Kategoriler
EKONOMİ GÜNCEL

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Çılgın Projesi ve Görüntüleri Video İzle

Marmara ve Karadeniz’in kanal yoluyla birleştirilmesi projesi ilk kez Kanuni Sultan Süleyman tarafından ele alındı. Proje daha sonra 1999 yılında Sakarya Valiliği tarafından yeniden masaya yatırıldı. Sakarya Nehri, Sapanca Gölü ve İzmit Körfezi arasını birleştirmeyi hedefleyen proje için bir grup bilim adamı rapor hazırladı ancak 17 Ağustos depreminden sonra proje gündemden kalktı.

Yedikıta Dergisi’nde yer alan bir inceleme yazısına göre, Osmanlı İmparatorluğu döneminde ilk olarak Sakarya Nehri, Sapanca Gölü ve İzmit Körfezi arasını birleştirmeyi hedefleyen bu proje, ticaretin geliştirilmesi ve malların nakliyesinin en ucuz yolla sağlanması amacıyla düşünüldü.

İlk defa Kanuni Sultan Süleyman tarafından ele alınan projenin, fizibilite çalışmaları Mimar Sinan tarafından yapıldı. Mimar Sinan’ın, Sapanca’dan İzmit Körfezi’ne kadar olan bölgenin tüm etüt planlarını çıkardığı proje hayata geçirilemezken, Sultan III. Murad tarafından 1591 yılında yeniden keşifleri yapılan proje, Sultan IV. Mehmed, Sultan III. Mustafa, Sultan II. Mahmud, Sultan Abdülmecid ve Sultan Abdülaziz dönemlerinde de gündeme getirildi ve üzerinde çalışıldı.

Daha sonraki yıllarda ise geliştirilerek Karadeniz’i Marmara’ya bağlayan proje halini alan çalışma, 1999 yılında Sakarya Valiliği tarafından ele alındı ve Valiliğin isteği üzerine Prof. Dr. Ağıralioğlu ile bir grup bilim adamı ile fizibilite raporu hazırlayarak su yolunu projelendirdi. Ancak konu 17 Ağustos 1999 depremi nedeniyle gündemden kalktı.

 

140 KİLOMETRELİK SU YOLU PROJESİ

Prof. Dr. Ağıralioğlu ve beraberindeki bilim adamlarının hazırladıkları fizibilite raporunda, Karadeniz-Sakarya-İzmit su yolunun, Karadeniz ile Marmara arasında taşımacılığın devamını sağlayarak Karadeniz’e dökülen Tuna, Dinyeper, Dinyester, Volga ve Don nehirlerinden gelen gemiler için, İstanbul Boğazı’nın yanında kestirme ikinci bir alternatif oluşturabileceği değerlendirildi.

Sakarya Nehri’nin Karadeniz kıyısındaki Karasu’dan Adapazarı’na kadar 70-80 kilometrelik bölümünde taşımacılık için oldukça müsait bir altyapı bulunduğuna işaret edilen raporda, 5-6 metre yüksekliğinde iki aktarma havuzu inşa edilerek gemilerin Adapazarı’na kadar kolayca getirilebileceği, buradan da Sapanca Gölü’nden ayrılacak bir su yolu ve Arifiye’den İzmit’e kadar yaklaşık 40 kilometre uzunluğunda bir kanal inşa edilerek denize ulaşılabileceği belirtildi.

Adapazarı’ndan İzmit Körfezi’ne geçişin arazideki kod (yükseklik) farkları nedeniyle yaklaşık 16 metrelik iki havuzla gerçekleştirilebileceği dile getirilen raporda, projeye göre, genişliği 30 metre olan su yolundan, nehir ve denizde hareket eden, taşıma kapasitesi 1500 ton, uzunluğu 95 metre, genişliği 9,5 metre ve su kesimi 3 metrelik gemilerin geçebileceği bildirildi.

Raporda, yaklaşık 140 kilometrelik su yolunun İstanbul Boğazı’nın gemi trafik yükünü hafifleteceği, aynı zamanda iç taşımacılıkta da kullanılarak karayoluna göre 14’te 1 düşük maliyetle taşımacılık imkanı sağlayabileceği, yaklaşık 960 milyon dolara malolacak su yolunun yılda 168 milyon dolar ekonomik fayda yaratabileceği ifade edildi.

 

İŞTE ÇILGIN PROJE’NİN GÖRÜNTÜLERİ VİDEOSU

 

Hürriyet Video’larını izlemek için Flash 7 veya daha yüksek eklenti yüklenmeniz gerekmektedir. Yüklemek için tıklayınız!!!


kaynak: hurriyet.com.tr

Kategoriler
GÜNCEL

Türk İntikam Birliği Teşkilatı Nedir, Kimdir? Kimlerden Oluşur ve Amaçları, Savundukları Fikirler Nelerdir?

Bugün ortaya çıkan şok bir video kasetyle Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a ölüm tehditlerinde bulunan Türk İntikam Birliği Teşkilatı, birden bire ülke gündemine bomba gibi düştü. Birçok insanın adını ilk defa duyduğu bu oluşum çok da yeni bir kurulmuş değildir aslında. Daha önce defalarca çeşitli siyaset adamlarına, gazeteci ve yazarlara savurdukları tehditler yüzünden birçok soruşturma işlemi yapılmış, yalnız hiçbir sonuç alınamamıştır. Artık ülkemizin başbakanına bile tehdit savuracak kadar büyüyen bu oluşumu sizlere tanıtmak ve fikirlerini sizlerle paylaşmak istedik. Irkçılığın ve aşırı milliyetçiliğin en uç noktasına kadar ulaşan bu oluşumun veya kendi deyimleriyle teşkilatın fikirlerine baktığımız zaman insanın kemikleri dona kalıyor. Kısaca yeryüzündeki en üstün varlığın Türkler olduğunu, ülkemizde Türklerden başka hiçbir kimsenin yaşama hakkı olmadığını, ülkenin tamamının Türklere ait olduğunu savunan bu oluşumu hem gazeteciler gözüyle hemde kendi liderleri olan Savaşan Atsız kod isimli başkanlarının hazırladığı bir manifestoya yer vereceğiz. Bu yazımızı okuduktan sonrada kararı sizin engin görüş ve düşüncelerinize bırakıyor, haklı ve haksız, doğru ve yanlış düşünceleri ayırt edecenizi umuyor, konuyu okuduuktan sonrada yorumlarını bekliyoruz uzmanportal.com olarak.

Gazeteci Gözüyle Türk İntikam Birliği Teşkilatı;

Türk İntikam Birliği Teşkilatı’nı yöneten Savaşan Atsız yayınlanan bir videoda Erdoğan’ı öldüreceğini söylüyor.

