberimizin, sofrada kendi çocuklarının önündekilerini kapıştıklarını, onun ise elini uzatmadığını gördü. Hoşlanmadığı yemekleri yemediğini fark etti. Bu sebeple ona başka yemek hazırlamaya başladı. Bazan sofrada az yemek olmasına rağmen bereketlendiğinin farkına vardı. Ayrıca her yönüyle Hz. Muhammed (a.s.)’in yaşıtlarının üstünde bir gelişme gösterdiğini de anlamıştı.

Kureyş’in bayramlarından biri için neşeli olarak bayram yerine çıkmıştı. Onlar ilahlarının kendilerinden hoşnut kalmasını istiyorlardı. Ama Fatıma bint-i Esed, Peygamberimizi bayram yerinde değil, uzak bir yerde inzivaya çekilmiş bir halde gördü. O, bir kayanın yanına oturmuş ve gözünü semaya dikmişti. Devamlı ruhî bir gelişme içindeydi. İnsanların kendi elleriyle yaptıkları taşlara secde etmelerini bir türlü kabul edemiyordu. Fatıma bint-i Esed’in buradan onu alıp bayram yapanların arasına götürme teklifine hayır cevabını verdi.

Ebu Talib fakirdi ama cömert biriydi. Bu yüzden seçim sıkıntısı çekiyordu. Peygamberimiz Hz. Hatice (r.anha) ile evlendikten sonra amcasına yardım maksadıyla diğer zengin olan amcası Abbas’la anlaşıp çocuklarından Ali’yi kendi yanına almakla beraber Ca’fer’i de onun yanına almasına razı etti. Böylece kendisi amcasının evinde yetiştiği gibi, Ali’yi de kendi evinde yetiştirdi. Daha sonraları ise, Allah’ın emriyle, kızı Fatıma’yı Hz. Ali (r.a.) ile evlendirdi. Mübarek soyu, torunları Hasan ve Hüseyin vasıtasıyla devam etti.

Medine-i Münevvere’de Hz. Fatıma bint-i Esed (r.anha) oğlu Hz. Ali’nin evinde hayatını devam ettirdi. Peygamberimiz (s.a.v.) sık sık yengesini ziyaret ederdi. Zaman zaman orada öğle uykusuna yatardı. Zira o, üstün vasıflı bir İslâm kadını idi. Çok iyi halli ve ahlaklı idi. Onun Peygamberimiz (s.a.v.) yanında büyük bir mevkîi ve itibarı vardı.

Peygamberimizin kızı Hz. Fatıma ile gelin kaynana olarak çok iyi geçiniyorlardı. Aralarında iş bölümü yaparak birbirlerine yardımcı oluyorlardı. Bu haliyle de Rasûlullah’a vaktiyle yaptığı güzel annelik numûnesini bu sefer de Hz. Fatıma’ya karşı örnek kayınvalidelik yapmakla gösterdi.

Ecel ona Hicretin dördüncü yılında geldi. Hz. Peygamber (s.a.v.) sırtındaki gömleği çıkarıp ona kefen yaptı, cenaze namazını kıldırdı. Cenazenin üzerine yetmiş tekbir aldı. Kabrin kazılmasıyla bizzat ilgilendi. Kabrinin içine indi. Genişletilmesi için kabrin köşelerine işaret etti ve kabrin içine uzandı. Sonra kabirden çıktı. Gözleri yaşarmıştı. Göz yaşları kabre damladı. “Ona Cennet elbiselerinden giydirilsin diye gömleğimi kefen olarak giydirdim. Kabir hayatı kendisine mûlayim ve kolay gelsin diye de kabirde yanına uzandım. Cebrail bana Rabbim’den onun Cennetlik olduğununa dâir haber getirdi.” buyurdu. Ayrıca Allahû Teâlâ’nın meleğin onun cenaze namazında hazır bulunmasını emrettiğini de söyledi. Sonrada şöyle diyerek onun dua etti: “Allah seni yargılasın ve hayırla mükafatlandırsın! Allah sana rahmet etsin ey annem! Sen benim annemden sonra annem idin. Kendin aç durur, beni doyururdun. Kendin çıplak durur, beni giydirirdin. Ben Peygamberin ve benden önceki peygamberlerinin hakkı için, duamı kabul buyur, ey merhâmetlilerin en merhâmetlisi olan Allah!”

Kategoriler
DİN

Regaip Kandilinde Neler Yapılmalı, Nasıl Geçirilmeli?

Büyüklüğü sonsuz Yaradan’ın, şanı yüce Peygamber Efendimiz vasıtasıyla biz kullarına nasip ettiği Yüce İslam dininin, insanlığa armağanıdır kandiller. Çocukluğumuzdan sıyrılıp erginliğe adım attığımız andan itibaren maalesef insan, nefsinin etkisiyle günahlar işlemeye başlar. İşte bu günahlarımızdan kurtulmak için vesiledir kandiller. Hazreti Peygamberimizinde bir hadisinde buyurduğu gibi “Allah’ın ayı” olan Recep ayının ilk gecesi ve ilk cuma gecesi edilen bütün dular kabul edilir inşallah. Ey müslüman kardeşler, bu yüzden bu mübarek Regaip Kandili Gecesini çok güzel geçirmeliyiz. İşte bu gecenin hakkıyla geçirilmesi için yapılması gerekenlerden bazıları;

 

