Kategoriler
DİN

Regaip Kandilinde Neler Yapılmalı, Nasıl Geçirilmeli?

Büyüklüğü sonsuz Yaradan’ın, şanı yüce Peygamber Efendimiz vasıtasıyla biz kullarına nasip ettiği Yüce İslam dininin, insanlığa armağanıdır kandiller. Çocukluğumuzdan sıyrılıp erginliğe adım attığımız andan itibaren maalesef insan, nefsinin etkisiyle günahlar işlemeye başlar. İşte bu günahlarımızdan kurtulmak için vesiledir kandiller. Hazreti Peygamberimizinde bir hadisinde buyurduğu gibi “Allah’ın ayı” olan Recep ayının ilk gecesi ve ilk cuma gecesi edilen bütün dular kabul edilir inşallah. Ey müslüman kardeşler, bu yüzden bu mübarek Regaip Kandili Gecesini çok güzel geçirmeliyiz. İşte bu gecenin hakkıyla geçirilmesi için yapılması gerekenlerden bazıları;

 

  1. Kur’ân–ı Kerim okunmalı; okuyanlar dinlenmeli; uygun mekânlarda Kur’ân ziyafetleri verilmeli; Kelamullah’a olan sevgi, saygı ve bağlılık duyguları yenilenmeli, kuvvetlendirilmeli.
  2. Peygamber Efendimiz (sas)’e salât ü selâmlar getirilmeli; O’nun şefaatini ümit edip, ümmetinden olma şuuru tazelenmeli.
  3. Kaza, nafile namazlar kılınmalı; varsa o geceye ait nakledilen namazlar, onlar da ayrıca kılınabilir; kandil gecesi, özü itibariyle ibadet ve ibadette ihsan şuuruyla ihya edilmeli.
  4. Tefekkürde bulunulmalı; “Ben kimim, nereden geldim, nereye gidiyorum, Allah’ın benden istekleri nelerdir” gibi konular başta olmak üzere hayatî meselelerde derin düşüncelere girmeli.
  5. Geçmişin muhasebe ve murakabesi yapılmalı; ve şimdinin ve geleceğin plân ve programı çizilmeli.
  6. Günahlara samimi olarak tevbe ve istiğfar edilmeli; idrak edilen geceyi son fırsat bilerek nedamet ve inabede bulunulmalı.
  7. Bol bol zikir, evrad ü ezkarda bulunulmalı.
  8. Müminlerle helalleşilmeli; onlarla irtibatımız cihetinden rızaları alınmalı.
  9. Küs ve dargın olanlar barıştırılmalı; gönüller alınmalı; kederli yüzler güldürülmeli.
  10. Kişi kendine ve diğer Mümin kardeşlerine hattâ isim zikrederek dualar etmeli.
  11. Üzerimizde hakları olanlar aranıp sorulmalı; vefa ve kadirşinaslık ahlâkı yerine getirilmeli.
  12. Yoksul, kimsesiz, öksüz, yetim, hasta, sakat, yaşlı olanlar ziyaret edilip, sevgi, şefkat, hürmet, hediye ve sadakalarla mutlu edilmeli.
  13. O gece ile ilgili âyetler, hadîsler ve bunların yorumları ilgili kitaplardan ferden veya cemaaten okunmalı.
  14. Dini toplantılar, paneller ve sohbetler düzenlenmeli; va’z ü nasihat dinlenmeli;
  15. Kandil gecesinin akşam, yatsı ve sabah namazları cemaatle ve camilerde kılınmalı.
  16. Sahabe, ulema ve evliya türbeleri ziyaret edilmeli; hoşnutlukları alınmalı; ve manevî iklimlerinde vesilelikleriyle Hakk’a niyazda bulunulmalı.
  17. Vefat etmiş yakınlarımızın, dostlarımızın ve büyüklerimizin kabirleri ziyaret edilmeli; iman kardeşliğine ait sadakati yerine getirilmeli.
  18. Hayattaki manevi büyüklerimizin, anne ve babamızın, dostlarımızın ve diğer yakınlarımızın kandilleri bizzat giderek veya telefon, faks yahut e–mail çekerek tebrik edilmeli; duaları istenmeli.
  19. Bu kandil gecelerinin gündüzlerinde mümkün olduğunca oruç tutulmalı.
Kategoriler
BİYOGRAFİ DİN TARİH

Muaviye Kimdir? Kısaca Hazreti Muaviye’nin Hayatı ve Yaptıkları

Günümüzde hala tartışılan isimlerin başında gelmektedir Muaviye bin Ebu Süfyan! Yaşadığı yılların üstünden 1400 yıl geçmesine rağmen, yaşadığımız şu günlerde bazılarının Hazreti Ali  ile giriştiği halifelik mücadelesinden dolayı küfür ettiği, bazılarının, özellikle de sünni kesimin Hazreti Muaviye diye yücelttiği bir şahsiyettir Muaviye. İşte bizde her yönden İslam tarihi için çok önemli olan bu şahsiyetin hayatına değineceğiz kısaca.

Muaviye bin Ebu Süfyan, Ashab-ı kiramın büyüklerindendir. Emevi Devletinin kurucusudur. Hicretten 19 yıl evvel (Miladi 604) Mekke’de doğdu. Babası, Ebu Süfyan bin Harb bin Ümeyye, annesi Hind’dir. Peygamberimizin kayın biraderi olup, Mekke fethedildiği gün babası ile beraber Müslüman oldu. Sonra Medine’ye yerleşerek, Peygamberimizin; “Ya Rabbi! Onu doğru yolda bulundur ve başkalarını da doğru yola götürücü kıl”, “Ya Rabbi! Muaviye’ye yazı ve kitap öğret! Onu azabından koru!”, “Ya Rabbi! Onu memleketlere hakim kıl!” dualarıyla şereflendi. Vahy kâtipliğine alınması, Cebrail aleyhiselamın bildirmesiyle olmuştur. Cebrail’in getirdiği Kur’an-ı Kerim’i ve Peygamberimizin mektuplarını yazardı. Peygamber efendimiz namazda rükudan kalkarken; “Semiallahü limen hamideh” okuduklarında, ön safta bulunan hazret-i Muaviye; “Rabbena lekelhamd” derdi. Resulullah efendimiz bu hareketi beğenip tasvip ettiği için, bunu söylemek, bütün Müslümanlara sünnet olarak kaldı. Hazret-i Muaviye, Huneyn Gazasında Resulullah’ın önünde babası ile birlikte kahramanca çarpıştı. Tebük Gazvesine katıldı. Veda Haccında bulundu.

