Şangay Beşlisi Nedir? Şangay Beşlisi Üye Ülkeleri

sangay_beslisi_ülkelerSınır bütünlüğü ve güvenliği nedeniyle bir araya geren Rusya, Çin, Kazakistan, Tacikistan ve Kırgızistan bir araya gelerek Şangay Beşlisini kurdular.2001 yılında birliğe Özbekistan da dahil edildi. Zamanla bu birlik çok stratejik bir teşkilat haline geldi. Hindistan, İran, Moğolistan ve Pakistan’ın gözlemci olarak bulunduğu örgüt, ABD’ye karşı etkili bir kutup oluşturmaktadır. Dönemin Rusya Devlet Başkanı Putin, Şanghay İşbirliği Örgütü’nün Ağustos 2007 Bişkek Zirvesi’nde “Tek kutuplu dünya kabul edilemez.” diyerek bir anlamda birliğin misyonunu da belirtmiştir.

Bu konjonktürde Türkiye’nin Avrupa Birliği yerine düşünmeye başladığı Şangay Beşlisi teşkilatı, geleceği olan bir örgüt. Türkiyenin önünde üç yol var. Ekonomik olarak zor durumda olan bir AB’nin üyesi olan bir Türkiye veya arasında birçok ihtilaf bulunan bir Çin ile Şangay Beşlisinde bulunan bir Türkiye ya da Kendi geleceğini ve kendi yolunu çizebilen, tarihsel ve kültürel bağlarını kullanarak kendi oluşturduğu bir birlik lideri olan Türkiye…

Ne diyelim hayırlısı olsun.

İran, İsrail İlişkileri ve Türkiye

Amerika İranın düşmanı gibi görünüyor fakat hiç düşündünüz mü? son 10 yıldır ABD İran’ın düşmanlarını temizliyor ve onun önünü açıyor. İlk olarak Afganistanı ve Taliban rejimini temizleyen Amerika İran’ın doğu düşmanını ortadan kaldırdı. Sonra Irak’a girdi ve saddamı devirerek İran’ın batı düşmanını ortadan kaldırdı. Artık büyük düşmanları ortadan kalkan İran hiç olmadığı kadar Irak içindeki nüfusunu arttırmanın yarışına girişiyor. İsrail de aynı şekilde sanki İranın düşmanıymış gibi davranarak onun askeri çalışmalrını neden göstererek bölge için tehdit olduğunu savunuyor. Peki Sonra, işte ortadoğunun yeni öcüsü İran oluyor. Hal böyleyken böyle bir düşmana karşı da Aslen yahudi olan ABD li silah şirketleri de ortadoğulu Arap ülkelerine silah satıyor. Böylece silah satışı için muhteşem bir pazar açığa çıkıyor. İşte bu bilgiler ışığında aşağıdaki yazıyı okumanızı öneriyorum, ayrıca yorumlarınızı da bekliyorum:

Ortadoğu’nun iki önemli ülkesi İran ve İsrail son dönemdeki Anti-Türkiye propogandalarıyla dikkat çekiyor. Düşman ülkeler, Türkiye’nin ABD ile olan ilişkilerine işaret ederken İran Arap Bölgesine, İsrail ise Batı ülkelerine Türkiye karşıtı propogandalarda bulunuyor.

Taraf Gazetesi’nden Ceren Kenar, iki ülkenin anti Türkiye ittifakında bulunmasının kodlarını yazdı.

İŞTE O YAZI

SON dönemde İsrail ve İran basınında neredeyse aynı cümlelerle Türkiye karşıtı yazılar çıkıyor

Son birkaç aydır dikkat çeken bir gelişme yaşanıyor Ortadoğu basınında. Türkiye konusunda çıkan haber ve yorumların mahiyetinde göze çarpan bir unsur var. Özellikle belli kaynakların neredeyse propaganda seviyesine ulaşan anti- Türkiye yayınları, Suriye meselesi ile ilintili görülse de, aslında Türkiye’nin orta ve uzun vadede bölgede oynayacağı role darbe vurmayı hedefliyor.

