Suudi Arabistan’da Kurban Bayramı Hangi Gün 2013

Geçtiğimiz yıl Kurban Bayramı Suudi arabistan ile aramızdaki fark yüzünden farklı günlerde ifaa edildi. Ancak Bu yıl kurban bayramını Arabistan ile birlikte 15 Ekim de kutlayacağız. Okumaya devam et “Suudi Arabistan’da Kurban Bayramı Hangi Gün 2013”

Usame Bin Ladin Kimdir? Kısaca Hayatı ve Yaptıkları

Usame Bin Ladin, 10 Mart 1957’de Yemen’de doğan, kökten dinci bir grup olan El Kaide’nin kurucusu ve lideridir.

Çok zengin Suudi Arabistanlı bir ailenin çocuklarından biridir. Usame bin Ladin’in kökü Güney Yemen’de Hadramut’tur. Babası Muhammed 1930’da geldiği Suudi Arabistan’da hızla yükseldi ve zamanla Ortadoğu’nun en büyük müteahhitlerinden biri oldu. 1968’de kaza sonucu öldüğünde mirası 11 milyar dolardı. Oğulları hep Suud prensleriyle birlikte büyümüş ve okumuştu.

Genç yaşta Müslüman Kardeşler teşkilatının fikirlerinden etkilenen Usame bin Laden, 1979 Aralık ayında, arkadaşı, Suudi Gizli Servisi Şefi Prens Turki bin Faysal tarafından Pakistan Peşaver’e yollandı. Buradaki kamplarda, başta Arap ülkeleri olmak üzere dünyanın dört bir tarafındaki İslâmcı gençler birer uzman savaşçıya çevriliyordu. Beş ülkenin birlikte üstlendiği bu çalışmanın sorumluluğu Pakistan Gizli Servisi ISI’deydi, yürütücüsüyse Filistin asıllı Abdullah Azzam’dı.

Azzam’a asistanlık yapan Usame bin Ladin, bizzat savaştı, hatta Celalabad yakınlarında yaralandı. 1986’da kendi kamplarını kurdu. Kurumsallaşmasının temelini 1988’e doğru gönüllüler hakkında bilgileri içeren bir veritabanı kurarak attı. Bu bilgisayar kayıtlarından hareketle ‘El Kaide’ adlı bir yapılanma ortaya çıktı. Suud rejimi, cihadı her yere yaymak isteyen bu kişiden korkmaya başladı ve 1989’da pasaportuna el konuldu.

Haziran 1990’da Saddam Kuveyt’e girince Usame bin Ladin, Suudi sınırlarının korunması görevinin kendisi ve tabanına verilmesini istedi. Kral Fahd Amerikan askerlerini çağırınca çok öfkelendi; önce Pakistan’a, ardından Afganistan ve nihayet Sudan’a gitti. Artık Pakistan’da istenmeyen ve kendilerine yer arayan binlerce cihatçıyı Sudan ve Yemen’e yerleştirdi, onlara birçok ülkede iş buldu.

ABD’ye karşı ilk cepheyi Somali’de açan ve 1994’te Suud vatandaşlığından çıkarılan Usame bin Ladin, uzun bir süredir, iktidarı almalarına epey yardımcı olduğu Taliban’ın himayesinde Afganistan’da yaşıyor. ABD’nin, yakalanması için 25 milyon dolar ödül koyduğu Usame bin Ladin, hiçbir eylemi açıkça üstlenmiş değil, ama hiçbirini kınamış da değil. Zaten Usame bin Ladin’in adı yapılandan çok, yapılacağı iddia edilen eylemlerle anılıyor. 11 Eylül 2001 saldırılarının faili olduğu iddia edilmektedir ve bir kaset yayınlamıştır ve büyük zaferle karşılanmıştır. Fakat bu kasetteki kişinin Usame bin ladin olduğu süphelidir. İslâmî hareketlerde bulunmuş Cihatı yaymaya çalışmıştır.South park adlı dizide bir çok kez öldürülmüştür.

