Kategoriler
GÜNCEL

AÖF Sınavda Geçerli Kimlik Kartı Nasıl Çıkartılır?

Açıköğretim bürolarındaki yoğunluk nedeniyle, öğrenci kimlik kartını çıkartamayanlar veya bu yılki pul ile kartlarının geçerlilik sürelerini uzatamayanlar için, geçici kimlik kartı uygulaması başlatıldı. Bu uygulamadan yararlanmak için bu ogrenci.anadolu.edu.tr adresine girerek sağ üstteki kısımdan kimlik kartınızı çıkartablirsiniz. Giriş için Burayı tıklayınız.

Kategoriler
BİLGİSAYAR TEKNOLOJİ

Ücretsiz PDF bölme Programı PDFTK Nasıl Kullanılır? Resimli Anlatım

Ücretsiz pdf keme programı pdftk programını www.uzmanportal.com dan temin edebilirsiniz. Peki bu proram nasıl kullanılır? Sizin için resimli anlatım dosyası oluşturduk.

Kategoriler
GÜNCEL

Akıllı Telefonlarda Batarya Ömrü Nasıl Uzatılır? iphone ve Android telefonlarda Pil Ömrü Uzatma Yolları

“Telefonun bataryası çabuk bitiyor ne yapmalıyım?” Diyorsanız;
Akıllı Telefonlarda Pil Nasıl Verimli Kullanılır ?
Gelişen sosyal medya kullanıcıları daha çok bilgisayar başında tutmakta veya akıllı telefon almaya itmektedir. Hal böyle olunca üretici firmalar bu ihtiyaca uygun telefonlar geliştiriyorlar ve kısa sürede normal teledon piyasasını tamamen değiştirdiler. Kullanıcıların akıllı telefonlardan duyduğu en büyük memnunsuzluk kısa süren batarya ömrü oluyor. Aslında bu sorunu birkaç önlem ile giderebilirsiniz. Uzmanportal.com olarak sizler için araştırdık:

Telefonunuzu genelde şarj ederken batarya ömrünün yüzde 10 veya altına inmesi sizi aldatmasın. Eğer cihazınızı şarj edecek bir nokta varsa yüzde 80 veya yüzde 70 gibi bataryanın tam doluma yakın olduğu zamanlarda cihazınızı şarh etmeye çalışın. Zira şarjınız dibe vurduğunda onu şarj etmeye başlarsanız, batarya şarj olmak için daha fazla uğraşacak bu da batarya ömrünü yıldan yıla azaltacaktır.

Elinizden geldiğince titreşim özelliğini kapalı tutmaya çalışın. Özellikle sık sık çağrı alıyorsanız batarya ömrünün kayda değer uzadığını fark edeceksiniz.Çünkü titreşim motoru pili gerçekten çok harcıyor.

Kullanmadığınız gereksiz gördüğünüz uygulamaları kapatmayı deneyin. Bu sayede telefonlar hem hızlanıyor hem de sık şarj etme derdinden kurtuluyor.Ayrıca göz kalabalıklığı da yapmıyor.

İnterne kullanmanız gerekmediği durumlarda WiFi ve 3G ağ bağlantılarını kapatın.Böylece hem pilden tasarruf hemde güvenlik sağlamış olursunuz.

Gereksiz yere yüksek parlaklıklı ekran kullanmayın.Ekran parlaklığını düşüşerek de batarya ömrünü artırabilmeniz mümkün.

Telefonunuzu kilitlemeyi unutmayın. Kendi kendine cebinizdeyken aktive olan telefonunuzun haberiniz olmadan şarjı azalabilir.

Telefonunuzu sıcak ortamda tutmaktan kaçının. Elektronik cihazlar sıcağı pek sevmezler. Aşırı sıcak ise batarya ömründe kayda değer bir azalmaya neden olur. Bu nedenle cihazınızı güneşin altına veya aşırı sıcak bir ortama koymamaya dikkat etmelisiniz.

Kategoriler
Genel Kültür

Kredi Dosya Masrafı İadesi Dilekçesi İndir, Dilekçesi Nasıl Hazırlanır?

Yıllardır vaandaşımız bankalardan aldıkları kredilere onlarca faiz ödemesi yetmiyormuş gibi bir de dosya masrafı adı altında yüzlerce lira para kaybetti. Sonunda yargı olaya el koydu ve dosya masrafı adı altında vatandaştan alınan dosya masraflarının iade edilmesine karar verildi. Bu hükümle vatandaşlarımız son 10 yılda kullandıkları kredilerin masraflarını gerekli merciilere başvurarak geri alabilecekler.

Hükümet Tüketici Kanun Taslağı’yla bankaların aldığı masrafların kaldırılması için düğmeye basmıştı. Taslak kredi kartı aidatı, hesap işletim ve dosya ücreti gibi 31 farklı kategoride alınan ücretlerin kaldırılmasını öngörüyor. Yargıtay da zaten kredi kullanılırken vatandaştan alınan dosya masrafının haksız olduğuna karar vermiş, 10 yıl geriye dönük ödenmesine hükmetmişti.

1. BANKAYA VERİLEN DİLEKÇEYİ İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN
2. İLÇE HAKEM HEYETİNE VERİLMESİ GEREKEN DİLEKÇE

Yukarıdaki dilekçeleri doldurarak ilgili makamlara göndermeniz ve takip etmeniz gerekmektedir.

