Kategoriler
SAGLIK

Kayısının Özellikleri ve Faydaları

Yüce Allah, biz insanları yarattıktan sonra dünyayı insan için gerekli her türlü bir yiyecek, içecek, malzemeyle donatmıştır. Bin yıllardır üzerinde yaşadığımız yeryüzünde etrafımızda olupta anlam veremediğimiz, değerini bilemediğimiz o kadar çok nimet vardırki bunların sayısını bilmemiz mümkün değildir. Ancak zaman geçtikçe, bilim ve tıp geliştikçe, herşeyi dahada iyi anlıyoruz. Uzmanportal.com olarak bu yazımızda insanlar için bir şifa deposu olan, ve işin en ilginç yanıda dünyanın en kalitelisinin ülkemizde yetiştiği kayısıyı inceleyeceğiz kısaca. İşte Malatya’mızın adıyla eş olan kayısısının onlarca faydasından başlıcaları;

  • Kan yapımını artırarak, kansızlığa engel olur.
  • Beynin düzenli çalışmasını sağlar, stres azaltır.
  • Karaciğerin tahrip olan kısmının tamirini yapar.
  • Mide ve on iki parmak bağırsağı ülserinin meydana gelmesine engel olur, meydana gelmiş ülserlerin iyileşmesinde rol oynar.
  • Böbreklerde taş teşekkülünü azaltır.
  • Üreme sistemi üzerinde önemli rolü vardır.
  • Kansere karşı koruyucu bir etkiye sahiptir .Dişlerin daha sağlam ve kuvvetli olmasında önemli rol oynar.
  • Kalp kaslarını kuvvetlendirir ve daha düzenli çalışmasını sağlar Klinik ölümündeki reanimasyon çalışmalarında kalbin cevap vermesinde etkili olur.
  • Kayısının potasyumca zengin, sodyumca fakır ve A vitaminin öz maddesi karotence zengin olması insan beslenmesinde çok önemli boyutlar kazandırmaktadır.
  • 5-6 kayısının çekirdeği dövülüp suyu içilirse bağırsak kurtlarını öldürür
  • Kemiklerin çok daha düzgün ve sağlam olmasında önemli rol oynar.
  • Tüm bunların yanında dikkat edilmesi gereken bir husus var ki göz ardı edilemez. Karaciğer rahatsızlığı olanlar kayısıyı çok fazla yememelidirler. Ayrıca mide rahatsızlığı olanlar ve fazla mide asidi salgılayanlar ham kayısı yememeli, olgun kayısıları tercih etmelidirler.
Kategoriler
EĞİTİM

Sınav Stresi Nasıl Atılır?Sınav Stresinden Kurtulma Yolları

Bahar aylarıyla yaklaşan sınvların stresini nasıl yenebileceğinizedair sizlere birkaç önerimiz var. Özellikle strese karşı kompleks karbonhidrat tüketmek ise oldukça önerilen bir yöntemdir. Bu karbonhidratlar daha yavaş sindirilir,kan şekerini düzenler ve dolayısıyla vücudun rahatlamasına yardımcı olur. Tam tahıllar kompleks karbonhidrat açısından en zengin besin maddeleridir.

Turunçgiller
C vitamini açısından zengin olan bu besinlerin stres hormonunu engelleyici bir özelliği bulunmaktadır. Çünkü C vitamini bağışıklık sisteminizi güçlendirir. Günlük 3 gram C vitamini, uzmanlar tarafından önerilen miktardır. Yapılan yeni bir araştırmaya göre stresli bir görevden önce 3000 mg C vitamini alan kişilerde tansiyonun daha düşük olduğu gözlemlenmiştir.

Ispanak
Temel Reis neden hiçbir zaman zor görevlerde pes etmedi ve strese yenilmedi dersiniz? Belki de bunun nedeni ıspanaktaki magnezyum miktarıdır. Magnezyum eksikliğinde ortaya çıkan baş ağrısı ve yorgunluk stresi daha da artırabilir. Sınavlara hazırlanan öğrencilerin yorgun düşmemesi için yeterli miktarda magnezyum alması önemlidir.

Siyah Çay
Bir türlü vazgeçemediğimiz çayın başka bir etkisi de stresi alıp götürmesidir. Çalışırken içeceğiniz bir bardak çay stresinizi azaltırken kahve tam tersi yönde etki edecektir. Bu nedenle öğrencilerin çaya yönelmesi önerilmektedir.