  1. Kur’ân–ı Kerim okunmalı; okuyanlar dinlenmeli; uygun mekânlarda Kur’ân ziyafetleri verilmeli; Kelamullah’a olan sevgi, saygı ve bağlılık duyguları yenilenmeli, kuvvetlendirilmeli.
  2. Peygamber Efendimiz (sas)’e salât ü selâmlar getirilmeli; O’nun şefaatini ümit edip, ümmetinden olma şuuru tazelenmeli.
  3. Kaza, nafile namazlar kılınmalı; varsa o geceye ait nakledilen namazlar, onlar da ayrıca kılınabilir; kandil gecesi, özü itibariyle ibadet ve ibadette ihsan şuuruyla ihya edilmeli.
  4. Tefekkürde bulunulmalı; “Ben kimim, nereden geldim, nereye gidiyorum, Allah’ın benden istekleri nelerdir” gibi konular başta olmak üzere hayatî meselelerde derin düşüncelere girmeli.
  5. Geçmişin muhasebe ve murakabesi yapılmalı; ve şimdinin ve geleceğin plân ve programı çizilmeli.
  6. Günahlara samimi olarak tevbe ve istiğfar edilmeli; idrak edilen geceyi son fırsat bilerek nedamet ve inabede bulunulmalı.
  7. Bol bol zikir, evrad ü ezkarda bulunulmalı.
  8. Müminlerle helalleşilmeli; onlarla irtibatımız cihetinden rızaları alınmalı.
  9. Küs ve dargın olanlar barıştırılmalı; gönüller alınmalı; kederli yüzler güldürülmeli.
  10. Kişi kendine ve diğer Mümin kardeşlerine hattâ isim zikrederek dualar etmeli.
  11. Üzerimizde hakları olanlar aranıp sorulmalı; vefa ve kadirşinaslık ahlâkı yerine getirilmeli.
  12. Yoksul, kimsesiz, öksüz, yetim, hasta, sakat, yaşlı olanlar ziyaret edilip, sevgi, şefkat, hürmet, hediye ve sadakalarla mutlu edilmeli.
  13. O gece ile ilgili âyetler, hadîsler ve bunların yorumları ilgili kitaplardan ferden veya cemaaten okunmalı.
  14. Dini toplantılar, paneller ve sohbetler düzenlenmeli; va’z ü nasihat dinlenmeli;
  15. Kandil gecesinin akşam, yatsı ve sabah namazları cemaatle ve camilerde kılınmalı.
  16. Sahabe, ulema ve evliya türbeleri ziyaret edilmeli; hoşnutlukları alınmalı; ve manevî iklimlerinde vesilelikleriyle Hakk’a niyazda bulunulmalı.
  17. Vefat etmiş yakınlarımızın, dostlarımızın ve büyüklerimizin kabirleri ziyaret edilmeli; iman kardeşliğine ait sadakati yerine getirilmeli.
  18. Hayattaki manevi büyüklerimizin, anne ve babamızın, dostlarımızın ve diğer yakınlarımızın kandilleri bizzat giderek veya telefon, faks yahut e–mail çekerek tebrik edilmeli; duaları istenmeli.
  19. Bu kandil gecelerinin gündüzlerinde mümkün olduğunca oruç tutulmalı.
Kategoriler
BİYOGRAFİ DİN

12 İmamdan İmam Zeynel Abidin Kimdir? Kısaca Hayatı ve Yaptıkları

Zeynel Âbidin, Ali Zeynelabidin (bazen Ali Zeyn el Abidin) veya Ali bin Hüseyin  (d. 654, Medine – ö. 713) ; tam künyesiyle Ebu Muhammed Ali bin Hüseyin bin Ali bin Ebu Talib. Hazreti Muhammed’in torunu olan Hazreti Hüseyin’in oğullarından biridir. Annesi ise İran’ın fethinden sonra Müslüman olup, Hazreti Hüseyin’le evlenen Sasani-(İran) prensesi Şehr-i Banu Gazele’dir. Başlıca Şii mezhepleri onun imametini kabul eder; İsnaaşeriyye mezhebine göre dördüncü imamdır. Sünni mezhebinde ise İslam alimi olarak kabul edilir. Tabiinden olan Ali, birçok tanınmış sahabeyi görmüştür. Bir İslam alimi olan Ali, Kerbela Olayı sırasında Kerbela’da bulunup da sağ kalan nadir kişilerdendir. Siyasetten uzak durmuş, İslam ilimleri ve ibadeti siyasî faaliyetlere tercih etmiştir. 654 yılında Medine’de doğan Zeynel Abidin; İmam Hüseyin’ın oğlu ve İmam Muhammed Bakır’ın babasıdır. Şia inancına göre, Emevi halifesi Hişam’ın emriyle zehirletilip 713 yılında şehit edilmiştir.

Kategoriler
DİN

Namazın Sağlık Açısından İnsanlara Yararları Nelerdir?

“İslam dininin direği namazdır” der Peygamber Efendimiz. Sadece Peygamberimizin bir istediği değil, Yüce Rabbimizin emridir ayrıca namaz kılmak. Namaz o kadar önemli ve güzel bir ibadettirki, bunu sadece bir ibadet olarak düşünmek çok yanlık olur elbette. Namaz kılmak, müslümanlığımızın bir göstergesi olduğu kadar, ayrıca sayılamayacak kadar çok yararı vardır. Bizde bu yazımızda bu konuya değineceğiz. Bakalım namaz kılmanın insan sağlığına ne gibi faydaları varmış;

Sağlık açısından namazın hikmetleri:

İbadetlerin bir hedefi de,insanı ruhen ve bedenen sağlam tutmak,ruhi ve bedeni hastalıklara karşı korumak;hatta malının sağlığını bile korumaktır.Çünkü namaz gibi ibadet ve yıkanmayı Ön şart kabul etmekle beden temizliğine,özellikle namaz,oruç ve hac insanın ruhi temizliğe vasıtasıdır.

Genelde bazı hastalıklar vardır ki,sebebi mikrobiktir,insanın cismine arız olur.Bazı hastalıklar da vardır ki,sebebi mikrobik değildir,yani ruhidir,insanın ruhi fonksiyonlarına ve yaşantısına arız olur.Fakat bununla beraber arasında kesin bir kategorik bir ayrım olmadığından ,bedeni bir hastalık,bazen ruhi yaşantıyı da hasta ettiği gibi,ruhi bir hastalık bazen bedeni de etkileyebilir.O halde tam sağlıklı bir kişilik için hem bedeni hem de ruhu dengeli bir şekilde sağlıklı tutmak gerekir.İslam,namaz ve diğer ibadet sistemiyle her türlü hastalığa karşı hem koruyucu bir hekimlik ,hem de iyileştirici etkin bir ilaçtır.

Namaz bütün erkanıyla Allah’ı hatırlama ve zikretmektir.Allah’ı zikretmek olan namaz,insanın bedenine,hem de ruhuna şifadır.Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:”Onlar inanmışlar,kalbleri Allah’ı zikirle huzura kavuşur.”(Ra’d Suresi:28)Yine:”Rablerinden korkanların bu kitaptan tüyleri ürperir,sonra hem derileri,hem de kalbleri Allah’ın zikriyle yumuşar ve yatışır.”(Zümer Suresi:23) Bir hadis-i şerifte,”Namazda şifa vardır.”(Ahmed ibn.-i Hanbel:2/390) buyurulur.