11 Eylül saldırılarından sonra hedef haline gelen Ladin öldürülme ihtimaline karşılık yazdığı vasiyetinde El Kaide’nin devamı için en uygun gördüğü ismi Halid bin Kasım olarak belirtmiştir.

1 Mayıs 2011 tarihinde El Kaide lideri Usame Bin Ladin Pakistan’da İslamad yakınlarında bulunan bir evde yapılan bir operasyonla öldürüldü.

İslami Facebook Sitesi Açıldı: Millatfacebook

Hz. Muhammed’e yönelik “kafirce” resimler üzerine böyle bir paylaşım sitesi açmaya karar veren Lahor kentinden 6 genç tasarımcı, www.millatfacebook.com adresindeki siteye “Millet Facebook” adını verdi.

Daily Telegraph’taki habere göre, yeni paylaşım sitesinin Müslüman dünyasına hizmet etmesi amaçlanıyor.

Sitenin hazırlayıcılarından Ömer Zahir Mir, çarşamba günü kurulan sitenin şimdiden 8 bin kullanıcısının olduğunu söyledi.

Zahir Mir amaçlarının hem Peygamberin resimlerinin yayımlanmasını onaylamadıklarını göstermek hem de zayıf ve karmaşık mahremiyet kurallarına sahip olmakla eleştirilen Facebook’a alternatif getirmek olduğunu belirtti.

Pakistan’da binlerce kişi, Facebook’un Hz. Muhammed resimleriyle ilgili bir yarışma düzenlemesini protesto etmişti.

haber3

Türkiye’den Vize İstemeyen Tüm Ülkelerin Listesi 2011 (Tüm Vizesiz Gidilebilen Ülkelerin Listesi)

Son dönemlerde dış politikada adından söz ettiren Türkiye’den  vize istemeyen ülkeler yavaş yavaş artmaya başladı. Dış İşleri yayınladığı listede ,Türklerden vize istemeyen yani vizesiz gidilebilecek ülkerlerin listesini yayınladı.

Türkiye’nin son zamanlarda yürüttüğü başarılı diplomatik atak ve komşularla sıfır problem politikasından sonra bazı ülkeler, Türk vatandaşlarına uyguladığı vize uygulamasını kaldırdı.

Suriye ile karşılıklı vize uygulaması, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim başkanlığında ekim ayında Halep ve Gaziantep’te yapılan Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği toplantılarının ardından kaldırıldı.

Vize uygulamalarına Libya ile, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Libya ziyareti çerçevesinde Libya lideri Muammer Kaddafi ile görüşmesinin ardından, Ürdün’le ise Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Ürdün ziyareti sırasında karşılıklı olarak son verildi.

Türkiye’ye vize uygulamayan ülke ve özel idare bölgeler aşağıda. Vize istemeyen ülkeler arttıkça aşağıya ekliyoruz:

Vizesiz ülkelerde, girişte belli bir ücretle alınacak geçici vizeler ya da pasaporta vurulan damgalar yeterli oluyor.

Türkiye’ye vize uygulamayan ülkeler ise şöyle:

Antigua, Barbuda, Arjantin, Arnavutluk, Bahamalar, Barbados, Belize, Bolivya, Bosna-Hersek, Brezilya, Ekvator, El Salvador, Fas, Fiji, Filipinler, Guatemala, Gürcistan, Haiti, Hırvatistan, Honduras, İran, Jamaika, Japonya, Karadağ, Kazakistan, Kırgızistan, KKTC, Kolombiya, Kore Cumhuriyeti (Güney Kore), Kosova, Kosta Rika, Libya, Lübnan, Makedonya, Maldivler, Malezya, Mauritius, Nikaragua, Palau Cumhuriyeti, Paraguay, St. Lucia, St. Vincent-Grenadines, Sırbistan, Singapur, Solomon Adaları, Sri Lanka, Suriye, Svaziland, Şili, Tayland, Trinidad-Tobago, Tunus, Tuvalu, Uruguay, Ürdün, Venezuela, Yemen

Önümüzdeki günlerde imzalanan anlaşmaların yürürlüğe girmesiyle Rusya, Kuveyt ve Ukrayna’da da vizelerin kalkması bekleniyor.