Kategoriler
DİN Genel Kültür

Berat Kandilinde Ne Yapılır? Berat Kandilinde Nasıl Dua Edilmeli?

Yine Mübarek bir gecede biz müminlere bir kurtuluş fırsatı daha. İnşallah Bu gece hürmetine Allah Bizi de kurtuluşa erenlerden eyler. Peki nedir onu bu kadar önemli kılan nedir? işte Berat gecesini uzmanportal olarak sizler için araştırdık. Berat gecesi, Şaban ayının 15. gecesidir. Tefsirlerde Kur’an-ı kerimin, Levh-il-mahfuza bu gece indirildiği bildirilmektedir. Âyet-i kerimede mealen buyuruluyor ki:
(Apaçık olan Kitab’a andolsun ki, biz onu [Kur’anı] mübarek bir gecede indirdik. Elbette biz insanları uyarmaktayız.) [Duhan 2,3]

Bu geceyi ganimet bilmeli, tevbe istiğfar etmeli, kaza namazı kılmalı, Kur’an-ı kerim okumalı, bilhassa ilim öğrenmelidir. En kıymetli ilim, doğru yazılan ilmihal bilgileridir.

Peygamber efendimiz Berat gecesinde, (Allahümmerzuknâ kalben takıyyen mineşşirki beriyyen lâ kâfiren ve şakiyyen) duasını çok okurdu.

Hazret-i Âişe validemiz, (Ya Resulallah, Allahü teâlâ seni günah işlemekten muhafaza buyurduğu halde, neden Berat gecesinde çok ibadet ettin?) diye sordu. Peygamber efendimiz buyurdu ki:
(Şükredici kul olmayayım mı? Bu yıl içinde doğacak her çocuk, bu gece deftere geçirilir. Bu yıl içinde öleceklerin isimleri, bu gece özel deftere yazılır. Bu gece herkesin rızkı tertip olunur. Bu gece herkesin amelleri Allahü teâlâya arz olunur.) [Gunye]

