Radyodan Beşiktaş Maçını Canlı Dinle

Beşiktaş’ın bütün maçlarını artık kesintisiz olarak sitemizden canlı olarak dinleyebilirsiniz. Maçı dinelemek için lütfen aşağıdaki resme veya resmin altında bulunan linke tıklayanız. Resme veya linke tıkladığınızda karşınıza maç yayınının yapıldığı bir pencere gelecektir. Bu pencerede sizin için ülkemizdeki en iyi üç farklı spor radyosuna yer verdik.

Kıymetli takipçimiz 2012 – 2013 Süperlig radyo yayını ihalesi henüz sonuçlanmamıştır. Bu nedenle resmi olarak hiçbir radyo istasyonundan maç yayını yapılamamaktadır. İhale sonuçlanıp yayın yapılır yapılmaz sitemizden radyo yayınına ulaşabileceksiniz. Bizi takip etmeye devam edin…









  • Yalovada Tatil, Gezilecek Yerler ve Bilinmesi Gerekenler

    İstanbuldaki tatilcilerin gözde mekanlarından biri olan Yalovayı gelin birlikte tanıyalım. Otelleri, tatil köyleri ve eşsiz doğasıyla Yalova tatilciler için mükmmel bir yer. İstanbul’dan sadece bir saat uzaklıkta olan Yalova’da, Atatürk Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsü bahçesinde ve deniz kenarında bulunan Yürüyen Köşk, Atatürk’ün 21 Ağustos 1929’da Yalova’ya gelişinde verdiği talimatla, iki katlı, dörtgen planlı, ahşap karkas olarak yapıldı. Atatürk’ün çevreciliğinin en güzel örneklerinden biri olan köşkün hikayesi şöyle:

    ”Büyük Önder, bir gün köşke geldiğinde bahçıvanı ağacın dallarını kesmeye çalışırken görür. Hemen bahçıvanı yanına çağırarak bunun nedenini sorar. Bahçıvan da ‘Ağacın dalları köşkün duvarına kadar uzamış’ der. Atatürk, bunun üzerine ‘Ağacın dalını kesmeyin, köşkü kaydırın’ emrini verir. Daha sonra 10 Ağustos 1930’da İstanbul’dan getirilen tren rayları kullanılarak bina 4.8 metre kaydırılır ve ağacın dalları kesilmekten kurtarılır. Bina, bu nedenle ‘Yürüyen Köşk’ olarak nitelendirilir.”

    İzmit istikametinden kara yoluyla gelindiğinde Yalova’nın son dönemde alternatif turizm anlamında atılım yapmasını sağlayan ”Yeşil-Mavi Yol” tabelaları ziyaretçileri karşılıyor. Altınova’dan başlayıp, tüm yarımadayı dolaşarak Armutlu’da tamamlanan 189 kilometre uzunluğundaki seyir yolu, pek çok noktasında tarihi, turistik ve doğal güzellikleri içinde taşıyor.

    Hemen tamamında trekking, fotoğraf gezileri gibi etkinliklerle doğa turizmine uygun olan ”Yeşil-Mavi Yol” aynı zamanda Yalova’nın turizm haritasını oluşturur. Yol, dönemin önemli devlet adamlarından olan Osmanlı Sadrazamı Hersekzade Ahmet Paşa’nın adını taşıyan camiden başlar.

    Altınova merkezinden araçla birkaç dakika mesafede olan Karadere köyünde ise Osman Gazi’nin Bizanslılarla yaptığı ilk savaşlardan olan Çobankale’de yer alan anıtla, tarihe tanıklık edilebiliyor.

    Ziyaretçiler, İzmit-Yalova kara yolundan devamla yol boyunca kendilerine eşlik eden seralarda her türden çiçek alma imkanına sahipler.

    Kent merkezinin 4 kilometre doğusundaki Çiftlikköy’de bir süreliğine de olsa Doğu Roma döneminden kalma Kara Kilise’yi ziyaret edip, nefeslenmek gerekiyor.

    MARMARA ESİNTİSİNDE BALIK KEYFİ

    Kent merkezinde yapılması gereken ilk şey ise sahilde bulunan balık restoranlarında Marmara Denizi’nden gelen esintiler eşliğinde nefis bir ziyafet çekmek. Yemeğin ardından onlarca balıkçı teknesi arasında demli bir çay yudumlamak ise o ana kadarki tüm yorgunluğu alabiliyor.

    Yalova’ya gelecek ziyaretçiler, TEMA Vakfı Onursal Başkanı Hayrettin Karaca’nın sahibi olduğu ”Karaca Arboretumu”nda bulunan ve dünyanın dört bir yanından getirilen bitkilerin bulunduğu ağaç müzesini gezme şansına ve mümkün olduğu takdirde Karaca ile sohbet etme imkanına sahip olabiliyor.

    Bizzat Atatürk tarafından dikilen çınarların oluşturduğu doğal bir tünelden geçerek ulaşılan kaplıca diyarı Termal ise, kent merkezine 11 kilometre uzaklıkta. Her derde deva doğal kaplıca sularının bulunduğu Termal Kaplıcaları’nda yine Atatürk’ün kente bıraktığı mirasları gezme şansı yakalanabiliyor. Bunlardan biri, Büyük Önder’in sağlığında sıkça dinlendiği köşkü ve yeniden restore edilerek hizmet veren sineması.

