Kategoriler
TARİH

Çanakkale Savaşı’nın Tarihi, Nedenleri ve Sonuçları

20. yüzyılın başında Avrupa devletleri sömürgeleşme ve silahlanma yarışına girmişlerdi. Sanayileşmede büyük ilerleme kaydeden Avrupa devletleri ürettikleri ürünlere pazar bulabilmek ve hammadde sağlayabilmek için yeni sömürge arayışındaydılar. Osmanlı İmparatorluğu ise henüz iki büyük savaştan çıkmış, Trablusgarp ve Balkan savaşlarını kaybetmiş, ordusu ve maliyesi kötü bir vaziyet almıştı.

İktidarda olan İttihat ve Terakki Partisi kaybedilen toprakları yeniden almak ve çıkacak muhtemel bir Dünya harbinde kazanan tarafta olmak için arayışlar içindeydi. Avusturya arşidükü ve eşinin bir Sırp milliyetçisi tarafından öldürülmesi fitili ateşleyen olay olmuştur. Kısa süre içerisinde Avrupa devletleri birbirlerine savaş ilan ederek Dünya Savaşı’nı başlatmışlardır.

Akdeniz’de İngiliz donanmasından kaçan iki Alman savaş gemisi Çanakkale Boğazı’nı geçerek Osmanlı’ya sığınmışlardır. Gemilerin kendilerine teslim edilmesini isteyen İngilizlere cevap olarak gemilerin Osmanlı tarafından satın alındığı bildirilmiştir. Türk sancağı çekilen gemilerin Karadeniz’e açılıp Rus limanlarını bombalaması sonucu Osmanlı Devleti kendisini 1.Dünya Savaşı’nın içinde bulmuştur. Osmanlı bu savaşta birçok cephede mücadele etmek zorunda kalmıştır.

Çanakkale Cephesi ’de bunlardan bir tanesidir. 1915 yılında Osmanlı Devleti’nin başkentini işgal edip direk savaş dışı kalmasını sağlamak ve savaşı erkenden bitirmek amacıyla Çanakkale’ye önce donanmaları daha sonra da asker çıkartmalarıyla açılan cephede büyük mücadele olmuştur. İtilaf devletleri donanması o zamana kadar eşi benzeri görülmemiş bir şekilde Çanakkale’yi bombardıman altına almışlardı. Osmanlı topçu bataryalarından yapılan zayıf ama isabetli atışlar sonucu birçok itilaf devleti gemisi batırılmış ya da ağır hasar verilmiştir.

Çanakkale’yi deniz yoluyla geçemeyeceklerini anlayan İtilaf Devletleri karaya asker çıkartarak savaşı kazanmaya çalışmışlardır. Ancak karşılaştıkları savunma anlayışı tarihe altın harflerle “Çanakkale Geçilmez” yazdıracaktı. Anafartalar’da, Conkbayırı’nda, Seddülbahir’de gösterilen kahramanlık örneği İtilaf devletlerinin dahi takdirini kazanmıştır. Yaklaşık bir sene süren Çanakkale Savaşı bir sabah itilaf devletlerinin askerlerinin siperlerini boşaltıp gemilere binip çekip gitmeleriyle sona ermiştir.

Savaş Dünya tarihinin gördüğü en kanlı savaşlardan biri olmuştur. Osmanlı Devleti’nin 250 bin şehit verdiği bu savaşta, itilaf devletlerinin kaybı da yaklaşık 247 bin olmuştur. Dişe diş kora kor geçen siper mücadeleleri şarkılara, türkülere konu olmuştur. Savaş da Osmanlı’ya karşı savaştırılmak üzere Avustralya ve Yeni Zelanda’dan getirilen kısaca Anzak askerleri denilen birçok asker hayatını kaybetmiştir. Onların anısına bugün çıkartma yapılan koylardan birine Anzak Koyu ismi verilmiştir. Her yıl düzenli olarak yapılan Çanakkale Zaferi kutlamalarına binlerce km uzaktan gelen Anzak askerlerinin torunları da katılmaktadır.

Kategoriler
Genel Kültür TARİH

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün Cenaze Töreni Görüntüleri

Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk ‘ün Türk halkını yasa boğan cenazesi… Hiçbir yerde izlemediğiniz, son derece duygusal görüntüler bu belgeselde…

Kategoriler
Genel Kültür

Atatürk ve Gençliğe Hitabe

Atatürk’ün günümüzde gençliğimize bıraktığı en önemli eserlerden biri de “Gençliğe Hitabe” ve “Nutuk”tur. Belki de Atatürk’ü anlamanın yolu Nutuk’u ve Gençliğe Hitabe’yi anlamaktan geçiyordur her ne kadar biz farkına varmasak da! Bizde toplumumuzun bu eksiğini bir nebze olsun gidermek adına bu yazımızda bir daha Gençliğe Hitabe’ye yer verdik ve bununla yetinmek istemedik. Eğer isterseniz Atatürk’ün kendi sesinden de 10. Yıl Nutku’nu da dinleyebilirsiniz.

 

ATATÜRK’ün GENÇLİĞE HİTABESİ

Ey Türk gençliği!

Birinci vazifen, Türk İstiklâlini, Türk cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegane temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni, bu hazineden, mahrum etmek isteyecek, dahilî ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklal ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için içinde bulunacağın vaziyetin imkan ve şeraitini, düşünmeyeceksin! Bu imkan ve şerait, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.Bütün bu şeraitten dahi elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerini siyasî emelleriyle tevhit edebilirler. Millet fakr-u zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen; Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asîl kanda mevcuttur!

Mustafa Kemal ATATÜRK

 10.YIL NUTKU’nu okumak ya da Atatürk’ün kendi sesinden dinlemek isterseniz buraya tıklayın.

Kategoriler
SİNEMA

Mustafa Filmi

70. ölüm yıldönümünde Atatürk’ü seyirciye yeniden tanıştıracak filmi Can Dündar yazıp yönetti ve müziklerini Goran Bregovic besteledi.

15 yıldır Atatürk belgeselleri yapan, “Sarı Zeybek”le seyirciyi Ata’nın insani yüzüyle tanıştıran Can Dündar ve ekibi şimdi onun bütün hayatını sinema diliyle anlatıyor.

Atatürk’ün ölümünün 70. yıldönümünde Selanik’ten Dolmabahçe’ye kadar hayatını başından sonuna mercek altına alarak, onu şablonlardan uzak olarak askeri, siyasi, insani boyutlarıyla anlatmayı amaçlayan “Mustafa” filmi, seyirciyi, özellikle de yeni nesli Atatürk’ü yeniden keşfe davet ediyor.

Filmin Galası Yapıldı:

Filmin gösterimi öncesinde konuşan Can Dündar, Atatürk’ün 10. Yıl Nutku’nda çok ilgilerini çeken 2 cümle olduğunu belirterek, bu cümlelerin ”Bu söylediklerimin gerçek olduğu gün senden ve beşeriyetten dileğim şudur; Beni hatırlayınız” olduğunu söyledi.

Sonradan o satırların üzerinin 10. Yıl Nutku’nda çizili olduğunu gördüklerini belirten Dündar, ”Ve anılarından öğrendik ki yakınındakiler ‘böyle bir ifadenin bir veda mesajı olarak algılanacağını’ söylemişler. Yıl 1933 ve ‘o mesajın kötü bir izlenim bırakacağını’ söyleyerek kendisini vazgeçirmişler. Bunun üzerine o iki ifadenin üzerini çizmiş. Fakat diğer mektuplarındaki talepleriyle birleştirilince bizim için çok anlamlı göründü. Ölümünün 70. yılını anarken bu filmle, ‘Beni hatırlayınız’ direktifini, vasiyetini yerine getirmeye çalıştık. Bu film o yönde atılmış bir adımdır. Küçük de olsa ‘beni hatırlayınız’ vasiyetine bir karşılıktır. Umarım beğenirsiniz” diye konuştu.

Dündar, filmin gösterimi için bu mekanı kendilerine açan ve ”Belge ve Fotoğraflarla Atatürk ve Milli Saraylar Sergisi” ile beraber filmin burada gösterimine katkıda bulunan Dolmabahçe Sarayı yetkililerine ve TBMM Başkanı Köksal Toptan’a teşekkür etti.

