Kategoriler
Genel Kültür

Kum Saatinin İcadı ve Tarihçesi, Kum Saati Nasıl Çalışır?

Zaman sağlıktan sonra sahip olduğum en önemli değerdir. Özellikle gün geçtikçe teknoloji ve iş hayatının gelişmesi ile birlikte zaman biz insanlar için her zamankinden çok daha önemli hale gelmiştir. Tarihin bildiğimiz ilk evrelerinden beri insanlar zamanı kontrol altına almak için çeşitli yöntemler kullanmışlardır. Bu şekilde yapılan hesaplamalar sonucu günler, aylar, yıllar oluşmuştur. Ama bu zaman dilimleri insanlar için yeterli olmayınca daha küçük zaman dilimleri olan saat, dakika gibi kavramlar ortaya çıkmıştır. Buları ölçmek içinde saatlar yapılmıştır. Ama bunlardan bir tanesi o kadar ilginçtirki herkesin dikkatini kendi üzerine çeker. Bu da kum saatleridir.

Kum saatleri içine kum doldurulmuş altı üstü geniş, beli ince , eşit miktarda bir sıvının ya da çok ince taneli bir katının bir delikten geçerken daima aynı zamana ihtiyaç göstereceği ilkesine dayanarak çalışan zaman ölçme aracı.

Akış hızının sabit olmayıp, işlemin toplam süresinin sabit oluşu bu saatlerin dezavantajıdır. Saatlerde kumun yanında, zaman zaman pudra haline getirilmiş yumurta kabuğu, civa ya da ince toz siyah mermer de kullanılmıştır.

Kum saati, Avrupa’da ilk kez 8. yüzyılda bir papazın buluşuyla kullanılmaya başlanmıştır. Camcılık becerisi geliştikçe, kumun doldurulduğu ağız da eritilerek kapatılmış ve nemlenerek akışın zorlaşmaması sağlanmıştır.

16. yüzyıldan günümüze bu saatler sürekli zamanı ölçmek için değil, belirli bir sürenin başlangıcını ve bitişini göstermek için kullanılmıştır; kiliselerde dua süresi, gemilerde tayfaların nöbet süresi ya da gemilerin hızlarının belirlenmesi amacıyla da kullanılmıştır.

Soğuk iklimlerde su saatine göre daha yaygın kullanımı olduğu halde, kum saati gün boyunca zaman ölçümü için çok uygun bir gereç değildi. Bunun için, ya çok büyük yapılması, ya da başında her an birinin beklemesi gerekiyordu. Bazı kum saatlerinde bulunan kadrandaki gösterge, saatin her başaşağı edilişinde bir saat ileri alınıyordu. Yine de, kum saati uzun bir dönem boyunca küçük zaman aralıklarının ölçülmesinde başarıyla kullanılmıştır.

Kategoriler
Genel Kültür

Bursa’nın Tarihi, İlçeleri, Ünlü Yemekleri ve Kısaca Bütün Genel Bilgileri

Sanayisiyle, nüfusuyla, ekonomisiyle, insanının eğitimli olmasıyla, doğal güzellikleriyle ve daha nice sayamadığımız özellikleriyle ülkemizin incilerindendir YEŞİL BURSA! Son yıllarda göstermiş olduğu mütiş gelişmeyle ülkemizin ilk önce beşinci, şuanda da dördüncü büyük şehri konumuna gelmiştir. İşte bu güzelliklerle dolu bir şehrengiz olan Bursa hakkında kısa kısa bilgiler;

Kısaca Bursa Hakkında Kısa Bilgiler ve Tarihçesi

Bursa, M.Ö. yıllardan bu yana bir çok medeniyete ve onların dinlerine beşiklik etmiş ender illerin başında gelir. İlde Müslümanlık, Hıristiyanlık ve Musevilik dinlerine ait bir çok eser hala ayaktadır ve koruma altındadır. Özellikle M.S. 324 yıllarında başlayan 1563 yılına kadar 17 kez toplanmış olan ve Hıristiyanlık dini için çok önemli olan konsül toplantılarından 8 tanesi ülkemizde gerçekleştirilmiş olup, bunlardan 1. ve 7. si İznik’te yapılmıştır. İznik Hıristiyan dinince ülkemizdeki 8 kutsal hac merkezinden biri ve en önemlisidir.

Bursa bölgesinin tarihi M.Ö. 5000-3500 yıllarını ihtiva eden kalkolitik döneme uzanmaktadır. Bölgede yapılan arkeolojik araştırmalarda, bu döneme ilişkin bazı kalıntılar elde edilmiştir.

Daha sonra Frig, Roma, Bizans dönemlerini yaşayan şehir Selçukluların ve Osmanlıların egemenliğine girmiştir.

29 Ekim 1923’te ilan edilen Cumhuriyet ile birlikte Bursa şehri kültür, sanayi ve ziraat merkezi olarak gelişmesini sürdüren bir il olmuştur.

Coğrafyası ve Coğrafik Özellikleri

Marmara Denizi’nin güney doğusunda yer alan Bursa’nın Marmara Denizi’ndeki kıyılarının uzunluğu 135 kilometredir. İlin en önemli yükseltisi, aynı zamanda kayak merkezi ve milli park da olan Uludağ’dır. Belli başlı göller ise İznik Gölü ve Uluabat Gölü’dür.

Bursa genellikle ılıman bir iklime sahip olmakla beraber bölgelere göre iklim farklılıkları gösterir. Güneyde Uludağ’ın sert iklimi ve bol yağışlarına karşılık, kuzeyde Marmara’nın yumuşak iklimi hüküm sürmektedir. İlde kışlar genel olarak çok yağışlı, yazlar ise kuraklığa sebep olmayacak derecede yağışlı geçer.

Bursa’nın İlçeleri

Gemlik , Mudanya, İnegöl , Yenişehir , Karacabey , Mustafakemalpaşa , İznik , Orhangazi , Orhaneli , Keles , Büyükorhan , Harmancık

Ünlü Yemekleri ve Yiyecekleri

Bursa’ya gelindiği zaman mutlaka İskender Kebabı,İnegöl Köftesi ve Kemalpaşa Tatlısı yenmeli. Bunlar dışında Bursa’yla özdeşleşmiş olan Kestane Şekeri unutulmamalıdır.

Bursa’da Ulaşım

Karayolu

Bursa İstanbul ve İzmir illeri arasında bir köprü gibidir.Bu D200 Karayoludur. Bursa’da otoyol da mevcuttur.(O-30) Bursa şehir merkezi’nin kuzeyinde bulunur ,iller arası ulaşımı kolaylaştırmak için yapılmıştır. Şehir içi ulaşım ise Burulaş’a aittir. Bursa’da çok sayıda halk otobüsü, minibüs ,dolmuş ve taksi bulunur. Otobüsler ve Bursaray’da ücretler Bukart adı verilen manyetik kartla sağlanır.Metro-otobüs aktarmalarında ücretlendirmede indirim olur.

Havayolu

Bursa da hava ulaşımı Bursa Yenişehir Havaalanı aracılığıyla yapılır.Anadolu da bir çok merkeze Ankara aktarmalı sefer düzenlenmektedir. Havaalanı Yenişehir ilçesinde bulunur. Son zamanlarda alınan yeni bir haber de Yunuseli Havaalanı 1400m. pisti ile küçük gövdeli uçaklar için yeniden kullanılma hazırlığındadır. Şehre yakın olması, iş adamlarımızın özel uçakları,ambulans uçakları,eğitim uçakları için tercih edileceği düşünülmüştür.

Dış Hatlar

Borajet: ile Üsküp ( Makedonya )

Öger Tur: ile Düsseldorf ( Aktarmalı olarak Almanya diğer şehirler )

Lufthansa: ile Münih ( Aktarmalı Avrupa ve Dünya )

İç Hatlar

Borajet: ile Samsun,Trabzon, Sivas, Erzurum, Adana, ve Diyarbakır

Anadolu Jet: ile Ankara ve ( Aktarmalı Olarak Diğer Şehirler ).

Deniz Ulaşımı

İDO aracılığıyla Güzelyalı, Mudanya, Gemlik limanlarından İstanbul ‘a deniz otobüsü ve feribot ulaşımı yapılır.

Ayrıca Burulaş yaz aylarında körfez seferleri düzenlemektedir.

