Kategoriler
BİYOGRAFİ YAŞAM

Müslüm Gürsesin Hayatı, Müslüm Gürses Kimdir?

müslüm-gürses_son_durum_kimdir_hayatıArabesk müziğin duayenlerinden olan Müslüm Gürses’in hayatını siz uzmanportal.com takipçileri iiçn araştırdık ve derledik. Acı tatlı bütün olaylarıyla ve Albümleriyle İşte Müslüm Babanın hayatı:

7 Mayıs 1953’te Şanlıurfa`nın Halfeti ilçesinin Fıstıközü Köyü’nde Emine ve Mehmet Akbaş çiftinin ilk çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası rençberlik yapardı, bağlama çalmayı bilirdi. Daha sonra Ahmet ve Zeyno adında bir erkek bir de kız çocukları oldu.
Çocukluğunun ilk yıllarını Şanlı Urfa`da geçirdikten sonra, ekonomik nedenlerden dolayı ailecek Adana’ya göç ettiler. Daha sonra annesi Emine hanım ve ardından da erkek kardeşi Ahmet hayata veda etti. 1968 yılında henüz 15 yaşındayken , bir çay bahçesinde şarkılar söylemeye başladı. Terzi çıraklığı yaptı, o yıllarda şans eseri bir gazinoda sahneye çıkarak sanat yaşamının kapısını araladı.

Müslüm Gürses, şarkıcılığa 1965 yilinda, kücük yasta Adana’da bir çay bahçesinde şarkılar söyleyerek başladı, ayni zamanda Halkevine de gitti. Terzi çıraklığı ve kunduracılık yaptı, o yıllarda bir gazinoda sahneye çıktı. Ayrica ilkokuldan mezun olduktan sonra 14 yaşındayken, 1967 yilinda Adana Aile Çay Bahçesi’nde düzenlenen yarışmaya katıldı ve birinci oldu. Sesiyle küçük yaşlarda dikkat çeken Gürses kendisiyle yapılan bir röportajda o dönemle ilgili olarak şunları söylemiştir: “İlkokulu bitirdim. Gerisi yok. Adana’da damda yatarken uzun hava okudum. Arkadaşım Halkevine gidiyordu. Ben de gittim. Derken Çukurova Radyosu’nda sanatçı oldum”.

Soyadını da orada çalışırken “Gürses“ olarak değiştirirler.

1967 yılından itibaren TRT-Adana-Çukurova Radyosunda da her hafta Cumartesi günü canlı olarak türküler söyledi. 1968 yılından itibaren piyasaya ilk 45’likleri çıkarmaya başladı. İlk plağı 1968 tarihli “Emmioğlu/Ovada Taşa Basma” plağıdır ve Ömür Plak , Adana basımıdır. Ömür Plak ile toplam 4 adet 45’lik yaptı.

İstanbul’a gelen Gürses, Selahattin Sarıkaya ‘nin sahibi oldugu Sarıkaya Plak ile 2 adet 45’lik Plak yaptı: “Giyin Kusan Selvi Boylum/Hayatimi Sen Mahvettin” ile “Gitme Gel Gel/Haram Ask”.

Daha sonra 1969 yılında yine İstanbul’da Palandöken firması ile çıkış parçası olan “Sevda Yüklü Kervanlar”ı içeren “Sevda Yüklü Kervanlar/Vurma Güzel Vurma” isimli 45’lik Plağı çıktı. Bu plak tam 300.000 adet satarak rekor kırmıştır.

Gürses, bu plaktan sonra askerliğini yaptı, tekrar İstanbul’a gelerek aynı firmada plaklarını çıkarmaya devam etti. Palandöken firması ile tam 13, sonra Bestefon firmasi ile tam 4, daha sonra Hülya Plak ile tam 15 ve nihayet Çın Çın Plak ile tam 2 adet 45’lik plak yapti.

Müslüm Baba`nın hayatındaki en talihsiz olaylardan biri Tarsus`tan Adana`ya dönerken geçirdiği trafik kazasıdır. 1978 yılında vuku bulan bu kazada Müslüm Gürses ölümden döndü. Alnı çok ciddi biçimde zedelendiğinden dolayı, kafasına beynini koruyacak plaka takıldı. Bu kazadan dolayı koku alma duyusunu neredeyse tamamiyle yitirdi. İşitme duyusu da ciddi biçimde zarar gördü. Sorulara geç veya ilgili görünmeyen cevaplar vermesi, sanıldığının aksine sürekli alkollü olduğundan değil, hastalığından dolayıdır.Ayrıca Müslüm baba bu talihsiz kazadan sonra öldü sanılarak Adana’da bir hastanenin morguna konulmuştur.Ancak Müslüm Baba bunun da üstesinden gelmeyi bilmiş ve morgdan kendi çabasıyla çıkmayı başarmıştır.

Daha sonra hayata sıkı sıkı tutunan Müslüm Gürses, oyuncu Muhterem Nur`la hayatını birleştirdi. Muhterem Nur da daha çok Muhterem Hanım olarak bilinir. Ard arda çıkardığı kasetler sayesinde şöhreti gün geçtikçe yayılan Müslüm Gürses, zamanla arabeskin babası oldu. Piyasada kaç tane kaseti olduğu tam olarak bilinememekle beraber, yasal 75 civarı korsanla birlikte 100`lerce olduğu tahmin edilmektedir. Ayrıca en çok satan albümünün de Küskünüm`ün olduğu sanılmaktadır.