    Termal’in, ünü ülke sınırlarını aşmış, sağlık turizminin önemli bir ayağı olan kaplıcalarında mola vermek, doğa ve tarih tutkunları için bulunmaz güzellikler bahşediyor.
    Bu arada, Sudüşen Şelalesi’ni de unutmamak gerekiyor. Sudüşen Şelalesi, Termal’den yaklaşık 8 kilometre gidilerek, 15 dakikada ulaşılan, metrelerce yukarıdan düşen sularıyla ziyaretçilerini bekliyor. Ayrıca şelaleye çıkarken eşsiz bir baraj gölü, Marmara Denizi’nin muhteşem manzarası, çeşitli flora ile karşılaşılırken, bölgede foto safari, trekking ve piknik yapma imkanı bulunuyor.

    MARMARA’NIN BODRUM’U

    Termal’den 20 dakikada ulaşılabilen Çınarcık ise ”Marmara’nın Bodrum’u” olarak adlandırılıyor. Yazın nüfusunu 10’a katlayan, tüm ilçeyi saran plajları, gece eğlenceleriyle ünlü Çınarcık’ın rakımı yüksek bölgeleri ise tam bir doğa harikası.

    Çınarcık’tan yarım saat mesafede olan Teşvikiye’de kent ormanı, yeni düzenlemesiyle ziyaretçilerine doğanın inanılmaz güzelliğini sunuyor. Burada hem yürüyüş yapılabiliyor, hem de köylü kadınların pişirdiği sıcak gözlemelerle açlık yatıştırılabiliyor.

    Yine Teşvikiye beldesine 10 kilometre uzaklıkta Erikli Yaylası ile hemen ilerisindeki Büyük ve Küçük Dipsiz Göl, hayal alemine daldıran mistik görünümüyle ziyaretçilerini büyülüyor.

    Kestane, karaağaç, ıhlamur, erik ve elma ağaçlarıyla bezenmiş bu yaylalarda kamp yapılabiliyor. Teşvikiye Deresi üzerinde bulunan ve toplam 60 metreyi bulan İkiz Şelaleler, Esenköy’e 8 kilometre mesafedeki Karlık Yaylası da ziyaret edilecek yerler arasında.

    İstanbul’dan deniz otobüsü seferlerinin düzenlendiği Yalova’ya otobüs ve özel aracınızla da ulaşabilirsiniz.

    Milliyet .com

    Maşukiyede Tatil, Sapanca Gölünde Tatil Hakkında bilmeniz Gerekenler

    Yeşil ve mavi renkleri çeşit çeşit tonlara bürünür ve burada buluşur. Kimi suda, gökyüzünde; kimi toprakta, ağaçlardadır. Bu renk bolluğunun en önemli özelliği bir huzur ve dinginlik kaynağı oluşu ve dinlendirici etkisidir: Göle karşı oturmak, berrak suyu izlemek ya da yeşil ormanlarda kısa bir yürüyüş yapmak… Diyeceğimiz o ki Sapanca Gölü, stresli şehir hayatından bunalıp kendini doğaya atmak isteyenler için adeta bir cennet.
    Sapanca’ya özgü nemli ve bol oksijenli hava bu bölgede çeşit çeşit bitki yetişmesine olanak vermiş. Ayrıca gölden dolayı toprak da daha az tuzlu olduğundan bölgede sağlıklı süs bitkileri, ağaçlar ve çiçekler bol miktarda yetişiyor. Göl kenarında kurulan botanik bahçeleri ise ziyaretçilerin Sapanca’nın eşsiz florasına yakından bakmalarına olanak veriyor.
    Sapanca Gölü’nün bulunduğu bölge, doğal güzelliklerinin yanında kültürel olarak da epey zengin bir bölge. Bu toprakların üzerinde yaşamış olan medeniyetler, Sapanca’ya kültürel miraslarını bırakmışlar ve yörenin zenginleşmesini sağlamışlar. Burada bulunan tarihi eserlerden bazıları şunlar: Bizans devri Lahit ve Mezar taşları, Vecihi Kapısı, Rüstem Paşa Camii, Rahime Sultan Camii, Hasan Fehmi Paşa Camii ve Cami Cedid Camii. Bir kültür gezisini daha çok tercih ediyorsanız bu yapılara göz atmalısınız!

    Sapanca Gölü çevresinde yapılacak birçok aktivite var. Bunlardan bazılarını şöyle listeleyebiliriz:

    İlki, tabii ki Sapanca Gölü’nün huzurlu manzarasından faydalanmak. Eşine çok fazla rastlayamayacağınız bu güzelliğin tadını çıkarmak için temiz havayı içinize çekmeli ve gölün seyrine dalmalısınız. Burada belki de düşüncelere dalacak, hayaller kuracak, yepyeni fikirler bulacaksınız.

    Sakarya` da tektonik oluşumlar sonucu meydana gelen Sapanca Gölü ve çevresi içerdiği son derece çarpıcı doğal güzellikleri ve yoğun yerleşim merkezlerinin ulaşabildiği bir konumda bulunması nedeniyle il merkezinin yanı sıra başta İstanbul olmak üzere çevredeki büyük kentlerin özellikler hafta sonları rekreasyon ve konaklama amaçlı taleplerine açık bir merkez niteliğindedir. Sapanca Gölü`nün yüksekliklerindeki Arifiye Ormanı`nda güzel kamping ve piknik alanları bulunmaktadır.

    Botanik bahçesi gezisine ne dersiniz? Olur diyorsanız Naturel Park Botanik tam size göre. Burada ateş dikeni, yukka, berberis gibi adını hiç duymadığınız bitkilerle karşılaşabilirsiniz. 7000 m2 alan üzerine kurulu parkta isterseniz küçük bir yemek molası da verebilirsiniz. Burada göreceğiniz sağlıklı bitkiler içinizi ferahlatacak.

