Kategoriler
BİYOGRAFİ

Jean de La Fontaine (Lafonten) Kimdir? Kısaca Hayatı ve Eserleri

Jean de La Fontaine (okunuşu Lafonten), 8 Temmuz 1621 tarihinde Château-Thierry’de doğmuş,  13 Nisan 1695  yılında ise Paris’de ölmüştür. Fransızların en ünlü şair ve yazarlarındandır.

 

Çocukluğumuzda, özellikle de ilkokul yıllarımızda okuduğumuz eserlerin neredeyse çoğunun yazarıdır Türkçe okunuşuyla Lafonten. Yazdığı fabl türü eserleri ile tanınmıştır. Varlıklı bir ailenin çocuğuydu. Paris’te kolejde okudu. Hukuk tahsili yaptı. Papaz yetiştirilmek istendi. Lisede kiliseden ayrıldı. Okul hayatında başarılı bir öğrenci olamadı. Gençliğinde baba mesleği olan orman ve su kanalları işleriyle uğraştı. Çeşitli memurluklarda bulunmuş, düzensiz bir hayat yaşamıştır.

 

1673 senesinde Madam de la Sablière’nin himayesine girerek burada ilim adamları, felsefeciler ve yazarlarla tanıştı. İlk masallarını burada yazdı. Çağdaşları, La Fontaine’i bir masal yazarı olarak görüyorlardı. Halbuki La Fontaine, yazdığı masallarda Dede Korkut masallarındaki uslupla hayvanlara ahlaki karakterler vererek onların şahıslarında bazı insan karakterlerini tenkid etmiş, bir ahlak dersi vermiştir. Buna edebiyatta teşhis ve intak sanatı denir. La Fontaine’in bu hususiyeti çok geç fark edilmiştir. Eserlerinde sadelik ve açıklık görülür. Konuşma şeklinde akıcı şiirleri, hayvanlar üzerinde tenkitleri, incitmeden iğneleme usulleri ile Fransız edebiyatına büyük eserler kazandırmıştır.

 

La Fontaine masallarındaki konular, şark klasiklerinden alınmadır. La Fontaine’den çok önceleri yazılmış Beydeba’nın Kelile ve Dimne eserindeki hikâyelerin 18 tanesi, bu Fransız edebiyatçısı tarafından şiir şeklinde tekrarlanmıştır. Masalları çoğunlukla herkesin anlayabileceği bir şekilde yazılmıştır. La Fontaine’in canlı, hızlı, incelik ve nükte dolu bir anlatımı vardır. Kişilerini hemen daima hayvanlar arasından seçerse de bazen insanları, bilhassa köylüleri de olaylara karıştırır. Sık sık bahsettiği hayvanlar aslan, kurt, tilki, eşek ve horozdur.

 

La Fontaine, kötüyü göstererek iyinin ne olduğunu anlatmaya çalışmıştır. Ancak şiirlerini okuyan çocuklarda herhangi bir açıklama yapılmazsa tam ters etkinin hasıl olduğu da bir gerçektir.

 

Masalları toplam olarak 238 adet olup, 12 kitapta toplanmıştır. 1668’de basılan ilk altı kitabında 124 masal vardır ve bunlar birinci cildi meydana getirir. İkinci cilt 1678’de basılan beş kitaptır. En son 1694’de bastırdığı üçüncü cilt ise tek kitaptan ibarettir.

 

La Fontaine, roman ve piyes de yazmıştır. Nakaratlı uzunca şiirleri ve şiirli mektupları vardır. Hadım, Gülünç Macera, Floransalı, Büyük Maşrapa, Köy Sevdaları komedi türündeki eserlerindendir. Contes (Kont) isminde şiirli hikâyeler eserinden dolayı Fransız Akademisine kabul edildi.13 Nisan 1695’te Paris’te öldü.

 

Eserleri birçok dile tercüme edilmiştir.

