Kategoriler
Genel Kültür GÜNCEL

Nevruz Nedir, Ne Demektir? Nevruz Bayramı Ne Zaman ve Neden Kutlanır? Nevruzun Tarihçesi

Ülkemizde her ne kadar son yıllarda yaşanan olaylar nedeniyle adı toplumumuzda olumsuz olarak algılansa da, nevruz ve nevruz bayramı kavramları hem tarihimiz için, hemde kültürümüz için çok önemlidir. Yüzyıllar boyunca nevruz, yenilik, umut, gelecek, hayat, yeniden doğma anlamlarına eşdeğer hale gelmiştir adeta. Hatta nevruz bayramı o kadar önemsenmiştir ki, milletler arasında sahiplenme tartışmaları bile yaşanmıştır. Orta Asya ve Orta Doğu kökenli birçok millet bu bayramı kendisine ait bir bayram olduğunu iddia etmektedir. Örneğin, Türkler, Kürtler, İranlılar, Afganlar hep nevruzu kendi bayramları arasında sayarlar.  Hangi devlete ve millete ait olursa olsun, değişmeyen birşey var o da nevruz’un anlamı ve nevruz bayramının kutlanışı. İşte bu konudaki bazı ayrıntılar.

Yazılı olarak ilk kez milattan sonra II. yüzyılda Pers kaynaklarında adı geçen Nevruz, İran takvimine göre yılın ilk gününü temsil eder. Günümüz İran’ında, her ne kadar İslami bir kökeni olmasa da bir şenlik olarak kutlanır. Bu bayram çoğu topluluklar 21 Mart’ta kutlanır. Aynı zamanda, hem  Zerdüştlük, hem de Bahailer için de kutsal bir gündür ve tatil olarak kutlanır. Kürtlerde, Nevruz bayramının Kürt mitolojisindeki Demirci Kawa Efsanesi’ne dayandığına inanılır. Anadolu ve Orta Asya Türk halklarında ise baharın gelişi olarak kutlanır.

2010’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 3000 yıldan beri kutlanmakta olan Pers kökenli bu şenliği, Dünya Nevruz Bayramı ilan etmiştir

Eski Türklerle İranlıların “yılbaşı” olarak kabul ettikleri gündur nevruz. Farsça bir kelime olan Nevruz, “yeni gün” demektir. Bu gün, Güneş’in Koç Burcu’na girdiği gün olup, Miladi 22 Mart’a, Rumi 9 Mart’a rastlamaktadır. Bu bayram Türklerde ve diğer bölge kültürlerinde çok eskiden beri bilinmekte ve bu tarihlerde coşku ile kutlanmaktadır.

Alevi ve Bektaşi Türk topluluklarında olduğu kadar, Sünni halk topluluklarında da, Nevruz geleneği yaygındır. Türkler Nevruz’u, “Nevruz-i Sultani” yani “Sultan Nevruz” veya Orta Asya Türk topluluklarında görüldüğü üzere “Sultan Nevrız” olarak kutlamaktadır.

Türklerde Nevruzla ilgili rivayetlerin en önemlisi, bugünün bir kurtuluş günü kabul edilmesidir. Türklerin Ergenekon’dan çıkış günü sayılan bu gün, Türk dünyasında, Türkistan’dan Anadolu’ya, Anadolu’dan Balkanlar’a kadar binlerce yıldır kutlanmaktadır.

İşte bu önemli bayram, Türk kültürü bünyesinden kopartılmak istenmekte ve bu konuda çeşitli fitne ve bozgunluk çıkarılmaktadır. Böylece bayramların bizatihi özünde varolan kardeşlik, karşılıklı saygı ve sevgi, ortadan kaldırılmak istenmektedir. İnançlı, ülkesini seven kardeşlerimiz bu oyuna gelmemelidirler.

Diğer yönden Nevruz, baharın müjdecisidir. Tüm dünyada “Bahar bayramı” olarak ve çeşitli isimler altında kutlanmaktadır.

Türklerde yılbaşı ilkbaharda, gece ile gündüzün eşit olduğu 21 Mart günüdür. Eski bir geleneğimiz olan Nevruz gününde, istediğimiz gibi kutlamalara katılalım. Hem de baharın keyfini çıkaralım. Ancak bizi taciz etmek isteyenlerin sözlerine kanmayalım. Sevelim, sevilelim. Kardeşliğimiz baki kalsın.

Kategoriler
SİTEMİZ YAZARLARI

Türk’ün Türk’ten Başka Dostu Çoktur

             Hepimize öğretilen “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur” diye bir söz var hatırladınız mı? Yıllardır bu söz bilinçaltımıza kazınmak istendi. Sanki dünyadan dışlanmış, bizi bizden başka kimsenin anlamadığı gibi bir hava oluşturulmak istendi. Kabul edelim bir nebze başarılı da oldular. Zira hükümetin son zamanlarda, bir zamanlar kanlı bıçaklı düşman olduğumuz ülkelerle diplomasiyi güçlendirmesinden rahatsız olan çevreler, bu görüşü savunanların olduğunu gösteriyor maalesef. Şimdi konuyu daha geniş açıdan ele alalım. Gerçekten de dostumuz yok mu? Biz bu dünyaya yalnız millet olarak mı geldik?