Antep fıstığı
Antep fıstığının yararları saymakla bitmiyor. Şimdi de vücutta salgılanan stres hormonunu azalttığı savunuluyor. Adrenalin stresli durumlarda kan basıncını artırır ve kalbin daha hızlı çarpmasına neden olur. Günde bir avuç Antep fıstığı tüketmek ise adrenalinin bu etkisini aza indirgemektedir.

Kategoriler
SAGLIK

Hamilelikte Cinsel İlişkiye Girmek Zararlı mıdır? Hamilelikle İlgili Mutlaka Bilinmesi Gerekenler

Günümüzde doğum oranlarının gittikçe artması nedeniyle, artık hamilelik ve çocuk doğurma olayı çok daha fazla dikkat edilmesi gereken, özen gösterilmesi gereken bir konu haline geldi. Hamilelikte eşlerin nelere dikkat etmeleri gerektiğini, neyi yapıp, neyi yapmayacağını bilmesi inanılmaz br önem taşır. Yoksa istenmenmeyen düşükler veya bedensel, zhnsel engelli doğumlar yaşanabilir. Bu yüzdende bizde hamile bir anne ve eşinin bilmesi gereken bazı konuları sizlerle paylaşmak istedik bu yazımızda;

Endişe duygularını istemeden harekete geçiren hamilelik gibi başka bir dönem yoktur. Hamile kalmaya karar verildiği andan itibaren, ‘acaba hamile miyim’ sorusundan başlanır ve hamilelik boyunca sorular bitmez. “Bu peyniri yiyebilir miyim? Çayımı açık mı içmeliyim? Cep telefonumu kullanmam zararlı mı?” Evet, hamilelik gerçekten de gergin zamanlar yaratabilir. Özellikle yayın organları, son ‘‘yardımsever’’ araştırmaların şaşırtıcı sonuçlarını sık sık karşımıza çıkarırken güvenden çok herkese korku yükler. Hamilelereyse iki kat…

İşte Kadın Hastalıkları-Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op.Dr. Numan Bayazıt’tan son hamile sağlığı ile ilgili öğütler…

‘‘Obez anneler kilolu bebek doğurur’’

Uzmanımızın görüşü:

Araştırmalar, doğum öncesi kliniklerine katılan annelerin %50’sinin kilolu ya da obez olduğunu gösteriyor. Bu tür klinikler, fetus için çocuk obezitesini içeren uzun vadeli kanıtlar sunuyor. Hamilelik öncesi ağırlığının önemli bir faktördür. Bazı kişiler sağlıklı beslenmelerine rağmen hamilelikte kilo tuzağına düşüyorlar. Fakat obeziteye eğilimliyseniz ve faydasız kalorilerle paketlenmiş diyet yiyecekler dahi yiyor olsanız, iri bir bebeğiniz olma olasılığı artar.

‘‘Karında ve memelerde kaşıntı çatlakların ilk belirtisidir.’’

Uzmanımızın görüşü:

Öncelikle hızla büyüyen karın ve memeler etrafında kaşıntının olması son derece normaldir. Bu bölgeler etrafında oluşan çatlakların ilk belirtisi kaşıntıdır. Hormonal değişimler de ciltte hassasiyeti artırarak kaşıntıya yol açabilir. Cilt gebelik sırasında normalden daha aktif organdır. Hem kan akımları artar hem de ter bezlerinin çalışması hızlanır. Buna bağlı olarak meme altlarında, meme uçlarında, kasıklarda ve diğer cilt kıvrımlarında terlemeye bağlı döküntü ve kaşıntılar olabilir. Bu bölgelerde cilt mantarı gelişebilir ve bu enfeksiyonlar da kaşıntıya yol açabilir. Meme başı çatlaklarını ve yarıklarını engellemek için hamileliğin 8. ayından itibaren göğüslerin emzirmeye hazırlanması gerekmektedir. “Bu nedenle, banyodan sonra kullanılacak Lanolin ve Zeytinyağı içeren göğüs ucu kremi, doğum sonrası hem annenin acı çekmesini engelleyecek, hem de bebeğin gelişimi için gerekli olan süre süt vermesini kolaylaştıracaktır.” Bilindiği gibi, Zeytinyağı antiseptik ( bakteri, mantar ve mikrop üremesini engelleme ) bir özelliği sahiptir.