Namazı yalnız bir beden eğitimi gibi gören bazı yanlış anlayışlara cevap olarak,şunları söyleye biliriz:

  1. Beş vakit namazda 40 rek’at ve 80 secde var.Her gün kaç jimnastikçi bu kadar hareket yapar?
  2. Namaz yavaş yavaş kılınır.Kalp yorulmaz.
  3. Namaz günde beş ayrı vakitte kılınır.Kaç jimnastikçi günde beş defa ayrı ayrı zamanlarda beden eğitimi hareketi yapar?Yolculuk yaparken bile namaz terk edilmez.
  4. Namaz ömrünün sonuna kadar farzdır.Ömrünün sonuna kadar kaç jimnastikçi beden eğitimi hareketlerini sürdürür?
  5. Namaz kılmak için abdest almak şarttır.Bazı durumlarda boy abdesti gerekir.Halbuki,jimnastik yapmak için böyle bir mecburiyet yoktur.

Sabah namazı 4 rek’at,öğle 10,ikindi 8,akşam 5,yatsı 13rek’at.Hepsi kırk rek’at.Her rek’atta 2 defe secdeye giden mü’min günde 80 defa yatar kalkar.Hiçbir jimnastikçi günde seksen defa muntazam bu hareketi yapamaz.Bu jimnastikçiler o da yalnız sabahları olmak şartıyla günde yirmi veya otuz defa hareket ederler.Yaptıkları hareketler hızlı olduğundan çoğu kez kalblerini yorarlar,hareketinden sonra yorgun düşerler.Bütün gün de hareket etmediklerinden vücutlarında kalori toplanmasının,yağlanmanın önüne geçemezler.Namazda ise hareketler yavaştır.Bu hareketler Kalbi yormaz,günün değişik saatlerinde olduğu için insanı devamlı dinç tutar.Yağlanmaya ve kalori depolanmasına mâni olur.

İnsan hayatında kanın yeri büyüktür.Kalp,kanı vücudun en ücra yerlerine kadar ulaştırmak üzere pompalar Kalbin bu işi yapabilmesi için daima olarak dinç olması gerekir.Bir de bu kan gönderme işinde kalbe yardımcı olunabilmesi için,o hücrenin kanile iyice sulanması veyahut kanlanması gerekmektedir.Nasıl bir bahçıvan sebzelerin iyice yetişmesi için bahçeyi her zaman sulaması gerekirse,dokulardaki kan dolaşımı,yani hücrelerin iyice kanla sulanması gerekmektedir.

Namaz kılanların gözleri 80 defa yere eğildiklerinden daha kuvvetli kan devranına malik olur.Göz tansiyonunda artma olmaz ve ön kameradaki sıvının devamlı değişmesi temin edilmiş olur.Glokom ve buna benzer vahim göz hastalıklarının namaz kılanlarda daha az görülmesi bu yüzdendir.

Namaz kılan insanların gerek kalça,gerek diz ve gerekse ayak bileği ve kol omuzu,dirsek ve el bileği eklemleri de devamlı işleyen bir makine gibi olduğundan,eklemlerde meydana gelecek bütün romatizma hastalıklarından,dejeneratif hastalıklardan salim oldukları gün apaçık ortadadır.Zaten bu hastalıklar İslam dini ile yakından uzaktan alakası olmayan Hıristiyanlarda ve namaz kılmayan insanlarda daha fazla görülürler.Bu eklem hastalıklarından insanı koruması bile namazın en iyi taraflarından birini teşkil eder.

Beden ve ruh sağlığı açısından namaz:

Göz merceklerinin dinlenebildiği en rahat mesafe bir buçuk metreye bakmaktır.Göz merceklerimiz ancak kasılmadan bu mesafeyi gördüğü zaman rahatlar.Namaz kılan,secde yerine baktığında göz mercekleri dinlenmektedir.günde kırk rek’at hesabı ile bu dinlenme takriben bir saat tutar ki,bu nimet göz için bulunmaz bir sağlık reçetesidir.

Vücudun en çok zahmet çeken organları eklemlerdir.Bunların tümü namaz motifi içinde yıpranmışlıklarını giderir,tam sağlığa kavuşur.Namaz dışında hiçbir hareket rejimi eklemlere böyle bir sağlık sağlamaz.

Ayrıca namazın ibadet disiplini içinde devamlılığı eklemlerdeki bu huzuru ömrün sonuna kadar götürür.

Kalbin çalışmasında ve duygusal sistemle ilgisinde fevkalade önemli özelliği,elektromanyetik eksenleridir.Namaz hareketleri sırasında bu eksenler en ideal çizgilere gelir.Özellikle sağlıklı kişilerin günlük elektromanyetik etkiler sonucu göğüs nahiyesinde hissettikleri huzursuzluklara namaz kılanlarda hemen hemen hiç rastlanmaz.

Namazın ruhi yapımıza getirdiği rahatlamalar:

Hiç değilse günde kırk rek’at namazda bir saat dünya telaşının hırçın etkilerinden uzaklaşırız.

Namaz kılanlar namazlarını devam ettirebilmek için,ayet-i kerimenin de emrettiği gibi,aşırılıklardan,dolayısıyla şerlerden uzak kalır.İhtiras ve buna bağlı streslerden de büyük ölçüde kurtulur.

Namaz kılanlarda tevekkül duygusu otomatik olarak gelişir.Ruh hastalıklarında büyük etkisi olan vesvese böylece tahrip imkanı bulamaz.Şüphesiz şeklen de olsa namaz

kılanlar,imanın hiç değilse en yüzeyde taktikçisi olduğundan,ruhi yapılarında birbirine zıt kargaşalar yerine sentezini bulmuş rahatlıklar vardır.

NAMAZ VE RUH EĞİTİMİ

Şüphesiz namaz;ancak ağırbaşlılık,alçakgönüllülük,yalvarma,yakarma,ve pişmanlık duymadır.Elini kor;Allah’ım! Allah’ım! Dersin.kim böyle yapmazsa o bir eksiklik yapmıştır.

Namaz;mü’mini ruhen yücelten,onu maddi,manevi kir ve paslardan arındıran,fahşâ ve münkerden alıkoyan,nefsin ve şeytanın esaretinden kurtaran,kibir,gurur ve bencillik gibi hastalıkları tedavi eden,vakar ve tevazu duygularını artıran mükemmel bir ibadettir.

Namaz;mü’mini Allah katına yükseltip O’na kavuşturan bir mi’râcdır.

Namaz;gönülleri ferahlatan,ruhları aydınlatan şifadır.

Namaz;fani ve fena olan şu dünyadan,ebedi olan ilahi aleme açılan bir penceredir.

Namaz;mü’mini gerçek özgürlüğüne kavuşturan ruhi bir inkılaptır.

Namaz;ömür boyu,her türlü hal ve ortamda sürekli devam eden bir sabır eğitimidir.

Namaz;günlük hayatın akışını beş kez durdurup düzenleyen,vakti en verimli ve en yararlı bir biçimde kullanmayı sağlayan bir nizamnamesidir.