Demiryolu

Tren

Türkiye’de demir yolu ulaşımı ilk olarak Mudanya demir yollarının satın alınmasıyla gelişse de TCDD tarafından şuan da Bursa’ya demiryolu ulaşımı sağlanmamıştır.

Hızlı Tren

2010 Yılında başlayan Projede, Bursa hızlı trenle buluşacaktır. İznikten geçmesi beklenen trenin nereden geçeceği kesin değildir. Öte yandan Bursa ile Bandırma arasında hızlı tren projesi olduğu gündeme gelmiştir. Bursa dan hareket eden tren Karacabey ‘de duracak ordan Bandırma ‘ya ulaşacaktır.

Metro

Bursa’da demiryolu ulaşımını Bursa metrosu yapar. Yapımına 1998’de başlanmıştır. sistemi.Bursa’nın merkez ilçe ve semtlerini çoğu noktada doğu-batı doğrultusunda birbirine bağlar. Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından, Ankara metrosunun ismi olan Ankaray ilham alınarak adı Bursaray konmuştur. Burulaş isimli Bursa Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı şirket tarafından işletilmektedir. Belirli etaplar halinde yapıldığından henüz tamamen bitirilmemiş bir projedir.2002’de ilk olarak iki hat halinde işletmeye açıldı.Bu hatlar Organize Sanayi’den başlanan ve Şehreküstü’de sona eren 1 no’lu hatve Küçük Sanayi’den başlayan ve yine Şehreküstü’de sona eren 2 no’lu hattır.Bu iki hat A etabını oluşturmuştur.2008’de Şehreküstü’de sona eren A etabı yaklaşık beş yıllık bir inşaat ve yapım aşamasından sonra, B etabıadıyla Arabayatağı’na kadar uzatılmıştır.

Tramvay

Bursa’nın artan nüfusuna bağlı olarak ulaşım sorununu çözmek amacıyla kent içi tramvay hattı kurulmasına karar verilmiştir. Tramvay hatları şehrin farklı yerlerine yapılacaktır. Bu hatlardan olan Cumhuriyet Caddesi’nde kullanılacak 3 adet nostaljik tramvay Bursa’ya gelmiştir. Hat çalışmalarının bitirilmesinden sonra tramvaylar kullanılmaya başlanacaktır.

Teleferik

Uludağ ile Bursa arasındaki ulaşımı kolaylaştıran bir sistemdir. Türkiye’nin en uzun teleferiği olan Uludağ Teleferiği, Bursa’dadır. Yıldırım’daki Teferrüç semti ile Uludağ’daki Sarıalan yaylası arasında 1963’te kurulmuştur. Kadıyayla istasyonundaki aktarma ile toplam 4766 metre uzunluğundadır. 374 m.lik rakımdan başlayan yolculuk, yaklaşık 20 dakika sonra 1634 m.lik rakımda sona erer. Bu teleferik aynı zamanda Türkiye’nin ilk teleferiğidir.

 Bursa İlçeleri Hakkında Detaylar

BURSA İLİNİN İLÇELERİ

Nilüfer, Yıldırım, Osman Gazi, Büyük Orhan, Gemlik, Gürsu, Harmancık, İnegöl, İznik, Karacabey, Keles, Kestel, Mudanya, Mustafa Kemal Paşa, Orhaneli, Orhangazi ve Yenişehir’dir.

BÜYÜK ORHAN

Marmara Bölgesi’nde, Bursa İli’ne bağlı bir ilçe olan Büyükorhan’ın İl merkezine uzaklığı 86 km.dir. İlçe topraklarının büyük bölümü dağlık ve ormanlık bir araziye sahip olup engebelidir. Yüzölçümü 672 km2 olan İlçenin ekonomik yaşamı tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır, komşu il ve ilçelere ulaşım bağlantısı gelişmiş olmadığından sanayi ve ticaret hayatı gelişmemiştir. İlçenin yarısı ormanlık alandır. Tarıma elverişli arazinin su tutma kapasitesi az, yeraltı suyu kısıtlı olduğu için ilçede kuru ve sulu tarım yapılmaktadır. En önemli ürün buğday ve çilekdır. Yüksek alanlarda arpa yetişitirilir. İlçede sulama yapılabilen yerlerde çilek yetiştiriciliği gelişmektedir. Orman arazisinde tel direği, maden direği, sanayi odunu, yakacak odun, kağıtlık odun gibi ürünler elde edilir. İlçede büyükbaş ve küçükbaş hayvancılık yapılır. Sığır varlığının bir bölümü bölümü düşük verimli ırklardan oluşmuştur.İlçeye yakın ve sulama yapılan yerlerde daha verimli hayvancılığa geçilmiştir. Koyun varlığı ise yerli ırklardan oluşmaktadır. Halkın tarım ve hayvancılık dışındaki gelir kaynağı, mevsimlik işçi olarak çalışmaktadır.

Büyükorhan ilçesinin yerleşim yeri ve kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte çok eski bir yerleşim yeri olduğu sanılmaktadır. Ancak yöre Bizans döneminde tekfurların yönetimi altında olup, 1321′de Osmanlı topraklarına dahil olmuştur. Fetihten sonra ortacılar, Eskiköy, Hallar mevkilerinde yörük obaları kurulmuştur. Orhan Bey zamanında fethedilmesi ve buraya üç obanın yerleşmesinden ötürü yöreye Orhan-ı Kebir denilmiştir.

Cumhuriyetin ilanından sonra Büyükorhan ismini almıştır. 1944 yılında Orhaneli’ ne bağlı nahiye iken, 1987 yılında da ilçe durumuna getirilmiştir.

GEMLİK

Gemlik Bursa’nın 30 Km.kuzey batısında Marmara denizinin sakin bir kıyısında kurulmuştur.Bursa iline bağlı olan ilçe yerkürenin 29 derece 13 dakika doğu meridiyeni ile 40 derece 12 dakika kuzey pareleli üzerinde bulunur.Doğusu katırlı dağlarıyla Orhangazi arazisi,batısı marmaranın ilçeye ad olan körfezi,kuzeyi samanlı dağları ve güneyinde Bursa’nın dalgalı yereyi ile çevrilidir.

Gemlik’in üç tarafı tek ve sıra dağlarla kuşatılmış olup batısı Marmaranın daima sakin olan mavi sularına doğru açıktır.

Kıyıdan başlayarak doğu istikametinde uzanan 3-4 km.uzunluğunda ve 2-3 km.genişliğinde olan ova Gemlik’in yeğane düzlüğüdür.İznik gölünden gelen karsak deresi bu düzlüğü ikiye bölmüş vaziyettedir.Ova Karsak boğazına doğru hem derenin kıvrıntılarıyla hafif bir yükselme gösterir,hemde yavaş yavaş daralır.

Gemlik’in kurulduğu nokta denize dikey inen az yükseklikte bir sırtla bunun yamaçları ve denizin çekilmesinden meydana gelen dar kıyı düzlüklerinden ibarettir.ilçenin kıyıları eski kayıkhane Burnundaki kayalık çıkıntılar bir tarafa bırakılacak olursa tamamiyle düzdür.Pek derin olmayan kıyılar derelerin taşıdığı molozlarla devamlı sığlaşmaktadır.

Gemlik körfezi umumiyetle sakin ve dalgasızdır.Doğudan batıya uzunluğu 35 Km.Güneyden kuzeye en geniş yeri 10-15 km.olan körfez daima sakin olmasını sağlayan karşılıklı iki burundur.(Tuzla ve Kapaklı burunları)her iki sahilde birbirine cephe alan bu burunlar körfezi bir kıskaç içine almış gibidir.Körfez bu kıskaçlar arasında adete bir havuza benzer.Körfez sularının sığ 1-10 m.derin kısımları ise 100-150 m.arasındadır.İlçenin eski adı kilyos olduğu için körfeze eskiden kilyos denirdi. Körfezin bir adıda incir limanıydı.

Ekonomik yapıyı oluşturan ana yapı tarımdır.Bu sektör içinde yer alan önemli ekonomik dilim zeytinciliktir. Gemlik zeytini Ülkemizin en iyi,en kaliteli siyah sofralık zeytinlerin elde edildiği Gemlik çeşididir. Yıllık zeytin üretimimiz 35 Bin ton civarındadır.