    Edirne’nin Tarihi Mekanları, Görülmesi Gereken Yerleri, Hakkında, Edirnede Tatil

    Der-i Saadet (Mutluluk kapısı) olarak anılan Edirne, Osmanlı Devleti’ne başkentlik yaptığı günlerdeki ihtişamını bugün bile hissettirir. Selimiye’nin eşsiz mimarisindeki huzur, İstanbul’u fetheden fatihin doğduğu saray, asırlardır vazgeçilmeyen bir yiğitlik öyküsü Kırkpınar, hasret taşıyan 3 nehir, medeniyetin abideleri köprüler, hanlar, hamamlar, saraylar, ecdadın izlerini takip edenlerin mutlaka uğraması gereken yerlerdir.

    Günübirlik ziyaretler için Edirne’ye gelenler için vazgeçilmez duraklar cami, külliye ve bedestenlerdir. Her biri yürüyüş mesafesindeki bu yapılarla Edirne, açık hava müzesini andırır.

    Namı, dünyanın dört bir yanında bilinen, Mimar Sinan’ın ustalık eseri Selimiye Cami, kentin ilk anıtsal yapısı Yıldırım Beyazıt Cami, temelinde mukaddes Kabe taşı barındıran Eski Cami, zigzag, karo, burma ve yivli bezemeleriyle kentin siluetine damgasını vuran Üç Şerefeli Cami, muhteşem çinileriyle Muradiye Cami, Edirne’nin ziyaret edilmesi gereken yapılarından.

    1488 yılında İkinci Beyazıt Han tarafından yaptırılan 2. Bayezit Külliyesi, Osmanlı’nın sosyal devlet anlayışını benimsemesinin en güzel örneklerinden. Dönemin Avrupa ülkeleri akıl hastalarını öldürürken, Osmanlı Devleti akıl hastalarına sahip çıkmış, bu tarz külliyelerde su ve müzikle tedavi yolunu seçmiş.

    Anadolu’nun birçok yerinde örnekleri bulunan tedavi merkezlerinden birisi de kent merkezine 10 dakika mesafedeki 2. Bayezit Külliyesi. Külliyede dönemin tedavi yöntemleri mankenlerle canlandırılıyor.

    EDİRNE’NİN KÖPRÜLERİ
    Edirne’nin türkülere konu olan köprüleri de mutlaka görülmesi gereken yapılar. Köprülerin en meşhurları kente araçla 10 dakika mesafedeki Tunca ve Meriç köprüleri.

    Sultan 2. Ahmet zamanında Defterdar Ekmekçizade Ahmet Paşa tarafından 1615 yılında inşa ettirilen Tunca Köprüsü, tarihi Karaağaç Mahallesi’ne ulaşmak için aşılması gereken ilk köprü. Üzerinde balık tutan, gün batımında fotoğraf çektiren insanların arasından geçilerek ulaşılan ikinci köprü ise Meriç Nehri üzerindeki ve Sultan Abdülmecit tarafından 1847 yılında yaptırılan Meriç Köprüsü.
    Meriç ve Tunca Köprüleri dışında, kentin çevresini saran nehirlerin üzerinde Gazimihal (Hamidiye) Saraçhane (Şahabettin Paşa), 2. Bayezit, Fatih (Bönce), Yıldırım, Kanuni (Saray), Yalnızgöz (Tekgöz) köprüleri de yer alıyor.

    Osmanlı’nın hoşgörü kültürü de Edirne’de izlerini taşıyor. Kentte birçok kilise ve sinogog, bu hoşgörünün yansıması niteliğinde. Bulgar Sveti Georgi, Bulgar Sveti Kontstantin ve Elana kiliselerinde halen ibadet yapılabiliyor. Kentte ayrıca Kaleiçi’ndeki Büyük Sinagog ve İtalyan Katolik Kilisesi, birbirine yürüyüş mesafesi uzaklıkta.

    29 sit alanının bulunduğu Edirne’de Lalapaşa Ören Yerinde Kuzey Balkanlar’dan MÖ 1200’lü yıllarda göç eden topluluklara ait mezarlar bulunuyor. Enez Antik Kenti, Edirne Arkeoloji ve Etnografya Müzesi, Türk İslam Eserleri Müzesi ve Dar-ül Kura Medresesi, Lozan Anıtı ve Müzesi, Şükrü Paşa Anıtı ve Balkan Savaşı Müzesi, Makedon Kulesi, Adalet Kasrı, Edirne’de görülmesi gereken yerlerden sadece bazıları.

    KIRKPINAR GÜREŞLERİ

    Kırkpınar bir kültürün yaklaşık 7 asırdır yaşatılmasının yanında Edirne’nin tanınmasında ve marka olmasında en büyük etkenler arasında sayılabilir. Dünyada, olimpiyatlardan sonra en uzun soluklu spor organizasyonu olarak nitelenen Kırkpınar Yağlı Güreşleri, güreşseverlerin yıl boyu beklediği ve renkli görüntülere sahne olan bir kültür unsuru.

    Davulu, zurnası, yağcısı, cazgırı, pehlivanı, ağası, mendilcisiyle haziran ayı sonu temmuz ayı başında yapılan tarihi yağlı güreşler, kent ekonomisine bir haftalık da olsa canlılık getiriyor.

    Edirne’yi günü birlik ziyarete gelenler, güreşlerin yapıldığı tarihlerin dışında gelmişlerse er meydanını görebilir, efsane pehlivanların heykelleriyle fotoğraf çektirebilirler.