Namaz;mü’minin günlük faaliyetleri hakkında düzenli olarak Rabb’ine hesap vermesini sağlayan bir otokontrol mekanizmasıdır.

Namaz;dua,zikir,tevbe,istiğfar,şükür,hamd,tesbih,tenzih gibi ögeleriyle Mü’mini manen eğiten ve olgunlaştıran bir ibadetler bütünüdür.

Namaz Kötülüklerden Arındırır

Namazın,bir mü’minin hayatındaki en önemli etkisi;onu çirkin,fena ve kötü olan şeylerden,Nâhoş ve yüz kızartıcı davranışlardan uzak tutmasıdır.

Muhakkak namaz,kötü ve iğrenç şeylerden vazgeçiricidir.(Ankebût:45)

Yalnızca Allah için namaz kılan bir mü’min,Allah’ın haram kıldığı ve münker saydığı şeylerden uzak durmaya ve onlara yaklaşmamaya çalışacaktır.Çünkü namazda bu tür olumsuzlukları bağdaştırmak mümkün değildir;ateşle barutu bir arada tutmak nasıl imkansızsa,namazla fahşâ ve münkerin arasını telif etmek de öylesine imkansızdır.Namaz kılan bir kimse,en azından namaz kıldığı süre içinde bu tür kötülük ve çirkinliklerden uzak kalacak demektir.Bu da,fahşâ ve münkeri tamamen terk etmek için ilk adım sayılır.

Namaz,mü’minin,o ana dek işlediği hata ve günahların farkına varması,bunlardan dolayı tevbe ve istiğfarda bulunması için ele geçmez bir fırsattır.Böylece,kendi kendini hesaba çekecek,Rabb’inden af ve bağışlanma dileyecektir:

Rabb’imiz! Bizim günahlarımızı bağışla,kötülüklerimizi ört ve birr (iyilik ve ihsan) sahipleriyle beraber canımızı al! (Âl-i İmrân:193).

Namaz kılan mü’min,bir yandan namazını mükemmel hale getirmeye çalışırken,öte yandan da salih amellerde,iyilik ve ihsanlarda bulunarak kötülüklerini örtmeye çalışacaktır:

Gündüzün iki tarafında ve gecenin (gündüze) yakın saatlerinde namaz kıl;çünkü iyilikler (hasenât),kötülükleri giderir.Bu,ibret alanlara bir öğüttür.(Hûd:114)

Rasüllah-sallallâhu aleyhi ve sellem-de,namazın günahlara bir keffaret olduğu ve onları yıkayıp temizlediğini ifade buyurmaktadır:

Hiçbir kimse yoktur ki,abdest alsın ve abdestini güzel yapsın.Sonra namazı kılsın da,o abdest ile kıldığı namazı takip edecek namaz arasındaki günahları onun için mağfiret olunmasın.

Bir keresinde Nebi-aleyhisselem-:

“Beş vakit namaz kılan,evinin önünde bol miktarda akan tatlı bir suya günde beş defa dalıp yıkanan gibidir.Bu adamda kir namına bir şey kalır mı?”dedi.

“Hayır,bir şey kalamaz!”dediler.

Rasûlüllah,”Suyun kiri giderdiği gibi,beş vakit namaz da günahları yok eder.”buyurdu.

Namaz,insandaki birtakım olumsuz özellikleri yıkayıp temizlemekle kalmaz.ayrıca ona olumlu ve güzel nitelikler kazandırır:

Namaz;mü’mini birr,takva ve ihsan sahibi yapar.Onu sabırlı,olgun,ağırbaşlı ve alçakgönüllü bir insan haline getirir.

Namaz Sabır Eğitimidir

Ey iman edenler! Sabırla ve namazla yardım dileyin! Şüphesiz bu,huşû duyanlardan başkasına ağır gelir.(bakara:45).

Ey iman edenler!Sabırla ve namazla yardım dileyin! Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.(Bakara.153)

Kategoriler
DİN

Türkçe Hazırlanmış Son Peygamber Hz. Muhammet Çizgi Filmini İndir İzle

Alemlere rahmet olarak gönderilen ve yeryüzüne gelmiş olan yüce insan olan Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed’in hayatını öğrenme ve bunu çocuklara öğretmek hepimizin boynunun borcudur. Artık öyle bir çağdayız ki, dini konuları öğrenmemek ve ailemize öğretmemek için hiçbir bahanemiz yok. Her yerde her fiyata kolaylıkla dini kitaplar, videolar, cd’ler, dergiler, hazırlanmış filmler, söyleşileri bulabiliyoruz. Bizde özellikle çocuklarımız için çok faydalı olacağını düşündüğümüz bir çizgi filmi sizinle paylaşmak istedik.

Çizgi filmi izlemek için buraya veya bu yazının en altında verilen linke tıklayarak ilk önce sitenize indirmelisiniz. Çizgi film toplam 350 MB boyutundadır. İzler ve hoşunuza giderse lütfen “ALLAH RAZI OLSUN” demeyi eksik etmeyiniz.

Çizgi film hakkında kısaca bilgi verelim isterseniz;

Hz. Muhammed (sav)’in hayatı ilk kez bir çizgi film formatında ele alındı. 2002 yapımı “Muhammed(sav): Son Peygamber ” (Muhammad, The Last Prophet) adlı filmin”in senaryosu geliştirilirken geniş kapsamlı araştırma yapıldı. Filmin öyküsü UCLA (Kaliforniya Üniversitesi, Los Angeles) eğitimli senaryo yazarı Firdosi Wharton-Ali ve UCLA İslam Hukuku Profesörü Dr. Khaled Abou El Fadl tarafından dikkatle gözden geçirildi. Senaryonun son hali El Ezher İslami Araştırmalar Enstitüsü’ne gönderildi. Onay alındıktan sonra prodüksiyon aşamasına geçildi. Filmin danışma ekibinde ayrıca Georgetown Üniversitesi’nden Dr. John L. Esposito ve Dr. John S. Voll da yer aldı.

Prodüksiyon işlemleri 2 yılda gerçekleşen “Muhammad, the Last Prophet” için 196.000’den fazla çizim hazırlandı. Filmin tasarım çalışmaları, Kaliforniya’nın Burbank bölgesinde kurulu bulunan RichCrest Animation stüdyolarında gerçekleştirildi.