 

Kategoriler
DİN

Hristiyanlık Nedir? Kısaca Hristiyanlıkla İlgili Temel Kavramlar ve Anlamları

Yüce Rabbimizin hak din olarak Hazreti İsa ile dünyaya yolladığı Hristiyanlık, zamanla yozlaşmış, batıl bir din haline gelmiştir. Bizde bu yazımızda kısaca Hristiyanlığı tanımaya çalışacağız. Bu yazımızda Hristiyanlık dünyası içn kullanılan bazı temel kavramları açıklayacağız.

Hıristiyan din adamlarına rahip, kadın din adamlarına da râhibe denir. Papaz deyimiyle eş anlamda kullanılan bu deyim, genel olarak İslâm dışındaki diğer din adamları için de kullanılmıştır. Ama daha çok manastırda oturan hıristiyan din adamlarına râhip, oralarda yaşayan keşiş kadınlara da râhibe denilir.

Noel Nedir?

Hristiyanların Hz. İsanın doğum günü dolayısıyla kutladıkları bayram; bu bayramın kutlandığı zaman süresi; Miladi yılı Ocak ayının birinci gününün gecesi; Milad; Hz. İsanın doğumu kabul edilen gün. Bu günü esas alan takvime ise Milâdi takvim denir. Hristiyan inancına göre evrenin nuru olan Hz. İsanın doğum gününü 25 Aralıkta kutlamanın, papaların kış gündönümü törenlerine bağlı bulunanları bundan vazgeçirmek amacına yönelik olduğu söylenir. 25 Aralık Hristiyan kiliselerinin hepsi tarafından Hz. İsanın doğum günü törenleri olarak kutlanır. Katolik (Latin) kilisesi 25 Aralık, Ortodoks kiliseleri ise IV. Yüzyıldan itibaren bu tarihi benimsemişlerdir. Katolik kilisesi bu günü, birincisi gece yarısı; ikincisi güneş doğarken; üçüncüsü ise sabah olmak üzere üç missa (ayin) tertipleyerek kutlar. Noel, genel kanâate göre Batıda 354 M. yıllarında kutlanılıyordu. Buna karşılık Hz. İsanın doğumunu 6 Ocakta kutlayan Doğu Hristiyanları ise, İoonnes Khrysostomos ve Gregorios adlı azizlerin etkisiyle noel kutlama tarihlerini batıya ayak uydurarak 25 Aralık günü olarak değiştirmişlerdir. Yine Hristiyanlar arasında görülen başka bir anlayışa göre, Bizans İmparatoru Büyük Konstantin putperestlikten Hristiyanlığa geçtikten sonra (313 M), İstanbul şehrini genişletip, yeniden imar ettirmiş ve ona Konstantiniyye ismini vermişti. İstanbulun başkent oluşu ve imparatorun Hristiyanlığın ruhani lideri durumuna geçmesi, konsilleri Hristiyanlık adına ümide sevketmiş ve bunlar imparatora başvurarak halk arasında yaygın yüzlerce İncilin tek kitaba indirilmesini istemişlerdi. Bunun üzerine İmparator Konstantin, Hz. İsanın ölümünden sonra Onun havarileri arasına girerek gerçek İncili tahrif eden Yahudi Pavlusun gayretiyle Hz. İsanın getirmiş olduğu dini değiştirmiş, yeni yorum ve değişikliklerle halk arasında yayılan İncillerin birleştirilmesi yoluna gitmiştir. Bu amaçla 325 yılında İznikte toplanan 319 papaz, İncillerin birleştirilmesi yoluna gitti. İznikte ortaya çıkarılan yeni İncil, Eflatunun ortaya attığı teslis (tritine) inancı, ilk yazılan tahrife uğramış dört büyük İncilde de yer alır. İznik toplantısında, içinde Allah (c.c)ın bir olduğu ve Hz. İsanın sadece bir peygamber olduğu yazılı bulunan Barnabas İncili ile birlikte diğer bütün İncillerin yakılmasına, Barnabas İncili okuyanların öldürülmesine ve bu İncili savunan, teslis inancına karşı çıkan papaz Aryüsun aforoz edilmesine karar verilmiştir. Aryus Hristiyan inancında İncilin aslı bozulmamış şekline inanan bir papazdı. Daha sonra ortaya çıkarılan dört büyük İncilin Hz. İsaya Allah tarafından gönderilen İncille uzaktan yakından alâkası olmadığını, Allahın üç değil, bir olduğunu, eşi ve oğlunun bulunmadığını söylüyordu. Bu görüşleriyle bir ekolün öncüsü oldu. M. 270te doğan Aryüs 325 yılında İznik konsilindeki görüşlerinden dolayı aforoz edilmiş ve aynı nedenden dolayı 336da öldürülmüştür. Böylece vahiy kaynağından uzak yeni bir Hristiyanlık dini ortaya çıkmıştır. Bunu gerçekleştiren İmparator Konstantinos, Aralığın son haftasını Noel haftası ve bu ayın son günün gecesini (31 Aralık) Noel gecesi ilân etti.