Belarus ile de çok yakında vize kalkıyor. Artık Belarus’a vizesiz gidilebilecek.

6 Temmuz 2011’de Ankara’da imzalanan anlaşmaya göre, iki ülke vatandaşları, 6 aylık süre içinde ilk giriş tarihinden itibaren 90 günü aşmayan süre zarfında diğer ülkeye girip çıkmak, transit geçmek ya da geçici olarak kalmak için vizeden muaf olacak.

Son olarak Nijerja ile de anlaşma yapılacak.

Son Güncelleme: 18 Aralık 2011

Tarihteki En İlginç Olaylar 1

Cengizhan’ın Elçileri ve sonrası… Dünyanın gelmiş geçmiş en tartışılan, merak edilen, kan döken insanlarından biri olan Cengiz Han’ın Harzem ülkesine yolladığı elçilerinin başından geçenleri ve sonrasında bir kasırga gibi gelişen olayları öğrenmek ister misiniz? İşte buyrun Anadolu’nun bile yerle bir olmasına sebep olan olaylar dizisi…

13. yüzyılda Harzem İmparatorluğu dünyanın en zengin ülkesiydi. Bugünkü İran, Pakistan, Afganistan ve Orta Asya’nın büyük bir bölümü bu imparatorluğun sınırları içindeydi. Şah Alaaddin Muhammed bu büyüklüğün çeşitli sorunları da beraberinde getireceğini biliyordu.

İpek Yolu önemli bir gelir kaynağıydı. Çin, Hindistan, Ortadoğu, Doğu Rusya ve hatta Batı Avrupa’dan tüccarlar ticaret merkezleri olan Merv, Buhara ve Semerkand’da bir araya geliyordu. Semerkand’ın nüfusunun yarım milyondan daha fazla olduğu söyleniyordu ki, o zamanlar Paris ve Londra’nın nüfusları taş çatlasa otuz-kırk bindi. Dünyanın bu uzak köşesinde geniş zevk bahçeleri vardı. Egzotik meyve ağaçları, şırıl şırıl akan çeşmeler eşliğinde dünyanın dört bir yanından gelen asiller hayatın tadını çıkarıyordu.

Aynı zamanda entelektüel bir merkezdi bu imparatorluk. Her büyük şehirde üniversiteler, kütüphaneler olması Şahın imparatorluğunu İslam dünyasının sanat, şiir ve bilgi merkezi haline getirmişti. Aynı zamanda bolluk İçinde olması da buna etkendi. Bir dizi başarılı savaş sonucunda imparatorluk her yönde genişlemiş ve Fransa, Almanya, İngiltere gibi ülkeler Haçlı Seferlerine bile ancak elli bin kişilik bir ordu gönderebilirken, Harzem İmparatorluğunun tümü zırhlı ve tam donanımlı beş yüz bin askeri vardı. Hiçbir devlet Harzem İmparatorluğu’nu kızdırmaya cesaret edemiyordu.

Ancak Şah kötü haberler almıştı. Pek ciddi bir şey değildi ama can sıkıcıydı. Sinek küçüktür ama mide bulandırır. Üç bin kilometre kadar doğuda yeni bir güç doğuyordu. Ne oldukları belli olmayan, çadırlarda yaşayan, göçmen bir krallık. 1206 yılında bu barbarlar, adı Kralların Kralı ya da Savaşın Kusursuz İmparatoru anlamına gelen Cengiz Han’ın yönetimi altında toplandı. Cengiz Han Çin Seddi’nin ardına geçmeyi başarmış ve kuzeydeki Çin şehirlerini ele geçirmişti.