Burada ilginç olan şey anti-Türkiye ittifakında birleşen düşmanlar: İran ve İsrail.

TÜRKİYE’NİN BÖLGEDE SÖZ SAHİBİ OLMASI TEHLİKELİ

İsrail basını Batı kamuoyuna sesleniyor: “Türkiye, Amerika ile tehlikeli bir düzeyde samimi. İdeolojik olarak İslamcı. Demokrat görüntüsü altında kendi halkına eziyet eden bir ülke. Türkiye’nin bölgede söz sahibi olması hepimiz için tehlikeli…”

İran ve uzantısı yayın organları ise Ortadoğu’ya sesleniyor: “Türkiye, Amerika ile tehlikeli bir düzeyde samimi. İdeolojik olarak Sünni. Demokrat görüntüsü altında kendi halkına eziyet eden bir ülke. Türkiye’nin bölgede söz sahibi olması hepimiz için tehlikeli…”

İSRAİL VE İRAN GAZETELERİ PİŞTİ OLMAZ DİYORSANIZ YANILIYORSUNUZ

İran’ın meşhur Kayhan gazetesi zinhar İsrail’in en çok satan gazetelerinden Jerusalem Post’la pişti olamaz diyorsanız, yanılıyorsunuz. Bu iki yarı-resmî basın organının Türkiye konusundaki ağızbirliği, tüm ezberleri bozacak cinsten.

Kâh “Türkiye aslında Amerika düşmanı” başlıklı makalelerde, kâh “Türkiye Arap baharı ve halkları düşmanı” diye başlayan yorumlarda Türkiye’nin bölge için ne büyük bir “tehdit” olduğu konusunda bilgilendiriliyoruz. Türkiye’nin Suriye politikasının “Sünni köktendinciliği desteklemek” üzerinden kurulduğunu bu analizler sayesinde öğreniyoruz. İran ve İsrail menşeli bu yorumların benzerliği karşısında insanın durun siz kardeşsiniz diyesi geliyor…

TÜRKİYE’NİN SON 10 YILDA YAŞADIĞI SESSİZ DEVRİM

Türkiye’nin Ortadoğu’da oynadığı ve oynayacağı rol sadece Türkiye için değil, belki de daha önemlisi bölge liberalleri için çok önemli. Türkiye son on yılda yaşadığı sessiz devrim ile her ülkenin kendi demokratikleşme modelini yaratabileceğini, demokrasinin bölge halkları için bir “lüks” olmadığını ve tabandan gelen irade ile bu değişimin gerçekleşebileceğini kanıtladı. Bölge halkları için üstten inmeci, despot modernistler ile özdeşleşen sekülerizm kavramına yeni bir anlam verdi. Amerikan muhipliği iması ile kirlenmiş demokrasi kelimesinin tozunu aldı.

TÜRKİYE BÖLGE HALKLARINDAN YANA BİR TAVIR ALDI

Türkiye, meclisten geçmeyen 1 Mart tezkeresi ile halkına karşı sorumlu bir yönetimin yapabileceklerini ve yapamayacaklarını gösterdi. Ortadoğu’da başlayan Arap devrimlerini başından beri en iyi analiz eden ülkelerden biri oldu. Kısa dönem çıkarı bölgedeki statükoyu korumak üzerine kurulu olsa da -uzun sürmeyen bir Libya yalpalaması dışında- statükodan değil, bölge halklarından yana bir tavır aldı.

TÜRKİYE-SUUDİ ARABİSTAN VE KATAR

Doğa boşluk kaldırmaz. Ortadoğu’da öyle ya da böyle bir Sünni aktör rol oynayacak. Şu an bu aktör, Mısır’da yaşanan belirsizlik hesaba katılırsa, ya Körfez hattından Suudi Arabistan -veya belki Katar ya da Türkiye olacak. Bölgede bu rolün tüm eksik ve gediklerine rağmen bir demokrasi olan Türkiye tarafından mı, yoksa bölgeye paranın sağladığı geçici saadet dışında pek de bir şey sunamayacak olan Körfez tarafından mı oynanmasını tercih edersiniz?