İşte BERAT KANDİL DUASI

Euzü billahi mine’ş-şeytani’r-racîm Bismillahi’r-rahmani’r-rahîm Ey Bizleri varlığa erdiren, Var olmadaki sonsuz zevki gönüllerimize duyuran, Güzeller Güzeli Rabbimiz! Sana sonsuz hamd ü senalar olsun. Kainatın İftihar Tablosu peygamber efendimize Sonsuz salât ü selam olsun. Gufranla ufkumuzda tüllenen şu mübarek berat ve gufran gecesinde bir kere daha dergâh-ı ilahînin önünde el açıp yalvarıyoruz:
1. YA İLAHE’L-ALEMİN! Bize verdiğin isteme duygusu ve istenenleri vereceğin inancıyla rahmetinin vüs’ati genişliğindeki kapına dayanıyor, şu mübarek berat gecesinde bir kere daha hâlimizi arz etmek istiyoruz. Hâlimiz Sana ayan, söyleyeceklerimiz bildiklerinin bir kısmını beyan. Beklediğimiz asırlardan beri bizi kıvrım kıvrım kıvrandıran dertlerimize derman.. icabet buyur ey Rahîm ü Rahmân!
2. EY ÇARESİZLER ÇARESİ! Senin dualara icabet etme mecburiyetin yoktur; ama bizim ona ihtiyacımız hissettiklerimizden de çoktur. Bütün dileklerimizi kabul buyur ve bunları kabulünü vicdanlarımıza duyur; aç ve yalnızlıkla tir tir titreyen kalblerimizi iman ve itminanla doyur. Ciddi bir yol almış sayılmasak da yıllar var hep yollardayız. Ufkumuz gam ve kederle tülleniyor. Önümüzdeki engebeler beşer takatini aşkın görünüyor. Ümmet-i Muhammed (aleyhissalatü ve’t-teslîmât) perişan, derbeder ve ızdırap içinde… Müslümanlık gelenek ve göreneklerin darlığına mahkum… İbadet ü tâat kültür televvünlü… Duygular, düşüncelere emanet… Mücadelelerin esası da çıkarlar, menfaatler, ırkî mülahazalara dayalı. Sen bizlere çıkar yol lutfeyle ya rabbi!
3. YA RAB! Önümüzdeki şu upuzun hayat yolculuğunda, bizi kendi idrak ve ihsaslarımızın darlığıyla başbaşa bırakma; akıllarımızı inhiraf ve sürçmelerden, nefislerimizi cismânîliğin baskılarından, gönüllerimizi de hevâ ve heveslerin öldürücü oklarından sıyanet eyle. Kapının kullarını; ilimde kibir u gururdan, ibadette riya ve gafletten ve duygularına renk attıran ülfetten koru. Senin yolunda yürüyor gibi görünüp Senden uzaklaşmak, kurbet atmosferinde içiçe firkat yaşamak, hep rızadan söz edip gazap arkasından koşmak ne acıdır! Sen bizi kazanç yolu sanılan bu tür haybet vadilerinde ömür tüketmekten muhafaza buyur ya Rabbi.
4. EY GÜNAHLARI BAĞIŞLAYAN! Şu mübarek gece hürmetine Bizleri bağışla, öyle bir dünyada hayata gözlerimizi açtık ve öyle bir alemde yaşıyoruz ki, önümüzde tuzak, arkamızda tuzak; uğrayıp geçtiğimiz her yerde nefis, şeytan ve aynı takımdan binlerce ifrit ağını germiş av bekliyor; yol boyu yüzlerce fitne ocağı ve isi-dumanı gelip sinelerimize oturuyor. İnayetine ihtiyacımız açık, çaresizliğimiz her halimizden belli; bizleri yara-bere almadan hedefe ancak Sen ulaştırabilir ve bu güne kadar elli defa çatlamış, kırılmış ruh dünyamızı da ancak Sen tamir edebilirsin. İçimizi Sana döküyor, kusurlarımızı Sana açıyor ve bize yeniden insan olma yollarını göstermeni diliyoruz ya Rabbi!
5. EY KENDİSİNE YÜKSELEN ELLERİ BOŞ ÇEVİRMEYEN! Bir süre ayrı düştükten sonra dönüp Sana gelenleri kovmayacağını vadediyorsun. Sana yönelenlere hep “Gelin, gelin” diyorsun. Ey Rab! Böyle emekleye emekleye sürünmeyi de gelme kabul edeceksen, müsaade buyur “Biz de geldik” diyelim. Geldik ve Sana, yolların amansızlığını, nefis, şeytan ve hevânın imansızlığını, bizim de dermansızlığımızı şikayet ediyoruz.
Bilhassa, her zaman hatalara açık duran, mâsiyetlere meyyal bulunan ve ululuğuna karşı hep saygısız davranan, serkeş nefsimizi Sana şikayet ediyoruz. Sen bizleri nefsin ve şeytanın şerrinden muhafaza buyur ya rabbi! Bizleri büyük-küçük hatalardan, günahlardan ve emirlerine karşı isyan kokan tavır ve davranışlardan arındır.. ya Rabbi lisanlarımızı yalandan, gıybetten, Senin sevmediğin, hoşnut olmadığın bütün kirli sözlerden temizle. Kalblerimizi gösterişten ve iki yüzlülükten muhafaza buyur ya Rabbi! Her hal ve tavrımızı rızan istikametinde eyle.. Niyetlerimizi ihlaslı kıl ve bize lütfettiğin bütün şeylerde de bereket ihsan eyle ya Rabbi!
6. EY TALİHSİZLERİN SIĞINAĞI, EY ÂCİZLERİN GÜÇ KAYNAĞI, EY DERTLİLERİN TABİBİ VE EY YOLDA KALMIŞLARIN YOL GÖSTERENİ! Şu anda duygularımız derbeder, davranışlarımız ahenksiz, ruhlarımız kirli, ayaklarımız titrek, ellerimiz mefluç, çoğumuz itibarıyla ümitlerimiz sarsık, havalar boz-bulanık, mağripler hicranla tül tül, maşrıklar lütfuna kalmış… İşte böyle bir dağınıklık içinde Sana geldik. Böyle gelenlerin ilki değiliz, sonuncusu da olmayacağız. Rahmetin, bu garip pişmanların ümit kapısı, bizler de bu kapının önündeki liyakatsiz dilenciler. Şimdiye kadar gelip Senin kapında ihtiyaç izhar edenlerden boş dönen hiç olmamış; hiçbir kaçkın ve pişman da o kapıdan kovulmamıştır. O kapı Senin kapın, onun başkalarından farkı da her gelene affındır. Bizi hilm ü silminle güçlendir. Zalimlere de varlığını duyur.
7. EY HER DUADA BULUNANA İCABET EDEN ULULUK TAHTININ SULTANI! Şu mübarek berat gecesinde binler, yüz binler Senin karşında divan durarak ellerimizi Sana açıyor ve külliyet kesbetmiş niyaz edalı soluklarımızla, kullarına her zaman açık bulunan, hiç olmazsa aralık duran rahmet desenli kapının tokmağına inleyerek dokunuyor ve “Biz geldik” diyoruz.