Paskalya

Hıristiyanların Hz. İsa nın dirildiğine inandıkları gün yaptıkları bayram. Her yıl Mart ayının 14. gününü izleyen Pazar günü, hıristiyanlara göre Hz. İsa nın dirildiği gündür. Bugün, İsa nın yeniden yaşama geçtiğine inanılır ve büyük bayram yapılır. İlkbahara doğru kutlanan bu bayram, her yıl sonbaharda ölüp ilkbaharda dirilen Sümerlerin Temmuz, Eski Anadolunun Attis ve Agdistis, Yunanlıların Adonis inançlarından gelmedir. Bu bayram da hıristiyanlığın putperestlere verdiği tâvizlerden biridir. Yahûdi geleneğiyle de irtibat kurulabilir. Şöyle ki, Yahûdiler de her yıl, aynı adla, dinsel gök ayının – ki bu, dinî takvimlerinin birinci ayıdır- 14. gününde Mısır’dan çıkışlarını kutlamak için bayram yaparlar. Hıristiyanlar, paskalyayı baş bayram saymışlar ve bir çeşit bayramlar takviminin temeli olarak tespit etmişlerdir. Katolik takviminde bayram günleri her yıl aynı güne düşmediğinden bütün katolik bayramları paskalyaya göre hesaplanır.

Papaz

Rum dini reisi; râhip, keşiş. Aslı Yunanca “pappas” olmakla beraber dilimizde “papaz” şeklinde kullanılışı daha yaygındır. Papaz “baba” anlamına gelir. Ortaçağdaki din adamlarına da genellikle papaz denir. Dilimizde papaz kelimesinin geçtiği birçok deyim bulunmaktadır: Saçı sakalı uzun ve birbirine karışmış kişiler için “Papaz gibi” deyimi kullanılır. Başkasına öfkelenip sinirlenerek, kendisine zararı dokunacak bir iş yapmak karşılığında, “Papaza kızıp oruç bozmak” deyimi söylenir. Bazı Hristiyan kiliselerinde piskoposla diyakoz arasında yer alan din adamlarına papaz adı verilir. Hristiyanlığın ilk dönemlerinde ruhbanlık, büyük bir ihtimalle Komünyon (şaraba batırılmış ekmeği yeme) âyiniyle bağlantılı olarak teşekkül etmiş ve tek kademede ortaya çıkmıştır. II. yy. sonlarına kadar ruhbanlık faaliyetlerini piskoposlar yürütmekle beraber, onlar görevlerinden bazılarını papazlara devretmişlerdir. Piskoposların papazlara devrettikleri görevlerin başında Komünyon âyinini yönetmek gelir. Papazların bu tür bir görev almalarında, bölge kiliseleri kurulmasının büyük rolü olmuştur. Papazların en başta gelen görevi, kurban sunma yetkisini kullanarak, mukaddes sırları saklamak, vaaz vermek ve eğitime katılmaktır. Papazların en büyük görevlerinden biri de günah çıkartma âyinini idare etmeleridir. Bu âyini yönetmek suretiyle papazlar Allah karşısında halkın temsilcisi olmaktan çok, halkın karşısında Allahın temsilcisi pozisyonunu üslenmiş oldular. Zamanla Komünyon kavramına dayalı olarak Hristiyan ilâhiyatı bir takım gelişmeler kaydetmiştir. Bu âyin, hristiyanları, papazlarda olağanüstü güç ve nitelikler bulunduğu inancına götürmüştür. Papazlarda varlığı kabul edilen bu olağanüstü güç, zamanla büyütülerek âdeta Eski Ahitteki ruhbanlık anlayışına denk bir hale getirilmiş, hatta onu da geçmiştir.

