Kategoriler
Genel Kültür

Edirne’nin Tarihi Mekanları, Görülmesi Gereken Yerleri, Hakkında, Edirnede Tatil

Der-i Saadet (Mutluluk kapısı) olarak anılan Edirne, Osmanlı Devleti’ne başkentlik yaptığı günlerdeki ihtişamını bugün bile hissettirir. Selimiye’nin eşsiz mimarisindeki huzur, İstanbul’u fetheden fatihin doğduğu saray, asırlardır vazgeçilmeyen bir yiğitlik öyküsü Kırkpınar, hasret taşıyan 3 nehir, medeniyetin abideleri köprüler, hanlar, hamamlar, saraylar, ecdadın izlerini takip edenlerin mutlaka uğraması gereken yerlerdir.

Günübirlik ziyaretler için Edirne’ye gelenler için vazgeçilmez duraklar cami, külliye ve bedestenlerdir. Her biri yürüyüş mesafesindeki bu yapılarla Edirne, açık hava müzesini andırır.

Namı, dünyanın dört bir yanında bilinen, Mimar Sinan’ın ustalık eseri Selimiye Cami, kentin ilk anıtsal yapısı Yıldırım Beyazıt Cami, temelinde mukaddes Kabe taşı barındıran Eski Cami, zigzag, karo, burma ve yivli bezemeleriyle kentin siluetine damgasını vuran Üç Şerefeli Cami, muhteşem çinileriyle Muradiye Cami, Edirne’nin ziyaret edilmesi gereken yapılarından.

1488 yılında İkinci Beyazıt Han tarafından yaptırılan 2. Bayezit Külliyesi, Osmanlı’nın sosyal devlet anlayışını benimsemesinin en güzel örneklerinden. Dönemin Avrupa ülkeleri akıl hastalarını öldürürken, Osmanlı Devleti akıl hastalarına sahip çıkmış, bu tarz külliyelerde su ve müzikle tedavi yolunu seçmiş.

Anadolu’nun birçok yerinde örnekleri bulunan tedavi merkezlerinden birisi de kent merkezine 10 dakika mesafedeki 2. Bayezit Külliyesi. Külliyede dönemin tedavi yöntemleri mankenlerle canlandırılıyor.

EDİRNE’NİN KÖPRÜLERİ
Edirne’nin türkülere konu olan köprüleri de mutlaka görülmesi gereken yapılar. Köprülerin en meşhurları kente araçla 10 dakika mesafedeki Tunca ve Meriç köprüleri.

Sultan 2. Ahmet zamanında Defterdar Ekmekçizade Ahmet Paşa tarafından 1615 yılında inşa ettirilen Tunca Köprüsü, tarihi Karaağaç Mahallesi’ne ulaşmak için aşılması gereken ilk köprü. Üzerinde balık tutan, gün batımında fotoğraf çektiren insanların arasından geçilerek ulaşılan ikinci köprü ise Meriç Nehri üzerindeki ve Sultan Abdülmecit tarafından 1847 yılında yaptırılan Meriç Köprüsü.
Meriç ve Tunca Köprüleri dışında, kentin çevresini saran nehirlerin üzerinde Gazimihal (Hamidiye) Saraçhane (Şahabettin Paşa), 2. Bayezit, Fatih (Bönce), Yıldırım, Kanuni (Saray), Yalnızgöz (Tekgöz) köprüleri de yer alıyor.

Osmanlı’nın hoşgörü kültürü de Edirne’de izlerini taşıyor. Kentte birçok kilise ve sinogog, bu hoşgörünün yansıması niteliğinde. Bulgar Sveti Georgi, Bulgar Sveti Kontstantin ve Elana kiliselerinde halen ibadet yapılabiliyor. Kentte ayrıca Kaleiçi’ndeki Büyük Sinagog ve İtalyan Katolik Kilisesi, birbirine yürüyüş mesafesi uzaklıkta.

29 sit alanının bulunduğu Edirne’de Lalapaşa Ören Yerinde Kuzey Balkanlar’dan MÖ 1200’lü yıllarda göç eden topluluklara ait mezarlar bulunuyor. Enez Antik Kenti, Edirne Arkeoloji ve Etnografya Müzesi, Türk İslam Eserleri Müzesi ve Dar-ül Kura Medresesi, Lozan Anıtı ve Müzesi, Şükrü Paşa Anıtı ve Balkan Savaşı Müzesi, Makedon Kulesi, Adalet Kasrı, Edirne’de görülmesi gereken yerlerden sadece bazıları.

KIRKPINAR GÜREŞLERİ

Kırkpınar bir kültürün yaklaşık 7 asırdır yaşatılmasının yanında Edirne’nin tanınmasında ve marka olmasında en büyük etkenler arasında sayılabilir. Dünyada, olimpiyatlardan sonra en uzun soluklu spor organizasyonu olarak nitelenen Kırkpınar Yağlı Güreşleri, güreşseverlerin yıl boyu beklediği ve renkli görüntülere sahne olan bir kültür unsuru.

