Kategoriler
EĞİTİM

Eğitimde Özel Dersin Yeri ve Özel Dersin Avantajları

Özel ders herhangi bir dersin bir konusunda öğretmen ile öğrencinin bire bir uyguladığı derstir. Öğretmen özel derste, öğrencinin mevcut seviyesine uygun konudan başlayarak, öğrencinin anlayabileceği seviyede öğrenci için en uygun yöntemleri uygular.

ÖZEL DERSİN İÇERİĞİ

Eğitim öğretimin bütün kademelerinde, ilköğretimden üniversiteye kadar ihtiyaç duyulan derslerden alınabilir. Genellikle okul derslerine yönelik özel ders tercih edilsede. Piyano, resim, diksiyon dersleri gibi alanlarda da özel ders alınmaktadır. Öğrenciler genellikle Matematik Özel Dersi tercih etmektedirler. bu konuda İstanbul’da Özel Ders alanında hizmet veren birçok kuruluş mevcuttur.

ÖZEL DERS İHTİYACI

Sınavların çok olması, yüksek başarı beklentisine sahip olma, iyi bir okul iyi bir üniversitede istenilen bir bölümü kazanabilme gibi etkenler özel derse olan ilgiyi artırmaktadır.  Eğitim sistemimizde herkes okula gitmekte, aynı konuları aynı müfredatı işlemektedir. Fakat sınavlarda daha başarılı olmak için hemen hemen herkes bir dershaneye gitmektedir. Dershanelerin de derslik ortamı şeklinde ve kalabalık sınıflarda ders işlemesi, konu eksiği olan ya da konuyu iyi anlayamayan veya daha başarılı olmak isteyen öğrencileri  özel derse yönlendirmektedir.

ÖZEL DERSİN AVANTAJLARI

En önemli kazanım sistemetik çalışmayı sağlar. Özellikle sınavlara hazırlanan öğrenci için dışarıda geçen boş vakit bile çok önemlidir. Özel ders bu konuda öğrenciye zaman kazandırır. Öğrenci okul veya dershaneye giderken yolda harcadığı vakit, öğretmen evine geldiğinde ona kalır. Sınıf ortamında arkadaşlardan çekinme gibi nedenlerden dolayı rahatça soramadığı soruları özel derste öğretmenine çekinmeden sorabilir. Sınıf ortamında öğrencinin dikkat dağınıklığı ya da dinliyor gibi durma, anlamış gibi yapıp dersi geçiştirme gibi durumlar özel derste mümkün değildir. Çünkü öğretmen yalnız onunla ilgilenmektedir. Dolayısıyla öğretmen öğrenciden dönüt alamazsa durma müdahale  etmektedir. Özellikle öğrenme güçlüğü çeken ya da dersi sevmediği için öğrenmek istemeyen öğrenciler de özel ders almak daha faydalıdır. Özel derste öğrenciye konuyu anlayıp anlayamadığı ile ilgili sorular sorularak o sırada eksiklikleri giderilip yanlışları düzeltilir. Her öğretmenin bir anlatış tarzı vardır. Kimi öğrenciler okuldaki veya dershanedeki öğretmenin anlatımını sevmemekte ya da onun anlatım yönteminden bir şey anlayamamaktadır. Bu durum öğrencide eksiklik hissine neden olabilir. bundan daha önemlisi öğrencide öğrenilmiş çaresizlik ile kendisini derse tamamen kapatabilir. Bunun gibi durumlarda alanında isim yapmış tecrübeli bir hocadan alınacak özel ders  çok faydalı olacaktır. Bireysel Ders Merkezi olarak bu sektörde sekiz yıldır hizmet vermekteyiz ve öğrencilerimizi daha da başarılı hale getirmek için çalışmalarımız sürmektedir.

Kategoriler
SAGLIK

Çam Fıstığının Faydaları Nelerdir? Nerelerde Yetişir?