Bir Tatar hükümdarı olan Kuşluk, Harzem İmparatorluğu’na komşu olan Karakitai’de (bugünkü batı Çin) bu yeni kağana karşı isyan etme cesaretini gösterdi. Bütün büyük hükümdarların yapacağı gibi Harzem Şahı da bu isyana gizliden gizliye destek verdi. Böylece barbar devletini parçalayabileceği. Eğer bu Kuşluk denen adam fazla güçlenirse desteğini Cengiz Han’dan yana çeviriverirdi.

Ama Cengiz Han sadece yirmi bin adamdan oluşan iki tümen asker gönderdiğinde yolunda gitmeyen bir şeyler olduğuna anlamalıydı. Bu adamlar Cengiz’in en iyi komutanlarından Çepe’nin kumandasındaydı. Çepe dağlardaki isyanı bastırmakla görevliydi ve altı yıl süren bir çarpışma sonucunda isyanı bastırdı.

Cengiz’in askerleri ilerlemiş ve imparatorluğun doğu sınırının çok küçük bir bölgesini kontrol altına almışlardı. Bu işgal için mantıklı bir rota değildi çünkü o tarafta Pamir Dağları vardı. Bu dağların yüksekliği zaman zaman yedi bin metreye kadar çıkıyordu.

Ticaret her zamanki gibi devam etti. Dünyanın her yanından kervanlar geliyor, vergilerini ödüyorlar ve şehirlerdeki öteki tüccarlarla alışveriş yapıyorlardı. Bu yeni hükümdarın elçileri zaman zaman Şaha gelir, dostluk belirtisi olarak ufak tefek hediyeler verirdi. Karşılığında da aynı şekilde hediyeler giderdi. Ama rahatsız edici bir şeyler olmaya başlamıştı.

Barbar Moğollar da kervanlarla gelmeye başlamıştı. Kendilerine tüccar diyorlardı ancak sadece Çin’den bozulmuş artık şeyler getiriyorlardı. Şahın ajanları durumun farkındaydı ve hiç hoşlarına gitmiyordu. Bu tüccarların aslında ajanlar olduğu ve surların ne kadar güçlü olduğuyla ilgili notlar aldıkları, askerlerin nerelerde durdukları ve surların üzerinde ne kadar mancınık yer aldığı gibi bilgileri ele geçirdikleri ortaya çıktı.

Aynı zamanda Cengiz Han’ın ordularının ne kadar güçlü olduğu dedikodusunu halk arasında yayıyorlar ve Harzem İmparatorluğu halkını korkutuyorlardı. Tarih boyunca bu taktik hep kullanılmıştır. Rapor hazırlamaya gelen tüccarlar, rakibin savunma hattını öğrenip bilgileri hemen geri ulaştıran diplomatlar ve ailelerin resimlerini köprünün, savunma birliklerinin Önünde çeken turistler. Bu işin türlü türlü yolları vardır. Bu üçüncü sınıf barbarların gönderdikleri ajanlar yakalanıp, mallarına el kondu ve apar topar dışarı atıldı. Barbarlar için iyi bir uyarı yapılmıştı.

Aylar geçti ve Şah seçeneklerinin neler olduğuna baktı. Moğollar binlerce kilometre uzaktaydı ve Çin ile olan savaşlarına dalmıştı. Casusların gönderilmesine tepki gösterecek olsalar bile ordularını Sibirya’nın geniş bozkırlarından geçirip ulaşmaları en az altı ay alırdı. Harzem İmparatorluğu’nun sınırına geldiklerinde ise karşılarında beş yüz bin Harzem askerini bulacaklardı. Öylece mide bulandıran sinek öldürülmüş, Şahın ünü dünyaya bir kez daha yayılmış olacaktı.

