İndira Gandhi Kimdir? Kısaca Hayatı ve Yaptıkları

İsmi biz Türklerin sürekli dilinde olan, hatta hafifçe ti-ye aldığımız İndira Gandhi, dünya siyaset tarihinin en önemli ve ünlü şahsiyetlerinden birisidir. İndira Gandhi, Hintli kadın siyasetçidir. (Doğumu Allahabad, Uttar Pradeş eyaleti, 1917 yılın- ölümü Delhi şehri, 1984 yılıdır). Hemen belirtelim ki, İndira Gandi’nin, Mahatma Gandhi ile herhangi bir akrabalığı yoktur.

 

Hintli devlet adamı Sri Cavaharlal Nehru’nun kızı olan ve çocukluğu Allahabad’da geçen İndira Gandhi (bu soyad, Mahatma Gandhi ile bir akrabalığı bulunmayan kocası Feroze Gandhi’nin soyadıdır), küçük yaşta Hindistan’ın bağımsızlığı hareketine katıldı, Mahatma Gandhi’nin görüşlerine büyük hayranlık duyarak Gandhi’nin partisinin (Kongre Partisi) hizmetine giren 6 bin çocuktan oluşmuş bir topluluk kurdu. İsviçre ve İngiltere’de öğrenim gördükten sonra Santiniketan Üniversitesi’ne yazıldı ve orada Tagor’un etkisinde kaldı. Ardından, bir yıl Oxford’da okuyup, 1938’de Kongre Partisi’ne girdi.

 

İkinci Dünya savaşı sırasında, Quit India (Hindistan’dan Çıkın) hareketine katılınca tutuklandı; 1957’den sonra babasının yanında yer alarak kendini tümüyle siyasete verdi. 1955’te Kongre Partisi’nin yürütme kurulu üyesi, 1959’da da başkanı oldu. Muhalefet tarafından eş-dost kayırıcılığı yapmakla suçlanınca, Kongre Partisi’ni yenileyip gençleştirdi. Hastalığı sırasında zaman zaman babasının görevlerini yerine getirdi. Nehru 1964’te ölünce, Lal Bahadur Şastri’nin kurduğu hükümete basın-yayın bakanı oldu; Şastri’nin 1966’da apansız ölümü üzerine de Ocak 1967’de, başbakanlığa getirildi. Kendinden önce gelenlerin bağımsızlık siyasetini izledi ama, başlıca amacı halkının karnını doyurmaktı (yeşil devrim).

 

1970’te Kongre Partisindeki sol kanadın başına geçince, sağ kanat partiden ayrıldı; Mart 1971’de yapılan genel seçimlerde İndira Gandhi büyük başarı kazandı (bu seçimlerde Sovyet yanlısı Komünist Partisi’nden de destek gördü). Bangladeş’in bağımsızlığı için girişilen mücadeleyi destekledi ve Pakistan’a karşı sürdürülen 1971 savaşı sayesinde ulusal bir kahraman haline geldi. Aynı yıl S.S.C.B. ile bir dostluk anlaşması imzaladı (bu anlaşmayla babasının izlediği yansızlık siyasetine uymamış oldu; 1974’te Hindistan ilk atom bombasını patlattı). 1975’te, halkçı önder, J. P. Narayan’ın çevresinde toplanan muhalefetin suçlamaları ve Allahabad mahkemesinin, 1971’deki seçim kampanyası sırasında anayasaya aykırı davrandığını ileri sürmesi üzerine, olağanüstü hal ilan etti, basına sansür koydu ve muhalefetin önde gelenlerini tutuklattı; ama Mart 1977’de yapılan genel seçimlerde Canata Partisi çevresinde ve Morarci Desai yönetiminde toplanan muhalefete yenik düştü. Ekim 1977’de içişleri bakanı tarafından tutuklandıysa da, bir gün sonra serbest bırakıldı.