    Edirne’ye gelen tatilciler Edirnekari, mis meyve sabunu, Edirne peyniri, badem ezmesi, deva-i misk ve peynir helvası alabilirler.
    milliyet

    Ailece Yemek Yemenin Çocuklar Üzerindeki Olumlu Etkileri Nelerdir?

    Columbia Üniversitesi, Madde Bağımlılığıyla Mücadele Merkezi (CASA) tarafından yürütülen “Aile Yemeklerinin Önemi” başlıklı araştırma, ailenin özellikle akşam yemeklerinde bir araya gelmesinin, çocukların gelişimindeki olumlu rolünü bir kez daha ortaya koydu.

    CASA’nın resmi internet sitesinde de yayımlanan araştırmadan derlediği bilgilere göre, haftada en az üç kez birlikte akşam yemeği yiyen ve yemeyen iki grubun ele alındığı araştırma, ikinci grupta yer alan ve akşam yemeğinde aile fertleriyle sohbet etmeyen gençlerin, birinci grupta yer alan, haftada en az üç kez akşam yemeğinde ailesiyle birlikte vakit geçiren gençlere oranla iki kat daha fazla sigara ve tütün ürünleri tükettiğini ortaya koyuyor.

    CASA çalışanlarının bin 55’i yüz yüze, bini de telefonla olmak üzere toplam iki bin 55 öğrenci ve bu öğrencilerin ebeveynleriyle yaptıkları görüşmeler sonucu hazırladığı çalışma, uyuşturucu kullanımı açısından değerlendirildiğinde de benzer sonuçları ortaya koyuyor. Aile fertlerinin akşam yemeklerinde bir araya geldiği ailelerin çocuklarının uyuşturucu kullanma riskleri, diğer gruba oranla yarı yarıya azalıyor.

    Araştırmayı değerlendiren merkezin Müdürü Kathleen Ferrigno, ABD ve dünya genelinde 12 yaş ve üzerindeki çocukların ilaç ve madde kullanımının artığına işaret ederek, “bilinen bir gerçeği rakamlara döken araştırmanın, ebeveynlere açık bir mesaj verdiğini” belirtti. Aile fertlerinin bir masa etrafında toplanıp sohbet ederek yemek yemesinin günümüzde daha da önem kazandığını kaydeden Ferrigno, araştırmanın sunumda şu ifadelere yer verdi: “Çocuklarınızla yaşamları, okul, arkadaşları konusunda sohbet etmek artık her zamankinden daha fazla önem taşıyor. Elbette masa üzerindeki yemekler sihirli değil ama yemeği sihirli kılan sohbet ve iletişim. Akşam yemeklerini bir arada yemek, çocukların kötü alışkanlıklardan kesinlikle uzak duracağının garantisi değil, burada en önemlisi sizin de bilgilenmeniz, çocuğunuz hakkında ne kadar çok şey bilirseniz, sağlıklı bir çocuk yetiştirmenin önündeki engelleri o kadar kolay aşarsınız.”

    Araştırmanın bir diğer sonucuna göre, akşam yemeklerini aileleriyle birlikte yiyen çocuklar, arkadaş seçiminde de farklı bir eğilim gösteriyorlar ve arkadaşlarını ilaç ve uyuşturucu kullanmayan çocuklar arasından seçiyorlar.

    Merkezin kurucusu ve ABD eski Sağlık ve Eğitim Bakanı Joseph Califano, 16 yıldır yürüttükleri çeşitli araştırmalarda, gençleri madde bağımlılığından uzak tutacak faktörleri bulmaya çalıştıklarını belirterek, burada kilit rolü ebeveynlerin üstlendiğini kaydetti.

    Ailesiyle ilişkisini “çok iyi” olarak tanımlayan çocukların çok nadiren kötü alışkanlıklara yöneldiği bilgisini veren Califano, son yayımlanan araştırmayla ilgili olarak ise “Ailesiyle sofrada bir araya gelmenin olumlu etkilerini uzun yıllardır biliyorduk, bunu teyit etmiş olduk, ancak daha da önemlisi, ailesiyle yediği akşam yemeklerinin sayısı arttıkça, gençlerin yaşamlarında neler olup bittiğini aileleriyle daha fazla paylaştıkları gerçeği” ifadelerini kullandı.

    Araştırmaya göre, aileleriyle haftada 5 kez ve üzeri akşam yemeği yiyen çocuklar, okullarında da daha başarılı performans gösteriyor ve ikinci gruptaki çocuklara oranla daha yüksek notlar alıyor. Öğrencilerin ortalamanın üzerinde notlar alma oranı, ikinci gruba göre yüzde 30 artıyor.

    Araştırmaya katılan 10 gençten 8’i, hayatlarına ilişkin bilgileri ailelerine en fazla yemekte anlattıklarını belirtirken, 10 ebeveynden 9’u da çocuğu hakkında en fazla bilgiyi yemekteki sohbetlerden edindiğini kaydetti.

    21 yaşına kadar aşırı alkol almayan, sigara içmeyen ve madde kullanmayan çocuk ve gençlerin, ilerideki yaşlarda madde bağımlısı olma ihtimallerinin çok aza indiğine işaret eden araştırma, ebeveynlere de çocuklarıyla sohbet olanakları yaratmaları çağrısında bulunuyor.

    İstanbul’un En İyi 25 Pizzacısı

    amurun üzerindeki eriyen nefis peynir, üzerine serpiştirilen salamlar, sucuklar, mantarlar, zeytinler… Bir zamanların yoksul yemeği pizza, bugün en popüler mekanların bile mönülerinden eksik olmuyor.