Hristiyan dünyasını derinden sarsan Reform Hareketi, öncelikle Komünyon âyini ve ruhbanlık anlayışıyla kıyasıya mücadele etmiştir. Reformcuların gayesi, “Bütün inananların ruhbanlığı”nı gerçekleştirmekti. Nitekim Reform sonucunda papazların görevlerini başka kişiler üslenmiştir. Ancak İngiltere kilisesi, Reformcuların bu kararına uymamış, geleneksel ruhbanlık kademelerini korumaya büyük özen göstermiştir. Diğer taraftan Komünyon âyinini yönetme yetkisini de piskopos ve papazlarla sınırlı tutmuştur. Böylece XIX. yy.dan sonra Katolik mirasın ağırlık kazandığı papazlık rütbeleri İngiltere kilisesinde daha da kuvvetlenmiştir. Kilise teşkilatı, Hristiyanlıktaki din adamlarının görevleri ve kilise hiyerarşisini tesbite yetkili en üst kuruluştur. Kilise teşkilatlanmasının kaynağı, Hristiyanlık inancına göre Hz. İsanın çarmıhta can vererek Allaha sunduğu kurban hadisesine kadar uzanır. Artık bundan sonra kutsal âyinler vasıtasıyla bütün insanların takdis âyinine katılmaları amaçlanmıştır. Böylece ruhbanlık kurumu teşekkül etmiştir. Burada papazların temel görevleri, Hz. İsanın, havarilerine emanet ettiği takdis yetkisini belirli kaideler çerçevesinde yerine getirmektir. Teşkilatlı Hristiyan topluluğu olan bir kilisenin faaliyetlerinde papaz en temel görevi üslenmiş kişidir. Ortaçağ Batı dünyasında kilise devletle bütünleşmiş, zamanla din dışı yetkileri de eline geçirmiştir. Bu gelişmenin tabii sonucu olarak hükümdarları da denetim altına alan kilise, Papalık ve ruhbanlık teşkilatıyla orta çağın temsilcisi olmuştur. Bu hiyerarşik ortamda kilisenin temel görevlerini yine papaz yürütmüştür. Günümüz kilise teşkilatlanmasında da papaz yine bu eski görevlerini sürdürmektedir. Katolik, Ortodoks, Anglikan, İsveç, Lütheran ve Eski Katolik kiliselerinin görevlileri olan din adamları yukarıdan aşağıya, piskopos, papaz ve diyakoz şeklinde sıralanmıştır. Katolik ve Ortodoks kiliselerinde din adamlarının bu görevlere tayini özel bir takdis merasimiyle yapılmakta, Hristiyanlığa göre kilise görevlilerinin bu yetkileri Havarîlerden kaynaklanmaktadır. Katolik Kilisesinde Papaya müşavirlik yapmakla görevli Kardinaller Kutsal Kurulunun üyeleri piskopos, papaz veya diyakoz olabilmektedir. Bu kilisede papazlar evlenmez ve görevlerine uygun kıyafet giyerler. Ortodoks Kilisesindeki diyakoz yardımcılığı vb. görevler giderek ortadan kalkmasına rağmen papazlık kurumu fonksiyonunu sürdürmektedir. Hristiyan cemaatinin büyümesi ve ruhbanlık hiyerarşisinin gelişmesi sonucunda piskoposlar bazı yetkilerini papazlara devretmişlerdir. Bu cümleden olarak cemaatin hayır işlerini düzenlemek, vaftiz, günah çıkartma ve Komünyon âyinlerini idare etmek; nikâh kıymak, çocuğa ad koymak, kilise içi ve kilise dışındaki cenaze törenlerini yapmak vb. papazların başlıca görevlerini oluşturmaktadır. Hristiyanlık Batı Avrupa’da yayılırken, kırsal bölgelerdeki Hristiyan toplulukların idaresi daima bir papazın yönetimindeki kiliseye verilmiştir. Böylece papazlar önce Komünyon, sonra da diğer mukaddes âyinlerde bağımsız şekilde hareket etme imkânına kavuşmuştur. Protestan Reform Hareketi, yalnız Papalığın otoritesine değil, ruhbanlığın teşkilâtlanmasına da karşı çıkmıştır. Bununla beraber, Reform Hareketi papazların normal görevlerini yapmalarını engellememiştir. Kiliselerdeki görevler genellikle mahalli cemaat tarafından denetlenmektedir. Halen kiliselerdeki vâizlik görevi öncelikle papazlar tarafından yerine getirilmektedir.