GÜRSU

Gürsu ilçesi, il merkezine 12 km uzaklıkta olup, deniz seviyesinden yüksekliği 100 metredir. Yüzölçümü 118 km2 dir.Marmara Bölgesi’nde, Bursa İli’ne bağlı bir ilçe olan Gürsu, doğusunda ve güneyinde Kestel, batısında Yıldırım ve Osmangazi merkez ilçeleri, kuzeyinde ise Gemlik ilçesi ile çevrilidir. Bursa ilinin doğusunda düz bir ovada yer almaktadır.

İlçenin ekonomisi ağırlıklı olarak tarıma dayalıdır. Çevredeki sanayi kuruluşları ise,çalışan kişiler için önemli bir geçim kaynağıdır.

Daha önceleri Susığırlık olarak bilinen Gürsu, 1931 yılında şimdiki ismini almıştır. Uzun yıllar Yıldırım ilçesine bağlı Bucak olmuş,1991 yılında da ilçe durumuna getirilmiştir.

HARMANCIK

Bursa ‘ya 96 km uzaklıktadır. Denizden yüksekliği 650 metre olan ilçenin yüzölçümü 38.928 km2,dir.Marmara Bölgesi’nde, Bursa İli’ne bağlı bir ilçe olan Harmancık, doğusunda Kütahya İline bağlı Tavşanlı, batısında Balıkesir İline bağlı Dursunbey, kuzeyinde Keles , güneyinde ise Kütahya İline bağlı Simav ilçeleri ile çevrilidir. Harmancık, Marmara, Ege, İç Anadolu bölgelerinin kesiştiği yerde bulunmaktadır. İlçenin Etrafı çam ormanları ile kaplı olup, ilçenin güneyinde Domaşa, batısında Dede, doğusunda Kaklık, kuzeyinde Top başı tepeleri bulunmaktadır.

İlçenin kuruluş tarihi ile ilgili yeterli bilgi bulunmamaktadır. Bununla birlikte, İlçe ve yöresinde rastlantı sonucu ele geçen sikke, heykelcik ve Bizans dönemine tarihlenen bazı mimari kalıntılar, yörenin Bithynia Krallığı, Roma ve Bizans dönemlerinde yerleşime sahne olduğu anlaşılmaktadır.

Bursa ve yöresinin Osmanlılar tarafından ele geçirilinceye kadar Bizans imparatorluğu’nun elinde kalan Harmankaya (Harmancık) 1261 yılından sonra; Bursa, Kestel,Orhaneli ve Harmancık tekfurluk olarak idare edilmiştir. Bu durum Osman ve Orhan Gazi dönemlerine kadar sürmüştür. Bu dönemlerde Harmankaya tekfuru Köse Mihail idi. Harmancık çevresinde bazı köylere isimlerini de veren Begtimur (Beydemirler) Kara Oruç, karataşlı oymakları Cerv’i , Oran, Pehlüvanlı Aşiretleri Basak , Bektaşlar, Hakkılar, Kırıntılar, Köseler, Nusratlar, Söğütoğulları topluluklarının yaşadıkları bilinmektedir.

1869 yılında ilçe merkezi Çardı olarak, İlçe sınırlarını kapsayan alana ise Harmancık olarak anılıyordu. Bu yıllarda Harmancık ilçe statüsünde olup Orhaneli de (Beyce Bucağı) bir bucak olarak Harmancık’a bağlıydı.1882 yılında ise Orhaneli ilçe haline geldi.1927 yılından 1987 yılına kadar Harmancık Orhaneli ilçesine bağlı bir bucak olmuştur. Harmancık 1987 yılına kadar Bursa ili Orhaneli ilçesine bağlı bir nahiye durumunda iken, 1987′de Bursa iline bağlı olarak ilçe durumuna getirilmiştir.

İNEGÖL

Denizden yüksekliği 335 m. olan ilçenin yüzölçümü 1006 km2 olup, Marmara Bölgesi’nde, Bursa İli’ne bağlı bir ilçe olan İnegöl, doğu ve güneydoğusunda Bilecik, güneyinde Kütahya, güneybatısında Keles, kuzeyinde de Yenişehir ilçesi ile çevrilidir. Bursa İli’nin doğusunda yer alan İnegöl’ü batı ve güneybatıda Uludağ, güneyde de Domaniç Dağının uzantıları engebelendirir. İlçenin doğu ve kuzeyinde yer alan İnegöl Ovası ilin en önemli tarım alanlarından biridir. Bu ova, Küpelitepe ile Karadoruk tepelerinin yükseldiği bir plato ile kuzeydeki Yenişehir Ovası’ndan ayrılır. İlçe topraklarını, ilçe sınırları dışından gelen Göksu Çayı, Kocadere ve onun kolları sulamaktadır.

İlçenin ekonomisi tarım, hayvancılık, sanayi ve ormancılığa dayalıdır. Başlıca bitkisel ürünleri buğday, arpa, mısır, fasülye, şekerpancarı ve ayçiçeği, pataes, soğan, üzüm elma ve şeftalidir. İlçede soğukhava depolarının bulunuşu bitkisel ürünlerin pazarlanmasını kolaylaştırmaktadır. Sığır ve koyun beslenir ve yerli sığır ırklarının ıslahı için de yapay bir tohumlama istasyonu kurulmuştur.

Ayrıca soyları tükenmekte olan geyik ve sülünler için koruma alanları vardır. İlçede mobilyacılık ileri derecede gelişmiş olup, ekonomisinde büyük yer tutmaktadır. İlçe maden suyu yönünden de oldukça zengindir. Bunların en önemlileri Oylat Kaplıcası ile, Çitli ve Kınık madensuyu kaynaklarıdır. İnegöl mutfağı, özellikle köftesi ün yapmıştır.

İZNİK

Denizden yüksekliği 85 metre olan ilçenin yüzölçümü 753 km2 olup, Marmara Bölgesi’nde Bursa İli’ne bağlı bir ilçe olan İznik’in kuzeyinde Kocaeli, kuzeydoğusunda Sakarya, doğusunda Bilecik, güneyinde Yenişehir, batısında da Orhangazi ilçeleri ile İznik Gölü bulunmaktadır. Bursa İli’nin kuzeydoğusunda yer alan ilçenin kuzeyinde Samanlı Dağları, güneyinde de Avdan Dağı bulunmaktadır. İlçenin orta kesiminde İznik Gölü ile, İznik-Pamukova çöküntü alanındaki İznik Ovası bulunmaktadır.

İlçenin ekonomisi tarım, tatlısu balıkçılığı, turizme dayalıdır. Başlıca yetiştirilen tarımsal ürünler; üzüm, buğday, mısır, arpa, az miktarda baklagiller, patates ve şeftalidir. İznik Gölü’nde avlanan kerevit, sazan ve yayın balığı ihraç edilmektedir. Turizme yönelik ticaret ve çini üretimi de yaygındır.Yöreye has bir ürün Müşküle üzümü, ilçede halen yetiştirilmektedir.

İklim :İznik genellikle ılıman bir iklime sahiptir. İlçede kışlar genel olarak çok yağışlı, yazlar ise kuraklığa sebep olmayacak derecede yağışlı geçer.

İznik, dört imparatorluğa başkentlik yapmış nadir yerleşimlerden biridir. Bitinya, Bizans, Selcuklu, Osmanlı imparatorluklarının başkenti olmuştur.

İznik gölünde tatlı su kereviti ve sazan, yayın, alabalık , kızılkanat, gümüş gibi balık çeşitleri bulunur. Kerevit ve gümüş balığının tamamı ihraç edilir; diğer ürünler bölgede tüketilir.

İznik Çinisi:İznik Osmanlı devrinde, büyük çini merkezlerinden biridir. 15. yy’da başlayan çinicilik, kısa sürede büyük gelişme göstermiş ve şehir Çinili İznik olarak anılmaya başlamıştır. Çinicilik ile uğraşan esnaf, güçlü bir lonca etrafında örgütlenmişti. 17.yy’da osmanlı Devleti’nin duraklaması ile beraber, İznik çiniciliği de gerilemiş ve 1716′da İznik’te çini faaliyeti tamamen durmuştur. Günümüzde bilimsel metotlarla yapılan çalışmalarla İznik Çinisinin sırları ortaya çıkarılmaktadır.