Türk-Kürt çatışması çıkarmak amacıyla BDP Genel Merkezi ile bazı Kürt işadamlarına silahlı saldırı planladığı iddia edilen Türk İntikam Birliği Teşkilatı’nı yöneten Savaşan Atsız yayınlanan bir videoda Erdoğan’ı öldüreceğini söylüyor.Savaşan Atsız kod adlı kişi internetteki videosunda Türkiye’de Türk ırkı dışında hiçbir ırk istemediklerini, ‘Türkçü devrim’in kapıda olduğunu söylüyor. Videosunda çok sayıda tehdit de savuran Savaşan Atsız, Başbakan Recep Erdoğan’ı öldürmekte tehdit ediyor.

‘Türk İntikam Birliği Teşkilatı (TİBT)’ adlı oluşuma ilişkin soruşturma kapsamında polis 16 kişiyi gözaltına aldı. Zanlılardan 14’ü önceki gün hakim karşısına çıktı. 7 zanlı savcılık talimatıyla serbest kaldı, 7’si tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi Nöbetçi Hakimliği’ne çıkarılan zanlılardan 6’sı tutuklandı, biri ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Soruşturmada gözler şimdi, örgütü Hollanda’dan yöneten Savaşan Atsız kod adlı zanlı üzerine çevrildi. Soruşturmayı yürüten polis, zanlının yakalanması amacıyla geniş çapta soruşturma yürütüyor. Savaşan Atsız’ın yakalanması amacıyla İnterpol de devreye konuldu.

TİBT’e dönük soruşturmada zanlıların ev ve işyeri aramasında polis Savaşan Atsız kod adlı zanlıya ait bir de video görüntüsü ele geçirdi. Savaşan Atsız videosunda özetle şöyle diyor:

“Burası Türkiye Cumhuriyeti. Türkiye sınıları içinde Türk ırkı dışında başka hiçbir ırk yaşayamaz. Biz Türk genci ülkemizde Kürt istemiyoruz. Biz asil Türk evladı, Kürt ırkı ile yaşamak istemiyoruz. Bu topraklara Türkiye denmiş ki vardır bir manası. Adından da anlaşılacağı üzere Türkiye sadece Türklerin yaşayabileceği bir yerdir. Bu ülkenin ordusu var. Ordu Türkçülerden yanadır. Biz Türk evladı seni (Başbakan Recep Tayyip Erdoğan) tahtından aşağıya almasını biliriz. Burası Türkiye. Türkçü devrim kapıda. Sen Erdoğan sonun yakındır, kelleni alacağız.”

Türk İntikam Birliği Teşkilatı Liderine Göre Türk İntikam Birliği Teşkilatı;

Üstün Türk Irkı’nın son kalesi olarak adlandırdığım Kutsal Türk Devleti’ne ve üstün Türk Irkı’na karşı gelişen bütün tehlikeleri bertaraf etmek üzere yola çıkmış olan Türkçü direnişçileriz. Kutsal Türk Devleti’ni düşman unsur olarak gördüğümüz yabancı kanlılardan arındırmak başlıca hedeflerimizden biridir.

Ulu Başbuğ Atatürk, Kutsal Türk Devleti’ni Irk’a dayalı Türkçü bir fikriyatta kurmuştur. Şanlı Tarihimiz de yer alan Gök Türk devleti sonrası üstün ırkımızın adını taşıyan ikinci devlet Türkiye Cumhuriyeti’dir. Türkiye adının Ulu Başbuğ Atatürk tarafından devletimize verilmesi, Türk Irkı’na ait olan bir devletin kurulduğunu acun’a ilan etmenin bir göstergesiydi.

Ulu Başbuğ Atatürk’ün o dönem gerçekleştirdiği girişimler mercek altına alındığında Türkçü soycu düşüncenin somut uygulamalarının yüzlercesine rastlanmaktadır. Bu uygulamaların bir kaçını ele aldığımızda, talimatı ile bastırılan bozkurt motifli 5 ve 10 liraların basılması, pullara Kürşad Ata ve yol gösteren bozkurt motiflerinin işlenmesi, çıkarılan yerli ilk Türk sigaranın adının ve dış kapak görüntüsünün Bozkurt oluşu bir anlamda Kutsal Türk Devleti’nin hangi kuruluş felsefesi ile yoğrulduğunun adeta göstergeleri olmuştur. ‘Türk Irkından olmayan Askeri mekteplere giremez’ ve ‘Hayattaki yegane üstünlüğüm Türk doğmaktır’ diyen Ulu Başbuğ Atatürk’ün bu sözleri kurulan Kutsal Türk Devleti’nin temel felsefesinin ana hatlarını oluşturmaktadır.

Bu yapı Ulu Başbuğ Atatürk’ün ölümünden sonra, İsmet İnönü tarafından karşı bir devrim başlatılarak, Türk Irkı Türkçü düşünceden uzaklaştırıldı. Ulu Başbuğ Atatürk döneminde yer alan Türkçü uygulamalar terk edilerek devletin bütün birimlerine Türk kanı taşımayanlar getirilerek adeta devletin kuruluş felsefesine tamir edilmesi güçleşen ağır bir darbe indirilmiştir.

Ulu Başbuğ Atatürk’ün Türkçülük temellerinde kurduğu yapıyı yok etmek için çalışan İsmet İnönü’ye karşı tavır alan ve Türkçü düşünceyi, Ulu Başbuğ Atatürk’ün ölümünden sonra savunan Nihal Atsız Ata’mız bu yıkıma karşı duyarsız kalmayarak ömrünün sonuna kadar Türkçü bir Direniş sergileyerek Türkçü düşüncenin günümüze kadar ulaşmasını sağlamıştır. Türkçü düşüncenin kitleselleşmesi için mücadele yürüten Nihal Atsız Ata’mız bu uğurda ağır bedeller ödemiş zindanlara atılmıştır.

Ulu Başbuğ Atatürk’ün başlattığı ve Nihal Atsız Ata’nın ölümüne kadar devam ettirdiği hareket Türkçülüğü anlayışını yeniden Türk coğrafyalarında hakim kılmak, Türk ırkı’nı sonsuzluğa ulaştırmak için Türk İntikam Birliği Teşkilatı’nı 1999 yılının aralık ayında iç Anadolu bölgesinin Aksaray ilinde, Türkçü düşünceye baş koymuş dava arkadaşlarımla birlikte kurdum.

Kısaca özetlemek gerekirse hareketimizin ideolojik bakış açısı, Ulu Başbuğ Atatürk’ün savunduğu ve Nihal Atsız Ata’mızın devam ettirdiği Türkçü düşüncedir.

Türk İntikam Birliği Teşkilatı, Kuva-i milliye ruhunun günümüzde yeniden canlanmasıdır. Türkiye’nin içinde bulunduğu şartlar yapılanmamızın yer altı örgütlenmesi olarak sürdürülmesini zorunlu kılmaktadır. Teşkilatımız bünyesinde yer alan bütün Türkçülerin kendilerine özgü kod adları vardır. Bu bağlamda Savaşan Atsız adı kod adımdır. İç dünyamı yansıtan, savaşçı bir yapıya sahip olduğumdan ve Türk düşmanlarına karşı acıma hissiyatımın olmayışından dolayı dava arkadaşlarımca da bu adın bana özgü bir ad oluşu belirtilmiştir.