Filmi 2 yapımcı ortakla yaptığını ve bunlardan birinin NTV olduğunu belirten Dündar, NTV’ye, filmin hazırlanması için kendisiyle beraber emek harcayan film ekibine, projeye destek sağlayan Sabancı Grubu ve eşine de teşekkür ettiğini söyledi.

GÜLER SABANCI

 

Filmin sponsorluğunu üstlenen Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı da Can Dündar’ın bir gün kendisini ziyarete geldiğini ve henüz tamamlanmış olan ”Mustafa” belgeselini ne denli titizlik ve özveriyle hazırladıklarını anlattığını kaydetti.

Kendisinin Dündar’ın heyecanından ve belgeselin isminin ”Mustafa” olmasından çok etkilendiğini anlatan Sabancı, ”Bir kişi olarak, bir insan olarak Mustafa, bu iki faktör beni çok etkiledi. Biz de bu projeye katkıda bulunma şansını elde ettik. Merhum Sakıp Sabancı, yaşarken gerek yurtiçinde gerek de yurtdışında yapımcı ve yönetmenlere Mustafa Kemal Atatürk filmi yaptırmak için çok uğraştı. Bizim katkımıza onun o hayali de ayrıca destek oldu. Türkiye’de bu boyutta bir ilk olan belgeselin yurdumuz gençliğine Cumhuriyet Bayramı hatırası olmasını diliyorum” diye konuştu.

Konuşmaların ardından Can Dündar’ın senaryosunu yazıp yönettiği ve müziklerini Goran Bregoviç’in bestelediği ”Mustafa” filminin gösterimi yapıldı. Filmi izlemeye gelen konuklar arasında yer alan Genelkurmay eski başkanı emekli orgeneral Yaşar Büyükanıt, gazetecilerin filme ilişkin soruları üzerine, ”Ata’yı çocukluğundan başlayarak anlatan bir film. Ben de detaylarını bilmiyorum” karşılığını verdi. Filmin çok ilgi çekici olduğu ifade eden Büyükanıt, merakla izleyeceğini söyledi.

Büyükanıt, bir gazetecinin, ”televizyonlardaki görüntülerde, sivil hayata alıştığının görüldüğünü” söylemesi üzerine de, ”Tabii alıştım niye alışmayayım?” yanıtını verdi.

”Sivil hayatta neler yaptığına” ilişkin bir soru üzerine de Büyükanıt, daha çok kültürel ve sanatsal faaliyetlere katıldığını, tiyatroya gittiğini, spor yaptığını, bol bol kitap okuduğunu belirterek, daha önce bir kısmını yapamadığı etkinlikleri şimdi yapma olanağı bulduğu için mutlu olduğunu bildirdi.

FİLMLE İLGİLİ YORUMLAR

 

Yaşar Büyükanıt, 2 saat süren filmin ardından basın mensuplarına yaptığı değerlendirmede de Atatürk’ü, belgeselin sınırları içinde bütünüyle anlatabilmenin mümkün olmadığını belirterek, ”Ama eldeki imkanlarla iyi bir arşiv çalışması yapılmış. Değerli bir çalışma olarak görüyorum” dedi.

Atatürk’ün manevi kızı Ülkü Adatepe de filmin başının çok güzel olduğunu, ancak özellikle ikinci yarıda kimi yerleri beğenmediğini söyledi.

Adatepe, ”Atatürk, çok fazla boş, hiçbir şey yapmıyor, çok üzgün olarak anlatılmış. Atatürk çok üzgün değildi. O çok mutluydu. İnkılaplarını yapıyordu, yazılar yazıyordu, kitaplar okuyordu” diye konuştu.

Can Dündar’ın, filmi hazırlarken kendilerine danışmadığını ifade eden Adatepe, ancak kendisine kırgın olmadığını, çekimlerin çok güzel olduğunu kaydetti.

ÖDP Genel Başkanı İstanbul Milletvekili Ufuk Uras ise devrim tarihi dersi verdiğini hatırlatarak, bu denli görsel ayrıntının çok ilginç olduğunu anlattı. Uras, ”Geçmişi olmayanın geleceği olmuyor. Hakikaten çok önemli dersler içeriyor. Emeği geçenleri bir kere daha kutluyorum” dedi.

Gazeteci-Yazar Güneri Civaoğlu da, ”Can’ın yapacağı birşeyin zaten çok güzel olacağı” önyargısıyla filmi izlediğini belirterek, ”Bir belgesel göreceğim diye geldim. Belgeseli çok aşan, içine ruh katılan, Can’ın buna içindeki sıcaklığı, şiiri verdiğini gördüm. Müzik, kurgu, çalışma çok güzel. Ben bunun uluslararası yarışmalara gönderilmesi gerektiğini düşünüyorum” diye konuştu.

Civaoğlu, Ülkü Adatepe’nin eleştirileriyle ilgili olarak da her insanın mutsuz olduğu zamanlar olduğunu ve belgeselin belgelere dayanarak hazırlandığını söyledi.

Sanatçı Gülben Ergen ise olağanüstü etkileyici bir film izlediğini belirterek, ”İsterim ki herhangi bir belgesel gibi 1-2 ay gibi kısıtlı bir sürede oynamasın. 1-2 yıl hiç vizyondan inmese bu belgesel. Bütün Türkiye izlese. Eğer bir şekilde bizi üzen bir rakam olursa, bu çok korkutucu şeylerin sinyali demektir. Çok büyük gişesi olmalı. 10-20 milyon gişeli olmalı” dedi.

Filmde Atatürk’ün, bugüne dek kendilerine anlatılan temel bilgilere sadık kalınarak çok daha sıcak, gerçekçi ve etkileyici bir biçimde anlatıldığını ifade eden Ergen, ”Bence zamanlaması çok doğru bir belgesel. Bunun altında yatan tüm gerçekleri biz biliyoruz. O yüzden de çok izlenmesi gerektiğini söylüyorum” diye konuştu.

”FİLM ATATÜRK’ÜN ANLATIMLARINA, NOTLARINA DAYANIYOR”

 

Can Dündar da ekip olarak, ”farklı bir Atatürk yorumu ortaya koyabilir miyiz” diye uğraştıklarını belirterek, ”Bundan sonra benim birşey söylemem doğru olmaz. Seyirci söyleyecek doğru olanı, nasıl bulduğunu, nelerin eksik kaldığını. Biz de farkındayız çok eksiğimiz var. Ama dediğim gibi bu kendi içinde bütünlüğü olan bir başka Atatürk’ü anlatma çabasıydı. Onu ne kadar gerçekleştirebildiğimizin takdiri seyircinin” dedi.

Dündar, gazetecilerin eleştirileri hatırlatması üzerine, şunları kaydetti:

”Biz büyük oranda Atatürk’ün kendi anlatımlarına, kendi tuttuğu notlara, onunla ilgili anlatılan anılara dayanarak hazırladık bu belgeseli. Dolayısıyla pek azı benim yorumum, çoğu kendi anlattığı şeyler. Elbette başkaları başka fikirde olabilir ve onların da film yapıp bunun aksini söyleme hakları var. Bu da bizim Atatürk’ümüz. Burada şaşırtıcı olan, film çıkmadan eleştirilerin çıkmış olmasıydı. Böyle olması çok doğal. Buna hazırız. Sonuçta belgeselini yaptığımız insan Atatürk. 2 saatlik bir filme böyle bir hayat hikayesini ve böyle bir lideri sığdırmak zaten son derece güç. Dediğim gibi bunu bir adım varsayalım ve daha iyisini yapmak için hep birlikte seferber olalım.”

Dündar, filmin özünün röportajlara dayalı olmadığını, tamamıyla yazılı belgelere dayalı bir film yapmaya çalıştıklarını belirterek, tanıklıklara dayalı bir film yapması durumunda Ülkü Adatepe’nin de kapısını çalacağını dile getirdi.

Atatürk’ü seslendiren tiyatro sanatçısı Yetkin Dikinciler de filmin kendisini en mutlu eden tarafının, Atatürk’ün dokunulmaz tarafından öte ”Mustafa” olarak çocukluktan başlayan insan haliyle beyazperdeye aktarılması olduğunu anlattı.

Dündar’ın, Atatürk’ün ”özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir” düsturunun devamı olarak, özgür ve bağımsızca kendi birikim ve estetik anlayışıyla filmi hazırladığını ve şu anda bulunulan mekanın da çok duygusal bir mekan olduğunu belirten Dikinciler, ”Burası onun son nefesini verdiği yer. Hepimizin aldığı nefesler onun sayesinde. Aynı duygusallık içindeyim” diye konuştu.