Görünen o ki, İsrail ve İran bu rolün Türkiye tarafından oynanmasını tercih etmiyor. Mevcut yönetimleri açık ve demokratik Ortadoğu idealinin düşmanı olan bu iki rejim için Türkiye bir nevi dostluk köprüsü oluyor. Elbette İran ve İsrail’in planlı bir ortak harekâtından bahsetmiyoruz. Lakin söylemdeki bu çarpıcı benzerlik, Türkiye’nin oynayabileceği “oyun bozucu” rolün yarattığı rahatsızlığı gösteriyor.

TÜRKİYE SIKLET ATLIYOR

Bu propagandaya karşı mücadele etmek Türkiye’nin elinde… Türkiye artık konforlu kum havuzunda oynamıyor oyununu. Büyük iddialar ve idealler ile sıklet atlıyor. Türkiye artık sadece kendi vatandaşlarına değil, bölgede seslendiği halklara karşı da sorumlu. Beyrut Amerikan Üniversitesi’nde konuşan bir Arap liberalin dediği üzere “Türkiye’nin başarı hikâyesi hepimiz için bir umut, bu hikâyenin seyri hepimizin kaderi…”

Türkiye’nin dışişleri politikasını şekillendiren idealleri ile içişleri realitesinin uyum göstermesi hiçbir şey için değilse bile bu seyir için önemli. Kendi vatandaşını demokratikleşme konusunda tatmin edemeyen bir Türkiye ister istemez tutarsız bir pozisyona düşecektir. Türkiye’nin zaten boynunun vebali olan meseleler dış politikada elini zayıflatacak unsurlar olarak kullanılacaktır. Artık Türkiye demokrasisi, Türkiyelilere bırakılamayacak kadar mühim bir meseledir. (Vatan)

NATO Nedir? Tarihçesi Nato Üyesi Ülkeler

Birzamanların soğuk savaşının vazgeçilmez askeri birliği olan NATO, aslında Komunizm ve SSCB ne karşı kurulmuş bir birlikti. Bugün komunizm tehtidi ve SSCB nin ortada olmadığından dolayı artık varlık nedeni sorgulanan NATO hala genişlemeye devam ediyor. NATO (İngilizce resmi: North Atlantic Treaty Organization, Fransızca resmi: Organisation du Traité de l’Atlantique Nord (“OTAN”) ve Türkçe: Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nün kısaltması), resmen açıklanmasa da II. Dünya Savaşı sonrası oluşan politik ayrımda, İngiliz Lord Ismay’ın deyişi ile “Rusları dışarıda, Almanya’yı alaşağı edilmiş halde ve ABD’yi içeride” tutmak için kurulmuştur. Yani amaç salt SSCB’ye karşı güvenlik değil, aynı zamanda Avrupa’nın güvenliği için ABD’nin katkı koymasını sağlamak, Almanya’nın yeniden silahlandırılmasını bölgeye tehdit oluşturmadan gerçekleştirmektir. Çünkü bilindiği gibi o dönemde ABD kongresi ve kamuoyu ülkenin Avrupa ülkeleri arasındaki ilişkilere karışmasını istemiyordu.