KARACABEY

Bursa il merkezine 62 km uzaklıktaki ilçenin yüzölçümü 1.285 km2 olup, Marmara Bölgesi’nde, Bursa İli’ne bağlı bir ilçe olan Karacabey,kuzeyde Marmara denizi, doğuda Mudanya İlçesi ve Merkez İlçe, güneydoğuda Ulubat Gölü, güneyde Mustafakemalpaşa İlçesi, batıda da Balıkesir İli ile çevrilidir.

İlçe toprakları, orta kesiminde düz bir çukurluktur. Bu çukurluğun kuzeyinde Mudanya Dağlarının batı uzantıları yer alır. Bu uzantılardan Karadağ, ilçenin belli başlı yükseltisidir. Karatepe’de 833 m.ye ulaşan Karadağ, yaklaşık 180 km2′lik bir alanı kapsayan Karacabey Ovası’nı Marmara Denizi’nden ayırır.

İlçe topraklarının ortasından güneybatı-kuzeydoğu doğrultusunda akan Sususrluk (Susurlu) Çayı’nın Marmara Denizi’ne dökülürken oluşturduğu deltada Dalyan ve Arapçiftliği gölleri bulunmaktadır. Ayrıca güneydoğuda yer alan Apolyont Gölü’nün (Ulubat) bir bölümü de ilçe sınırları içerisindedir. Bu göl fazla sularını batısındaki Ulubat Suyu ile Susurluk Çayı’na akıtır.

İlçenin ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Yetiştirilen bitkisel ürünlerin başında en çok buğday, arpa, mısır, fasulye, bezelye, şekerpancarı, pamuk, ayçiçeği ve tütün yetiştirilir. Ayrıca baklagiller, sebze ve meyvecilik çok gelişmiştir.Hayvancılık ileri düzeydedir. Koyun ve nitelikli sığır besiciliği ile tanınmıştır. Ayrıca Türkiye’nin ilk harası buradadır ve hayvancılığın gelişmesinde önemli bir rol oynamıştır. Karadağ’da Ovakorusu sülün istasyonu kurulmuş ve geyikler için de koruma alanları ayrılmıştır. İlçede tavukçuluk, deniz ve göl balıkçılığı da yaygındır. Sanayi tarıma dayalı küçük kuruluşlar halinde olup, konserve fabrikaları dışında gıda, makina ve metal eşya imalatı da yapılmaktadır. Marmara kıyısı yakınlarında bulunan Yeniköy Orman İçi Dinlenme Yerinde ormanlık alanlar ve plajları da turizm yönünden ekonomisine katkıda bulunmaktadır.

KELES

Bursa İli’ne bağlı bir ilçe olan Keles,İl merkezine 56 km. uzaklıktaki ilçenin yüzölçümü 640 km2 olup, doğu ve kuzeydoğuda İnegöl İlçesi, güneydoğuda Kütahya İli, güney ve batıda Orhaneli İlçesi, kuzeyde de Merkez İlçe ile çevrilidir. Bursa İli’nin güney kesiminde yer alan ilçe toprakları, dağlarla kuşatılmış bir plato görünümündedir.

İlçenin kuzey ve kuzeydoğusunu Uludağ’ın uzantılarından Tepeltepe (2.052 m.), Dümen Dağı, doğusunu Domaniç Dağı’nın batı uzantısı engebelendirir. Uludağ’ın batısında 1500 m. yüksekliğinde Hüseyin alanı geçidi ile Bursa’ya, Doğudan da Tepel geçidi ile İnegöl’e bağlanır. Bu dağlar göknar, kayın, karaçam ve meşe ormanları ile kaplıdır. İlçe topraklarında Nilifer Çayı, Sakarı, Keles Deresi ve Kirmasti Suyunun kollarından Kuruçay sulamaktadır.

İlçe ekonomisi tarım, hayvancılık ve orman ürünlerine dayalıdır. Doğal yapısının elverişsizliğinden ötürü tarıma ayrılan alanlar son derece kısıtlıdır. Bununla beraber Buğday, patates, arpa, üzüm ve elma yetiştirilir. Hayvancılık ve ormancılık son derece gelişmiştir. Kocayayla’da dinlenme yerleri vardır. İlçe topraklarında Linyit yatakları bulunmaktadır.

Keles isminin nereden geldiği kesin olarak bilinmemekle birlikte Keleş veya Kelas isimlerinden kaynaklandığı, zamanla değişerek Keles’e dönüştüğü sanılmaktadır. Türkmenistan’da 50-60 bin nüfuslu bir Keles kasabasının olduğu ve Keles isimli bir akarsuyun bulunduğu bilinmektedir. Buna dayanılarak buraya yerleşen ilk Türkmen boylarının da buradan geldikleri düşünülmektedir.

KESTEL

Marmara Bölgesi’nde, Bursa İli’ne bağlı bir ilçe olan kestel, Bursa ile bütünleşmiştir. Denizden yüksekliği 124 m. olan ilçenin yüzölçümü 180 km2 olup, Marmara Bölgesi’nde bulunan ve Bursa iline bağlı olan bir ilçedir. Bursa’nın 12 km doğusunda yer alır.

Bölgede ılıman Marmara iklimi görülür.

İlçede Bursa Çimento Fabrikası ve çok sayıda tekstil ve otomotiv fabrikası bulunur.

Doğu Roma İmparatorluğu’nın sınır kalesi olması nedeniyle Latin dilinde Kalecik anlamına gelen Kastel (Castel) ismini almış, ilçenin 1306 yılında Dimboz Muharebesi’nin ardından Osmanlılar’ın eline geçmesi ile ismi Kestel olmuştur. 1938’de Bursa’nın bir bucağı, 1960’da ilçe haline gelmiştir. IV. Mehmet zamanında Vani Mehmet Efendi tarafından sınır kalesi olmaktan çıkartılıp yerleşim merkezi olarak kullanılmaya başlanmıştır. 1877-78 Osmanlı- Rus Savaşı’ndan sonra Bulgaristan’dan gelen bir grup göçmenin yerleştirildiği bölgeye daha sonra da göçler devam etmiş; göçlerle büyüyen Kestel, 1938’de merkez bucak, 1960’da belde, 1990’da ilçe olmuştur.

NİLÜFER

İlçenin yüzölçümü 421.460 km2 olup, nüfusu her geçen gün artmaktadır.Bursa’nın 1987 yılında büyükşehir olmasıyla ortaya çıkan üç merkez ilçeden biridir. Diğerleri de Yıldırım ve Osmangazi’dir. Nilüfer Bursa’nın konut ihtiyacını karşılayabilecek toplu konut alanlarıyla yakın zamanda büyük bir gelişme göstermiştir.İlçe düzenli yapılanması ve doğal güzellikleri ile dikkati çekmektedir. İlçe, küçük sanayi siteleri, organize sanayi bölgesi ve büyük iş merkezlerinin kuruluşundan ötürü Bursa’nın sanayi bölgesi konumundadır.

Coğrafi konum: İlçe, doğusunda Osmangazi, güneyinde Orhaneli, batısında Mustafakemalpaşa, Uluabat Gölü ve Karacabey, kuzeyinde Mudanya ile çevrilidir. Denizden yüksekliği 100-150metredir.

İklim :i Bölgede ılıman Marmara iklimi görülür..

Tarım :Hızlı kentsel geliştirme göstermesi ve büyük bir sanayi bölgesi olmasına rağmen ilçede tarım üretim devam etmektedir. Ekili alanların bir bölümünde buğday, arpa, yulaf, fa­sulye, bakla yetiştirilir. Bunların dışında biber, patlıcan, doma­tes, soğan gibi sebzeler yetiştirilir. Endüstri bitkilerinden şeker pancarı, susam, ayçiçeği yetiştirilir. Meyve üretimi de yaygın­dır. En çok şeftali, dut, ceviz, elma, erik, üzüm, kiraz, armut gibi meyveler yetiştirilir.

Hayvancılık

İlçede küçükbaş hayvan üretimi gelişmiştir. Arcılık, tavukçu­luk, ipekböcekçiliği önemli gelir kaynakları arasındadır. Büyük­baş hayvan üretimi de son yıllarda artmıştır.

Bursa’nın yeni kurulmuş ve en plânlı bölgesi olan Nilüfer İlçesi ismini, içerisinden geçen Nilüfer Çayı’ndan almıştır. Uludağ’ın güney yamaçlarından çıkan, batı eteklerinde, güney-kuzey doğrultusunda akan Nilüfer Çayı 17 km. uzunluğundadır.