Bu arada film gösterimini izleyeceği bildirilen TBMM Başkanı Köksal Toptan, ”Belge ve Fotoğraflarla Atatürk ve Milli Saraylar Sergisi”nin açılışının ardından, filmi izlemeden Dolmabahçe Sarayı’ndan ayrıldı.

AA

Kategoriler
Genel Kültür

Tüm Cumhurbaşkanlarımızın Hayatları

Hepiniz biliyorsunuz ki şuanki Cumhurbaşkanımız Abdüllah Gül, devletimizin 11. Cumhurbaşkanı olarak görev yapıyor. Peki ama diğer 10 tanesini yeterince tanıyor muyuz acaba? Belki ülkemizin kurucusu M. Kemal Atatürk’ü ve yakın geçmişteki 10. Cumhurbaşkanımız A. Necdet Sezer’i birazcık tanıyoruzdur. Ya diğerleri? Acaba biliyor muyuz hayatlarını ve yaşadıkları önemli olayları? Bu yazımızda tüm Cumhurbaşkanlarımız hakkında kısa kısa bilgiler verdik. Umarım yararlı bir bilgi olur:

 

1. CUMHURBAŞKANIMIZ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK (1881 – 1938)

CUMHURBAŞKANLIK GÖREV SÜRESİ : 29 EKİM 1923 – 10 KASIM 1938

Mustafa Kemal Atatürk 1881 yılında Selânik’te Kocakasım Mahallesi, Islâhhâne Caddesi’ndeki üç katlı pembe evde doğdu. Babası Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanım’dır. Baba tarafından dedesi Hafız Ahmet Efendi XIV-XV. yüzyıllarda Konya ve Aydın’dan Makedonya’ya yerleştirilmiş Kocacık Yörüklerindendir. Annesi Zübeyde Hanım ise Selânik yakınlarındaki Langaza kasabasına yerleşmiş eski bir Türk ailesinin kızıdır. Milis subaylığı, evkaf katipliği ve kereste ticareti yapan Ali Rıza Efendi, 1871 yılında Zübeyde Hanım’la evlendi. Atatürk’ün beş kardeşinden dördü küçük yaşlarda öldü, sadece Makbule (Atadan) 1956 yılına değin yaşadı.

Küçük Mustafa öğrenim çağına gelince Hafız Mehmet Efendi’nin mahalle mektebinde öğrenime başladı, sonra babasının isteğiyle Şemsi Efendi Mektebi’ne geçti. Bu sırada babasını kaybetti (1888). Bir süre Rapla Çiftliği’nde dayısının yanında kaldıktan sonra Selânik’e dönüp okulunu bitirdi. Selânik Mülkiye Rüştiyesi’ne kaydoldu. Kısa bir süre sonra 1893 yılında Askeri Rüştiye’ye girdi. Bu okulda Matematik öğretmeni Mustafa Bey adına “Kemal” i ilave etti. 1896-1899 yıllarında Manastır Askeri İdâdi’sini bitirip, İstanbul’da Harp Okulunda öğrenime başladı. 1902 yılında teğmen rütbesiyle mezun oldu., Harp Akademisi’ne devam etti. 11 Ocak 1905’te yüzbaşı rütbesiyle Akademi’yi tamamladı. 1905-1907 yılları arasında Şam’da 5. Ordu emrinde görev yaptı. 1907’de Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) oldu. Manastır’a III. Ordu’ya atandı. 19 Nisan 1909’da İstanbul’a giren Hareket Ordusu’nda Kurmaybaşkanı olarak görev aldı. 1910 yılında Fransa’ya gönderildi. Picardie Manevraları’na katıldı. 1911 yılında İstanbul’da Genel Kurmay Başkanlığı emrinde çalışmaya başladı.

1911 yılında İtalyanların Trablusgarp’a hücumu ile başlayan savaşta, Mustafa Kemal bir grup arkadaşıyla birlikte Tobruk ve Derne bölgesinde görev aldı. 22 Aralık 1911’de İtalyanlara karşı Tobruk Savaşını kazandı. 6 Mart 1912’de Derne Komutanlığına getirildi.

Ekim 1912’de Balkan Savaşı başlayınca Mustafa Kemal Gelibolu ve Bolayır’daki birliklerle savaşa katıldı. Dimetoka ve Edirne’nin geri alınışında büyük hizmetleri görüldü. 1913 yılında Sofya Ateşemiliterliğine atandı. Bu görevde iken 1914 yılında yarbaylığa yükseldi. Ateşemiliterlik görevi Ocak 1915’te sona erdi. Bu sırada I. Dünya Savaşı başlamış, Osmanlı İmparatorluğu savaşa girmek zorunda kalmıştı. Mustafa Kemal 19. Tümeni kurmak üzere Tekirdağ’da görevlendirildi.

1914 yılında başlayan I. Dünya Savaşı’nda, Mustafa Kemal Çanakkale’de bir kahramanlık destanı yazıp İtilaf Devletlerine “Çanakkale geçilmez! ” dedirtti. 18 Mart 1915’te Çanakkale Boğazını geçmeye kalkan İngiliz ve Fransız donanması ağır kayıplar verince Gelibolu Yarımadası’na asker çıkarmaya karar verdiler. 25 Nisan 1915’te Arıburnu’na çıkan düşman kuvvetlerini, Mustafa Kemal’in komuta ettiği 19. Tümen Conkbayırı’nda durdurdu. Mustafa Kemal, bu başarı üzerine albaylığa yükseldi.

İngilizler 6-7 Ağustos 1915’te Arıburnu’nda tekrar taarruza geçti. Anafartalar Grubu Komutanı Mustafa Kemal 9-10 Ağustos’ta Anafartalar Zaferini kazandı. Bu zaferi 17 Ağustos’ta Kireçtepe, 21 Ağustos’ta II. Anafartalar zaferleri takip etti. Çanakkale Savaşlarında yaklaşık 253.000 şehit veren Türk ulusu onurunu İtilaf Devletlerine karşı korumasını bilmiştir. Mustafa Kemal’in askerlerine “Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum!” emri cephenin kaderini değiştirmiştir.

Mustafa Kemal Çanakkale Savaşları’dan sonra 1916’da Edirne ve Diyarbakır’da görev aldı. 1 Nisan 1916’da tümgeneralliğe yükseldi. Rus kuvvetleriyle savaşarak Muş ve Bitlis’in geri alınmasını sağladı. Şam ve Halep’teki kısa süreli görevlerinden sonra 1917’de İstanbul’a geldi. Veliaht Vahidettin Efendi’yle Almanya’ya giderek cephede incelemelerde bulundu. Bu seyehatten sonra hastalandı. Viyana ve Karisbad’a giderek tedavi oldu. 15 Ağustos 1918’de Halep’e 7. Ordu Komutanı olarak döndü. Bu cephede İngiliz kuvvetlerine karşı başarılı savunma savaşları yaptı. Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından bir gün sonra, 31 Ekim 1918’de Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığına getirildi. Bu ordunun kaldırılması üzerine 13 Kasım 1918’de İstanbul’a gelip Harbiye Nezâreti’nde (Bakanlığında) göreve başladı.

Mondros Mütarekesi’nden sonra İtilaf Devletleri’nin Osmanlı ordularını işgale başlamaları üzerine; Mustafa Kemal 9. Ordu Müfettişi olarak 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktı. 22 Haziran 1919’da Amasya’da yayımladığı genelgeyle “Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararının kurtaracağını ” ilan edip Sivas Kongresi’ni toplantıya çağırdı.

Temmuz – 7 Ağustos 1919 tarihleri arasında Erzurum, 4 – 11 Eylül 1919 tarihleri arasında da Sivas Kongresi’ni toplayarak vatanın kurtuluşu için izlenecek yolun belirlenmesini sağladı. 27 Aralık 1919’da Ankara’da heyecanla karşılandı. 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması yolunda önemli bir adım atılmış oldu. Meclis ve Hükümet Başkanlığına Mustafa Kemal seçildi Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kurtuluş Savaşı’nın başarıyla sonuçlanması için gerekli yasaları kabul edip uygulamaya başladı.

