İran, İsrail İlişkileri ve Türkiye

Amerika İranın düşmanı gibi görünüyor fakat hiç düşündünüz mü? son 10 yıldır ABD İran’ın düşmanlarını temizliyor ve onun önünü açıyor. İlk olarak Afganistanı ve Taliban rejimini temizleyen Amerika İran’ın doğu düşmanını ortadan kaldırdı. Sonra Irak’a girdi ve saddamı devirerek İran’ın batı düşmanını ortadan kaldırdı. Artık büyük düşmanları ortadan kalkan İran hiç olmadığı kadar Irak içindeki nüfusunu arttırmanın yarışına girişiyor. İsrail de aynı şekilde sanki İranın düşmanıymış gibi davranarak onun askeri çalışmalrını neden göstererek bölge için tehdit olduğunu savunuyor. Peki Sonra, işte ortadoğunun yeni öcüsü İran oluyor. Hal böyleyken böyle bir düşmana karşı da Aslen yahudi olan ABD li silah şirketleri de ortadoğulu Arap ülkelerine silah satıyor. Böylece silah satışı için muhteşem bir pazar açığa çıkıyor. İşte bu bilgiler ışığında aşağıdaki yazıyı okumanızı öneriyorum, ayrıca yorumlarınızı da bekliyorum:

Ortadoğu’nun iki önemli ülkesi İran ve İsrail son dönemdeki Anti-Türkiye propogandalarıyla dikkat çekiyor. Düşman ülkeler, Türkiye’nin ABD ile olan ilişkilerine işaret ederken İran Arap Bölgesine, İsrail ise Batı ülkelerine Türkiye karşıtı propogandalarda bulunuyor.

Taraf Gazetesi’nden Ceren Kenar, iki ülkenin anti Türkiye ittifakında bulunmasının kodlarını yazdı.

İŞTE O YAZI

SON dönemde İsrail ve İran basınında neredeyse aynı cümlelerle Türkiye karşıtı yazılar çıkıyor

Son birkaç aydır dikkat çeken bir gelişme yaşanıyor Ortadoğu basınında. Türkiye konusunda çıkan haber ve yorumların mahiyetinde göze çarpan bir unsur var. Özellikle belli kaynakların neredeyse propaganda seviyesine ulaşan anti- Türkiye yayınları, Suriye meselesi ile ilintili görülse de, aslında Türkiye’nin orta ve uzun vadede bölgede oynayacağı role darbe vurmayı hedefliyor.

Burada ilginç olan şey anti-Türkiye ittifakında birleşen düşmanlar: İran ve İsrail.

TÜRKİYE’NİN BÖLGEDE SÖZ SAHİBİ OLMASI TEHLİKELİ

İsrail basını Batı kamuoyuna sesleniyor: “Türkiye, Amerika ile tehlikeli bir düzeyde samimi. İdeolojik olarak İslamcı. Demokrat görüntüsü altında kendi halkına eziyet eden bir ülke. Türkiye’nin bölgede söz sahibi olması hepimiz için tehlikeli…”

İran ve uzantısı yayın organları ise Ortadoğu’ya sesleniyor: “Türkiye, Amerika ile tehlikeli bir düzeyde samimi. İdeolojik olarak Sünni. Demokrat görüntüsü altında kendi halkına eziyet eden bir ülke. Türkiye’nin bölgede söz sahibi olması hepimiz için tehlikeli…”

İSRAİL VE İRAN GAZETELERİ PİŞTİ OLMAZ DİYORSANIZ YANILIYORSUNUZ

İran’ın meşhur Kayhan gazetesi zinhar İsrail’in en çok satan gazetelerinden Jerusalem Post’la pişti olamaz diyorsanız, yanılıyorsunuz. Bu iki yarı-resmî basın organının Türkiye konusundaki ağızbirliği, tüm ezberleri bozacak cinsten.

Kâh “Türkiye aslında Amerika düşmanı” başlıklı makalelerde, kâh “Türkiye Arap baharı ve halkları düşmanı” diye başlayan yorumlarda Türkiye’nin bölge için ne büyük bir “tehdit” olduğu konusunda bilgilendiriliyoruz. Türkiye’nin Suriye politikasının “Sünni köktendinciliği desteklemek” üzerinden kurulduğunu bu analizler sayesinde öğreniyoruz. İran ve İsrail menşeli bu yorumların benzerliği karşısında insanın durun siz kardeşsiniz diyesi geliyor…

TÜRKİYE’NİN SON 10 YILDA YAŞADIĞI SESSİZ DEVRİM

Türkiye’nin Ortadoğu’da oynadığı ve oynayacağı rol sadece Türkiye için değil, belki de daha önemlisi bölge liberalleri için çok önemli. Türkiye son on yılda yaşadığı sessiz devrim ile her ülkenin kendi demokratikleşme modelini yaratabileceğini, demokrasinin bölge halkları için bir “lüks” olmadığını ve tabandan gelen irade ile bu değişimin gerçekleşebileceğini kanıtladı. Bölge halkları için üstten inmeci, despot modernistler ile özdeşleşen sekülerizm kavramına yeni bir anlam verdi. Amerikan muhipliği iması ile kirlenmiş demokrasi kelimesinin tozunu aldı.

TÜRKİYE BÖLGE HALKLARINDAN YANA BİR TAVIR ALDI

Türkiye, meclisten geçmeyen 1 Mart tezkeresi ile halkına karşı sorumlu bir yönetimin yapabileceklerini ve yapamayacaklarını gösterdi. Ortadoğu’da başlayan Arap devrimlerini başından beri en iyi analiz eden ülkelerden biri oldu. Kısa dönem çıkarı bölgedeki statükoyu korumak üzerine kurulu olsa da -uzun sürmeyen bir Libya yalpalaması dışında- statükodan değil, bölge halklarından yana bir tavır aldı.

TÜRKİYE-SUUDİ ARABİSTAN VE KATAR

Doğa boşluk kaldırmaz. Ortadoğu’da öyle ya da böyle bir Sünni aktör rol oynayacak. Şu an bu aktör, Mısır’da yaşanan belirsizlik hesaba katılırsa, ya Körfez hattından Suudi Arabistan -veya belki Katar ya da Türkiye olacak. Bölgede bu rolün tüm eksik ve gediklerine rağmen bir demokrasi olan Türkiye tarafından mı, yoksa bölgeye paranın sağladığı geçici saadet dışında pek de bir şey sunamayacak olan Körfez tarafından mı oynanmasını tercih edersiniz?

Görünen o ki, İsrail ve İran bu rolün Türkiye tarafından oynanmasını tercih etmiyor. Mevcut yönetimleri açık ve demokratik Ortadoğu idealinin düşmanı olan bu iki rejim için Türkiye bir nevi dostluk köprüsü oluyor. Elbette İran ve İsrail’in planlı bir ortak harekâtından bahsetmiyoruz. Lakin söylemdeki bu çarpıcı benzerlik, Türkiye’nin oynayabileceği “oyun bozucu” rolün yarattığı rahatsızlığı gösteriyor.

TÜRKİYE SIKLET ATLIYOR

Bu propagandaya karşı mücadele etmek Türkiye’nin elinde… Türkiye artık konforlu kum havuzunda oynamıyor oyununu. Büyük iddialar ve idealler ile sıklet atlıyor. Türkiye artık sadece kendi vatandaşlarına değil, bölgede seslendiği halklara karşı da sorumlu. Beyrut Amerikan Üniversitesi’nde konuşan bir Arap liberalin dediği üzere “Türkiye’nin başarı hikâyesi hepimiz için bir umut, bu hikâyenin seyri hepimizin kaderi…”

Türkiye’nin dışişleri politikasını şekillendiren idealleri ile içişleri realitesinin uyum göstermesi hiçbir şey için değilse bile bu seyir için önemli. Kendi vatandaşını demokratikleşme konusunda tatmin edemeyen bir Türkiye ister istemez tutarsız bir pozisyona düşecektir. Türkiye’nin zaten boynunun vebali olan meseleler dış politikada elini zayıflatacak unsurlar olarak kullanılacaktır. Artık Türkiye demokrasisi, Türkiyelilere bırakılamayacak kadar mühim bir meseledir. (Vatan)

Dünyanın En Kalabalık 20 Ülkesi Hangileridir?