    1- Grissini: Mönüsünde  13 çeşit pizza var. Mevsim sebzelerinden oluşan ‘Verde’ ve dana etiyle yapılan ‘Salsa Di Vano’ en çok sipariş alanlar. ‘Salsa Di Vano’nun sırrı, kırmızı şarap sosu. Üç dakikada servise hazır olan pizzalar, taş fırında pişiyor. Fiyatlar 21-37 TL. Tel: 0 212 343 12 97

    2- Trattoria da Rosario: 16 çeşit pizzası var. En sevileni, ızgara patlıcandan yapılan ‘Sicilya’. ‘Tuna balıklı pizza’sı da bir başka spesiyal. Fiyatlar 17-23 TL. Tel: 0 216 327 63 63

    3- Trattoria il Faro: Pizzalar beş dakikada servis ediliyor. 20 yaşındaki Ömer Usta, pizzaya fark katanın peynir olduğunu söylüyor. 13 çeşit arasında en çok ‘rozbif’li sipariş ediliyor. Acı İtalyan salamlı ‘Fuego’ ve ‘dört peynirli pizza’ da diğer favoriler. Fiyatlar 18-29 TL. Tel: 0 216 550 97 97

    4- Mama: Kepekli pizzalarıyla diyette  olanların gönlünü fethediyor. 18 çeşit pizza arasında sebze sevenler enginarlı  ‘Siciliana’yı, acı sevenler ise baharatlı tavukla yapılan ‘Polo&Porcini’yi tercih ediyor.  Fiyatlar 15-31 TL. Tel0212 241 11 52

    5- Da Mario: Buradaki pizzaların özelliği çıtır çıtır olmaları. Domates soslu ve mozzarella peynirli ‘Margarita’, mönünün gözdesi. Taze enginar kalbi ve kepekli hamurla yapılan pizza ise kilosunu düşünenler için.   Fiyatlar 16-38 TL. Tel: 0 212 265 51 86

    6- The House Cafe: The House Cafe’lerde pizza yemek için mönüye sadık kalmak zorunda değilsiniz. Dileyen, damak tadına uygun pizzayı kendi yaratabiliyor. Diyelim ‘Margarita’yı seçtiniz, üzerine İtalyan salamı, bresaola veya dilediğiniz lezzeti ekletebiliyorsunuz. Fiyatlar 18-25 TL arasında.   Tel: 0 212 444 48 42

    7- Num Num: Buradaki pizzalar, yüzde 50 kepekli un, yüzde 50 beyaz unla hazırlanıyor. Taş fırında pişirilen çeşitler, salatayla servis ediliyor. En sevilen pizzası, ana malzemesi kıyma, pepperoni ve jalapeno olan ‘etli metli’.  ‘Közlenmiş patlıcanlı pizza’ ise mönünün en yenisi. Fiyatlar 16-23 TL.    Tel: 0 216 358 66 00

    8- Paper Moon: Akmerkez’de hizmet veriyor. 16 çeşit pizzasının hepsi spesiyal. En çok kurutulmuş dana eti ve rokayla yapılan ‘Bresaola’ ve ızgara sebzeli pizza sipariş ediliyor. Fiyatlar 22-45 TL. Tel: 0 212 282 16 16

    9- Spazio: Mönüde 4 çeşit var. En çok siparişi İtalyan klasiği ‘Margarita’ ve ‘Prosciutto’ alıyor. Diğer iki çeşit de ‘mantarlı’ ve ‘ıspanaklı pizza’. Talebe göre çeşitler artabiliyor. Fiyatlar 21-27 TL arasında. Tel: 0 212 368 12 34

    10- Il Padrino: Mönüsünde 16 çeşit pizza var. En beğenilenleri, enginar kalbinin farklı bir lezzet kattığı ‘Stagioni’. Fiyatlar 16-24 TL arasında. Tel: 0 216 573 45 45

    11- Bella Vista: Bahçeşehir’de hizmet veren mekanın mönüsünde 26 çeşit pizza var. ‘Pizza Bela Vista’ sadece burada olan bir çeşit. Ana malzemesi tavuk. ‘İtalyan pidesi’ olarak bilinen ‘Calzone’de de iddialılar. Jambon, mantar, yumurta ve enginarla yapılıyor. Fiyatlar 17-33 TL. Tel: 0 212 669 42 55

    12- Piola: Mönüsünde 64 pizza var. Light pizzalarda tam buğday unu kullanılıyor. Kuru füme etli ve kavurmalı pizzalar, spesiyallerinden. En çok sipariş edilense kadın müşterileri yoğunlukta olduğu için ‘sebzeli pizza’. Taş fırında pişen ince hamurlu pizzaların fiyatları 14 ile 36 TL arasında. Tel: 0 212 337 30 70

    13- Pastarito: Suadiye’de hizmet veriyor. Diyet pizzaların reçeteleri gramaj olarak ‘ağır’ olsa da kalorisi düşük. ‘Gorgonzola   peynirli pizza’sı en sevilen çeşidi.  Fiyatlar 18-34 TL. Tel: 0 216 362 35 01

    14-Papa John’s: Pizzalar biber turşusuyla geliyor. ‘Barbekü soslu tavuk’ ve ‘mantarlı pizza’ buraya özel. Türk damak tadından vazgeçemeyenler için de sucuk ve pastırmalı ‘Ottoman Pizza’ var. 10 TL’den başlayan fiyatlar boyutuna göre 37 TL’ye kadar çıkıyor.  Tel: 0 216 349 17 00

