Kategoriler
SAGLIK

Siyah çikolata kalbi koruyor

Haftada birkaç parça siyah çikolata, iltihaplanma ve kalp -damar… hastalıklarından koruyabilir.

İtalya’daki Campobasso Üniversitesi’nden bilim adamlarının Milano Kanser Enstitüsü ile ortaklaşa yaptığı araştırma, haftada 2-3 kez 1-2 parça siyah çikolatanın kronik iltihaplanmaya karşı koruyabileceğini, kalp krizi ve beyin kanaması riskini azaltabileceğini gösterdi.

Katılımcıların kanındaki, kalp-damar hastalıklarına neden olabilen iltihaplanmanın göstergesi olan C-reaktif protein (CRP) seviyesini ölçen araştırmacılar çikolata yiyen gruptakilerin CRP seviyesinin yüzde 17 düştüğünü belirledi. Bu da çikolatanın kalp-damar hastalıklarına yakalanma riskini kadınlarda üçte bir, erkeklerde dörtte bir azaltabileceği anlamına geliyor.

Ancak en iyi koruyucu etkinin günde ortalama 6,7 gram siyah çikolatayla olduğunu vurgulayan araştırmacılar, 6,7 gramın üzerine çıkıldığında koruyucu etkinin kaybolduğuna dikkat çekti.

Siyah çikolatanın içindeki kakao tanecikleri önemli oranda antioksidan içeriyor. Sütle karışınca bazı maddelerin emiliminin azalması nedeniyle sütlü çikolata siyah çikolatayla aynı koruyucu etkiyi göstermiyor.

Kategoriler
SAGLIK

Bluetooth Sanıldığı Gibi Zararlı mı?

Cep telefonunun nekadar zararlı olduğunu kullanan herkes biliyordur. Peki cep telefonunun zarını enaza indirmek için yapılan kulaklıklar acaba ne kadar işe yarıyor? Yoksa bu kulaklıklar da mı sağlığa zararlı? Bu soruları merak ediyorsanız yazımızın devamını okuyun.

Bluethoot teknolojisinin zararlı olarak bilinmesinin tek nedeni cep telefonları gibi dalgalar ve radyasyon yaydığı bilindiğindendir! Ancak bilimsel araştırmalar sonucunda cep telefonlarının yaydığı radyasyonu ile Bluetooth’un yaydığı radyasyonunun kıyaslanamayacak kadar farklı şiddetlerde olduğunu görmekteyiz.

Kablosuz telefonlar ve bu tür kablosuz cihazların çoğu 1 ila 2.4 GHz frekansını kullanıyorlar. Bu radyo dalgalarının zararını anlamak ve bir standart getirmek için AB konseyi tarafından tavsiye edilen, radyo frekansı (RF) enerjisine maruz kalma limitleri belirlenmiştir.

Bilindiği gibi cep telefonları radyo frekansı “alıcısı” ve “vericisi”dirler, ve bu radyo frekansları enerji taşıdıklarından insan vucudundaki hücre yapısında değişikliğe sebep olabiliyorlar, kanser dediğimiz hastalıkta zaten bu hücre değişmelerinin sonucunda gelişen bir olaydır.

AB konseyi tarafından belirlenen bu limitler sözkonusu enerji seviyesini aşmayacak şekilde tasarlanmış ve geliştirilmiştir. Bu limitler, ayrıntılı yönetmeliklerin bir parçasıdır ve genel nüfus için izin verilen radyo frekansı enerjisi seviyelerini belirler. Bu yönetmelikler, bağımsız bilimsel çalışmaların periyodik ve detaylı değerlendirilmesi sonucunda geliştirilmiştir. Bu limitler, yaş ve sağlık durumundan bağımsız olarak tüm insanların güvenliğini garantiye almak üzere önemli bir güvenlik marjı içerir.

Cep telefonları için maruz kalma standartları “Özgül Emilme Oranı” olarak bilinen SAR (Specific Absorption Rate) oranı ile hesaplanır ve belirtilir. AB Konseyi tarafından tavsiye edilen SAR limiti 2.0W/Kg”dır.