9 Nisan 1949′da Washington Antlaşması ile kurulan NATO bir kollektif savunma örgütü olarak bilinmektedir. Kurucu 720px-nato_expansion1antlaşmanın özellikle üçüncü, dördüncü ve beşinci maddeleri önemlidir. Bu maddelerle üye ülkeler, ortak savunma için yeteneklerini geliştirmeye, herhangi bir üyenin toprak bütünlüğü, siyasî bağımsızlık ve güvenliği tehlikede olduğunda bir araya gelmeyi ve herhangi birine saldırıldığında bu saldırıya hepsine karşı yapılmış bir saldırı olarak kabul etmeyi taahhüt etmişlerdir.
Avrupa, artık iki büyük gücün desteği olmadan kendi ekonomik sorunlarını çözemeyecek ve savaşı izleyen birkaç yıl içinde, bu iki gücün kontrolüne girecek bir duruma düşmüştür. Savaş sonrası Avrupa’sının içine düştüğü durum, faşizm tehlikesi nedeniyle nihai hesaplaşma sürecini ertelemiş olan iki ideolojinin ve onların en güçlü temsilcilerinin (ABD ve SSCB), yeni bir güç mücadelesine girmesi, uluslararası sistemde iki kutuplu bir yapının doğmasına ve “soğuk savaş”ın başlamasına neden olmuştur. Aslında bu durum bir sürpriz değildi. Savaşın getirdiği zorunlu işbirliğinin bile değiştiremediği bir biçimde öncelikle SSCB, tarihsel olarak batı dünyasından bir tehdit beklemekteydi.
Batılı güçlerin gerek Bolşevik devrimi sonrasında yaşanan iç savaşta “Devrimi Evinde Boğma” çabaları, gerekse İkinci Dünya Savaşı öncesinde işbirliği çağrılarına kulak tıkayarak SSCB’yi adeta Nazi Almanya’sının kucağına itmeleri göz önüne alındığında, SSCB’nin bu güvensizliğinin pekte yersiz olmadığı açık bir biçimde ortaya çıkmaktaydı. Bu güvensizlik nedeniyle SSCB’nin kendi batısında işgalden kurtardığı ülkelerde sosyalist rejimler kurdurmaya başlaması, ABD’de SSCB’ye duyulan güvensizliğin artmasına neden oldu. Aslında Yalta Konferansında yayımlanan “Kurtarılmış Avrupa Demeci” ile işgal edilen Avrupa ülkelerinde “demokratik rejimlerin” kurulacağı ilan edilmişti.
Bu husus demokratik rejim kavramını kendine göre yorumlayan SSCB ile batı güçlerinin karşı karşıya kalacakları anlaşmazlıklar açısından büyük bir öneme sahipti. Her iki taraf da 4-11 Şubat 1945 Yalta Konferansı sonuç bildirgesinin sonuçlarını kendi kontrol alanlarındaki tasarruflarına dayandırmaya çalışacaklardı. SSCB’nin “tek ülke sosyalizm” politikasını terk ederek “sosyalist merkezin savunulabilmesi” için çevresine yayılmaya başlaması, eş zamanlı olarak SSCB gibi izolasyonist bir dış politika anlayışına sahip olmasına rağmen bu politikasını terk etmeye başlayan ABD’nin küresel yayılmasıyla doğal bir karşıtlık yarattı.

natoBu karşıtlığın sonucu, iki büyük devletin kendi ekonomik, siyasal, askeri ve ideolojik alt sistemlerini yaratarak “soğuk savaş”ı başlatmaları oldu. İşte NATO bu mücadele ortamının doğal bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. İki taraf arasındaki anlaşmazlıkların artık geri dönülmesi çok zor bir aşamaya geldiğinin görülmesi sonucunda mücadele 1947’de daha da sertleşmiştir.