Herkesi ve her şeyi görüp gözettiğine, her sese ve herkese merhamet ettiğine gönülden inanarak kaçkınlığımızı muvakkat dahi olsa görmüyor, günahlarımızı af çağlayanların içinde tasavvur ediyor, karıştırdığımız haltlara değil, Senin afv u safhına bakıyor ve ümitlerimizi ona bağlıyoruz; Enîsimiz Sen isen, çevrenin vahşetinden bize ne! Her yanda şeytan ve avenesi içten içe homurdanıp duruyorlarmış, Sen bizimle olduktan sonra ne ifade eder ki!
8. EY YÜCELER YÜCESİ! Sen biliyorsun, biz de bunun farkındayız; ömrümüzün hasenât kefesi bomboş, pek çoğumuz itibarıyla bir ihlâs bezginliği içindeyiz. Çoğumuz gafil, bedbin, dünsüz-yarınsız sefil birer hâlzede gibi aktüalite ile iç içeyiz. Her hâlimizde âlâyiş, gösteriş, köpük köpük hevâ ve heves; sürekli zevk u sefâya, makama, mansıba, şöhrete, şana ve dünyevî hülyalara oynuyoruz.Yığınların rüya ve hülyalarıekonomive refah; taptıkları da dolar, dinar ve euro. Ruhlar meflûç, kalbler kötürüm, basîret âmâ, düşünceler kirli, davranışlar da tam buna göre…
Gece ve gündüz gibi iki yüzlü yaşıyoruz, ak görünüyor kapkara davranıyoruz; idare ve siyaset deyip hem ışık türküleri söylüyor hem de karanlık ağıtları mırıldanıyoruz. Devirlere, dönemlere göre renkten renge giriyor, bukalemunları şaşırtacak mârifetler (!) sergiliyor ve aldatmayı beceri kabul ediyoruz.
9. EY RAB! Ellerimiz-ağızlarımız, gözlerimiz-kulaklarımız, dillerimiz-dudaklarımız yaratılış gayelerinden fersah fersah uzak ve âdeta nankörlüğe kilitli; eller memnû meyvelerde, ağızlar harama açık duruyor; gözler başkalarının kusur müfettişi.. yalan revaçta, hıyanet âdiyattan bir şey, hakkın ismi var sadece; adalet “sayyâd-ı bîinsaf”ların hazırladığı kapanların önüne saçılmış birkaç dane gibi bir şey; vefa Kafdağı’nın arkasında, ahde hürmet unutulup da bir köşede kalmış; buna karşılık haksızlık firavunları utandıracak dorukta. Makam sevgisi, şöhret hissi, rahat etme düşüncesi, tenperverlik duygusu boyunlarımızda âdeta çelikten bir kement; her biri birer gayya olan bu duygulardan bir türlü kurtulamıyor ve mahiyet-i nefsü’l-emriyemize göre kendimiz olamıyoruz. Dünya ve ukbâ kazancı adına ne ciddî bir hesap ne de tutarlı bir plâna sahibiz.
Kazançlar kuşağında sürekli kaybediyoruz; kaybederken de muhtemel daha kötü durumlarla teselli olmaya çalışıyoruz. Zamanı suçlama, şartlara lânetler yağdırma da ayrı bir avunma yolu. Bütün bunlara rağmen ya Rab! , bizi bize bırakmaman en büyük dileğimiz. Kendimiz edip kendimiz bulsak da, rahmetin, istihkaklarımıza lütuf televvünlü haklar bahşedecek vüs’atte. Sen bizlere lütfunla muamelede bulun ya Rabbi! Dua edenlere cevap veren Sen, ızdırapları dindirip ihtiyaçları gideren Sen, devrilenleri kaldırıp doğrultan Sen, çatlayıp kırılanları sarıp-sarmalayıp tedavi eden de Sensin! Senden ayrı kalışımız ruhumuza renk attırdı; nefsânîlik ve gaflet, ibadetlerimizin mânâ ve özünü alıp götürdü; samimiyetsizlik dualarımızın kolunu-kanadını kırdı. Sinelerimiz bomboş, düşüncelerimiz tutarsız, kalbî ve ruhî hastalıklarımız bizi yere sermek üzere..
Var eden Sensin, yok eden de Sen; uzak tutan Sensin, yaklaştıran da Sen; Sen bizi biz etmeseydin biz bu duyduklarımızı duyamaz ve bize imanın neş’esini tattırmasaydın şu söylediklerimizi mırıldanamazdık. Verdiklerin vereceklerinin referansı; diliyor ve dileniyoruz, bize yakınlığını duyur ve benliğimizde Sana karşı yaklaşma heyecanları uyar.
10. EY RAB! Elimizden tut, dostlarının yüzüne baktığın gibi bize de rahmetinle teveccühte bulun.. iç dünyamızı varlığının ziyasıyla nurlandır ve bizi Sensizliğin zulmetlerinden, zindanlarından halâs eyle; halâs eyle ve eşiğine baş koymuş kapının şu sadık kullarını yalnız bırakma. Senden kalblerimize ışık, iradelerimize güç, düşüncelerimize istikamet, niyetlerimize de hulûs istiyoruz. Bizleri iç dünyamızla yeniden inşa ederek ruhlarımıza ahsen-i takvîm sırrını duyur.
11. EY AFFI TECZİYESİNİN ÖNÜNDE RAHMET TAHTININ SULTANI! Kelb kabilesinin koyunlarının tüyleri sayısınca günahkarın affedileceği bu mukaddes berat gecesinde bizleri de bağışla, öyle bir dünyada hayata gözlerimizi açtık ve öyle bir âlemde yaşıyoruz ki, önümüzde tuzak, arkamızda tuzak; uğrayıp geçtiğimiz her yerde nefis, şeytan ve aynı takımdan binlerce ifrit ağını germiş av bekliyor; yol boyu yüzlerce fitne ocağı ve isi-dumanı gelip sinelerimize oturuyor.
İnayetine ihtiyacımız açık, çaresizliğimiz her hâlimizden belli; bizleri yara-bere almadan hedefe ancak Sen ulaştırabilir ve bugüne kadar elli defa çatlamış, kırılmış ruh dünyamızı da ancak Sen tamir edebilirsin. İçimizi Sana döküyor, kusurlarımızı Sana açıyor ve bize yeniden insan olma yollarını göstermeni diliyoruz.
Ey yüceler yücesi! Efendimiz Hazreti Muhammed’e, Muallâ aile efradına ve bütün ashab-ı güzînine salât u selam ederek bunları Senden dileniyoruz; dualarımızı kabul buyur ya rabbi!
Amin amin amin!