Türk Kurtuluş Savaşı 15 Mayıs 1919’da Yunanlıların İzmir’I işgali sırasında düşmana ilk kurşunun atılmasıyla başladı. 10 Ağustos 1920 tarihinde Sevr Antlaşması’nı imzalayarak aralarında Osmanlı İmparatorluğu’nu paylaşan I. Dünya Savaşı’nın galip devletlerine karşı önce Kuvâ-yi Milliye adı verilen milis kuvvetleriyle savaşıldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi düzenli orduyu kurdu, Kuvâ-yi Milliye – ordu bütünleşmesini sağlayarak savaşı zaferle sonuçlandırdı.
Mustafa Kemal yönetimindeki Türk Kurtuluş Savaşının önemli aşamaları şunlardır:

Sarıkamış (20 Eylül 1920), Kars (30 Ekim 1920) ve Gümrü’nün (7 Kasım 1920) kurtarılışı.
Çukurova , Gazi Antep , Kahraman Maraş , Şanlı Urfa savunmaları (1919- 1921)
I. İnönü Zaferi (6 -10 Ocak 1921)
II. İnönü Zaferi (23 Mart-1 Nisan 1921)
Sakarya Zaferi (23 Ağustos-13 Eylül 1921)
Büyük Taarruz, Başkomutan Meydan Muhaberesi ve

Büyük Zafer (26 Ağustos 9 Eylül 1922)
Sakarya Zaferinden sonra 19 Eylül 1921’de Türkiye Büyük Millet Meclisi Mustafa Kemal’e Mareşal rütbesi ve Gazi unvanını verdi. Kurtuluş Savaşı, 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Antlaşması’yla sonuçlandı. Böylece Sevr Antlaşması’yla paramparça edilen, Türklere 5-6 il büyüklüğünde vatan bırakılan Türkiye toprakları üzerinde
ulusal birliğe dayalı yeni Türk devletinin kurulması için hiçbir engel kalmadı.

23 Nisan 1920’de Ankara’da TBMM’nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu müjdelenmiştir. Meclisin Türk Kurtuluş Savaşı’nı başarıyla yönetmesi, yeni Türk devletinin kuruluşunu hızlandırdı. 1 Kasım 1922’de hilâfet ve saltanat birbirinden ayrıldı, saltanat kaldırıldı. Böylece Osmanlı İmparatorluğu’yla yönetim bağları koparıldı. 13 Ekim 1923’te Cumhuriyet idaresi kabul edildi, Atatürk oybirliğiyle ilk cumhurbaşkanı seçildi. 30 Ekim 1923 günü İsmet İnönü tarafından Cumhuriyet’in ilk hükümeti kuruldu.

Türkiye Cumhuriyeti, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ve “Yurtta barış cihanda barış” temelleri üzerinde yükselmeye başladı.

Atatürk Türkiye’yi “Çağdaş uygarlık düzeyine çıkarmak” amacıyla bir dizi devrim yaptı. Bu devrimleri beş başlık altında toplayabiliriz.

1. Siyasal Devrimler:
Saltanatın Kaldırılması (1Kasım 1922)
Cumhuriyetin İlanı (29 Ekim 1923)
Halifeliğin Kaldırılması (3 Mart 1924)

2. Toplumsal Devrimler:
Kadınlara erkeklerle eşit haklar verilmesi (1926-1934)
Şapka ve kıyafet devrimi (25 Kasım 1925)
Tekke zâviye ve türbelerin kapatılması (30 Kasım 1925)
Soyadı kanunu ( 21 Haziran 1934)
Lâkap ve unvanların kaldırılması (26 Kasım 1934)
Uluslararası saat, takvim ve uzunluk ölçülerin kabulü (1925-1931)

3. Hukuk Devrimi :
Mecellenin kaldırılması (1924-1937)
Türk Medeni Kanunu ve diğer kanunların çıkarılarak laik hukuk düzenine geçilmesi (1924-1937)

4. Eğitim ve Kültür Alanındaki Devrimler:
Öğretimin birleştirilmesi (3 Mart 1924)
Yeni Türk harflerinin kabulü (1 Kasım 1928)
Türk Dil ve Tarih Kurumlarının kurulması (1931-1932)
Üniversite öğreniminin düzenlenmesi (31 Mayıs 1933)
Güzel sanatlarda yenilikler.

5. Ekonomi Alanında Devrimler:
Aşârın kaldırılması
Çiftçinin özendirilmesi
Örnek çiftliklerin kurulması
Sanayiyi Teşvik Kanunu’nun çıkarılarak sanayi kuruluşlarının kurulması
I. ve II. Kalkınma Planları’nın (1933-1937) uygulamaya konulması, yurdun yeni yollarla donatılması.

Soyadı Kanunu gereğince, 24 Kasım 1934’de TBMM’nce Mustafa Kemal’e “Atatürk” soyadı verildi.
Atatürk, 24 Nisan 1920 ve 13 Ağustos 1923 tarihlerinde TBMM Başkanlığına seçildi. Bu başkanlık görevi, Devlet-Hükümet Başkanlığı düzeyindeydi. 29 Ekim 1923 yılında Cumhuriyet ilan edildi ve Atatürk ilk cumhurbaşkanı seçildi. Anayasa gereğince dört yılda bir cumhurbaşkanlığı seçimleri yenilendi. 1927,1931, 1935 yıllarında TBMM Atatürk’ü yeniden cumhurbaşkanlığına seçti.

Atatürk sık sık yurt gezilerine çıkarak devlet çalışmalarını yerinde denetledi. İlgililere aksayan yönlerle ilgili emirler verdi. Cumhurbaşkanı sıfatıyla Türkiye’yi ziyaret eden yabancı ülke devlet başkanlarını, başbakanlarını, bakanlarını komutanlarını ağırladı.

15-20 Ekim 1927 tarihinde Kurtuluş Savaşı’nı ve Cumhuriyet’in kuruluşunu anlatan büyük nutkunu, 29 Ekim 1933 tarihinde de 10. Yıl Nutku’nu okudu.

Atatürk özel yaşamında sadelik içinde yaşadı. 29 Ocak 1923’de Latife Hanımla evlendi. Birçok yurt gezisine birlikte çıktılar. Bu evlilik 5 Ağustos 1925 tarihine dek sürdü. Çocukları çok seven Atatürk Afet (İnan), Sabiha (Gökçen), Fikriye, Ülkü, Nebile, Rukiye, Zehra adlı kızları ve Mustafa adlı çobanı manevi evlat edindi. Abdurrahim ve İhsan adlı çocukları himayesine aldı. Yaşayanlarına iyi bir gelecek hazırladı.

1937 yılında çiftliklerini hazineye, bir kısım taşınmazlarını da Ankara ve Bursa Belediyelerine bağışladı. Mirasından kızkardeşine, manevi evlatlarına, Türk Dil ve Tarih Kurumlarına pay ayırdı. Kitap okumayı, müzik dinlemeyi, dans etmeyi, ata binmeyi ve yüzmeyi çok severdi. Zeybek oyunlarına, güreşe, Rumeli türkülerine aşırı ilgisi vardı. Tavla ve bilardo oynamaktan büyük keyif alırdı. Sakarya adlı atıyla, köpeği Fox’a çok değer verirdi. Zengin bir kitaplık oluşturmuştu. Akşam yemeklerine devlet ve bilim adamlarını, sanatçıları davet eder, ülkenin sorunlarını tartışırdı. Temiz ve düzenli giyinmeye özen gösterirdi. Doğayı çok severdi. Sık sık Atatürk Orman Çiftliği’ne gider, çalışmalara bizzat katılırdı.

Fransızca ve Almanca biliyordu. 10 Kasım 1938 saat 9.05’te yakalandığı siroz hastalığından kurtulamayarak İstanbul’da Dolmabahçe Sarayı’nda hayata gözlerini yumdu. Cenazesi 21 Kasım 1938 günü törenle geçici istirahatgâhı olan Ankara Etnografya Müzesi’nde toprağa verildi. Anıtkabir yapıldıktan sonra nâşı görkemli bir törenle 10 Kasım 1953 günü ebedi istirahatgâhına gömüldü.