İslam tarihinin en ünlü karakterlerinin seslendirilmesi için profesyonel tiyatro, televizyon ve film aktörleri arasında geniş kapsamlı arama çalışması yapıldı. Aktörlerin seçilmesinden sonra yönetmen Richard Rich onlarla bir dizi ses kaydı işlemi gerçekleştirdi. “Muhammed, The Last Prophet”in müziklerini William Kidd hazırladı. William Kidd’in film için hazırladığı epik besteler, aynı zamanda filmin en büyük handikapı olan peygamberin yüzünün gösterilmemesinin üstesinden gelinmesine de yardımcı oldu.

İslami hassasiyetler göz önüne alınarak Hz. Muhammed(sav)’in yüzünün gösterilmediği bir filmde O’nun varlığı en güçlü biçimde izleyiciye nasıl aktarılabilirdi? Yönetmen Richard Rich bu sorunu kameranın bakış açılarını peygamberin geliş ve gidiş yönlerini işaret edecek biçimde ayarlamak suretiyle sinemasal açıdan çözdü.

“Muhammed, The Last Prophet”in yapımcısı olan Badr International Corporation’un merkezi İngiltere’ye ait Virgin Adaları’ndadır. Eğlence sektöründe televizyon, tiyatro ve ev videosu pazarı için film ve video materyali üretmek için oluşturulmuş bir sahne prodüksiyonu geliştirme ve dağıtım şirketidir. Ürünlerinde özellikle İslami market hedeflenir. İslam dünyasının kültürel inanç ve ilgilerine yönelik nitelikli prodüksiyon materyalinin sunulması başlıca amaçtır.

Çizgi filmi indirmek için buraya tıklayınız.

Kategoriler
DİN

Veda Hutbesi Nedir, Nerede Okunmuştur, Veda Hutbesinin Tamamını Oku, Dinle, İzle

Peygamberimiz  Hz.Muhammed’in müminlere son nasihatı olan konuşmasını bilinen adıyla Veda Hutbesi’ni okumak ya da görüntülü izlemek ister misiniz?  Haberin devamında Veda Hutbesi’ni okuyabilirsiniz. 

Görüntülü izlemek isterseniz yazının son kısmında video dosyasını bulabilirsiniz.

 

PEYGAMBERİMİZİN VEDA HUTBESİ

Bu hutbe Hz. Muhammed s.a.v. tarafından Hicret’in 9. (Miladi 631) yılında Mekke’de Arafat’ta yaklaşık 140.000 kişiye söylenmiştir.

“Hamd Allah’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan bağışlanmak diler ve O’na tevbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin günahlarından Allah’a sığınırız. Allah’ın doğru yola ilettiğini saptıracak, saptırdığını da doğru yola iletecek yoktur.

Şehâdet ederim ki: Allah’tan başka ilah yoktur. O birdir. O’nun eşi ve ortağı yoktur. Yine Şehâdet ederim ki: Muhammed S.A.V. O’nun kulu ve Resulüdür.

Ey Allah’ın kulları!

Ben size Allah’tan korkmanızı tavsiye ve O’na itaate sizi teşvik ederim. Sizi hayr olan şeyden söz açmak ister ve bundan sonra derim ki: Ey İnsanlar; Sözlerimi iyi dinleyiniz? Vallahi bilmiyorum. Belki de şu durduğum yerde, bu yılımdan sonra sizinle bir daha buluşamayacağım!

Dikkat ediniz! Belki bu yılımdan sonra, beni bir daha göremeyeceksiniz. Sözlerimi iyice dinleyip ezberleyen kişiye Allah rahmet etsin. Belki anlayan anlamaya iletip anlatır. Anlayan da belki kendisinden daha anlayışlı olana iletir!

Rabbinize kulluk ediniz: Beş vakit namazınızı kılınız! Ramazan ayında orucunuzu tutunuz! Beytullâh-ı Hacc ediniz! Zekâtınızı gönlünüzden koparak gönül hoşluğu ile veriniz! Yüce Râb’bınızın cennetine girersiniz.

Ey İnsanlar!

Bu hangi gündür? (Diye sordu: “Allah ve Resulü daha iyi bilir” dediler.)

Bu ayınız hangi aydır? (Diye sordu: “Allah ve Resulü daha iyi bilir” dediler.)

Bu beldeniz hangi beldedir? (Diye sordu: “Allah ve Resulü daha iyi bilir” dediler.)

Gününüz haram ve dokunulmaz bir gündür! Ayınız haram ve dokunulmaz bir aydır! Beldeniz Haram ve dokunulmaz bir beldedir!

Ey İnsanlar!

İşte kanlarınız ve mallarınız da Yüce Râb’bınıza kavuşuncaya kadar, bu gününüzde, bu ayınızda, bu beldenizde olduğu gibi, bir birinize haram ve dokunulmazdır!

Haberiniz olsun ki: Ben önceden gidip havuz başında sizi bekleyeceğim. Başka ümmetlere karşı sizin çokluğunuzla övüneceğim. Sakın çok günah işleyip yüzümü kara çıkarmayınız! Benden görmüş, benden işitmiş, benden sormuş olduğunuz şeylerde, bana isnat ederek yalan uyduran kimse, cehennemdeki yerine hazırlansın!

Haberiniz olsun ki: Ben bir takım erkek ve kadın insanları kurtaracağım. Kurtarmak isteyeceğim diğer bir takım İnsanlara gelince onları da kurtarmak için üzerlerine düşecek ısrar edeceğim. Ya Rabbi! Bunlarda benim sahabelerimdir diyeceğim. Yüce Allah ta: “Senden sonra onların neler yaptığını sen bilmiyorsun buyuracaktır” buyurdu.

Ey Allah’ım bunlara tebliğde bulunduğuma şahit ol!

Sizler muhakkak Râb’bınıza kavuşacaksınız. Amellerinizden işlediklerinizden sorguya çekileceksiniz! Tebliğ ettim mi? (Elini semaya kaldırdı) Ey Allah’ım bunlara tebliğde bulunduğuma şahit ol! Ey Allah’ım bunlara tebliğde bulunduğuma şahit ol!

Kimin yanında emanet varsa onu hemen sahibine teslim etsin.

İyi biliniz ki: Üç şey Mü’min ve Müslümanların kalplerine kin ve kıskançlık sokmaz.

Allah’a ihlâslı olarak amel etmek.

Emir sahiplerine nasîhatte bulunmak.

İman ve salih amelde olmak.

İyi biliniz ki cahiliyet devrine ait her şey, ayaklarımın altına konulmuş hükümsüz sayılmıştır. Bu cümleden olarak cahiliyet devrine ait bütün kan davaları kaldırılmış hükümsüz sayılmıştır. Kaldırdığım hükümsüz saydığım ilk kan davası da bize kan davalarından İbn-i Rebiâ bin Haris bin Abdulmuttâlib’in kan davasıdır.