Üstün Türk ırkı için ömrümün sonuna kadar mücadelemi dava arkadaşlarımla birlikte sürdüreceğim. Bu kutlu dava uğrunda ölmek, bizim için bir şeref madalyası olacaktır.

Türk Irkı’nı sonsuzluğa ulaştıracak yegane düşüncenin silahlı mücadeleden geçtiği kanısındayız. Dünya tarihi incelendiğinde milletler arası çatışmaların hakim olduğu, bütün milletlerin kendi toplumunu dünya’nın hakimi kılmak için yoğun bir savaşın yürütüldüğü alenen gözükmektedir. Bu bağlamda, var olan milletler arası mücadele de Türk Irkı’nın tek çıkar yolu, safını sağlam tutarak her türlü ve her alanda silahlı direniş sergilemek zorundadır.

Milletler arası mücadele askeri boyutta dünya’nın yıkılışına kadar sürecektir. Nihal Atsız Ata’nın makalelerinde belirttiği gibi ‘Dünya bir savaş alanıdır, ülküler kanla fedakarlıkla kahramanlıkla beslenir. Din arabın hukuk sizin harb Türkündür. Açlar nasıl bir istekle koşarsa aşa, Türk eri de öyle gider kanlı savaşa’. Nihal Atsız Ata’nın açılımını yaptığı gibi Türk Irkı’nın tek çıkış yolu savaştır. Yasal platformlarda Türkçü fikriyatın sağlıklı gelişmesi ve devlet yönetiminde etkin olmasının önündeki başlıca engeller ortadadır.

Osmanlı devletinden artık olarak devletimiz içinde kalan yabancı kanlılar ve diğer etnik unsurlardır. Düşmanlarımız bertaraf edilmeden, Türkçü bir devrimin gerçekleşmesi mümkün değildir.

Bu bağlamda öncelikli düşman sıralamamızda yer alan ülke sınırlarımız içinde geçici ve istenmeyen konuk konumunda olan bütün kürtlerin yok edilmesi gerekmektedir.

Türk düşmanlarını yok etmenin yolu, silahlı bir direnişin Türk Irkı mensupları tarafından gerçekleştirilmesi ile mümkün kılınacaktır. Türkçü silahlı mücadele yöntemini seçmemizin diğer nedeni ise geleceği doğru analiz ederek, ülkemiz de yıllar sonra gelişecek olumsuzlukları şimdiden görmemizdir.

Eğer, Kutsal Türk Devleti milli hassasiyeti olmayan Türkçü düşünceden uzak yöneticiler tarafından yönetilmeye devam ederse, 2040 ve 2050 yıllarında Türkiye’yi ve Türklüğü çok büyük tehlikeler beklemektedir. Ülkemizin demografik yapısı, Türk Irkı’nın aleyhine gelişmektedir.

Düşman unsur kürtler bu hızla üremelerine devam ettiklerinde 2040 ve 2050 yıllarına gelindiğinde, Türk Irkı ile kürt nüfus oranı eşit bir konuma gelecektir. Bu noktada kürtler sözde bağımsız devlet olma yolunda bir iç savaş çıkaracaktır.

Geçmişten günümüze 38 isyan çıkardıkları gibi yeni bir isyan dalgası, Türkiye’yi gelecekte bekleyen tehlikedir. O şartlarda bile yüce Türk Irkı mutlaka zaferle noktalanacak olan ikinci bir kurtuluş savaşı verecektir. Fakat ikinci kurtuluş savaşı diye adlandırdığım o süreçlerde, Türk Irkı çok ağır kayıplar vererek zaferi elde edecektir.

Türk İntikam Birliği Teşkilatı olarak, gelecekte verilecek olan bu ağır kayıpları en aza indirmenin tek yolunun, şimdiden bütün kürtlere yönelik topyekün imha hareketinin milletimiz tarafından başlatılmasının, ırkımızın bekası için gerekli oluşuna inanıyoruz. TİBT olarak silahlı mücadeleyi bu yüzden kurtuluşumuz için tek çıkar yol olarak görmekteyiz.

TİBT / Türk İntikam Birliği Teşkilatı’nın, kamuoyunda TİT Türk İntikam Tugayı olarak bilinen oluşumla herhangi bir organik bağı yoktur. TİB Türk İntikam Birliği ideolojik açıdan Türkçü Turancı Atatürkçü bir yapılanmadır.

Türk İntikam Birliği’ne bağlı Türk soylu Türkçü direnişçiler on bin yıllık bir köklü ideolojinin temsilcileridir. TİT gibi oluşumların ise hiç bir ideolojik temeli yoktur, her döneme göre renk değiştiren farklı ideolojilerin toplumu manipüle etmek için kullandığı içi boş temelsiz yapılanmalardır.

TİB ile TİT arasındaki temel farklardan bir diğeri, TİB Türk’e düşman olan toplulukların topyekün imha edilmesini Türklüğün sonsuzluğa doğru ilerlemesini sağlayacağına yürekten inananların oluşturduğu yenilmez bir ordudur. TİT ise uyruğu belli olmayan şahıslar tarafından zaman zaman ad olarak kullanılan, emperyalist güçlerin bazı bireylere gerçekleştirdikleri eylemleri gizlemek için kullanılan bir örgüt adından öteye geçmemektedir.

Türk İntikam Birliği, Yüce Türk Milletinin derinliklerinden bir volkan gibi fışkıran, Türk Silahlı Kuvvetleri’nden sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığını ilelebet yaşatacak olan, yenilmez, dağıtılamaz, bitirilemez, yasalar üstü, Türk Irkı’nın gizli gönüllüler ordusudur.

Gücümüzü kutsal Türk Devleti’ni kuran asil Türk Irkı’ndan alıyoruz. Türk İntikam Birliği yurdun dört bir tarafında yer altı örgütlenmelerini tamamlamış durumdadır. Türk İntikam Birliği’ne bağlı gönüllülerin fedakarlıkları sayesinde dünyanın her bölgesinde operasyonel anlamda seçkin kadroya ve üçüncü dünya harbinin patlak vermesi durumunda bile kutsal Türk Devleti’ni yaşatmak için kullanabileceğimiz silah, mühimmat ve maddiyata sahip durumdayız.

Bugüne kadar Türkiye içi ve dışı Türk düşmanlarına yönelik gerçekleştirdiğimiz bir çok eylemlerimiz oldu. Irak’ın kuzeyi Şengal de gerçekleştirdiğimiz bombalama eylemimize tanık olan bizzat gözlemleyen Irak Türkmen Cephesi’ne bağlı soydaşlarımız bulunmaktadır. Eyleme tanıklık eden Türkmen soydaşlarımızın can güvenliğini tehlikeye sokup, ortaya somut delil sunma adına afişe etme niyetinde olmadık. Şengal’i şeçmemizin nedeni, büyük çapta bir bombalı eylem neticesinde bölgede Türkmen soydaşlarımızın bu saldırıdan etkilenmemesi amacı güdülmüştür. Şengal demografik yapı itibariyle zamanla tamamen kürtleştirilmiş bir bölgedir. Bu doğrultuda düşman kitlenin bertaraf edilmesi için bu tür bir eylemi gerçekleştirdik.