 

2. CUMHURBAŞKANIMIZ İSMET İNÖNÜ (1884 – 1973)

CUMHURBAŞKANLIK GÖREV SÜRESİ : 11 KASIM 1938 – 22 MAYIS 1950

Asker, devlet adamı ve Türkiye’nin ikinci Cumhurbaşkanı. Mustafa İsmet 1884 yılında İzmir’de doğdu. İlköğrenimini Sivas’ta bitirdi. 1882’de Sivas Askeri Rüştiyesi’ne girdi. 1895’te Rüştiye’yi tamamladı. Bir yıl Sivas’ta, Mülkiye İdadisi’nde okudu. 1897’de bu okulu bitiren Mustafa İsmet, Halıcıoğlu’nda (İstanbul) o zaman “Mühendishane-i Berrii Hümayun” denilen kara topçu okuluna girdi. 1903’te Harbiye’yi bitirdi. Yüksek askeri eğitime yatkın görüldüğünden, 1903’te Pangaltı’daki Harp Okulu’nda bulunan Erkânı Harbiye’ye (Kurmaylar Akademisi) alındı. Mustafa İsmet’in Mustafa Kemal, Kâzım Karabekir, Fethi Okyar, Ali Fuat Cebesoy, Asım Gündüz vd. ile aynı çatı altında buluşup tanışması bu okulda başladı.

Mustafa İsmet Bey, kıta stajını tamamlamak üzere, Edirne’de merkezleşen İkinci Ordu’da görevlendirildi. Edirne’de 8. Topçu Alayı 3. Bölük komutanlığına atandı. İki yıl bu görevde kaldı (12 Eylül 1906). Bölük stajı bitince 2. Ordu kurmay heyetine alınarak (25 Eylül 1908), Edirne’de 2. Süvari Tümeni’ne verildi. 1907 yılı içinde, o sırada Selanik’te bulunan arkadaşı Fethi Bey’den dolaylı olarak aldığı bir mektupla, İttihat ve Terakki Partisi’ne girmiş, gizli teşkilatın başına geçmişti. Genç Türkler İhtilali patlayınca (24 Temmuz 1908) Edirne’de fiilen, orduya ve sivil idareye el koydu. Ertesi yıl 31 Mart 1909 irtica hareketi olarak bilinen İstanbul askerî ayaklanmasını bastırmak için Rumeli’den yürüyen Hareket Ordusu’na katıldı.

İnönü, hayatının en önemli başarılarından birini Yemen’de elde etti. Asi Yemen İmamı Yahya Hamidettin’le, hem de imamın elinde olan dağlık bölgede açık müzakereye girişti. İmparatorluğun tarihinde devletin topraklarında, fakat Türk olmayan bir halkla, ilk defa önemli bir anlaşma imzalandı, yüz yıllık Yemen isyanları kesildi. İsmet Bey’in oradaki görevi 26 Şubat 1910 ve 5 Mart 1912 tarihleri arasındadır.

5 Mart 1912’de İstanbul’a geldi ve Harbiye Nezareti’nde, çoğunlukla Harbiye nazırı ve Başkomutan vekili Enver Paşa’nın emrinde, 1915 yılına kadar görevde kaldı. 26 Nisan 1912’de binbaşı, 23 Kasım 1914’te kaymakam (yarbay) oldu. 30 Ocak 1916’da kıta hizmetini yapmak üzere 4. tümen komutanlığına atandı. Ondan sonraki askeri görevleri, Birinci Dünya Savaşı içinde ve hepsi de Doğu cephesiyle Suriye cephesinde geçti. 14 Mayıs 1917’de 20. ve 2 Temmuz 1917’de 3. Kolordu komutanlıklarına atandı. Ocak 1920’de Garp Cephesi komutanlığı görevini aldı. Kuruluş halindeki düzenli ordu ile cephede Yunan kuvvetlerine karşı savaşan İnönü (İnönü Savaşları), yine aynı cephede Çerkez Ethem’le mücadele etti.

Birinci İnönü Savaşı sonunda tuğgeneral olarak İzmir’e varışından birkaç gün sonra, 13 Eylül 1922’de tümgeneral, aynı yılın 30 ağustosunda da korgeneral oldu.

Mudanya Mütarekesi görüşmelerini yürütmek üzere Mustafa Kemal tarafından görevlendirildi (26 Ekim 1922). Daha sonra Lozan Konferansı’na gidecek heyete başkan olarak seçildi. Bu görevi bakan düzeyinde yerine getirmesi gerektiği için Dışişleri bakanlığına getirildi. Lozan’a giden İsmet Paşa, buradan başarılı bir diplomat olarak döndü. Lozan’dan dönüşünde başbakanlığa getirildi (29 Ekim 1923) ve kısa bir süre bu görevden ayrıldıktan sonra 3 Mart 1925’te tekrar hükümet başkanı olunca, bu görevi 1937’ye kadar sürdü.

Atatürk’ün ölümünden sonra yeni bir devlet başkanı seçiminde ilk akla gelen isimdi. Nitekim 11 Kasım 1938’de 348 üyenin hazır bulunduğu Millet Meclisi’nde yapılan seçimde İnönü’nün aldığı oy sayısı 348’di.

1950 seçimleri Türkiye’de 27 yıllık CHP iktidarına son verdiği vakit, 14 yıllık Başbakan ve 12 yıllık devlet başkanı İsmet Paşa sonucu kaçınılmaz sayıyordu. İsmet paşa, 1972’de partiden ayrıldıktan ve siyasî hayatını eski cumhurbaşkanı olarak yararlandığı Senato üyeliğine inhisar ettirdikten sonra, yalnız 1973 seçim kampanyası sırasında siyasi sahnede bir kez daha göründü.

İsmet Paşa, 25 Aralık 1973’te öldüğü vakit nereye gömüleceği konusu karara bağlandı ve Anıtkabir olarak belirlendi.

3. CUMHURBAŞKANIMIZ CELAL BAYAR (1883 – 1986)

CUMHURBAŞKANLIK GÖREV SÜRESİ : 22 MAYIS 1950 – 27 MAYIS 1960

 

1883 yılında Bursa’nın Gemlik ilçesinin Umurbey köyünde doğdu. Bursa’da İpek Meslek Yüksek Okulu ve College Francais de l’Assomption’da eğitim gördü ve memuriyet yaşamına atıldı. Hukuk ve bankacılık alanlarında çalıştı. 1907’de İttihat ve Terakki’nin Bursa’daki gizli kolu olan Küme adlı örgüte girdi. Ardından Cemiyet tarafından İzmir’e gönderildi.

Mütareke döneminde İzmir Müdafaa-i Hukuk-i Osmaniye Cemiyeti’ne girdi. İzmir’in işgali tehlikesi belirince, Galip Hoca takma adıyla zeybek ve köy hocası kılığında bölgeyi dolaşarak işgale karşı propaganda yaptı. İzmir’in işgalinden sonra Aydın’ın geri alınması mücadelesine katıldı. Balıkesir Kongresi kararıyla Akhisar Cephesi Komutanlığına getirildi.

12 Ocak 1920’de toplanan son Osmanlı Mebusan Meclisi’ne Saruhan Sancağı milletvekili olarak katıldı. Millî Mücadele’nin başlaması ile birlikte Anadolu’ya geçerek bu hareketteki yerini aldı. Birinci Büyük Millet Meclisi’nde milletvekili olarak görev alan Mahmut Celal Bey, 1921’de İktisat Bakanı oldu.

Lozan Barış Konferansı’na danışman göreviyle katıldı. 1923 seçimlerinden sonra II. Büyük Millet Meclisi’ne İzmir milletvekili olarak girdi. Mart 1924’te Mübadele, İmar ve İskan Bakanlığına atandı. Temmuz 1924’te bu görevinden istifa etti.

1924 yılında İş Bankası’nın kurulmasında önemli rol oynadı ve 1932’ye kadar genel müdürlüğünü yaptı. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda politika becerisi ve iktisatçı kimliği ile parladı. 1932’de İktisat Bakanlığı’na getirilen Bayar, 1937’ye kadar bu görevde kaldı. Ayrıca 1937–1939 yılları arasında başbakanlık yaptı. Daha sonra siyasî yaşamını İzmir milletvekili olarak sürdürdü.

Çok partili siyasî yaşamın başlaması üzerine 1946 yılında Adnan Menderes, Fuat Köprülü ve Refik Koraltan ile birlikte Demokrat Parti’yi kurdu ve başkanlığa getirildi. Partisinin 1950 seçimlerini kazanmasından sonra 22 Mayıs 1950’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce Türkiye’nin üçüncü cumhurbaşkanı seçildi.