Bölgesel Çevre Merkezi’ne göre dünyanın en kalabalık 20 ülkesi belli oldu. Türkiye 72 milyona varan nüfusuyla ilk 20 ülke arasına giren sıralamada 18’inci sıradan girdi

REC Türkiye’den yapılan yazılı açıklamada, iklim değişikliğinin günümüzde tüm dünya nüfusunu ilgilendiren en önemli sorun olduğu belirtilerek, iklim değişikliğinin sadece iklimlerde görülen gözle görülür değişiklikler değil, dünyanın ekolojik sisteminin hızla bozulması, kaynakların tükenmesi, bazı türlerin evrimleşirken, bazı türlerin tamamen yok olması anlamına geldiği vurgulandı.

İŞTE DÜNYANIN EN KALABALIK ÜLKELERİ

Bu değişimlerin, nüfusu hızla büyüyen dünyanın, 2030 yılından itibaren nüfus artışı ve kaynak yetersizliğiyle ilgili farklı konulara çözüm arayacağını ortaya koyduğu kaydedilen açıklamada,Birleşmiş MilletlerNüfus Fonu verilerine göre, 31 Ekim’de dünya nüfusunun 7 milyara ulaştığı belirtildi.

7 milyarlık dünya nufusunun en kalabalık ülkesi bilindiği gibi Çin Halk Cumhuriyeti. Çin’in ardından sırasıyla Hindistan ve ABD geliyor.

Türkiye 72. milyona varan nüfusuyla ilk 20 ülke arasına 18. sıradan giriyor. İşte ülke ülke nüfuslar;

Nargile Nedir, Ne Zaman ve Nerede Ortaya Çıktı? Kısaca Nargilenin Özellikleri ve Kültürü

Nargile, batı dünyasınca Türk ve Araplara özgü bir kültür öğesi olarak bilinir. Bu yanlışta değildir aslında. Yüzyıllar boyunca Osmanlı yaşamında erkeklerin vazgeçilmez bir parçası haline gelen nargile, yavaş yavaş Müslümanların, Arapların, Türklerin adeta adıyla özdeşleşmiştir. İçenleri zevkten dört köşe yapan nargile, aslında yüzyılların birikimi bir kültür ürünü. Bizde uzmanportal.com olarak kültürümüzün bu ayrılmaz parçasını kısaca size tanıtmak istedik.

Nargile, Ortadoğu ve Güney Asya’ya özgü geleneksel bir tütün içme aracıdır. Kullanıcının bir hortum aracılığıyla sudan geçerek süzülen dumanı içine çekmesini sağlayan bir düzenek olan nargile, içim şekli ve adabı, yüzlerce yılda oluşmuş kullanım geleneği ile basit bir aletten fazlasını ifade etmekte olup, doğu kültürünün bir parçası haline gelmiştir.

Nargile temel olarak 4 bölümden oluşur:

  1. Ser: Nargile nin uzun gövdesi. Boyun kısmı dar olmakla birlikte karın kısmına inildikçe çapı genişleyen, yapı olarak sürahiye benzeyen bir parçadır. Cam, metal ve seramikten yapılır.
  2. Lüle: En üstte bulunan, tömbekinin konulduğu delikli tabla. Gümüş, pirinç ya da bakırdan yapılmış, oymalarla süslü bir muhafaza ile çevrilidir. üzerine köz konularak gerekli ısı sağlanır.
  3. Marpuç: Dumanı şişeden alan ve ağza ulaştıran bölümdür. Bu bölümde kullanılan hortumun iç kısmı koyun ve özel olarak ceylan derisinden yapılır.
  4. Şişe: İçinde dumanı filtre eden suyun olduğu ve fokurdamaların geldiği bölüm.

Bunlar dışında nargilenin diğer elemanları ise şöyledir:

  • Sipsi: Marpuçun ucuna takılan, dumanın içinden çekildiği küçük ağızlık. Tercihen kehribardan yapılır, fakat maliyet sebebiyle ve hijyenik açıdan, genelde tek kullanımlık olması sebebiyle, plastik olanları kullanılır. Mermer ya da gümüş olanları da mevcuttur.
  • Tepsi ve rüzgarlık: Tepsi közden düşen külleri toplar, rüzgarlık ise közün sönmemesi ve tepsideki ve lüledeki küllerin etrafa savrulmaması için kullanılır
  • Tömbeki: Nargileye has, kurutulmuş tütünün ince ince kıyılmasıyla elde edilen tütün.

Nargilenin tasarımında İslam’ın etkisindeki sanatın derin izleri görünmektedir. Cami minaresini andıran ser kısmı bunu çok iyi simgelemektedir. Ayrıca ser kısmı genellikle çiçek ve yaprak desenleriyle süslenmekte ve bunlarda zaman zaman yaldız kullanılmaktadır. Marpuç kısmında ise genelde el dokuması olan kilim desenleri kullanılmaktadır.

 

Çalışma Şekli

İçici marpuçtan nefes aldığında oluşan basınç farkıyla hava sırayla közden, sonra ısınarak lüledeki gözeneklerden geçer. Sıcak hava ile ısıtılan tömbekinin dumanı karışarak suyun içinden geçer, bu esnada soğur. Daha sonra hava marpuçtan içiciye ulaşır. Nargile içerisinde bulunan su dumanı soğutmanın yanı sıra içindeki katranı da bir miktar süzer. Nargile ile tütün içmenin, sigara şeklinde tütün içmekten farkı; nargilede çekilen tütün dumanı sudan geçerken barındırdıgı ısı suyu bir miktar buharlaştırır.

 

Tarihi

Nargile doğu kültürünün bir öğesi olmakta ile birlikte doğuş yerinin Hindistan olduğu zannedilmektedir. Çok farklı kültürlerinin farklı adlandırdıkları bu keyif aracı Araplar tarafından “Narcile”, İranlılar tarafından da “Kalyan” diye adlandırılır. Asıl nargilenin kökeni ise Farsça’da “Hindistan cevizi” anlamına gelen “Nargil”den gelir. Hindistan’da ortaya çıkan nargilenin ilk örnekleri Hindistan cevizinin içinin çıkarılıp kabuğuna bir kamış sokularak yapılmıştır. Zamanla Hindistan cevizi yerine kabak kullanılmaya başlanmış, kullananların sayısı arttıkça porselen ve bronz da nargile için elverişli malzemeler haline gelmiştir. Bunları cam, billur, çini hatta gümüş gövdeli nargileler izlemiştir. Hindistan’da doğan nargile, başta İranlılar olmak üzere Araplar, daha sonra da Osmanlılarla tanışmış.

 

Osmanlı döneminde İran’dan getirilen ve zamanın kahvehanelerinde muhabbetlere eşlik eden tömbeki, bazı padişahlar tarafından yasaklanmıştır. Nargile de uzun zaman İstanbul Tophane’de, İzmir Kemeraltı’nda ve Ankara Gençlik Parkı’nda tömbeki olarak sunulmaya başlanmıştır. Bu nostaljik mekanların müdavimlerini ise genellikle orta yaşın üstündeki insanlar oluşturuyordu. Daha sonraki, yani yakın dönemlerdeki aromalı nargilelerin hayatımıza girmesi ile daha hafif bir içecek haline gelen nargile genç kitle tarafından da tercih edilmeye başlandı.

 

Nargile Kültürü

Doğu kültürünün bir öğesi olan nargile sonradan batıda da kimi değişikliklerle kullanılmaya başlanmıştır. Kullanım kültürü dolayısıyla bu iki türe göre farklılıklar gösterir, ancak pek çok ortak öğe de mevcuttur.

 

Batıda birden çok marpuca sahip nargile kullanımı yaygındır. Bu uygulama doğudakine göre farklı bir toplu içim ortamı sunar, ki doğuda nargilenin bir marpucu vardır ve el değiştirmediği sürece tek kişi tarafından içilir.

 

Arap kültüründe kullanıcı içtikten sonra ya marpucu masaya dayayarak bunu belli eder, ya da ağız kısmı kendine bakacak şekilde eğimli tutarak yanındakine ikram eder. Kabul eden, nargileyi verene elinin tersi ile hafifçe vurur ya da sıvazlar, bu memnuniyet göstergesidir. Kafe ve restoranlarda ise her kullanıcının ayrı bir nargile ısmarlaması yaygındır.

 

İspanya’da “tetería” adı verilen ve genelde müslüman göçmenlerce işletilen çay evlerinde nargile içimi yaygınlık kazanmaktadır. İsrail’de “nargeela” olarak adlandırılan nargile kullanımı özellikle Yemen, İran, Irak ve Türkiye’den gelen göçmenler arasında yaygındır. Bunun yanında İsrailliler arasında da nargile kullanımı görülür.