 

Hazret-i Ebu Bekr ve hazret-i Ömer zamanlarında Suriye taraflarındaki muharebelere katıldı. Hazret-i Ömer, onu Şam valisi yaptı. Hazret-i Osman, halifeliği sırasında bütün Suriye’yi onun emrine verdi. Hazret-i Ömer zamanında dört yıl, hazret-i Osman devrinde on iki yıl, hazret-i Ali’nin hilafeti esnasında beş yıl, İmam-ı Hasan zamanında altı ay Şam valiliği yaptı.

 

Hazret-i Muaviye, Miladi 661 yılında Kufe’de halife seçildi. Hazret-i Hasan hilafeti bıraktıktan sonra, bütün İslam memleketlerinde meşru halife oldu. On dokuz buçuk sene hilafet ve saltanat sürdü. İslamiyet’in yayılmasında kıymetli ve pek çok hizmetlerde bulunmuştur. Miladi 662 senesinde Sicistan’ı, 663’de Sudan’ı, bir sene sonra Afganistan’ı, Kabil şehrini ve Hindistan’ın kuzey kısmını, 665’te Tunus’u aldı. 668 senesinde gemilerle gittiği Kıbrıs’ı ve iki sene sonra da İran’daki büyük Kuhistan eyaletini fethetti. Yine aynı sene Bizans İmparatoru Dördüncü Konstantin zamanında, oğlu Yezid’i büyük bir ordu ile İstanbul’un fethi için gönderdi ve şehir kuşatıldı. Konstantin, her sene büyük miktarda vergi vermek şartıyla barış yapmak zorunda kaldı. 673 senesinde Ubeydullah bin Ziyad’ı Horasan’daki orduya kumandan yapıp, Ceyhun Nehrini develerle geçerek Buhara’yı aldı. Hazret-i Ömer tarafından fethedilen Kudüs Hıristiyanlara geçince, hazret-i Muaviye şehri tekrar ele geçirdi. Yemen, Mısır, Kayrevan, Irak, Azerbaycan, Anadolu, Horasan ve Maveraünnehr’e hakim olup, büyük bir saltanata kavuştu ve çok sevildi. Peygamber efendimiz, hazret-i Muaviye’ye; “Ey Muaviye! Memleketlere hakim olduğun zaman, iyilik et!” buyurmuştur. Resulullah’ın sohbeti ve hayır dualarının bereketiyle, İslamiyet’in tesir sahasını çok genişletti. 680 senesinin Recep ayında Şam’da vefat etti. Kabri Şam’dadır. Bugün kabrinin taşları bile olmayıp bakıma muhtaçtır.

 

Hazret-i Muaviye, uzun boylu, beyaz tenli, heybetliydi. Güzel konuşur, adaletli davranırdı. Çalışkan, gayretli, azimliydi. Arabistan’da meşhur olmuş dört dahi Sahabiden birisidir. Sanki her bakımdan devlet başkanı olmak için yaratılmıştı. Hatta hazret-i Ömer, hazret-i Muaviye’ye her bakışta; “Bu, ne güzel bir Arap sultanıdır.” derdi. Cins atlara biner, kıymetli elbiseler giyerdi. Resulullah’ın sohbetinin bereketiyle şeriatten hiç ayrılmazdı. Hazret-i Ali onun hakkında; “Muaviye’nin hakimliğini kötülemeyiniz! O giderse başların koptuğunu görürsünüz.” buyurmuştur.

 

Ali bin Ahmed hazretleri, Fedail-üs-Sahabe adlı risalesinde, Muaviye bin Ebu Süfyan’ın üstünlüklerini şöyle anlatıyor: “İbn-i Abbas radıyallahü anh şöyle anlatır: “Peygamber efendimizin mescidinde bir grup Sahabeyle oturmuş, birbirimizin, Resulullah zamanındaki üstünlüklerini konuşuyorduk. Bu arada içeriye Muaviye radıyallahü anh girerek bize selam verdi. Selamını aldık. Yanımıza oturdu ve; “Ey Ashab-ı Resulullah! Görüyorum ki, Allahü Teâlâ sizi hayır için bir araya getirmiş bulunuyor” dedi. Biz de ona; “Sen de bizimlesin” dedik. Bize; “Niçin toplandınız?” diye sorunca, biz de; “Resulullah zamanındaki faziletlerimizi konuşuyoruz.” diye cevap verdik. “Senin de tespit ettiğin faziletin var mı?” diye ona sorduğumuzda; “Evet! Ben sizin hiçbirinizde bulunmayan altı hasletle faziletli kılındım.” dedi. “Bu üstünlüklerini bize anlat. Belki içimizden bunları bilen vardır.” dedik. Muaviye bin Ebu Süfyan radıyallahü anh bunun üzerine anlatmaya başladı: “Ben altı hasletle sizden faziletli oldum. Birincisi; Bir gün Resulullah’ın hanımı olan kız kardeşim Ümmü Habibe’nin evindeydim. Saçımı taramış, gözlerime sürme çekmiş bir haldeyken uyku bastırdı ve kız kardeşimin dizine başımı koyup uyudum. Bu arada Peygamber efendimiz içeri girince, kardeşim başımı dizlerinin üzerinden kaldırıp, yastığa koymak istediğinde, Resul-i ekrem; “Dizlerinin üzerinde kalsın, ya Ümmü Habibe!” dedikten sonra; “Ey Ümmü Habibe! Onu çok mu seviyorsun?” buyurmuş. Kız kardeşim de; “Evet ya Resulallah! Nasıl sevmeyeyim? O kardeşimdir.” dediğinde, Resulullah; “Ey Ümmü Habibe, onu sev! Çünkü onu Allah seviyor, melekleri ve Resulü seviyor.” buyurmuştur.” dedi. Anlattıklarını dinledikten sonra, biz de ona, doğru söyledin dedik.

 

“İkincisi; bir gün Resulullah efendimizle birlikte bir sefere çıkmıştık. Resul-i ekrem bir hayvana binmiş, ben de arkalarından yürüyordum. Çok şiddetli bir sıcak vardı. Resulullah bana doğru baktı. Sıcağın şiddetinden iki gözüm ve yanaklarım kızarmıştı. Yanaklarımdan ter dökülüyordu. Resul-i Ekrem bana; “Ya Muaviye, yanıma yaklaş!” buyurdu. Yanına yaklaşınca beni hayvanın terkisine aldı. Sonra; “Neren bana temas ediyor?” diye sordu. Ben de; “Karnım, ya Resulallah!” dedim. O zaman; “Allahü Teâlâ karnını ilim ve yumuşak huyla doldursun.” buyurdu.” deyince, biz de ona; “Doğru söyledin.” dedik.

 

“Üçüncüsü; Resulullah’a bir tabak ayva hediye edilmişti. Herkese bir tane verdi. En sonunda bir ayva kalmıştı. Sadece Resul-i Ekrem ve ben almamıştık. Kalan bu ayva, Resulullah efendimizin elinden düştü. Yerden alıp kendisine vermek istediğimde; “Onu al ya Muaviye! Yarın kıyamet gününde, o ayva elinde olarak bana kavuşursun.” buyurdu.” deyince, biz de; “Doğru söyledin.” dedik.