Müslüm Gürsesin Albümleri
Aldatılanlar
Ayrılık Acı Bir Şey
Açık Hava Konserleri 1
Ah Gülüm
Altın Şarkılarım
Anlatamadım
Arkadaş Kurbanıyım, Benim Kaderim
Arkadaşım
Aşk Tesadüfleri Sever
Bakma
Bekle Sevgilim – Nerelerdesin
Benim Meselem
Bir de Benden Dinleyin
Bir Bilebilsen – Zalim
Bir Fırtına Kopacak
Bir Kadeh Daha Ver
Biz Babadan Böyle Gördük
Bizi Kimse Ayıramaz
Canım Dediklerim
Dağlarda Kar Olsaydım
Dertler İnsanı
Dünya Yalan
Düşenin Dostu Olmaz
Esrarlı Gözler
Garipler
Gitme
Gönlünüzdeki Altın Şarkılar
Gönül Teknem
Güldür Yüzümü
Güle Güle Git
Hani Söz Vermiştin
Herşey Yalan
İkimizin Yerine
İsyankar
Kısmetim Kapanmış
Küskünüm
Müslüm Gürses Konseri
Mahsun Kul
Maziden Bir Demet
Meyhaneci – Kırık Sazım
Mutlu Ol Yeter
Müslümce turkuler
Müzik Ziyafeti
Müslümce 92
Nerelerdesin
Öldürdüğün Yetmedi mi
Paramparça
Sadece Türk Sanat Müziği
Senden Vazgeçmem
Sevda Yolu
Sultanım
Talihsizler
Tanrı İstemezse
Topraktan Bedene
Tövbe Etmek – Bir Avuç Gözyaşı
Usta – Ne Yazar
Uyanma Zamanı – Kıyak Bitti
Vay Canım Vay
Vefasız Alem
Yanarım
Yanlış Yaptın
Yaranamadım
Yıkıla Yıkıla
Zavallım
Zincirli Kuyu

Kategoriler
Genel Kültür

Halit Akçatepe Kimdir? Filimleri ve Hayatı

Türkiye onu hababam sınıfının Güdük Necmisi olarak tanıdı, aslında Ah Nerede Vah Nerede Filmiyle meşur oldu ancak usta oyuncu Hababam Sınıfı ile gönüllere taht kurdu. Kısa zamanda birçok filimde yardımcı oyuncu ve başrollerde görev aldı. Yeşilçam a gönül veren bu emektar oyuncumuzun sanat ile dolu hayatını sizler için araştırdık;
Halit Akçatepe 1 Ocak 1938 de Ordunun Ünye ilçesinde doğdu. Liseyi Saint Benoit Fransız Lisesinde bitirdi. görev aldığı birçok filimde usta oyunculuğunu sergileyen ünlü oyuncu, Kaygısızlar gibi dizi çalışmasında da bulundu.
İşte usta oyuncunun görev aldığı filimlerin listesi:

Geniş Aile (2009)
Aile Reisi (2009)
7 Kocalı Hürmüz (2009)
Vurgun (2008)
Genco (2007)
Yalan Dünya (2007)
Hakkını Helal Et (2007)
İki Aile (2006 – 2008)
Sevda Çiçeği (2006)
Hababam Sınıfı Üç Buçuk (2005)
İki Arada Aşk (2005)
Cumbadan Rumpaya (2005)
Beşinci Boyut (2005)
Müyim Olan Aşkımız (2005)
Hababam Sınıfı Askerde (2004)
Büyük Buluşma (2004)
Canım Annem (2004)
Avrupa Yakası (2004)
Yeşilçam Denizi (2003)
Şapkadan Babam Çıktı (2003)
Hababam Sınıfı Merhaba (2003)
Vaka-i Zaptiye (2002)
En Son Babalar Duyar (2002)
Çılgın Bediş (2001)
Siyah Cennet (2000)
Tersine Dünya (2000)
Konu Komşu (1999)
Eltiler (1997)
Hoşçakal İstanbul (1996)
Hayri Beyin Son Aşkı (1993)
Oyun İçinde Oyun (1993)
Şaban İle Şirin (1995)
Çatı (1995)
Kaygısızlar (1994)
Şaban Askerde (1993)
Yazlıkçılar (1993)
Anasının Kızı (1992)
Sürgün (1992)
İnsanlar Yaşadıkça (1989)
Bizimkiler (1989)
Kötü Kader (film)Kötü Kader (1987)
Büyük Koşu (1987)
Karımın Gölgesi (1987)
Keko Aptallar Çetesi (1986)
Keriz (1985)
Şen Dul Şaban (1985)
Şaban Papucu Yarım (1985)
Adile Teyze (1982)
Umut Dilencisi (1982)
Buyurun Cümbüşe (1982)
Dört Geline Dört Damat (1981)
Talih Kuşu (1981)
Renkli Dünyalar (1980)
Dokunmayın Şabanıma (1979)
Evlidir Ne Yapsa Yeridir (1978)
Hababam Sınıfı Tatilde (1977)
Şabanoğlu Şaban (1977)
Gülen Gözler (1977)
Bülbül Ailesi (1976)
Hababam Sınıfı Uyanıyor (1976)
Süt Kardeşler (1976)
Tantana Kardeşler (1976)
Şoför Mehmet (1976)
Lüküs Hayat (1976)
Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı (1975)
Merhaba (1975)
Hababam Sınıfı (1975)
Ah Nerede (1975)
Üç Ahbap Çavuşlar (1975)
Şaşkın (1974)
Köyden İndim Şehire (1974)
Salak Milyoner (1974)
Evet mi Hayır mı? (1974)
Kanlı Deniz (1974)
Mavi Boncuk (1974)
Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz (1974)
Canım Kardeşim (1973)
Tarkan Kolsuz Kahraman’a Karşı (1973)
Yalancı Yarim (1973)
Oh Olsun (1973)
Ömer Hayyam (1973)
Umut Dünyası (1973)
Sevilmek İstiyorum (1973)
İyi Döverim Kötü Severim (1972)
Tarkan Altın Madalyon (1972)
Üç Sevgili (1972)
Sev Kardeşim (1972)
O Ağacın Altında (1972)
Tatlı Dillim (1972)
Feryat (1972)
Bir Varmış Bir Yokmuş (1971)
Üç Arkadaş (1971)
Köprüaltı Çocukları (1953)
Hayat Acıları (1951)
Güldağlı Cemile (1951)
İstiklal Madalyası (1948)
Bir Dağ Masalı (1947)
Karanlık Yollar (1947)
Senede Bir Gün (1946)
Günahsızlar (1944)
Dertli Pınar (1943)

Kategoriler
Genel Kültür GÜNCEL

Necmettin Erbakan Hoca Kimdir? Hayatı, Davası ve Yaptıkları Nelerdir?

29 Ekim 1926 yılında Sinop’ta doğdu. Babası Adana’nın Kozan ve Saimbeyli bölgesinde uzun zaman hüküm sürmüş bulunan, Selçuklu soyu Kozanoğullarından, Mehmet Sabri Erbakan’dır.

Ağır caza reisi olan babasının görev yerlerinin değişmesi nedeniyle, çocukluğu çeşitli yerlerde geçen ERBAKAN’ın Annesi de, Sinop’un tanınmış ailelerinden birinin kızı olan Kamer Hanım’dır.