Çamfıstığı (pinus pinea) Günde 2 çorba kaşığı kadar yaklaşık 25 gram’dan fazla yenilmemelidir.Bronşit, verem, akciğer hastalıklarının çabuk iyileşmesine yardımcı olur. Ruhi çöküntüyü giderir.Çam fıstığı; tüberküloz ve aneminin gelişmesini engellemeye vesile olmakta; ayrıca damar tıkanıklığı, yüksek tansiyon, onikiparmak bağırsağı, siroz ve mide tedavisinde kullanılmaktadır.
Bütün Akdeniz ülkelerinden yetişen bu ağaç şemsiye görünümünde 20 m’ye boylanabilen geniş tepeli bir çam türüdür. Kozalak üretimi 20 yaşından sonra başlar.
Yenilebilir ve yüksek ticari değeri olan bir tohumdur. Türkiye’de Aydın, Muğla ile İzmir ili Bergama ilçesine bağlı Kozak yöresinde üretimi yapılmaktadır.Türk mutfağında pilav, dolma ve helvanın bir malzemesi olarak kullanılır.
Fıstık çamının kozalakları olgunlaşınca ağaçtan bir sopa yardımıyla düşürülür ve güneş alan bir yerde serilir. Kozalaklar sıcağın yardımıyla açılarak içindeki tohumlar dışarı çıkarılır. Tohumlar suda yumuşatılarak içindeki fıstığın ayrılması sağlanır. Tohumu kaplayan ince zar temizlenir ve son olarak fıstık kurutulur. Kurutulan fıstıktan çıkan fıstıklar çuvallanıp satışa hazır hale getirilir.

Kategoriler
GÜNCEL

Yalovada Tatil, Gezilecek Yerler ve Bilinmesi Gerekenler

İstanbuldaki tatilcilerin gözde mekanlarından biri olan Yalovayı gelin birlikte tanıyalım. Otelleri, tatil köyleri ve eşsiz doğasıyla Yalova tatilciler için mükmmel bir yer. İstanbul’dan sadece bir saat uzaklıkta olan Yalova’da, Atatürk Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsü bahçesinde ve deniz kenarında bulunan Yürüyen Köşk, Atatürk’ün 21 Ağustos 1929’da Yalova’ya gelişinde verdiği talimatla, iki katlı, dörtgen planlı, ahşap karkas olarak yapıldı. Atatürk’ün çevreciliğinin en güzel örneklerinden biri olan köşkün hikayesi şöyle:

”Büyük Önder, bir gün köşke geldiğinde bahçıvanı ağacın dallarını kesmeye çalışırken görür. Hemen bahçıvanı yanına çağırarak bunun nedenini sorar. Bahçıvan da ‘Ağacın dalları köşkün duvarına kadar uzamış’ der. Atatürk, bunun üzerine ‘Ağacın dalını kesmeyin, köşkü kaydırın’ emrini verir. Daha sonra 10 Ağustos 1930’da İstanbul’dan getirilen tren rayları kullanılarak bina 4.8 metre kaydırılır ve ağacın dalları kesilmekten kurtarılır. Bina, bu nedenle ‘Yürüyen Köşk’ olarak nitelendirilir.”

İzmit istikametinden kara yoluyla gelindiğinde Yalova’nın son dönemde alternatif turizm anlamında atılım yapmasını sağlayan ”Yeşil-Mavi Yol” tabelaları ziyaretçileri karşılıyor. Altınova’dan başlayıp, tüm yarımadayı dolaşarak Armutlu’da tamamlanan 189 kilometre uzunluğundaki seyir yolu, pek çok noktasında tarihi, turistik ve doğal güzellikleri içinde taşıyor.

Hemen tamamında trekking, fotoğraf gezileri gibi etkinliklerle doğa turizmine uygun olan ”Yeşil-Mavi Yol” aynı zamanda Yalova’nın turizm haritasını oluşturur. Yol, dönemin önemli devlet adamlarından olan Osmanlı Sadrazamı Hersekzade Ahmet Paşa’nın adını taşıyan camiden başlar.