 

“Dördüncüsü ise; Resul-i Ekrem, Sahabe-i kiram ile birlikte Tebük Gazvesinden dönerken, Hudeybiye mevkiine geldik. Şiddetli bir sıcak vardı ve çok susamıştık. Neredeyse susuzluktan helak olacaktık. Resul-i Ekrem’in yanına giderek; “Ya Resulallah! Musa aleyhisselamın kavmine istediği gibi, sen de Rabbinden su talep etmez misin!” dedim. Bana; “Ya Muaviye! Bak şurada bir kaya görüyorsun.” buyurduklarında, güneş ışınlarıyla parlayan beyaz bir kaya gördüm. Peygamber efendimiz elime, ortadan yarılmış bir çubuk verdi ve; “Ey Muaviye! O kayanın yanına git ve ona bu çubukla vur. Musa bin İmran, senin Peygamberinden daha cömert değildir.” buyurdu. Gösterdikleri yere gidip taşa vurunca, baldan tatlı, buz gibi bir su fışkırdı. Hemen içmeye teşebbüs ettim. Bu sırada Sevgili Peygamberimizi ve Ashabını hatırladım ve geri çekildim. Arkama bakınca, onları arkamda bekler gördüm. Resul-i Akrem bana; “Ey Muaviye, iç! Allahü Teâlâ bu suyu senin için yarattı.” buyurdu.” deyince, biz yine; “Doğru söyledin.” dedik.

 

“Beşincisi de; Resulullah, mescid-i saadetlerinde bulundukları bir sırada Cebrail aleyhisselam geldi. Havada durup; “Esselamü aleyke ya Ahmed! Allahü Teâlâ size selam ediyor. Bugün de sana ve ümmetine ikram olarak bir fazilet verildi.” deyince, Resul-i Ekrem; “Ey Kardeşim Cebrail! Bu fazilet nedir?” diye sual etti. Cebrail de cevap olarak; “Sana, Ayet-el-kürsi’yi ihsan etti.” deyince, Resulullah; “Bu ayeti kim yazacaktır?” buyurdu. Cebrail aleyhisselam; “Şu kapıdan içeriye ilk giren kişi.” dedi. O kapıdan Resul-i Ekrem’in yanına giren ilk şahıs ben oldum. Resulullah bana; “Ya Muaviye! Cenab-ı Hak bugünkü fazileti sana nasib etti.” buyurunca; “Nedir o, ya Resulallah?” dedim. Bunun üzerine; “Sana, ayet-el-kürsi’yi tahsis kıldı.” buyurdu. Sonra beyaz bir kağıt ve kırmızı yakuttan bir kalemi bana uzatarak; “Ey Muaviye! Ayet-el-kürsi’yi yaz!” buyurdu. Ben de; “Ya Resulallah! Eve gidip hokka ve mürekkep getireyim mi?” diye sorunca, Resul-i ekrem; “Ya Muaviye yaz! Zira Allahü teala kalemi de Ayet-el-kürsi’den yaratmıştır.” buyurdu. Bunun üzerine yazmaya başladım. Yazma işini bitirince, Resul-i Ekrem elimde bulunan kağıtları aldı. Sonra, Resulullah efendimiz ayet-el-kürsiyi okumaya başladı. Her harf üzerinde duruyor ve onları çok güzel telaffuz ediyordu. Ben de kendilerini dinledim.” deyince, biz yine; “Doğru söyledin.” dedik.

 

“Altıncısı ise; bir gün Peygamber efendimizin arkasında namaz kılıyorduk. Resul-i Ekrem, Fatiha suresini okuyup “Veleddallin” dediklerinde, peşinden; “Amin” dedim. Namazdan sonra mihraptan Ashab-ı kirama; “Ey Müslümanlar! Hanginiz “Amin” dedi?” buyurunca, hiç kimse cevap vermedi. Ben de cevap vermekten korktum. Resul-i Ekrem aynı soruyu iki üç defa tekrarladılar. Fakat yine kimseden bir ses çıkmadı. Bunun üzerine ben; “Ya Resulallah! Ondan ne istiyorsunuz?” dediğimde; “Onu ve ona tabi olanları Cennetle müjdelemek istiyorum.” buyurdu. O zaman; “Ya Resulallah! Ben söyledim.” deyince; “Ya Muaviye müjdeler olsun!Onun ve kıyamete kadar onu söyleyenlerin sevabı sanadır.” buyurdu.” deyince, biz de ona; “Doğru söyledin.” dedik.”

 

Hazret-i Muaviye buyurdu ki:

 

Herkesi memnun etmek, mümkündür; yalnız hasetçi olanı memnun etmek zordur. Çünkü o ancak haset ettiği şeyin yok olmasıyla sevinir.

 

Yumuşaklık gösterip tahammül ediniz ki, fırsat daima elinizde olsun. Fırsatı ele geçirdikten sonra dilerseniz hakkınızı alırsınız, dilerseniz affedersiniz.

 

Büyük İslam alimi Abdullah ibni Mübarek’e; “Hazret-i Muaviye ile Ömer bin Abdülaziz’den hangisi efdaldir?” diye sorulunca; “Resulullah’ın yanında giderken, hazreti Muaviye’nin bindiği atın burnuna giren toz, Ömer bin Abdülaziz’den yüzlerce defa daha kıymetlidir.” buyurmuştur. Hazret-i Muaviye, Peygamberimizden çok hadis rivayet etmiştir. Bu hadis-i şeriflerden birkaçı şöyledir:

 

Allahü Teâlâ kime iyilik murad ederse, onu din alimi yapar ve dinine zarar verecek şeyleri ona bildirir. Ona doğruyu gösterir.

 

Ahmed, Nesai ve Ebu Davud’un, hazret-i Muaviye’den alarak bildirdiklerine göre; “Bütün günahları Allah’ın bağışlaması umulur, yalnız müşrik olarak ölen ve kasten bir mümini öldüren müstesna.”

 

 

Kategoriler
GÜNCEL TARİH

Hadım Nedir, Hadım Etmek Ne Demektir? Hadım Nasıl Yapılır? Tarihte, İslamda ve Osmanlı’da Hadım Olayı

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yapılan görüşmeler sonucunda tecavüz suçunu birden fazltecavüs a defa işleyenler için HADIM cezası öngören yasa teklifi kabul edildi. Gerek bu görüşmeler nedeniyle, gerekse son günlerin popüler dizisi Muhteşem Yüzyıl nedeniyle halkımızda HADIM konusunda bir merak uyandı. Bizde uzmanportal.com olarak bu konuya değinip, hadımın nasıl yapıldığına, tarihte ilk defa nerelerde ve hangi ülkelerde yapıldığına, İslam’ın ve Osmanlı’nın hadım işlemine nasıl baktığına değineceğiz.

