Kategoriler
Genel Kültür

Çiçeklerin Anlamları, Hangi Çiçek Ne Demektir?

Özel günlerin vazgeçilmezidir çiçekler. Sözlerin bittiği yerde onlar devreye girer. Bazen bir aşkı anlatmak için bazen bir özrü bazen de başka bir duyguyu. Genel olarak sevgi sözcüklerini çağrıştırsa da meğer her çiçeğin apayrı bir anlamı varmış. İşte size duygularınızı çiçeklerle anlatmanın yolu. Bakalım hangi çiçek sizin duygunuzu anlatıyor?

Çiçeklere verilen anlamlar ilk olarak nerede kullanıldı?

Çeşitli kaynaklara göre çiçeklerin dili, ilk kez 17. yüzyılda İstanbul’da oluşturulmaya başlanmış. 1716 yılında eşiyle birlikte İstanbul’da yaşayan İngiliz Lady Mary Wortley Montagu tarafından bir araya getirilen bu çiçeklerin anlamları İngiltere’ye götürülmüş.
Çiçeklerin taşıdıkları anlamlara ilişkin Fransa’ya da sıçrayan merak, kısa sürede 800 çiçeğin anlamının belirlenmesine ve tüm dünyada ortak bir çiçek dili oluşmasına yol açmış.

İşte Çiçeklerin Anlamları

Akasya (Beyaz): Bizimki temiz bir sevgi, belki biraz arkadaşça

Akasya (Sarı): Platonik aşk

Ananas: Sen kusursuz birisin

Ardıç: Seni koruyacağım

Ayçiçeği: Sana tapıyorum

Açelya (Hint): Gerçek şu ki, her şey bitti

Badem: Aşkımızın sürmesini ümit ediyorum

Çan: Aşkımıza sadakatle bağlıyım

Çingülü: Zarif ve çok güzelsin

Çuha: Çok güzelsin

Elma: İtiraf etmem gerekirse, seni görünce şeytana uyasım geliyor, ya senin

Erik: Sözüme sadık kalacağım

Fındık: Barışmak istiyorum

Fulya: Sevgilim geri dön

Gardenya: Gerçek aşkımsın

Gelin El Çiçeği: Mutlu olabiliriz

Glayör(Beyaz): Dostluk

Glayör(Kırmızı): İstek

Glayör(Pembe): Zerafet

Glayör(Sarı): Kıskançlık

Glayör(Mor): İnanç

Gül (Beyaz): Masumluk

Gül (Pembe): Arkadaşımsın

Gül (Sarı) : Sevinç,Dostluk,Arkadaşlık,Kıvanç, Memnuniyet,Sıcak Sevgi,Kıskançlık
Gül (Kırmızı): Seni seviyorum

Gül goncası (Kırmızı): Genç ve güzelsin

Hanımeli: Sana olan bağlılığım sonsuza kadar sürecek

Hercai Menekşe: Beynimi işgal ediyorsun, ama ben bu durumdan şikayetçi değilim

İspanyol Yasemini: Bence sen çok seksi, şehvetlisin

Kaktüs: Aşkımız için zorluklara katlanmalıyız

Kamelya: Kusursuz bir aşıksın

Karanfil (koyu kırmızı): Kalbimi kırdın

Karanfil (pembe): Seni unutmayacağım

Karanfil (Kırçıllı): Üzgünüm, ama bitmek zorunda

Karanfil (Sarı): Beni hayal kırıklığına uğrattın

Krizantem (Beyaz): Bana gerçeği söyle

Lale (Kırmızı): Aşkımı itiraf etmek istiyorum

Lale (Alacalı): Gözlerin çok güzel

Leylak (Mor): Sana ilk görüşte aşık oldum

Lilyum: Güven

Menekşe (Mavi): Sana sadık kalacağım

Menekşe (Mor): Düşüncelerimi zapt ettin

Melekotu: İlham kaynağımsın

Mimoza: Fazla alıngansın

Nane: Sana karşı içimde sıcak hisler besliyorum

Orkide: Aşkım, sen çok özelsin

Öksekotu: Sorunların üstesinden geleceğim

Papatya (Bahçe): Fikirlerini paylaşıyorum

Pelesenk: Aşkım daha fazla bekletme

Petunya: Umudunu yitirme

Portakal: Ben de seni seviyorum

Sardunya: İçin rahat olsun, her zaman yanındayım

Sarmaşık: Aşkıma sadığım

Sedir Yaprağı: Senin için yaşıyorum

Süsen Çiçeği: Sana bir haberim var

Şeftali: Seninim

Yasemin: Güzel ve çekicisin

Yenibahar: Acını paylaşıyorum

Zambak: Seni neşeli buluyorum

Zeytin: Barışalım

Kategoriler
Genel Kültür

İstanbul Büyükşehir Belediyesinin Logosunun Anlamı Nedir? Ambleminin Açıklaması

Osmanlı devrinde, belediyecilik hizmetlerini üstlenen kişiler kadılardı. Kadılara bu görevlerinde subaşı, böcekbaşı, çöpçülük subaşısı, mimarbaşı gibi yeniçeri ocağına bağlı askerler yardım ediyordu. İstanbul’un ilk kadısı Hızırbey Çelebi idi. Osmanlı devrinde İstanbul’da 422 kadı görev aldı.

