Kategoriler
DİN

At Eti Yemek Caiz mi? At Eti Neden Yenmez?

Anadolu coğrafyasında hakim mezhep olan Hanefilik mezhebine göre at eti yenmez. Tek tırnaklı olduğu için genel kaideye aykırıdır. Maliki mezhebinde de durum böyledir ancak diğer iki hak mezhebe göre at eti caizdir. Peki bu ihtilaf nasıl oluyor işte uzmanportal.com olarak sizler için araştırdık: İslam belli bir coğrafyanın, belli bir âdet ve alışkanlık sahiplerinin dini değildir.

Dünyanın her yanında her türlü âdet ve alışkanlıklara sahip olan tüm insanlar, bu geniş ve müsamahalı dinde yerlerini alabilirler. İslam hepsini de tatmin edecek esneklikte hükümlere sahiptir. Çünkü (dinin temelinde değil) teferruatında içtihad vardır. Geçmişte selahiyetli müçtehitlerimiz bu içtihadı yapmış, farklı ihtiyaçları karşılayacak esnek hükümler ortaya çıkarmışlardır…

Peygamberimiz (asm) bu farklı görüşleri yasaklamamış, tam aksine: “Ümmetimin ihtilafında rahmet vardır!..” buyurarak, faydasına işarette de bulunmuştur.

İşte bu anlayış içinde baktığımızda görüyoruz ki, farklı içtihad sahibi İmam-ı Azam Hazretleri, “at etinin yenip sütünün içilmesine (haram) dememiş, ama (mekruh) olduğunu söylemekten de geri kalmamıştır.” Böyle ictihadda bulunmuştur.

İmam Ebu Yusuf ile İmam Muhammed ise (mekruh değildir) demişler, “at etinin ihtiyaç halinde yenip kımızın da içilebileceği” içtihadında bulunmuşlardır. İmam Şafii Hazretleri de bu iki imamın görüşünü doğrulamıştır.

Hal böyle olunca ortaya fevkalade özel ve güzel, esnek ve müsamahalı bir cevap çıkmaktadır. İşte bu farklı ictihadlara bakararak denebilir ki:

Senin alışkanlığında at eti yemek, sütü kımızı içmek yok mudur?.. Sana haram gibi mi geliyor?.. Tartışmaya, ters düşmeye hiç gerek yoktur.. Sen İmam-ı Azam’ın görüşüyle amel et. At eti yeme, kımız da içme. Konuyu bitir.

Ötekinin alışkanlığında da bunlar yenir mi? Bunlara alışmışlar mı? Mutlaka at eti yeyip kımız mı içmek istiyorlar? Öyle ise buyursunlar onlar da yesin, içsinler. Çünkü onlar da iki imamla, İmam-ı Şafi’nin görüşüne göre amel etmiş olurlar, böyle huzur bulurlar.. Tartışmaya, ters düşmeye gerek olmadığı da böylece ortaya çıkmış olur.

Demek ki, kimsenin kimseye bir diyeceği yok! Herkes dilediğini tercih serbestisine sahiptir…

Öyle ise, hocaefendilerin verdikleri farklı cevaplar yanlış değildir. Ancak anlatımı eksiktir. Birileri, İmam-ı Azam’ın görüşünü anlatarak “olmaz” demişler. Ötekileri de iki imamla İmam-ı Şafi’nin görüşünü esas alarak “olur” demişler. Tercihi muhataplara bırakmışlar.

Kategoriler
DİN

Tadili Erkan, Teheccud Namazı ve Helal Yemek

yesilgulEvliya yı İkramı en büyüğü son bin yılın müceddidi İmam-ı Rabbanı Rahmetullah-ı Teala Aleyh’in büyük eseri Mektubattan nakildir.

İKİNCİ CİLD, 69. cu MEKTÛP

Bu mektûb, Muhammed Murâd-ı Bedahşîye yazılmı olup, nemâzın ta’dîl-i erkânı ve tumânîneti ve câmi’de safların düzeltilmesi ve kâfirlere karşı harbe giderken niyyetin düzeltilmesi ve teheccüd nemâzı ve yemeklerin halâlden seçilmesine dikkat olunması bildirilmekdedir:

               Allahü teâlâya hamd olsun! Onun seçdiği, beğendiği kullarına selâmlar, râhatlıklar olsun! Mektûbunuz geldi. Arkadaşların, dostların, doğru yoldan ayrılmadıkları anlaşılarak, çok sevindirdi. Allahü teâlâ, doğruluğunuzu ve doğru yolda bulunmanızı artdırsın! Arkadaşlarımız ile birlikde verdiğiniz vazîfeyi yapma a devâm ediyoruz. Beş vakt nemâzı, elli altmı ki ilik cemâ’at ile kılıyoruz, diyorsunuz. Bunun.için, Allahü teâlâya hamdü senâlar olsun! Kalbin Allahü teâlâ ile olması, bedenin, a’zânın da ahkâm-ı şer’ıyyeyi yapmakla zînetlenmesi, ne büyük bir ni’metdir. Bu zemânda insanların çoğu nemâz kılmakda gevşek davranıyor. Tumânînete ve ta’dîl-i erkâna ehemmiyyet vermiyorlar. Bunun için, siz sevdiklerime, bu noktayı belirtmeğe mecbûr oldum. İyi dinleyiniz! Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”: (En büyük hırsız, kendi nemâzından çalan kimsedir) buyurdu. Yâ Resûlallah! Bir kimse, kendi nemâzından nasıl çalar? diye sordular. (Nemâzın rükü’unu ve secdelerini temâm yapmamakla) buyurdu. Bir def’a da buyurdu ki, (Rükü’da ve secdelerde, belini yerine yerleşdirip biraz durmayan kimsenin nemâzını Allahü teâlâ kabûl etmez). Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”, bir kimseyi nemâz kılarken, rükü’unu ve secdelerini temâm yapmadığını görüp, (Sen nemâzlarını böyle kıldığın için, Muhammedin “aleyhissalâtü vesselâm” dîninden başka bir dinde olarak ölmekden korkmuyor musun?) buyurdu. Yine buyurdu ki, (Sizlerden biriniz, nemâz kılarken, rükü’dan sonra temâm kalkıp, dik durmadıkca ve ayakda, her uzv yerine yerleşip durmadıkca nemâzı temâm olmaz). Bir kerre de buyurdu ki, (İki secde arasında dik oturmadıkca, nemâzınız temâm olmaz). Birgün Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”, birini nemâz kılarken, nemâzın ahkâm ve erkânına riâyet etmediğini, rükü’dan kalkınca, dikilip durmadığını ve iki secde arasında oturmadığını görüp, buyurdu ki, (Eğer nemâzlarını böyle kılarak ölürsen, kıyâmet günü, sana benim ümmetimden demezler). Bir başka yerde de buyurdu, (Bu hâl üzere ölürsen, Muhammedin “aleyhisselâm” dîninde olarak ölmemiş olursun). Ebû Hüreyre “radıyallahü anh” buyurdu ki, (Altmış sene, bütün nemâzlarını kılıp da, hiçbir nemâzı kabûl olmıyan kimse, rükü’ ve secdelerini temâm yapmıyan kimsedir). Zeyd ibni Vehb “rahmetullahi teâlâ aleyh” birini nemâz kılarken rükü’ ve secdelerini temâm yapmadığını gördü. Yanına çağırıp, ne kadar zemândır böyle nemâz kılıyorsun, dedi. Kırk sene deyince, sen kırk senedir nemâz kılmamışsın. Ölürsen Muhammed Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” sünneti [ya’nî dîni] üzere ölmezsin, dedi.

Taberânînin “rahmetullahi teâlâ aleyh” (Evsât)ında bildirilmişdir ki, bir mü’min nemâzını güzel kılar, rükü’ ve secdelerini temâm yaparsa, nemâz sevinir ve nûrlu olur. Melekler, o nemâzı göke çıkarır. O nemâz, nemâzı kılmış olana, iyi düâ eder ve sen beni kusûrlu olmakdan koruduğun gibi, Allahü teâlâ da, seni muhâfaza etsin, der. Nemâz güzel kılınmazsa, siyâh olur. Melekler o nemâzdan iğrenir. Göke götürmezler. O nemâz, kılmış olana, fenâ düâ eder. Sen beni zâyı’ eylediğin, kötü hâle sokduğun gibi, Allahü teâlâ da, seni zâyı’ eylesin, der. O hâlde, nemâzları temâm kılmağa çalışmalı, ta’dîl-i erkânı yapmalı, rükü’u, secdeleri, (Kavme)yi [ya’nî rükü’dan kalkıp dikilmeği] ve (Celse)yi [ya’nî, iki secde arasında oturmağı] iyi yapmalıdır. Başkalarının da kusûrlarını görünce söylemelidir. Din kardeşlerinin nemâzlarını temâm kılmalarına yardım etmelidir. Tumânînet [ya’nî uzvların hareket etmemesi] ve ta’dîl-i erkânın [Bir kerre sübhânallah diyecek kadar hareketsiz durmak] yapılmasına çığır açmalıdır. Müslimânların çoğu, bunları yapmak şerefinden mahrûm kalıyor. Bu ni’met, elden çıkmış bulunuyor. Bu ameli meydâna çıkarmak çok mühimdir. Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki, (Unutulmuş bir sünnetimi meydâna çıkarana, yüz şehîd sevâbı verilecekdir).

Cemâ’at ile nemâz kılarken safları düz yapmağa da dikkat etmelidir. Safdan
ileride ve geride durmamalıdır. Herkes, bir hizâda durmağa çalışmalıdır. Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”, önce safları düzeltir, ondan sonra nemâza dururdu. (Safları düzeltmek, nemâz kılmanın bir parçasıdır) buyururdu. Yâ Rabbî! Bizlere, nihâyetsiz rahmet hazînenden nasîb eyle! Hepimizi doğru yoldan ayırma!