 

Nargile tiryakileri arasında, güzel bir içim için ortamda olması gerektiği düşünülen dört öğe vardır, bunlar “nargilenin dört şartı” olarak geçiyor. Maşa, meşe közünü karıştırmak için gerekli, en iyi köz meşeden oluyor. Güzel bir köşeye yerleşmek tabii ki önemli, ve Ayşede tiryakinin çay, kahve gibi istekleri için hazır bulunmalı. Bu deyiş özellikle “eski toprak” Türk tiryakiler arasında yaygın olarak kullanılıyor.

Usame Bin Ladin Kimdir? Kısaca Hayatı ve Yaptıkları

Usame Bin Ladin, 10 Mart 1957’de Yemen’de doğan, kökten dinci bir grup olan El Kaide’nin kurucusu ve lideridir.

Çok zengin Suudi Arabistanlı bir ailenin çocuklarından biridir. Usame bin Ladin’in kökü Güney Yemen’de Hadramut’tur. Babası Muhammed 1930’da geldiği Suudi Arabistan’da hızla yükseldi ve zamanla Ortadoğu’nun en büyük müteahhitlerinden biri oldu. 1968’de kaza sonucu öldüğünde mirası 11 milyar dolardı. Oğulları hep Suud prensleriyle birlikte büyümüş ve okumuştu.

Genç yaşta Müslüman Kardeşler teşkilatının fikirlerinden etkilenen Usame bin Laden, 1979 Aralık ayında, arkadaşı, Suudi Gizli Servisi Şefi Prens Turki bin Faysal tarafından Pakistan Peşaver’e yollandı. Buradaki kamplarda, başta Arap ülkeleri olmak üzere dünyanın dört bir tarafındaki İslâmcı gençler birer uzman savaşçıya çevriliyordu. Beş ülkenin birlikte üstlendiği bu çalışmanın sorumluluğu Pakistan Gizli Servisi ISI’deydi, yürütücüsüyse Filistin asıllı Abdullah Azzam’dı.

Azzam’a asistanlık yapan Usame bin Ladin, bizzat savaştı, hatta Celalabad yakınlarında yaralandı. 1986’da kendi kamplarını kurdu. Kurumsallaşmasının temelini 1988’e doğru gönüllüler hakkında bilgileri içeren bir veritabanı kurarak attı. Bu bilgisayar kayıtlarından hareketle ‘El Kaide’ adlı bir yapılanma ortaya çıktı. Suud rejimi, cihadı her yere yaymak isteyen bu kişiden korkmaya başladı ve 1989’da pasaportuna el konuldu.

Haziran 1990’da Saddam Kuveyt’e girince Usame bin Ladin, Suudi sınırlarının korunması görevinin kendisi ve tabanına verilmesini istedi. Kral Fahd Amerikan askerlerini çağırınca çok öfkelendi; önce Pakistan’a, ardından Afganistan ve nihayet Sudan’a gitti. Artık Pakistan’da istenmeyen ve kendilerine yer arayan binlerce cihatçıyı Sudan ve Yemen’e yerleştirdi, onlara birçok ülkede iş buldu.

ABD’ye karşı ilk cepheyi Somali’de açan ve 1994’te Suud vatandaşlığından çıkarılan Usame bin Ladin, uzun bir süredir, iktidarı almalarına epey yardımcı olduğu Taliban’ın himayesinde Afganistan’da yaşıyor. ABD’nin, yakalanması için 25 milyon dolar ödül koyduğu Usame bin Ladin, hiçbir eylemi açıkça üstlenmiş değil, ama hiçbirini kınamış da değil. Zaten Usame bin Ladin’in adı yapılandan çok, yapılacağı iddia edilen eylemlerle anılıyor. 11 Eylül 2001 saldırılarının faili olduğu iddia edilmektedir ve bir kaset yayınlamıştır ve büyük zaferle karşılanmıştır. Fakat bu kasetteki kişinin Usame bin ladin olduğu süphelidir. İslâmî hareketlerde bulunmuş Cihatı yaymaya çalışmıştır.South park adlı dizide bir çok kez öldürülmüştür.

11 Eylül saldırılarından sonra hedef haline gelen Ladin öldürülme ihtimaline karşılık yazdığı vasiyetinde El Kaide’nin devamı için en uygun gördüğü ismi Halid bin Kasım olarak belirtmiştir.

1 Mayıs 2011 tarihinde El Kaide lideri Usame Bin Ladin Pakistan’da İslamad yakınlarında bulunan bir evde yapılan bir operasyonla öldürüldü.

Türkiye’nin Jeopolitik Konumu ve Önemi Nedir?

Türkiye Dünya haritasında önemli bir yere sahiptir. Sebebi de, Türkiye’nin Asya ile Avrupa kıtaları arasında bir köprü olmasıdır. Balkanlar’ın, Kafkasya’nın ve Ortadoğu’nun gövdesidir. Bu civarda yaşayan ülkeler deniz yollarını kullanmak için Türkiye’yi çevreleyen denizlerden geçmek zorundadır.

Türkiye, Batı uygarlığı ile Doğu uygarlığının bir sentezidir. Batıda yeşeren demokrasi, gelişerek Türkiye’ye de ulaşmıştır. Türkiye’den Doğuya gidildikçe demokrasi yönetimi kaybolmaktadır. Yani Türkiye demokrasisiyle de bir geçiş köprüsüdür.

Gelişmiş Avrupa ülkelerinin doğal zenginlik kaynakları tükenmek üzeredir. Doğal zenginlik kaynakları (doğal gaz, petrol vb…) Kafkaslarda ve Ortadoğu’da yeterince bulunmaktadır. Buralara gidecek yok yine Türkiye’den geçer.

Ayrıca Türkiye’nin genç bir nüfusu vardır. Bu durum gelişmiş Avrupa ülkelerinde nüfusun büyük bir çoğunluğu yaşlı insanlardan oluşmaktadır. Bizdeki genç nüfus batıya umut vermektedir.

Bugün Türkiye’nin üzerinde bulunduğu coğrafi yerin önemi, bütün Dünyaca kabul edilmiştir. Hatta komşularımızın topraklarımızda gözü vardır. Bundan dolayıdır ki yeryüzünde tapusu en pahalı ülkelerden birisi de Türkiye’dir.

Bu topraklarda rahat yaşamak için Türkiye güçlü bir orduya sahiptir.

Devam edecek olursak; Türkiye’nin Marmara Denizi’ndeki İstanbul Boğazı ve Çanakkale Boğazı, Karadeniz’den Akdeniz’e, okyanuslara açılmak için adeta bir kilit durumundadır.

Çok eskilerden beri biliriz ki komşumuz Rusya’nın sıcak denizlere açılmak hayalleri vardır. Batıdaki komşumuz Yunanistan’ın da buna benzer emelleri vardır. Birinci Dünya Savaşı’nda İzmir’e asker çıkarmış, 12 adayı işgal etmiş ve Kıbrıs konusunda da sorunlar çıkarmıştır. Yunanistan’ın çok çok eskilerden beri Ege Denizi’ni bir Yunan Denizi haline getirme amacı vardır.

Güney komşumuz Suriye ile de Hatay sorunu yaşanmıştır. Suriye hâla Hatay’ı alma hayali peşindedir. Ayrıca bazı teröristleri besleyerek üzerimize göndermektedir.

Irak ile de pek fazla sorun yaşamazken Körfez Savaşı sırasında bazı olumsuz gelişmeler olmuştur. Onlarda bazı teröristleri besleyerek üzerimize göndermektedirler.

Doğu sınırımız olan İran sınırı en eski sınırımızdır. Yeni yeni iki ülke arasındaki rejim farklılıkları yüzünden bazen İran ile de aramız açılmaktadır.

Bulgaristan ise kendi sınırları içerisinde yaşayan Türk vatandaşlarını eritmeye çalışmış ve bu yüzden binlerce Türk Bulgaristan’dan Türkiye’ye göç etmek zorunda kalmıştır.

Türkiye’nin Uluslararası Telefon Kodu Nedir? İşte Türkiye’nin ve Diğer Ülkelerin Uluslararası Telefon Kodları

Telefon insan hayatını etkileyen ve değiştiren en önemli icatlardan bir tanesidir. İcat edildikten sonra gittikçe popülerleşen ve şuanda artık sıradan bir eşya durumuna gelen telefonlarımız yinede hayatımızın vazgeçilmezleridir. Eskiden sadece birkaç tane evde bulunan telefon, artık neredeyse her evde bulunuyor. Ve insanlar birbirlerini artık mesafe farketmeksizin hatta ülkeler arası bile birbirlerini arayabiliyorlar. Tabi bunun içinde bilmemiz gereken birkaç şey var ve bunların ilki de devletlerarası yada bir başka deyişle uluslararası telefon kodlarıdır. Bunun için lütfen aşağıdaki açıklamayı okuyun lütfen, hemen altında da bütü ülkelerin uluslararası görüşmelerde kullandıkları kodlar bulunuyor.