Osmanlı devlet anlayışında belediyenin karşlılığı olan terim şehremini idi. Belediye başkanlarına da şehremini adı verilmekteydi.

Osmanlı döneminde modern anlamda ilk belediye anlayışı; Tanzimat fermanından sonra Kırım Harbi sırasında müttefiklerden esinlenerek oluşturuldu. Osmanlı döneminde, İstanbul’un ilk şehreminisi Salih Paşa olmuştur (1855). 1877 yılında belediyelerle ilgili çıkarılan kanun vasıtasıyla İstanbul belediye anlamında 20 ayrı bölgeye ayrıldı.

Gelelim Belediye logosunun anlamına. Sağ ve Sol taraftaki surlar sur içini temsil eder. içerideki yedi üçgen yedi tepeyi temsil eder. Dört minare Süleymaniye Camisini tamsil eder. Kubbelerde kubbeleriyle meşhur Süleymaniye külliyesini temsil eder.

Kategoriler
SAGLIK

Lösemi(Kan Kanseri) Nedir? Löseminin Belirtileri ve Tedavi Yolları Nelerdir?

Lösemi (Kan Kanseri) Nedir?
Lösemi Kan Kanseri ya da ilik kanseri olarak da bilinen bir hastalıktır. Kemik iliğinde kan yapımından sorumlu hücrelerin kanserleşmeleri sonucunda gelişir ve aslında tek bir hastalık değildir; çok değişik tipleri vardır. Kanserleşen ilik hücreleri sağlıklı kan üretmedikleri gibi iliği istila etmek suretiyle sağlıklı kan üretebilecek hücrelere de yer bırakmazlar.

Lösemi Belitileri Nelerdir?

İlerleyici bir seyir gösteren hastalığın belirtileri, anormal (habis) hücrelerin, kan yapıcı organlarda normal hücrelerin yapımını engellemesi sonucunda ortaya çıkar. Normal alyuvarların yapımındaki azalma ile kansızlık (anemi); normal akyuvarların yapımındaki azalma neticesinde enfeksiyona yatkınlık, mikrobik hastalıklar ve ateş; kan pıhtılaşmasında rol alan kan pulcuklarının (trombositler) yapımındaki azalma ile çeşitli kanamalar (burun kanaması, diş eti kanamaları, cilt altı kanaması gibi) meydana gelir. Ciltte sık sık çürükler meydana gelir veya kesik oluştuğunda kanama güçlükle durdurulur.

Ayrıca, hastalığın diğer bazı bulguları da habis hücrelerin bazı organları işgal etmesine ve çeşitli kimyevi maddeler salgılamasına bağlanır. Bütün bu hızlı hücre yapım ve yıkımı, kilo kaybı ve terlemeye de yol açar. Hastalarda dalak genellikle büyümüştür ve lenf düğümlerinde de şişlikler tesbit edilir. Karında şişkinlik hissi vardır.

Erken döneme ait belirtiler genelde gözden kaçmaktadır, çünkü bu dönemdeki şikayetler nezle veya diğer sık gözlenen hastalık şikayetlerine benzer.Halsizlik, kemik ve eklemlerde ağrılar, baş ağrıları, deride kızarıklıklar, saç dökülmesi gibi.

Lösemi Tanısı?

Öncelikle hastanın şikayetlerinden ve muayene bulgularından şüphelenilmesi gerekir; ve kan testleri ile tanı netleştirilebilir. Daha sonra kemik iliği biyopsisi, özel kan testleri ve genetik testler yapılabilir.

Genel olarak, kronik lösemi, akut lösemiden daha yavaş ilerler. KML hastaları tipik olarak 3-5 yıl boyunca normaldirler daha sonra AML benzeri bir tablo meydana gelir.

Şu an için lösemiden korunmanın kesin bir yöntemi bilinmemektedir. Ancak ileriki yıllarda genetik testler, lösemi gelişme riski yüksek kişileri belirlemede kullanılabilir. O döneme kadar lösemi hastalarının birinci derece akrabaları düzenli oalrak doktorlarına muayene olmalı ve kan testi yaptırmalıdırlar.

Lösemi Tedavi Yolları?