Ey mes’ûd ve bahtiyâr kardeşim! Amel ve ibâdet, niyyet ile dürüst olur. Kâfirlere karşı muhârebeye giderken, önce niyyeti düzeltmelidir. Ancak, bundan sonra sevâb kazanılır. Muhârebeye gitmekden maksad, Allahü teâlânın ismini, dînini yaymak ve yükseltmek ve din düşmanlarını za’îfletmek ve bozguna uğratmak olmalıdır. [Allahü teâlânın dînini, Onun kullarına ulaşdırmak, insanları küfrden, cehâletden kurtarıp îmâna, ebedî se’âdete kavuşdurmak olmalı. Adam öldürmek, can yakmak niyyeti ile cihâda gitmemelidir. Cihâd, kâfirleri zorla küfrden kurtarmakdır.] Çünki, biz müslimânlara böyle emr edilmişdir ve cihâd da, bu demekdir. Başka şeylere niyyet ederek, cihâd sevâbından mahrûm kalmamalıdır. Gâzîlerin beyt-ül-mâldan ma’âş almaları, cihâdı ve cihâd sevâbını bozmaz. [Bütün ibâdetlerin kabûl olması için de, Allahü teâlâ için yapılması ve böyle niyyet edilmesi şartdır.] Kötü niyyetler, ibâdeti bozar. Niyyeti düzeltmeli, ma’âş da almalı, cihâda gitmelidir. Gâzîlik ve şehîdlik sevâblarını beklemelidir. Sizin hâlinize gıbta ediyor, imreniyorum. Kalbiniz Allahü teâlâ ile, a’zâlarınız, cemâ’at ile nemâz kılmakla ve ayrıca, din düşmanları, kâfirler ile cihâd etmekle [Allahü teâlânın dînini kâfirlere yaymakla da] şereflenmekdesiniz. Gazâdan selâmet ile çıkan gâzî olur, mücâhid olur. Ölen, hâlis şehîd olup, en büyük sevâblara, ni’metlere kavuşur. Fekat, tekrâr bildireyim ki, bunlar, ancak niyyeti düzeltdikden sonradır. Hâlis niyyet kalbe gelmezse, böyle niyyet etmeğe, kendinizi zorlamalı ve bu niyyetin kalbde hâsıl olmasını, Allahü teâlâdan yalvararak istemelidir.

Harbde kâfirlerin öldürdüğü, sulh zemânında zâlimlerin işkence yaparak öldürdüğü kimsenin şehîd olması için, ölürken müslimân olması, kalbinde îmân olması lâzımdır.

[TENBÎH: Âdem aleyhisselâmdan bugüne kadar, her zemân, her yerde, kötü insanlar iyilere saldırmışlardır. Allahü teâlâ herşeyi sebebler ile yaratmakdadır. Kötülerin cezâsını da, kötü insanlar vâsıtası ile vermekdedir. İşkence edenlere dünyâda da cezâlarını vermekdedir. Kötülerin yanı sıra, iyiler de azâb görmekdedir. Bunların ve harbde ölenlerin ve kazâda ölen müslimânların hepsi şehîddir. Dünyâda azâb çeken iyi, suçsuz müslimânlara âhıretde bol ni’metler verilecekdir. Âhıretde ni’mete kavuşmak için, îmân sâhibi olmak lâzım olduğu din kitâblarında yazılıdır. Bu kitâblar dünyânın her yerinde çok vardır. Bu kitâbları okuyup da inanmıyana kâfir denir. İslâmiyyeti işitmiyen kâfir olmaz. İşitince (Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah) diyen ve buna inanan müslimân olur. Bunun ma’nâsı, (Herşeyi yaratan bir Allah vardır ve Muhammed aheyhisselâm Onun Resûlüdür)dır. Müslimân olan, Onun son Peygamberine tâbi’ olur. Birçok yerde, kâfirler, zâlimler, suçsuz müslimânları, kadınları, çocukları öldürmüşlerdir. Öldürülen müslimânlar, şehîd olur. Öldürülürken, yapılan işkencelerin acısını duymaz. Ölürken, kabrde verilecek olan Cennet ni’metlerini görerek çok sevinir. Şehîdler ölürken hiç acı duymaz. Sevinir ve çok neş’elenir. Cennet ni’metlerine kavuşur. Hadîs-i şerîfde (Müslimânların kabri Cennet bağçelerindendir) buyuruldu.]

Oradaki ahbâbıma bir nasîhatim de, (Teheccüd) nemâzını kılmanızdır. [Ya’nî gece sonuna doğru nemâz kılmalıdır.] Büyüklerimiz, bu nemâzı hep kılmışdı. Size burada iken de söylemişdim ki, eğer o zemân uyanamaz iseniz, evdekilere söyleyiniz, sizi her hâl-ü-kârda uyandırsınlar. Sizi, gaflet uykusunda bırakmasınlar. Böylece, birkaç gece kalkınca, alışarak, kendiniz kolayca kalkar ve bu se’âdete kavuşursunuz.

Başka bir nasîhatim de, yenilen lokmalarda, ihtiyâtlı davranmakdır. Bir müslimânın, heryerde bulduğu, herşeyi yimesi doğru değildir. Lokmaların halâldan mı, harâmdan mı geldiğini düşünmek lâzımdır. İnsan, başlı başına değildir ki, her
bildiğini, aklına geleni yapsın. Sâhibimiz, yaratanımız var “celle celâlüh”. Onun emrleri ve yasakları var . Beğendiği ve beğenmediği şeyleri, âlemlere rahmet olan Peygamberleri “aleyhimüssalevâtü vetteslîmât” ile, bizlere bildirmişdir. Sâhibinin, yaratanının beğenmediği şeyleri istiyen, ne kadar bedbaht ve zevallıdır. Herşeyi sâhibinin izni olmadan kullanmak istiyor. Böyle kimseler, utansın ki, dünyâda, bu şeylerin gelip geçici sâhiblerine sormadan birşeylerini kullanmıyor. Bu, hakîkî olmıyan sâhiblerin haklarını gözetiyorlar da, bunların hakîkî sâhibi, beğenmediği şeyleri, şiddetle, pek sıkı yasak etdiği ve yapanları ağır cezâlarla korkutduğu hâlde, Onun sözüne iltifât etmiyor, aldırmıyorlar. Bu hâl, müslimânlık mıdır, yoksa kâfirlik midir? İyi düşünmelidir! Şimdi ecel gelmemiş , fırsat elden kaçmamışdır. Geçmişdeki kusûrları temâmlamak, düzeltmek mümkindir. Çünki, (Günâhına tevbe eden, hiç günâh yapmamış gibidir) hadîs-i şerîfi, kusûru olanlara müjdedir. Fekat bir kimse, bile bile günâh işler ve herkese bildirir, hiç sıkılmazsa, münâfık olur. Müslimân görünmesi, onu azâbdan kurtarmaz. Bundan dahâ çok ve dahâ ağır söylemeğe ne lüzûm var? Aklı olana, bir işâret yetişir.