Açıklama: Yurt dışı telefon aramalarında önce “Uluslararası Çıkış Kodu”, sonra “Ülke Kodu”, en son “Alan Koduyla Birlikte Telefon Numarası” çevirmeniz gerekir. Örneğin Türkiye’den Almanya’yı aramak için : 00 49 xxxxxxx şeklinde numaraları tuşlamanız gerekir. Buradaki 00 Türkiye uluslararası çıkış kodudur. 49 ise Almanya’nın ülke kodudur. Bundan sonra gelen rakamlar Almanya’daki Alan Kodu ve Telefon Numarası olacaktır. Herhangi bir ülkeden Türkiye’yi ararken xx 90 xxx xxx xx xx şeklinde tuşlamanız gerekmektedir. Buradaki ilk xx bulunduğunuz ülkenin uluslararası çıkış kodu olmalıdır. 90 Türkiye’nin ülke kodudur. Üç rakam (xxx) alan kodu, Yedi rakam (xxx xx xx) ise normal telefon numarasıdır. Uluslararası çıkış kodlarının çoğu 00′dır. Birkaç yerde değiştiği için telefon numaralarını verirken uluslararası çıkış kodunu ifade etmek için + işareti kullanılır. Örneğin İstanbul Anadolu Yakası için +90 216 xxx xx xx şeklinde verdiğiniz numara yurt dışından arayacak kişileri yönlendirmek için yeterlidir.

  • ABD: 1
  • ABD (Alaska): 1097
  • ABD (Havai): 1808
  • Afganistan: 93
  • Almanya: 49
  • Amerikan Samoa: 684
  • Andorra: 376
  • Angola: 244
  • Anguilla: 1264
  • Antigua: 1268
  • Arjantin: 54
  • Arnavutluk: 355
  • Aruba: 297
  • Asension: 247
  • Avustralya: 61
  • Avusturya: 43
  • Azerbaycan: 994
  • Azor-Mader Adaları: 351
  • BAE: 971
  • Bahama: 1242
  • Bahreyn: 973
  • Bangladeş: 880
  • Barbados: 1246
  • Batı Samoa: 685
  • Belçika: 32
  • Belize: 501
  • Benin: 229
  • Bermuda: 1441
  • Beyaz Rusya: 375
  • Bolivya: 591
  • Bosna Hersek: 387
  • Botsvana: 267
  • Brezılya: 55
  • British Virgin Adaları: 1284
  • Bruney: 673
  • Bulgaristan: 359
  • Burkina Faso: 226
  • Burma: 95
  • Burundi: 257
  • Butan: 975
  • Cad: 235
  • Cebelitarık: 50
  • Çek Cumhuriyeti: 420
  • Cezayir: 213
  • Cibuti: 253
  • Çin: 86
  • Cook Adası: 682
  • Danimarka: 45
  • Diego Garsia: 246
  • Dominik: 1767
  • Dominik Cumhuriyeti: 1809
  • Ekvator: 593
  • Ekvator Gine: 240
  • El Salvador: 503
  • Endonezya: 62
  • Erıtre: 291
  • Ermenistan: 374
  • Estonya: 372
  • Etiyopya: 251
  • Falkland Adaları: 500
  • Faroe Adaları: 298
  • Fas: 212
  • Fiji: 679
  • Fildişi Sahili: 225
  • Filipinler: 63
  • Finlandiya: 358
  • Fransa: 33
  • Fransız Guyanası: 594
  • Fransız Polenazyası: 689
  • Gabon: 241
  • Gambia: 220
  • Gana: 233
  • Gine: 224
  • Gine Bissau: 245
  • Grenada: 1473
  • Grönland: 299
  • Guadalup: 590
  • Guam: 1671
  • Guatemala: 502
  • Güney Afrika Cumhuriyeti: 27
  • Güney Kore: 82
  • Gürcistan: 995
  • Güyana: 592
  • Haiti: 509
  • Hindistan: 91
  • Hırvatistan: 385
  • Hollanda: 31
  • Hollanda Antilleri: 599
  • Honduras: 504
  • Hongkong: 852
  • Irak: 964
  • İngiltere: 44
  • İran: 98
  • İrlanda: 353
  • İspanya: 34
  • İsrail: 972
  • İsveç: 46
  • İsviçre: 41
  • İtalya: 39
  • İzlanda: 354
  • Jamaika: 1876
  • Japonya: 81
  • Kamboçya: 855
  • Kamerun: 237
  • Kanada: 1
  • Kap Verd: 238
  • Katar: 974
  • Kayman Adaları: 1345
  • Kazakistan: 7
  • Kenya: 254
  • Kıbrıs: 357
  • Kırgızistan: 996
  • Kırıbatı: 686
  • Kolombiya: 57
  • Komor Adaları: 269
  • Kongo: 242
  • Kosta Rika: 506
  • Küba: 53
  • Kuveyt: 965
  • Kuzey Kore: 850
  • Lao Dem. Halk Cumhuriyeti: 856
  • Lesotho: 266
  • Letonya: 371
  • Liberya: 231
  • Libya: 218
  • Lihtenstayn: 41
  • Litvanya: 370
  • Lübnan: 961
  • Lüksemburg: 352
  • Macaristan: 36
  • Madagaskar: 261
  • Makao: 853
  • Makedonya: 389
  • Malavi: 265
  • Maldiv Adaları: 960
  • Malezya: 60
  • Mali: 223
  • Malta: 356
  • Mariyan Adaları: 1670
  • Malsar Adaları: 692
  • Martinik: 596
  • Meksika: 52
  • Merkezi Afrika Cumhuriyeti: 236
  • Mikronezya: 691
  • Mısır: 20
  • Moğolistan : 976
  • Moldovya: 373
  • Monaco: 377
  • Montserrat: 1664
  • Moris Adaları: 230
  • Moritanya: 222
  • Mozambik: 258
  • Nakhodka: 7504915
  • Nakhodka: 750492
  • Namibya: 264
  • Nauru Adası: 674
  • Nepal: 977
  • Nijer: 227
  • Nijerya: 234
  • Nikaragua: 505
  • Niue Adaları: 683
  • Norfolk Adaları: 672
  • Norveç: 47
  • Özbekistan: 998
  • Pakistan: 92
  • Palau: 680
  • Panama: 507
  • Papua Yeni Gine: 675
  • Paraguay: 595
  • Peru: 51
  • Polonya: 48
  • Portekiz: 351
  • Porto Riko: 1787
  • Radius: 750996
  • Reunyon: 262
  • Romanya: 40
  • Ruanda: 250
  • Rusya Federasyonu: 7
  • Sakhalin: 750440
  • Sakhalin: 7504416
  • Sakhalin: 750442
  • Sakhalin: 750443
  • San Marıno: 378
  • Sao Tome & Principe: 239
  • Senegal: 221
  • Seysel: 248
  • Sierra Leone: 232
  • Tili: 56
  • Singapur: 65
  • Slovak Cumhuriyeti: 421
  • Slovenya: 386
  • Solomon Adaları: 677
  • Somali: 252
  • Sri Lanka: 94
  • St.Helena: 290
  • St.Kittis & Nevis: 1869
  • St.Lucia: 1758
  • St.Marten: 5995
  • St.Piyer & Mikelon: 508
  • St.Vincent & Grenada: 1784
  • Sudan: 249
  • Surinam: 597
  • Suriye: 963
  • Suudi Arabistan: 966
  • Svaziland: 268
  • Tacikistan: 7
  • Tanzanya: 255
  • Tataristan: 7843
  • Tatincom: 7513
  • Tayland: 66
  • Tayvan: 886
  • Togo: 228
  • Tokelan: 690
  • Tonga: 676
  • Trinidad & Tobago: 1868
  • Tunus: 216
  • Türkiye: 90
  • Türkmenistan: 993
  • Turks & Caicos Adaları: 1649
  • Tuvalu: 688
  • U.S. Virgin Adası: 1340
  • Uganda: 256
  • Ukrayna: 380
  • Umman: 968
  • Uraguay: 598
  • Ürdün: 962
  • Vallis Fununa Adaları: 681
  • Venezuela: 58
  • Vietnam: 84
  • Yemen Arap Cumhuriyeti: 967
  • Yemen Halk Cumhuriyeti: 969
  • Yeni Hebritler: 678
  • Yeni Kaledonya: 687
  • Yeni Zelenda: 64
  • Yunanistan: 30
  • Zaire: 243
  • Zambiya: 260
  • Zanzibar: 259
  • Zimbabve: 263

İşte Dünyayı Ayağa Kaldıran WikiLeaks Sitesindeki Türkiye ve Komşularımızla İlgili İddialar

Daha önce Amerikan yönetiminin iç yüzünü tekrar tekrar belgelerle ortaya koyan WikiLeaks, dün gece bu belgelere bir yenisini daha ekledi. Resmen dünyadaki bütün devletlerde siyasi depreme yol açan belgelerde, ülkemizle ilgili çok ciddi iddialarda yer alıyor. Cumhurbaşkanımız, başbakanımız ve diğer birçok siyaset adamımızla ilgili çok incitici ve ağır sözlerin yayınlandığı belgelerde Ortadoğu’yu karıştıran birçok inanılmaz bilgide yer alıyor. Suudi Arabistan’ın ve diğer bazı Ortadoğu ülkesinde anında WikiLeaks’e erşim yasaklandı. Bizde sizinle bu belgelerde ülkemiz ve komşularımızla ilgili iddiaları kısa başlıklar şeklinde paylaşmak istedik.