MUDANYA

Bursa’ya 32 km uzaklıkta olup, yüzölçümü 346 km2′dir.Marmara Bölgesi’nde, Bursa İli’ne bağlı bir ilçe olan Mudanya, doğusunda Gemlik, batısında Karacabey ilçeleri, güneyinde Bursa, kuzeyinde Gemlik Körfezi ile çevrilidir. Gemlik Körfezi’nin güney yüzünü kaplayan ve Bursa Ovası’nı denizden ayıran Mudanya Dağları, doğu-batı yönünde uzanır. Gemlik Körfezi’ne bakan Mudanya’yı Mudanya Dağları engebelendirir. Gemlik ve Bandırma Körfezleri arasında kıyıya paralel olarak uzanan bu dağlar Mudanya’nın güneybatısında 600 m. ye kadar yükselir. Belli başlı akarsuyu Nilüfer Çayı’dır.

Mudanya; Geyve-İznik-Bandırma-Erdek fay hattı üzerinde ve birinci derece deprem alanı içerisinde yer alır. 250-300 yıl önce yapılmış evler, deprem sıklığı yüzünden sağlam ve kayalık bölgelere kurulmuştur.

İlçenin ekonomisi tarım, ticaret, sanayiye dayalıdır. Başlıca bitkisel ürünleri zeytin, buğday, soğan, şeftali, ayçiçeği ve üzümdür. Özellikle trilye türü denilen sofralık zeytini ünlüdür. Marmara Denizi ve Gemlik Körfezi’nde balıkçılık yapılır. Sanayi kuruluşları olarak ilçede, kablo fabrikası, akaryakıt depoları olmak üzere küçük sanayi kuruluşları bulunmaktadır. Turizm yönünden de orman içi dinlenme yerleri ve kıyıları ile önem kazanmaya başlamıştır. İlçe toprakları içerisinde çimento hammaddesini oluşturan yataklar bulunmaktadır.

İlçenin tarihi M.Ö.VII. yüzyıla kadar uzanmaktadır. Yörede yapılan arkeolojik araştırmalar sonucunda yaklaşık olarak bu yüzyılda İonlu kolonistlerden 12 İon devletinden biri olan Kolofon’lular tarafından Myrleia adıyla kurulduğunu ortaya koymuştur. Myrleia çeşitli tarihlerde işgale uğramış, daha sonraları Makedonya Kralı V.Philip tarafından yıkılmış ve yerine Apameia adı ile yeni bir kent kurulmuştur. Yöredeki eski Bithynia kenti Myrleia’ya Haçlı seferleri sırasında Latinlerce Montanie ismi verilmişti. Bu kentin bugünkü Mudanya’da olduğu sanılmaktadır

MUSTAFA KEMAL PAŞA

Mustafakemalpaşa’nın Bursa il merkezine uzaklığı 84kilometredir. Denizden yüksekliği 25-40 m. olan ilçenin yüzölçümü 1.472 km2 olup Akdeniz iklimi özelliklerini taşır., Ulubat Gölü kıyısında bulunan, Bursa iline bağlı bir ilçedir. Doğusunda Orhaneli, güneydoğusunda Büyükorhan, güney ve batısında Balıkesir, kuzeyinde Karacabey ve Ulubat Gölü, kuzeydoğusunda merkez ilçe ile çevrilidir. Denizden yüksekliği 25-40 metredir.

Eski adı Kirmasti Kremastre olan ilçe 1336’da Osmanlı topraklarına katılmıştır. 2 Temmuz 1920‘de Yunan işgaline uğramış, 14 Eylül 1922 tarihinde işgalden kurtarılmıştır.

31 Aralık 1922 tarihinde Belediye Meclisinin kararı ile Kirmasti adı değiştirilerek Mustafakemalpaşa adı verilmiştir.

Büyük bir bölümü Marmara Bölgesi’nde, küçük bir bölümü de Ege Bölgesi içerisinde kalan Mustafakemalpaşa, Bursa İli’ne bağlı bir ilçedir. İlçenin doğusunda Orhaneli, güneydoğusunda Büyükorhan, güney ve batısında Balıkesir, kuzeyinde karacabey ve Ulubat Gölü, kuzeydoğusu da Merkez ilçe ile çevrilidir. Kuzeyi ovalık olan ilçenin doğusunu Orhaneli Dağları, güney ve batısını da Çataldağ engebelendirmektedir. Mustafakemalpaşa Çayı (Kirmasti Suyu) bölgeyi suladıktan sonra Ulubat (Apolyont) Gölü’ne dökülür. Ulubat Gölü’nün güney kesimi de ilçe sınırları içerisindedir.

İlçenin ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Yetiştirilen başlıca bitkisel ürünler, buğday, patates, mısır, şekerpancarı, arpa, üzüm ve fasulyedir. meyve ve sebze de yetiştirilmektedir. Hayvancılık ilçenin önemli bir gelir kaynağıdır. merinos koyunlarının yanı sıra sığır besiciliği de yapılır. karacalar için paşalar yöresinde koruma ve üretme alanı kurulmuştur. Ulubat Gölü’nde tatlısu balıkçılığı da yapılmaktadır.

İlçe topraklarında bor mineralleri ve linyit yatakları ile maden suyu kaynakları bulunmaktadır.

ORHANGAZİ

İlçe merkezinin denizden yüksekliği 125 m.dir. Bursaya 45 km. uzaklıktaki ilçenin yüzölçümü 476 km2 olup, Orhangazi, Marmara Denizi’nin güneyinde bulunan, İznik Gölü’nün batısında yer alan Bursa ilçesidir. Orhangazi, İznik Gölü’nün kıyısında çok verimli bir ova üzerinde kurulmuştur. Kuzeyinde Yalova ile Karamürsel İlçesi, Batısında Gemlik, Güneyinde Yenişehir, Doğusunda İznik İlçeleri bulunmaktadır. Kuzeyinde Samanlı Dağları, güneyinde Katırlı Dağları ile çevrili, çanak şeklindedir. Bursa’ya 45 km. uzaklıktadır. Denizden yüksekliği 125m’dir.

Marmara Bölgesi’nde Bursa İli’ne bağlı bir ilçe olan Orhangazi’nin, doğusunda İznik, güneyinde Yenişehir ve Gemlik, batısında yine Gemlik, kuzeyinde Yalova ile Kocaeli bulunmaktadır. İlçenin kuzeyini Samanlı Dağları, güneyini de Mudanya Dağları engebelendirmektedir. Bunlardan Mudanya Dağlarının doğu uzantısı olan Gemiç Dağı 1.283 m.’ye kadar yükselir. İznik Gölü’nün batı yarısı Orhangazi’nin sınırları içerisindedir. Ayrıca Sölöz Deresi (Kocadere) ile bazı küçük akarsular ilçe topraklarından geçerek İznik Gölü’ne dökülür. Gölün batısından sızan suların oluşturduğu Garsak (Karsak ) Suyu buradan Gemlik Körfezi’ne doğru akar.

İlçenin ekonomisi tarım, hayvancılık ve sanayiiye dayalıdır. Yetiştirilen bitkisel ürünler zeytin, patates, buğday, şekerpancarı, üzüm,şeftali, mısır, arpa ve fasulyedir. Bursa’nın en çok zeytin yetiştiren ilçelerinden biridir. Hayvancılıkta koyun ve sığır besiciliği ön plandadır. Ayrıca ipek böcekçiliği ve İznik Gölü’nde de balıkçılık yapılır. Karayolu üzerinde bulunmasından ötürü de dokuma, çelik döküm ve kibrit fabrikaları gibi sanayii tesisleri burada kurulmuştur.

Bizans döneminde İznik Gölü’nün güneybatı kıyısında bir kentin bulunduğu bilinmektedir. Osmanlılar yöreyi ele geçirdikleri sırada ilçenin bulunduğu yerde küçük bir alış veriş merkezi bulunuyordu. Orhan Gazi burada kendi ismini taşıyan camisini yaptırmış ve bundan sonra da ilçe gelişmeye başlamıştır.