Lösemiler en kaba şekilde akut ve kronik olmak üzere 2 guruba ayrılabilirler. Akut lösemiler tedavi edilmedikleri zaman sıklıkla haftalar-aylar içinde ölümle sonuçlanırlar. Bu hastaların önemli bir bölümü Kemoterapi adı verilen ilaç tedavileriyle ya da ilik nakli (kök hücre nakli) ile iyileştirilebilirler. Kronik lösemili hastalar ise kendi seyirlerine bırakılmaları halinde sıklıkla yıllarca (hatta bazen on yıllarca) yaşayabilirler. Kronik lösemili hastaların ilaç tedavileriyle iyileştirilmeleri daha zordur. Bu hastalarda ilaç ve destek tedavileri genellikle tam iyileşme değil yalnızca yaşam kalitesinin düzelmesi ve hayat süresinin uzamasına olanak sağlayabilirler. Bazı tip kronik lösemiler kök hücre nakliyle iyileşebilirler

Kategoriler
SAGLIK

Kestane Balı Nedir? Kestane Balı’nın Sağlığımıza Faydaları Nelerdir?

Kestane balı, Artvin yöresinin doğal bitki örtüsünde olan kestane ağacının çiçek özlerinin toplanmasıyla oluşturulan, özellikle iyileştirici ve antiseptik(mikroplara karşı koruması) olmasıyla bilinmektedir. Ayrıca yanık tedavisinde, ülser, boğaz ve göz enfeksiyonlarında çok etkili olduğu klinik denemelerle kanıtlanmıştır.

Tazeyken buruk ve acımsı tattadır. Nişasta, sakaroz, protein, kalsiyum, fosfor ve A vitamini zenginidir. Enerji verici özelliği nedeniyle sporculara ve büyüme çağındaki çocuklara önerilir.
Koyu kahve renkli, buruk, biraz acı, kestaneye özgü tadı vardır. Antiseptik özelliği en kuvvetli olan bal çeşididir. Kasları kuvvetlendirici kan dolaşımını düzenleyici, mid eve karaciğer yorgunluğunu giderici, bağışıklık sistemini güçlendirici etki yapar.
Özellikle mevsim değişikliklerinde bol miktarda kestane balı tüketilmelidir.

Tüm bunların yanında Kestane balı aşağıdaki hastalıkların tedavisindede etkilidir;

  • Adele ağrıları, titremesi, uyuşmasının giderilmesinde,
  • Ağrı ve sancıların giderilmesinde,
  • Ağız yaralarının iyileştirilmesinde,
  • Akciğer hastalarının iyileştirilmesinde,
  • Bademcik iltihabının yok edilmesinde,
  • Bağırsak gazının, iltihabının giderilmesinde,
  • Baş, göğüs, karın ağrılarının giderilmesinde,
  • Baş dönmesinin giderilmesinde,
  • Bel ağıralarının giderilmesinde,
  • Beyin hastalıklarının iyileşmesinde, felç ve sinir hastalıklarını gidermede,
  • Cilt bazukluğunu, lekelerini gidermede,
  • Cinsel gücü artırmada,
  • Dammar sertliğinde, dammar tıkanıklığını yok etmede,
  • Gözleri güçlendirmede,
  • Halsizliğin giderilmesinde,
  • Hazmı kolaylaştırmada,
  • Hafızayı güçlendirmede
  • Iştah açmada,
  • Kabızlığın iyileştirilmesinde,
  • Kalp çarpıntısını gidermede
  • Kanın temizlenmesinde,
  • Kemiklerin kuvvetlenmesinde,
  • Nezle ve grip hastalığının tedavisinde
  • Öksükrüğün, nefes darlığının, astım hastalığının tedavisinde,
  • Romatizma ve siyatiğin tedavisinde,
  • Sarılık hastalığının iyileştirilmesinde,
  • Sedef hastalığının giderilmesinde
  • Sonderece etkili olduğu Klinik denemelerle kanıtlanmış ve halk arasında yüzlerce yıldır doğal ilaç olarak kullanıla gelmiştir.

Kestane balı, “antiseptik” ve “antioksidan” özelliğiyle ön plana çıkıyor.

Kestane balı kasları kuvvetlendirici, kan dolaşımını düzenleyici, mide ve karaciğer yorgunluğunu giderici, bağışıklık sistemini güçlendirici etkiler gösteriyor.

Baş, göğüs ve karın ağrılarının giderilmesine, ağız yaralarının iyileştirilmesine, üst solunum yolu enfeksiyonlarının hafiflemesine yardımcı oluyor.

Alman bilimadamlarının araştırmalarına göre kestane balı, yara tedavisinde antibiyotikten daha etkili.

Kestane balı birçok antibiyotiğe karşı direnç kazanmış bakterilerin bulaşmış olduğu kronik yaraları bile birkaç hafta içinde tamamen iyileştiriyor.