Şunu da söyliyeyim ki, korkulu yerlerde ve düşman karşısında ve emîn ve râhat olmak için (Li îlâfi) sûresini okumalıdır. Tecribe edilmişdir. Her gün ve her gece, hiç olmazsa, onbirer def’a okumalıdır. Hadîs-i şerîfde buyuruldu ki, (Bir yere gelen kimse Eûzü bikelimâtillâhi-ttâmmâti min şerri mâ haleka okursa, o yerden kalkıncaya kadar, ona hiçbirşey zarar, kötülük yapmaz). [Korkulu şeyden kurtulmak ve bir dileğe kavuşmak için, Tâhâ sûresinin otuzyedinci âyetinden (Velekad)dan, otuzdokuz sonuna (alâ aynî)ye kadar kâğıda mürekkeble yazıp, bir şeye yedi kerre sarıp, yanında taşımalıdır. Fâidesi çok görülmüşdür.] Doğru yolda gidenlere, Allahü teâlâ selâmet versin! Âmîn.

Ey gözlerimin nûru, ey cândan yakîn cânân!
Abdülhakîm Arvâsî, hasta rûhlara dermân!

Bizler nerde siz nerde, perdeler feth olmuyor,
Sizden uzak kaldıkca, kalbler râhat bulmuyor.

Sohbetden, muhabbetden, dâim konuşurdunuz,
Talebe, hocası ile ölçülür, diyordunuz.

Adım adım, hakîkat yolunu geçmişsiniz!
Rûhları serhoş eden, şerbetden içmişsiniz!

Dünyâ yok gözünüzde, kalb sâhibi ile meşgûl,
Sensin cihânda şimdi, Rabbin en sevdiği kul!

Tevâzû’, büyüklüğün alâmeti derdiniz,
Her hareketinizde bunu gösterirdiniz.

Cihân zûlmetde iken Fehîm nûr saçıyordu,
O haznedeki esrâr, hep size nasîb oldu!

Ya Rabbî! Seyyid Fehîm, ne büyük mürşid imiş ,
Ölü kalbi dirilten, bir Hakîm yetişdirmiş.

Resûlullahdan gelen, nûru nakş etmiş size,
En büyük arzûmuzdur, kavuşmak lutfünüze!

Nûra kavuşulur mu, bir rehber olmadıkca?
Kalbleri ihlâs ile, ona bağlamadıkca.

Kategoriler
DİN

Efendi Hazretlerinin Sohbetleri 2

efendi

Mahmut Efendi Hazretleri’nin bir önceki konumuzda yayınlamış olduğumuz sohbeti olan “KİTABI SAĞ VE SOL ELİNDEN VERİLENLER” adlı sohbetin devamı niteliğinde olan sohbetine buyrun:

CENNETE AĞAÇ DİKMEK
(Ders ayeti)
”Cehennemliklerin kan ve irininden başka yiyecek yoktur”

Gislin:Cehennem ehlinin, cehennemin sıcaklığından dolayı vücudundan akan irin ve kandır.
Cehennemliklerin yanmalarında hasıl olan şeye taam denmesi kafirleri istihza içindir.Çünkü taam yemek için hazırlanan şeydir. Sarı su ve irin ise yenilmeyen şeydir.

(Ders ayeti)
”Onu ancak hata ediciler yer.”

O ”Gislin” i kasden günah işleyen münkir ve müşrik kimselerden başkası yemez.Ancak o kafirlerdir ki o pis şeyleri yemek mecburiyetinde kalacaklardır.

Sure-i Amme’de şöyle buyuruluyor:
”Orada ne bir serinlik ne de içecek bir şey.Bir kaynar su ve irin içecekler.Bir ceza ki (işledikleri amellere) uygun.”

Cenab- Hak ehli imanın ve ehli küfrün kıyamette görülecek hallerini beyandan sonra insanlara ahiretin ahvalini bildiren Kuran-ı Kerim’in azametini bildirmek üzere buyuruyor ki:

(Der ayeti)
”Artık kasem ederimi gördüklerinize ve görmediklerinize”
Ayeti celilenin başında geçen (lam elif) harfi üç şekilde tefsir edilmiştir.
1-La harfinin sıla olmasıdır ki, zaid demek anlamındadır.Bu tefsire göre mana ”kasem ederim” demektir.
2-La harfinin nafiye olmasıdır ki, Mekke müşriklerinin iftiralarını red için getirilmiştir.Bu tefsire göre de mana:”Hayır iş Mekke müşriklerinin dediği gibi değil.Kasem ederim ki” demek anlamındadır.
3-La lafzı kasemi nefy içindir.Bu durumda da mana şöyle olur:”Şu Kuran-ı Kerim bir Resulun sözüdür.Bu o kadar açıktır ki yeminde ihtiyaç yoktur.”

(Der ayeti)
”Muhakkak o Kuran-ı Kerim, kerim olan bir Resulun kavlidir.”