Herhangi bir erkek canlının erkeklik bezlerini çıkararak veya burarak erkeklik görevini yapamayacak duruma getirmek. Arapça bir kelime olup, Türkçe’de buna iğdiş etmek, burmak, tavaşi, enemek ve hadımlaştırmak denir. Arapça’da da başka çeşitli kelimelerle ifâde edilmektedir.

 

Hadımlaştırmanın tarihi çok eskilere; orta çağa, eski Roma ve Asuriler dönemine dayanmaktadır. İslâm’dan önce, dünyanın çeşitli yerlerinde, bilhassa saraylarda hadımlaştırma yapılmıştır. Hz. Muhammed (s.a.s.) ise, buna şiddetle karşı çıkmıştır. Onun döneminde ve dört halife zamanında hadımlaştırmaya asla müsaade edilmemiştir. Ondan sonra Emeviler ve Abbasiler zamanında, Romalılara özenti duyularak hadımlaştırma olaylarına gidilmiş, saraylarda hadım ağaları bulundurularak bu kötü adet müslümanların arasına sokulmuştur. Ayrıca Osmanlı saraylarında da hadım ağaları bulundurulmuştur. Bu hadımlar, vezirlik ve sadrazamlık makamlarına kadar yükselmişlerdir. Hadım Ali Paşa ve Hadım Süleyman Paşa gibi. Osmanlı saraylarındaki bu tavaşiler iki kısımdı. Beyazlarına “Ak ağa” ve siyahlarına da “Hadım ağa” denilirdi. Bilhassa siyah hadımlar Sudan’dan getiriliyordu. Sudan’dan getirilen çocuklar Mısır’da hadımlaştırılıyor, erkeklikleri yok ediliyordu. Ondan sonra İstanbul’a ve memleketin diğer yerlerine gönderiliyordu. Bu hadiseler, saltanatın kaldırılmasına kadar sürüp gitmiştir (Mehmet Zeki Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, İstanbul 1971, III, 422 vd.).

 

İnsanı hadımlaştırmak, Allah’ın vermiş olduğu bir hakkı ortadan kaldırmak ve onu şahsiyetinden uzaklaştırmaktır. Erkeği, kendi hakkında cari olan ilâhı kanunun dışına itmek ve ona karşı saygısızlıkta bulunmaktır. İnsan haklarına indirilen ağır bir darbe ve insanlık adına bir utançtır. Bir insanın soyunu kesip kurutmak, birini diğerine köle yapmak sûretiyle ilâhı denge kanununu bozmaya çalışmaktır. insanın hem vücudunda hem de ruh yapısında çeşitli dengesizliklerin meydana gelmesine sebep olduğu için, ilmi yönden sakıncalı kabul edilmiş; dinî yönden de şiddetle yasaklanmış ve haram kabul edilmiştir.

 

Hz. Muhammed (s.a.s.) hadımlaştırmaya karşı çıkmış. Onun zamanında hadımlaştırma hareketleri önlenmiş ve bu işi yapanlar cezalandırılmıştır (İbn Mâce, Diyât, 29). Hatta, Resulullah (s.a.s.): “Kim kölesini hadımlaştırırsa, biz de onu hadımlaştırırız” (Neseî, Kasame, 7) diyerek, tavaşi hareketlerine karşı kesin tavır koymuştur.

 

Bütün mezhep imamları, fakihler, insanları hadımlaştırmayı caiz görmemişler ve haram olarak kabul etmişlerdir. Hayvanları hadımlaştırma hususunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bazı hayvanların etlenmesi için iğdiş edilmeleri faydalı olur şeklinde düşünen bazı alimler, bunu caiz görmüşlerdir. Faydası olmadığı taktirde, hayvanları hadımlaştırmak da bütün alimlere göre caiz değildir (İbn Humâm, Fethu’l-Kadîr, Mısır 1318, VIII, 131; İbn Abidin, Reddu’l-Muhtâr, Mısır 1966, VI, 388).

 

Tavâşî bir zulümdür. Zulüm de, çeşitli ayet ve hadislerle yasaklanmış, tenkit edilmiş bir barbarlıktır.

 

Harem içerisindeki kadınları korumak amacıyla hadım kullanımı, hem Ortadoğu’da hem de Uzakdoğu’da yüzyıllardır geleneksel olmasına rağmen bu kurum, ta ki başkentlerini Avrupa’ya taşıyana ve Yunan Bizans’ın geleneklerini tanıyana kadar, Osmanlılar tarafından kullanılmamış ve gereksiz görülmüştür. 15. yüzyılın ortalarına kadar, hadım kullanımı yoktur.

 

Kaynaklar hadım edilme yöntemleri konusunda ayrıntılı bilgilere yer vermemiştir. Günümüze kadar ele geçen bazı kaynaklarda görülüyor ki; hadım edilme konusunu işleyenler çoğu kez takma isimlerle yazılarını yazmışlardır. Ancak; yine de 3 çeşit hadım edilme yöntemini yazılı bazı kaynaklardan edindim.

 

  1. Sandalı veya Tamamen Tıraşlı: Organlar tek bir harekette, keskin bir bıçak yardımıyla tamamen kesilir. Teneke ve ahşap bir tüp üret raya sokulur. Yaraya kaynar yağ dökülür ve hasta taze tezek yığınına yatırılır. Yiyecek olarak süt verilir. Eğer hadım edilen kişi genç birisi ise çoğu kez yaşar.
  2. Penisi Kesilen Hadım: Cinsel ilişki ve döl verme yeteneği yerindedir, fakat penisi yoktur.
  3. Hadım: Testisleri kesilmiş veya ezilmiş, burulmuş olan klasik Thlibias ve Semivir.

 

Kullanılan yöntemler ülkelerde farklılık göstermez. Çin’de, Mısır’da ve Osmanlı’da. Farklılık ise kanamanın nasıl durdurulacağındadır.

 

Operasyon; Erkeğin göbeğinin hemen alt kısmı ve bacakların baldır kısmı, beyaz bandajlarla sarılır. Sırt üstü yatmış olan hadım adayının, üzerinde operasyon yapılacak olan bölgeleri acı biber karıştırılmış su ile üç kez yıkanır. Orak benzeri bir kesici ile hem testisler hem de penis mümkün olduğunca dipten kesilir. Hadım etme işlemi yapılmış olduğundan penis kökündeki kanala gümüş bir iğne veya metal çubuk sokulur. Daha sonra yara soğuk su içine yatırılmış kağıt ile dikkatlice sarılır. Bandajlama sonrası hadım, iki adet “bıçakçı” yardımıyla birkaç saat yürütülür ve daha sonra yatırılır. Hasta tuvalet ihtiyacını gideremeyeceği için 3 gün boyunca sıvı verilmez. Üç gün sonra bandajlar açılır ve tüp çıkartılır. Hasta idrarını yaparken kanama olmaz ise sorun kalmamış demektir. Aksi takdirde kanallar şişmiş demektir. Ve hasta ölür.