KESTANE BALI NELERE İYİ GELİR…:

Adale Ağrıları, titremesi, uyuşmasının giderilmesine,Ağrı ve sancıların giderilmesine,Ağız yaralarının iyileştirilmesine,Akciğer hastalıklarının iyileştirilmesine,Bademcik iltihabının yok edilmesine,Bağırsak gazının, iltihabının giderilmesine,Baş, göğüs, karın ağrılarının giderilmesine,Baş dönmesinin giderilmesine,Bel ağrılarının giderilmesine,Beyin hastalıklarının iyileşmesine, felç ve sinir hastalıklarını gidermede,Cilt bozukluğunu, lekelerini gidermeye,Cinsel gücü artırmaya,Damar sertliğine, damar tıkanıklığını yok etmeye,Gözleri güçlendirmeye,Halsizliğin giderilmesine,Hazmı kolaylaştırmaya,Hafızayı güçlendirmeye,İştah açmaya,Kabızlığın iyileştirilmesine,Kalp çarpıntısını gidermeye,Kanın temizlenmesine,Kemiklerin kuvvetlenmesine,Nezle ve grip hastalığının tedavisine,Öksürüğün, nefes darlığının, astım hastalığının tedavisine,Romatizma ve siyatiğin tedavisine,Sarılık hastalığının iyileştirilmesine,Sedef hastalığının giderilmesine.
Kaynak

Kategoriler
GÜNCEL

Alman Ne Demektir? Alman Kelimesinin Kökeni, Almanlar

Almanya’ya ise Anglo Saksonlar ‘Germany’ diyor ki, aslında bu isim Anglo Saksonca bile değil. ‘Cermen’, Keltçe, ‘komşu’ demek. Ki bu isim, Latince ‘germanus’a (kardeşlik) sonrasında İspanyolca ‘hermano’ya akraba oluyor. Biz, ‘Alman’ diyoruz bu millete ama bu da yüzde 98 yanlış. Allamaniler, Cermen kavimlerinden sadece biri ve bu kökten olanlar dünyada bugün Alman dediğimiz nüfusun yüzde 2’sinden azını oluşturuyor. Dahası, Allamani kavminden geriye kalanların çoğu Almanya’da bile değil İsviçre’de, Avusturya’da yaşıyor. Fransızlar kendilerine komşu bu kavmin adını bütün Cermen kavimlerine teşmil etmişler. Biz de onların yalancısıyız. Bizim Alman, İngilizlerin ‘german’ dediği halk kendilerine, “halkımız” anlamına gelen “Deutsch (doyç)” , ülkelerine ise ‘doyç ülkesi’ anlamında “Deutchland” diyor.

Burası Anglo Saksonların bile kafasının karıştığı yer. Hollanda halkına “Dutch” deniyor. Biz de bu ülkeye ‘Hollanda’ diyoruz ki bu da yüzde 80 yanlış. Çünkü kuzey ve güney Hollanda, bu ülkeyi oluşturan 12 eyaletten sadece ikisi. Bunlar mühim bir kısmı su seviyesinden aşağıda olduğu için ülkelerine ‘’Alçak memleket’’ anlamında ‘’Nederland’’ diyor. Hollandalılar da zaten bunu düzeltmeyi bıraktılar, onlar da şehirlerarası otobüslerde yanınıza oturduklarında, ‘’Talebe misin? Hollanda’nın içinden misin kazasından mı?’’ diye sorunca sakince cevap veriyorlar, asabiyet yapmıyorlar…

Kategoriler
Genel Kültür

Gün İsimleri Nereden Geliyor Merak Ettiniz Mi?

Sürekli kullandığımız haftanın gün isimleri nereden geliyor, anlamları nedir  hiç merak ettiniz mi? İşte size Pazartesi, Salı, Çarşamba, Perşembe, Cuma, Cumartesi ve Pazar’ın anlamları ve kaynakları.

 

Pazar: Farsça’daki “bazar”‘dan (yiyecek, öteberi satılan yer, pazar) geliyor. Büyük olasılıkla “pazar yerinin kurulduğu gün” anlamında adını almış.

Pazartesi: Herkesin bildiği gibi, “pazar-ertesi”, yani pazarın kurulduğu günden sonraki gün…

Salı: Farsça’daki “salis”ten (üçüncü demek) geliyor, yani “haftanın 3. günü”…

Çarşamba: Farsça’daki “çehar” (dört) ve “şenbe”den (gün) geliyor (4. gün).