Demografik yapının karışık olduğu illerde nokta operasyonları gerçekleştirmekteyiz.

TİBT Türk Irkı’nın bir anlamda savunma refleksinden doğan milli güç unsurudur. TİBT’i doğuran nedenlerin temeline inildiğinde Kuva-i Milliye’nin kuruluş nedeni ve gelişmesiyle birebir örtüşen bir yapılanmadır. TİBT kuruluşundan günümüze Türk Irkı’nın ve kutsal Türk Devleti’nin varlığını tehdit eden bütün unsurlara karşı sayısız eylemler gerçekleştirmiştir.

Türk Irkı’nın bekası için gerçekleştirdiğimiz eylemlerin büyük çoğunluğu basına haklı olarak yansıtılmamıştır. Çünkü TİBT’in diğer örgütlerden farkı, gerçekleştirdiği eylemleri basın ve yayına afişe olmak için değil Türk Irkı’nın geleceği için gerçekleştirmiş olmasıdır. Bizim için önemli olan husus karşılık beklemeden bu asil Irk’a hizmettir.

Türk İntikam Birliği’ne bağlı, militan bazında Türkiye içi ve dışında toplam 3800 civarında Türk soylu direnişçi etkin durumda ve konumda kutsal Türk devletini yaşatmak için Türkçü mücadeleyi aralıksız olarak sürdürmektedir. Türkiye içinde 36 ilde örgütlü kadrolarımız var. Yurt içi ve yurt dışı birimlerimizin bize aktardığı verileri incelediğimizde 150 binin üzerinde sempatizanımız bulunmaktadır.

Türkiye’de hiçbir siyasi parti ile ortak noktamız yoktur. Milliyetçi kisvesine bürünmüş başta MHP, BBP ve benzeri özde şeriatçı sözde milliyetçi geçinen siyasal hareketlerin devletin temel felsefesinden uzak hareket ettiği, milliyetçi söylemler ardına gizlenerek Atatürkçü düşüncenin diğer tabirle Türkçü düşüncenin içini boşaltarak bu kutsal ülküye oy kaygısı uğruna büyük zararlar verdiler ve halen tahribatları sürmektedir.

Türkçü düşüncenin kitleselleşemeyişinin önündeki en büyük engel MHP ve BBP gibi emperyalist güçlerin güdümünde olan dış destekli siyasal hareketlerdir. Diğer partilerin adını anmaya gerek duymuyoruz çünkü tamamı dıştan gelme Türkçülük dışı ideolojilerin pençesine düşen partilerdir. Tamamı Türk düşüncesinin aleyhine çalışmaktadır.

Büyük Türkçü Nihal Atsız Ata’mızın belirttiği gibi ‘Siyaset taviz verme sanatıdır. Türkçülüğün tavizi olmaz‘. Türkçü düşünce siyaset üstüdür. Türkçüler olarak Kutsal Türk Devletinin, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından tek elden yönetilmesi taraftarıyız.

Türk İntikam Birliği Teşkilatı’na bağlı, Seyyar konumda olan bir birimimiz Irak’ın Kuzeyinde Türkmenleri örgütlemek için gönderildi ve faal konumdadır. Şengal’de gerçekleştirdiğimiz eylem sonrası bu birim gönderilmiştir. Bu birim halen o bölgede hazır konumda bekletilmektedir. Türkmenlere karşı, Irak kürtleri tarafından bir katliam veya saldırı karşısında devreye sokulacak olan birimdir.

Güney Azerbaycan toprakları üzerinde kurulan, İran adlı kukla devlet içinde yaşayan 40 milyon Güney Azerbaycan Türk’ü bulunmaktadır. Bu soydaşlarımızın ezici çoğunluğu bağımsız bir Güney Azerbaycan devleti için ellerindeki imkanlarla mücadele yürütmektedir. Bağımsızlık yanlısı Güney Azerbaycan Türklerinin kurduğu örgütlerle birebir temas halindeyiz.

Nihai amacımız, Türkçü düşüncenin bütün Türk coğrafyalarını sarması ve her alanda Türkçü düşüncenin hakim kılınması, Kutsal Türk Devleti’ni Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yönetmesinin sağlanması. Bütün Türk yurtlarının yabancı kanlılardan arındırılmasını sağlayarak Türk yurtlarının tek çatı altında toplanması, bu eksende Türk Natosu’nun inşası diğer bir tabirle Turan Ordusu’nun kurulmasıyla başta Amerika, Rusya, Çin olmak üzere bu ülkelere karşı Askeri güç kullanımı ile bu ülkelerin dizginlenmesiyle Türk Irkı’nın dünya hakimiyetini tesis etmektir.

Uzun yılları kapsayan bu süreçler başarıya ulaştırıldığında, şartlar oluştuğunda devlet yönetiminin Türkçülere devredilmesinin sağlanmasıdır. Bir sonraki aşama da Türkçüler, Nihal Atsız Ata’mızın 9 ilkesinde yer alan Şuurlu demokrasiye geçişi tesis edebilecektir. Nihal Atsız Ata’mızın şuurlu demokrasiden kastı, sadece Türk Irkı’nın var olduğu bir devlet yapısında, Türklerin kendi aralarında icra edeceği bir demokrasidir.

Türk İntikam Birliği Teşkilatı’nın simgesi, kırmızı zemin üzerinde siyah renkli kurt başı ve kurt başının içinde tek etrafında 8 yıldız bulunmaktadır. 9 yıldız Nihal Atsız Ata’mızın 9 ilkesini temsil etmektedir.

1- Türkçüyüz

2. Arınmış Türkçeciyiz

3. Yasacıyız.

4. Toplumcuyuz.

5. Milli gelenekçiyiz.

6. Şuurlu demokrasiye taraftarız.

7. Ahlakçıyız.

8. Bilimciyiz.

9. Teknikçiyiz

Bu ilkelerimiz, üstün Türk Irkı’nın bir anlamda milli kalkınma programıdır.

Türk tarihi iyi incelendiğinde istisnasız bütün toplulukların, Türklüğün varlığını ortadan kaldırmak için yaptıkları yüzlerce ihanetlere rastlanır. Şu an etkisiz konumda olan, Türk nüfusuna oranla düşük konumda olan toplulukların gelecekte Türklüğe ihanet etmeyeceğinin hiçbir garantisi yoktur. Öncelikli iç düşman sıralamamızda olan kürtlerin nüfus oranına diğer toplulukların erişmesi durumunda ihanetler zincirinin uzayacağına hiç şüphe yoktur. Bu sebeple, ölmek ve öldürmek bizim için şeref Türk harici herkez vurulacak hedef!