Kategoriler
DİN

Namazın Sağlık Açısından İnsanlara Yararları Nelerdir?

“İslam dininin direği namazdır” der Peygamber Efendimiz. Sadece Peygamberimizin bir istediği değil, Yüce Rabbimizin emridir ayrıca namaz kılmak. Namaz o kadar önemli ve güzel bir ibadettirki, bunu sadece bir ibadet olarak düşünmek çok yanlık olur elbette. Namaz kılmak, müslümanlığımızın bir göstergesi olduğu kadar, ayrıca sayılamayacak kadar çok yararı vardır. Bizde bu yazımızda bu konuya değineceğiz. Bakalım namaz kılmanın insan sağlığına ne gibi faydaları varmış;

Sağlık açısından namazın hikmetleri:

İbadetlerin bir hedefi de,insanı ruhen ve bedenen sağlam tutmak,ruhi ve bedeni hastalıklara karşı korumak;hatta malının sağlığını bile korumaktır.Çünkü namaz gibi ibadet ve yıkanmayı Ön şart kabul etmekle beden temizliğine,özellikle namaz,oruç ve hac insanın ruhi temizliğe vasıtasıdır.

Genelde bazı hastalıklar vardır ki,sebebi mikrobiktir,insanın cismine arız olur.Bazı hastalıklar da vardır ki,sebebi mikrobik değildir,yani ruhidir,insanın ruhi fonksiyonlarına ve yaşantısına arız olur.Fakat bununla beraber arasında kesin bir kategorik bir ayrım olmadığından ,bedeni bir hastalık,bazen ruhi yaşantıyı da hasta ettiği gibi,ruhi bir hastalık bazen bedeni de etkileyebilir.O halde tam sağlıklı bir kişilik için hem bedeni hem de ruhu dengeli bir şekilde sağlıklı tutmak gerekir.İslam,namaz ve diğer ibadet sistemiyle her türlü hastalığa karşı hem koruyucu bir hekimlik ,hem de iyileştirici etkin bir ilaçtır.

Namaz bütün erkanıyla Allah’ı hatırlama ve zikretmektir.Allah’ı zikretmek olan namaz,insanın bedenine,hem de ruhuna şifadır.Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:”Onlar inanmışlar,kalbleri Allah’ı zikirle huzura kavuşur.”(Ra’d Suresi:28)Yine:”Rablerinden korkanların bu kitaptan tüyleri ürperir,sonra hem derileri,hem de kalbleri Allah’ın zikriyle yumuşar ve yatışır.”(Zümer Suresi:23) Bir hadis-i şerifte,”Namazda şifa vardır.”(Ahmed ibn.-i Hanbel:2/390) buyurulur.

Namazı yalnız bir beden eğitimi gibi gören bazı yanlış anlayışlara cevap olarak,şunları söyleye biliriz:

  1. Beş vakit namazda 40 rek’at ve 80 secde var.Her gün kaç jimnastikçi bu kadar hareket yapar?
  2. Namaz yavaş yavaş kılınır.Kalp yorulmaz.
  3. Namaz günde beş ayrı vakitte kılınır.Kaç jimnastikçi günde beş defa ayrı ayrı zamanlarda beden eğitimi hareketi yapar?Yolculuk yaparken bile namaz terk edilmez.
  4. Namaz ömrünün sonuna kadar farzdır.Ömrünün sonuna kadar kaç jimnastikçi beden eğitimi hareketlerini sürdürür?
  5. Namaz kılmak için abdest almak şarttır.Bazı durumlarda boy abdesti gerekir.Halbuki,jimnastik yapmak için böyle bir mecburiyet yoktur.

Sabah namazı 4 rek’at,öğle 10,ikindi 8,akşam 5,yatsı 13rek’at.Hepsi kırk rek’at.Her rek’atta 2 defe secdeye giden mü’min günde 80 defa yatar kalkar.Hiçbir jimnastikçi günde seksen defa muntazam bu hareketi yapamaz.Bu jimnastikçiler o da yalnız sabahları olmak şartıyla günde yirmi veya otuz defa hareket ederler.Yaptıkları hareketler hızlı olduğundan çoğu kez kalblerini yorarlar,hareketinden sonra yorgun düşerler.Bütün gün de hareket etmediklerinden vücutlarında kalori toplanmasının,yağlanmanın önüne geçemezler.Namazda ise hareketler yavaştır.Bu hareketler Kalbi yormaz,günün değişik saatlerinde olduğu için insanı devamlı dinç tutar.Yağlanmaya ve kalori depolanmasına mâni olur.

İnsan hayatında kanın yeri büyüktür.Kalp,kanı vücudun en ücra yerlerine kadar ulaştırmak üzere pompalar Kalbin bu işi yapabilmesi için daima olarak dinç olması gerekir.Bir de bu kan gönderme işinde kalbe yardımcı olunabilmesi için,o hücrenin kanile iyice sulanması veyahut kanlanması gerekmektedir.Nasıl bir bahçıvan sebzelerin iyice yetişmesi için bahçeyi her zaman sulaması gerekirse,dokulardaki kan dolaşımı,yani hücrelerin iyice kanla sulanması gerekmektedir.

Namaz kılanların gözleri 80 defa yere eğildiklerinden daha kuvvetli kan devranına malik olur.Göz tansiyonunda artma olmaz ve ön kameradaki sıvının devamlı değişmesi temin edilmiş olur.Glokom ve buna benzer vahim göz hastalıklarının namaz kılanlarda daha az görülmesi bu yüzdendir.

Namaz kılan insanların gerek kalça,gerek diz ve gerekse ayak bileği ve kol omuzu,dirsek ve el bileği eklemleri de devamlı işleyen bir makine gibi olduğundan,eklemlerde meydana gelecek bütün romatizma hastalıklarından,dejeneratif hastalıklardan salim oldukları gün apaçık ortadadır.Zaten bu hastalıklar İslam dini ile yakından uzaktan alakası olmayan Hıristiyanlarda ve namaz kılmayan insanlarda daha fazla görülürler.Bu eklem hastalıklarından insanı koruması bile namazın en iyi taraflarından birini teşkil eder.

Beden ve ruh sağlığı açısından namaz:

Göz merceklerinin dinlenebildiği en rahat mesafe bir buçuk metreye bakmaktır.Göz merceklerimiz ancak kasılmadan bu mesafeyi gördüğü zaman rahatlar.Namaz kılan,secde yerine baktığında göz mercekleri dinlenmektedir.günde kırk rek’at hesabı ile bu dinlenme takriben bir saat tutar ki,bu nimet göz için bulunmaz bir sağlık reçetesidir.