10 yıl boyunca sürdürdüğü bu görevden 27 Mayıs askerî müdahalesi ile 1960 yılında uzaklaştırılan Mahmut Celal Bayar, 15 Eylül 1961’de Yassıada Mahkemesi tarafından idama mahkûm edildi. Cezası daha sonra müebbet hapse çevrilerek Yassıada’dan Kayseri Bölge Cezaevi’ne nakledilen Bayar, 7 Kasım 1964’te rahatsızlığı nedeniyle serbest bırakıldı.

1903 yılında Reşide Hanım’la evlenen ve üç çocuğu olan Celal Bayar 22 Ağustos 1986 günü İstanbul’da vefat etti.

4. CUMHURBAŞKANIMIZ CEMAL GÜRSEL (1895 – 1966)

CUMHURBAŞKANLIK GÖREV SÜRESİ : 27 MAYIS 1960 – 28 MART 1966

 
1895 yılında Erzurum’da doğdu. İlköğrenimini Ordu ilinde yaptı. Daha sonra Erzincan ve İstanbul’da askerî öğrenci olarak eğitim hayatını sürdürdü.

1915–1917 yıllarında Topçu Subayı olarak Çanakkale Savaşlarına katılan Cemal Bey, Filistin ve Suriye cephesinde görev aldı. Kurtuluş Savaşı’nın Batı cephesindeki bütün savaşlarına katıldı.

1929 yılında Harp Akademisi’ni bitiren Gürsel, 1958 yılında Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na atandı. 3 Mayıs 1960’ta bir mektupla silahlı kuvvetlere veda ederek İzmir’e gitti.

27 Mayıs 1960 günü gerçekleştirilen askerî müdahaleden hemen sonra MBK’nın başına getirildi. 28 Mayıs’ta devlet ve hükümet başkanlığı, Türk Silahlı Kuvvetleri Başkomutanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı yetkilerini üstlenerek yeni hükümeti kurdu. Devrik Başbakan Adnan Menderes ve iki bakanının idam edilmesinden sonra yeniden demokratik düzene dönülmesi ve 1961 Anayasası’nın hazırlanmasında önemli rol oynadı. Halkoyuna sunulan ve kabul edilen bu Anayasa gereğince 10 Ekim 1961’de yapılan seçimlerden sonra oluşturulan Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Türkiye’nin dördüncü cumhurbaşkanı seçildi.

1966 yılında başlayan rahatsızlığının, görevini yapmasına engel olacak duruma gelmesi üzerine,TBMM kararıyla cumhurbaşkanlığı görevine son verildi.

1927 yılında Melahat Hanım’la evlenen ve bir çocuğu olan Cemal Gürsel, 14 Eylül 1966’da vefat etti.

5. CUMHURBAŞKANIMIZ CEVDET SUNAY (1899 – 1982)

CUMHURBAŞKANLIK GÖREV SÜRESİ : 28 MART 1966 – 28 MART 1973


1899 yılında Trabzon’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Erzurum, Kerkük, Edirne ve Kuleli Askerî Lisesi’nde yaptı.

Birinci Dünya Savaşı sırasında, 1917 yılında, subay adayı olarak eğitim kampına katıldı. Aynı yıl Filistin cephesinde görev aldı.

1918 yılında Mısır’da İngilizlere esir düştü. Esaretten döndükten sonra, Kurtuluş Savaşı’na katılarak, Güney cephesinde görev aldı. Sonradan Batı cephesinde görevini sürdürdü.

1927 yılında Harp Okulu öğrenimini tamamladı. 1930 yılında Harp Akademisi’ni bitirdi. Silahlı Kuvvetlerde çeşitli görevler alarak 1949’dan itibaren Generallik rütbelerinde hizmet verdi. 1960 yılında Genelkurmay Başkanlığı görevine atandı.

1966 yılında, bu görevinden ayrılarak Cumhurbaşkanlığı kontenjan senatörlüğüne seçildi. Cemal Gürsel’in rahatsızlığı sebebiyle görevden ayrılması üzerine, 28 Mart 1966’da Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Türkiye’nin beşinci Cumhurbaşkanı seçildi. Yedi yıllık görev süresini tamamladıktan sonra 1973 yılında Cumhurbaşkanlığı’ndan ayrıldı. 22 Mayıs 1982 yılında vefat etti.

6. CUMHURBAŞKANIMIZ FAHRİ KORUTÜRK (1903 – 1987)

CUMHURBAŞKANLIK GÖREV SÜRESİ : 6 NİSAN 1973 – 6 NİSAN 1980


1903 yılında İstanbul’da doğdu. 1916 yılında Bahriye Mektebi’ne girdi. 1923 yılında Deniz Harp Okulu’nu, 1933 yılında Deniz Harp Akademisi’ni bitirdi.

Deniz Kuvvetleri’nin çeşitli kademelerinde görev yaptıktan sonra Roma, Berlin ve Stockholm’de Deniz Ataşesi olarak hizmet verdi.

1936’da Montrö Boğazlar Konferansı’na askerî uzman olarak katıldı. 1950 yılında amiralliğe yükseldi. Oramiralliğe kadar çeşitli rütbelerde komuta görevleri yapan Korutürk, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı görevinden 1960 yılında emekli olduktan sonra Moskova Büyükelçiliği’ne atandı. Ardından Madrit Büyükelçiliğine getirildi. 1965’te istifa ederek Türkiye’ye döndü.

1968 yılında Cumhuriyet Senatosu üyesi oldu. 1973 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce Türkiye Cumhuriyeti’nin altıncı cumhurbaşkanı seçildi.

1980 yılında yedi yıllık hizmet süresi tamamlandığından cumhurbaşkanlığı görevinden ayrıldı ve 12 Eylül 1980 askerî müdahalesine kadar Cumhuriyet Senatosu tabii üyeliği sürdü.

1944 yılında Emel Hanım’la evlenen ve üç çocuğu olan Fahri Korutürk, 12 Ekim 1987’de vefat etti.

7. CUMHURBAŞKANIMIZ KENAN EVREN (1918 – )

CUMHURBAŞKANLIK GÖREV SÜRESİ : 9 KASIM 1982 – 9 KASIM 1989


1918 yılında Manisa ilinin Alaşehir ilçesinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini Alaşehir, Manisa, Balıkesir ve İstanbul’da sürdürdü ve Maltepe Askerî Lisesi’nden mezun oldu.

1938 yılında Kara Harp Okulu’nu, 1949 yılında Harp Akademisi’ni bitirdi. Topçu subayı ve Kurmay subay olarak Silahlı Kuvvetler’in çeşitli kademelerinde görev yaptı.

Dokuzuncu Kore Türk Tugayı’nda, önce Harekât ve Eğitim Şube Müdürlüğü; sonradan Kurmay Başkanlığı görevlerinde bulundu. Tuğgeneralliğe yükseldiği 30 Ağustos 1964 gününden itibaren, Silahlı Kuvvetler’in bütün komuta kademelerinde ve üst rütbelerde görevini sürdürerek, Ordu Komutanlığı ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı’ndan sonra, 7 Mart 1978 tarihinde Genelkurmay Başkanlığı’na atandı. Bu görevi sırasında, 12 Eylül 1980 tarihinde yapılan askeri müdahale ile, diğer görevleri yanında Devlet Başkanlığı görevini de üstlendi.

7 Kasım 1982 tarihinde halk oyuna sunulan ve kabul olunan Anayasa ile, Türkiyenin 7. Cumhurbaşkanı olarak göreve başladı. 9 Kasım 1989 tarihinde, görev süresini tamamlayarak Cumhurbaşkanlığı’ndan ayrıldı.

8. CUMHURBAŞKANIMIZ TURGUT ÖZAL (1927 – 1993)

CUMHURBAŞKANLIK GÖREV SÜRESİ : 9 KASIM 1989 – 17 NİSAN 1993


1927 yılında Malatya’da doğdu. 1950 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Elektrik Mühendisi olarak mezun oldu. 1952 yılında A.B.D’ne giderek ekonomi tahsili gördü. Türkiye’ye döndükten sonra Elektrik İşleri Etüd İdaresi Genel Müdür Yardımcısı oldu ve Türkiye’nin elektrifikasyonu ile ilgili projelerde çalıştı.

1961-62 yılları arasında askerlik hizmetini Milli Savunma Bakanlığı Bilimsel Danışma Kurulu üyesi olarak ifa etti ve Devlet Planlama Teşkilatı’nın kurulmasına katkıda bulundu. Bu sırada, Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nde ders de verdi.