Erbakan hocanın ağabeyleri Nizamettin Erbakan cilt ve deri hastalıkları profesörü, Selahattin Erbakan, göz hastalıkları profesörüdür.

Küçük kardeşleri Kemalettin Bey, diş doktoru, Atifet Hanım eczacı, Rahmetli Akgün Erbakan ise mühendislik eğitimi almış ama ticarete atılmıştır.

Necmettin ERBAKAN ilkokula, Kayseri Cumhuriyet İlkokulunda başlamış, babasının tayin olup Trabzon’a gitmesi üzerine, ilkokul öğrenimini burada ve okul birincisi olarak tamamlamıştır.

Erbakan Hocanın ilk manevi etkilenişi daha 3 yaşındayken, Kayseri’de kaldıkları evin karşısındaki tarihi Laleli Camiinde okunan ezanlar ve kılınan cemaat namazlarıyla başlamıştır. Ve çocukluk dönemi bu camiinin avlusunda geçmiştir. Özellikle 1928’in sonlarında bu camii’de kılınan bir cenaze namazından oldukça etkilenmiştir.

Çok küçük yaşlarda namaza ve oruca başlayan Erbakan, daha sonraları yine babası M. Sabri Beyin emekli olup yerleştiği İstanbul Fatih’teki İskenderpaşa Camii imamı M. Zahit Kotku Hz.leri gibi devrin önemli ilim ve irfan ehlinden istifade edecek ve manevi olgunlaşma sürecinde bu büyük Zatların terbiyesinde yetiştirecektir.

1937 yılında ilkokulu bitirdikten sonra, aynı yıl İstanbul Erkek lisesi’nde orta tahsiline başlamış, okuldaki çalışkanlığı nedeniyle arkadaşları tarafından kendisine “DERYA NECMETTİN” diye isim takılmıştır. “Sıfırcı Avni” olarak bilinen Fizik hocasından, ilk defa 10 alan öğrenci ERBAKAN’dır.

Orta ve lise de bütün sınıfları iftiharla geçen Necmettin ERBAKAN, İstanbul Erkek Lisesi’ni 1943 yılında birincilikle bitirdi. O tarihlerde lise birincileri, Üniversitelere imtihansız alınıyordu. Fakat Necmettin ERBAKAN, bu imtiyazı kabul etmeyerek girdiği imtihanda büyük başarı gösterince, İstanbul Teknik Üniversitesi’nin İkinci sınıfından yüksek öğrenimine başladı. İlkokula 6 yaşında, Üniversiteye de ikinci sınıftan başlaması dolayısıyla, kendisinden iki yaş büyük olanlarla aynı sınıfta öğrenim gördü. Bu arkadaşlarından biri de Sayın Süleyman DEMİREL’dir.

Trabzon’da henüz ilkokul yıllarında iken bile, Temsili devlet kurmak, buna uygun mesai saatleri ayarlamak, arkadaşları arasında, hak ölçüsü olduğu için değeri değişmeyen ve enflasyonla erimeyen “özel paralar” çıkarıp kullanmak gibi olağan üstü oyunlar sergileyen Erbakan Hoca Üniversite yıllarında da okuldaki talebelerin namaz kılmaları için mescid açılması konusunda büyük gayret göstermiş ve açılan mescitte hem ibadetlerini yapmışlar, hem de ilmi ve dini sohbetler başlatarak manevi bir halka oluşturmuşlardır.

1948 yılı yaz döneminde, İTÜ Makine Fakültesi’nden üstün başarı ile mezun olan ERBAKAN, aynı yılın 1 Temmuz’unda Makine Fakültesi Motorlar Kürsüsü’nde asistan olarak göreve başladı. 1948 – 1951 yılları arasındaki bu 3 yıllık asistanlık döneminde, O zaman doktara tezi karşılığındaki yeterlilik tezini hazırladı.

Sınıflarda ders vermek sadece, Doçent ve Profesörlerin yetkisinde olmasına rağmen, asistan olduğu halde, ders anlatmasına ve hocalık yapmasına özel izin çıktı. Yeterlilik tezindeki yüksek başarısından dolayı, Üniversite tarafından 1951 yılında Aachen Teknik Üniversitesi’nde ilmi araştırmalar yapmak, bilgi ve becerisini arttırmak üzere Almanya’ya gönderilen ERBAKAN, Alman ordusu için teknolojik araştırma yapan DVL araştırma merkezinde, Profesör Schimit ile birlikte çok başarılı çalışmalar yaptı.

Aachen Teknik Üniversitesi’nde çalıştığı 1.5 yıl süre içersinde, bir tanesi doktora tezi olmak üzere 3 tez hazırlayan ERBAKAN, Alman Üniversitelerinde geçerli olan ve çok zor kazanılan “DOKTOR” ünvanını aldı.

Alman Ekonomi Bakanlığı için “motorların daha az yakıt yakmaları” konusunda araştırmalar yaparak rapor veren ve bu arada da Doçentlik tezini hazırlayan ERBAKAN’ın “ Dizel Motorlarda püskürtülen yakıtın nasıl tutuştuğunu?” matematiksel olarak izah eden bu tezi, Alman ilim çevrelerinde büyük yankı uyandırdı. Tezin önemli dergilerde yayınlanması üzerine, o tarihte Almanya’nın en büyük motor fabrikası olan DEUTZ firmasının genel müdürü, Prof. Dr. FLATS tarafından LEOPAR tanklarının motorları ile ilgili araştırmalar yapmak üzere fabrikaya davet edildi.

Alman Ekonomi Bakanlığı’nın, RUHR sahasındaki fabrikalar üzerinde araştırma yapmak amacıyla görevlendirilen ekipte, özellikle ERBAKAN`ın da yer almasının istenmesi üzerine, 15 gün süreyle RUHR sahasındaki bütün Ağır sanayi fabrikalarını gezip, bunları inceleme fırsatını yakaladı.

2. Dünya Harbinden sonra, Alman Üniversitelerinde ilk Türk bilim adamı olan ERBAKAN, 1953 yılında doçentlik imtihanını vermek üzere İstanbul’a döndü. İmtihan sonucunda, 27 yaşında Türkiye’nin en genç doçenti olma başarısını gösteren Necmettin ERBAKAN, araştırmalar yapmak üzere tekrar Almanya’nın DEUTZ fabrikalarına çağrıldı. Burada 6 ay süreyle “motor araştırmaları başmühendisi” olarak, Alman ordusu için yapılan araştırma çalışmalarına katıldı.