Havari Nedir? Havari Kimlere Denir?

Hz. İsânın yardımcıları. Bu kişilerin kassâr (çamaşırcı) veya avcı oldukları söylenir. Bazı bilginlere göre bunlara Havâri denmesinin sebebi; onların, insanların ruhlarını din ve ilim öğreterek arındırmalarından dolayıdır… Avcı olmaları ise, insanların ruhlarını kararsızlıktan kurtararak Hakka döndürmelerindendir. Nitekim beyaz giydikleri için bu ismi aldıkları da söylenir. Bunlara, “Hz. İsanın, dini yaymak için seçip gönderdiği elçileri” de denilmektedir. Havâriler Peygamberlerin yakın takipçileri olan seçkin kimselerdir. Zeccâc, “Havâriler Peygamberlerin hâlis ve samimi dostlarıdır ve hayırlı kimselerdir” demiştir. Buna delil olarak da Hz. Peygamberin “Her Peygamberin havârisi vardır, benim havârim de Zübeyr İbn Avvamdır” hadisini zikretmiştir. Peygamber Efendimiz: “Zübeyr benim ashabımın seçkinlerindendir ve yardımcımdır” demek suretiyle, havârilerin peygamberlerin yardımcıları olduklarına işaret etmek istemiştir. Yine Zeccâca göre Hz. Peygamberin ashabının tamamı havâridir. Havârilerin, Peygamberlerin yakın dostları ve talipçileri olduğuna Kuran-ı Kerimde şöyle işaret edilmektedir:

“İsa onların inkarlarını hasredince:

“Allah uğrunda yardımcılarım kimlerdir?” dedi. Havâriler şöyle dediler,

“Biz Allahın yardımcılarıyız, Allaha inandık, Ona teslim olduğumuza şahid o!”, “Rabbimiz! İndirdiğine inandık, Peygambere uyduk; bizi şâhid olanlarla beraber yaz…” dediler (Alu İmrân: 3/52-54).

Diğer bir âyet-i kerimede de, müminlere hitâben: “Ey inananlar! Allahın dininin yardımcıları olun. Nitekim, Meryem oğlu İsâ, Havâriler: “Allaha giden yolda yardımcılarım kimlerdir?” deyince, Havâriler: “Allahın dininin yardımcıları bizleriz” demişlerdi… (es-Saff: 61/14). Hz. İsanın Havârilerinin sayılarının on iki olduğu bilinmekte olup isimleri şöyledir: Petrus denen Simun; Andreas; Zebedinin oğlu Yakup; Yuhanna; Filipus; Bartolomeus; Tomas; Matta; Alfeusun oğlu Yakub; Taddeus; Gayyur Simun ve Yahuda İskariyat. Havârilerin Hz. İsadan, Allahın gökten bir sofra indirmesini istedikleri Kurân-ı Kerîmde şöyle ifade edilmektedir:

“Havâriler: “Ey Meryem oğlu İsa! Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?” demişlerdi de, “Înanıyorsanız Allahtan sakının ” demişti. “Ondan yemeyi, kalblerimizin kanmasını ve senin bize doğru söylediğini bilmeyi, ona şâhid olmayı istiyoruz”dediler… Allah, “Ben onu size indireceğim; bundan sonra içinizden kim inkâr ederse, dünyalarda kimseye azab etmeyeceğim şekilde ona azab edeceğim” dedi” (el-Mâide: 5/111-115