Kategoriler
Genel Kültür SAGLIK

Hastene Randevu Girişi Sistemi, Nasıl Randevu Alınır Resimli Anlatım

Artık Sağlık bakanlığına bağlı bütün hastanelere tek bir internet sitesinden online randevu alabilirsiniz. Yada Alo 182 Hastane Randevu Merkezinden de randevu alabilirsiniz. Sizlere bu yeni sisteme nasıl giriş yapacağınızı resimli olarak anlattık. Böylece ilk defa gireceğiniz bu Hastane Randevu sistemine yabancı kalmayacaksınız. Sisteme BURAYI TIKLAYARAK giriş yapabilirsiniz. Ancak aşağıdaki anlatımı takip etmeyi unutmayın:

Diğer Önemli Hususlar
Randevu nasıl iptal edilir?

ALO 182 aranarak:

Ev, iş, ankesör ve cep telefonlarından 182 numaralı Sağlık Bakanlığı MHRS Çağrı Merkezi aranır. Bu arama randevu zamanından en az yarım saat önce yapılmalıdır.
182 numaralı telefonu arayan vatandaş tarafından çağrıyı karşılayan asistana randevu talebinde bulunulan vatandaşın T.C. Kimlik Numarası verilir. Asistan vatandaş bilgilerini doğrular.
Vatandaş iptalini istediği randevusunun, tarih ve zamanını asistana iletir. Asistan tarafından ilgili randevu iptal edilir.

İnternetten:

MHRS Online Randevu ekranına T.C. Kimlik Numarası ve şifre ile giriş yapılmalıdır.
Randevu Geçmişi kısmına tıklayarak alınmış olunan tüm randevu bilgilerine erişilir ve Randevu iptal işlemi bu kısımdan yapılır.
Randevu iptali için Randevu iptal kısmına tıklayarak randevu iptal edilir.

NOT: Vatandaş öncelikle hastanede (MHRS) Hasta Kabul standında giriş işlemleri yapacağından yeterli bir süre önce (örn. 10-20 dak. önce) hastaneye gidilmelidir.

ALO 182 Ücretlendirmesi

ALO 182 Hastane Randevu hattını aradığınızda yanlızca telefon görüşmesi ücretini ödersiniz. Sağlık Bakanlığının bu hat üzerinden gelir elde etmesi yada telefon hattınıza bir başka ücretin faturalandırılması söz konusu değildir. Her telefon operatörünün kendi ücret tarifesi vardır ve operatörünüz ile aranızdaki sözleşme ile belirlenmiştir.

Web üzerinden alınan randevular ücretsizdir.

Kategoriler
Genel Kültür

İstanbul İsminin Hikayesi, Anlamı, Kökeni

Dünyanın en güzel şehirlerinden biri olan İstanbulumuzun adının nereden geldiğini biliyor muydunuz? uzmanportal.com olarak sizler için araştırdık.

Osmanlı Devleti, 1004 yıl ”Byzantion”, 1116 yıl da ”Konstantinopolis” olarak adlandırılan şehri fethettikten sonra isminin ne olacağı konusunda tartışmaya girmedi. Osmanlı döneminde ”Konstantiniyye”, ”Stanpolis”, ”Dersaadet”, ”Asitane”, ”Darülhilafe” ve ”Makarrı Saltanat” olarak da adlandırılan şehrin adı Cumhuriyet’in ilanından sonra ”İstanbul” olarak kabul edildi.

Yenikapı’da bulunan kalıntılarla tarihi 8500 yıl önceye dayanan şehre, MÖ 667’de Antik Yunanistan’daki Megara’dan gelen Dorlu Yunanlı yerleşimciler bir koloni kurdu ve yeni koloniye kralları Byzas şerefine ”Byzantion” adını verdi.

Kente, 330 yılında Roma İmparatorluğu’nun başkenti ilan edilince Latince ”Yeni Roma” anlamına gelen ”Nova Roma” adı konuldu, ama bu isim çok benimsenmedi. 337 yılında İmparator I. Konstantin’in ölümüyle kentin adı onun şerefine ”Konstantin’in kenti” anlamına gelen ”Konstantinopolis”e çevrildi. Konstantinopolis, Bizans İmparatorluğu boyunca kentin resmi adı olarak kaldı.

Osmanlı İmparatorluğu 1004 yıl ”Byzantion”, 1116 yıl da ”Konstantinopolis” olarak adlandırılan şehri fethettikten sonra isim kavgasına girmedi.

Ayasofya Müzesi Başkanı ve tarihçi Haluk Dursun, AA muhabirine yaptığı açıklamada, İstanbul’un Osmanlılar tarafından fethinden sonra bir sürü ismi olduğunu belirterek, bazı resmi isimlerin çok az kullanıldığını, bazılarının ise halk tarafından benimsendiğini söyledi.

Osmanlı padişahlarının asla isim üzerine takılıp kalmadığını vurgulayan Dursun, ”Bunun bir istisnası var. Sultan 3. Mustafa hattı hümayunlarında özellikle ‘İslam şehri’ anlamına gelen İslambol’u kullanıyor” dedi.

Dursun, Osmanlı döneminde en çok kullanılan ismin Konstantinopolis’in Arap diline çevrilen şekli ”Konstantiniyye” olduğunu belirterek, halk arasında mutluluk şehri anlamına gelen ”Dersaadet” ve büyük dergah anlamında ”Asitane”nin çok kullanıldığını kaydetti.