1953’ün Kasım ayında İstanbul Teknik Üniversitesi’ne dönen ERBAKAN, Mayıs 1954 / Ekim -1955 yılları arasında askerlik görevini tamamladı. İstanbul Kağıthane’deki 6 aylık yedek subay öğreniminden sonra, Halıcıoğlu’ndaki İstihkâm bakım bölüğünde 6 ay asteğmen, 6 ay da teğmen olarak makinaların bakım ve tamiratları kısmında görev yaptı.

Bu görev esnasında, her yıl Türkiye’nin Amerika’dan istediği teçhizatların listesini hazırladı. Hazırladığı bu liste, Amerikan yardım heyetinin dikkatini çekmiş ve bir Amerikalı albay bu listeyi hazırlayan kişiyle görüşmek istediğini, okul komutanı Şeref ÖZDİLEK’e bildirmiştir. ÖZDİLEK Paşa bu Albay’ı alıp ERBAKAN’ın yanına getirmiş ve Albay, “ Siz bu güne kadar Amerika’dan yardım olarak, sadece “gizleme ağı, kürek sapı, kazma, vs.” gibi şeyler isterken, bu sene bakım bölüğündeki iş makinalarının tamiri için gereken çeşitli parçaları üretmek üzere tezgâhlar istemişsiniz. Bunları ne yapacaksınız ve nasıl kullanacaksınız? tarzında konuşunca, ERBAKAN Amerikan ordusunun kuruluş tüzüğünü açarak: “ Bizim yaptığımız görevi yapan Amerika’daki birliklerde bu tezgâhlar var da, biz de niçin olmasın? Diye karşılık verince, Amerikalı Albay söyleyecek bir şey bulamamış ve bu tezgâhlar Erbakan’ın girişim ve gayretleriyle Türkiye’ye getirilmiştir.

Askerlik görevinden sonra, tekrar Üniversiteye dönen Necmettin ERBAKAN, 1956 yılında Türkiye’de ilk yerli motoru imal edecek olan, 200 ortaklı Gümüş Motor Aş.’yi kurup faaliyete geçirmiştir.

ERBAKAN’da böyle bir fabrika kurma fikri, Almanya’daki çalışmaları esnasında, Türkiye Zirai Donatım Kurumu’nun sipariş verdiği motorları gördüğünde uyanmış ve planlarını ta o zaman tasarlamıştır.

Yurda dönünce hemen hazırlıklara girişmiş ve bugün pancar motor adı altında çalışan fabrikanın temelini 1 Temmuz 1956’da atmıştır. Gümüş Motor fabrikası 1 Mart 1960 tarihinde seri üretime başlamıştır.

Dönemin Başbakanı rahmetli Adnan MENDERES, 1960 yılı başlarında fabrikayı gezerken: “ Ben de çiftçiyim, bu motorları kendim kullandım. Bunun ne kadar büyük bir adım olduğunu çok iyi biliyorum. Türkiye de bunların yapılabileceğini görmek, beni son derece memnun etmiştir. Keşke ben bu fabrikayı 1960’da değil, 1950’de görseydim. O takdirde Sümer bank’ın bir çok fabrikalarını özel sektöre satar, oradan aldığım para ile Türkiye de Ağır Sanayi fabrikalarını kurardım” diyerek duygularını dile getirmiş ve Erbakan’a tebrik ve takdirlerini iletmiştir. MENDERES ayrıca, fabrikanın ihtiyacı olan 1.300.000 Dolar’lık dövizi de hiç bekletmeden, bir gün içinde tahsis ettirmiştir.

1960 yılında Ankara da yapılan sanayi kongresi’nde, Gümüş Motorun ürettiği makineleri ve parçaları tanıtan ERBAKAN, “Yeni hedefimiz, Türkiye’mizde artık yerli otomobillerin de yapılmasıdır.” fikrini dile getirmiş, o zaman yönetimde olan askerlerce kabul gören bu fikir üzerine, Eskişehir Demiryolları CER atölyesinde “DEVRİM OTOMOBİLİ” adıyla ilk yerli otomobilimiz ERBAKAN tarafından imal edilmiştir. Askeri yönetim ekibi, Gümüş Motor fabrikasını gezmişler, büyük hayranlık ve heyecanlarını ifade etmişlerdir. Bunun üzerine 200’e yakın General ve üst rütbeli Subay’a, ERBAKAN tarafından bir Sanayi Konferansı verilmiştir. “Türkiye’nin kalkınma ve savunma sorunlarını ve çözüm yollarını” dikkatle dinleyen Generaller, oldukça etkilenmişlerdir.

1965 yılında Profesör olan ERBAKAN, Şubat 1966 da Odalar Birliği Sanayi Dairesi Başkanlığını üstlenmiş, 1968 Mayıs’ında Odalar Birliği İdare Heyeti Üyeliğine getirilmiş, Mayıs 1969’da ise, Odalar Birliği Genel Başkanlığına seçilmiştir. O zamanki Demirel Hükümeti, her türlü kanuni hükümleri hiçe sayarak ERBAKAN’ı polis zoruyla görevinden uzaklaştırma yoluna gitmiştir.

Necmettin ERBAKAN bunun üzerine siyasete atılmaya karar vermiş ve Milletvekili adayı olmak için Adalet Partisine müracaat etmiştir. Buradan veto edilen ERBAKAN, 1969 seçimlerinde Konya’dan bağımsız olarak adaylığını koyup seçilerek meclise girmiştir.

Hoca, Türkiye Odalar Birliği Sanayi Dairesi Başkanı iken tanıştığı, aynı kurumda görevli olan, İktisat mezunu, iyi İngilizce, yeterince Almanca ve Fransızca bilen… Ülke ve dünyadaki gelişmeleri yakından izleyen olgun ahlaklı, anlayışlı, ağırbaşlı ve alımlı bir hanımefendi olan Nermin Erbakan’la 10 Ocak 1967’de evlendi.

1967’nin sonlarında büyük kızları Zeynep, 1974 Ekiminde küçük kızları Elif Hanımlar, 1979’da ise biricik oğulları Muhammet Fatih Bey dünyaya geldi.