İşte WikiLeaks’te yer alan bazı önemli satırbaşları;

Açıklanan belgeler değişik gizlilik derecesinde olup Amerikalılar dışında yabancılar tarafından görülmesi kesinlikle yasak olan belgeler.

ABD büyükleçilikleri tarafından Washington’a gönderilen belgelerin 11 bini gizli ibaresi taşırken, 9 bini yabancılar tarafından görülemez ibaresi taşıyor.

Sızdırılan belge sayısı 251 bin ve ilk sızdırılan belge 2002 tarihli.

En çok telgraf gönderen büyükleçiliklerin başında Ankara, Bağdat, Amman, Kuveyt ve Tokyo büyükleçilikleri geliyor. Ankara’dan 7 bin 918 telfraf gönderildi.

New York Times gazetesi, WikiLeaks’in sızdırdığı “gizli devlet” belgelerini yayınlayan ilk kuruluş oldu.

WikiLeaks belgelerinde, Suudi Arabistanlı bazı mali kaynaklar terör örgütlerini besleyen kaynak olarak gösteriliyor.

Birçok liderin gizli bilgilerinin yer aldığı belgelerde, Çin hükümetinin bilgisayar sabotajlarıyla ABD’yi hedef aldığı kaydediliyor.

WikiLeaks’de, nükleer silah sahiplerinin geliştirdiği programlar da yer alıyor.

Wikileaks internet sitesi tarafından sızdırılan belgeleri yayınlayan New York Times gazetesi, belgelere göre ABD Savunma Bakanı Robert Gates’in İran’a yapılacak askeri bir operasyonun bu ülkenin nükleer programını sadece 1 ya da 3 yıl geciktirebileceğini inandığını ortaya koyduğunu bildirdi.

New York Times gazetesi Washington mahreçli haberinde, internet sitesi Wikileaks tarafından sızdırılan son 3 yıla aşkın çeyrek milyon kadar gizli Amerikan diplomatik yazışmasında, yabancı liderlerle ve dünyadaki nükleer ve terörist tehditlerle ilgili değerlendirmelerin bulunduğunu bildirdi.

Gazete ABD Dışişleri Bakanlığının toplam 270 büyükelçilik ve konsolosluklarla günlük yazışmalarına dayanan gizli belgeleri, bugünden itibaren gelecek günlerde tek tek açıklayacağını vurguladı.

Belgelerde Suudi Arabistanlı bazı donörlerin El Kaide gibi terörist grupların ana mali kaynakları oldukları, Çin hükümetinin bilgisayar sabotajlarıyla ABD’yi hedef aldığı kaydediliyor.

Belgelere göre ABD Savunma Bakanı Robert Gates’in İran’a yapılacak askeri bir operasyonun bu ülkenin nükleer programını sadece 1 ya da 3 yıl geciktirebileceğini inandığını ortaya koyduğunu da bildirdi.

Gizli belgelerde, İran’ın Kuzey Kore’den, Batı Avrupa’yı vurma kapasitesine sahip son derece gelişmiş füzeler aldığı ve ABD’nin, İran’ın bu füzeleri daha uzun menzilli füzeler üretmede araç olarak kullandığından endişe ettiği ve bu gelişmiş füzelerin son derece kuvvetli olduğu da kaydediliyor.

Arap liderler İran’ı tehdit olarak görüyor

Fransız Le Monde gazetesi de, dünyada büyük merakla beklenen internet sitesi WikiLeaks’in sızdırdığı “gizli devlet” belgelerini yayınladı.

Gazetede yer alan gizli bilgilere göre, Arap ülkeleri liderleri İran’ı sevmiyor ve tehdit olarak görüyor.

Belgelerde, Suudi Arabistan Kralı Abdullah bin Abdülaziz, 2009 yılında ABD Başkanı Barack Obama’nın terörle mücadele danışmanı John Brennan’a, “İranlılara güvenilmez. İran maceracı bir ülke ve hedefi sorun yaratmak. Allah İran’ın günahlarından bizi korusun” ifadesini kullandığı belirtiliyor.

Suudi Arabistan Kralının, İran için “yılanın başını kesmek gerekir”ifadesini kullandığı da yine belgelerde yer alıyor. Yine Kralın, Amerikalı General James Jones’la yaptığı 11 Şubat 2010 tarihli görüşmede, “eğer İran nükleer silaha sahip olursa, bölgedeki bütün ülkeler de nükleer silaha sahip olur” dediği belirtildi.

Bayreyn Kralı Hamad Al-Khalifa’nın, 1 Şubat 2009 tarihinde, Amerikalı General David Petraeus’a, “İran’ın nükleer programının durdurulması gerekir” dediği de yer alan gizli belgelerde, “Arap ülkelerinin tamamının, İran’ın nükleer programıyla ilgili olarak endişe taşıdığı” ifade edildi.

Kahire’de bulunan bir Amerikalı diplomatın Şubat 2009’da çektiği telgraflarda da, Mısır Devlet Başkan Hüsnü Mübarek’in İran’dan son derece nefret ettiği ve Mübarek’in İranlılar için “yalancı oldukları ve onlara inanılmaması gerektiğini” söylediği kaydedildi.

Yine aynı belgelerde, Ürdün Meclis Başkanı Zeid Rifaiu’nun da, Amerikalılara, “İran’la diyalogla hiçbir yere varılamaz” dediği kaydediliyor.

“Davutoğlu çok tehlikeli”

Spiegel’de yayınlanan belgelere göre, Amerikalı diplomatlar Türkiye’nin güvenilirliği konusunda ciddi şüpheleri olduğunu Washington’a iletiyor.

Amerikanın Ankara Büyükelçiliği bir kısmı gizli olan belgelerde Recep Tayyip Erdoğan Hükümeti’nin islami eğilimine dikkat çekiyor. Amerikalı diplomatlara göre Türkiye’nin NATO’daki durumu ve yönetimi de kötü. Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu gibi onlara danışmanlık yapanların çoğu da Ankara dışındaki siyasete yabancı.

Spiegel’de yayınlanan belgelere göre Amerika, Davutoğlu’nun neo osmanlı olarak nitelendirdiği çizgisinden rahatsız. Belgelerde Amerikalı bir üst düzey hükümet görevlisinin Davutoğlu için “çok tehlikeli“ ibaresini kullandığı yer alıyor.

Belgelere göre Davutoğlu’nun çok tehlikeli olmasının nedeni Erdoğan’ın islami çizgisinde etkili rol oynaması olarak gösteriliyor.

Frattini, Türkiye’nin ikili oynadığını savunmuş

WikiLeaks sitesinde yayımlanan gizli belgelere göre, İtalya Dışişleri Bakanı Franco Frattini’nin Roma’da ABD Savunma Bakanı Robert Gates’le yaptığı görüşmede, Türkiye’nin hem Avrupa, hem de İran’a açılımlar yapmasını “ikili oynamak” diye niteleyerek, “bu durumun kendisinde hayal kırıklığı yarattığını” söylemiş.

İtalyan haber ajansları, Roma’da yapılan ikili görüşmenin ardından ABD’nin Roma Büyükelçiliği tarafından 8 Şubat 2010’da Washington’a gönderilen “gizli” damgalı telgrafta, “Frattini, Türkiye tarafından hem Avrupa’ya, hem de İran’a doğru açılımlar yapma suretiyle ikili oynanmasının özellikle hayal kırıklığına neden olduğunu ifade etmiştir” ibaresine yer verildiğini belirtti.