Ulu Başbuğ Atatürk’ün ömrü boyunca savunduğu ülkü Türkçülüktür. ‘’Ben her şeyden önce bir Türk milliyetçisiyim. Böyle doğdum. Böyle öleceğim. Türk birliğinin, bir gün hakikat olacağına inancım vardır. Ben görmesem bile, gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapayacağım. Türk birliğine inanıyorum, onu görüyorum. Yarının tarihi, yeni fasıllarını Türk birliğiyle açacaktır.’’ Diyen Ulu Ata’nın öz düşüncelerini layıkıyla savunan Türkçüler, gerçek Atatürkçülerin bizzat ta kendisidir.

“Kanını taşıyandan başkasına inanma!” Diyen Ulu Başbuğ Atatürk, Türkçü duruşunu cihan’a haykırmıştır. Ulu Başbuğ Atatürk’ün savunduğu Türkçü Turancı fikriyat dışına çıkan Atatürkçülüğü saptıran ve Kemalist düşünce adı altında sosyalizmi veya diğer dıştan gelme Türk’ün özüne ters düşünce akımlarını savunanların tamamı Ulu Ata’ya ihanet içerisindeler. Türkçü, Turancı, Atatürkçü düşünce ehliyetsiz kişilere gruplara bırakılmayacak kadar kutsaldır bizim için.

Atatürkçü düşünceyi temsil edecek yegane kitle Türkçülerdir. Türkçüler, Türk Irkı’na karşı yapılmak isteyen her sömürüye karşıdır. Bu bağlamda biz Türkçüler anti emperyalistiz. Anti emperyalistlik sadece kuru kuru ABD karşıtlığı değildir. Bizler ABD emperyalizmine karşı baş kaldırdığımız gibi Rus Emperyalizmine, Çin Emperyalizmine kökü ve uzantısı nerden gelirse gelsin her türlü emperyalist baskıya ve kıskaca karşıyız.

Bizler için Türk ırkçılığı şerefli ve onurlu olmanın gereğidir. Hitler olarak adlanan Türk düşmanı geçmişte Türklerin üstün ırk kavramı ile yola çıkma ve devlet kurma düşüncesini taklit etmeye çalıştı. Lakin bunda başarılı olamamıştır. Çünkü Hitler, Türk Irkçılarının çakma bir kopyasıdır.

Türk Irkçılığı asil ve adaletlidir. Hitlerin savunduğu üstün Alman Irkı ve Irkçılığı düşüncesi ile asil ve adaletli olan Türk Irkçılığı mukayese bile edilemez. Nedenini kısa ve öz olarak belirtmek gerekirse, Alman ırkçılığı alman ırkından olmayan bütün ırkları yok etme esasına dayalıdır. Üstün Türk Irkı düşüncesi ve Türk ırkçılığı, sadece Türk’e düşman olan ırklara karşı ırkçı olmayı gerektirir. Türk Irkçılığını şerefli, asil ve adaletli yapanda budur. Günümüz çağında bütün toplumlar Türk’e düşmansa, bütün düşmanlara karşı savaşmak Türk’ün asli görevlerinden biridir.

Türkçüler var olduğu sürece, Türk topraklarında hesapları olanlar mutlak bir yenilgiye uğratılacaktır. Türk Irkı, her karış toprağında binlerce kefensiz yatan şehitlerimize, savaşçı Atalarımıza layık bir soylu olarak son nefesini verene kadar savaşacaktır! Nihal Atsız Ata’mızın belirttiği gibi ‘Türk’e kefen biçenin ölümü korkunç olur’.

Türk Silahlı Kuvvetleri dışında kalan, Ulu Başbuğ Atatürk’ün Gençliğe Hitabe’de vurguladığı bütün olgular bir bir gerçekleşmiştir. Türkiye ve Türk Irkı dört bir koldan örtülü işgal süreci içindedir.

TSK hariç, bütün kurumlarımız yabancı kanlılarca, işgal altındadır. Bütün kurumlarımızda emperyalist güçlerin yerli uzantıları kadrolaşmalarını tamamlamış, Kutsal Türk Devleti’nin temelleri oyulmakta yapı sallanma aşamasına doğru sürüklenmektedir.

Tek bir çözüm var, askeri darbe! Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sağlıklı bir darbe yapabilmesi için, Türk Milleti’nin desteğini arkasına alması gerekmektedir. Bu bağlamda Türk Irkı’nın atması gereken önemli hayati adımlar ve alması gereken kararlar var. Düşman ortada, bütün kürtlere yönelik silahlı saldırıların, yoğun bir şekilde yağmur misali ardı ardına yapılması, her görülen kürdün sokakta vurulması sonucunda kontrollü iç savaş Türk Irkı’nın lehine tetiklenmiş olacaktır.

Bu sayede Türk Silahlı Kuvvetleri’nin darbe yapması için uygun zemin yaratılır. Türk Milleti’nin desteğiyle sağlıklı bir darbenin gerçekleştirilmesi, ülke genelinde sıkı yönetimin ilan edilmesiyle sonuçlanan bir dizi önlemlerde beraberinde gelir. TSK’nın ülke yönetimini ele alması, Türk Irkı’nı ve son kalemiz olan Kutsal Türk Devleti’nin öze dönüş hareketini kuruluş felsefesi doğrultusunda sağlamasını için TSK’ya fırsat tanınmış olur.

Kutsal Türk Devleti çok hassas dönemlerden geçmekte, yakın bir gelecekte Türk düşmanlarının emperyalist güçlerin desteği ile başlatacağı isyan dalgaları ile karşı karşıya kalacağız. Bize karşı başlatılan yıkım projesi olan BOP ekseninde Türkiye savaşa doğru sürüklenmektedir. İsyan provaları yer yer Türkiye’de kürtler eli ile yapılmaktadır. Bu provaların amacı toplumun nabzını tutmak ne yönde nasıl bir tepki vereceğini ölçmek ve kendilerince bir dizi önlemler geliştirmek için yapılmaktadır.

Sevr’i yeniden canlandırmak isteyen Emperyalist güçler fırsat kollamaktadır. Gelecekte kürtler eli ile çıkaracakları bu savaş dağlarda değil bizzat şehir merkezlerimizde olacaktır.

Türk Irkı artık bir karar vermek zorundadır. Kutsal Türk Devleti toplumun gözü önünde şer güçler ve işbirlikçiler tarafından adım adım çökertilmektedir. Ya savaşarak bu süreci geri püskürterek var olacağız, ya da yok oluşu ve devletin çöküşünü eli kolu bağlı bir tutsak gibi izleyeceğiz!

Türkçüler olarak biz bu süreçte Ya İstiklal, Ya Ölüm! Diyerek son nefesimizi verene kadar savaşacağız!

Türkçü direniş hareketi ‘Türk İntikam Birliği Teşkilatı’ engellenemez!