Ayeti kerimede geçen Resul ile murad Cebrail (aleyhisselam) dır diyenler var ise de Resul ile muradın Resulullah olması tercih olunmuştur.
Kuran-ı Kerim Allah’u Teala’nın Levh-i mahfuzda izhar buyurduğu cihetle Allah’ın kelamıdır.Levhi mahfuzdan semaya ve semadan yeryüzüne inzal edilmesi Cebrail (Aleyhisselam) vasıtasıyla olmuştur.İnsanlara tebliğ etmesi, imana davet ve insanlara hitaben okunması Peygamber Efendimiz tarafından olmuştur.

(Ders ayeti)
”O bir şair sözü değildir.Siz pek az inanıptasdik ediyorsunuz.
O bir şairin sözü değildir.Çünkü Kuran-ı Kerim şiir çeşitlerinden hiç birisine uymaz.Hiç bir şiir, o kelamı Rabbanideki belegat ve ulviyati haiz olamaz.

(Ders yati)
”Bir kahin sözüde değildir.Siz pek az düşünüyorsunuz.”
Kahinler bir takım müneccimlerdir ki, yıldızlara dayanarak bir takım şeylerden haber verirler.O haberlerin ekserisi doğru değildir.Zanna dayalı, uydurma şeylerden ibarettir.Kuran-ı Kerim ise hakikatin ta kendisidir.Kahin sözü olmaktan münezzehtir.Biraz düşünenler için Kuran’ı Kerimin şiir ve kahin sözüyle ilgili olmadığı derhal anlaşılır.

(Ders ayeti)
”(O kur’anı Kerim) alemlerin Rabbi tarafından indilimiştir.”
Sure-i Şura’da geçen şu ayeti kerime buna münasibtir:
”Bu Kuran muhakkak ve elbette alemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.Onu Cebrail (Aleyhisselam) korkutuculardan olasın diye açık bir arap lisanı ile senin kalbine indirmiştir.”(Şura 192-195)

(Ders ayeti)
”Eğer Muhammed (Aleyhisselam) bazı sözler uydurup bize isnad etmeye kalkışsaydı elbette biz onu kuvvetle yakalar ve ondan intikam alırdık, sonra da muhakkak onun kalp damarlarını keserdik.”

Mekke müşrikleri Allah’ın Resulu hakkında:”Muhammed bir şairdir, Kuran onun söylediği şiirlerdir, O bir kahindir sözylediği sözlerle kahinlik yapıyor.” demeleri üzerine bu ayeti celileler nazil olmuştur.Kuran-ı Kerim’in bir şair, bir kahin, bir mecnun sözü olmayıp kelamı ilahiye olduğu Hazreti Muhammed’in (Sallallahu aleyhi ve sellem) yalan söylemeye tenezzül etmeyeceği kati olarak beyan buyurulmuştur.
Eğer Muhammed (Sallallahu aleyhi ve sellem) vahyetmediğimiz bir şeyle üzerimize yalan uydurmuş olsaydı biz onu şiddetle yakalar sonra da onu helak ederdik de:

(Ders ayeti)
”Artık sizden kimse de yoktur ki, ondan men ediciler olabilsinler.”

Hazreti Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) kendi nefsinden bir şey söyleseydi, yahut kendisine vahyolunandan bir harf noksan etse idi insanların en kerimi olduğu halde ona böyle azab edileceği buyrulduğundan gaye, ya kasdi olarak kitabullahtan bir şey değiştirmek isteyenlerin yahut Mevla Teala buyurmadığı halde kendi nefsinden bir takım görüşler öne serip Allah’a atfedenlerin göreceği azab nice olur?

(Ders ayeti)
”Ve şüphe yok ki O Kuran-ı Mübin muttakiler için elbette bir vaazdır.”
Bu Kuran-ı Kerim şirkden ve dünya sevgisinden sakınanlara vaazdır.Onlar bundan faidelenirler.Allah-u Teala’ya şerik ittihaz edenler ve dünyaya olan sevgilerinin fazlalığından dolayı dünyaya meyledenler ise, bu Kuran’ı yalanlarlar ve ondan faidelenemezler.Mevla Teala’nın buyurduğu üzere:

(Ders ayeti)
”Ve muhakkak biz elbette biliriz.Şüphe yok ki sizden tekzib edenler vardır. – Ve muhakkak ki O (Kuran) elbette kafirlerin üzerine bir nasihattir.”
Kafirler ahirette müminlerin nail oldukları ecirleri gördükleri zaman, onu tasdik edip iman etmediklerine öyle nadim, öyle pişman olacaklar ki, bu onlar üzerine büyük bir hasret olacaktır.

(Ders ayeti)
”Ve şüphe yok ki o, bila şek gerçek bir hakikattir. – Habibim Rabbini azim simiyle tesbih et.”

Rabbin seni vahyinle ehil kıldığı için ona şükür olmak üzere Rabbını büyük isim ile tesbih et.Yani Allah’ı azim olan ”Sübhanallah” lafzı şerifi ile tesbih et.

Bir hadisi şerifte:
”Sübhanallah mizanı doldurur, Sübhanallahi velhamdülillahi yer ile gök arasını doldurrur.”
Sübhanallahi ve bihamdihi zkri hakkında Efendimiz şöyle buyurur:
”İki kelime vardır ki lisan üzerine çok hafif, mizan üzerinde çok ağır, Allah’a çok sevgili.”

Sure-i Saffat’da şöyle buyrulur:
”Eğer o, çokça tesbih edenlerden olmasa idi, elbette ki onun (balığın) karnında, tekrar dirilecekleri güne kadar kalırdı.”