Kelimenin kökeni

”İstanbul” kelimesinin kökeni olan ”Stinpolis”nin Rumca ve ”şehre doğru” kelimelerinin bozulmuş hali olduğunu ifade eden Dursun, şöyle konuştu:

”Şehir denilince akla, surun içindeki İstanbul geliyor. Bana göre İstanbul’un adının nereden geldiğinden İstanbul’un neresi olduğu daha önemli. O dönemde surun içindeki bölümün dışındaki yerlere asla İstanbul demiyorlar. Şu anda en çok karıştırılan ve en çok yapılan ortak hata bu. Eyüp’ü, nefsi İstanbul’dan ayırıyor, karşı denildiği zaman akla asla Kadıköy değil, Galata geliyor. Karşıya geçmek denildiği zaman Karaköy’den Galata’ya, Galata’dan Kuledibi’ne bir hat var. Taksim daha yok, bir de Üsküdar var. Bunun dışında mevsimlik olarak kullanılan Adalar ve Boğaziçi’ndeki köyler var. Yani Boğaziçi, İstanbul sayılmıyor. Halk içinde Şeher’dir. ‘İstanbul’a gideceğim’ denildiği zaman surun içini kasteder ve ayırır. Kadıköy’deki birisi ‘Bugün İstanbul’a gideceğim’, Taksim’deki birisi ‘Bugün İstanbul’a ineceğim’ der. Bunları daha önemli görüyorum.”

Osmanlı saatinde Konstantinopolis yazılı

Osmanlı padişahı 2. Abdülhamit dönemine ait bir cep saatinin içindeki ”Konstantinopolis” yazısını gösteren Dursun, ”Bu dönem milli hassasiyetin en yüksek olduğu dönemdir. Ama saatlerinde Konstantinopolis yazılı” diye konuştu.

Haluk Dursun, Osmanlı devletinin resmi yazışmalarında hilafetin merkezi anlamında ”Darülhilafe” ve saltanatın merkezi anlamında ”Makarrı Saltanat” isimlerini kullandığını dile getirerek, ”Bu da çok uygun. Osmanlı doğrudan o kavgaya girmiyor, fonksiyonundan bir şehri tanımlıyor. Burası kim ne derse desin, ister Konstantinopolis desin, ister Konstantiniyye desin Darülhilafe’dir. Burası kim ne derse desin Makarr-ı Saltanat’tır. Bu Osmanlı’nın hoşgörüsünü ve bütün bu tartışmaların üzerinde kendine güvenen bir devlet olduğunu ortaya koyuyor” ifadesini kullandı.

İstanbul mu, Istanbul mu?

İstanbul adının ”I” veya ”İ” harfi ile başlaması konusunda da bir tartışma bulunduğunu ve İstanbul’un da iki farklı yazılış şekli olduğunu belirten Dursun, ”I” harfi ile yazılan İstanbul’un, İstanbul Türkçesi’nde daha çok kullanıldığını söyledi. Dursun bu durumda bir İstanbul bir de Istanbul olduğunu kaydetti.

Doğrusunun hangi kelime olduğu üzerinde durmadığını vurgulayan Dursun, ”Sadece şehrin, tarihi mekanın gereği gibi korunması, görüntüsünün, tarihi özelliğinin korunması ve en azından dünyanın belli bir bölgesinin merkezi olması düşüncesinin daha önemli olduğu kanaatini taşıyorum” dedi.

”Asıl Rumca’dan gelen isim İstanbul”

Oprah Winfrey, Colin Powell, Madeleine Albright, Calvin Klein’ın da aralarında bulunduğu dünyaca ünlü isimlere rehberlik yapan Saffet Emre Tonguç, Türk insanının, şehrin Rum ya da Yunan geçmişini hatırlattığı gerekçesiyle Konstantinopolis ismini sevmediğini ifade ederek, ”Asıl Rumca’dan gelen isim İstanbul. İmparator Konstantin Roma’dan gelerek şehri kuruyor ve kendi adını veriyor. Aslında adam İtalyan ve Rumca tek kelime bilmiyor” diye konuştu.

Cumhuriyetten sonra resmi olarak kullanılmaya başlanan İstanbul isminin, Rumca’dan geldiğini ve geçmişte de kullanılan bir isim olduğunu ifade eden Tonguç, İstanbul’un kelime olarak kökeninin ”şehre” demek olan ”stan” ve ”şehir” anlamında ”polis” kelimelerinin birleşiminden geldiğini anlattı.

Tonguç, ”Neden ‘Stanpolis’ demişler? Çünkü buraya gelen insanlar, yolda şehri sorarlarmış, ‘Şehre nasıl gidebiliriz?’ diye. O yüzden de şehrin adı ‘Stanpolis’ olarak kalmış ve zamanla İstanbul’a dönüşmüş” dedi.

Osmanlı’da şehrin ”Konstantiniyye”, ”Asitane”, ”Dersaadet” gibi bir çok ismi bulunduğunu belirten Tonguç, cumhuriyetle birlikte İstanbul adının kullanılmasının bazı sıkıntılara neden olduğunu söyledi.

Çeşitli dil ve medeniyetlerde farklı şekillerde adlandırılan İstanbul, Grekçe’de ”Vizantion”, Latince’de ”Bizantium, Antoninya, Alma Roma, Nova Roma”, Rumca’da ”Konstantinopolis, Istinpolin, Megali Polis, Kalipolis”, Slavca’da ”Çargrad, Konstantingrad”, Vikingce’de ”Miklagord”, Ermenice’de ”Vizant, Stimbol, Esdambol, Eskomboli”, Arapça’da ”Bizantiya, el-Mahsura, Kustantina el-uzma”, Selçuklular’da ”Konstantiniyye, Mahrusa-i Konstantiniyye, Stambul” ve Osmanlıca’da ”Dersaadet, Deraliyye, Mahrusa-i Saltanat, Istanbul, Islambol, Darü’s-saltanat-ı Aliyye, Asitane-i Aliyye, Darü’l-Hilafetü’l Aliye, Payitaht-ı Saltanat, Dergah-ı Mualla, Südde-i Saadet” isimleriyle anıldı.