Telgraftaki değerlendirmeye göre Frattini, nükleer meselesinde İran’la yapılan görüşmelere, “Suudi Arabistan, Türkiye, Brezilya, Venezüela ve Mısır’ın da dahil edilmesini önerme”sinin yanı sıra, “Ortadoğu ülkeleri arasında İran konusunda gayri resmi bir toplantı düzenlenmesi” teklifinde de bulundu.

İran’da rejimi devirmek için…

Fransız Le Monde gazetesindeki gizli bilgilere göre ise İsrail, İran’a yönelik politikasını sertleştirmesi için ABD’ye baskı yapıyor.

Fransız gazetesinin internet sitesinde yer alan, 18 Kasım 2009 tarihle gizli belge, ABD’nin İran konusunda 2010’u “kritik bir yıl”olarak gördüğünü ortaya koydu.

Belgelerde, İran’ın nükleer sitelerinin korunmasını güçlendirmeye devam etmesi halinde, ABD’nin müdahalesinin zorlaşacağı yorumuna yer verildi.

“Ankara’nın arabuluculuk çabaları mantıklı değil”

17 Kasım 2009 tarihinde Ankara’da yapılan ve dönemin ABD Büyükelçisi James Jeffrey tarafından gizli belge statüsünde gönderilen tutanakta, Philip Gordon ile Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu arasında yapılan ve İran’ın nükleer programını konu edinen bir görüşmenin detayları yer alıyor.

12 Kasım’da yapılan ve 40 dakika süren görüşmede Gordon, Davutoğlu’nu Ankara’nın arabuluculuk çabalarının faydalı ya da mantıklı olmadığına ve İranlılara ciddi müzakerelere başlamadan zamanla oynama şansı verdiğine ikna etmeye çalıştı.

Davutoğlu İran hükümetinin kamu önündeki tavrını bir kez daha dile getirirken, “İranlıların P5+1in önerilerine prensipte evet dediğini ancak kamuoyunun algısını düzeltmek zorunda olduğunu” aktardı. İran’ın nükleer silah sahibi olması durumunda yaşanabileceklerle ilgili olarak Davutoğlu Türkiye’nin “elbette” bu riskin farkında olduğunu, tam da bu sebepten İranlılarla bu kadar yakından çalıştıklarını söyledi.

Gordon, Başbakan Erdoğan’ın açıklamalarının Türkiye’nin meseleyi nasıl gördüğüyle ilgili soru işaretleri yarattığını söyleyince Davutoğlu bunun farkında olduğunu ancak Guardian’ın son röpotajında Erdoğan’ın söylediklerini doğrudan aktarmadğını belirtti. Davutoğlu, “Sadece Tükiye İran’la açık ve eleştirel bir dille konuşabilir, çünkü Ankara kamuoyu önünde dostluk mesajları vermektedir” dedi.

Gordon, Ankara’dan yaptırımların dikkate alınmaması durumunda olabileceklerle ilgili güçlü bir mesaj vermesini istedi. Davutoğlu ise Erdoğan’ın Tahran ziyaretinde bu mesajı zaten verdiğini belirtti. Türkiye’nin dış politikasının bölgeye bir “adalet duygusu” ve “vizyon duygusu” verdiğini, İran’a ve Suudilere bir alternatif olduğunu ve “bölgede İran etkisini sınırlandırdığını” söyledi.

25 Şubat 2010 tarihli bir başka tutanak ise 18 Şubat tarihinde William Burns’le Feridun Sinirlioğlu arasında yine Ankara’da yapılan bir görüşmenin içeriğiyle ilgili. Toplantıda İran’dan Ermenistan protokollerine, PKK’dan Kıbrıs görüşmelerine ve füze savunma sistemine kadar birçok konuda değerlendirmeler var.

İran: Sinirlioğlu Ankara’nın resmi tavrını yinelerken askeri operasyonun Türkiye’ye zarar vereceğini, yaptırımların ise İran halkının kenetlenmesine yol açarak muhalefete zarar vereceğini söyledi. Sinirlioğlu bölge ülkelerinin İran’ı bir tehdit olarak gördüğünü belirterek, “Şam’da bile alarm zilleri çalıyor” dedi.

Ermenistan: Sinirlioğlu protokollerin onay süreciyle Minsk süreci arasında eşzamanlılık istedi. Kongre’nin “soykırım” tasarısını kabulünün onay sürecindeki hesapları çıkmaza sokacağını söyleyen Sinirlioğlu, “Aliyev’in kabul edeceği bir şey olursa biz de ilerleyebiliriz” dedi. Sinirlioğlu, gaz anlaşmasıyla ilgili olarak da “Bize güvenmiyor” dedi.

‘İran, Kuzey Kore’den 19 adet füze aldı’

New York Times Gazetesi, Wikileaks internet sitesi tarafından sızdırılan onbinlerce gizli belgede, İran’ın nükleer programını Kuzey Kore’den aldığı yardımla güçlendirdiğinin de yer aldığını yazdı.

New York Times gazetesi Wikileaks internet sitesi tarafından sağlanan 24 Şubat 2010 tarihli gizli Amerikan istihbarat belgelerine göre, İran’ın Kuzey Kore’den “R-27 isimli Rus tasarımına dayanan” 19 adet gelişmiş ve nükleer başlık taşıyabilen füze aldığını yazdı.

Mossad Türkiye’de İslamcıların güçlendiğini düşünüyor

Wikileaks’in yayınladığı belgelerin Türkiye ile ilgili bölümlerindeki 31 Ağustos 2007 tarihli bir belgede, aynı yılın 17 Ağustos günü İsrail gizli servisi Mossad’ın Başkanı Meir Dagan ile ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Burns arasında yapılan toplantının tutanağı göze çarpıyor.

Toplantıda iki yetkilinin Ortadoğu’daki son durumu ele aldıkları ve özellikle İran konusunun üzerinde durdukları ortaya çıktı. Tutanağa göre, Dagan, Burns’e Türkiye’ye baktığı zaman ülkedeki İslamcıların giderek ivme kazandıklarını gördüğünü söyledi.

Belgede, “Dagan burada sorulması gereken esas sorunun kendisini Türkiye’nin laik kimliğinin savunucusu olan ordunun bu duruma daha ne kadar sessiz kalacağı olduğunu ifade etti” denildi.

Belgelerden başlıklar:

  • -Suudi Kralı ABD’nin İran’a saldırmasını istedi.
  • -Üst düzey bir Ürdünlü yetkili ABD’nin İran’ı bombalamısın istedi.
  • -Bahreyn de ABD’den İran’ın nükleer programına son vermesini istedi.
  • – Arap liderleri özel konuşmalarda ABD’nin İran’a hava saldırısı düzenlemesini istedi.
  • -İsrail İran’da rejim değişikliği istiyor. İsrail bu değişikliğin öğrencilerin demokrasi hareketleri ve Azeri, Kürt ve Baloçlar gibi etnik gruplar sayesinde olabileceğine inanıyor.
  • -Kasım 2009’da “komşularla sıfır problem” politikasını takip eden Ahmet Davutoğlu, Batı’nın İran’a nükleer silahlanma karşıtı dayatma yapamayacağını söyledi.
  • – ABD müsteşarı Phil Gordon, Tahran’a BM yaptırımlarını reddetmenin sonuçları olabileceğini ifade eden bir mesaj göndermesi gerektiğini söyledi. Davutoğlu da, Başbakan Erdoğan’ın son ziyaretinde benzeri bir açıklama yaptığını ifade etti.
  • -Yazışmalarda “Sadece Türkiye, İran’la açık ve eleştirel konuşabilir. Davutoğlu memnun, çünkü sadece Ankara dostluk mesajları gönderiyor” dendi.
  • -Amerika, Güney Kore ile kuzey Kore’yi yıkma planları yaptı, Adanın birleşmesi için gizli planlar yaptı.
  • – ABD’li yetkililer büyükelçilerini BM lideri Ban Ki Moon ile ilgili bilgi toplayıp BM yönetimi aleyhinde casusuluk yapmakla görevlendirildi.
  • -ABD, Suriye’nin Lübnan’daki Hizbullah’a silah yardımı yapmasını engelleyemedi.
  • -İsrail-Lübnan savaşı sırasında Hizbullah’ın güçlenmesine neden oldu.
  • -ABD, Beşar Essad’ın “yeni silahlar göndermeyeceğiz” demesine rağmen silah ikmalı sağladığını biliyordu, engel olmadı.
  • -Suriye-İsrail görüşmelerinin kesilmesinde Türkiye’nin tavrı için “takıntı” ifadesi kullanıldı.
  • -ABD’li diplomatların Türkiye yorumu: “Türkiye, Irak Başbakanı Maliki’den rahatsız.”
  • -Türk diplomatlardan ABD’ye uyarı: “Suudi Arabistan, Irak’ta partilere rüşvet dağıtıyor.”
  • -Libya lideri Muammer Kaddafi gittiği hereyere yanında “buram buram cinsellik kokan sarışın” Ukraynalı bir hemşireyi de götürüyor.
  • – İngiliz Kraliyet Ailesi’nin bir üyesi “uygunsuz” davranışlarda bulunyor.
  • – Afganistan Cumhurbaşkanı Hamid Karzai “paranoya olmuş.”
  • – Angela Merkel “risk almaktan kaçınıyor ve hiç yaratıcı değil.”
  • – Mahmud Ahmedinejad Adolh Hitler gibi.
  • -NATO için ikinci adam seçimi tartışmasında Türk diplomatlara göre Rasmussen ve Merkel gizlice anlaştı.