Davulu, zurnası, yağcısı, cazgırı, pehlivanı, ağası, mendilcisiyle haziran ayı sonu temmuz ayı başında yapılan tarihi yağlı güreşler, kent ekonomisine bir haftalık da olsa canlılık getiriyor.

Edirne’yi günü birlik ziyarete gelenler, güreşlerin yapıldığı tarihlerin dışında gelmişlerse er meydanını görebilir, efsane pehlivanların heykelleriyle fotoğraf çektirebilirler.

Edirne’ye gelen tatilciler Edirnekari, mis meyve sabunu, Edirne peyniri, badem ezmesi, deva-i misk ve peynir helvası alabilirler.
milliyet

Kategoriler
Genel Kültür

Endonezya Nerededir? Neresidir? Hakkında

Endonezya (İndonezya), resmi adı Endonezya Cumhuriyeti olan Güneydoğu Asya ve Okyanusya’da yer alan bir ülkedir. Endonezya 17.508 adadan oluşur. 230 milyon civarında nüfusuyla dünyanın en kalabalık dördüncü ülkesi ve aynı zamanda en kalabalık müslüman ülkesidir.

İşte Endonezyanın Künyesi
Konum: Güneydoğu Asya’da, Hint Okyanusu ve Pasifik Okyanusu arasında yer alan takımadalar.
Coğrafi konumu: 5 00 Güney enlemi, 120 00 Doğu boylamı
Haritadaki konumu: Güneydoğu Asya
Yüzölçümü: 1,919,440 km²
Sınırları: toplam: 2,830 km
sınır komşuları: Malezya 1,782 km, Papua Yeni Gine 820 km, Doğu Timor 228 km
Sahil şeridi: 54,716 km
İklimi: tropikal; sıcak ve nemlidir, yüksek arazilerde değişiklik gösterir.
Arazi yapısı: Çoğunlukla kıyı bölgesinde alçak ovalar, iç bölgelerinde dağlar yer almaktadır.
Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Hint Okyanusu 0 m; en yüksek noktası: Puncak Jaya 5,030 m
Doğal kaynakları: petrol, kalay, doğal gaz, nikel, kereste, boksit, bakır, kömür, altın, gümüş
Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %11.03
daimi ekinler: %7.04
diğer: %81.93 (2005 verileri)
Sulanan arazi: 45,000 km² (2003 verileri)
Doğal afetler: Yaygın su baskınları, kuraklıklar, depremler, yanardağlar, tsunami
Yerel tam adı: Republik Endonezya
yerel kısa şekli: Endonezya
eski adı: Hollanda Doğu Hindistanı, Flemenk Doğu Hindistanı
ingilizce: Indonesia
Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet
Başkent: Jakarta
İdari bölümler: 30 eyalet, 2 özel bölge, 1 başkent; Aceh, Bali, Banten, Bengkulu, Gorontalo, Irian Jaya Barat, Jakarta Raya, Jambi, Jawa Barat, Jawa Tengah, Jawa Timur, Kalimantan Barat, Kalimantan Selatan, Kalimantan Tengah, Kalimantan Timur, Kepulauan Bangka Belitung, Kepulauan Riau, Lampung, Maluku, Maluku Utara, Nusa Tenggara Barat, Nusa Tenggara Timur, Papua, Riau, Sulawesi Barat, Sulawesi Selatan, Sulawesi Tengah, Sulawesi Tenggara, Sulawesi Utara, Sumatera Barat, Sumatera Selatan, Sumatera Utara, Yogyakarta
Bağımsızlık günü: 17 Ağustos 1945 (Hollanda’dan)
Milli bayram: Bağımsızlık günü, 17 Ağustos (1945)


Endonezya halk tarafından seçilmiş meclisi ve devlet başkanı ile bir cumhuriyet devletidir. Ülkenin başkenti Cava adasındaki Jakarta şehridir. Sınır komşuları, Papua Yeni Gine, Doğu Timor ve Malezya’dır. Diğer komşu ülkeleri Singapur, Filipinler, Avusturalya ve Andaman ve Nikobar adalarıdır. Endonezya ASEAN’ın kurucu üyelerinden ve G20 üyesi ülkelerdendir.