OSMANGAZİ

Yüzölçümü 550 mk2 olan Osmangazi, Uludağ’ın eteklerinde, doğuda Gökdere Vadi­si’yle başlar; batıda Nilüfer Deresi ve Yeni Mudanya Yolu, kuzeyde Samanlı Dağları, Nilüfer Çayı ve Bursa Ovası’nı içine alan topraklara sınır oluşturan bölgeyi kapsar. 116.520 kilometrekarelik bir alana yayılmıştır. İlçenin denizden yüksekliği ortalama 150 metredir. İzmir, İs­tanbul, Eskişehir yollarının kesiştiği kavşak noktasında bulunan Osmangazi, Mudanya Limanı’na 31 km, Yalova’ya 74 km, Gemlik’e 30 km uzaklıktadır. 92 mahalleden oluşur.

Marmara Bölgesi’nde, Bursa’nın en büyük merkez ilçesi olan Osmangazi, doğuda Gökdere, batıda Nilüfer Deresi ve Yeni Mudanya Yolu, kuzeyde Samanlı Dağları, Nilüfer Çayı ve Bursa Ovası ile çevrilidir. Marmara Denizi’nin güneydoğu ucunda, Uludağ’ın kuzeybatı eteklerinde bulunan Osmangazi, güneydoğusunda yüksekliği 2.543 m.’ye ulaşan Uludağ’ın dağ köyleriyle çevrelenmiştir.

Osmangazi İlçesi’nin tarihi Bursa İli tarihi ile aynıdır. Bursa birkaç kez Selçuklular ile Bizanslılar arasında el değiştirmiştir. Osmanlı Devletinin kurulmasını ve güçlenmesini izleyen yıllarda Osmanlılar buraya yoğun akınlar yapmışlar, sonunda Orhan Gazi 1326’das Bursa’yı ele geçirmiştir. Orhan Gazi’nin ölümünden sonra 1360’ta Sultan I.Nurat Hüdavendigâr Bursa’da imar çalışmalarına girmiş, Çekirge semtinde kendi ismini taşıyan yapı topluluğunu yaptırmıştır.

Yıldırım Beyazıt döneminde ise şehir, yeni yapılan eserlerle daha da genişlemiştir. Ancak Yıldırım Beyazıt’ın 1402’de Ankara Savaşı’nda yenilmesinden sonra Timur Bursa’ya girmiş ve şehri tahrip etmiştir. Yıldırım Beyazıt’ın ölümünden sonra on yıl süren kardeş kavgası sonunda Çelebi Sultan Mehmet Bursa’da yıkılan yapıları yenilemiş ve yeni yapılarla da şehri imar etmiştir. Bundan sonra Osmanlı’nın başkenti olan Bursa, İstanbul’un fethine kadar Osmanlının siyasi ve kültürel bir merkezi olmuştur.

YENİŞEHİR

Bursa’nın 45 km doğusunda yer alan İlçenin, denizden yüksekliği 940 m., yüzölçümü ise 772 km2′dir. Bursaya 53 km uzaklıkta olup ,Marmara Bölgesi’nin Güney Marmara Bölümü’nde Bursa İli’ne bağlı bir ilçe olan yenişehir’in, doğusunda Bilecik, güneyinde İnegöl, batısında Kestel, kuzeybatısında Gemlik ve Orhangazi, kuzeyinde de İznik bulunmaktadır.

Yenişehir’in çevresi dağlık alanlarla çevrili düzlüklerden oluşur. Aynı zamanda bir çöküntü alanı olan Yenişehir Ovas’nın kuzeyinde Sarımeşe Dağları ve Aydan Dağı bulunmaktadır. İlçenin kuzey ve güneyindeki dağlarda karaçam, göknar ve kayın ormanları bulunmaktadır.Uludağ’ın yamaçlarından kaynaklanan akarsuların oluşturduğu 80 km. uzunluğundaki Göksü Çayı Yenişehir Ovası’nı sular ve ilçe sınırları dışında Sakarya ırmağına katılır.

İlçenin ekonomisi tarım, hayvancılık ve küçük sanayiye dayalıdır. Tarım alanında yetiştirilen ürünler, şekerpancarı, buğday, arpa, soğan, mısır, ayçiçeği, biber, baklagiller, zeytin, üzüm ve şeftalidir. yenişehir’de mera alanları oldukça geniş olduğundan hayvancılık yaygındır. merinos koyunu besiciliği, arıcılık ve ipekböcekçiliği yapılmaktadır. Ayrıca küçük sanayi sitesinde daha çok tarıma yönelik araçlar ile motorlu taşıt araçlarının üretimi, onarımı ve bakımı yapılır. Bunların yanı sıra kereste imalatı da ilçenin ekonomisinde önemli yer tutmaktadır.

Yenişehir antik çağda Neopolis olarak tanınıyordu. Osman Gazi döneminde Osmanlı topraklarına katılan ilçe, Osman Gazi tarafından gazilerine kılıç hakkı adıyla yurtluk olarak verilmiştir. İskana açılan yerde kurulan kent Yenişehir adını almıştır.

YILDIRIM

Yüzölçümü 399 kilometrekaredir. Denizden yüksekliği 150-155 metredir.Marmara Bölgesi’nde Bursa İli’ne bağlı bir ilçe olan Yıldırım İlçesi, Bursa merkezinde Osmangazi ve Nilüfer ilçeleri ile birlikte Bursa Büyükşehir Belediyesi’ni oluşturmaktadır. İl merkezi ile bütünleşen Yıldırım 1987 yılında ilçe olmuştur. Uludağ’ın eteklerine kurulmuş olan Yıldırım, nüfusu ve alan itibariyle Türkiye’nin bir çok ilinden büyüktür.

İlçe ismini Osmanlı padişahı Yıldırım Beyazıt’tan almıştır. Yerleşimin tarihi Bursa il merkezi ile aynıdır.

Uludağ’ın eteklerine kurulmuş Yıldırım ilçesinin doğusunda Kestel ve Gürsu, kuzeyinde Osmangazi ilçesine bağlı Demirtaş Bucağı, batısında Osmangazi ilçesi vardır.

İlçenin güneyinde Uludağ yükselir, kuzeyi düzdür. Bölgede ılıman Marmara iklimi görülür

Bursa Resimleri

 

Kategoriler
TARİH

Ayasofya Ne Zaman Kimin Tarafından Yapıldı? Ayasofya’nın Tarihi ve Özellikleri

Ülkemizin ve de İstanbul’umuzun en önemi sembollerinden birisi Ayasofya’dır hiç kuşkusuz. Ayasofya kilise olarak yapılmış, İstanbul’un fethinden sonra cami olmuş, cumhuriyetin kuruluşundan sonrada müzeye çevrilmiştir. Kısa tarihi böyle olan muazzam bir yapı hakkında azıcık bilgi verelim isterseniz.

Ayasofya (Sainte Sophie) Camii, İstanbul’da Topkapı Sarayı yanındadır. Miladın 325. senesinde, Büyük Konstantin tarafından ahşap olarak yapıldı. Aryüs mezhebinde olup, 408’de vefat eden Arkadyus zamanında yandı. Bunun oğlu Teodosyus yeniden yaptırdı. Jüstinyanus zamanındaki ihtilalde yine yandı. Bunun tarafından şimdiki bina yaptırıldı. Jüstinyanus, 565’te ölmüştür. Bunun zamanında, zelzelede kubbesi yıkılmış, şimdiki kubbe 548’de yapılmıştır. Doğudan batıya 81, kuzeyden güneye 73, yüksekliği 57 metredir. Makedonyalı Valis (Balis-I) ve Roman ve Andronik zamanlarında tamir edilmiştir.

Asıl kilise, kareye yakın dikdörtgendir. Bu alanın üzerini 24,3 m yükseklikte, 33 m çapında bir kubbe örtmektedir. Kubbede 40 tane kaburga, kubbe kasnağında ise 40 pencere vardır. Bu büyük kubbeyi taşıyan fil ayakları birbirleriyle bitiştikleri yerlerde pandantif yaparak kubbeye bitişirler. Aynı zamanda büyük kubbenin basıncını, doğu ve batıdaki yarım kubbeler toprağa taşırlar. Binanın ağırlığını taşıyan sütunların sayısı ise 107 tane olup, 40 tanesi aşağıda, 67 tanesi ise yukarıdadır. Sütunlar için mermerler, Bizans İmparatorluğunun muhtelif yerlerindeki mermer ocaklarından, en nadide olanları seçilerek kullanılmıştır.