NATO’nun kuruluşuna karşı, SSCB ve Doğu Bloğu ülkeleri, kendi savunma anlaşmalarını yapmışlar ve Soğuk Savaşın yol açtığı kutuplaşma iyice belirginleşmiştir. Varşova Paktı olarak bilinen bu anlaşma, 1955′ten 1991′e kadar varlığını sürdürmüştür.
Türkiye ve Yunanistan 1952 yılında eş zamanlı olarak NATO’ya kabul edilmiştir. Batı Almanya da 1955 yılında Türkiye’nin onayı alınarak NATO’ya üye olarak kabul edilmiştir. Sadece demokrasi ile yönetilen Avrupa ve Kuzey Amerika ülkelerinin bulunduğu bu ittifaka, İspanya, Franko diktatörlüğü yıkıldıktan sonra, 1982 yılında katılmıştır.
NATO’nun etkinlği dış güvenlik ile sınırlı kalmamıştır. 1950′li yıllarda İtalya’dan başlayarak NATO ülkelerinde gizli Özel Harekat daireleri kurulmuştur. Gladio adı ile anılan bu birimler ülkelerdeki devrimci sol hareketler başta olmak üzere her tür muhalefete karşı bir önlem olarak oluşturulmuştur. Bu birimler aynı zamanda Derin Devlet kavramının da ortaya çıkmasında büyük rol oynamıştır. Pek çok ülkede daha sonra bu birimler ortaya çıkarılarak sorumluları yargılandıysa da, Türkiye dahil çoğu ülke bu süreci henüz yaşamamıştır. NATO, Soğuk Savaş sonrası Gladio kurumlarının dağıtıldığını iddia etse de, bu birimlerin şu anki durumu hakkında kesin bir bilgi bulunmamaktadır.
Günümüzde NATO ve savunduğu değerler tartışılmakta, kuruluş amacı olan SSCB ve Doğu Bloğu’nun dağılması nedeni ile kendisine yeni amaçlar aramaktadır. Artan uluslararası terör olaylarına karşı etkin rol oynaması, şu durumda olasılığı en fazla olan yeni misyondur. Doğal afetlere müdahalede harekete geçirilmesi de 2005 yılında art arda gelen doğal afetler sonucunda gündeme gelmiştir. Bununla birlikte Bosna katliamına müdahale etmekte geç davranmış, Kosova’da ise daha başarılı olmuştur.
Özellikle Gladio birimlerinin teker teker ortaya çıkması ve ABD’nin Irak ve Afganistan işgallerinde oynadığı rol, NATO’ya ciddi eleştiriler yöneltilmesine sebep olmuştur. Ayrıca, BM kararlarının NATO’ya herhangi bir etkisinin olmadığı görüldükten sonra, pek çok grup NATO’ya karşı muhalefeti arttırmışlardır. 21. yüzyıla girilirken, NATO’nun geleceği konusunda tartışmalar hala devam etmektedir.


Teşkilat Yapısı:240px-nato-2002-summit1
Teşkilatın askeri yapısı, üye ülkelerin Genelkurmay Başkanlarından veya onlar adına daimi görev yapan temsilci askeri personelden oluşur. Konseye karşı sorumlu olan Askeri Komite, ittifakın en üst düzeydeki askeri merciidir. Konseye ve Savunma ve Planlama Komitesine askeri konularda bilgi sağlayan ve önerilerde bulunan Askeri Komite, iki büyük Nato Komutanlığına direktif verebilmektedir.

• İttifak, savunma amaçlıdır.
• Caydırma için yeterli bir gücü muhafaza etmek esastır.
• Üyelerin toprak bütünlüğü ve bağımsızlığı garanti edilerek dünya barışına katkı devam ettirilir.
• Üye ülkelerden birine yapılan tecavüz, tamamına yapılmış kabul edilir. (5 nci madde)
• İttifak, Avrupa’da ABD’nin konvansiyonel ve nükleer askeri varlığını zaruri sayar.
• NATO Savunmasının kollektif tabiatı, işbirliğine ve entegrasyonuna istinad eder.
• Nükleer silahlarda sıfır çözüme ulaşıncaya kadar, konvansiyonel ve nükleer silahların uygun bir kombinasyonunu kullanmaya devamı zorunlu görür. Nükleer silahların amacı siyasi olup, ittifakın güvenliğinin en önemli garantisidir. Bu kuvvetler savaşı ve dengeyi korumak için asgari düzeyde tutulur.