Kilise

Yunanca “ekklesya” kelimesinden gelir; meclis, cemaat anlamındadır. Bu kelime, Eski Abidin Yetmişler Tercemesine İbrânî dilindeki “kahal”ı karşılamak üzere kullanılmıştır. Yeni Ahidde yeralan Pavlusun Mektuplarında bütün Hristiyan cemaatını veya mahallî Hristiyan topluluklarını ifade etmek üzere kullanılmıştır. Kelimenin Arapçası “kenîse”dir. Batı dillerinden meselâ; İngilizcedeki “church” kelimesi, Yunanca “kyriakon”dan (Rabba ait olan şey) gelir.

Kilise kelimesi, Yeni Ahid muhtevası içinde Hz. İsa (a.s)ın sözleri arasında sadece iki yerde şu şekilde geçmektedir: “Ben de sana derim ki: Sen Petrussuu ve ben kilisemi bu kayanın üzerine kuracağım…”, “Ve onu dinlemek istemezse, kiliseye söyle. Ve eğer kiliseyi de dinlemek istemezse, o sana putperest ve vergi mültezimi gibi olsun. Yeni Ahidde geçen diğer kilise kelimeleri, genelde mistik bir kavram halindedir. Meselâ; “İsanın vücudu”, “Gelin”[3] Mabed[4] gibi. Yeni Ahidde kilise kelimesi bir bina olarak hiç kullanılmamıştır. Aslında ilk Hristiyanların ibadet ettikleri ayrı bir yer yoktu. Onlar uygun yerlerde toplanıyorlardı. Ancak IV. Yüzyılda mabetli devre başladı ve Hristiyanlar ibadetlerini yaptıkları bu yapılara kilise adını verdiler.

Hz. İsa, İsrail’in oniki kabîlesine tekabül eden oniki havari edindi. Böylece o, “Ben, İsrail evinin kaybolmuş koyunlarından başkasına gönderilmedim” sözleri çerçevesinde kuracağı topluluğun nüvesini oluşturdu. İlk kilisenin böylece ortaya çıktığını ileri süren Hristiyan ilâhiyatçılar, onun Tanrının melekûtu ile rabıtasını açıklıkla belirtemediler. Ancak üzerinde durdukları, sabırla ve itaata beklenilecek Tanrının Krallığı için kilisenin bir seçkin kimseler grubu olduğu idi. Yeni Ahid yazarları, bu arada Pavlusa göre kilise, İsa Mesihin gerçek anlamda bir çeşit dünyevî bedenidir. O, bu bedenin başı, tek tek Hristiyanları ise üyeleridir. Aslında Hz. İsa, liderleri Petrus olan havarilere gerçekleri yayma görevini vermişti. Petrus, Hz. isanın Hristiyanlara göre çarmıh ve tekrar dirilişinden sonraki Pentakost günü Kutsal Ruhun Kudüste ilk Hristiyan topluluğu üzerine inmesi sonucu meydana gelen kilisenin başı oldu. İlk kilise, Kutsal Ruh vasıtasıyle ilâhî güçle dolmuş oldu. Böylece kilisenin Hz. İsanın sadece bedenî hatırasından ziyade onun manevî varlığıyla bütünleşmiş olduğu kabul edildi. 0 günden sonra onun kilisede hazır bulunduğuna inanıldı. Kilise, gittikçe artan bir ilâhî yapı inancı içinde, dört yeleneyi muhafaza etti: Birlik, kutsallık, âlemşumullulük ve havarilere tebaiyer Petrus ve Pavlusun Romada öldürülmesi, mezarlarının orada bulunması, Matta 16:18deki açıklama, Roma Kilisesinin bütün Hristiyanlığı temsil ettiği iddiasına yolaçtı. Mahallî kiliseler de kurulmuştu. Görüş ayrılıkları ortaya çıktı. Konsiller devresinden sonra 1054te Roma papasının Bizans patriğini afarozu, onun da cevabiyle kesin bölünme gerçekleşti. Doğu Kilisesi, “Ortodoks” (asla sâdık), Batı Kilisesi ise “Katolik” (cihanşümul) adını aldı. XVI. Yüzyılda Batı Kilisesi kendi içinde bir bölünme daha yaşadı. Protestanlık ortaya çıktı (Bugün meselâ Amerika’da Protestanlığa dahil 250 çeşit kilise ve bir de müstakil kiliseler bulunmaktadır). Her kilise bir mezhep görüntüsü kazandı. Protestan reformcuları, kilisenin şahsiyetinin sakrament ayinlerinden ziyade Tanrının kelâmı ile bütünleşme olduğuna ağırlık verdiler. Pavlusun, kilisenin Yeni İsrail olduğu (Romalılara 9:6 vd.) şeklindeki açıklamasına dayanarak her Protestan topluluğu, kendisini gerçek kilise olarak nitelendirdi ve Eski Ahit kilisenin kutsal literatürü diye yorumlanmaya başlandı.