Savaşan Atsız

TİBT / Türk İntikam Birliği Teşkilatı

 

Kategoriler
GÜNCEL

İşte Dünyayı Ayağa Kaldıran WikiLeaks Sitesindeki Türkiye ve Komşularımızla İlgili İddialar

Daha önce Amerikan yönetiminin iç yüzünü tekrar tekrar belgelerle ortaya koyan WikiLeaks, dün gece bu belgelere bir yenisini daha ekledi. Resmen dünyadaki bütün devletlerde siyasi depreme yol açan belgelerde, ülkemizle ilgili çok ciddi iddialarda yer alıyor. Cumhurbaşkanımız, başbakanımız ve diğer birçok siyaset adamımızla ilgili çok incitici ve ağır sözlerin yayınlandığı belgelerde Ortadoğu’yu karıştıran birçok inanılmaz bilgide yer alıyor. Suudi Arabistan’ın ve diğer bazı Ortadoğu ülkesinde anında WikiLeaks’e erşim yasaklandı. Bizde sizinle bu belgelerde ülkemiz ve komşularımızla ilgili iddiaları kısa başlıklar şeklinde paylaşmak istedik.

İşte WikiLeaks’te yer alan bazı önemli satırbaşları;

Açıklanan belgeler değişik gizlilik derecesinde olup Amerikalılar dışında yabancılar tarafından görülmesi kesinlikle yasak olan belgeler.

ABD büyükleçilikleri tarafından Washington’a gönderilen belgelerin 11 bini gizli ibaresi taşırken, 9 bini yabancılar tarafından görülemez ibaresi taşıyor.

Sızdırılan belge sayısı 251 bin ve ilk sızdırılan belge 2002 tarihli.

En çok telgraf gönderen büyükleçiliklerin başında Ankara, Bağdat, Amman, Kuveyt ve Tokyo büyükleçilikleri geliyor. Ankara’dan 7 bin 918 telfraf gönderildi.

New York Times gazetesi, WikiLeaks’in sızdırdığı “gizli devlet” belgelerini yayınlayan ilk kuruluş oldu.

WikiLeaks belgelerinde, Suudi Arabistanlı bazı mali kaynaklar terör örgütlerini besleyen kaynak olarak gösteriliyor.

Birçok liderin gizli bilgilerinin yer aldığı belgelerde, Çin hükümetinin bilgisayar sabotajlarıyla ABD’yi hedef aldığı kaydediliyor.

WikiLeaks’de, nükleer silah sahiplerinin geliştirdiği programlar da yer alıyor.

Wikileaks internet sitesi tarafından sızdırılan belgeleri yayınlayan New York Times gazetesi, belgelere göre ABD Savunma Bakanı Robert Gates’in İran’a yapılacak askeri bir operasyonun bu ülkenin nükleer programını sadece 1 ya da 3 yıl geciktirebileceğini inandığını ortaya koyduğunu bildirdi.

New York Times gazetesi Washington mahreçli haberinde, internet sitesi Wikileaks tarafından sızdırılan son 3 yıla aşkın çeyrek milyon kadar gizli Amerikan diplomatik yazışmasında, yabancı liderlerle ve dünyadaki nükleer ve terörist tehditlerle ilgili değerlendirmelerin bulunduğunu bildirdi.

Gazete ABD Dışişleri Bakanlığının toplam 270 büyükelçilik ve konsolosluklarla günlük yazışmalarına dayanan gizli belgeleri, bugünden itibaren gelecek günlerde tek tek açıklayacağını vurguladı.

Belgelerde Suudi Arabistanlı bazı donörlerin El Kaide gibi terörist grupların ana mali kaynakları oldukları, Çin hükümetinin bilgisayar sabotajlarıyla ABD’yi hedef aldığı kaydediliyor.

Belgelere göre ABD Savunma Bakanı Robert Gates’in İran’a yapılacak askeri bir operasyonun bu ülkenin nükleer programını sadece 1 ya da 3 yıl geciktirebileceğini inandığını ortaya koyduğunu da bildirdi.

Gizli belgelerde, İran’ın Kuzey Kore’den, Batı Avrupa’yı vurma kapasitesine sahip son derece gelişmiş füzeler aldığı ve ABD’nin, İran’ın bu füzeleri daha uzun menzilli füzeler üretmede araç olarak kullandığından endişe ettiği ve bu gelişmiş füzelerin son derece kuvvetli olduğu da kaydediliyor.

Arap liderler İran’ı tehdit olarak görüyor

Fransız Le Monde gazetesi de, dünyada büyük merakla beklenen internet sitesi WikiLeaks’in sızdırdığı “gizli devlet” belgelerini yayınladı.

Gazetede yer alan gizli bilgilere göre, Arap ülkeleri liderleri İran’ı sevmiyor ve tehdit olarak görüyor.

Belgelerde, Suudi Arabistan Kralı Abdullah bin Abdülaziz, 2009 yılında ABD Başkanı Barack Obama’nın terörle mücadele danışmanı John Brennan’a, “İranlılara güvenilmez. İran maceracı bir ülke ve hedefi sorun yaratmak. Allah İran’ın günahlarından bizi korusun” ifadesini kullandığı belirtiliyor.

Suudi Arabistan Kralının, İran için “yılanın başını kesmek gerekir”ifadesini kullandığı da yine belgelerde yer alıyor. Yine Kralın, Amerikalı General James Jones’la yaptığı 11 Şubat 2010 tarihli görüşmede, “eğer İran nükleer silaha sahip olursa, bölgedeki bütün ülkeler de nükleer silaha sahip olur” dediği belirtildi.

Bayreyn Kralı Hamad Al-Khalifa’nın, 1 Şubat 2009 tarihinde, Amerikalı General David Petraeus’a, “İran’ın nükleer programının durdurulması gerekir” dediği de yer alan gizli belgelerde, “Arap ülkelerinin tamamının, İran’ın nükleer programıyla ilgili olarak endişe taşıdığı” ifade edildi.

Kahire’de bulunan bir Amerikalı diplomatın Şubat 2009’da çektiği telgraflarda da, Mısır Devlet Başkan Hüsnü Mübarek’in İran’dan son derece nefret ettiği ve Mübarek’in İranlılar için “yalancı oldukları ve onlara inanılmaması gerektiğini” söylediği kaydedildi.

Yine aynı belgelerde, Ürdün Meclis Başkanı Zeid Rifaiu’nun da, Amerikalılara, “İran’la diyalogla hiçbir yere varılamaz” dediği kaydediliyor.

“Davutoğlu çok tehlikeli”

Spiegel’de yayınlanan belgelere göre, Amerikalı diplomatlar Türkiye’nin güvenilirliği konusunda ciddi şüpheleri olduğunu Washington’a iletiyor.

Amerikanın Ankara Büyükelçiliği bir kısmı gizli olan belgelerde Recep Tayyip Erdoğan Hükümeti’nin islami eğilimine dikkat çekiyor. Amerikalı diplomatlara göre Türkiye’nin NATO’daki durumu ve yönetimi de kötü. Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu gibi onlara danışmanlık yapanların çoğu da Ankara dışındaki siyasete yabancı.

Spiegel’de yayınlanan belgelere göre Amerika, Davutoğlu’nun neo osmanlı olarak nitelendirdiği çizgisinden rahatsız. Belgelerde Amerikalı bir üst düzey hükümet görevlisinin Davutoğlu için “çok tehlikeli“ ibaresini kullandığı yer alıyor.