Altınova merkezinden araçla birkaç dakika mesafede olan Karadere köyünde ise Osman Gazi’nin Bizanslılarla yaptığı ilk savaşlardan olan Çobankale’de yer alan anıtla, tarihe tanıklık edilebiliyor.

Ziyaretçiler, İzmit-Yalova kara yolundan devamla yol boyunca kendilerine eşlik eden seralarda her türden çiçek alma imkanına sahipler.

Kent merkezinin 4 kilometre doğusundaki Çiftlikköy’de bir süreliğine de olsa Doğu Roma döneminden kalma Kara Kilise’yi ziyaret edip, nefeslenmek gerekiyor.

MARMARA ESİNTİSİNDE BALIK KEYFİ

Kent merkezinde yapılması gereken ilk şey ise sahilde bulunan balık restoranlarında Marmara Denizi’nden gelen esintiler eşliğinde nefis bir ziyafet çekmek. Yemeğin ardından onlarca balıkçı teknesi arasında demli bir çay yudumlamak ise o ana kadarki tüm yorgunluğu alabiliyor.

Yalova’ya gelecek ziyaretçiler, TEMA Vakfı Onursal Başkanı Hayrettin Karaca’nın sahibi olduğu ”Karaca Arboretumu”nda bulunan ve dünyanın dört bir yanından getirilen bitkilerin bulunduğu ağaç müzesini gezme şansına ve mümkün olduğu takdirde Karaca ile sohbet etme imkanına sahip olabiliyor.

Bizzat Atatürk tarafından dikilen çınarların oluşturduğu doğal bir tünelden geçerek ulaşılan kaplıca diyarı Termal ise, kent merkezine 11 kilometre uzaklıkta. Her derde deva doğal kaplıca sularının bulunduğu Termal Kaplıcaları’nda yine Atatürk’ün kente bıraktığı mirasları gezme şansı yakalanabiliyor. Bunlardan biri, Büyük Önder’in sağlığında sıkça dinlendiği köşkü ve yeniden restore edilerek hizmet veren sineması.

Termal’in, ünü ülke sınırlarını aşmış, sağlık turizminin önemli bir ayağı olan kaplıcalarında mola vermek, doğa ve tarih tutkunları için bulunmaz güzellikler bahşediyor.
Bu arada, Sudüşen Şelalesi’ni de unutmamak gerekiyor. Sudüşen Şelalesi, Termal’den yaklaşık 8 kilometre gidilerek, 15 dakikada ulaşılan, metrelerce yukarıdan düşen sularıyla ziyaretçilerini bekliyor. Ayrıca şelaleye çıkarken eşsiz bir baraj gölü, Marmara Denizi’nin muhteşem manzarası, çeşitli flora ile karşılaşılırken, bölgede foto safari, trekking ve piknik yapma imkanı bulunuyor.

MARMARA’NIN BODRUM’U

Termal’den 20 dakikada ulaşılabilen Çınarcık ise ”Marmara’nın Bodrum’u” olarak adlandırılıyor. Yazın nüfusunu 10’a katlayan, tüm ilçeyi saran plajları, gece eğlenceleriyle ünlü Çınarcık’ın rakımı yüksek bölgeleri ise tam bir doğa harikası.

Çınarcık’tan yarım saat mesafede olan Teşvikiye’de kent ormanı, yeni düzenlemesiyle ziyaretçilerine doğanın inanılmaz güzelliğini sunuyor. Burada hem yürüyüş yapılabiliyor, hem de köylü kadınların pişirdiği sıcak gözlemelerle açlık yatıştırılabiliyor.

Yine Teşvikiye beldesine 10 kilometre uzaklıkta Erikli Yaylası ile hemen ilerisindeki Büyük ve Küçük Dipsiz Göl, hayal alemine daldıran mistik görünümüyle ziyaretçilerini büyülüyor.