Vücudun en çok zahmet çeken organları eklemlerdir.Bunların tümü namaz motifi içinde yıpranmışlıklarını giderir,tam sağlığa kavuşur.Namaz dışında hiçbir hareket rejimi eklemlere böyle bir sağlık sağlamaz.

Ayrıca namazın ibadet disiplini içinde devamlılığı eklemlerdeki bu huzuru ömrün sonuna kadar götürür.

Kalbin çalışmasında ve duygusal sistemle ilgisinde fevkalade önemli özelliği,elektromanyetik eksenleridir.Namaz hareketleri sırasında bu eksenler en ideal çizgilere gelir.Özellikle sağlıklı kişilerin günlük elektromanyetik etkiler sonucu göğüs nahiyesinde hissettikleri huzursuzluklara namaz kılanlarda hemen hemen hiç rastlanmaz.

Namazın ruhi yapımıza getirdiği rahatlamalar:

Hiç değilse günde kırk rek’at namazda bir saat dünya telaşının hırçın etkilerinden uzaklaşırız.

Namaz kılanlar namazlarını devam ettirebilmek için,ayet-i kerimenin de emrettiği gibi,aşırılıklardan,dolayısıyla şerlerden uzak kalır.İhtiras ve buna bağlı streslerden de büyük ölçüde kurtulur.

Namaz kılanlarda tevekkül duygusu otomatik olarak gelişir.Ruh hastalıklarında büyük etkisi olan vesvese böylece tahrip imkanı bulamaz.Şüphesiz şeklen de olsa namaz

kılanlar,imanın hiç değilse en yüzeyde taktikçisi olduğundan,ruhi yapılarında birbirine zıt kargaşalar yerine sentezini bulmuş rahatlıklar vardır.

NAMAZ VE RUH EĞİTİMİ

Şüphesiz namaz;ancak ağırbaşlılık,alçakgönüllülük,yalvarma,yakarma,ve pişmanlık duymadır.Elini kor;Allah’ım! Allah’ım! Dersin.kim böyle yapmazsa o bir eksiklik yapmıştır.

Namaz;mü’mini ruhen yücelten,onu maddi,manevi kir ve paslardan arındıran,fahşâ ve münkerden alıkoyan,nefsin ve şeytanın esaretinden kurtaran,kibir,gurur ve bencillik gibi hastalıkları tedavi eden,vakar ve tevazu duygularını artıran mükemmel bir ibadettir.

Namaz;mü’mini Allah katına yükseltip O’na kavuşturan bir mi’râcdır.

Namaz;gönülleri ferahlatan,ruhları aydınlatan şifadır.

Namaz;fani ve fena olan şu dünyadan,ebedi olan ilahi aleme açılan bir penceredir.

Namaz;mü’mini gerçek özgürlüğüne kavuşturan ruhi bir inkılaptır.

Namaz;ömür boyu,her türlü hal ve ortamda sürekli devam eden bir sabır eğitimidir.

Namaz;günlük hayatın akışını beş kez durdurup düzenleyen,vakti en verimli ve en yararlı bir biçimde kullanmayı sağlayan bir nizamnamesidir.

Namaz;mü’minin günlük faaliyetleri hakkında düzenli olarak Rabb’ine hesap vermesini sağlayan bir otokontrol mekanizmasıdır.

Namaz;dua,zikir,tevbe,istiğfar,şükür,hamd,tesbih,tenzih gibi ögeleriyle Mü’mini manen eğiten ve olgunlaştıran bir ibadetler bütünüdür.

Namaz Kötülüklerden Arındırır

Namazın,bir mü’minin hayatındaki en önemli etkisi;onu çirkin,fena ve kötü olan şeylerden,Nâhoş ve yüz kızartıcı davranışlardan uzak tutmasıdır.

Muhakkak namaz,kötü ve iğrenç şeylerden vazgeçiricidir.(Ankebût:45)

Yalnızca Allah için namaz kılan bir mü’min,Allah’ın haram kıldığı ve münker saydığı şeylerden uzak durmaya ve onlara yaklaşmamaya çalışacaktır.Çünkü namazda bu tür olumsuzlukları bağdaştırmak mümkün değildir;ateşle barutu bir arada tutmak nasıl imkansızsa,namazla fahşâ ve münkerin arasını telif etmek de öylesine imkansızdır.Namaz kılan bir kimse,en azından namaz kıldığı süre içinde bu tür kötülük ve çirkinliklerden uzak kalacak demektir.Bu da,fahşâ ve münkeri tamamen terk etmek için ilk adım sayılır.

Namaz,mü’minin,o ana dek işlediği hata ve günahların farkına varması,bunlardan dolayı tevbe ve istiğfarda bulunması için ele geçmez bir fırsattır.Böylece,kendi kendini hesaba çekecek,Rabb’inden af ve bağışlanma dileyecektir:

Rabb’imiz! Bizim günahlarımızı bağışla,kötülüklerimizi ört ve birr (iyilik ve ihsan) sahipleriyle beraber canımızı al! (Âl-i İmrân:193).

Namaz kılan mü’min,bir yandan namazını mükemmel hale getirmeye çalışırken,öte yandan da salih amellerde,iyilik ve ihsanlarda bulunarak kötülüklerini örtmeye çalışacaktır:

Gündüzün iki tarafında ve gecenin (gündüze) yakın saatlerinde namaz kıl;çünkü iyilikler (hasenât),kötülükleri giderir.Bu,ibret alanlara bir öğüttür.(Hûd:114)

Rasüllah-sallallâhu aleyhi ve sellem-de,namazın günahlara bir keffaret olduğu ve onları yıkayıp temizlediğini ifade buyurmaktadır:

Hiçbir kimse yoktur ki,abdest alsın ve abdestini güzel yapsın.Sonra namazı kılsın da,o abdest ile kıldığı namazı takip edecek namaz arasındaki günahları onun için mağfiret olunmasın.

Bir keresinde Nebi-aleyhisselem-:

“Beş vakit namaz kılan,evinin önünde bol miktarda akan tatlı bir suya günde beş defa dalıp yıkanan gibidir.Bu adamda kir namına bir şey kalır mı?”dedi.

“Hayır,bir şey kalamaz!”dediler.

Rasûlüllah,”Suyun kiri giderdiği gibi,beş vakit namaz da günahları yok eder.”buyurdu.

Namaz,insandaki birtakım olumsuz özellikleri yıkayıp temizlemekle kalmaz.ayrıca ona olumlu ve güzel nitelikler kazandırır:

Namaz;mü’mini birr,takva ve ihsan sahibi yapar.Onu sabırlı,olgun,ağırbaşlı ve alçakgönüllü bir insan haline getirir.