Hoca, Odalar Birliğinde bulunduğu dönem de, Ankara’da bir arkadaşının Selanik Caddesi 9 nolu evini karargâh haline getirmiş, rahmetli Osman Yüksel Serdengeçti, Arif Hikmet Güner, Aslan Topçuoğlu, İsmail Hakkı Yılanlıoğlu ve Hasan Aksay gibi gönüldaşlarıyla gece yarılarına kadar “Türkiye’nin geleceği ve sorunlarının çözülmesi” konularını görüşüp plan ve projeler üretmişlerdir.

24 Ocak 1970 tarihinde, Milli Görüş’ün ilk partisi olan Milli Nizam Partisini kuran ERBAKAN, 1971 Nisan’ında ihtilal yönetiminin de baskısıyla, Milli Nizam Partisi antidemokratik bir biçimde kapatılınca, tatil ve tedavi için kısa bir süre İsviçre ye gitmiştir.

Daha sonra, 11 Ekim 1972 yılında kurulan Milli Selamet Partisi, S. Arif Emre’nin resmi riyasetinde, Erbakan Hocanın ise tabii Liderliğinde girdiği 1973 seçimlerinde, 12 oyla 48 Milletvekilliği ve 3 Senatörlük kazanarak 51 parlamenter ile meclis’e girip, grup kurdu.

1974 yılında kurulan MSP – CHP Koalisyonunda, Başbakan yardımcılığı ve Ekonomik Kurul Başkanlığı görevlerini üstlenen Necmettin ERBAKAN, böylece Türkiye`nin maddi ve manevi kalkınması yolundaki çalışmalarını da fiilen başlatmış oldu.

9 Aylık bir hükümet döneminin ardından MSP-CHP koalisyonunun bozdurulmasından sonra oluşturulan 4’lü koalisyonda da yer alan, MSP genel Başkanı Necmettin ERBAKAN, yine Başbakan Yardımcılığı ve Ekonomik Kurul Başkanlığı görevlerinde bulundu.

5 Haziran 1977 seçimlerinden sonra kurulan 3’lü koalisyonda da bu görevini devam ettiren ERBAKAN liderliğindeki MSP, böylece toplam 4 yıl süreyle hükümet ortağı oldu.

1978 yılı başından, 12 Eylül 1980’e kadar muhalefette kalan MSP’nin Genel Başkanlığını yürüten Necmettin ERBAKAN, 12 Eylül ihtilalinin getirdiği antidemokratik uygulamalar ve yasaklarla, Eylül 1987 yılına kadar politikadan resmen uzak tutuldu.

Eylül 1987’deki referandumla yeniden siyasi haklarını elde eden ERBAKAN, 19 Temmuz 1983 yılında kurulmuş olan Refah Partisi’nin; 11 Ekim 1987’de yapılan tarihi kongresinde, oy birliği ile tekrar Genel Başkanlık makamına oturdu. 20 Ekim 1991 seçimlerinde yeniden Milletvekili seçilen ERBAKAN, daha sonra Belediyeler devrimini gerçekleştirmiş ve nihayet 1995 Genel seçimlerinde büyük bir başarı kazanarak Refah’ı birinci parti konumuna getirmiştir. 29 Haziran 1996’da ise kurulan Refah -Yol hükümetinde Başbakanlığı üstlenen ve 1 yıl da çok önemli hizmetler gören ERBAKAN, malum merkezlerin hıyanetleri sonucu oluşturulan suni krizler yüzünden ve hile ile hükümetten uzaklaştırılmış, haksız ve dayanıksız gerekçelerle partisi kapatılmış, ama O büyük sandık ihtilalini ve tarihi demokratik değişimini gerçekleştirmek üzere şimdi son hazırlıklarına girişmiştir..

Üniversite tarafından 1951’de gönderildiği Almanya’da Reinisch Westfalische Technische Hochschule Aachen: RWTH Aachen (Aachen Teknik Üniversitesi)’da doktorasını yaptı. Alman Ordusu için araştırma yapan DVL Araştırma Merkezi’nde Prof. Dr. Schmidt ile çalışmalar yaptı ve Alman Üniversiteleri’nde doktorasını verdi, 1953’de Doçentlik sınavını vermek üzere İstanbul’a döndü. 27 yaşında 1954’de İTÜ’de Doçent oldu. Araştırmalar yapmak üzere tekrar Federal Almanya’nın Deutz fabrikalarına gitti. Leopard tanklarını geliştirme çalışmasında araştırma başmühendisi olarak görev aldı (1951-54). Mayıs 1954-55 arasında askerlik yaptı. Tekrar Üniversiteye döndü. 1956-1963 arasında 200 ortaklı ilk yerli motoru üretecek olan Gümüş Motor’u kurdu ve Motor üretimini gerçekleştirdi. 1965’te Profesör unvanlarını aldı. 1967’de TOBB Genel Sekreterliği’ne seçildi. Aynı yıl Nermin Erbakan’la (1943-2005) evlendi.

1969’da Adalet Partisi’nden milletvekili aday adaylığı Süleyman Demirel tarafından veto edildiği için,Konya’dan bağımsız aday oldu ve iki milletvekili seçtirecek oy alarak milletvekili seçildi. 1970’de Milli Nizam Partisi’ni kurdu, ancak parti kısa bir süre sonra Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldı. 11 Ekim 1973’de MNP kadrosuyla Milli Selamet Partisi’ni kurdu. 1974-1978 döneminde üç ayrı kaolisyon hükümetinde başbakan yardımcılığı yaptı. 1973 seçimlerinde Milli Selamet Partisi 48 milletvekili çıkardı.Bu dönemde, Kıbrıs Harekâtı’nın yapılmasını savundu, harekattan sonra adanın tamamının ele geçirilmesini savundu. Fakat Ecevit bu görüşte değildi. 17 Kasım 1974’de hükümet dağıldı.Daha sonra 1977 seçimlerinde Milli Selamet Partisi yarı yarıya oy kaybederek 24 milletvekili çıkardı.

6 Eylül 1980’de partisi Konya ‘da Kudüs Mitingi düzenledi.Sonraları 12 Eylül’ü yapan generallar bu mitingin 12 Eylül Askeri müdahalesi’nin sebeplerinden birisi olduğunu söylemişlerdir.

12 Eylül’de bir süre İzmir Uzunada’da gözaltında tutuldu. 15 Ekim 1980’de 21 MSP yöneticisiyle birlikte ‘MSP’yi illegal bir cemiyete dönüştürmek ve laikliğe aykırı davranmak ‘ suçlamasıyla tutuklandı. 24 Temmuz 1981’de serbest bırakıldı ve beraat etti.