Kestane, karaağaç, ıhlamur, erik ve elma ağaçlarıyla bezenmiş bu yaylalarda kamp yapılabiliyor. Teşvikiye Deresi üzerinde bulunan ve toplam 60 metreyi bulan İkiz Şelaleler, Esenköy’e 8 kilometre mesafedeki Karlık Yaylası da ziyaret edilecek yerler arasında.

İstanbul’dan deniz otobüsü seferlerinin düzenlendiği Yalova’ya otobüs ve özel aracınızla da ulaşabilirsiniz.

Milliyet .com

Kategoriler
Genel Kültür

İstiklal Marşı Ve Anlamı, İstiklal Marşının Açıklaması

İstiklal Marşımızın o derin duygu yüklü açıklamasını okuduktan sonra, ona daha çok bağlanacaksınız. Tamamen manevi duyguları harekete geçiren eşsiz eser:

İstiklal Marşı ve Manası
Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim, milletimindir ancak.

Mehmet Akif, Türk milletine cesaret ve tahammül aşılamak için ve onda bulunan duyguları harekete geçirmek için, şiirine korkma sözüyle başlıyor. Bayrak bir milletin geleceğinin ve bağımsızlığının sembolüdür. Bayrağın sönmesi Türk milletinin istiklalini kaybetmesidir. Şair ülkemizde tek bir insan kalana kadar bu vatanı savunacağımızı belirtiyor. O halde en son Türk bireyi son nefesini vermeden Türk istiklal ve bağımsızlığını yok etmek, Türk bayrağını söndürmek mümkün değildir. Zira bayrağımız milletimizin yıldızıdır. Bayrağın kaderi ile milletimizin kaderi birbirine bağlıdır. Bayrak bizimdir, biz yaşadıkça onu elimizden kimse alamaz.Türk milletinin bütün fertlerini öldürmedikçe bağımsızlığını kimse yok edemez.

Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal…
Hakkıdır, Hak’a tapan milletimin istiklal!

Şair, ikinci kıtada bayrağımızın o zaman ki kırgın, küskün, öfkeli halini dile getiriyor. Türk vatanının bazı parçaları, işgal edilmiştir. Bu yüzden bazı bölgelerde bayraklarımız indirilmiş, yerine düşman bayrakları asılmıştır. Kaş çatmak, öfke halini ifade eder. Kaş ayrıca, edebiyatımızda hilale benzetilir. Sevgilinin kaşları daima hilal şeklinde gösterilmiştir. Bayraktaki hilal de tıpkı nazlı bir sevgilinin kaşı gibi çatılmıştır. Kahraman Türk milletini üzmektedir. Türkün beklediği, özlediği gülen bir bayraktır.Türk bayrağının gülmesi göklerde dalgalanmasıdır. Bir aşığın sevgilisinden güler yüz beklemesi gibi bağımsızlığa aşık Türk milleti de özgürlüğün sembolü olan bayraktan gülmesini beklemektedir. Bu milletimizin en doğal hakkıdır. Çünkü, Türkler bağımsızlıkları ve bayrakları uğruna pek çok kan dökmüşlerdir. Bu kanları bayrağa helal etmeleri için onun da nazlanmayı bırakıp, göklerde dalgalanması gerekir. Türk milleti daima Allah’a inandığı için özgürlük onun hakkıdır.

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaştım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarim.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Şair “ben” diyor.(Ancak kastettiği mana aslında bizdir Türk milleti adına konuşmaktadır) Türk milleti ezelden beri hür yaşamıştır,hür yaşayacaktır. Onun özgürlüğünü elinden almak isteyen ancak çıldırmış olmalı,zira böyle bir harekete kalkışanlar ağır bir şekilde cezalandırılır. Türk milleti bağımsızlığı uğrunda önüne çıkacak her engeli aşacak güçtedir. O; böylesine yüce bir amaç için dağları delecek, enginlere sığmayıp,denizleri taşıracaktır güçtedir.

Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
“Medeniyet!” dediğin tek dişi kalmış canavar?