    15-Upper Crust: Mönüde 26 çeşit pizza var. Çeşitler, ‘özel pizzalar’, ‘Türk pizzaları’, ‘karidesli pizzalar’ ve ‘pesto soslu pizzalar’ olmak üzere dört başlık altında sunuluyor. Tavuk fajita ve karidesli olanları deneyin. Fiyatlar 18-33 TL. Tel: 0 212 227 52 27

    16-Beppe Pizza: Pizzaları içinde en çok ‘Extra Rosa’ seviliyor. 31 TL’lik fiyatıyla en pahalısı da bu. ‘Extra Rosa’, sucuktan salama, kıymadan mantara 11 çeşit malzemeyle yapılıyor. Mekanın spesiyali ise mezgit ve somon filetosuyla hazırlanan ‘balıklı pizzalar’. Fiyatlar 9.90 TL’den başlıyor. Tel: 0 216 550 22 00

    17-Otto: 21 çeşit pizza var. En çok karma ve üç mantarlı satılıyor. İsterseniz kepek unuyla hazırlatabiliyorsunuz. ‘Füme dilli pizza’ en yenisi. Çam fıstığı, roka ve nar ekşili sosla hazırlanan ‘Şefin Seçimi’yse sadece burada yiyebileceğiniz bir lezzet. Fiyatlar 14-28 TL.  Tel: 0 212 292 70 15

    18-Miss Pizza: Miss Pizza’nın mönüsünde sadece pizza var. Şimdilik 33 çeşit bulunuyor ama sayı her geçen gün artıyor. ‘Ançuezli Selena’ ve Funghi’, mönünün gözdesi. Ricotta peyniri, bal ve fıstıkla yapılan ‘Pizza Honey’ de değişik tatlara açık damaklara hitap ediyor. Fiyatlar 12-33 TL arasında. Tel: 0 212 251 32 34

    19-Zazie: Mönüdeki 17 çeşit pizzanın çapı 32 cm. En sevileni ‘Zazie Pizza’. Marine edilmiş patlıcan, tulum peyniri, çam fıstığı ve domates sosla yapılıyor. Doğalgazlı taş fırında pişen pizzaların hamuru, çıtır olması ve kolay hazmedilmesi için üç gün bekletiliyor. Bu sayede pizzalar mideyi şişirip rahatsız etmiyor. Fiyatlar 18 TL’den başlıyor.   Tel: 0 212 231 87 81

    20-Fratelli la Bufala: Napoli usulü 20 çeşit pizza yapan mekanda ‘Margarita’ yok satıyor. En pahalı pizzaları, deniz mahsüllü olanı: 39 TL. Bresaola ve ananasın buluştuğu ‘Tropicale’ fark arayanlar için ideal.
    Tel: 0 212 325 54 11

    21-Mezzaluna: 25 çeşit pizza var. Sipariş alındıktan 3-4 dakika sonra hazır oluyor. Pizzalara isimlerini veren ‘Cotto Jambon’, ‘Parma Jambonu’, ‘Napoli Salamı’ gibi şarküteri ürünleri ve peynir çeşitleri İtalya’dan geliyor. Müdavimleri en çok ‘Robespierre’i seviyor. Bu pizza, ince bonfile dilimleri, domates, roka, kekik, sarımsak, parmesan, mozzarella ve domates sosla yapılıyor. Fiyatları 18-36 TL arasında.
    Tel: 0 212 352 88 11

    22-Vapiano: Mönüsünde 19 çeşit pizza var. Açık mutfakta yapılan pizzalar arasında labne özel soslu, üzerinde küp dana bacon parçaları olan, taze ve kırmızı soğanlı  ‘Flammkuchen’ favori. Koyun feta peyniriyle yapılan Akdeniz lezzeti ‘Pamodorini’ de mekanın spesiyali. Fiyatlar 15 TL’den başlıyor.
    Tel: 0 216 464 42 65

    23-Pucci Plus: 11 çeşit var. Hemen hepsi de klasik İtalyan pizzası. Diyette olanlar ıspanak ve enginar kalbiyle yapılan ‘Pizza Euro’yu tercih edebilir. Et yemeyenler için mevsim sebzelerinden oluşan vejetaryen seçeneği mevcut. Fiyatlar 19 TL civarında. Tel: 0 212 293 67 32

    24-Pizzeria Trio: ‘Sebzeli Carciofo’ ve ‘Hellim Peynirli Pizza’ en sevilen çeşitleri. İncecik hamurlu pizzalar açık mutfakta hazırlanıyor ve taş fırında pişiriliyor. Sos olarak da baharatlarla harmanlanmış zeytinyağı kullanılıyor. Tel: 0 212 252 44 44

    25-Mia Mensa: Kuruçeşme ve Suadiye’de şubeleri var. Hangisine giderseniz gidin her ay değişen bir mönü göreceksiniz. Mönüye her ay Akdeniz mutfağından bir başka lezzet ekleniyor. Yenilere rağmen cazibesinden bir şey kaybetmeyen tek şey ise pizza. ‘Vitello’ ve ‘Dört Peynirli’, Mia Mensa’nın en sevilen çeşitleri. Fiyatlar 25 TL civarında.  Tel: 0 212 263 76 35
    kaynak: milliyet.com.tr