Perşembe: Yine Farsça: “penç” (beş) ve “şenbe”den (5. gün)…

Cuma: Arapça’daki “cem” (toplanma) kökünden “cum’a”… (cem, cami, cuma, cumhur, cumhuriyet, cemaat, cemiyet, vb. hep aynı kökten türemiştir) Müslüman toplumlarda toplanma günü, cuma…

Cumartesi: “Cuma-ertesi”, yani toplanma gününden sonra gelen gün…

kaynak:wardom.org

Kategoriler
GÜNCEL

Cirit Oyunu Nedir? Tarihi, Özellikleri, Kuralları, Cirit Oyununda Kullanılan Terimler Nelerdir?

Cirit diğer adı Çavgan,  Türklerin yüzyıllardan beri oynadıkları bir ata sporudur.Türkler,Orta Asya’dan Anadolu’ya bu atlı oyunu da dolu dizgin beraberlerinde getirmişlerdir.Türkler için at,mukaddes ve vazgeçilmez bir unsurdur.At sırtında doğar,at sırtında büyür,at sırtında savaşır,at sırtında ölürlerdi. At sütü kımız Türklerin yegâne içkisi idi.

Cirit Oyunu, Türklerin en büyük tören ve sportif oyunu idi.Daha sonra 16. yüzyılda Osmanlı Türkleri tarafından bir Savaş Oyunu olarak kabul edildi.

19. yüzyılda bütün Osmanlı ülkesi ve saraylarının en büyük gösteri sporu ve oyunu oldu.Cirit, aynı zaman tehlikeli bir oyun olduğundan 1826 yılında II. Mahmut tarafından yasak edildi.Fakat daha sonra yine Osmanlı Ülkesi’nin başta gelen meydan ve savaş oyunu olarak her tarafa yayıldı.

Cirit Oyunu,daha 40-50 yıl öncesine değin Anadolu’da yaygın bir oyun olduğu halde son yıllarda sadece Balıkesir,Söğüt,Konya,Kars,Erzurum ve Bayburt yörelerinde yaşamaya devam etti.20-25 yıldan beri Konya ve Balıkesir’de tarihe karıştı.

Buna rağmen halen Anadolu’nun hemen her köşesinde düğünlerde ve bayramlarda köy delikanlıları ve kasaba halkı Cirit Oyunu’nu oynamaktadır. Büyük şehirlerimize karşı köy ve kasabalarımızda yaşamaktadır.

Sinop köylerinden Gaziantep’e,Bursa’dan Antalya’ya kadar Doğu,Batı,Güney ve Kuzey Anadolu’da köylerimizin güreşle beraber başlıca yiğitlik ve savaş oyununu teşkil etmektedir.Halkın ilgisini çekmek için cirit meydanında davullar ve zurnalar çalınır.Ayrıca Yurtdışı İran,Afganistan ve Türkistan Türkleri ile Türklerle meskûn diğer Asya yörelerinde de hâlâ canlılığını ve geleneğini sürdürmektedir.

Her yıl Ertuğrul Gazi Törenleri dolayısıyla eylül aylarının ikinci Pazar günleri Söğüt’te,çeşitli şenlikler vesilesiyle de Erzurum,Kars ve Bayburt dolaylarında oynanmaktadır.

1972 yılı eylül ayında Konya Turizm Derneği’nin teşebbüsüyle Konya’da bir Cirit Oyunları Şenliği düzenlenmiş,bu şenliğe Erzurum ve Bayburt Cirit Takımları katılmış ve büyük başarı sağlanmıştır.Cirit Oyunu Konya’da yeniden geleneksel olarak canlandırılmaya çalışılmaktadır.

 

CİRİT OYUNUNUN KURALLARI, TAKIMLAR , OYUNCULAR

Cirit Oyunu’nda iki takım bulunur.Bu takımlar 70 ilâ 120 metre genişliğindeki bir alanda karşılıklı olarak alanın en gerisinde 6’şar, 8’er veya 12’şer kişi olarak dizilirler.Ciritçiler bölgesel giyimleriyle atlarına biner.Sağ ellerine atacakları ilk ciriti,diğer ellerine de yedek ve yetecek miktarda cirit alırlar.

İki tarafın birinden bir atlı öne fırlar,karşı dizinin önüne 30-40 metre kadar yaklaşır.Karşı tarafın oyuncularından birisinin adını seslenerek meydana davet eder.

Sağ elindeki ciriti ona doğru savurur,sonra geri döner,atını kendi dizisine doğru mahmuzlar.Karşı tarafın davet edilen oyuncusu hızla onu takip eder,elindeki ciriti geri dönüp kaçan karşı taraf elemanına fırlatır.

Bu kez ilk oyuncunun çıktığı sıradan diğer bir ciritçi onu karşılar.İkinci diziden çıkan, sırasındaki yerini almak için süratle yerine dönmeye çalışır.Bu defa rakibi onu kovalar ve ciritini atar.Oyun böylece sürer.