1982 Anayasası gereğince 10 yıl siyaset yapma yasağı aldı. 1987’de halk oylamasıyla tekrar siyasete döndü. 19 Temmuz 1983’te kurulan Refah Partisi’ne daha sonra genel başkan seçildi. 1991 seçimlerinde Konya’dan milletvekili oldu.

Refah Partisi 1995 seçimlerinde 158 milletvekili ile birinci parti oldu. DYP-ANAP koalisyonu başarısız olunca DYP ile kurduğu REFAHYOL hükümetinde 28 Haziran 1996’da başbakan olarak göreve başladı. Koalisyon hükümeti Başbakanı olarak görevde olduğu 1996-1997 arası bir yıllık dönemde Türkiye ekonomisi %7.5 oranında büyümüş ve Türkiye’nin GSMH’si Dünya toplamının binde 11.96’sınden binde 12.37’sine yükselmiştir.[1] Yaptığı çeşitli reformlar arasında, kamu kuruluşları arasında havuz sisteminin kurulması ve gelişmekte olan halkın çoğunluğu Müslüman ülkelerden 8 tanesini biraya getiren D8 oluşumu gösterilebilir. Laiklik ve Atatürkçülük tartışmaları sonucunda, post-modern darbe ile Erbakan istifa etmek zorunda bırakılmıştır.

21 Mayıs 1997’de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş, RP’nin kapatılması için Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu ve RP kapatıldı. Kurucusu olduğu Milli Görüş Hareketi’nin 2001 yılında bölünmesinden sonra Erbakan’ın da desteklediği Milli Görüş’çü kanat Recai Kutan başkanlığındaki Saadet Partisi’ni kurdu. Daha sonra partinin genel başkanlığı yürüttüyse de siyasi yasağı nedeniyle görevi bıraktı ve cezası kalkınca da sağlık problemleri nedeniyle göreve dönemedi. Hakkında açılan kayıp trilyon davasından sonra ev hapsi cezası aldı, fakat Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından ceza sağlık sorunları nedeniyle affedildi.

17 Ekim 2010’da tekrar kendi kurduğu Saadet Partisi’nin genel başkanlığına geldi

27 Şubat 2011 Tarihinde saat 11:40 civarında Ankara’da tedavi gördüğü Güven hastanesi’nde hayata gözlerini yumdu.

Kategoriler
Genel Kültür

Muammer Kaddafi Kimdir? Kaddafi’nin hayatı, Yönetimi Nasıl Ele Geçirdi?

Libya’da geçtiğimiz Salı günü başlayan hükümet ve Kaddafi karşıtı protestolar gün geçtikçe kana bulanıyor. Başbakan Bağdadi El Mahmudi ve ülkeyi 41 senedir fiilen yöneten Muammer Kaddafi’nin istifasını isteyen göstericiler, keskin nişancılar tarafından kurşunlanırken, onlarca kişi gözaltına alındı. Hükümetin iletişim araçarını bloke etmeye çalıştığı da gelen bilgiler arasında.

Peki Kimdir bu Kaddafi:

Libya Üniversitesi Hukuk Fakültesi Tarih Bölümü’nü bitirdi (1963). Daha sonra Bingazi’deki Askeri Akademi’ye girdi. Mezun olduktan sonra İngiltere’ye giderek askeri alanda uzmanlık eğitimi gördü (1966). 1956’da Arap milliyetçiliğinden etkilenerek antisiyonist hareketlere katıldı. Okul arkadaşlarıyla birlikte, ileride Özgür Subaylar Hareketi adını alacak gizli bir örgüt kurdu (1959). 1969’da yüzbaşılığa yükselen Kaddafi, bu gizli örgüte dayanarak, Kral I. İdris’e karşı darbe yaptı (1 Eylül 1969). Albay rütbesi alarak silahlı kuvvetler komutanı oldu. Devrim Komuta Konseyi adına denetimi ele geçirip anayasal kuruluşları feshetti. İslam ilkelerine dayanan yeşil sosyalizm kuracağını açıkladı. Arap birliği için çalışacağını, bağımsız ülkelerle birlikte ırkçılığa, sömürgeciliğe ve toplumsal ezgiye karşı çıkacağını söyledi. ABD’nin Kaddafi’yi tanıması üzerine kral görevini terketti (7 Eylül 1969).

Cemal Abdülnasır’ı örnek alan Kaddafi, Mısır’da gerçekleştirilen reformları kendi ülkesinde de uygulamaya başladı Yeni anayasa hazırlanınca başbakanlık ve savunma bakanlığı görevlerini üstlendi (16 Ocak 1970). İngiliz askeri üstlerini ve birliklerini ülkeden çıkardı. Petrol şirketlerini ulusallaştırdı. İtalyan ve Yahudi azınlığın mal varlığına el koyarak onları göçe zorladı.Kıbrıs Barış Harekatında ABD’ye kafa tutarak, Türkiye’ye yardım etmistir. Nasır’ın ölümünden sonra Arap dünyasında onun rolünü üstlenmeye çalıştı. Kimi Afrika ülkelerindeki Müslümanlara ve Arap ülkelerindeki sol eğilimli hareketlere destek oldu. SSCB’yle yakın ilişkiler geliştirdi. Afrika Birliği Örgütü’nün dönem başkanlığını yaptı (1982-1983).

Özgür Subaylar Hareketi
Libya Üniversitesi’nde tarih okuduktan sonra askeri akademiye giren Kaddafi’nin düşünceleri, o zaman pek çok Arap ülkesinin ordusunda olduğu gibi Mısır lideri Cemal Abdülnasır’ın etkisiyle şekillenmeye başladı. Siyonizm ve İsrail karşıtlığı ile Arap milliyetçiliğini bir araya getiren düşüncesiyle ilk politik eylemlerine 1956 yılındaki Süveyş Krizi sırasında girişti. Daha askeri akademideyken Abdülnasır’ın krallığı devirmesine giden yolu açan “Özgür Subaylar Hareketi” benzeri cunta faaliyetlerine girişti. İleri askeri eğitimini ise İngiltere’de tamamladı.

1 Eylül 1969 tarihinde, Kaddafi’nin başında bulunduğu bir grup subay, Libya Kralı İdris sağlık sorunları nedeniyle Türkiye’de tedavi görürken yönetime el koydu ve İdris’in yeğeni Seyyid Hasan er Rida el Mehdi es Sanusi’yi tahttan indirerek ev hapsiyle cezalandırdı. Libya’da monarşi devri kapanmış ve Libya Arap Cumhuriyeti kurulmuştu.