‘‘Hamilelikte saç boyatmak düşüğe neden olur’’

Uzmanımızın görüşü:

Saç boyamanın doğmamış bebeğinize etki ettiğini gösteren gerçek bir kanıt yok ama tamamen emniyette olduğunu gösteren bir kanıt da bulunmuyor. Eğer saçlarınızı boyattıktan sonra hamile olduğunuzu öğrendiyseniz merak etmeyin. Vücudunuzun emeceği kimyasal miktarı çok azdır. Fakat hamileliğinizin ilk ayları boyunca kimyasallarla kontağınızı en aza indirgemek çok iyi bir fikirdir. Bu nedenle ilk 12 hafta boyamadan kaçının, sonraki aylarda ise doğal, bitkisel boyalarla ilgili kuaförünüzle konuşun.

Dikkat ederseniz ünlü anneler hamile kalmadan önce saçlarını kendi doğal rengine boyatır. Bu da çok iyi bir fikir. Dip boya yaptırmak zorunda kalmazsınız.

‘‘Perde asmak, uzanmak, ağır bir şey kaldırmak düşüğe neden oluyor’’

Uzmanımızın görüşü:

Halk arasında bu tarz inanışlar vardır. Fakat gebelikte düşük sebepleri arasında bunlar yoktur. Çünkü düşük daha çok bebeğe ait anormalliklere bağlıdır. Erken dönemde embriyoya ait nedenler düşüklerin %80-90’ını oluşturur. Bunlar arasında en önemli neden o bebeğe ait kromozomal anomalilerdir. Erken dönem düşüklerin yarısından fazlasında bebeğe ait kromozom anomalileri saptanmaktadır. Ancak gene de bunlar gebenin dengesini kaybedip düşebileceği hareketler olduğu için kaçınılması gerekir.

‘‘Gebelikte cinsel ilişki zararlıdır’’

Uzmanımızın görüşü:

Gebelikte seks en az konuşulan ve hekimlere en az sorulan konuların başında gelmektedir. “Cinsel birlikteliğimize bir engel var mı?” sorusu çoğu zaman tam kapıdan çıkmadan, utana sıkıla, genellikle çiftlerden birinin diğerini uyarması ile sorulmaktadır. Bu nedenle bu bilgiyi biz hekimler çoğunlukla sorulmadan vermekteyiz. Oysa bu soru tüm çiftler tarafından sorulmalı ve cinsel birliktelik yönünden herhangi bir risk olup olmadığı cevabı mutlaka alınmalıdır. Eski yıllarda gebelikte seksin zararlı olduğuna inanılır ve tüm gebelik boyunca yasaklanırdı. Son yıllarda gebelikte seksin, özel bazı riskli durumlar haricinde tamamen güvenilir olduğu gösterilmiştir. Yani gebeliğiniz normal bir gebelikse herhangi bir problem yoksa gebeliğinizin sonuna kadar cinsel ilişkiniz devam edebilir.

‘‘Hamilerin uyku düzeni önemlidir’’

Uzmanımızın görüşü:

Gebeliğin ilk haftalarında anne olma düşüncesi ve heyecanı kadınların çoğunda uykusuzluğa yol açar. Hamileler aradan bir miktar zaman geçtikten sonra ise uykuya dalmakta yine zorluk yaşarlar. Bunun bir çok nedeni vardır. Ancak ilk ve en önemli neden bebeğinizin büyümesidir. Bebeğiniz ve rahminiz büyüdükçe rahat bir uyku pozisyonu bulmakta zorlandığınızı fark edersiniz. Eğer hamilelik öncesi sırtüstü ya da yüzükoyun yatmaya alışkınsanız yanlara dönüp uyumak sizin için güç olabilir. Öte yandan vücut kitleniz arttıkça uyurken pozisyon değiştirmeniz güçleşir. Bu durumda doğal olarak verimli uyumanızı engeller. Bunun yanı sıra hamilelikte normalde görülen bazı değişiklikler de uykunuzu bölerek ya da düzeninizi değiştirerek uyku problemlerine neden olabilir. Nefes darlığı, mide yanması, sık idrara çıkma istediği bu değişiklerin sadece birkaçıdır.Hamilelikte konforlu bir uyku için yatış pozisyonu da önemlidir. Hamilelik döneminde rahat ve kaliteli bir uyku uyuyabilmeniz için özel olarak tasarlanmış hamile yastıkları kullanabilirsiniz.