 

Ocak 1978’de Kongre Partisi içinde yeni bir bölünmeye yol açarak “İndira” Kongre Partisi’ni (Kongre “İ”) kurdu ve bu sayede, Ocak 1980’de yapılan genel seçimleri kazanarak yeniden başbakanlık görevine getirildi. Pencab’da özerklik isteğiyle ayaklanan Sihlerin Altın Tapınak’ına ordu birlikleri gönderilmesinden (çatışmada bini aşkın Sih öldü), kısa süre sonra (1984 Haziranı), özel muhafızları arasındaki iki Sih tarafından öldürüldü. Ölümünden sonra yerine başbakanlığa getirilen oğlu Raciv Gandhi (Bombay 1944-Sriperumpur 1991) de, seçim kampanyası sırasında düzenlenen bombalı bir suikastte öldü (22 Mayıs 1991).

 

 

Mahatma Gandhi

gandhi1Dünyaya yön vermiş insanların hayatını bilmek ve ne kadar zor şartlarda neler başardıklarını öğrenmek herhalde en çok şu zamanda yapmamamız gereken birşey. Toplumumuz bu derece batıya bağımlı hale geldiyse kurtarma zamanı da yaklaşıyor demektir. Peki ama nasıl bağımlılığımızı kesebiliriz medeniyet denilen o tek dişi kalmış canavardan.  Çözümü; aşağıda hayatını okuyacağımız insan gibi bireyler çıkartmaktır içimizden… 

“Şiddet göstermeme, inancımın birinci maddesidir.
Aynı zamanda o, benim itikatımın da son maddesidir.”

diyen Hintli pasifist siyasetçi ve düşünce adamı Gandhi, İngiliz sömürgeciliğine karşı Hint milli hareketinin, 1919-1948 yılları arasındaki en önemli lideriydi. 1869’da Porbandar’da Vaşiya Kastı’ndan bir ailenin oğlu olarak doğan Mohondas Karamçand Mahatma (Ulu Ruh) Gandhi, 1888-91 yılları arasında Londra’da hukuk öğrenimi gördükten sonra, iki yıl Bombay ve Rackot Kentlerinde avukatlık yaptı. 1893-1914 yılları arasında Güney Afrika’da da avukat olarak çalıştı. Burada ırkçı Apartheid rejiminin ırk ayrımı politikalarına maruz kalan Hintli göçmen işçilerin haklarının savunucusu durumuna yükseldi. Gandhi’nin Güney Afrika’da geçirdiği yıllarda oluşturduğu ideolojisinin temellerini, şiddet karşıtlığı, sivil itaatsizlik, pasifizm, uzlaşmacılık, çilecilik, Asya milliyetçiliği, Hinduizm akımının dinsel mistik öğeleri, dinlere saygı ve teknoloji karşıtlığı oluşturur. Tam 21 yıl sonra, 9 Ocak 1915’te, ülkesi Hindistan’a dönen Gandhi’yi karşılamaya gelen onbinlerce Hintli, onun artık Hindistan için milli bir simge haline geldiğinin de bir kanıtıdır. Hindistan’da olduğu yıllar boyunca İngiliz emperyalizmine karşı pasif ve uzlaşmacı bir çizgi izleyen Gandhi, gerçekleşen birçok yığınsal milli bağımsızlıkçı ve emekçi eylemlerinden doğan kurtuluş fikrini, olgun bir fikir olarak görmedi. Avrupa ürünlerini boykot, sivil itaatsizlik gibi eylemler gerçekleştiren Gandhi, ayaklanmaya ve ulusal kurtuluş için savaşa karşı oldu. Birinci Dünya Savaşı’nda İngilizler için asker toplamak en büyük hatalarından biri olmuştur. 30 Ocak 1948’de radikal-milliyetçi bir Hintli tarafından gerçekleştirilen bir suikastle öldürdü.

1913 Mart ayında Capetown yüksek mahkemesi, hıristiyan ayinine göre yapılmayan bütün nikahları kanun dışı sayıyordu. Bu karar, hiçbir hindu ve müslümanın evliliğini meşru saymıyor, dolaysı ile çocuklarının da cemiyet ve mahkemede yerlerinin olmadığını ifade ediyordu. 1913 Aralığında Boer demiryolu işçileri , sırf ücret artışı için greve gidince kendi işçilerinin işe dönmelerini emretti. “Daha yüksek ücret için mücadele, bizim insan hakları uğrunda giriştiğimiz savaşla karıştırılmamalıdır. Bizim isteğimiz sadece adâlettir.”
Sonunda kontratlı işçilerin sicil vergisi kaldırıldı. Hindistan’daki bütün evlenmeler meşru tutuldu.