Cirit isabet ettiren ciritçi takımına bir sayı kazandırır.Eğer ciritçi attığı çavganı rakibine değil de ata isabet ettirmişse bir sayı kaybeder.Ciritçi karşı taraf oyuncusundan kendisini sakınmak için çeşitli hareketler yapar,atın sağına soluna,karnının altına,boynuna ağar.

Bazı ciritçiler rakibi kaçıp dizisine ulaşana kadar üç-dört cirit savurarak isabet ettirmek suretiyle sayı toplar.Bu arada başına,gözüne,kulağına cirit isabet eden bazı oyuncuların yaralandığı olur.

Bu türlü isabetler neticesinde ölenlerin olduğu bile vakidir.Bu durumda ölen,er meydanında ölmüş sayılır,yakınları şikâyetçi ve dâvacı olmaz.Babaları ölen çocuklarıyla öğünürler.

Öte yandan cirit oyununda ölüm olmaması için, daha evvelleri hurma ve meşe ağacından 70-100 santim uzunluğunda, 2-3 cm. kutrunda yapılan ciritler, daha sonraları kavak ağacından yapılmaya başlanmıştır.

Sopaların uçları silindir şeklinde kesilerek yuvarlatılır.Kabukları yontulur.Bu isabet halinde bir yara açılmasını ve ölüm tehlikesini yok etmek için alınan bir tedbirdir.Seyredenler ciritçileri ve atları teşvik için çeşitli şekilde bağırır,onları heyecana getirirler.Ciritçiler arasında birbirine hasım olanlar varsa,bunların karşı tarafta yer almamasına dikkat edilir,aynı dizi içine dahil edilirler.

Gençler büyüklerinin bu görüşüne boyun eğer.Büyükler de bu töreye uyarlar.Eski ciritçilerden bir kurul,oyunun sonucunu ilân eder.Cirit sona erince,cirit oyununu düzenleyenler başarılı olanlara ödüller,ziyafetler verir.

Cirit Oyunu Alpaslan’la beraber Anadolu’ya girmiş daha sonra Avrupa’ya ve Arabistan ülkelerine sıçramıştır.17. yüzyılda Fransa’da,Almanya’da ve diğer ülkelerde de Cirit Oyunu yayılmıştır.

Konya Turizm Derneği’nin 1972 eylülünde düzenlediği Cirit Oyunları Şenliği dikkatleri tekrar bu ulusal sportif savaş oyunumuzun üstüne çekmiş bulunmaktadır.Bütün Yurt’da ilgi görmesi ve canlanması bu tür oyunlarımız için bir kazanç olacaktır.

 

CİRİT OYUNUNDA KULLANILAN TERİMLER

 

Değnek,Diğnek,Deynek:Çeşitli yörelerde cirit oyununa verilen ad.

Cirit Havası: Cirit oynanırken davul ve zurna ile özel ritimlerde çalınan ezgilerin tümü ya da bir tanesi.

At Oyunu: Ciritin Tunceli ve Muş yöresindeki adı.

At Oynatma Havası: Tunceli ve Muş yörelerinde ciritten önce at oynatma için özel ritimlerde çalınan ezgi ve ritimlere verilen ad.

Rahvan: Atın iki ayakla koşar gibi aynı yanda bulunan ayaklarını aynı anda atarak yaptığı, biniciyi sarsmayan bir yürüyüş şeklidir.

Rahvan At: Biniciyi sarsmadan yürüyen at.

Tırısa Kalkmak: Atın çaprazlama ayak atarak hızlı ve sarsıntılı yürüyüşüne denir.

Dörtnal: Atın en hızlı koşuşu.

Hücum Dörtnal: Atın en hızlı koşuşunun daha ilerisinde bir süratle hedefe at sürme.

Adeta: Atın düz yürüyüşü.

Aheste: Atın ağır ağır, arka kalçalara yüklenerek yürüyüşü.

At Başı: İki atın bir hizada oluşu.

At Cambazı: Ciritte at üzerinde beceri ve hüner gösteren binici.

At Oynatmak: Ciritte hüner göstermek.

Sipahi, Sipah, İspahi: Eskiden Yeniçeriler zamanında bir sınıf atlı askere denirdi. Fakat iyi at binen kişilere de at oyunlarında becerisi olan oyunculara da çeşitli yörelerde bu adlar kullanılmaktadır.

Seğmen Olmak: Ulusal giysilerin yöreye ait olanlarının düğün nedeni ile Ankara dolaylarında giyilmesine denir.

Osmanlı: Atlı,süvari anlamında kullanılmaktadır.

Menzil: Ciritte at üzerinde sıra biçiminde duranlara verilen ad.

Alan: Cirit meydanına verilen ad.Cirit oynanan yer.