Bir süre Başbakanlık Teknik Uzmanlar Kurulu Üyesi olarak çalıştı ve 1967-71 yılları arasında da Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı görevini yürüttü. Ekonomik Koordinasyon Kurulu, Para ve Kredi Kurulu, RCD Koordinasyon Kurulu ve AET Koordinasyon Kurulu başkanlıklarında bulundu.

1971-1973 tarihleri arasında Dünya Bankası’nda danışman olarak çalıştı. Türkiye’ye döndükten sonra çeşitli sınai kuruluşlarda çalıştı ve 1979 yılı sonlarına doğru Başbakanlık Müsteşarı olarak atandı. Aynı dönemde Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı görevini de vekaleten yürüttü.

12 Eylül 1980 müdahalesinden sonra kurulan hükûmete ekonomik işlerden sorumlu Başbakan Yardımcısı olarak atandı. 1982 yılında bu görevinden istifa etti. 1983 yılında Anavatan Partisi’ni kurdu ve aynı yıl yapılan genel seçimlerde partisinin başarılı olması üzerine hükûmeti kurmakla görevlendirildi ve böylece Türkiye’nin 19. Başbakanı oldu. 1987 yılında yapılan seçimler sonrasında tekrar hükûmet kurdu ve başbakan olarak görev yaptı.

31 Ekim 1989’da TBMM tarafından Türkiye Cumhuriyeti’nin 8.Cumhurbaşkanı olarak seçildi ve 9 Kasım 1989 tarihinde bu görevine başladı.

17 Nisan 1993 tarihinde geçirdiği bir rahatsızlık sebebiyle görevi sırasında vefat etti.

9. CUMHURBAŞKANIMIZ SÜLEYMAN DEMİREL (1924 – )

CUMHURBAŞKANLIK GÖREV SÜRESİ : 16 MAYIS 1993 – 16 MAYIS 2000


1924’te Isparta’nın Atabey ilçesine bağlı İslamköy’de doğdu. İlköğrenimini doğduğu köyde, ortaokul ve liseyi Isparta ve Afyon’da bitirdi. Şubat 1949’da İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi’nden mezun oldu. Aynı yıl Elektrik İşleri Etüd İdaresi’nde göreve başladı.

Sulama ve elektrik konularında araştırma yapmak üzere ABD’ye gönderildi.

1954 yılında Devlet Su İşleri Barajlar Dairesi Başkanlığı’na, 1955 yılında da Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü’ne atandı. 1960–1962 yıllarında serbest müşavir ve mühendis olarak çalıştı. Orta Doğu Teknik Üniversitesinde öğretim görevlisi oldu.

Siyasî yaşamına, 1962 yılında, Adalet Partisi Genel İdare Kurulu üyeliği ile başladı. 28 Kasım 1964’te bu partiye genel başkan seçilmesinin ardından, kurulmasını sağladığı ve Şubat-Ekim 1965 aylarında görev yapan koalisyon hükûmetinde Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı olarak görev aldı.

10 Ekim 1965 genel seçimlerinde Isparta Milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne girdi ve seçimlerde Adalet Partisi’nin tek başına iktidar olması üzerine Türkiye’nin 12. Başbakanı olarak hükûmeti kurdu. Süleyman Demirel 4 yıl süren bu hükûmetten sonra 1969, 1970, 1975, 1977 ve 1979 yıllarında 5 kez daha hükümet kurdu.

12 Eylül 1980’de gerçekleşen askerî müdahale üzerine görevden uzaklaştırıldı ve yedi yıl yasaklı olarak siyaset dışı kaldı. 6 Eylül 1987’de yapılan halk oylaması ile siyasî yasaklar kaldırılınca Süleyman Demirel 24 Eylül 1987’de Doğru Yol Partisi Genel Başkanlığı’na seçildi. 29 Kasım 1987’de yapılan genel seçimlerde Isparta milletvekili olarak yeniden TBMM’ye girdi. 20 Ekim 1991’de yapılan genel seçimler sonrasında Doğru Yol Partisi ile Sosyaldemokrat Halkçı Parti’nin oluşturduğu 49. Hükûmet’te başbakan olarak görev aldı.

16 Mayıs 1993’te, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Türkiye’nin 9. Cumhurbaşkanı seçildi. Demirel, 16 Mayıs 2000 günü görev süresini tamamlayarak cumhurbaşkanlığından ayrıldı.

1948 yılında Nazmiye Hanımla evlendi.

10. CUMHURBAŞKANIMIZ AHMET NECDET SEZER (1941- )

CUMHURBAŞKANLIK GÖREV SÜRESİ : 16 Mayıs 2000 – 28 Ağustos 2007

1941’de Afyon’da doğdu. 1958 yılında Afyon Lisesi’ni, 1962’de Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Aynı yıl Ankara’da hâkim adayı olarak göreve başladı. Askerliğini Kara Harp Okulu’nda yedek subay olarak yaptı.

Sezer, sırasıyla Dicle ve Yerköy Hâkimlikleri ile Yargıtay Tetkik Hâkimliği görevlerinde bulundu. Medeni Hukuk alanında 1977-1978’de Ankara Hukuk Fakültesi’nde yüksek lisans öğrenimi yaptı.

1983’te Yargıtay üyeliğine seçildi. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Üyesi iken Yargıtay Genel Kurulu’nca belirlenen üç aday arasından cumhurbaşkanı tarafından 1988’de Anayasa Mahkemesi asıl üyeliğine atandı. Sezer, Anayasa Mahkemesi Kurulu’nca da 6 Ocak 1998’de Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’na seçildi.

5 Mayıs 2000’de Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Türkiye’nin onuncu cumhurbaşkanı olarak seçildi. 16 Mayıs 2000’de başladığı görevini 28 Ağustos 2007 tarihinde tamamladı.

1964 yılında Semra Hanım’la evlenen Ahmet Necdet Sezer üç çocuk babasıdır.

11. CUMHURBAŞKANIMIZ ABDULLAH GÜL (1950 – )

CUMHURBAŞKANLIK GÖREV SÜRESİ : 28 Ağustos 2007 – …

29 Ekim 1950’de Kayseri’de doğdu. Öğrenimini Kayseri Lisesi ve İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde yaptı. Aynı fakültede başladığı doktora çalışmaları için iki yıl İngiltere’de kaldı ve 1983’te İstanbul Üniversitesi’nden Doktor unvanı aldı. Sakarya Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü’nün kuruluşunda çalıştı ve aynı bölümde ekonomi dersleri verdi. 1991’de uluslararası ekonomi dalında Doçent oldu.

1983-1991 yılları arasında merkezi Cidde’de olan İslam Kalkınma Bankası’nda ekonomist olarak çalıştı.

1991 – 2007 yılları arasında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde beş dönem Kayseri Milletvekili olarak hizmet verdi.

1991 – 1995 yılları arasında TBMM’de Plan ve Bütçe Komisyonu üyeliği yaptı.

1991 – 2001 yılları arasında Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi üyesi olarak Konsey’in Kültür, Tüzük, Siyasi ve Ekonomik Kalkınma komitelerinde çalıştı.

1995 – 2001 yılları arasında TBMM’de Dışişleri Komisyonu’nda üye olarak görev yaptı.

1996’da kurulan 54. Hükümet’te Devlet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü olarak görev aldı.

2000 yılında Yenilikçi Hareket’e liderlik etti ve Fazilet Partisi Kongresi’nde genel başkan adayı oldu.

2001’de Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kuruluşunda rol alan öncülerden oldu. Siyasî ve Hukukî İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olarak görev yaptı.

2001 – 2002 yılları arasında NATO Parlamenterler Meclisi üyeliği yaptı.

2002’de Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde 10 yıl aralıksız sürdürdüğü başarılı çalışmalarından dolayı kendisine “Pro merito” madalyası ve “Sürekli Onursal Üye” unvanı verildi.

18 Kasım 2002’de Başbakan olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin 58. Hükümeti’ni kurdu.

2003 – 2007 yılları arasında 59. Hükümet döneminde Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı olarak görev yaptı.

28 Ağustos 2007 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Türkiye’nin onbirinci Cumhurbaşkanı olarak seçildi.

Abdullah Gül’ün Bulgaristan Burgaz Hür (2003), İngiltere Exeter (2005), Azerbaycan Bakü Devlet (2007) ve Romanya Dimitrie Cantemir Hıristiyan Üniversiteleri (2008) tarafından verilen fahri doktoraları bulunmaktadır.