Cahiliyet devrindeki olan bütün faizlerde kaldırılmış hükümsüz sayılmıştır. Kaldırdığım hükümsüz saydığım ilk saydığım ilk faiz Amcam Abbas bin Abdulmuttâlib’in faiz alacağıdır. Onun tümü kaldırılmış hükümsüz sayılmıştır. Fakat anaparalarınız size aittir. Sizin hakkınızdır. Ne bundan fazlasını isteyip borçlulara zulmediniz, ne de hakkınızdan aşağı alıp mazlum durumuna düşünüz! Allah faiz yoktur diye hükmetmiştir!

Şimdi ey İnsanlar!

Şeytan muhakkak ki: Şu toprağınızdan kendisine tapılmaktan temelli olarak ümidini kesmiştir. Fakat siz bunun dışındaki ufak tefek işlerinizde ona itaat edecek olursanız bu onu hoşlandıracaktır. Dininiz üzerinde ondan sakınınız!

Allah katında ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır ki, üçü birbiri ardınca gelir: Zilkade, Zilhicce, Muharrem. Diğeri ise Recep’tir.

Ey İnsanlar!

Kadınlar hakkında Allah’tan korkunuz! Çünkü siz onları ancak Allah’ın emaneti olarak aldınız ve kendi ileri ile evlenmeyi de, Allah’ın kelimesi emir ve müsaadesi ile helal edindiniz.

Ey İnsanlar!

Şüphe yok ki: Sizin Kadınlarınız üzerinde hakkınız vardır. Onların da sizin üzerinde hakkınız vardır.

Sizin onlar üzerindeki hakkınız: Döşeğinize hiç kimseye sizden başkasına ayak bastırmamaları, arayı açacak fuhuş irtikâp etmemeleri, istemediğiniz kimseyi izniniz olmadıkça evlerinize sokmamalarıdır. Eğer onlar bunu aksini yaparlarsa Allah size onlara yatakta yalnız bırakmanıza izin vermiştir. Kendilerini incitmeyecek derecede dövebilirsiniz. Eğer uysallık ederlerse onların üzerinizdeki hakkı: İyilikle memleket adet ve geleneğine göre kendilerinin bütün yiyecek ve giyeceklerini sağlamaktır. Kadınlar hakkında hayırlı olmanızı size tavsiye ederim. Çünkü onlar yanınızda zayıftırlar. Emanettirler.

Ey İnsanlar!

Size tebliğ etmiş olduğum sözlerimi aklınızda iyice tutunuz! Ben size öyle bir şey bıraktım ki: Ona sımsıkı sarılırsanız hiçbir zaman sapmazsınız. O,

1- Allah’ın kitabıdır.

2- Allah’ın Peygamberinin sünnetidir ve

3- Ev halkımdır(ehli beyt)

Ey İnsanlar sözümü iyi dinleyiniz ve aklınızda tutunuz. Müslüman Müslüman’ın kardeşidir ve böylece bütün Müslüman’lar kardeştirler. Kişiye kardeşinin malı, kendisi onu gönlünden koparak vermiş olmadıkça helal olmaz. Kendinize zulüm ve yazık etmeyiniz!

Allah aşkına tebliğ ettim mi? (Diye sordu. Müslümanlar: “Allah için evet dediler!”)

Ey Allah’ım şahit ol!

Sakın, benden sonra kâfircesine cahiliye haline dönmeyiniz ve birbirinizin boynunu vurmayınız!

Ey İnsanlar!

Râbbiniz bir babanız birdir. Hepiniz, Âdem’in soyundansınız. Âdem’de topraktandır. Allah en şereflisiniz, en muttaki olanınız, Allah’ın emirlerini en çok yerine getiren, yasaklarından da, en çok sakınanınızdır. Arab’ın Arap olmayana üstünlüğü ancak takva iledir.

Tebliğ ettim mi? (“Evet” dediler.)

Sizden burada bulunanlar, bunları, bulunmayanlara da, tebliğ edip ulaştırsın.

Ey İnsanlar! Şüphe yok ki: Her hak sahibine hakkını vermiştir. Varis için vasiyete gerek yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zâni için mahrumluk vardır. Kendisini, babasından başkasına nispet eden kişi Allah’ın, Meleklerin ve bütün İnsanların lanetine uğrasın! Allah öylelerinin, ne tevbe ve nafilesini ne de fidye ve farizasını kabul eder.

Ey İnsanlar! Size azası eksik bir köle de, amir tayin edilecek olsa, sizi, Allah’ın Kitâbı ile idare ettiği zaman onu, dinleyiniz ve kendisine itaat ediniz.

Size ben sorulacağım. Peygamberlik vazifemi ifa ettim mi? diye sordu.

(Ashap: “Peygamberlik vazifemi ifa ettin bize tebliğ ettin” dediler.)

(Bunun üzerine şehâdet parmağını havaya kaldırdı.)

Allah’ın şahit ol!

Allah’ın şahit ol!

Allah’ın şahit ol!”

Kaynak:  Mehmet Asım Köksal, İslam Tarihi, Cilt 17, Sahife 252-261

 

PEYGAMBERİMİZİN  VEDA HUTBESİ  (video)

 

 

Kategoriler
DİN

Binlerce Hadisin Deposu Kütüb-ü Sitte

hadisi_serifNe mutlu O’nun yaşantısını kendisine rehber edinene, ne güzeldir O’nun söylediklerini yerine getirene. O ki yeryüzünün Efendisi Muhammed Mustafa’dır yüreklere. Ey bu yazıyı okuyan nefsin sahibi, unutma özellikle kötülüklerin doruğa çıktığı bu çağda hepimizin yapması gereken şey, elimizden geldiği kadar bu Ümmetin Efendisinin yaşantısını ve mübarek sözlerini olabildiğince  insanlara ulaştırmak, bildirmek ve yansıtmaktır. İşte bu yazının amacı da Resulullah’ın binlerce hadisini barındıran Kütüb-ü Sitte’yi insanlarımıza, kardeşlerimize ulaştırmak, istifade etmelerini ve yaşantılarına yansıtmalarını sağlamaktır. Bu eşsiz eserin içindeki hadisler konu başlıklarına göre düzenlenmiştir. Bu yüzden herhangi bir konuyla ilgili hadislere ulaşmak son derece basite indirgenmiştir. Yapmanız gereken tek şey aşağıdaki linke tıklayıp “ÇALIŞTIR” demek veya  bu dosyayı bilgisayarınıza kaydetmek ve çalıştırmak. Sonrasında ise karşınızda eşsiz bir derya olacaktır. Hayatınıza yansızmanız dileğiyle…

 

Kütüb-ü Sitte’yi indirmek için buraya tıklayınız. 