Bu yazı Haber 7 sitesinden alınmıştır.

Kategoriler
Genel Kültür

Yapıştırıcılar Nasıl Yapıştırır? Tutkal Nasıl Tutar?

Yapıştırıcıların sağladığı yapışma olayı
aslında kimyasal bir reaksiyondan başka bir şey değildir. Tabiatta evini yapan
arı, kayalara ve gemilerin su altındaki kesimlerine tutunan midye gibi çok iyi
yapıştırıcı üreten canlıların sayısı az değildir.

Yapıştırıcıların hikayesi tarih öncesi çağlara kadar uzanıyor. Mağara
duvarlarına resim benzeri şekiller yapan atalarımız bunları duvarlara yumurta
akı, kurumuş kan ve su bitkilerinin özleriyle sabitliyorlardı.

Sonraları, milattan önce 3 500 yıllarından başlayarak eski Mısırlılar ve
Sümerler hayvan derilerini ve kemiklerini kaynatarak daha sağlam yapıştırıcılar
yapmayı öğrendiler. Günümüzde imalatçılar yapıştırıcıları sentetik malzemeler
kullanarak yapıyorlar. 250 temel maddeden binin çok üstünde özel türler
üretiyorlar.

Yapışma olayında benzer veya ayrı malzemeden iki madde, bir de yapışkan gerekir.
Burada en önemli görev yapıştırıcıdadır. Yapıştırıcının moleküllerinin diğer iki
madde molekülleri ile birleşme eğilimi gösterir bir yapıda olmaları
gerekmektedir.

Aslında iki maddeyi birbirlerine ideal bir şekilde yaklaştırabilsek yapıştırıcı
bile kullanmadan birbirlerine yapışabilirler. Her iki maddenin yüzeylerindeki
atomların farklı kutupları birbirlerini çekerler. Pratikte ise bu oluşumu
sağlamak mümkün değildir.

Atomların birbirlerini çekebilmeleri için iki cismin yüzeyleri arasındaki
mesafenin milimetrenin 10 milyonda birini geçmemesi gerekir. Oysa son derecede
pürüzsüz olarak görülen bir cismin bile yüzeyinde milimetrenin on binde dördü
kadar yükseklikte girinti ve çıkıntılar vardır.

Bu durumda her iki malzeme aynı cins olsalar bile yüzeyleri hiçbir zaman ideal
düzlükte olamayacağından, aradaki boşlukları doldurmak, en fazla miktarda bağ
oluşturarak moleküllerin birleşmesini sağlamak için araya bir yapıştırıcı
gerekir.

Yapıştırıcının akıcı ancak kuruduğunda katılaşıp kolay kolay kopmayacak
özellikte, yüzeylerin ıslanabilir, tamamen temiz, toz ve yağdan tamamen
arındırılmış olmaları gerekmektedir. Peki nasıl oluyor da bu kadar güçlü olan
yapıştırıcılar tüpün içinde tüpe yapışmadan durabiliyorlar?

Bir çok yapıştırıcının içinde iki tür katkı malzemesi vardır. Biri yapıştırıcı
sıvının moleküllerini birleşmeye zorlar, stabilizer denilen diğeri de tersi.
Tüpün içinde bunlar bir halatı birer ucundan çeken iki kişi gibidirler. Tüpün iç
yüzeyi tamamen nötr olduğundan biri diğerine üstün gelemez, denge halindedirler.
Yapıştırıcı tüpten çıkınca havadaki nem stabilizer kısmının etkinliğini yok
eder, yapıştırıcı sertleşir ve sürüldüğü yere yapışır.

Yapıştırılacak yüzeylere yapıştırıcıdan ince bir tabaka sürülmesi tavsiye edilir
çünkü fazlası yapıştırıcının kendi içinde bağlar oluşturup sertleşmesine yol
açar.

Tüpün kapağı açıldıktan sonra ağız kısmında görülen ve tüpün kullanılması için
delinen sızdırmaz kısım da yapıştırıcının hava ve nem alıp tüpün içine
yapışmaması için alınmış bir tedbirdir.

Kategoriler
Genel Kültür

Notaların Tarihi, Nezaman Bulunmuştur?

Müzikteki matematiksel gizemi keşfederek
yazıya dökmenin ilk temeli Pisagor (Pythagoras, M.Ö. 530-450) tarafından
atılmıştır. Biz kendisini okul sıralarından o meşhur dik üçgen teoremi ile
hatırlarız ama Pisagor günümüzde ulaştığımız bilim seviyesinin babasıdır. O
kendi devrine kadar gelişmiş bütün çalışmaları bir disiplin altında toplamış,
geometri, aritmetik, astronomi, coğrafya, müzik ve tabiat bilgisi olarak ayrı
ayrı bilim dalları yaratmıştır.

Pisagor bilimi, bilim için düşünüyor, bilimin uygulamaları onu
ilgilendirmiyordu. Bu nedenle ‘bilgi seven’ anlamındaki ‘filozof sözcüğünü ilk
olarak o kullanmıştır. Pisagor tüm evrenin sayılar ve aralarındaki ilişkilere
göre kurulduğuna inanıyordu.