Türkiye-Azerbaycan

  • -Türkiye-Azerbaycan ilişkileri konusunda İlham Aliyev: “Türkiye enerji merkezi olmasın” dedi. Aliyev’in Türk dış politikasını naif bulduğu belirtilirken, Erdoğan hükümetinden hoşlanmadığı da belgelerde geçiyor.
  • -25 Şubat 2010 tarihli belgede Aliyev: “Karabağ’da daha esnek olmaya çalışıyoruz” ifadesini kullanıyor.
  • -Yine aynı belgede Aliyev, “İran seçimlerindeki şaibe korkunç” ifadesini kullandı.
  • Aliyev, İran’la ilişkilerini “gergin ve istikrarsız” olarak tanımladı. Azeri lider ayrıca, İran’ın Azerbaycan’a yönelik siyasi provokasyonlarının sürdüğünü de ifade etti.
  • -Guantanamo Hapishanesi’nin boşaltılması planlandı. Diğer ülkelere mahkumları kabul etmeleri için baskı yapıldı. Slovenya’ya, Obama’yla görüşme karşılığında bir mahkumu ülkesine alma şartı kondu.
  • -17 Ağustos 2007’de Mossad’ın Türkiye’de İslamcılar güçleniyor kanısında olduğu ve “ordunun bu duruma ne kadar sessiz kalacağı?” diye sorduğu….

ABD uyarmıştı

ABD Dışişleri Bakanlığı hukuk danışmanı Harold Koh, sitenin sahibi Julian Assange’ye bir mektup göndererek, belgelerin yayımlanmasının “çok sayıda masum kişinin hayatını tehlikeye atacağını” söyledi.

Mektubunda belgelerin yayımlanmasının mevcut askeri operasyonları ve ülkeler arasındaki işbirliğini de tehlikeye atacağını belirten Koh, bu belgelerin Amerikan yasalarının ihlal edilerek ele geçirildiğini, doğuracağı ağır sonuçların da dikkate alınmadığını kaydetti.

Koh, WikiLeaks’den belgeleri yayımlamamasını, bunları Amerikan hükümetine geri vermesini ve kopyalarını yok etmesini istedi.

Bu arada Koh, WikiLeaks’in yaklaşık 250 bin belgeyi New York Times ve İngiltere’nin Guardian gazetelerinin yanı sıra Alman Der Spiegel dergisine verdiği duyumunu aldıklarını söyledi.

Belgelerin Fransa’daki Le Monde ve İspanya’daki El Pais gazetelerine de verildiği kaydedildi.

Amerikan Dışişleri’nin, aralarında İngiltere, İsrail ve Avustralya’nın olduğu bazı ülkelere, iddialara dair “brifing” verdiğini kaydediliyor.

Sitenin sahibi Julien Assange, Washington’ın suçlamaları karşısında, Amerikan Dışişleri’ne bir mektup yazdı. Belgelerle, kimin hayatının tehlikeye atılacağını sordu.

Assange’ın, yayımlanacak belgelerde bazı editoryal değişiklikleri kabul edebileceği öne sürüldü. Ancak Amerikan Dışişleri, “Yasadışı yöntemlerle sızdırılan belgeler konusunda pazarlık yapmayız” açıklamasında bulundu.

FIBA Basketbol 2010 Dünya Kupası Kuraları Çekildi

 FIBA 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası kuraları İstanbul’da çekildi. Şampiyona’ya 28 Ağustos-12 Eylül arasında Türkiye ev sahipliği yapacak.

2010 Dünya Şampiyonası’na 24 ülke katılacak. 6’şar takımdan oluşacak 4 grup karşılacak ve karşılaşmalar  İstanbul, Ankara, İzmir ve Kayseri’de  oynanacak.

Ev sahibi Türkiye; Ankara’daki (C) Grubu maçlarında Yunanistan, Porto Riko, Rusya, Çin ve Fildişi Sahili ile karşılaşacak.İşte takımlar ve grupları :

GRUPLAR

2010 Dünya Basketbol Şampiyonası’nda gruplar şunlar :

(A) Grubu: Arjantin, Sırbistan, Avustralya, Almanya, Angola, Ürdün.

(B) Grubu: ABD, Slovenya, Brezilya, Hırvatistan, İran, Tunus.

(C) Grubu: Yunanistan, Türkiye, Porto Riko, Rusya, Çin, Fildişi Sahili.

(D) Grubu: İspanya, Fransa, Kanada, Litvanya, Yeni Zelanda, Lübnan.

Şampiyonada, olimpiyat şampiyonu ABD’nin yer aldığı (B) Grubu maçları İstanbul’da, (A) Grubu maçları Kayseri’de, ev sahibi Türkiye’nin yer aldığı (C) Grubu maçları Ankara’da ve (D) grubu maçları ise İzmir’de oynanacak.

Diğer yandan, kura çekimine ABD’li efsanevi oyuncu Hakeem Olajuvan ile birlikte, Türkiye’den Efe Aydan, Alman basketbolcu Patrick Femerling ve Efes Pilsen’de forma giyen Porto Rikolu oyuncu Daniel Santiago yer aldı.

Ayrıca aralarında anlaşmazlık bulunan iki devlet, Amerika Birleşik Devletleri ve İran’ın basketbol takımları aynı grupta yer aldı.

Tarihteki En İlginç Olaylar 1

Cengizhan’ın Elçileri ve sonrası… Dünyanın gelmiş geçmiş en tartışılan, merak edilen, kan döken insanlarından biri olan Cengiz Han’ın Harzem ülkesine yolladığı elçilerinin başından geçenleri ve sonrasında bir kasırga gibi gelişen olayları öğrenmek ister misiniz? İşte buyrun Anadolu’nun bile yerle bir olmasına sebep olan olaylar dizisi…

13. yüzyılda Harzem İmparatorluğu dünyanın en zengin ülkesiydi. Bugünkü İran, Pakistan, Afganistan ve Orta Asya’nın büyük bir bölümü bu imparatorluğun sınırları içindeydi. Şah Alaaddin Muhammed bu büyüklüğün çeşitli sorunları da beraberinde getireceğini biliyordu.

İpek Yolu önemli bir gelir kaynağıydı. Çin, Hindistan, Ortadoğu, Doğu Rusya ve hatta Batı Avrupa’dan tüccarlar ticaret merkezleri olan Merv, Buhara ve Semerkand’da bir araya geliyordu. Semerkand’ın nüfusunun yarım milyondan daha fazla olduğu söyleniyordu ki, o zamanlar Paris ve Londra’nın nüfusları taş çatlasa otuz-kırk bindi. Dünyanın bu uzak köşesinde geniş zevk bahçeleri vardı. Egzotik meyve ağaçları, şırıl şırıl akan çeşmeler eşliğinde dünyanın dört bir yanından gelen asiller hayatın tadını çıkarıyordu.

Aynı zamanda entelektüel bir merkezdi bu imparatorluk. Her büyük şehirde üniversiteler, kütüphaneler olması Şahın imparatorluğunu İslam dünyasının sanat, şiir ve bilgi merkezi haline getirmişti. Aynı zamanda bolluk İçinde olması da buna etkendi. Bir dizi başarılı savaş sonucunda imparatorluk her yönde genişlemiş ve Fransa, Almanya, İngiltere gibi ülkeler Haçlı Seferlerine bile ancak elli bin kişilik bir ordu gönderebilirken, Harzem İmparatorluğunun tümü zırhlı ve tam donanımlı beş yüz bin askeri vardı. Hiçbir devlet Harzem İmparatorluğu’nu kızdırmaya cesaret edemiyordu.