Monarşiyi ortadan kaldıran subayların lideri Muammer Kaddafi, biraz abartılı bir şekilde “çağın yeni Che Guevara’sı” olarak adlandırılırken, Arap dünyasında emperyalizm karşıtı birçok örgütün gözünü diktiği ve etkilendiği liderdir artık. Emperyalizme karşı mücadele eden silahlı-silahsız birçok kuruma yardım eden Kaddafi, Afrika’daki solcu gerilla savaşlarına da maddi ve ideolojik desteğini esirgememişti.

Kaddafi’nin başkanlık ettiği bir Devrimci Komuta Konseyi Libya’nın yönetimini devralırken, 1970 yılında sıfatlarından birisi de “Başbakan” oldu, buna rağmen 1972’ye gelindiğinde Başbakanlık görevini bıraktı. Genelde düşük rütbeli cunta liderlerinin yaptığı gibi kendisini generalliğe yükseltmekten imtina eden Kaddafi, yüzbaşılıktan albay rütbesine terfi olmayı ise kabul etti.

Gazeteci Nuh Gönültaş, 9 Ekim 1996 tarihinde kaleme aldığı “Kaddafi Türk Harbiyesi’nden mezun” başlıklı yazısında şunları yazar:

“Kaddafi askeri eğitimini Türkiye’de yaptı. 27 Mayıs 1960 darbesi sırasında Kaddafi bir harp okulu öğrencisiydi. Kaddafi Ankara’daki Kara Harp Okulu’nun 1962 mezunudur. Kaddafi ile birlikte Libya’da ihtilali gerçekleştiren Abdüsselam Callud da Türk harbiyesinden mezun. 1962-63 eğitim yılında Harbiye’nin dil okulunda da kurs gördüler. Talat Aydemir Türkiye’de ihtilale kalkıştığında Kaddafi ve arkadaşları harp okulunda eğitimlerini sürdürüyorlardı. İhtilal için havalanan savaş uçakları gökyüzünde dolaşırken Dil Okulu’nun yetkilileri onları koruyabilmek için sığınaklara gönderdi.”

Kategoriler
Genel Kültür MERAKLILAR BURAYA

Dünya, Ay ve Güneş’in Özellikleri ve Birbirlerine Olan Etkileri

Sümerlilerden bu yana insanoğlu her zaman evreni, uzayı ve uzaya ait kavramlar olan dünya, ay, güneşi anlamaya ve açıklamaya çalışmışlardır.  Her çağda dünya, güneş ve ay ne işe yarar, aralarında ne tür ilişkiler olduğu hep merak edilmiş ve elde olan bilgilerle bu tür sorular cevaplanmaya çalışılmıştır. Bizde bu yazımızda her insanı ilgilendiren bu üç temel kavramı ve aralarındaki ilişkiye kısaca değineceğiz.

Dünya  ve Ay

Eskiler neden Dünya’nın düz olduğunu düşünürlermiş ki? Ay tutulması sırasında, Dünyanın Aya düşen gölgesinin çember şeklinde olması bile Dünyanın yuvarlak olduğunu göstermeğe yeterdi…

Ama, tabiatıyla bunu düşünebilmek için, önce merkezinde Güneşin, onun çevresinde gezegenlerin, gezegenlerin çevresinde ise kendi uydularının döndüğü bir “Güneş sistemini” kavramlaştırabilmek ve “Ay tutulmasını” cinlerle perilerle değil bir “doğa olayı” olarak açıklayabilmek gerekiyordu.

Dünya gezegeni (Terra), Güneş sisteminin içten dışa doğru üçüncü gezegenidir. 4.5 milyar yıl (4.5×109) kadar önce oluştuğu hesaplanıyor. Güneş sisteminde varlığını saptadığımız tek biyolojik yaşam yuvasıdır.

Hayallerimizde, kendimizi uzayın derinliklerine yol alan bir uzay gemisinde, fantastik serüvenlerin kahramanları olarak canlandırırız. Gerçekte, bizler hepimiz birer uzay yolcusuyuz. Gemimizin adı, Dünya Gezegeni… Uzayda, saatte 108 000 km (67 000 mil) hızla yol alıyoruz.

Ne var ki bu yolculuğu, çevremizdeki gök cisimlerinden bağımsız, kendi seçtiğimiz yönlerde değil; dev bir uçak içinde biteviye dönen bir sinek gibi, Güneş ve Gökada sistemimiz ile birlikte gerçekleştiriyoruz. Daha kendi gezegenimizin çekim alanından bile kurtulup bağımsız bir rota çizebilmemiz için, 11.18 km/sn’lik (ekvatorda) bir kaçış hızı üretebilmemiz gerekiyor.

Gezegenimizin hızla dönmesi ve erimiş nikel-demir çekirdeği sayesinde oluşturduğu manyetik alan, ve yoğun atmosferimiz de eklendiğinde, bizleri Güneş ve diğer yıldızlardan gelen zararlı ışınlardan koruyor. Uzayda serseri gezen göktaşlarına karşı da koruyor; bunların büyük çoğunluğu, hava tabakaları ile sürtünmeden dolayı, yüzeye düşemeden yanıp buhar oluyor… Burası bizim uzay gemimiz ve bildiğimiz tek yaşam yuvası…

Ve düşününüz ki, yol açtığımız çevre sorunları ve kaynaklarınımızı hesapsız harcamamız sonucunda, kendi yaşam yuvasını yok eden farelerden farkımız yok…

Gezegenimiz, Kuzey ve Güney kutuplarını birleştiren eksen çevresinde 23 saat 56 dakika 4.09 saniyede döner… Güneşin çevresinde, saniyede ortalama yaklaşık 30 kilometre (tam olarak, 29.79 km/sn) hızla, turunu 365.2564 günde tamamlar…

Dünya gezegeninin doğal tek uydusu Ay’dır. Ay, Dünyanın çevresindeki bir turunu 271/3 günde tamamlar. Kuzey kutbundan bakıldığında, Dünyanın ve Ayın kendi eksenleri çevresindeki dönüşü saatin ters yönündedir.