Namaz Sabır Eğitimidir

Ey iman edenler! Sabırla ve namazla yardım dileyin! Şüphesiz bu,huşû duyanlardan başkasına ağır gelir.(bakara:45).

Ey iman edenler!Sabırla ve namazla yardım dileyin! Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.(Bakara.153)

Kategoriler
DİN

Türkçe Hazırlanmış Son Peygamber Hz. Muhammet Çizgi Filmini İndir İzle

Alemlere rahmet olarak gönderilen ve yeryüzüne gelmiş olan yüce insan olan Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed’in hayatını öğrenme ve bunu çocuklara öğretmek hepimizin boynunun borcudur. Artık öyle bir çağdayız ki, dini konuları öğrenmemek ve ailemize öğretmemek için hiçbir bahanemiz yok. Her yerde her fiyata kolaylıkla dini kitaplar, videolar, cd’ler, dergiler, hazırlanmış filmler, söyleşileri bulabiliyoruz. Bizde özellikle çocuklarımız için çok faydalı olacağını düşündüğümüz bir çizgi filmi sizinle paylaşmak istedik.

Çizgi filmi izlemek için buraya veya bu yazının en altında verilen linke tıklayarak ilk önce sitenize indirmelisiniz. Çizgi film toplam 350 MB boyutundadır. İzler ve hoşunuza giderse lütfen “ALLAH RAZI OLSUN” demeyi eksik etmeyiniz.

Çizgi film hakkında kısaca bilgi verelim isterseniz;

Hz. Muhammed (sav)’in hayatı ilk kez bir çizgi film formatında ele alındı. 2002 yapımı “Muhammed(sav): Son Peygamber ” (Muhammad, The Last Prophet) adlı filmin”in senaryosu geliştirilirken geniş kapsamlı araştırma yapıldı. Filmin öyküsü UCLA (Kaliforniya Üniversitesi, Los Angeles) eğitimli senaryo yazarı Firdosi Wharton-Ali ve UCLA İslam Hukuku Profesörü Dr. Khaled Abou El Fadl tarafından dikkatle gözden geçirildi. Senaryonun son hali El Ezher İslami Araştırmalar Enstitüsü’ne gönderildi. Onay alındıktan sonra prodüksiyon aşamasına geçildi. Filmin danışma ekibinde ayrıca Georgetown Üniversitesi’nden Dr. John L. Esposito ve Dr. John S. Voll da yer aldı.

Prodüksiyon işlemleri 2 yılda gerçekleşen “Muhammad, the Last Prophet” için 196.000’den fazla çizim hazırlandı. Filmin tasarım çalışmaları, Kaliforniya’nın Burbank bölgesinde kurulu bulunan RichCrest Animation stüdyolarında gerçekleştirildi.

İslam tarihinin en ünlü karakterlerinin seslendirilmesi için profesyonel tiyatro, televizyon ve film aktörleri arasında geniş kapsamlı arama çalışması yapıldı. Aktörlerin seçilmesinden sonra yönetmen Richard Rich onlarla bir dizi ses kaydı işlemi gerçekleştirdi. “Muhammed, The Last Prophet”in müziklerini William Kidd hazırladı. William Kidd’in film için hazırladığı epik besteler, aynı zamanda filmin en büyük handikapı olan peygamberin yüzünün gösterilmemesinin üstesinden gelinmesine de yardımcı oldu.

İslami hassasiyetler göz önüne alınarak Hz. Muhammed(sav)’in yüzünün gösterilmediği bir filmde O’nun varlığı en güçlü biçimde izleyiciye nasıl aktarılabilirdi? Yönetmen Richard Rich bu sorunu kameranın bakış açılarını peygamberin geliş ve gidiş yönlerini işaret edecek biçimde ayarlamak suretiyle sinemasal açıdan çözdü.

“Muhammed, The Last Prophet”in yapımcısı olan Badr International Corporation’un merkezi İngiltere’ye ait Virgin Adaları’ndadır. Eğlence sektöründe televizyon, tiyatro ve ev videosu pazarı için film ve video materyali üretmek için oluşturulmuş bir sahne prodüksiyonu geliştirme ve dağıtım şirketidir. Ürünlerinde özellikle İslami market hedeflenir. İslam dünyasının kültürel inanç ve ilgilerine yönelik nitelikli prodüksiyon materyalinin sunulması başlıca amaçtır.

Çizgi filmi indirmek için buraya tıklayınız.

Kategoriler
DİN

Peygamberimiz İle Hıristiyanların Diyaloğu

Hazreti Peygamberden günümüze ders olacak sözler. Necran Hıristiyanlarının liderleri ile düşünce adamları, Hz. Peygamber’in (s.a.a) kendilerini İslâm’a çağırmayı içeren mektup konusunu incelemek üzere bir araya geldiler.
Necran Hıristiyanlarının liderleri ile düşünce adamları, Hz. Peygamber’in (s.a.a) kendilerini İslâm’a çağırmayı içeren mektup konusunu incelemek üzere bir araya geldiler. Yaptıkları bu toplantıda kesin bir görüşe varamadılar. Çünkü ellerinde İsa Peygamber’den sonra bir peygamberin geleceğini haber veren kutsal metinler vardı ve Hz. Muhammed’in sergilediği görüntü onun peygamber olduğuna işaret ediyordu. Bundan dolayı Necranlı Hıristiyan liderler ile düşünürler Hz. Peygamber’le (s.a.a) bizzat görüşerek onunla diyalog kur-mak için bir heyet göndermeye karar verdiler.

Hz. Peygamber (s.a.a) bu büyük heyeti karşıladı. Fakat yüzünde, putperestlik karakterini yansıtan görüntülerinden hoşlanmadığını belirten bir ifade açıkça belirdi. Çünkü halis ipekten ve ipekli kumaşlardan dikilmiş cüppeler giymişlerdi, altın takıları vardı ve boyunlarında haçlar taşıyorlardı. Aynı kişiler ertesi gün dış görünüşlerini değiştirerek ikinci defa geldiklerinde, Hz. Peygamber kendilerini hoş karşıladı, kendilerine saygılı davrandı ve dinî törenlerini uygulamaları için onlara alan açtı.

Arkasından onlara İslâm’ı takdim etti ve kendilerine Kur-ân’dan bazı ayetler okudu. Ancak onlar İslâm’ı kabul etmeye yanaşmadılar ve aralarındaki tartışma uzun sürdü. Sonunda Hz. Peygamber’le (s.a.a) mübahele yapmayı kabul ettiler. Bu, yüce Allah’ın emrinin gereği idi. Mübahele günü olarak da sözbirliği ile ertesi günü kararlaştırdılar.