    Albert Einstein ve Dehası

    Albert Einstein, modern zamanların en ünlü ve en büyük bilim insanı… Hakkında o kadar çok merak edilen konu, o kadar tartışma var ki, belki de bunların çokluğu Leonardo Da Vinci’den bu yana sadece ona hastır. Son yüyyılın btün tartışma konularında hep o var. Onu bu kadar tartışmalı bir kişilik haline getiren birçok özelliğide kendinde topmamış biri O! İnanılmaz bir zekaya sahip olması, ilkokulda başarısız olması, yahudi oluşu, Alman vatandaşı olması, Amerika’ya gidip yerleşmesi, atom bombasının imalında imzası olması hep tartışılan özellikleri ve daha niceleri…

    Uzay, mekân ve zaman kavramlarını değiştiren bir fizikçi. “E=mc2” formülünün yaratıcısı olarak, sadece o güne kadar süregelen fizik yasalarını alt üst etmekle kalmamış, nükleer güce ve atom bombasına giden yolu açarak, tarihi de yeniden şekillendirmişti. Ancak, hep nükleer silahların engellenmesi için çalıştı. Adını taşıyan bir kimyasal element bile var: “einstenyum” . Şimdi, dağınık saçları ve çorapsız giydiği ayakkabılarıyla hep göze batan bu çok yönlü bilim insanının gizli kalmış dünyasında yolculuğa başlıyoruz…

    Einstein, bilim dışındaki insanlara iletilmesi için habercilere Görelilik Kuramı’nı şöyle tanımlamıştır:

    “Hoş bir kızla beraber parkta bir saat oturmak bir dakika gibi geçer,

    ama sıcak bir sobanın üzerinde bir dakika oturmak bir saat gibi gelir.”

    Eyvah, eyvah… Ne olacak bu çocuğun hali? Konuşmuyor, içine kapanık…

    Einstein, 1879 yılında güney Almanya’nın Ulm kentinde dünyaya geldi. Babası küçük bir elektrokimya fabrikasının sahibi; annesi ise, klasik müziğe meraklı, eğitimli bir ev hanımıydı. Konuşmaya geç başlaması ve içine kapanık bir çocuk olması, ailesini tedirginliğe düşürmüşse de, sonraki yıllarda bu korkularının gereksizliği anlaşılacaktı. Giderek meraklı, hayal gücü zengin bir çocuk olarak büyüyordu.

    Okulu hiçbir zaman sevemedi
    Gerçekten de, genç Einstein’ın ileride ortaya çıkacak dehasının temelleri, kendisinin de sonradan belirttiği gibi, okulda değil başka yerlerde atılmıştı: “Çocukluğumda yaşadığım iki önemli olayı unutamam. Biri, beş yaşında iken amcamın armağanı pusulada bulduğum gizem; diğeri on iki yaşındayken tanıştığım Öklid geometrisi. Gençliğinde bu geometrinin büyüsüne kapılmayan bir kişinin, ileride kuramsal bilimde parlak bir atılım yapabileceği hiç beklenmemelidir! ” 1955’te Princeton’da hayata gözlerini yumana kadar bilim dünyasına çok şey kattı. 1916’da yayımladığı “Genel Görelilik Kuramı”, 1921’de “fotoelektrik etki ve kuramsal fizik” alanında çalışmalarıyla aldığı Nobel Fizik Ödülü, dahinin en önemli başarılarından sadece ikisi; ya bilinmeyen dünyası…

    İnsanlar telepatik yollarla iletişim kurabilecek
    Einstein ve X-files… Öteki bilim insanlarının aksine, X-files adı verilen normalüstü konulara çok meraklıydı. 1920’li yıllarda, fizik üzerine amatör araştırmalar yapan Amerikalı yazar Upton Sinclair’in, telepatiyi konu alan “Zihinsel Radyo” (Mental Radio) adlı kitabına önsöz yazmıştı. Einstein, Sinclair’in “altıncı his” ile ilgili kanıtlarının göz ardı edilemeyeceğine inanıyordu. Hatta, insanların telepatik yollarla iletişim kurabileceklerini de açıklamıştı Bu savlarını, zihinsel yeteneklerini geliştirmek için katıldığı seanslara, yani kişisel deneyimlerine dayandırıyordu. 1930’da, Alman Otto Reiman’ın düzenlediği ruhsal testlere katıldı.

    Naziler nükleer silah yapabilir
    1939’da ABD başkanı Franklin Roosevelt’e bir mektup yazarak, Nazilerin nükleer silahlar geliştirebileceği uyarısında bulundu. Bu mektup, müttefiklerin ilk atom bombasını yapmalarında önemli rol oynadı.

    Einstein’in 20’li yaşlarında Berlin’de verdiği konferanslar dolup taşıyordu. Ancak, kimi zaman Yahudi karşıtı gösterilerle engellenemeye çalışılıyordu. Einstein, komünistlikle ve ajanlıkla da suçlandı…

    E=mc2 denkleminin fikir babası olmasına rağmen, hiçbir zaman Manhattan Projesi (ABD’nin gizli atom bombası yapma planı) içinde yer almadı. Amerikalı tarihçi Richard Schwartz’ın 1983 yılında açıkladığı belgeler, Einstein’ın neden ajanlıkla suçlandığını ortaya koyuyor. Öldüğü yıl olan 1955’te FBI’ın hakkında yürüttüğü araştırma dosyaları 1.500 sayfayı bulmuştu. Bu dosyaların çoğu komünistlerle bağlantılar kurmak ve Almanya’daki evin haberleşme merkezi olarak kullanmaktan suçlanıyordu somut dayanakları var mıydı? 1930’lu yıllarda Einstein, emperyalizm karşıtı eylemler yapan ve ulusal bağımsızlığı savunan sol eğilimli bir örgütün onursal başkanıydı. Aynı zamanda, komünist ajanlar Hilaire Noulans ile eşinin saklanmasına yardımcı olmuştu. Tüm bunlara rağmen, Sovyetler Birliği’ni eleştirdiği pek çok kamuoyu açıklaması yaptı ve Yahudilere karşı tavırlarından dolayı onlar için çalışmayı reddetti.