200 yıl önceye gidelim. Osmanlı Balkanlar’a, Kuzey Afrika’ya, Ortadoğu ve Kafkaslara hakim vaziyette. Osmanlı ’ya bağlı milletler daha milliyetçilik akımı etkisine girmediklerinden dolayı Osmanlı’dan ayrılma gibi bir görüş peşinde değiller. Vergilerini de ödüyorlar, haliyle Osmanlı da onları koruyor. Sonra milliyetçilik patlamasıyla bağımsızlık sevdasına düşen gayrimüslim milletler tek tek Osmanlı’dan ayrılmak için fırsat kolluyor. Savaşarak veya savaşmayarak (Arnavutluk Osmanlı’ya karşı savaşmayarak bağımsızlığını elde etmiştir) ayrıldılar. Daha sonra milliyetçilik ve dış güçlerin oyunlarıyla zengin enerji yataklarına ve stratejik öneme sahip, Türk olmayan Müslüman milletler de kandırılarak, Osmanlı’ya düşman edilmiş ve en nihayetinde onlar da bizden ayrıldılar.

Bu tarihsel bilgi sonunda şunu düşünmeliyiz. O milletler bizden ayrıldı diye onları düşman olarak mı görmeliyiz, yoksa mevcut durumdan ülkemiz çıkarlarının en iyi şekilde nasıl koruyacağımızı mı düşünmeliyiz. Fransa ’nın Ortadoğu’da Suriye ve Lübnan üzerinde etkisi muazzam. Yaser Arafat hastalandığında Fransa ona sahip çıkmış ve tedavi için Fransa’ya götürdüğünü biliyor muydunuz? Peki Fransa o bölgeleri kaç yıl yönetti? Bileniniz var mı? Ben söyleyeyim : Suriye’yi 26 yıl (1920-1946), Lübnan’ı 23 yıl (1920-1943) boyunca yönettiler. Oysa o toprakları yüzyıllarca biz yönetmiştik, fakat bugün mirasımıza başkaları nasıl sahip çıkıyor? Eee siz meydanı boş bırakırsanız birileri mutlaka oraları boş bırakmaz. Şimdi birileri “Aman Fransa oralarda söz sahibi ise ne olmuş yani? Bizim bundan ne gibi kaybımız olabilir ki ?” diyebilir. Tabi işin bu yanını da düşünmeli. Bunun için Suriye’deki Fransa yatırımlarını ve Suriye’nin Fransa için nasıl bir pazar olduğuna bakmalıyız. Eminim ticaret hacmi bizim Suriye ile olan ilişkilerimizden çok daha büyüktür. İşte bu yolla Fransa Fransa oluyor ya. Önceleri topraklarını sömürdüler. Sonra “Şimdi de sizi serbest bırakıyoruz” diyerek (sanki büyük bir ihsanda bulunuyorlarmış gibi) onları bağımsız fakat ticari olarak kendilerine bağımlı hale getirdiler. Böylece artık eski sömürgelerinin iç işleriyle uğraşmayacaklar, sadece kendileri için önemli olan ticari işlerle ilgileneceklerdi. Dışarıya da işgalci değil iş yapan ülke imajını yansıtacaklardı. Nitekim Fransa, İngiltere, İtalya, İspanya, Hollanda, ABD hep bu politikayı izlediler ve izliyorlar.

Neyse konu biraz dallandı galiba, biz konumuza geri dönelim. Tarihsel bağlarımız bulunan ülkelerle, hatta komşu ülkelerimizle gerek siyasi gerekse de ekonomik ilişkilerimizi çok daha ileri düzeye götürmeliyiz. İşte o zaman bu milletlerle dostluğumuz daha da pekişecek ve dünyada yalnız kalmayacağız. Aslında hiç yalnız kalmadıkta, Çanakkale savaşında Anadolu dışından gelen şehitlerimizin simlerini görünce ne demek istediğimi anlayacaksınız. Sadece Çanakkale savaşı mı? İşgalcilere karşı omuz omuza direndiğimiz Kürt kardeşlerimiz bizim her zaman yanımızda oldular ve inşallah hep yanımızda olacaklar. Birileri bugünlerde bu olgu üzerinde oyun oynuyorlar. Kimileri Kürt kardeşlerimizin bizimle birlikte olmadığını söylüyor, kimileri Kürtlerin hatayı Müslüman olmak ve Türklere karşı çıkmamakta yaptığını söylüyor.  Bunlar çok yanlış tespitler. Amaçları açık: Bölgeyi ve bölge civarındaki grupları sürekli birbirine düşman ederek buraları kendileri dışında bir gücün yönetmesini engellemek. Dikkat edin bu bölgelerde ABD, İngiltere ve Fransa’nın etkileri çok fazla, ticari yatırımları vs… Bizde kendi kendimize yalnızlık psikolojisine kapılıp duralım. Atı alan Üsküdar’ı geçip gidiyor.

Bu karanlık rüyadan bir an önce uyanmalı ve etrafımızda olan bitenleri iyi bir şekilde analiz etmeliyiz. Kardeş milletlerimizle birlikte bu yörelerde yüz yıllarca nasıl yaşadıysak ve bu bölgeleri nasıl  yönettiysek yine aynı şekilde bu bölgelere hakim olmalıyız. Aramıza sömürgeci dış güçlerin girmesini önlemeli ve hep birlikte ortak kalkınma projeleri başlatmalıyız. Ne diyeyim bunun ilk adımı alan komşu devletlerle barışık olma adımını devletimiz attı. Şimdi bu adımların arkasında durmalı ve üzerimize düşenleri yapmalıyız. İnşallah gelecek bizim ve dost milletler için çok parlak olacak. Kardeşlik kazansın

 Mehmet Emin

mehmetei@hotmail.com