Şehit: Ciritte isabet alıp ölenlere verilen ad.

Acemi: Savurduğu ciriti ata değen oyuncuya denir.

  
 Cirit Filmi İçin Tıklayın  ( 8.8 MB )

Kategoriler
Genel Kültür

Osmanlı Arması (Ambleminin) Üzerindeki Simgelerin Anlamları

Osmanlı armasının üzerindeki sembollerin  en ne anlama geldiğini merak ettiniz mi ? İşte size Osmanlı armasının üzerindeki sembollerin en tepeden aşağıya doğru anlamları :

Kategoriler
DİN Genel Kültür

Hıdırellez(Hıdır ilyas) Kimdir,Özellikleri,İnancı,Bayramı Ne Zamandır

Hıdırellez Bayramı

Hıdrellez, bütün Türk dünyasında bilinen mevsimlik bayramlarımızdan biridir. Ruz-ı Hızır (Hızır günü) olarak adlandırılan hıdrellez günü, Hızır ve İlyas Peygamber’in yeryüzünde buluştukları gün olması nedeniyle kutlanmaktadır.Hızır ve İlyas sözcükleri birleşerek halk ağzında hıdrellez şeklini almıştır.Hıdrellez günü,Gregoryen takvimine göre 6 Mayıs eskiden kullanılan Rumi takvim olarak da bilinen Julyen takvimine göre 23 Nisan günü olmaktadır.

Halk arasında kullanılan takvime göre eskiden yıl ikiye ayrılmaktadır:6 Mayıs’tan 8 Kasım’a kadar olan süre Hızır Günleri adıyla yaz mevsimini,8 Kasım’dan 6 Mayıs’a kadar olan süre ise Kasım Günleri adıyla kış mevsimini oluşturmaktadır.

Bu yüzden 6 Mayıs Günü kış mevsiminin bitip sıcak yaz günlerinin başladığı anlamına gelir ki,bu da kutlanıp bayram yapılacak bir olaydır.Hızır ve Hıdrellezin kökeni hakkında çeşitli fikirler ortaya atılmıştır.

Bunlardan bazıları Hıdrellezin Mezopotamya ile Anadolu kültürlerine ait olduğu;bazıları ise İslamiyet öncesi Orta Asya Türk kültür ve inançlarına ait olduğu yolundadır.Oysaki Hıdrellez Bayramı’nı ve Hızır inancını tek bir kültüre mal etmek olanaksızdır. İlk çağlardan itibaren Mezopotamya, Anadolu,İran,Yunanistan ve hatta bütün Doğu Akdeniz ülkelerinde bahar ya da yazın gelişiyle ilgili bazı tanrılar adına çeşitli tören ve ayinlerin düzenlendiği görülmektedir.

Hızır,yaygın bir inanca göre, hayat suyu (ab-ı hayat) içerek ölmezliğe ulaşmış;zaman zaman özellikle baharda insanlar arasında dolaşarak zor durumda olanlara yardım eden, bolluk-bereket ve sağlık dağıtan, Allah katında ermiş bir ulu ya da peygamberdir.Hızır’ın hüviyeti,yaşadığı yer ve zaman belli değildir. Hızır, baharın, baharla vücut bulan taze hayatın sembolüdür.Hızır inancının yaygın olduğu ülkemizde Hızır’a atfedilen özellikler şunlardır:

1)Hızır, zor durumda kalanların yardımına koşarak insanların dileklerini yerine getirir.

2)Kalbi temiz, iyiliksever insanlara daima yardım eder.

3)Uğradığı yerlere bolluk, bereket, zenginlik sunar.

4)Dertlilere derman,hastalara şifa verir.

5)Bitkilerin yeşermesini, hayvanların üremesini,insanların kuvvetlenmesini sağlar.

6)İnsanların şanslarının açılmasına yardım eder.

7)Uğur ve kısmet sembolüdür.

8)Mucize ve keramet sahibidir.

Hızır,bu nitelikleriyle mitoloji dünyasının kendilerine üstün yetenekler atfedilen tanrılarını hatırlatmaktadır.Ülkemizde Hıdrellez Bayramı 6 Mayıs tarihinde kutlanır.Bugün Hıristiyanlarca da baharın ve doğanın uyanmasının ilk günü olarak kabul edilir;bu günü Ortodokslar Aya Yorgi, Katolikler St.Georges Günü olarak kutlamaktadırlar.

Mevsimlik bayramlarımızdan biri olan Hıdrellez,ülkemizde etkin bir biçimde kutlanmaktadır.Büyük şehirlerde daha az olmak üzere,kasaba ve köylerde hıdrellez için önceden hazırlıklar yapılır. Bu hazırlıklar,evin temizliği,üst-baş temizliği,yiyecek-içeceklerle ilgili hazırlıklardır.Hıdrellez gününden önce evler baştan başa temizlenir. Çünkü temiz olmayan evlere Hızır’ın uğramayacağı düşünülür.Hıdrellez günü giyilmek üzere yeni elbiseler, ayakkabılar alınır.