Yunus (aleyhisselam) çok tesbih edenlerden olmasa idi balığın karnı ona kabir olacaktı.Bakınız tesbih nasıl faideler veriyor.
Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem):”Cennetinize ağaç dikiniz” buyurdu.Sordular:”Ya Resulallah! cennetimize nasıl ağaç dikebiliriz?” Efendimiz buyurdu:”Subhannallahi velhamdülillahi ve la İlahe illallahu vallahuekber diyerek tesbih etmekle” buyurdu.

Çekilen tesbih dünya harf ve ses halinde ahirette ise ağaç sıfatındadır.Öyleyse hakiki hayat yaşamak cennettedir.Vesselam.
Kategoriler
DİN

Efendi Hazretleri’nden Gönüllere Sohbet

efendi
Gönüllerin Sultanıdır O’nlar, Yeryüzünün Nuru Hazreti Peygamberimizin çağımızdaki dilidir O’nlar, çölde kalmış insanlara bir yudum sudur O’nlar, umudu umuda çevirendir onlar, ölen ruha can veren, canan verenlerdir O’nlar… İşte zamanımızın o müstesna insanlarında biridir Mahmud Efendi Hazretleri. O mübarek dilden mutluluğumuz ve ebedi rahatımız için döküldü mübarek sözler. O üstüne düşeni yaptı, mübarek ağızlarından bizim için sohbet verdi, bizde göremizi yapıp sohbetini olduğu gibi size sunuyoruz:

Bismillahirrahmanirrahim
KİTABI SAĞ VE SOL ELİNDEN VERİLENLER
Bize anamızdan babamızdan çok acıyan Allahımız daima uyanık olmamız için böyle açık açık ayetleriyle bizlere vaaz ediyor.Şimdi vaktimiz varken tedbirlerimizi alalım.Ahiret için gerekli vazifelerimizi yoluna koyalım.Sonra özür dilemenin faidesi olmadığı günde özür dileme mecburiyetinde kalmayalım.Allah’u Teala Hazretleri buyuruyor ki:
(Ders ayeti)
”O gün (hesap için) arz olunursunuz hiç bir şey gizli kalmaz.”
Kime arz olunacaksınız, gösterileceksiniz? Sure-i Kehf’in şu ayeti kerimesi bunu açıklar:
”Onlar, saf halinde Rabbine arz edilmişlerdir.(Sonra onlara denilir): Yemin olsun ki sizi ilk önce yarattığımız gibi (çıplak olarak) bize geldiniz.Belki zennettiniz ki sizin için hiç bir mevı’d (cem olmak için vaad olunacak yer) teyin etmeyeceğiz.”(Kehf 48)
Hazreti Aişe (radıyallahu anha) buyuruyor: Resul (aleyhisselam) a sordum: Ya Resulullah! İnsanlar kıyamet gününde nasıl haşrolacaklar?
Buyurdu ki:”Çıplak ve sünnetsiz olarak.” O zaman ben dedim:”Kadınlarda mı çıplak olacak?” “Evet” buyurdu.
Bunun üzerine ben:”Ama Ya Resulullah biz kadınlar utanırız” deyince:”Ya Aişe iş bundan şiddetlidir, kimse kimseye bakacak durumda değildir.” diye cevap verdi.
Gelen haberlere göre insanlar mahşerde beş saf olacak; peygamberler, Evliyalar, Mü’minler, Kafirler, Münafıklar.
Mahşerde insanlar Mevla Teala’ya arz olunduklarında herkesin kitabı kendi önüne koyulacak;
“Amel defterleri önlerine konulmuştur. Artık o mücrimleri göreceksiniz ki (defterlerinde yazılı) günahlardan korkmuşlar ve şöyle diyorlar: <Eyvah bize! Bu deftere ne olmuş (günahlarımızdan) küçük büyük bırakmayıp hepsini toplamış.!> Onlar, bütün yaptıklarını (defterlerinde) hazır bulmuşlardır. Senin Rabbin, hiç kimseye zulmatmez.” (Kehf sr:49)
Cenab-ı Hak herkesin amellerini bildiği halde o günde amellerin arzolunmasındaki hikmet; herkesin kendi ameline muttali olarak adaleti ilahiyeyi görüp bir diyeceği kalmaması içindir. Herkesin amellerini kendilerine göstermekle iyileri sevindirip, kötüleri mahcup etmektir. Allah-u Teala Hazretleri gizli aşikar herşeyi bildirdiği için muhasebeye ihtiyacı yoktur.
Tarık suresinde:
“O günde bütün sırlar açılacak (gizli iller meydana çıkarılacak). Artık insan için ne bir kuvvet nede bir yardımcı bulunmayacak.” buyuruluyor.
Şimdi dersimize gelelim, ayetimize devam edelim:
“Artık kime ki kitabı sağ tarafından verilmiş olur. Der ki: Alınız kitabımı, okuyunuz”
Kitabı kendisine sağ tarafından verilen kimse defterini okuduğunda kurtuluşta olduğunu bilecek. O kadar çok sevinecek o kadar çok memnun olacak ki bunu başkalarına bildirmek ve onlarıda kendi sevincine ortak etmek için akraba-i taallukatını ve dostlarını, arkadaşlarını çağıracak. “Gelin şu defterimi birde siz okuyun, sevinin” diyecek. Öyle olduğu gün insan için ne sevimli gündür. Y Erhamerrahimin! Fazlı keremin ile bizide o kullarından eyle! Amin!
(Ders ayeti)
“Muhakkak ben dünyada bilmiştim ki muhakkak hesabıma kavuşacağım”
Mevlanın fazlı keremine dayanarak çalıştım bu nimete mazhar oldum. Şu dışarıda yağan karları görüyorsunuz değil mi? Nasıl yağıyor sonrada eriyip gidiyor, dünyada kalışda böyledir.
“Dünya bir saattir sen onu taat yap”
(Ders ayeti)
“Şimdi o hoşnut olduğu, razı olucu bir yaşayıştadır.”
Yani sahibini o kadar razı ediyor o kadar memnun oluyor ki sanki o hayat rızanın kendisi oluyor. İşte Cenab-ı Hak ahireti gözümüzün önüne açıkça koydu. İki tarafıda koydu hangisini seçerseniz seçin.
(Ders aytei)
“Yüksek cennet içinde”
Dünya gibi elem ve ızdıraplarla dolu meşakkatlerle karışık değil her tarafı saadet heryeri hayat ve zevkle dolu bir cennette.
(Ders ayeti)
“Meyvaları yakın”
Mümin onları toplarken hiç zahmet çekmeyecektir. Ayak üzerinde olsun, yaslanırken olsun onları rahatça elde edebileceklerdir. Dünya meyvaları öyle değildir. Onları toplamak için bazen merdiven kullanılır. bazen ağaca çıkılır. “Ha düştüm, ha düşeceğim” denilir. Velhasıl çeşitli zorluklarla onlara kavuşulur.
Cennet sadık bir makamdır. Sure-i Kamer’in şu ayetler bunu izah ederler:
“Muhakkak ki muttekiler cennetlerde ve ırmaklardadırlar. Bir doğruluk ikamtgahında gayet kudret sahibi bir hükümdarın huzurunda bulunacaklardır.”
Dersimize gelelim:
“Geçmiş günlerde takdim etmiş olduğunuz şeylerin mükafatı olarak afiyetle yiyiniz ve içiniz.”
Siz dünyada geçen günlerinizde işlemiş olduğunuz güzel amelleriniz sebebiyle: “Cennetin meyvalarından yiyin, meşrubatlarından için, afiyet olsun.” Öyle yemekler ki insanı midesini şişirmez, onlardan dışarı çıkma ihtiyacı hasıl olmaz, ağırlık vermezler, ağız ekşimesi yapmazlar.
Bu vaazları kulağımıza küpe yapalım hem de kalbimizin kulağına hiç unutmamak için bunlardan bahsedelim. Bunları yaratan Allah-u Teala Hazretlerinden bahsedelim ve O’ndan utanalım. O Mevla her an mekandan münezzeh olduğu halde bizimle beraberdir.
Sure-i Hadid’de buyurduğu üzere:
“Ve O, her nerede olursanız sizinle beraberdir.”(Hadid sr:4)
Hadis-i Şerif:
“Kişinin imanının en efdal derecesi nerede olursa olsun Mevla’nın kendisiyle olduğunu bilmektliğidir.”
Böyle olan bir kimse gözleriyle bir harama bakacakken hemen hatırlar ki Mevla beni görüyor, yanlış ölçecek iken, yanlış tartacak iken hatırına geliyor ki Mevla beni görüyor. Mevla insanın kalbini biliyor. Mecliste, tenhada, karanlıkta, aydınlıkta,uçakta, trende, otobüste, yatarken, yorgan altında bütün hallerimizden durumlarımızdan Mevlamız haberdardır. Bizimle beraberdir. Çirkin ayıp şeyler yapamayız.