 

Kütüb-ü Sitte’de yer alan konu başlıkları:

Abdest
Af ve mağfiret
Alçak Gönüllü Olma
Alemin Yaratılışı
Alım-Satım
Allah Korkusuyla Ağlamak
Allah in Sıfatları
Ariyet
Arkadaş
Ashabın Faziletleri
Av

Bazı Amel Ve Sözlerin Fazileti
Bazı Mekanların Fazileti
Bazı Peygamberlerin Fazileti
Bazı Yerlerinin Zemmedilmesi
Bazı Zamanların Fazileti
Bedir, Akabeye Katılanlarin Fazileti
Bina
Borç ve Ödeme Adabi

Cennet ve Cehennem
Cidal ve mira
Cihad
Cimrilik

Dava (Kaza)ve Hüküm
Dilin Afetleri
Diyetler
Dua

Ecel ve Emel
Ehli Beytin Faziletleri
Ensarın Faziletleri
Erkeğin Hanımı Üzerindeki Haklari

Feraiz ve Mevaris (Miraslar)
Fitneler, Hevalar ve İhtilaflar

Gadab (Öfke)
Gadr (Vefasızlık)
Gasb
Gazveler
Giybet ve Nemime
Gusül
Günahları Hatırlamak

Hac ve Umre
Hased
Hastalık,Ölüm ve Musibetlerin
Faziletleri
Haya
Hayz
Hediye
Hırs
Hibe
Hicretler
Hidane
Hikmet

Hilafet ve İmamet
Hudud
Hul
Huy

İçecekler
İddet ve İstibra
İflas
İhyaul Mevat
İla
İlim
İman ve İslam
İsim ve Künye
İslam Ümmetinin Faziletleri
İtikaf
İyilik Ebeveyne

Kader
Kadının Koca Üzerindeki Hakki
Kadının Yolculuğu
Kanaat
Kaplarla İlgili Hadisler
Kasame
Katl
Kebair
Kesb(Kazanç)
Kesimler
Kisas
Kıskançlık
Kıssalar
Kıyamet ve Kıyametle İlgili Meseleler
Kibir ve Ucub
Kişiyi İyi Sıfatlarıyla Anma
Kitabuzzikr
Korku
Kuran Ve Sünnete Sarılma
Kuran i Kerim Okumanın Sevabı

Lanetleme ve Sövme
Lian (Lanetlesmek)
Libas (Elbise)
Lukata (Buluntular)

Medh (Ovgu)
Mehir
Mescidler
Mevizeler
Misafirlik
Mizah ve Şakalaşma
Mudarebe (Dogusme)
Muhtelif Cematlerin Faziletleri
Musiki ve Eğlence
Müsabaka ve Atıcılık
Müzaraa (Zirai Ortaklık)
Namaz
Nasihat ve Mesveret
Nefs
Nezr (Adak)

Nifak
Nikah
Niyet ve İhlas

Oruç
Oyun ve Eğlence
Ölüm
Ölümü Hatırlamak

Rahmet
Rehin- Rehineler
Resulullah ın Ailesi
Rifk
Rukiye ve Muskalar
Rüya Tabirleri

Sabır
Sadaka ve Nafaka
Sahabe Dışında Bazı Kimselerin Fazileti
Sehavet ve Kerem
Sidk (doğruluk)
Sila i Rahim (ziyaret)
Sihir ve Kehanet
Sohbet
Sual
Şiir
Şirket

Taharet
Talak
Tefsir, Kur a nin Fazileti
Teşekkür
Tevbe
Tevekkül ve Yakin
Teyemmüm
Tıb

Uğursuzluk ve Fal
Umra ve Rukba
Uyuma ve Uyanma Adabı
Ümmü Zer Hadisi

Vaad
Vakıf
Vasiyet
Vekalet
Vera ve Takva

Yalan
Yemin
Yeryüzünde Faziletli Yerler
Yıldızlar
Yiyecekler
Yolculuk

Zekat
Zihar
Zinet
Zühd ve Fakr

Kategoriler
DİN

Peygamberimiz İle Hıristiyanların Diyaloğu

Hazreti Peygamberden günümüze ders olacak sözler. Necran Hıristiyanlarının liderleri ile düşünce adamları, Hz. Peygamber’in (s.a.a) kendilerini İslâm’a çağırmayı içeren mektup konusunu incelemek üzere bir araya geldiler.
Necran Hıristiyanlarının liderleri ile düşünce adamları, Hz. Peygamber’in (s.a.a) kendilerini İslâm’a çağırmayı içeren mektup konusunu incelemek üzere bir araya geldiler. Yaptıkları bu toplantıda kesin bir görüşe varamadılar. Çünkü ellerinde İsa Peygamber’den sonra bir peygamberin geleceğini haber veren kutsal metinler vardı ve Hz. Muhammed’in sergilediği görüntü onun peygamber olduğuna işaret ediyordu. Bundan dolayı Necranlı Hıristiyan liderler ile düşünürler Hz. Peygamber’le (s.a.a) bizzat görüşerek onunla diyalog kur-mak için bir heyet göndermeye karar verdiler.

Hz. Peygamber (s.a.a) bu büyük heyeti karşıladı. Fakat yüzünde, putperestlik karakterini yansıtan görüntülerinden hoşlanmadığını belirten bir ifade açıkça belirdi. Çünkü halis ipekten ve ipekli kumaşlardan dikilmiş cüppeler giymişlerdi, altın takıları vardı ve boyunlarında haçlar taşıyorlardı. Aynı kişiler ertesi gün dış görünüşlerini değiştirerek ikinci defa geldiklerinde, Hz. Peygamber kendilerini hoş karşıladı, kendilerine saygılı davrandı ve dinî törenlerini uygulamaları için onlara alan açtı.

Arkasından onlara İslâm’ı takdim etti ve kendilerine Kur-ân’dan bazı ayetler okudu. Ancak onlar İslâm’ı kabul etmeye yanaşmadılar ve aralarındaki tartışma uzun sürdü. Sonunda Hz. Peygamber’le (s.a.a) mübahele yapmayı kabul ettiler. Bu, yüce Allah’ın emrinin gereği idi. Mübahele günü olarak da sözbirliği ile ertesi günü kararlaştırdılar.