    Ölüm ışınını keşfetmiş miydi?
    FBI raporlarında geçen en ilginç konulardan biri de, çok büyük güce sahip bir ışın makinesi icat ettiği iddiasıydı, iddia az da olsa gerçeğe dayanıyordu. Soruşturma, 1940’ın Aralık ayında yayılan dedikodularla başladı. Einstein’ın arkadaşı Gustav Bucky’nin komşusu, Einstein ve Bucky’nin Manhattan’daki geçici laboratuvarda “ölüm ışını makinesi” üzerinde çalıştıklarını ileri sürmüştü. Yetkililer, laboratuarda makineyle ilgili hiçbir ipucuna rastlayamadılar. Ancak laboratuvar yıkılmıştı, dolayısıyla bu durumdan kuşkulanmışlardı. Gerçekten de Einstein, ölüm ışınını farkında olmadan keşfetmişti; ama bu iddialardan çok önce… 1916 yılında, atomdaki elektronların, yüksek enerji seviyesine sıçradığında, enerjilerini tek frekanslı ışık atılımı şeklinde serbest bırakarak bir araya toplandıklarını gösterdi. Bu ışın demeti incelendiğinde, barındırdığı yoğun gücün bir metali bile kesebileceği anlaşıldı. Bu araştırması, günümüzde kullanılan ölüm ışını, lazerin atası kabul ediliyor.

    Einstein teori üretmesinin yanında, sıkı bir kaşifti de…

    1925’te bir gün, buzdolabından sızan ölümcül soğutucu gaz nedeniyle yaşamını kaybeden bir ailenin haberini okudu. Endüstri kimyagerleri henüz güvenli soğutucu gazını bulamamıştı. Bunun üzerine Einstein, fizikçi arkadaşı Leo Szilard’la bir ekip oluşturarak daha güvenli buzdolabını tasarlamaya koyuldular. Sonuç dahiyaneydi: Sodyum ve potasyum karışımını borulara pompalamak için elektromanyetik alanı kullanan ve sıvıya dönüşmeden önce soğutucu kimyasal maddeyi sıkıştıran bir tasarım…

    Soğutucu madde buzdolabının içinde dolanırken ısınıyor, tekrar gaz haline dönüşüyor ve buzdolabı içindeki sıcaklığı alıyordu. Hiçbir mekanik parça gerektirmediğinden, tehlikeli kimyasal madde, borular içinde güvenli bir şekilde dolaşıyordu. Einstein ile Szilard bir başka buluşa daha imza attılar (musluk suyunun gücünü kullanarak günlük kullanım suyunu soğutan cihazı ekleyerek) ve bu soğutucunun patentini Electrolux’e sattılar. Ancak, buzdolabı ticari amaçla satışa sunulmadı. Kimyagerler daha sonra, güvenli soğutucu freonu (ozon tabakasına zarar verdiği ileri sürüldü) geliştirdiler.

    Einstein ve kadınlar…
    Dahinin kadınlar üzerindeki manyetik etkisi tartışılmazdı. Bunun en açık kanıtı, iki evliliği sırasında yaşadıkları ilişkilerdi. Mileva kendisinden hamile kaldıktan sonra onunla evlenmiş; ancak, kuzeni Elsa’yla evlenebilmek için de ondan boşanmıştı. İkinci evliliği Elsa’nın ölümüne kadar sürmüş olsa da, bu arada aşk maceraları yaşamaktan geri kalmadı. Birlikte olduğu kadınların kimlikleri ve ilişkilerin yoğunluğu tarihçilerce tartışıla dursun, Roger Highfield ve Paul Carter adlı yazarlar önemli kanıtlara ulaştılar. Onlara göre; sekreteri Betty Neumann, Avusturyalı güzel sarışın Margarette Lebach ve iki zengin kadın Elsa Mendel ile Estetla lenbogen, beraber olduğu kadınlar arasında.

    Einstein öldükten sonra beyni çıkarıldı
    Beyniyle ilgili garip hikâye, hakkındaki son bilinmeyen.. . Einstein öldükten sonra beyni çıkarıldı ve halen ABD, Wichita’daki yaşlı doktorun evinde, bir kavanozda saklanıyor. Dr. Thomas Harvey, 1955 yılındaki otopsi sırasında, dehasıyla ilgili ipuçları bulabilmek amacıyla Einstein’m beynini çıkarmıştı. Beyniyle ilgili temel bilgiler çok da farklı değil. Beyni, normal koşullarda 1,4 kg. olan insan beyninden yüzde 12 oranında daha hafif. Beyninden alınan örnekleri inceleyen nörologlar, ilgi çekici Özelliklere rastladılar. Örneğin, düşünce için gerekli sinirleri besleyen “gliyal hücre” sayısının normal sayılandan daha fazla olduğunu belirlediler. 1999 yılında Kanada, McMaster Üniversitesi’ nden uzmanların yaptığı araştırmalarda da, Sylvian fısürünün (yarığı) gelişmiş ve alt parietal lobunun normale göre yüzde 15 daha geniş olduğu tespit edildi. Uzmanlar, gelişmiş Sylvian fisürünün, beyindeki bilgi alışverişini kolaylaştırdığını; parietal lobun ise, matematikle ilgili yeteneği ve uzay-mekân bağlantısı kurma yetisini artırdığını belirtiyorlar.