İmam-ı Rabbani (kuddise sirruhu) mektubatında buyurur ki: “Bir kadının başka bir kadına şehvetle bakması ve tutması hususu yabancı erkek gibidir. Bu manadan olarak kadının kocasından başkasına süslenmesi caiz değildir. Bu başkası ister kadın olsun, erkeklerin tüysüz delikanlıya şehvet nazarıyla bakmaları ve aynı duygu ile onları okşamaları haram olduğu gibi şehvetle kadının kadınlara bakmaları ve onları okşamaları dahi haramdır.
Birbirimizi seviyoruz bahanesi ile şehvete uymamalıdır. Öyle şeyleri yapmamalıdır. Bunları yapmak ateştir. Öldürücü zehirdir.
“Kadınların aralarında ki sihakı (şehvetle sürtüşmeleri) zinadır.”
Şu ahir zamanda Mevla bize böyle ilimleri duyurdu. Bir müslüman böyle duyguya kapılacak olsa nefsinin kafasına yumrukla hatta aykla vurmalıdır.
Kitabı sağ elinden verilenlerin beyanından sonra şimdi de defteri sol elinden verilenlere gelelim:
(Ders ayeti)
“Şimdi o kimse ki kitabı sol tarafından verilmiş olur (o da) der ki: keşke bana verilmemiş olsaydı. Hesabımda ne olduğunu bilmeseydim.”
“Keşke o ölüm benim hayatımı kesip bitirmiş olsaydı.”
İnsan: ” Topraklara çevrilseydim de şu günü görmeseydim diyecek. Kul hiç sevmediği hiç arzu etmediği ölümü isteyecek: “Ey ölüm nerdesin gel, gel de beni şu bulunmuş olduğum azaptan kurtar.” diyecek. Onun soğuk kucağın atılıp kurtulmak isteyecek. Heyhat! Orada ne ölüm var ne de onun istediği şekilde kurtuluş…
(Ders ayeti)
“Malım benden azabı def edemedi”
Altınlarım, gümüşlerim, kıymetli giyeceklerim, arsalarım, apartmanlarım hiç bir işe yaramadı. Başakalarına yaradı ise dahi ban ancak hasret ve nedameti kaldı.
(Ders ayeti)
“Benim saltanatım malikiyyetim benden zail olup gitti”
Sure-i İnşikak’ta kitabı sol taraftan verilenler hakkında şöyle buyuruluyor:
“Fakat kime ki, kitabı arkası tarafından verilmiş olur, derhal bir helakı çağırır. Ve bir alevli ateşe yaslanacaktır. Şüphe yok ki, ehli arasında bir sevinçli halde idi. Muhakkak ki o sanmıştı ki elbette dönmeyecektir.” (inşikak sr: 10-14)
Bazı ulema sağ elin boynuna bağlanacağı sol elinde arkasına döndürüleceğini söylemiştir. Bazıları da sol eli böğründen sokulur arkasından çıkarılıp kitabını onunla alır demişlerdir.
Bir de Mevla Teala Hazretlerinden emir gelecek:
(Ders ayeti)
“(Ey melekler!) Yakalayın onu. Hemen bukağılayın onu.”
“Sonra onu cehenneme atın”
“Ondan sonra uzunluğu yetmiş arşın olan bir zincir içerisinde olarak onu sevkedin.”
İnsanı zincirle sarılıp kuşatıyorlar. Artık onun ne eli hareket ediyor ne de ayağı. Hiç kıpırdanamıyor dahi. Bir tilki tuzakla yakalandığı zaman nasıl oluyorsa öyle. Bunlar niçin başına geldi, biliyor musunuz?
(Ders ayeti)
“Muhakkak bu adam ziyade büyük olan Allah’a (celle celalühü) iman etmiyordu.”
“Fakirleri yedirmeye teşvik etmiyordu.”
Görüyorsunuz değil mi? Burada ne kadar büyük bir tehdid var. Yetmiş arşın zincire vurulan o kafir, azim olan Allah’a iman etmemişti. Bu adam fakirleri gözetmiyor, onlara yardım etmiyor onlara, kendisi fakirlere yardım etmediği gibi fakirlerin yemeğinede tenezzül etmiyor, saltanat için halkı eziyor, korunmalarını düşünmüyordu.
Öyle olunca;
(Ders ayeti)
“O gün, onu arada koruyacak bir dost olmaz.”
(Hamimün) kelimesi lügat itibariyle bir çok anlama gelir.
1-Dost ve yakın tanıdık anlamına gelir. Dostlukta iki kişinin birbirini himaye etmesi, koruması vardır. Müfessirlerin çoğu bu ayet-i kerimedeki (Hamimün) kelimesini tek anlam ile tefsir etmişlerdir. Yani o gün Allah’a ibadet etmeyen fakirleri yemeğe teşvik etmeyen o zalim kafiri koruyacak ve himaye edecek yoktur.
2-Sure-i Rahman’ın 44. ayet-i kerimesinde geçen (Hamimin aan) ise; sıcaklığı son dereceyi bulmuş su anlamındadır. Bunun için cehennemin sıcak suyunada (Hamimün) denilmiştir. Ayet-i kerimemizdeki (Hamimün) buradaki bu anlamda değildir.
3- Kamus tercümesinde açıklandığı üzere (Hamimün) soğuk su manasınada gelir. Sure-i Şura’da şöyle buyurulur;
“Artık bizim için ne şefaatçi var, ne de yakın bir dost.”
Bu ayet-i celilenin tefsirinde Ruhu’l- Beyan’da şöyle buyuruluyor:”Bir kul kıyamet gününde hesaba çekilir, iyilikleri ve kötülükleri müsavi gelir. Bir tek sevaba ihtiyacı olur. Allah’u Teala Hazretleri:”Ey kulum! cennete girebilmen için bir hasenen daha olması gerek, insanlara bir bak ve onlardan bu bir haseneyi talep et, belki onlardan biri sana bu bir sevabı verir.” Kul gider babasından, annesinden, kardeşlerinden kendisine lazım olan bu bir sevabı ister. Fakat onlardan hiçbiri icabet etmez. Hatta derlerki:”Bizim de bir haseneye ihtiyacımız var.” Kul eski yerine döner.
Mevla Teala sorar:”Ne ile geldin?” Kul der ki:”Ya rabbi! hiç kimse hasenelerinden bir hasene vermedi. Mevla buyurur: “Kulum! senin, benim yolumda bir dostun yokmu?” Kul böyle bir dostu olduğunu hatırlar. Ona gider ve bir sevap ondan ister. O zaman arkadaşı: Ben da senin gibiyim. Ama ikimizde cehenneme gitmektense sana bir sevap vereyim de hiç olmazsa sen cennete git” der. Böylece o kişi dönüp Mevla’ya vaziyeti anlatır. Mevla Teala sorar:” Onun sevabı çokmuydu ki sana verdi?” o kişi:”yok Ya Rabbi! o da benim gibi çok fakirdi bana acıdı ve senin hatırın için verdi.” Mevla Teala buyurur:”O fakir olduğu halde benim için verdi. Ya ben bu kadar zenginliğimle onu nasıl cehenneme sokarım, ikinizde cennetime girin.”
Onun için size tenbih ediyorum.Bir mümin kardeşinize kızdığınız, kırıldığınız, incindiğiniz zaman hemen ondan uzaklaşmayın.Ne malum yarın ahirette onun sizin elinizden tutup cehennemden kurtarmayacağı.Bu sebeple istisnasız hak yolunda onları seveceğiz. Ama sizler kolay kolay kimseyi beğenmezsiniz.Aynanın karşısına geçer, kendinize bakar ”benim gibi yok” dersiniz.Vaz geçin bunlardan.