Vaftiz Nedir? Neden ve Nasıl Yapılır?

Hıristiyanlığa girme alameti ve Hristiyanlığın şartı sayılan yedi merasimden biri. Vaftiz Ortodokslarda suya girmekten, Katoliklerde üzerine su serpmekten ibarettir. Vaftize Arapçada “tamid” denir.

Vaftiz, Hristiyanlıkda Hz. İsanın dinine katılmanın hukuki ve mukaddes bir göstergesidir. Vaftiz edilen kişiye verilen isme “vaftiz adı” denir. Bir çocuğu vaftiz hazırlayan, tören sırasında onu kucağında tutarak yanında bulunan iki önemli kişi vaftiz anası ile vaftiz babasıdır. Kiliselerde vaftiz suyunun konulduğu taş, metal, çimento vb. şeylerden yâpılmış kurna biçimindeki kaba da “vaftiz teknesi” denir. Hemen bütün dinlerde arınma ve yenilenmeyi sağlamak için çeşitli şekillerde su kullanıldığı bilinmektedir. İslâmda abdest ve gusul, bir takım dinî görevlerin yerine getirilmesi için şarttır. Bu bulunmadığı takdirde, bu işlem toprak cinsinden temiz bir madde ile yapılır ki, bunun adı teyemmümdür.