Bu kıtada şair vatanımızı istilaya kalkışan Avrupalılara meydan okuyor. 20. asrın başında Avrupa medeniyeti 19.yy. deki görkeminden oldukça uzaktır. O sebeple şair batıyı tek dişi kalmış canavara benzetiyor. Ancak Avrupa mevcut teknik imkanlarını seferber ederek topuyla, tüfeğiyle, tankıyla bizi yok etmeye çalışmaktadır. Mehmetçik ise bu güce topla, tüfekle, mızrakla, kılıçla cevap vermeye çalışmaktadır. Avrupalı kendini çelik zırhla korurken Mehmetçik ona iman dolu altın göğsüyle karşılık vermektedir.

Arkadaş! Yurdumu alçakları uğratma, sakin.
Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.
Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın…
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Şair kahraman Türk askerine hitap ediyor. Türk yurdunu alçakları uğratmaması için gerekirse canini feda etmesini öneriyor. Şehit gövdelerinin meydana getireceği siperler düşmana mani olacaktır. Mehmet Akif düşmanın çok kısa bir süre içinde bu hayasızca akına son vereceği Allah’ın Türk milletine Kuran-Kerimde vaat ettiği zafer gününün yarından bile daha yakın bir zamanda doğacağına inanmaktadır.

Bastığın yerleri “toprak!” diyerek geçme, tanı:
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

Şair Türk ordusuna vatanin kutsallığını hatırlatıyor. Toprak ile vatan arasında büyük bir fark vardır. Toprağı vatan haline getiren onu elde etmek ve korumak için savaşan fertlerin varlığıdır. Kısacası sıradan bir toprak büyük bir değer taşımaz; ama vatan toprağı uğrunda şehit olan atalarımızın o topraktaki mezarlarıdır. Bu kutsal vatani dünyalara değişmeyiz. Toprak dünyanın her yerinde bulunur. Ancak atalarımızın kanlarıyla sulanan topraklar vatanimiz üzerindedir.

Kim bu cennet vatanının uğruna olmaz ki feda?
Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda!
Canı, cananı, bütün varımı alsında Huda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.

Bu vatan cennet kadar kıymetlidir. Şehit olanların ruhu dini inanışımıza göre doğrudan doğruya cennete gider. Şehitlerimiz bu vatan toprağında yattığı için cennetten farksızdır. Bir avuç toprağı sıksak şehitler fışkıracak sanırız. Canımızdan çok sevdiğimiz insanları varımızı yoğumuzu Allah alsında yalnız yaşadığımız sürece bizi vatanımızdan ayrı düşürmesin.

Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.
Bu ezanlar-ki şahadetleri dinin temeli
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.

Allah’a şair hitap ediyor. Mehmet Akif’in Allah’tan tek dileği ibadet yerlerinin göğsüne düşman elinin değmemesidir. Camilerimizden okunan ezanlar sonsuza kadar Türk yurdunun üstünde inlemelidir. Çünkü bu ezanlar dinimizin temelidir.

O zaman vecd ile bin secde eder-varsa-taşim,
Her cerihamdan, ilahi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-ı mücerred gibi yerden na’şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım.

Ezan sesleri yurdumuzun üstünde inledikçe şehitlerimizin de ruhları şad olacaktır. Ezan sesi sadece yaşayanlara değil, ölülere hatta onların mezar taşlarına bile tesir eden yüce bir anlam taşır. Şehit atalarımızın her şeyden arınmış ruhları yerden fışkıracak, ezan sesiyle ayağa kalkacak ve dışa yükselecektir.

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal:
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklal!

Şair zafer gününün heyecanını yaşıyor. Şanlı bayrağımız dalgalandıkça gökyüzünü şafakla yarış edercesine gökyüzünü kızıl renge boyamaktadır. Türk milleti yeniden bağımsızlığına kavuşmuştur. Artık onun için yok olma korkusu kalmamıştır. Bayrağımız şehitlerimizin kanlarını hak etmiştir. Bağımsızlık Allah’a tapan ve doğruluktan ayırmayan Türk milletinin en doğal hakkıdır.

Mehmet Akif ERSOY