Belgelere göre Davutoğlu’nun çok tehlikeli olmasının nedeni Erdoğan’ın islami çizgisinde etkili rol oynaması olarak gösteriliyor.

Frattini, Türkiye’nin ikili oynadığını savunmuş

WikiLeaks sitesinde yayımlanan gizli belgelere göre, İtalya Dışişleri Bakanı Franco Frattini’nin Roma’da ABD Savunma Bakanı Robert Gates’le yaptığı görüşmede, Türkiye’nin hem Avrupa, hem de İran’a açılımlar yapmasını “ikili oynamak” diye niteleyerek, “bu durumun kendisinde hayal kırıklığı yarattığını” söylemiş.

İtalyan haber ajansları, Roma’da yapılan ikili görüşmenin ardından ABD’nin Roma Büyükelçiliği tarafından 8 Şubat 2010’da Washington’a gönderilen “gizli” damgalı telgrafta, “Frattini, Türkiye tarafından hem Avrupa’ya, hem de İran’a doğru açılımlar yapma suretiyle ikili oynanmasının özellikle hayal kırıklığına neden olduğunu ifade etmiştir” ibaresine yer verildiğini belirtti.

Telgraftaki değerlendirmeye göre Frattini, nükleer meselesinde İran’la yapılan görüşmelere, “Suudi Arabistan, Türkiye, Brezilya, Venezüela ve Mısır’ın da dahil edilmesini önerme”sinin yanı sıra, “Ortadoğu ülkeleri arasında İran konusunda gayri resmi bir toplantı düzenlenmesi” teklifinde de bulundu.

İran’da rejimi devirmek için…

Fransız Le Monde gazetesindeki gizli bilgilere göre ise İsrail, İran’a yönelik politikasını sertleştirmesi için ABD’ye baskı yapıyor.

Fransız gazetesinin internet sitesinde yer alan, 18 Kasım 2009 tarihle gizli belge, ABD’nin İran konusunda 2010’u “kritik bir yıl”olarak gördüğünü ortaya koydu.

Belgelerde, İran’ın nükleer sitelerinin korunmasını güçlendirmeye devam etmesi halinde, ABD’nin müdahalesinin zorlaşacağı yorumuna yer verildi.

“Ankara’nın arabuluculuk çabaları mantıklı değil”

17 Kasım 2009 tarihinde Ankara’da yapılan ve dönemin ABD Büyükelçisi James Jeffrey tarafından gizli belge statüsünde gönderilen tutanakta, Philip Gordon ile Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu arasında yapılan ve İran’ın nükleer programını konu edinen bir görüşmenin detayları yer alıyor.

12 Kasım’da yapılan ve 40 dakika süren görüşmede Gordon, Davutoğlu’nu Ankara’nın arabuluculuk çabalarının faydalı ya da mantıklı olmadığına ve İranlılara ciddi müzakerelere başlamadan zamanla oynama şansı verdiğine ikna etmeye çalıştı.

Davutoğlu İran hükümetinin kamu önündeki tavrını bir kez daha dile getirirken, “İranlıların P5+1in önerilerine prensipte evet dediğini ancak kamuoyunun algısını düzeltmek zorunda olduğunu” aktardı. İran’ın nükleer silah sahibi olması durumunda yaşanabileceklerle ilgili olarak Davutoğlu Türkiye’nin “elbette” bu riskin farkında olduğunu, tam da bu sebepten İranlılarla bu kadar yakından çalıştıklarını söyledi.

Gordon, Başbakan Erdoğan’ın açıklamalarının Türkiye’nin meseleyi nasıl gördüğüyle ilgili soru işaretleri yarattığını söyleyince Davutoğlu bunun farkında olduğunu ancak Guardian’ın son röpotajında Erdoğan’ın söylediklerini doğrudan aktarmadğını belirtti. Davutoğlu, “Sadece Tükiye İran’la açık ve eleştirel bir dille konuşabilir, çünkü Ankara kamuoyu önünde dostluk mesajları vermektedir” dedi.

Gordon, Ankara’dan yaptırımların dikkate alınmaması durumunda olabileceklerle ilgili güçlü bir mesaj vermesini istedi. Davutoğlu ise Erdoğan’ın Tahran ziyaretinde bu mesajı zaten verdiğini belirtti. Türkiye’nin dış politikasının bölgeye bir “adalet duygusu” ve “vizyon duygusu” verdiğini, İran’a ve Suudilere bir alternatif olduğunu ve “bölgede İran etkisini sınırlandırdığını” söyledi.

25 Şubat 2010 tarihli bir başka tutanak ise 18 Şubat tarihinde William Burns’le Feridun Sinirlioğlu arasında yine Ankara’da yapılan bir görüşmenin içeriğiyle ilgili. Toplantıda İran’dan Ermenistan protokollerine, PKK’dan Kıbrıs görüşmelerine ve füze savunma sistemine kadar birçok konuda değerlendirmeler var.

İran: Sinirlioğlu Ankara’nın resmi tavrını yinelerken askeri operasyonun Türkiye’ye zarar vereceğini, yaptırımların ise İran halkının kenetlenmesine yol açarak muhalefete zarar vereceğini söyledi. Sinirlioğlu bölge ülkelerinin İran’ı bir tehdit olarak gördüğünü belirterek, “Şam’da bile alarm zilleri çalıyor” dedi.

Ermenistan: Sinirlioğlu protokollerin onay süreciyle Minsk süreci arasında eşzamanlılık istedi. Kongre’nin “soykırım” tasarısını kabulünün onay sürecindeki hesapları çıkmaza sokacağını söyleyen Sinirlioğlu, “Aliyev’in kabul edeceği bir şey olursa biz de ilerleyebiliriz” dedi. Sinirlioğlu, gaz anlaşmasıyla ilgili olarak da “Bize güvenmiyor” dedi.

‘İran, Kuzey Kore’den 19 adet füze aldı’

New York Times Gazetesi, Wikileaks internet sitesi tarafından sızdırılan onbinlerce gizli belgede, İran’ın nükleer programını Kuzey Kore’den aldığı yardımla güçlendirdiğinin de yer aldığını yazdı.

New York Times gazetesi Wikileaks internet sitesi tarafından sağlanan 24 Şubat 2010 tarihli gizli Amerikan istihbarat belgelerine göre, İran’ın Kuzey Kore’den “R-27 isimli Rus tasarımına dayanan” 19 adet gelişmiş ve nükleer başlık taşıyabilen füze aldığını yazdı.

Mossad Türkiye’de İslamcıların güçlendiğini düşünüyor

Wikileaks’in yayınladığı belgelerin Türkiye ile ilgili bölümlerindeki 31 Ağustos 2007 tarihli bir belgede, aynı yılın 17 Ağustos günü İsrail gizli servisi Mossad’ın Başkanı Meir Dagan ile ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Burns arasında yapılan toplantının tutanağı göze çarpıyor.