‘‘Fazla stres erken doğum nedenidir.’’

Uzmanımızın görüşü:

Stres, pek çoğumuzun bildiği gibi, bizi zorlayan, kısıtlayan ve engelleyen olaylar, durumlar karşısında verdiğimiz tepkilerin tümüdür. Stres kavramı birçok insanın düşündüğü gibi sadece üzerimizde hissettiğimiz baskı ve gerginlikle sınırlı değildir. Stres bir süreç olarak ele alındığında, olayları değerlendirme şeklimizden, düşüncelerimize, duygularımızdan davranışlarımıza kadar pek çok boyuttan oluşur. Hamilelik öncesi ve sonrası stres ne anne adayı ne de bebek için iyi değildir. Fazla stres erken doğuma sebep olabilir, bebeğin zayıf olmasına ya da düşük riskini yükseltebilir. Anne adaylarının stresten uzak durması gerekir.

‘‘İlk doğumunu sezaryen ile yapan diğer bütün doğumlarını yine sezaryenle yapmak zorundadır.’’

Uzmanımızın görüşü:

Eskiden, eğer kadın sezaryenle doğum yapmışsa, bundan sonra doğuracağı tüm bebekleri aynı yolla doğurması gerektiği düşüncesi vardı. Bu düşünce değişmiştir. Bugün sezaryenle doğum yapmış kadınların çoğu herhangi bir risk olmadığı sürece normal doğuma teşvik edilmektedir. Önceden sezaryenle doğum yapmış çoğu kadın normal doğum yapabilmektedir. Bebeğinizin nasıl doğacağına karar verirken sizin kendi istekleriniz ve sağlığınızla ilgili birçok faktör dikkate alınacaktır. Önceki sezaryenin sebebi doğum kanalının darlığına bağlı ise normal doğum denememek gerekir. Anahtar bir faktör, önceden geçirdiğiniz sezaryende rahim duvarına uygulanan kesitin tipidir. Doktorunuz, o doğumunuzda hangi tip kesitin uygulandığını tespit etmek için sağlık dosyalarınızı inceleme ihtiyacı duyacaktır. Kullanılan kesitin tipine göre, daha yüksek oranda yara yırtılması ya da açılması yaşayabilirsiniz. Sezaryenle doğumdan sonra, normal doğumun yapılmasındaki anne ve bebek için ana risk budur. Sezaryen için yapılan rahimdeki kesitin tipine göre risk değişmektedir. Enlemesine yapılan kesit ilerideki normal bir doğumda minimum düzeyde probleme yol açar. Alçak dikey kesit, rahim duvarının ince ve alt bölgesinde yukarıdan aşağıya doğru yapılır. Bu tip rahim kesitinden sonra yapılan normal doğumdaki risk açıklık kazanmamıştır. Eğer bu tip bir kesitiniz varsa, doktorunuzla seçeneklerinizi tartışın. Klasik (yüksek dikey) kesit, rahmin üst kısmında yukarıdan aşağıya doğru yapılır. Bir zamanlar, sezaryenle doğumda en sık kullanılan kesitti. Ne yazık ki bu tip kesitin yapıldığı eski bir sezaryenden sonra normal doğum sırasında yara dokusunun yırtılma ihtimali yüksektir. Ciddi kanamalara yol açarak bebek ve anne için tehlike oluşturabilir. Bu durumda normal doğum yapılması önerilmez.

‘‘Epizyotomi Acı Verir’’

Epizyotomi, bebeği dışarı çıkarmak için vajinayla anüsün arasının kesilmesine denir.