Hayrünnisa Gül ile evli olan Abdullah Gül, Ahmet Münir, Kübra ve Mehmet Emre adlı üç çocuk babasıdır.

Ailesi

Abdullah Gül 29 Ekim 1950 tarihinde Orta Anadolu’nun en önemli ticaret kenti sayılan Kayseri’de doğdu. Ailenin soyağacı 1200’lü yıllara dayanmaktadır. Gül soyadı, Selçukluların Kayseri’de yaptırdığı Gülük Camii’nin ilk imamlarından olan atalarından gelmektedir. İstiklal Savaşı Gazisi olan dedesi Hayrullah Efendi ticaretle uğraşmıştır. Annesi Adviye Gül, kentin köklü Satoğlu ailesine mensup şair ve öğretmen bir babanın kızıdır. Kayseri’nin ilk sanayi tesisi sayılan Tayyare Fabrikası’nda ustabaşı olarak çalışan babası Ahmet Hamdi Gül, sosyal hayata katkılarıyla çevresinde tanınan ve sevilen bir kişidir. Aile çok sayıda öğretim üyesi, şair, yazar ve bürokrat yetiştirmiştir. Emekliliği sonrası 1972’de kendi işyerini kuran Ahmet Hamdi Gül, halen sanayi alanında faaliyet göstermektedir; bir kız, bir erkek evladı daha vardır.

Eğitim ve Çalışma Hayatı

Abdullah Gül, Kayseri Gazi Paşa İlkokulu, Nazmi Toker Ortaokulu ve birçok ünlü ismi yetiştiren Kayseri Lisesi’ni bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ne girdi.

Gül’ün üniversitede okuduğu yıllar Türkiye’de öğrenci hareketlerinin en yoğun olduğu dönemdi. Fakülte yıllarında öğrenci hareketlerinde aktif yer aldı. O dönemin önde gelen öğrenci derneklerinden Milli Türk Talebe Birliği’nde (MTTB) öğrenci liderleri arasında yer aldı, mitinglere katıldı, dergi ve yayınlara katkıda bulundu. O yıllarda edindiği tecrübe ve arkadaşlıklar, Abdullah Gül üzerinde hayat boyu sürecek izler bıraktı.

1974 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nden mezun olan Abdullah Gül, aynı fakültede başladığı doktora çalışmasını 1983’te tamamladı. Doktora çalışmaları sırasında lisan öğrenmek ve teziyle ilgili araştırmalar yapmak üzere gittiği Londra ve Exeter’de iki yıl kaldı.

Akademik çalışmalarını sürdürürken Sakarya Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü’nün kuruluşunda görev aldı ve beş yıl boyunca mühendis adaylarına ekonomi dersleri verdi.

1983 yılında İslam Kalkınma Bankası’nda ekonomist olarak çalışmak üzere Cidde’ye gitti. Ailesiyle birlikte 8 yıl Cidde’de yaşadı. Görevi sebebiyle edindiği deneyim ve değişik ülkelere yaptığı seyahatler ona farklı coğrafyalardaki ülkelerin ekonomik, siyasi ve sosyal yapılarını yakından gözlemleme imkanı sundu.

1991 yılında uluslararası ekonomi dalında Doçent unvanı aldı.

Siyasi Hayatı

Abdullah Gül’ün siyasi hayata girişi planlı bir adım sonucu olmadı. 1991 yazında yıllık iznini geçirmek üzere geldiği memleketi Kayseri’de, hemşerileri kendisine siyasete atılması ve ülkesine milletvekili olarak hizmet etmesi teklifinde bulundular. Katıldığı ilk seçimde Refah Partisi’nden milletvekili seçildi. O günden başlayarak Cumhurbaşkanı seçildiği güne kadar beş dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Kayseri milletvekili olarak yer aldı.

Milletvekilliği dönemi kendisine hem ülkeyi hem de dünyayı daha iyi tanıma fırsatı sağladı. İlk dönemde (1991-1995) Plan ve Bütçe Komisyonu, ikinci dönemde (1995 – 1999) Dışişleri Komisyonu üyesi olarak görev yaptı. 1991’den itibaren Avrupa Konseyi’nde Türkiye’yi temsil eden parlamenterler arasında sürekli yer aldı. 2001 ve 2002 yıllarında NATO Parlamenterler Meclisi üyeliği yaptı.

Demokrasi ve insan haklarının beşiği sayılan Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde çeşitli komitelerde aktif olarak görev aldı ve yakın arkadaşlıklar kurdu. Buradaki on yıllık tecrübesi Abdullah Gül’ün Konsey’in demokrasi ve insan hakları standartlarının Türkiye için vazgeçilmez olduğu inancını pekiştirdi ve Türkiye’nin Avrupa Birliği yolundaki reformlarının gerçekleştirilmesinde büyük etkisi oldu. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’ndeki başarılı çalışmalarından ötürü kendisine 2002 yılında “Pro merito” Madalyası ve “Sürekli Onursal Üye” unvanı verildi.

Abdullah Gül 1996 yılında kurulan 54. Hükümet’te Devlet Bakanlığı ve Hükümet Sözcülüğü yaptı. Bu dönemde görev alanına giren Türk Dünyası ile ilişkileri geliştirmek için yoğun çaba sarf etti.

Türkiye’nin ciddi siyasi sıkıntılar yaşadığı bir dönemde, yakın siyaset arkadaşlarıyla birlikte partisi içerisinde yeni bir akımın başlamasına öncülük etti. ‘Yenilikçi Hareket’ diye adlandırılan bu akımın öncüsü olarak 2000 yılında yapılan Fazilet Partisi Büyük Kongresi’nde Genel Başkanlık için aday oldu. Seçimi çok az bir oy farkıyla kaybetmiş olmasına rağmen, aldığı netice tüm siyasi çevrelerce büyük bir başarı olarak değerlendirildi. Kendi değerlerine sahip çıkarak dünyayla bütünleşmeyi hedefleyen, demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğünü benimseyen bir oluşum olarak algılanan Yenilikçi Hareket, Türk siyasetine büyük heyecan getirdi. Bu siyasi çizgi 2001 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kurulmasıyla neticelendi.

Abdullah Gül 3 Kasım 2002’de yapılan genel seçimlerin ardından 18 Kasım’da Başbakan olarak 58. Cumhuriyet Hükümeti’ni kurdu. Kısa Başbakanlık döneminde Irak, Kıbrıs gibi zor meselelerle yüzleşti, ekonomide Acil Eylem Planını uygulamaya koydu. Irak krizi sırasında önemli bir işlev gören Irak’a Komşu Ülkeler Süreci’nin başlamasına öncülük etti.

14 Mart 2003’te kurulan 59. Cumhuriyet Hükümeti’nde Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olarak görev aldı. Aynı zamanda Terörle Mücadele Yüksek Kurulu, Reform İzleme Grubu ve Avrupa Birliği Müzakere Heyeti Başkanlığı görevlerini yürüttü.

Abdullah Gül’ün Dışişleri Bakanlığı döneminde Avrupa Birliği reform süreci hızlandırıldı ve 3 Ekim 2005’te Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılım müzakereleri resmen başladı. Hem Batı dünyası hem de Türk ve İslâm Dünyası’yla ilişkiler geliştirildi, komşu ülkelerle dostluk bağları takviye edildi ve uluslararası kuruluşlarda aktif görevler üstlenildi.

Abdullah Gül’ün Dışişleri Bakanı sıfatıyla Mayıs 2003’te Tahran’daki İslam Konferansı Örgütü Dışişleri Bakanları Toplantısı’nda yaptığı ve İslam dünyasına reform çağrısında bulunduğu konuşma, hem Doğu’da hem de Batı’da büyük yankı uyandırdı.

24 Nisan 2007 tarihinde Cumhurbaşkanlığına aday olan Abdullah Gül, seçim sürecinin yarıda kalması ve TBMM’nin erken seçim kararı alması üzerine 22 Temmuz 2007’de beşinci kez Kayseri milletvekili seçildi. Yeni Meclisin önündeki ilk gündem maddesi olan Cumhurbaşkanlığı seçimi için tekrar aday oldu.

Abdullah Gül, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 28 Ağustos 2007 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti’nin onbirinci Cumhurbaşkanı seçildi.