Toplantıda iki yetkilinin Ortadoğu’daki son durumu ele aldıkları ve özellikle İran konusunun üzerinde durdukları ortaya çıktı. Tutanağa göre, Dagan, Burns’e Türkiye’ye baktığı zaman ülkedeki İslamcıların giderek ivme kazandıklarını gördüğünü söyledi.

Belgede, “Dagan burada sorulması gereken esas sorunun kendisini Türkiye’nin laik kimliğinin savunucusu olan ordunun bu duruma daha ne kadar sessiz kalacağı olduğunu ifade etti” denildi.

Belgelerden başlıklar:

  • -Suudi Kralı ABD’nin İran’a saldırmasını istedi.
  • -Üst düzey bir Ürdünlü yetkili ABD’nin İran’ı bombalamısın istedi.
  • -Bahreyn de ABD’den İran’ın nükleer programına son vermesini istedi.
  • – Arap liderleri özel konuşmalarda ABD’nin İran’a hava saldırısı düzenlemesini istedi.
  • -İsrail İran’da rejim değişikliği istiyor. İsrail bu değişikliğin öğrencilerin demokrasi hareketleri ve Azeri, Kürt ve Baloçlar gibi etnik gruplar sayesinde olabileceğine inanıyor.
  • -Kasım 2009’da “komşularla sıfır problem” politikasını takip eden Ahmet Davutoğlu, Batı’nın İran’a nükleer silahlanma karşıtı dayatma yapamayacağını söyledi.
  • – ABD müsteşarı Phil Gordon, Tahran’a BM yaptırımlarını reddetmenin sonuçları olabileceğini ifade eden bir mesaj göndermesi gerektiğini söyledi. Davutoğlu da, Başbakan Erdoğan’ın son ziyaretinde benzeri bir açıklama yaptığını ifade etti.
  • -Yazışmalarda “Sadece Türkiye, İran’la açık ve eleştirel konuşabilir. Davutoğlu memnun, çünkü sadece Ankara dostluk mesajları gönderiyor” dendi.
  • -Amerika, Güney Kore ile kuzey Kore’yi yıkma planları yaptı, Adanın birleşmesi için gizli planlar yaptı.
  • – ABD’li yetkililer büyükelçilerini BM lideri Ban Ki Moon ile ilgili bilgi toplayıp BM yönetimi aleyhinde casusuluk yapmakla görevlendirildi.
  • -ABD, Suriye’nin Lübnan’daki Hizbullah’a silah yardımı yapmasını engelleyemedi.
  • -İsrail-Lübnan savaşı sırasında Hizbullah’ın güçlenmesine neden oldu.
  • -ABD, Beşar Essad’ın “yeni silahlar göndermeyeceğiz” demesine rağmen silah ikmalı sağladığını biliyordu, engel olmadı.
  • -Suriye-İsrail görüşmelerinin kesilmesinde Türkiye’nin tavrı için “takıntı” ifadesi kullanıldı.
  • -ABD’li diplomatların Türkiye yorumu: “Türkiye, Irak Başbakanı Maliki’den rahatsız.”
  • -Türk diplomatlardan ABD’ye uyarı: “Suudi Arabistan, Irak’ta partilere rüşvet dağıtıyor.”
  • -Libya lideri Muammer Kaddafi gittiği hereyere yanında “buram buram cinsellik kokan sarışın” Ukraynalı bir hemşireyi de götürüyor.
  • – İngiliz Kraliyet Ailesi’nin bir üyesi “uygunsuz” davranışlarda bulunyor.
  • – Afganistan Cumhurbaşkanı Hamid Karzai “paranoya olmuş.”
  • – Angela Merkel “risk almaktan kaçınıyor ve hiç yaratıcı değil.”
  • – Mahmud Ahmedinejad Adolh Hitler gibi.
  • -NATO için ikinci adam seçimi tartışmasında Türk diplomatlara göre Rasmussen ve Merkel gizlice anlaştı.

Türkiye-Azerbaycan

  • -Türkiye-Azerbaycan ilişkileri konusunda İlham Aliyev: “Türkiye enerji merkezi olmasın” dedi. Aliyev’in Türk dış politikasını naif bulduğu belirtilirken, Erdoğan hükümetinden hoşlanmadığı da belgelerde geçiyor.
  • -25 Şubat 2010 tarihli belgede Aliyev: “Karabağ’da daha esnek olmaya çalışıyoruz” ifadesini kullanıyor.
  • -Yine aynı belgede Aliyev, “İran seçimlerindeki şaibe korkunç” ifadesini kullandı.
  • Aliyev, İran’la ilişkilerini “gergin ve istikrarsız” olarak tanımladı. Azeri lider ayrıca, İran’ın Azerbaycan’a yönelik siyasi provokasyonlarının sürdüğünü de ifade etti.
  • -Guantanamo Hapishanesi’nin boşaltılması planlandı. Diğer ülkelere mahkumları kabul etmeleri için baskı yapıldı. Slovenya’ya, Obama’yla görüşme karşılığında bir mahkumu ülkesine alma şartı kondu.
  • -17 Ağustos 2007’de Mossad’ın Türkiye’de İslamcılar güçleniyor kanısında olduğu ve “ordunun bu duruma ne kadar sessiz kalacağı?” diye sorduğu….

ABD uyarmıştı

ABD Dışişleri Bakanlığı hukuk danışmanı Harold Koh, sitenin sahibi Julian Assange’ye bir mektup göndererek, belgelerin yayımlanmasının “çok sayıda masum kişinin hayatını tehlikeye atacağını” söyledi.

Mektubunda belgelerin yayımlanmasının mevcut askeri operasyonları ve ülkeler arasındaki işbirliğini de tehlikeye atacağını belirten Koh, bu belgelerin Amerikan yasalarının ihlal edilerek ele geçirildiğini, doğuracağı ağır sonuçların da dikkate alınmadığını kaydetti.

Koh, WikiLeaks’den belgeleri yayımlamamasını, bunları Amerikan hükümetine geri vermesini ve kopyalarını yok etmesini istedi.

Bu arada Koh, WikiLeaks’in yaklaşık 250 bin belgeyi New York Times ve İngiltere’nin Guardian gazetelerinin yanı sıra Alman Der Spiegel dergisine verdiği duyumunu aldıklarını söyledi.

Belgelerin Fransa’daki Le Monde ve İspanya’daki El Pais gazetelerine de verildiği kaydedildi.

Amerikan Dışişleri’nin, aralarında İngiltere, İsrail ve Avustralya’nın olduğu bazı ülkelere, iddialara dair “brifing” verdiğini kaydediliyor.

Sitenin sahibi Julien Assange, Washington’ın suçlamaları karşısında, Amerikan Dışişleri’ne bir mektup yazdı. Belgelerle, kimin hayatının tehlikeye atılacağını sordu.

Assange’ın, yayımlanacak belgelerde bazı editoryal değişiklikleri kabul edebileceği öne sürüldü. Ancak Amerikan Dışişleri, “Yasadışı yöntemlerle sızdırılan belgeler konusunda pazarlık yapmayız” açıklamasında bulundu.