Toplum tarafından kullanılan cep telefonları için SAR limiti, 10 gram vücut dokusu üzerinden ortalama 2 watt/kilogram (W/Kg)’dır. Bu limit, toplum için ek koruma sağlamak ve ölçümlerdeki farklılıkları hesaba katmak için, önemli bir güvenlik marjı içerir. SAR değerleri, ulusal bildirim gerekliliklerine ve şebeke bandına bağlı olarak değişiklik gösterebilir. Örnek olarak Amerikan birleşik devletlerinde ve Kanada’da bu değer 1.6W/Kg olarak belirlenmiştir, yani amerikada bu konuya daha hassas bakıyorlar.

SAR (Specific Absorption Rate) testleri, cep telefonlarının tüm test edilen frekans bantlarında izin verilen en yüksek güç seviyesini yaydığı standart çalışma koşullarında yürütülmüştür. SAR, izin verilen en yüksek güç seviyesinde belirlenmekle birlikte, telefonun çalışma sırasındaki gerçek SAR seviyesi, maksimum değerin çok altında olabilir. Bunun nedeni, telefonun, sadece şebekeye ulaşmak için gerekli olan gücü kullanması için, farklı güç seviyelerinde çalışmak üzere tasarlanmış olmasıdır. Genelde, bir baz istasyonuna yakınlaştıkça, telefonun güç çıkışı düşer. Yeni bir telefon modelinin, satışa sunulmadan önce, Avrupa R&TTE Yönetmeliğe uygun olduğu gösterilmelidir. Bu yönetmelik, ana gerekliliklerinden biri olarak, kullanıcının ve diğer kişilerin sağlığının ve güvenliğinin korunmasını içerir.

Cep telefonlarının SAR değerleri 0.25 ( Blackberry ) ile 1 W/Kg arasında değişmekte ve bu değer bile limit olarak belirlenen 2 W/Kg değerinin çok altında yer alıyor ve Bluetooth’larda bu değer kısa mesafe ( 10 Metre ) Bluetooth’lar için 0.001 ila 0.01 W/Kg, uzun mesafe ( 100 Metre ) olanlar için ise 0.05 W/Kg dır, dolayısıyla cep telefonlarının yaydığı radyasyon enerjisi ile kıyaslanabilecek durumda değil ve en az 100 kat daha zararsızdır. ( Bu çalışmalar Belfast’deki “William G. Scanlon of Queen’s University” tarafından yapılmış ve onaylanmıştır ).

Bunu daha basit anlatmak gerekirse, Bluetooth kulaklığın bir cep telefonunun verdiği zararı verebilmesi için bizim aynı anda 100 adet Bluetooth kulaklığı bişekilde üzerümizde bulundurmamız gerekir, işte ozaman Bir (1) cep telefonunun yaydığı radyasyon kadar etkili olabilirler!
Yani eğer sizler bu radyo dalgalarının yaydığı radyasyon konusunda endişe ediyorsanız bile artık şunu biliyorsunuzki ne olursa olsun bir Cep telefonunun yaydığı radyasyon kulaklıktan en az 100 kat ( bazen 1000 kat ) daha fazladır! Ve bence sağlık açısından cep telefonu kullanmaktansa Bluetooth kullanmak vucudumuz için çok daha ( 100 kat ) az zararlı !

Bluetooth’un yaydığı radyasyonu bile almamak için kablolu kulaklık kullanılabilir, ama genede Bluetooth kullanılarak Cep telefonundan on (10) Metre uzaklaşabilirken, Kablolu kulaklık ile bu mesafe ancak bir (1) Metredir! Yani Cep telefonunun yaydığı 1W/Kg ‘lık dalgalara genede maruz kalıyorsunuz ama 10 Metrede bu radyasyon etrafa yayıldığından ve mesafenin etkisi ile enerji kaybına uğradığından çok çok daha az zarar verecektir.

Kategoriler
SAGLIK

Çocuklarda kilo artışına dikkat

İlkokul döneminde şişman olanların yüzde 25’inin,gençlik döneminde şişman olanların ise yüzde 70’inin erişkin yaşlarda da şişman kaldığına dikkati çekildi.

Hemşirelik Yüksekokulu İç Hastalıkları Hemşireliği Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Çiçek Fadıloğlu, ilkokul döneminde şişman olanların yüzde 25’inin, gençlik döneminde şişman olanların ise yüzde 70’inin erişkin yaşlarda da şişman kaldığına dikkati çekti.

Prof. Dr. Fadıloğlu, yaptığı yazılı açıklamasında, tüm dünyada artış gösteren obezitenin, önemli bir sağlık sorunu olduğunu vurguladı.