Ancak Şah kötü haberler almıştı. Pek ciddi bir şey değildi ama can sıkıcıydı. Sinek küçüktür ama mide bulandırır. Üç bin kilometre kadar doğuda yeni bir güç doğuyordu. Ne oldukları belli olmayan, çadırlarda yaşayan, göçmen bir krallık. 1206 yılında bu barbarlar, adı Kralların Kralı ya da Savaşın Kusursuz İmparatoru anlamına gelen Cengiz Han’ın yönetimi altında toplandı. Cengiz Han Çin Seddi’nin ardına geçmeyi başarmış ve kuzeydeki Çin şehirlerini ele geçirmişti.

Bir Tatar hükümdarı olan Kuşluk, Harzem İmparatorluğu’na komşu olan Karakitai’de (bugünkü batı Çin) bu yeni kağana karşı isyan etme cesaretini gösterdi. Bütün büyük hükümdarların yapacağı gibi Harzem Şahı da bu isyana gizliden gizliye destek verdi. Böylece barbar devletini parçalayabileceği. Eğer bu Kuşluk denen adam fazla güçlenirse desteğini Cengiz Han’dan yana çeviriverirdi.

Ama Cengiz Han sadece yirmi bin adamdan oluşan iki tümen asker gönderdiğinde yolunda gitmeyen bir şeyler olduğuna anlamalıydı. Bu adamlar Cengiz’in en iyi komutanlarından Çepe’nin kumandasındaydı. Çepe dağlardaki isyanı bastırmakla görevliydi ve altı yıl süren bir çarpışma sonucunda isyanı bastırdı.

Cengiz’in askerleri ilerlemiş ve imparatorluğun doğu sınırının çok küçük bir bölgesini kontrol altına almışlardı. Bu işgal için mantıklı bir rota değildi çünkü o tarafta Pamir Dağları vardı. Bu dağların yüksekliği zaman zaman yedi bin metreye kadar çıkıyordu.

Ticaret her zamanki gibi devam etti. Dünyanın her yanından kervanlar geliyor, vergilerini ödüyorlar ve şehirlerdeki öteki tüccarlarla alışveriş yapıyorlardı. Bu yeni hükümdarın elçileri zaman zaman Şaha gelir, dostluk belirtisi olarak ufak tefek hediyeler verirdi. Karşılığında da aynı şekilde hediyeler giderdi. Ama rahatsız edici bir şeyler olmaya başlamıştı.

Barbar Moğollar da kervanlarla gelmeye başlamıştı. Kendilerine tüccar diyorlardı ancak sadece Çin’den bozulmuş artık şeyler getiriyorlardı. Şahın ajanları durumun farkındaydı ve hiç hoşlarına gitmiyordu. Bu tüccarların aslında ajanlar olduğu ve surların ne kadar güçlü olduğuyla ilgili notlar aldıkları, askerlerin nerelerde durdukları ve surların üzerinde ne kadar mancınık yer aldığı gibi bilgileri ele geçirdikleri ortaya çıktı.

Aynı zamanda Cengiz Han’ın ordularının ne kadar güçlü olduğu dedikodusunu halk arasında yayıyorlar ve Harzem İmparatorluğu halkını korkutuyorlardı. Tarih boyunca bu taktik hep kullanılmıştır. Rapor hazırlamaya gelen tüccarlar, rakibin savunma hattını öğrenip bilgileri hemen geri ulaştıran diplomatlar ve ailelerin resimlerini köprünün, savunma birliklerinin Önünde çeken turistler. Bu işin türlü türlü yolları vardır. Bu üçüncü sınıf barbarların gönderdikleri ajanlar yakalanıp, mallarına el kondu ve apar topar dışarı atıldı. Barbarlar için iyi bir uyarı yapılmıştı.

Aylar geçti ve Şah seçeneklerinin neler olduğuna baktı. Moğollar binlerce kilometre uzaktaydı ve Çin ile olan savaşlarına dalmıştı. Casusların gönderilmesine tepki gösterecek olsalar bile ordularını Sibirya’nın geniş bozkırlarından geçirip ulaşmaları en az altı ay alırdı. Harzem İmparatorluğu’nun sınırına geldiklerinde ise karşılarında beş yüz bin Harzem askerini bulacaklardı. Öylece mide bulandıran sinek öldürülmüş, Şahın ünü dünyaya bir kez daha yayılmış olacaktı.

Cengiz Han’ın elçileri Şaha ulaştı. Dilleri ve tarzları İslam dünyasının elçilerinin dilleri kadar kibar değildi, ancak anlaşılmıştı ki durum Cengiz’in pek hoşuna gitmemişti. Cengiz, iyi niyetle Harzem İmparatorluğunun tüccarlarının kendi ülkesinde ticaret yapmasına izin verirken, kendi ülkesinin tüccarları Harzem şehirlerinde soyulup dışarı atılıyordu. Özür dilenmeli, tüccarların zararları karşılanmalı ve Moğol kervanına kötü davranan sorumlular cezalandırılmalıydı.

Bir ders vermenin tam zamanıydı ve Şah Muhammed’in bu dersi vermek için harika bir fikri vardı. Elçi olarak gelen Moğolların sakalları Şah ve yanındakilerin huzurunda yakıldı. Sakallar yanarken bayağı nahoş bir görüntünün ve aynı zamanda kokunun oluştuğu kesindir. Bazı kaynaklara göre ise sakalı yakıldıktan sonra Moğol elçisi öyle özensiz tıraş edilmiş ki az daha kafası kopuyormuş.

Her neyse, insan, acaba Şah neden böyle yaptı, demekten alamıyor kendisini. Casusları, Moğolların “modern” bir ordu tarafından kolaylıkla durdurulabilecek sıradan barbarlar olduğundan emin miydi acaba? Acaba kazanacağından emin olduğu bir savaş mı başlatmaya çalışıyordu? Tarihte resmi bir bildirim yapılmadan savaşa girişildiği olmuştur. Şahın uyguladığı taktik ise Cengiz’i öfkelendirecek kadar aşağılayıcıydı. Yoksa Şah sadece eğlenmek mi istemişti? Elçiler acı ve aşağılanma içinde çığlık atarken Şah ve beraberindekiler katıla katıla gülmüştü. Ardından da elçiler kapı dışarı edilmişlerdi.

Sonra fırtına başladı… Sen hem Moğol elçilerinin sakallarını yak, hem de bunun cezasız kalacağını düşün. Moğol geleneklerine göre taraflardan birinin öleceğinin bildirilmesiyle savaş başlar. Ölen tarafın kim olacağı ise bilinmez.

Yüz binden biraz daha fazla askerle Cengiz Han 1219’da Harzem İmparatorluğu’nun kalbine doğru büyük bir hızla ilerledi. Birkaç ay içinde şahın ordusu yenilmekle kalmadı, resmen telef edildi. Sonraki yıl, o muhteşem şehir Semerkand düştü, tüm nüfus kılıçtan geçirildi. Şaha Moğolların kendisi için bir “av partisi” düzenlediği haberi geldi. İki tümen uzman asker Şahı öldürüp Cengiz’e kafasını getirmek için harekete geçmişti.

Panik halindeki Şah kaçtı. Peşinde de Moğol generali Subutay yönetiminde yirmi bin asker vardı. Takip üç bin kilometre kadar sürdü. Sonunda Hazar Denizi’nde bir adaya kaçtı ve korkudan saçı sakalı beyazlamış şekilde öldüğü söylendi. Bazı tarihçiler Harzem İmparatorluğunu yıkan savaşın tarihin en ağır savaşı olduğunu söyler. Tüm nüfusun yüzde 75’i kılıçtan geçirilmiş, bütün şehirler dümdüz edilmişti. Sonuçta İslam’ın akademik kalbi artık atmayacaktı.

Cengiz, giriştiği savaşta şahın ordularının peşinden koşarken Hint Okyanusu kıyılarına kadar ulaştı. Subutay batıdaki ve kuzeydeki bilinmeyen ülkelere keşfe çıkmak için izin istedi. 1233 yılında geri çağrılana kadar Kafkasları geçecek, Rusya’nın verimli kara topraklarına ulaşacak ve en sonunda Dinyeper nehrinde duracaktı. Sahne elli yıl sonra Moğolların Rusya ve Doğu Avrupa’yı ele geçirmeye çalışmaları için uygun duruma getirilmişti.

Şah, birkaç sakal yakmanın cezasını tüm bir kıtanın yakılıp yıkılmasıyla ödedi.