Anadolu’nun bazı yerlerinde Hıdrellez Günü yapılan duaların ve isteklerin kabul olması için sadaka verme,oruç tutma ve kurban kesme adeti vardır.Kurban ve adaklar “Hızır hakkı” için olmalıdır.Zira tüm bu hazırlıklar Hızır’a rastlamak amacına yöneliktir.

Hıdrellez kutlamaları daima yeşillik, ağaçlık alanlarda, su kenarlarında,bir türbe ya da yatırın yanında yapılmaktadır.Hıdrellezde baharın taze bitkilerini ve taze kuzu eti ya da kuzu ciğeri yeme adeti vardır. Baharın ilk kuzusu yenildiği zaman sağlık ve şifa bulunacağına inanılır.Bugünde kırlardan çiçek veya ot toplayıp onları kaynattıktan sonra suyu içilirse bütün hastalıklara iyi geleceğine,bu su ile kırk gün yıkanılırsa gençleşip güzelleşileceğine inanılır.

Hıdrellez gecesi Hızır’ın uğradığı yerlere ve dokunduğu şeylere feyiz ve bereket vereceği inancıyla çeşitli uygulamalar yapılır.Yiyecek kaplarının, ambarların ve para keselerinin ağızları açık bırakılır.Ev,bağ-bahçe,araba isteyen kimseler,Hıdrellez gecesi herhangi bir yere istediklerinin küçük bir modelini yaparlarsa Hızır’ın kendilerine yardım edeceğine inanırlar.

Hıdrellezde baht açma törenleri de oldukça yaygın olarak uygulanan geleneklerimizdendir. Bu törene İstanbul ve çevresinde “baht açma”,Denizli ve çevresinde “bahtiyar”,Yörük ve Türkmenlerde “mantıfar”,Balıkesir ve çevresinde “dağara yüzük atma”,Edirne ve çevresinde “niyet çıkarma”,Erzurum’da “mani çekme” adı verilir.

Törenler baharda doğanın ve tüm canlıların uyanmasıyla eş anlamlı olarak insanların da talihlerinin açılacağı inancıyla,şanslarını denemek için yapılır.Hıdrellezden bir gece önce bahtını denemek ve kısmetlerinin açılmasını sağlamak isteyen genç kızlar yeşillik bir yerde veya bir su kenarında toplanırlar.

İçinde su bulunan bir çömleğe kendilerine ait yüzük,küpe,bilezik gibi şeyler koyarak ağzını tülbentle bağladıktan sonra bir gül ağacının dibine bırakırlar. Sabah erkenden çömleğin yanına giderek sütlü kahve içip ağızlarının tadının bozulmaması için dua ederler.

Ardından niyet çömleğinin açılmasına geçilir. Çömlekten içindekiler çıkarılırken bir yandan da maniler söylenir.Buna göre eşyanın sahibi hakkında yorumlar yapılır.Hıdrelleze özgü bu uygulama temelde bu şekilde yapılmakla birlikte,yörelere göre bazı farklılıklar da gösterebilmektedir.Son zamanlarda ise bu tören yalnızca evde kalmış kızların kısmetini açmak amacıyla yapılmaktadır.

Sonuç olarak, Anadolu’da hala görkemli törenlerle kutlanan Hıdrellez Bayramı insanlık tarihinde çok eski zamanlardan beri kutlanmaktadır.Farklı zamanlarda, farklı isimler altında kutlansa da Hıdrellez motiflerine pek çok yerde rastlamak mümkün olmaktadır.Baharın gelişi ve doğanın canlanması insanlar tarafından bayramlarla kutlanması gereken bir durum olarak algılanmıştır.Böylece bir bahar bayramı olan Hıdrellez evrensel bir nitelik kazanmıştır.
kaynak. www. kultur.gov.tr

Kategoriler
Genel Kültür TARİH

Sadrazam (Veziri Azam) Nedir Kime Denir? Tüm Osmanlı Veziri Azamları Sadrazamları

Sadrazam (Veziriazam) Kime Denir ?

Osmanlı devlet teşkilâtında pâdişâhtan sonra devletin en yüksek rütbeli idârecisi. Sadrâzam, “vezîriâzam” diye de bilinir ve padişahın mutlak vekîli olarak devlet işlerini idare ederdi. Sadrazamlara ayrıca “sadr-ı âlî, vekil-i mutlak, sâhib-i devlet, zât-ı âsafî” gibi unvanlar da verilirdi.