Resulullah (s.a.a) yüce Allah’ın aşağıdaki ayetinde ifadesini bulan ilâhî emir uyarınca Necran Hıristiyanlarının karşısına mübahele amacı ile çıktı. Onlarla karşılaşmaya çıkarken Hz. Hüseyin’i kucağına aldı, Hz. Hasan’ın elinden tuttu; kızı Fatıma ile amcasının oğlu Ali b. Ebu Talip de arkasında yer almışlardı. Allah’ın emrini içeren ayette şöyle buyuruluyor:

Artık sana gelen bilgiden sonra kim onun hakkında seninle tartışacak olursa, de ki: Gelin, biz kendi oğullarımızı, siz kendi oğullarınızı, biz kendi kadınlarımızı, siz kendi kadınlarınızı, biz kendimizi ve siz kendinizi çağıralım. Sonra da dua edelim de Allah’ın lânetini yalan söyleyenlerin üstüne kılalım. [1]

Hz. Peygamber bu saydığımız yakınları dışında başka hiç kimseyi yanına almadı. Amacı, peygamberliğinin ve ilâhî elçiliğinin doğruluğunu herkese ispat etmekti. Bu durum karşısında Necran’ın başpapazı şunları söyledi:

Ey Hıristiyanlar, ben karşımda öyle yüzler görüyorum ki, eğer Allah’tan bir dağı yerinden oynatmayı isteseler, Allah o dağı yerinden oynatır. Sakın onlarla mübaheleye, karşılıklı lânetleşmeye kalkışmayın ki, yok olursunuz ve yeryüzünde bir tek Hıristiyan kalmaz.

Necranlılar Hz. Peygamber ve Ehl-i Beyt’i (tümüne Allah’ın selâmı olsun) ile karşılıklı lânetleşmeden vazgeçince, Allah’ın Resulü onlara şöyle dedi:

Mademki lânetleşmekten kaçındınız, öyleyse Müs-lüman olmak suretiyle onların sahip oldukları hak ve sorumluluklara siz de sahip olun.

Bunu da reddettiklerinde, Hz. Peygamber (s.a.a) onlara: “O hâlde ben sizi savaş meydanına davet ediyorum.” karşılığını verdi. Hz. Peygamber’in (s.a.a) bu meydan okuması üzerine şöyle dediler:

Bizim Araplarla savaşacak gücümüz yok. Biz seninle, bize saldırmaman ve bizi dinimizden döndürmeye çalışmaman şartı ile barış anlaşması yapmak istiyoruz. Teklif ettiğimiz bu anlaşmanın şartı olarak sana bin tanesi safer ve bin tanesi recep ayında olmak üzere yılda iki bin top kumaş elbise ile otuz tane demirden yapılmış normal zırh vermeyi taahhüt ediyoruz.

Hz. Peygamber (s.a.a), Necranlı Hıristiyanlar ile bu şartla anlaşma yaptıktan sonra şunları söyledi:

Nefsimi kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, yok olmak, Necran halkının üzerine inmek üzereydi. Eğer lânetleşselerdi, çarpılarak maymunlara ve domuzlara dönüşeceklerdi. Vadileri tutuşup üzerlerine ateş yağdıracaktı. Necran bölgesinin halkı, ağaç tepelerindeki kuşlara varıncaya kadar, yok olacaktı. Hıristiyanların üzerinden bir yıl geçmeden hepsi helâk olacaklardı.
Böylece Necran Hıristiyanlarının temsilcileri Müslümanlığı kabul etmeden beldelerine döndüler.[2]

Rivayet edildiğine göre Necran Hıristiyanlarının Seyyid ve Akıb isimli liderleri çok kısa bir süre sonra Müslümanlığı kabul ettiklerini açıklamak üzere Hz. Peygamber’in (s.a.a) yanına geri döndüler.[3]

[1]- Âl-i İmrân, 61

[2]- Tefsir-i Kebir, Fahr-i Razî, c.8, s.85

[3]- et-Tabakat, c.1, s.357

Kategoriler
DİN

Hz. Muhammed’in Yaşadığı İlkler

Hazreti Peygamberin hayatında yaşadığı ilkler ekrana taşınıyor. El-Arabiya televizyonu müslümanlara bir hediye gibi olacak programda YERYÜZÜNÜN ŞEREFİ olan EFENDİMİZİN yaşağıdığı ilkleri ve hayatındaki önemli bazı olayları müslümanlara sunmaya hazırlanıyor.

Ünlü haber kanalı, Peygamber efendimizin (sav) sütkardeşi Şeyma ile beraber süt emdiği ve büyüdüğü sütannesi Halime es-Sadiye’nin evinin bulunduğu ve Suudi Arabistan’ın Cidde kentine 150 km uzağında bulunan Beni Saad mahallesine ait görüntüleride ekrana getirecek.

Kanal ayrıca peygamber efendimizin hayata gözlerini açtığı ev, amcası Ebu Talib’in evi ile Suriye’nin Busra şehrine giderken Amman’da gölgesinde dinlendiği ağaç, Taif halkıyla karşılaştığı yer, huzurunda müslüman olan Addas’la karşılaştığı yer ile dinlendiği üzüm bahçesi ve gölgesinde dinlendiği kayaya ait görüntüler ilk defa ekrana taşınacak.

Tüm bu görüntüler kanalın, Kur’an-ı Kerim’de bahsi geçen 25 peygamberin hayatını anlatacağı 30 bölümlük belgesel içerisinde yer alacak.

Belgeselle Kur’ân Coğrafyası

Kanal için bu müthiş belgesele imza atan Ahmed Kamil el-Arabiya’ya şunları söyledi:

Peygamberlerin yaşadığı ya da üzerinden geçtiği topraklarla ilgili çekimleri tamamladık. Belgeselde ayrıca Mekke şehrine ait arşivden de yararlandık. Muhammed Hasan eş-Şerif’in kaleme aldığı belgesel Yüce Allah’ın Hz.İbrahim’den Hz.İsmail’i kurban etmesini emrettiği yer, Yemen Kralı Ebrehe’nin fil ordularıyla beraber helak olduğu yer de belgeselde yer alacak. Belgeselde yer alan diğer bir konu ise Cidde’de bulunan Hz. Havva’ya ait olduğu ileri sürülen kabir ile insanlığın babası Hz.Adem’le karşılaştığı iddia edilen yerin yanısıra Türkiye’de Ağrı dağında bulunduğu iddia edilen Hz.Nuh’un gemisi, Suudi Arabistan ve Yemen’de bulunan Hz.Salih ve Medyen halkı ile Hz.Hud’un kıssası. Belgeselde ayrıca Hz.İbrahim ve İshak (as) ile eşlerine ait mezarların bulunduğu Filistin’deki el-Halil şehrine ait daha önce yayınlanmamış görüntüler yer alacak.