İstanbul’un Fethinden Sonra Ayasofya

29 Mayıs 1453’te (Hicri  857’de) İstanbul fethedilince, Fatih Sultan Mehmet Han Ayasofya’nın camiye çevrilmesini emretmiş ve fethi takiben ilk Cuma namazı burada Akşemseddin hazretleri tarafından kıldırılmıştır. Fatih Sultan Mehmed Han, Ayasofya’yı hayratının ilk eseri olarak, kıyamete kadar cami kalmasını yazılı vasiyet ve vakfetti. Caminin yanına da bir medrese yaptırdı. Müslüman Türkler, Ayasofya’ya daima ilgi duymuşlar, yaptıkları ustaca tamiratlarla bugüne kadar gelmesini sağlamışlardır.

İslam dini her şeyde olduğu gibi, resimleri de faydalı ve zararlı olmak üzere ikiye ayırmış olduğundan canlılara tapılmasına alet olan resimleri yasaklaması sebebiyle, Ayasofya’nın camiye çevrilmesi esnasında, binadaki mozaikler alçıyla sıvanarak badanalanmıştır. Ayrıca güneydoğudaki istinat duvarı ile buradaki tuğla minare, Fatih devrinde inşa edilmiştir. Kuzeybatıdaki minare, Sultan İkinci Bayezid, diğer minareler Sultan İkinci Selim devrinde, Mimar Sinan tarafından inşa edilmiştir. Sultan Üçüncü Murad devrinde de, Mimar Sinan İmparator Andronikos zamanında yapılan payandaları yeniden örmek ve yeni payandalar inşa etmek suretiyle, caminin çökme tehlikesinin önüne geçmiştir. Yine bu devirde Ayasofya’da bulunan iki büyük su küpü Bergama’dan getirilmiştir. Mihrabın iki yanındaki şamdanlar ise Kanuni Sultan Süleyman Han tarafından Budin’den getirilerek camiye vakfedilmiştir. Ayasofya Camii, 1809’da Sultan İkinci Mahmud Han, 1847 senesinde Abdülmecid Han ve 1894’te İkinci Abdülhamid Han devirlerinde tamir edildi.

Duvarlardaki ayetler, Sultan Dördüncü Murad zamanında, Bıçakçızade Mustafa Çelebi tarafından yazılmıştır. Bir şaheser olan mermer mimber ile vaz kürsüsü de bu devre aittir. Caminin güneyinde, duvarları Kütahya ve İznik çinileriyle kaplı ve çok kıymetli yazma eserler bulunan kütüphane Sultan Birinci Mahmud Han tarafından inşa ettirilmiştir. Caminin büyük kubbesine asılı olan büyük top kandili Üçüncü Ahmed Han yaptırdı.

Bugün mevcut olup, duvarlarda asılı duran ve Mustafa İzzet Efendinin hattı olan 7,5 m çapındaki lafzatullah, Peygamber efendimizin ve dört halifenin isimleri yazılı yuvarlak levhalar, Abdülmecid Han zamanında asılmıştır.

Ayasofya Camiinin bahçesindeki mezarlığa inşa edilen ilk türbe, Sultan İkinci Selim’e aittir. Bundan sonra Sultan Üçüncü Murad ve Sultan Üçüncü Mehmed’in türbeleri inşa edilmiştir. Ayrıca Ayasofya’nın bahçesinde Sultan Birinci Mustafa ile Sultan İbrahim’in türbeleri de mevcuttur.

Ayasofya’nın figürlerini ortaya çıkarma işi 1931-38 döneminde zamanın hükümeti tarafından Amerikan-Bizans Enstitüsüne verilmiş ve bu enstitü adına T. Whittemore çalışmalara başlamıştır. Kubbedeki mozayiklerin bir kısmı boya ile kopye edilmiştir. Fatih Sultan Mehmed Han zamanında mozayikler tamamen kazındığından yeniden yapıldığı da bildirilmektedir

Kategoriler
Genel Kültür TARİH

Ağrı İshak Paşa Sarayı Ne Zaman, Kim Tarafından Yaptırıldı? İshak Paşa Sarayının Özellikleri

Ülkemizin en doğusunda bulunan küçük ve şirin ilimiz Ağrı’nın neyi ünlüdür desek, sanırım herkesin vereceği cevapların içerisinde Ağrı Dağı ve İshak Paşa Sarayı gelir sanırım. Adları bilinmesine bilinir ama bunlar hakkında detaylı bilgileri çok az insan bilir koca ülkemizde! Bizde bu eksiği bir nebze olsun gidermek adına kısaca İshak Paşa Sarayı’ndan bahsedeceğiz bu yazımızda;

Kısaca Ağrı İshak Paşa Sarayı

İshak Paşa Sarayı, saraydan öte bir külliyedir. İstanbul Topkapı Sarayı”ndan sonra son devirde yapılmış sarayların en ünlüsüdür.

1685 yılında İshak Paşa’nın babası Solak Abdi Paşa tarafından yaptırılmaya başlanan saray, 1784 yılında İshak Paşa tarafından tamamlandı. 7 bin 600 metrekarelik bir alan üzerine kurulan binanın zemini kayalık. Duvar yükseklikleri 12 ile 15 metre arasında değişiyor. İshak Paşa Sarayı planında Türk Sarayı geleneği düşünülmüş ve bina teşkilatı kümeler biçminde iç içe, 2 avlunun çevresinde toplanmıştır. Kesme taşlarla yapılan binanın görkemli yerlerinden birisi de som çelik altın kaplama kapısı. Bu kapı, 1917 Rus ihtilalinde Moskova’ya taşınmış ve halen Moskova Müzesi’nde bulunmaktadır. 1685 yılında inşaatına başlanan sarayın kalorifer, kanalizasyon ve su tertibatı bulunuyor. Bir kaleyi andıran saray, bir cami, bir hamam, bir fırın ve 366 odadan oluşur. Sarayın taş işçiliği dünyaca ünlüdür.

Doğubeyazıt İlçesi”nin 5 km. doğusunda, bir dağın yamacındaki tepe üzerine kurulan Saray, Osmanlı İmparatorluğu”nun Lale Devrindeki son büyük anıt yapısıdır. 18. yy. Osmanlı mimarisinin en belirgin ve seçkin örneklerinden olduğu kadar, sanat tarihi yönünden de değeri büyüktür. Sarayın Harem Dairesi Takkapı kitabesine göre yapılış tarihi Hicri 1199, Miladî 1784″tür.

Saray binasının bulunduğu zemin vadi yakası olduğundan, kayalık ve sert bir yerdir. Eski Beyazıt şehrinin merkezinde olmasına rağmen, bu yapının üç tarafı (kuzey, batı, güney) dik ve meyillidir. Sadece doğu tarafında müsait bir düzlük vardır. Sarayın giriş kapısı buradadır. Aynı zamanda en dar cephesidir.

Saray, kalelerin özelliğini kaybettiği; ateşli silahların bulunduğu bir çağda yapıldığından, doğu yönündeki tepelere karşı müdafaası zayıftır. Cümle kapısı müdafaa bakımından en zayıf noktasıdır. Cümle kapısı bölümü, İstanbul ve Anadolu”da kurulan saraylarınkinden farksız olup, taş işçiliği ve oymacılığı yönünden muntazamdır.

Türklere özgü tarihi saray örnekleri bugün ülkemizde pek az sayıda kalmıştır. Bunlardan biri de İshak Paşa Sarayı ve Külliyesi”dir.

İshak Paşa Sarayı şu mimari bölümlerden meydana gelir: 

  1. Dış cephe,
  2. Birinci ve ikinci avlu,
  3. Selamlık dairesi,
  4. Cami binası,
  5. Aşevi (Darüzziyafe),
  6. Hamam,
  7. Harem dairesi odaları,
  8. Merasim ve eğlence salonu,
  9. Takkapılar,
  10. Cephanelik ve erzak odaları,
  11. Türbe binası,
  12. Fırın,
  13. Zindan,
  14. İç mimariden bazı bölümler (kapılar, pencereler, dolaplar, şerbetlikler, şömineler vs.)

Saray Osmanlı, Fars ve Selçuklu uygarlığının mimari üslubunu bünyesinde toplayan bir özellik taşır. Cildıroğullarından II. İshak Paşa ile Çolak Abdi Paşa”ca 1685″te yaptırılan saraya, 1784″te son şekil verilmiştir. Yapı yaklaşık olarak 115×50 m. ölçülerinde bir alana kurulmuştur. Kesme taştan yapılan sarayın doğu cephesindeki portali kabartma ve süslemeleriyle Selçuklu sanatının özelliklerini yansıtır.