Resulullah (s.a.a) yüce Allah’ın aşağıdaki ayetinde ifadesini bulan ilâhî emir uyarınca Necran Hıristiyanlarının karşısına mübahele amacı ile çıktı. Onlarla karşılaşmaya çıkarken Hz. Hüseyin’i kucağına aldı, Hz. Hasan’ın elinden tuttu; kızı Fatıma ile amcasının oğlu Ali b. Ebu Talip de arkasında yer almışlardı. Allah’ın emrini içeren ayette şöyle buyuruluyor:

Artık sana gelen bilgiden sonra kim onun hakkında seninle tartışacak olursa, de ki: Gelin, biz kendi oğullarımızı, siz kendi oğullarınızı, biz kendi kadınlarımızı, siz kendi kadınlarınızı, biz kendimizi ve siz kendinizi çağıralım. Sonra da dua edelim de Allah’ın lânetini yalan söyleyenlerin üstüne kılalım. [1]

Hz. Peygamber bu saydığımız yakınları dışında başka hiç kimseyi yanına almadı. Amacı, peygamberliğinin ve ilâhî elçiliğinin doğruluğunu herkese ispat etmekti. Bu durum karşısında Necran’ın başpapazı şunları söyledi:

Ey Hıristiyanlar, ben karşımda öyle yüzler görüyorum ki, eğer Allah’tan bir dağı yerinden oynatmayı isteseler, Allah o dağı yerinden oynatır. Sakın onlarla mübaheleye, karşılıklı lânetleşmeye kalkışmayın ki, yok olursunuz ve yeryüzünde bir tek Hıristiyan kalmaz.

Necranlılar Hz. Peygamber ve Ehl-i Beyt’i (tümüne Allah’ın selâmı olsun) ile karşılıklı lânetleşmeden vazgeçince, Allah’ın Resulü onlara şöyle dedi:

Mademki lânetleşmekten kaçındınız, öyleyse Müs-lüman olmak suretiyle onların sahip oldukları hak ve sorumluluklara siz de sahip olun.

Bunu da reddettiklerinde, Hz. Peygamber (s.a.a) onlara: “O hâlde ben sizi savaş meydanına davet ediyorum.” karşılığını verdi. Hz. Peygamber’in (s.a.a) bu meydan okuması üzerine şöyle dediler:

Bizim Araplarla savaşacak gücümüz yok. Biz seninle, bize saldırmaman ve bizi dinimizden döndürmeye çalışmaman şartı ile barış anlaşması yapmak istiyoruz. Teklif ettiğimiz bu anlaşmanın şartı olarak sana bin tanesi safer ve bin tanesi recep ayında olmak üzere yılda iki bin top kumaş elbise ile otuz tane demirden yapılmış normal zırh vermeyi taahhüt ediyoruz.

Hz. Peygamber (s.a.a), Necranlı Hıristiyanlar ile bu şartla anlaşma yaptıktan sonra şunları söyledi:

Nefsimi kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, yok olmak, Necran halkının üzerine inmek üzereydi. Eğer lânetleşselerdi, çarpılarak maymunlara ve domuzlara dönüşeceklerdi. Vadileri tutuşup üzerlerine ateş yağdıracaktı. Necran bölgesinin halkı, ağaç tepelerindeki kuşlara varıncaya kadar, yok olacaktı. Hıristiyanların üzerinden bir yıl geçmeden hepsi helâk olacaklardı.
Böylece Necran Hıristiyanlarının temsilcileri Müslümanlığı kabul etmeden beldelerine döndüler.[2]

Rivayet edildiğine göre Necran Hıristiyanlarının Seyyid ve Akıb isimli liderleri çok kısa bir süre sonra Müslümanlığı kabul ettiklerini açıklamak üzere Hz. Peygamber’in (s.a.a) yanına geri döndüler.[3]

[1]- Âl-i İmrân, 61

[2]- Tefsir-i Kebir, Fahr-i Razî, c.8, s.85

[3]- et-Tabakat, c.1, s.357

Kategoriler
DİN

Hz. Muhammed’in Yaşadığı İlkler

Hazreti Peygamberin hayatında yaşadığı ilkler ekrana taşınıyor. El-Arabiya televizyonu müslümanlara bir hediye gibi olacak programda YERYÜZÜNÜN ŞEREFİ olan EFENDİMİZİN yaşağıdığı ilkleri ve hayatındaki önemli bazı olayları müslümanlara sunmaya hazırlanıyor.

Ünlü haber kanalı, Peygamber efendimizin (sav) sütkardeşi Şeyma ile beraber süt emdiği ve büyüdüğü sütannesi Halime es-Sadiye’nin evinin bulunduğu ve Suudi Arabistan’ın Cidde kentine 150 km uzağında bulunan Beni Saad mahallesine ait görüntüleride ekrana getirecek.

Kanal ayrıca peygamber efendimizin hayata gözlerini açtığı ev, amcası Ebu Talib’in evi ile Suriye’nin Busra şehrine giderken Amman’da gölgesinde dinlendiği ağaç, Taif halkıyla karşılaştığı yer, huzurunda müslüman olan Addas’la karşılaştığı yer ile dinlendiği üzüm bahçesi ve gölgesinde dinlendiği kayaya ait görüntüler ilk defa ekrana taşınacak.

Tüm bu görüntüler kanalın, Kur’an-ı Kerim’de bahsi geçen 25 peygamberin hayatını anlatacağı 30 bölümlük belgesel içerisinde yer alacak.

Belgeselle Kur’ân Coğrafyası

Kanal için bu müthiş belgesele imza atan Ahmed Kamil el-Arabiya’ya şunları söyledi:

Peygamberlerin yaşadığı ya da üzerinden geçtiği topraklarla ilgili çekimleri tamamladık. Belgeselde ayrıca Mekke şehrine ait arşivden de yararlandık. Muhammed Hasan eş-Şerif’in kaleme aldığı belgesel Yüce Allah’ın Hz.İbrahim’den Hz.İsmail’i kurban etmesini emrettiği yer, Yemen Kralı Ebrehe’nin fil ordularıyla beraber helak olduğu yer de belgeselde yer alacak. Belgeselde yer alan diğer bir konu ise Cidde’de bulunan Hz. Havva’ya ait olduğu ileri sürülen kabir ile insanlığın babası Hz.Adem’le karşılaştığı iddia edilen yerin yanısıra Türkiye’de Ağrı dağında bulunduğu iddia edilen Hz.Nuh’un gemisi, Suudi Arabistan ve Yemen’de bulunan Hz.Salih ve Medyen halkı ile Hz.Hud’un kıssası. Belgeselde ayrıca Hz.İbrahim ve İshak (as) ile eşlerine ait mezarların bulunduğu Filistin’deki el-Halil şehrine ait daha önce yayınlanmamış görüntüler yer alacak.