Cengiz Han’ın elçileri Şaha ulaştı. Dilleri ve tarzları İslam dünyasının elçilerinin dilleri kadar kibar değildi, ancak anlaşılmıştı ki durum Cengiz’in pek hoşuna gitmemişti. Cengiz, iyi niyetle Harzem İmparatorluğunun tüccarlarının kendi ülkesinde ticaret yapmasına izin verirken, kendi ülkesinin tüccarları Harzem şehirlerinde soyulup dışarı atılıyordu. Özür dilenmeli, tüccarların zararları karşılanmalı ve Moğol kervanına kötü davranan sorumlular cezalandırılmalıydı.

Bir ders vermenin tam zamanıydı ve Şah Muhammed’in bu dersi vermek için harika bir fikri vardı. Elçi olarak gelen Moğolların sakalları Şah ve yanındakilerin huzurunda yakıldı. Sakallar yanarken bayağı nahoş bir görüntünün ve aynı zamanda kokunun oluştuğu kesindir. Bazı kaynaklara göre ise sakalı yakıldıktan sonra Moğol elçisi öyle özensiz tıraş edilmiş ki az daha kafası kopuyormuş.

Her neyse, insan, acaba Şah neden böyle yaptı, demekten alamıyor kendisini. Casusları, Moğolların “modern” bir ordu tarafından kolaylıkla durdurulabilecek sıradan barbarlar olduğundan emin miydi acaba? Acaba kazanacağından emin olduğu bir savaş mı başlatmaya çalışıyordu? Tarihte resmi bir bildirim yapılmadan savaşa girişildiği olmuştur. Şahın uyguladığı taktik ise Cengiz’i öfkelendirecek kadar aşağılayıcıydı. Yoksa Şah sadece eğlenmek mi istemişti? Elçiler acı ve aşağılanma içinde çığlık atarken Şah ve beraberindekiler katıla katıla gülmüştü. Ardından da elçiler kapı dışarı edilmişlerdi.

Sonra fırtına başladı… Sen hem Moğol elçilerinin sakallarını yak, hem de bunun cezasız kalacağını düşün. Moğol geleneklerine göre taraflardan birinin öleceğinin bildirilmesiyle savaş başlar. Ölen tarafın kim olacağı ise bilinmez.

Yüz binden biraz daha fazla askerle Cengiz Han 1219’da Harzem İmparatorluğu’nun kalbine doğru büyük bir hızla ilerledi. Birkaç ay içinde şahın ordusu yenilmekle kalmadı, resmen telef edildi. Sonraki yıl, o muhteşem şehir Semerkand düştü, tüm nüfus kılıçtan geçirildi. Şaha Moğolların kendisi için bir “av partisi” düzenlediği haberi geldi. İki tümen uzman asker Şahı öldürüp Cengiz’e kafasını getirmek için harekete geçmişti.

Panik halindeki Şah kaçtı. Peşinde de Moğol generali Subutay yönetiminde yirmi bin asker vardı. Takip üç bin kilometre kadar sürdü. Sonunda Hazar Denizi’nde bir adaya kaçtı ve korkudan saçı sakalı beyazlamış şekilde öldüğü söylendi. Bazı tarihçiler Harzem İmparatorluğunu yıkan savaşın tarihin en ağır savaşı olduğunu söyler. Tüm nüfusun yüzde 75’i kılıçtan geçirilmiş, bütün şehirler dümdüz edilmişti. Sonuçta İslam’ın akademik kalbi artık atmayacaktı.

Cengiz, giriştiği savaşta şahın ordularının peşinden koşarken Hint Okyanusu kıyılarına kadar ulaştı. Subutay batıdaki ve kuzeydeki bilinmeyen ülkelere keşfe çıkmak için izin istedi. 1233 yılında geri çağrılana kadar Kafkasları geçecek, Rusya’nın verimli kara topraklarına ulaşacak ve en sonunda Dinyeper nehrinde duracaktı. Sahne elli yıl sonra Moğolların Rusya ve Doğu Avrupa’yı ele geçirmeye çalışmaları için uygun duruma getirilmişti.

Şah, birkaç sakal yakmanın cezasını tüm bir kıtanın yakılıp yıkılmasıyla ödedi.