Hıristiyanlıktaki vaftizin, yahudilerin yıkanma törenleri, Essenilerin günlük banyoları ve Hz. İsanın Vaftizci Yahya tarafından vaftiz edilmesi inancıyla yakın bir ilgisi vardır. Ancak Hristiyanlıkdaki vaftiz törenleri, yine de yukarıda sayılanlardan bütünüyle farklıdır. Hristiyanlığa göre genel anlamda vaftiz, Hz. Ademle Havvadan intikal eden ilk (aslî) günahtan arınma olmakla beraber, kişinin yeni bir hüviyete bürünerek Allahın krallığına katılmasının takdisi anlamlarına da gelir. İlk günah inancı Hıristiyanlıkta önemli bir unsurdur; bir günahtan kurtulmanın tek yolu da vaftiz olmaktır: Tarih boyunca vaftiz, kiliselerde kişinin tamamen suya daldırılması, vücudunun bir kısmının suya batırılması, başına su dökülmesi veya üstüne su serpilmesi vb. şeklinde uygulanmıştır. Vaftiz genellikle doğumun ilk haftası sonunda yapılır. Bu gelenek Hz. İsanın, “Her doğan çocuk doğumunun sekizinci gününde vaftiz edilmelidir, vaftizsiz Cennete girmek mümkün değildir” buyruklarına dayandırılmaktadır. İncilde Hz. İsaya nisbet edilen “Gidip bütün insanları aydınlatınız, onların ruhlarını Tanrı, Oğul ve Rûhul-kudüs adına vaftiz ediniz” sözü de bu konuda aynı önemi taşımaktadır. Çocuğun vaftizi esnasında, onun dinî eğitimini üstlenecek bir vaftiz anasıyla bir vaftiz babası seçilir. Böylece çocukla bu ana-baba arasında dinî bir akrabalık kurulmuş olur. Bu akrabalığı ömür boyu sürdüren aileler olmuştur. Vaftiz, doğan çocuğun Hristiyan dinine kabulünü sağlayan bir işlemdir. Vaftiz, ileri yaşlarda da yapılır; çünkü vaftiz edilen kişinin, o zamana kadar işlediği bütün günahlarından kurtulacağına dair kesin bir inanç vardır. Yapılan araştırmalar su ile yıkanarak arınma inancının Hristiyanlıktan çok daha eski dinî bir gelenek olduğunu ortaya koymuştur. Nitekim vaftize benzer bir uygulamaya Anadoludaki Kybele ibadetinde rastlanmıştır. Hristiyan kaynakları vaftizin Hz. İsadan önce, Onun çağdaşı Vaftizci Yahya tarafından uygulandığını, hatta Hz. İsanın Hz. Yahya tarafından vaftiz edildikten sonra vaftizci adını aldığını önemle vurgulamaktadır. Yine tarihî araştırmalar, suyla temizlenme işleminin putperest Sâmi toplumlarınca da uygulanmakta olduğunu ortaya çıkarmıştır. Vaftizin yapılışı ve ona olan inanç bütün hristiyan toplumlarınca aynı şekilde kabul edilerek değerlendirilmemiştir. Anabatizm adlı bir hristiyan tarikatına göre küçük iken yapılan vaftizin hiçbir değeri yoktur; büyüklerin yeniden vaftiz edilmeleri gerekir. Vaftizin bu şekilde yorumlanması, zamanla Hz. İsanın cemiyet vaftizcisi olarak anlaşılmasına yol açmıştır. Batizm adı verilen bir başka Hristiyan mezhebine göre vaftiz, ergenlik çağında bütün vücudu suya sokarak yapılır. Bu mezhep özellikle İngiltere ve Amerikada yaygındır.

Hıristiyanlıktan önce de Filistin’de vaftiz yapıldığı bilinmektedir. Hz. Yahyanın birçok kişiyi Şeria (Ürdün) nehrinde bizzat vaftiz ettiği hristiyan kaynaklarında belirtilmektedir. Vaftizin, günümüzdeki gibi mukaddes bir kurum halini alması, Hz. İsayı tâkib eden dönemde olmuştur. Katoliklerde papazın; “Seni Baba, Oğul ve Ruhul-Kudüs adına vaftiz ediyorum” cümlesiyle yapılan vaftiz, onlara göre, kişiyi Allahın mağrifetine erdirir. Yetişkinlerin vaftizi, o kişilerin dinî konularda bilgilendirilmelerinden ve tevbelerinin alınmalarından sonra yapılır. Protestanların anlayışına göre vaftiz, Allah kelâmıyla suyun mistik birleşmesine dayanır. Bu birleşmeyle günahlar bağışlanmış, ruh tazelenmiş olur. Protestanlıkda çocukların vaftizi zorunludur. Bunlarda vaftiz genellikle tek veya üçlü su serpme şeklinde yapılır. Reform hareketinin önde gelenlerinden Zwingli vaftizci, kiliseye kabul edilmek için yapılan bir dini tören ve Allah mağrifetinin bir sembolü saymıştır. Anglikan kilisesinde vaftiz, çocukların ruh temizliğini sağlayan bir. vasıta kabul. edilir. Liberal Protestanlara göre ise vaftizin ancak pedağojik bir değeri vardır. Vaftiz bir inanç şeklinde kurumlaşınca, vaftiz için özel yerlerin yapılması gündeme gelmiştir. Ketadral ve kiliselerin yanında, vaftiz yapmaya mahsus bir tekneyi ihtiva eden yuvarlık veya köşeli kümbet şeklinde vaftiz hane binaları, hristiyan mimarisinde önemli bir yer işgal etmiştir. Zamanla suya batırılarak vaftiz usulü kaldırılmış ve kilisenin içine vaftize mahsus bir şapel ilave edilmiştir. Burada vaftiz yapmak için vaftiz teknesi denilen bir tekne bulunmaktadır.