Saray iki avlu ve bu avluda bulunan yapılar topluluğundan meydana gelmiştir. Birinci avludaki yapıların bazıları yıkılmıştır. Dört tarafı yapılarla çevrili ikinci avlu dikdörtgen planlıdır. Girişe göre sağ tarafta selamlık ve onun arkasında haremlik vardır. Bunların sonunda cami ve türbe bulunmaktadır. Türbe Selçuklu kümbet mimarisi üslubunda inşa edilmiştir. Saray bölümü iki kattan oluşmaktadır. 366 oda da bu iki kat içinde yer almaktadır. Her odada taştan yapılmış ocaklar vardır. Taş duvarlardaki boşluklar bütün yapının merkezi bir ısıtma sistemine sahip bulunduğunu göstermektedir. Divan salonu 20×3 m. boyutlarındadır. Duvarları ve tabanı taştandır. Duvarları Türk hat sanatının örnekleriyle, sülüsle yazılmış ayet ve beyitlerle süslüdür. Burada yer alan “İshak meram üzere kerem kıldı cihanı-Binyüzdoksandokuz buna oldu tarih” beytinden sarayın miladî 1784 yılında tamamlandığı anlaşılmaktadır. Sarayın ikinci avlusundaki türbe, kesme taştan yapılmıştır. Bu sekizgen türbe, Selçuklu türbe mimarisi geleneğinin tipik örneği olan kümbet şeklindedir ve iki katlıdır. Duvarları geometrik motiflerle süslüdür. Bu türbede Çolak Abdi Paşa, İshak Paşa ve yakınları yatmaktadır.

Ağrı Dağı Efsanesi

Ağrı Dağı Efsanesi, binlerce yıllık derin bir sevdanın öyküsü. Efsaneye konu olan Bayazıt Valisi Mahmut Paşa’nın kızı Gülbahar ile çoban Ahmet’in acı aşk öyküsü şöyle: “Çoban Ahmet’in evinin önünde bir beyaz at durur. Geleneğe göre; at 3 kere yola bırakılır, üçünde de geri gelir ve aynı kapıda durursa o evin erkeği atın sahibi olur. Beyaz at 3 kere geri dönerek, çoban Ahmet’in olur.

Bayazıt Valisi, kendisinin olan atı geri ister. Töreye göre atın artık Ahmet’in olduğu söylenince paşanın adamları köyü ateşe verirler ve Ahmet’i yakalayarak saraya götürürler. Ahmet’i gören paşanın kızı Gülbahar ona aşık olur. Gece olunca Gülbahar zindana gider ve Ahmet’i görmek ister. Zindancı Memo, Gülbahar’a aşıktır ve bir tutam saçını vermesi durumunda Ahmet’i göstereceğini söyler. Gülbahar, Ahmet’i görmek için belindeki hançerle saçını keserek Zindancı Memo’ya verir.

Köylüler de atı paşaya verirler. Ançak Paşa, Ahmet’in öldürülmesi için atın kendisine ait olmadığını söyleyerek, idamını ister. Bunun üzerine halk ayaklanır, ayaklanmadan korkan paşa bir şart koşar. Ağrı Dağı’nın tepesindeki ateşi getirirse Ahmet’in canını bağışlayıp, kızı Gülbahar ile evlendireceğini söyler.

Binlerce yıldan beri Ağrı Dağı, ateşini çalmaya gelenleri yutmaktadır. Ahmet, dağa çıkarak kutsal ateşi paşaya getirir ve Gülbahar ile evlenir. Ama gerdek gecesi yüreğine kurt düşen Ahmet, Gülbahar’a zindancı Memo’ya ne verdiğini sorar. Bir tutam saç verdiğini öğrenen Ahmet kıskanır ve yatağının ortasına bir hançer koyar. Törelere göre, kadın eğer kendini suçlu buluyorsa hançeri bağrına saplayarak ölümü seçer. Eğer kendini yalnızca erkeğine vermişse bu kez hançeri kocasının bağrına saplayarak öldürür.

Sabaha dek uyuyamayan Gülbahar, Ağrı Dağı’nın doruğundaki ateşin yeniden alevlendiğini görür ve zamanın geldiğini anlar. Hançeri olanca hızıyla gerdeğe giremeyen kocası Ahmet’in kalbine saplar. Efsanedeki aşkın kutsallığındaki değer, bu temiz sadakat anlayışıdır.”

Kategoriler
GÜNCEL MERAKLILAR BURAYA

Her Yıl Saatler Niçin İleri ve Geri Alınır? Saatleri İleri-Geri Almanın Faydaları Nelerdir?

Ekim ayının sonuna yaklaştığımız bugünlerde, ülkemizde yeni bir tartışma başladı her sene olduğu gibi. Tartışma konusu ise malum; saatleri ileri ve geri alınması. Bir vatandaşın “saatlerin geri alınmaması, çünkü geri alınmasında herhangi bir fayda olmadığ”ı şeklindeki dilekçesi üzerine tartışma Türkiye Büyük Millet Meslisi’ne bile taşındı. Bizde bu yazımızla bu konuyu sizinle paylaşarak, saatlerin ileri ve geri alınmasıyla ilgili bilgileri paylaşmak istedik.

Birinci Dünya Savaşı süresince birçok ülke saatlerini yılın belli aylarında yeniden ayarlamaya başladı. Bunun amacı günün aydınlık saatlerini, insanların uyanık oldukları zamana uydurmak, dolayısıyla evlerde ve sokaklarda yanan lambalar için gerekli enerjiden tasarruf sağlamaktı.

Bugün de aynı uygulamaya devam edilmekte, Nisan ayının ilk pazar gününde saatler bir saat ileri, Ekim ayının son pazar gününde ise bir saat geri alınmaktadır. Diğer bir deyişle ilkbaharda size kaybettirilen bir saat, sonbaharda geri verilmektedir.

ABD’ de kış aylarında standart zaman, yazları ise gün ışığından tasarruf zamanı uygulaması kongre kararı olarak kabul edilmiş olmasına rağmen bazı eyaletler bu uygulamayı reddetmiştir. Bu eyaletlerde halen yaz kış standart zaman uygulaması devam etmektedir.

Yaz günlerinde gün ışığı, yani aydınlık saatler çok daha uzun olmasına rağmen hala tasarruf için saatlerin niçin bir saat ileriye alındığı çoğunlukla anlaşılmaz. Bunun en kısa açıklaması ‘gece zamanını da gündüze katmaktır’ ama bizler zaten karanlık olan saat 24:00’de değil de 23:00’de yatmamızın ülkemize ne kazandıracağını genellikle anlayamayız.

Saatleri ileri almanın kış mevsimi ile alakası yoktur. Kış aylarında standart zaman uygulanır. Ancak yaz günlerinde çok uzun aydınlık geçen bir zaman süresi vardır. Amaç bu sürenin başlangıcını ileri kaydırarak, akşam olma süresini bir saat uzatmaktır.

Yaz günleri hava çok erken aydınlanır. Eğer çiftçi değilseniz saat 05:00’de uyanmanıza gerek yoktur. Ancak gün ışığından tasarrufa gerek duymayarak saatlerimizi ileri almasaydık, bakın ne olurdu?

Dünyada güneşin 21 Haziranda 04:43’de doğduğu bir yer seçelim. Siz burada yaşıyorsunuz ve 6aat sekizde işte olmak için saat altıyı çeyrek geçe yataktan kalkmak zorundasınız. Bu seçtiğimiz yerde güneş ufukla 6 derece açı yaptığında, standart saat ile saat 05:11 civarlarında etraf tamamen aydınlanır. Bu durumda ileri alınmış saatler 06:15’1 gösterir yani gerçekte siz işe bir saat erken gitmiş olursunuz ama ışığı yakmadan saate bakar, tıraş olup kahvaltı yapabilirsiniz.

Akşamları ise, her zaman 24:00’de yatmaya vücudunu alıştırmış bir insan, bir saat önce yatmak zorunda kalmış olur ama hava kararınca gece evde ve sokakta lambaların yanma süresi bir saat kısalmış olur.

Gün ışığından tasarrufun sanayinin kullandığı elektrikle alakası yoktur. Onlar gece de, gündüz de olsa zaten aynı elektrik enerjisini harcarlar.