Bu kesi her doğumda uygulanmamakla beraber gerekli durumlarda ve usulüne uygun uygulandığında hem kısa vadeli ve hem de uzun vadeli avantajlar getiren bir cerrahi müdahaledir. Kesi sonrası perineyi koruyucu manevralarla bebek doğurtulur. Plasentanın çıkmasından sonra gerekirse lokal anestezi işlemi tekrarlanarak perinedeki bu kesi usulüne uygun olarak kendiliğinden eriyen dikiş materyaliyle dikilir. Epizyotominin amacı bebeğin başı (ya da makat kısmı) çıkarken perine bölgesinin aşırı gerilmesinin ve yırtılmasının engellenmesidir. Diğer bir amacı da perine tabanı kaslarının aşırı gerilmesinin önlenerek uzun vadede oluşabilecek estetik ve yapısal bozuklukların (sistosel, rektosel, desensus; yani mesane, kalın barsak ve uterus sarkması) en aza indirilmeye çalışılmasıdır. Epizyotomi yapılırken çoğunlukla lokal anestezi yapılır. Bu nedenle acı vermez, ağrısızdır.

 

Kaynak: Haber7.com

Kategoriler
SAGLIK

Ayak Masajı, Refleksoloji, Tay Masajı Nedir?

ayak_haritasiÇağımızın sorunu olan strese modern tıbbın henüz çare bulamaması manidardır. Malum genelde stresin kaynağı modern dünyanın nimetleri olurken bu nimetlerin yan etkisi olarak günlük yaşamımızda stresin yoğunluğu artmıştır. Bu nedenle birçok kişi strese çare olarak altarnatif tıbba yönelirken, stres tedavisinin yanısıra altarnatif tıp birçok rahatsızlığa çare oluyor. Fiziksel, duygusal ve zihinsel bütünlüğü sağlamak. Modern yaşamın yorgunluğuna karşı vücuda enerji kazandırmak. Güçlenmek, stresten arınmak, kas ağrılarını gidermek… Bütün bunlar için tüm dünya hızlafarklı masaj tekniklerine dönüyor. Ancak masaj, doğru yapıldığında faydalı.

Refleksoloji, bugün destekleyici ya da tamamlayıcı tedavi dediğimiz tedaviler arasında yer almaktadır.

Refleksoloji sinir noktalarını belirli tekniklerle uyarmanın ortaya elektrokimyasal mesajları çıkardığını bununda nöronların yardımı ile ilgili organı uyardığını savunur.

Bunun yanısıra psikolojide özellikle panik atak ve depresyon hastalığının tedavisinde destekleyici olarak uygulanmakta olup, başta Rusya ve Amerika’daki engelliler üzerinde özellikle otistik ve spastik engelli çocuklar ile felçli hastalar olmak üzere birçok engel grubunda ciddi gelişmelerin ortaya çıkması sebep olmuştur.

Ayak ve el refleksolojisi belli noktaların manuel uyarılarak vücuttaki sinirlerin ve kan dolaşımının uyarılmasıdır. En yaygın uygulanan ise ayak refleksolojisidir. Stres belkide günümüz insanlarının karşılaştığı en temel sorundur. Bu sorunun sinir sistemimiz üzerindeki etkisi son yıllarda yapılan araştırmalarla kanıtlanmış olup günlük hayatta yaşadığımız birçok sorun buna dayalıdır. Stres kan dolaşımını yavaşlatır refleksoloji ise kan dolaşımını hızlandırarak vücudun besin almasını ve toksin atımını hızlandırır. Refleksoloji yaptıranların bağışıklık sistemlerinin daha iyi çalıştığı özellikle kışın yaşanılan soğuk algınlığı ve grip tarzı hastalıklara daha dirençli oldukları araştırmalarla ve yaptığımız çalışmalarla sabittir. Düzenli refleksoloji yaptıran hastalarımızın bu tip deneyimlerini bize aktarmaları bizim için sürpriz değildir. Aslında bu arada bir başka yorumuda refleksolojiyi tanımlarken anlatmakta fayda var. Enerjinin bloke olduğunu temelde de hastalıkların bu sebeple çıktığını söyleyen yorumlarda tıpkı tıkalı bir kanalın açılıp normal seyrine kavuşan bir kanal gibi anlatan bir yorum.

Günümüzde hastalıkların büyük bir çoğunluğu strese bağlı gelişiyor. Üzüntü, korku, endişe ve benzeri olumsuz duygu ile düşünceler bedende dengesizlikler yaratıyor. Dengesini yitirmiş bir beden de doğal olarak verimli çalışamıyor. İnsan bedeninin randımanlı çalışması için enerji akımının kesintisiz olması şart! İşte, Tay ayak masajı bu noktada devreye giriyor ve bedende serbest enerji akışını sağlıyor.