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, dünyada 400 milyonun üzerinde obez ve 1 milyar 600 milyon civarında hafif şişman birey bulunduğunu aktaran Fadıloğlu, söz konusu rakamların 2015 yılında 700 milyon ve 2 milyar 300 milyona ulaşmasının tahmin edildiğini, obezitenin giderek artmasının, ”obezite salgını” olarak adlandırıldığını belirtti.

Dünyada en yüksek obezite oranının ABD’de gözlendiğini, ülkede 20 yaş ve üstü bireylerde obezite oranının yüzde 55’e ulaştığını, Rusya’da erişkinlerin yüzde 54’ünün, Brezilya’da yüzde 36’sının, Malezya’da ise yüzde 27’sinin fazla kilolu olduğunu aktaran Prof. Dr. Fadıloğlu, açıklamasında şunları dile getirdi:

”Ülkemizde yapılan bir araştırmaya göre obezite sıklığı yüzde 22,3 olarak bulundu. Bu araştırmada kadınların yüzde 25,6’sı, erkeklerin yüzde 12,9’u şişman olarak nitelendirildi. Obezite, genetik ve çevresel faktörlerin etkileşimi sonucu ortaya çıkan, tüm dünyada sıklığı giderek artan ve yaşam kalitesini azaltan bir hastalıktır. Obezite, vücudun yağ kütlesinin yağsız kütleye oranının aşırı artması sonucu, boy uzunluğuna göre vücut ağırlığının arzu edilen düzeyin üstüne çıkmasıdır. Oldukça önemli bir halk sağlığı sorunu haline gelen obezite önceleri sağlıklı olmanın göstergesi olarak algılanıyordu. Günümüzde beraberinde kişiye yüklediği ek hastalıklar ve toplumsal problemler nedeniyle kronik ve ölüme sebebiyet veren hastalık olarak kabul edilmektedir.”

Şişmanlığın, orta yaş sorunu olmasına karşın, erken dönemlerde de etkili olabildiğini vurgulayan Fadıloğlu, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

”Şişmanlık orta yaşın sorunu gibi görünüyorsa da yaşamın herhangi bir döneminde ortaya çıkabilmekte ve bebeklik çağında görülen şişmanlığın yetişkinlikte şişmanlık gelişim riskini arttırdığı bilinmektedir. Bugün erişkin şişmanların yüzde 30’unun 18 yaştan önce şişman olan çocuklardan oluştuğu bilinmektedir. İlkokul döneminde şişman olanların yüzde 25’i, gençlik çağında şişman olanların ise yüzde 70’i erişkin yaşlarda da şişman kalmaktadır.

Kaynak : AA

Kategoriler
SAGLIK

Cild Güzelliği İçin Su İçin

Çok su içmenin cildi güzelleştirdiği ve kırışıklıkları önlediğine dair herhangi bir kanıt bulunamadı.

Cilt güzelliği için iki bardak su içmek yeterli. İnsanın ihtiyacı olan günlük su tüketim miktarı üzerinde yaptıkları araştırmalarda her gün yeni bir sonuca ulaşan ABD’li bilim adamları, oranın bilinenin aksine daha az olabileceğini açıkladı.

‘Günde sekiz bardak su içilmeli’ inanışının yanlışlığına değinen uzmanlar, çok su içmenin cildi güzelleştirdiği ve kırışıklıkları önlediği teziyle ilgili herhangi bir kanıt bulunmadığını belirtti. New York Times’ta yer alan haberde, konuyla ilgili 2007 yılında yapılan bir çalışmaya yer verildi. Çalışmada günde 500 ml su içmenin cilde giden kan akışını artırdığı ortaya çıktı. Ancak suyun kırışıklıkları azalttığı veya ten rengini, görünümü iyileştirdiğine dair hiçbir delile rastlanmadı. Yapılan diğer çalışmalarda ise C vitamininin kırışıkları önlediğine işaret edildi. Östrojen kullanımının, menopoz öncesi dönemde görülen cilt kuruluğunu engellediği ve cilt yaşlanmasını geciktirdiğine dikkat çekildi. Amerikan Dermatoloji Akademisi’nden Dr. Margaret Parsons, fazla suyun cilde olumlu etkisi olmadığını ancak susuz, kurumuş ciltlerde kırışıkların daha belirginleştiğini söyledi.

ZAMAN