1916 Şubat, Benares Üniversitesinin merasiminde herkes İngilizce konuşmuştu. Gandi kürsüye gelip şunları söyledi. “Bu mukaddes şehrin içinde, muazzam bir üniversitenin gölgesinde, vatandaşlarıma bir ecnebi dille hitap etmek benim için büyük bir zillet ve ayıptır.

1921 yılında bütün dünyanın gözü Hindistan hadiselerine dikilmişti. İngiltere’nin Hindistan’da bir isyandan korktuğu, denizden denize duyulmuştu. Evet, bu adam, güçlü İngiliz İmparatorluğuna meydan okuyor ve bunu o devlete karşı pasif mukavemeti va’z ederek yapıyordu. 30 bin kişiden sonra Gandi’yi de hapse attılar. Savcı onu umumi sadakatsizlikle suçluyordu. Gandi, bu suçu kabul ettikten sonra şunları söyledi: “Hindistan’a, şimdiye kadar gelmiş geçmiş her sistem ve her rejimden daha çok zarar vermiş olan bir hükümete muhalif olmayı, fazilet addediyorum. Hindistan, İngiliz idaresi altında, şimdiye kadar hiç bir zaman görülmemiş bir şekilde, mertliği kaybetmiştir. Bu sistemi sevmek benim için günahtır.”

26 Ocak 1930 günü Hindistan’ın ilk İstiklâl günüydü. Tuz vergisinin kaldırılması, halkın ihtiyacını, Allah’ın denizinden, kendisinin elde etmesi için bir kampanya açıldı. Bizzat Gandi denize kadar yürüyüş yaptı.

1932 deİngilizler, dokunulmazlar (Paryalar) için tamamen ayrı seçim yapılmasını kararlaştırmışlardı. Bunun üzerine İngiltere Başvekaletine bir istifa yazarak bu seçim kanunu değiştirilmediği takdirde ölünceye kadar oruç tutacağını bildirdi. Bütün yalvarmalara aldırmadı. “Eli ermez, gücü yetmez erkek ve kadın yığınlarına, Hindular tarafından yapılmış olan korkunç haksızlığı telâfi etmek için, dini itikadım icab ederse hayatımı feda etmemi emretmektedir.” diyordu. Oruca başladı. Vücudu erimeye başlamıştı. Meşhur Hind Şairi Tagore “Siz yılmaz bir savaşçısınız, Mahatma Gandi. Çünki Hindistan’ın en çok ihmal edilmiş topluluğu için yegâne silahınızla savaşıyorsunuz; HAYATINIZ” dedi. Seçim sistemi altı gün sonra değiştirildi. Gandi orucu bozdu.

1942’de bütün Hindistan’ın “Kongre Komitesi” bir toplantı yaptı. Gandi sonuç senenin baskısının heyecanı ile konuştu: “Ne halkımızı istediklerini yapmaktan alıkoyabiliriz. Ne de kıyamete kadar emperyalist kuvvete boyun eğmekte devam edebiliriz. İngilizlerin gitme zamanı artık gelmiştir. Sivil vazifeliler, ordu zâbitleri, hükümet memurları, hepsi de Hindistan’ı terk etmelidirler.”

1944 yılının şafağı Hindistan’ı büyük acılar ve çileler içinde buldu. Bir milyonu aşkın insan açlıktan ölmüştü. İki senedir bütün liderler (Gandi, Tagor) hapisteydi. Gandi’nin kederden zayıflaması ve kansız kalmasıİngilizleri korkuttu. Mayıs ayında onu serbest bıraktılar.

1947’nin Ocak ayında İngilizler çekilince, Hindistan’ın müstakim ve hâkim bir Cumhuriyet olduğu ilan edildi.

Gandi, 30.1.1948 akşamı suikaste uğradı. Son nefesinde “ALLAH!” demişti. Ertesi gün, dünyanın en uzak köşelerinden insanlar gelmeye başladı. Krallardan cumhurreislerinden, sanatkârlardan, işçilerden, beşeriyet davası uğrunda kendilerini can ve gönülden sevenlerden telgraflar ve sitayişler geldi. Mohandas Gandi, yalnız Hindistan’ın malı değildi, bütün dünya insanlarınındı.