Tayland’ı ziyaret eden herkesin dikkatini çekmiştir masaj salonları, özellikle sokaklara kadar taşan ayak masajı yapılan irili ufaklı dükkanlar. Bangkok, Tay masajının merkezi haline gelmiştir, uçaktan iner inmez havaalanında başlayabilir masaj maceranız. Otelinizin içinde, yol boyunca, alışveriş merkezlerinde, sahilde, ana sokaklar, ara sokaklarda kısaca heryerde özellikle ayak masajı yapılan mekanlar ve masaj yaptıran insanlarla doludur.

Ayak masajı, beden masajına göre daha kolay ve kısa zamanda yapılır ve tüm vücut masajı kadar etkindir.

Geleneksel Tay tıbbı, Ayurveda ve geleneksel Çin tıbbının mükemmel bir karışımıdır. Tay tıbbı, Ayurvedanın tridoshalarından marma noktalarına, beslenmeden, yogaya, hareket ve masajdan Hinduizme, Çin tıbbınında elementlerinden, yin ve yanga, meridyenlerden, bitkisel ilaca kadar uzanır. Tay ayak masajı vücut masajıyla geleneksel Tay tıbbının hareket bölümünü oluşturur. Şifa için masajın önemi doğu anlayışı ve yaşam biçiminde çok yaygındır. Dokunmanın iyileştirici gücü, enerji merkezleri ve hatlarının kullanımı, şifalı yağ karışımları ve belli ovma hareketleriyle Tay ayak masajı çok özel ve eşsizdir.

Refleksoloji nedir?
Refleksoloji’yi,“ Ayaklar bedenin aynasıdır” sözüyle özetleyebiliriz. Daha geniş anlamda Refleksoloji, ayaklara uygulanan özel ovma hareketleriyle vucudun belli bölgelerinde bloke olmuş enerjiyi çözerek, bedenin kendi kendisini iyileştirme gücünü harekete geçirmesi olarak tanımlanabilir. Refleksoloji ‘denge’ sağlayan bir terapidir. Refleksoloji Terapisi kişinin kendisini, fiziksel, duygusal ve ruhsal bakımdan iyi hissetmesini sağlar ve kişiye doğal dengesini kazandırır.

Nasıl uygulanır?
Refleksoloji, bedenin tüm bölgelerine, organlarına ve sistemlerine karşılık gelen refleks noktalarının ayaklarda olduğu ve bu noktaların beden anatomisinin aynası olduğu prensibine dayanan bir sanattır. Refleksoloji, özel el ve parmak teknikleriyle bu refleks noktalarına baskı ve ovma yoluyla uygulanır.

Refleksoloji yeni bir terapi midir? Tarihçesi ne kadar eskidir?
Refleksoloji’nin tarihi 5000 yıl öncesine, Mısır Firavunlarına kadar uzanmaktadır. Tarihte Refleksoloji’nin Hindistan’da, Japonya’da, Çin’de ve Amerika’nın yerli Kızılderili medeniyetlerinde bilindiği kaydedilir. Refleksoloji’yi çok sonra, 1900’lü yıllarda, Dr. William Fitzgerald yeniden keşfedecektir. Dr. Fitzgerald Refleksoloji’yi, bir ağrı kesme yöntemi olarak kullanmıştır. Zamanla, Amerika kıtasından dünyanın dört bir köşesine yayılan Refleksoloji, ayaklardaki belli refleks noktalarının bulunmasıyla yavaş yavaş bugünkü şeklini almaya başlamıştır.

Refleksoloji ne gibi sıkıntılara iyi gelir?
Refleksoloji, hem (hastalıktan) “koruyucu sağlık” hem de belli sıkıntıların hafifletilmesi açısından uygulanabilir. Refleksoloji aşağıdakiler de dahil pek çok durumda yardımcı olabilir:

  • Stres, Yorgunluk, Uykusuzluk, Migren, Başağrısı
  • Kadın hastalıkları, Menopoz, Regl sorunları
  • Kabızlık, Hazımsızlık, Sırt ağrısı, Romatizma, Siyatik, Eklem iltihaplanmaları, Sinüzit, Astım, Prostat sorunları

ipekcaldemir.com
reflektoloji.org