Pisagor’un müziğin içindeki matematiği bir demirci dükkanının önünden geçerken
keşfettiği rivayet edilir. Demirci ustasının, demir döverken kullandığı aletlere
göre değişik sesler çıkarması Pisagor’un ilgisini çekmiş, dükkanı kapattırarak
ustaya çeşitli aletler kullandırmış, çıkan sesleri incelemiş ve kayıtlar almış.

Batı müziği 9. yüzyılın başına kadar notalamadan habersizdi. Eserler kulak
yoluyla kuşaktan kuşağa aktarılıyor, bu arada değişime uğruyor, zamanla
unutulabiliyordu. 9. yüzyılın ikinci yarısında ilk notalama sistemi ortaya
çıktı.

Arezzo’lu Guido’nun (Gui d’Arezzo) notalama sisteminin seslerin yüksekliğini
kesin olarak belirtmeye başlamasıyla büyük bir ilerleme kaydedildi. 11. yüzyılda
notaların üzerine dizildiği beş çizgiden oluşan “porte”nin kullanılmasıyla
notaların yüksekliği (do, re, mi,….) ve süresi (birlik, ikilik, dörtlük,….)
kesin biçimde belirlenebilir hale geldi.

Aslında müziğin dört parametresi vardır: Yükseklik, süre, şiddet ve tını.
Bunlardan ilk ikisi zamanla genel kabul gören bir takım işaretler sayesinde
kağıt üzerine dökülebilmiş, şiddet ve tını ise notanın yanında ek kelimelerle
belirtilmişler ve kısmen de yoruma açık bırakılmışlardır.

Çeşitli sesleri belirtmek ve bunların birbirlerine karışmasını önlemek için
sesleri temsil eden notalara özel isimler verildi. Do, re, mi, fa, sol, la, si.
İngilizce’de ve Almanca’da ise notalar harflerle gösterildi(C=do, D=re, E=mi,
F=fa, G=sol, A=la, B=si-ing.-, H=si-alm.-).

Nota isimlerinden ‘do’nun önceki ismi ‘ut’ idi. Sesli harfle başlayan bu isim,
notaları sırayla söylerken tutukluk yaptırdığından 12. yüzyılda ‘do’ olarak
değiştirildi. Almanya ve bazı ülkelerde ‘ut’ hala kullanılır.

‘Si’ hariç diğer notaların isim babası Gui d’Arezzo’dur. Arezzo bu adları Aziz
lohannes Battista ilahesindeki mısraların birinci hecelerinden alarak takmıştır.
Yedinci notanın adı uzun zaman ‘B’ olarak kalmış, sonradan 13. yüzyılda Sanete
lohannes kelimelerinin baş harflerinden meydana gelen ‘si’ adını almıştır.

Notalamanın keşfi ve gelişimi müzik pratiğine olağanüstü bir gelişme ortamı
yaratmıştır. Notalama, icracıyı ezberden kurtararak hem müzik parçalarının
uzamasına hem de çeşitli dönemlere ve ülkelere ait notalanmış eserlerin
katılmasıyla repertuarın zenginleşmesine ve çeşitlenmesine imkan vermiştir. Nota
sayesinde bir müzisyen bilmediği bir müzik parçasını icra edebilmek için tek
başına yeterli bir hale gelmiştir.

Kategoriler
Genel Kültür

İett Paso Başvurusu Online Yenileme Nasıl Yapılır?

İETT başvuruları artık online olarak da kabul ediyor. Bunun için yapmanız gereken;
Nüfus Cüzdanı
Dekont (2 nüsha)
Öğrenci ise öğrenci belgesi, Öğretmen ise Kadro durumunu belirten resmi üst yazı

Online Başvuru yapmadan önce kart bedelini size en yakın T.C Vakıflar Bankası şubelerinde (kurum tahsilat servisinde) mevcut olan Paso İstanbul Büyükşehir Belediyesi hesabına herhangi bir havale ücreti ödemeden yatırınız. (EFT, havale ve bankamatikten yapılan ödemeler kabul edilmemektedir.

Online Başvuru Formu’nu doldurarak başvurunuzu tamamlayınız.

Kartınızın tesliminde yukarıdaki belgelerle birlikte başvurunuz esnasında seçmiş olduğunuz Başvuru Merkezleri’ ne gelerek başvurunuzu gerçekleştirebilirsiniz.

Öğretmen Kartı Online Başvuru’sunda kart ücreti 10 TL’dir.
Öğretmen Kartı Online Başvuru’su herzaman yapılmaktadır.

online başvuru için tıklayınız.

1. Okul Değişikliği : Kullanmakta olduğunuz bir Öğretmen Kartı varsa ve okul değişikliği nedeni ile başvuruda bulunuyorsanız lütfen Başvuru Nedeni olarak Yenileme ifadesini seçiniz. Kart tarifesinin indirimli tarifeden tam tarifeye dönüşmüş olması durumunda da, Başvuru Nedeni olarak Yenileme ifadesi seçilmelidir.

2. Kart Yenileme : Kullanmakta olduğunuz kartınız kırılmış ya da bozulmuş ise lütfen Başvuru Nedeni olarak Yenileme ifadesini seçiniz.

3. Kayıp Kart : Kartınızı kaybettiyseniz Başvuru Nedeni olarak Kayıp ifadesini seçiniz. Kayıp seçimi sırasında lütfen kaçıncı kaybın olduğunu belirtiniz (Ör: 1.Kayıp, 2.Kayıp, 3.Kayıp).