Dünyanın ekseni, Güneş çevresindeki yörüngesine göre 23.5 (tam olarak: 23.45) derece eğiktir. Mevsimler bu sayede oluşur…

Dünya-Ay düzlemi de, Dünya-Güneş düzlemine göre yaklaşık 5 derece eğiktir; öyle olmasaydı her ay mutlaka bir kez ay tutulması oluşurdu…

Dünya gezegeninin yarıçapı ekvatorda 6,378.14 kilometre; kitlesi 5.976e+24 kg, ortalama yoğunluğu 5.515 g/cm3 olup, böylece Güneş sistemi üyeleri arasındaki en yüksek yoğunluğa sahiptir. En düşük yoğunlukta olan gezegen ise Satürn’dür. (0.69 g/cm3). [Referans için, sıvı suyun 1 g/cm3 kabul edilen değerini düşünün.]

Gezegenimizin ortalama yoğunluk olarak dev Satürn veya Jüpiter’in üstünde olması çok doğal: Biz ayağımızı sağlam kayalara basıyor, gemilerimiz denizler üstünde yol alıyor iken, o dev gezegenler ise büyük ölçüde gaz bulutlarından oluşuyor… Unutmayalım: Evrende bildiğimiz tür teknolojik uygarlıkların oluşması için ilk koşul, birilerinin sağlam bir zemin üzerinde “ayakları” üstünde doğrulup, “ellerinin” serbest kalabilmesi…

Soluduğumuz havanın yaklaşık %21’i oksijen, %78’i azot olup, diğer gazların toplamı geri kalan %1’i oluşturur… (Kimi kaynaklarda, son iki değer, yaklaşık %77 ve %2 olarak verilmektedir.) Oksijenin hemen tamamı canlı organizmaların ürünüdür.

Dünyanın “Hill” alanı 1.5 Gm (930 bin mil) yarıçapındadır ve uydusu Ayın yörüngesi tabiatıyla bu alan içindedir. Hill alanı, bir gök cisminin, çevresinde döndüğü daha ağır bir gökcisminin etkisine rağmen — burada Güneş — egemen olduğu yerçekim alanıdır.

Ay, Dünya’dan yaklaşık 234 bin mil (376 bin kilometre) uzaklıktadır. Ayın yerçekimi Dünyanın altıda biri kadardır. Dolayısıyla, Dünyada 95 kilo ağırlığında olan bendeniz, Ay yüzeyinde 18 kiloya düşer, panterler gibi sıçrayabilir, ceylanlar gibi zıplayabilirdim…

Ayın kütlesi, Dünyanın seksende biri kadardır… Dünya ve Ay’ın birbirleri üzerinde yerçekimi etkileri vardır. Tabiatıyla, Ayın Dünyanın kendisine bakan yakın yüzündeki çekim etkisi, o sırada arkada kalan yüzüne göre daha fazladır. Bu çekim karalar üzerinde farkedilebilir pek bir etki göstermez; ama okyanuslar ve denizler Aya doğru yaklaşık 60-65 santimetre “uzarlar”… Sonuçta günde iki kez oluşan gelgit hareketleri meydana gelir…

Ay Dünyanın çevresinde saniyede yaklaşık 800 kilometre hızla dönmektedir. Bu hız giderek yavaşlamakta ve uydumuz giderek bizden uzaklaşmaktadır. Ay, Dünyaya her yıl yaklaşık 3 cm daha uzaktadır…

Gerek kendi ekseni çevresindeki dönüşünü, gerekse Dünya çevresindeki yörüngesini — her ikisini de — 27.3 günde tamamladığı için, Ayın Dünyamıza daima aynı yüzü dönüktür…

Ayı, Güneşten yansıttığı ışık dolayısıyla görebiliyoruz. Dolayısıyla hilalden dolunaya ve yeniden hilale değişimler, Ay’ın Güneş ve Dünyaya göre olan konumundan kaynaklanmaktadır…

Bir takvim ayı içinde iki kez dolunay durumu kabaca 23/4 yılda bir ortaya çıkar.

Güneş

Bir yıldız olarak, Güneşimiz, kütle, büyüklük, ısı, vb. açısından, gökadamızda ortalama ve sıradan bir yıldızdır. Bu grup yıldızlar “sarı cüceler” sınıfında yer alır.

Yaşının 4.6 milyar yıl olduğu, bir aksilikle süpernova haline filan dönüşmezse bir beş milyar yıl kadar daha parlamağa devam edeceği hesaplanmaktadır!…

Çekirdek ısısının 15 milyon derece santigrad olduğu düşünülmektedir!! Burada hidrojen füzyonu ile helyum oluşurken, sürecin oluşturduğu enerji, atomaltı parçacıklarla çarpışa çarpışa çetin bir yolculuktan sonra yüzeye ulaşır ve bu cehennem fırınını sonunda terkeder; çevreye ısı ve ışık şeklinde yayılır.

Güneşimiz, Güneş sistemi toplam kütlesinin %99.86’ını oluşturur. Başka bir deyişle, dev gezegen Jüpiter dahil, gezegenler, astroidler, vb. hep birlikte sistemdeki toplam kütlenin yalnızca %0.14’ünü oluşturuyor.

Güneş’ten bize ulaşan enerji, aslında binlerce yıl öncesinden bu yıldızın çekirdek bölgesinden yola çıkmış olan enerjidir. Bu sürenin tamamına yakınını, Güneşi oluşturan yoğun atomların arasından geçerken harcamış, Güneş’i terkettikten sonra yalnızca sekiz dakika içinde bize ulaşmıştır…

Güneş lekelerinin koyu renkli görülmesinin nedeni, çevrelerindeki alanlara göre ısının daha düşük olmasıdır. Güneş ortalaması olan 5800 santigrad ısıya karşılık, güneş lekelerindeki ısı 3800 santigrad derecededir… Güneş lekeleri 11 yıl döngülük bir enerji salınım örüntüsü izlerler.

Güneşin, Pluto gezegeninden, Dünyadakine kıyasla 1600 kez daha sönük görüneceği hesaplanmaktadır.

Çoğu eski uygarlıklarda insanlar Güneşe Tanrı olarak tapmış; güneş tutulmasını Tanrının öfkesi olarak yorumlamışlardır. Bu öfkeden sakınmak amacıyla da dua ve kurban verme ritüellerine yönelmişlerdir.

Bugün bile, bizim ülkemizde halk arasında, ay tutulmasının öteki milletlere, güneş tutulmasının ise Türklere uğursuzluk getireceği inancı yaygındır