Endonezya takımadaları yedinci yüzyıldan sonra Srivijaya ve Majapahit’in Çin ve Hindistan’la ticarete başlamasıyla önemli bir ticaret bölgesi haline gelmiştir. Yerel liderler ilk çağlardan beri yabancı kültür, din ve politik sistemleri yavaş yavaş özümsediler ve böylelikle Hindu ve Budist krallıklar kuruldu. Endonezya tarihi ülkedeki doğal kaynakları elde etmek isteyen yabancı güçlerin etkisinde kalmıştır. Müslüman tüccarlar bölgeye islamı getirdiler. Avrupalı güçler ise Coğrafi keşifler ile “Baharat Adası” adı verilen Maluku’yu elde edip bölgedeki ticareti tekelleri altına almak için birbirleriyle savaştılar. Endonezya İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle birlikte üç buçuk asır süren Hollanda sömürgeliğinden kurtularak bağımsızlığını elde etti. Endonezya tarihi daha sonra doğal afetler, rüşvet, bölünme, Suharto sonrası demokratikleşme süreci ve hızlı ekonomik değişikliklerle çalkantılı geçti. Şu anki Endonezya Cumhuriyeti üniter bir devlet olmakla birlikte otuzüç eyaletten oluşur.

Pekçok irili ufaklı adaya sahip olan Endonezya farklı dil, din ve kültüre sahip etnik gruplardan oluşur. Cavalılar politik güç olarak baskın en büyük etnik gruptur. Endonezya ulusal bir dil, etnik çeşitlilik ve çoğunluğu müslüman olmak üzere farklı dinlerin biraraya gelmesiyle ortak bir kimlik geliştirmiştir. Endonezya’nın “Çoklukta birlik” anlamına gelen ulusal sloganı “Bhinneka Tunggal Ika” çeşitliliğin ülkeyi şekillendirdiğini ifade eder. Çok büyük nüfusuna rağmen Endonezya, el değmemiş doğa alanlarıyla dünyanın en büyük ikinci biyoçeşitliliğine ev sahipliği yapar. Çok zengin doğal kaynaklarına rağmen günümüz Endonezya’sında fakirlik yaygındır.
wikipedia

Kategoriler
Genel Kültür

Sünnet Nedir? Sünnetin Faydaları Nelerdir? Sünnetin Sağladığı Yararları

Erkeklerin erkekliğe ilk adımları olan sünnetin önemi ve faydaları saymakla bitmiyor işte sünnetin önemi ve faydaları:  Selçuk Üniversitesi Selçuklu Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bedreddin Seçkin, yaptığı açıklamada, erkek cinsel organı penisin baş kısmını kapatan ve prepisyum olarak bilinen derinin cerrahi yöntemlerle kesilerek çıkarılması işleminin “sünnet” olarak tanımlandığını söyledi.

Bunun ABD’de en sık uygulanan pediatrik cerrahi işlemi olduğunu belirten Seçkin, dünyada bulunan erkek nüfusunun yaklaşık altıda birin sünnetli olduğunu ifade etti. Sünnet yaptırmadan önce, bir ürolog tarafından muayenenin yapılması gerektiğini anlatan Seçkin, çocuğun muayene sırasında ürologla kuracağı diyaloğun çok önemli olduğunu vurguladı. Seçkin, sevgi ve hoşgörü ile çocuğun bir yandan bilgilendirilirken, bir yandan da muayene edilebileceğini dile getirerek, ürolojik muayene ile çocuğun o ana kadar fark edilmemiş sorunlarının da belirlenebileceğini söyledi.

Sünnet öncesinde, ailenin çocuğu bu sürece hazırlamasının da önemine değinen Seçkin, ailenin bu hazırlığı tamamlayarak hekime başvurduğunda ürolog ile çocuk arasındaki diyalog ve sonrasında uygulanacak sünnet işleminin çok daha kolay olduğunu ifade etti.

Seçkin, sünnetin hangi yaşta uygun olduğuna ilişkin çeşitli rakamların söz konusu olduğunu anlatarak, son yıllarda yeni doğan döneminde yapılması gerektiğini görüşünün daha yaygın olduğunu belirtti. Bununla birlikte genel kabul ya da görüşün, çocuğun 2 yaş altında veya 6 yaş üzerindeyken yapılması gerektiği yönünde olduğunu dile getiren Seçkin, “İki yaş altı çocukların gerek ağrı kontrolü ve gerekse sünnet sonrası bakımı nispeten daha kolay olmaktadır. 3-6 yaş arası çocuklarda özellikle psikolojik travma oluşturacağı endişesi ile sünnet önerilmemektedir” diye konuştu.

Seçkin, tıbbi zorunluluk olması halinde her yaş grubunda gecikmeksizin sünnet uygulamasının yapılması gerektiğini vurgulayarak, “Altı yaş sonras çocukla iyi diyalog kurulabileceğinden ve çocuk iyi ile kötüyü ayırt edebilir kabul edildiğinden yapılması daha uygun olacaktır. Çocuğun,sünnetin niçin yapıldığını algılaması; kendisi, hekim ve aile açısından sürecin daha sıkıntısız geçirilmesini sağlar” dedi.

SÜNNET, ÜROLOG TARAFINDAN YAPILMALI

Türkiye’de sertifika sahibi sağlık memurları da dahil olmak üzere pek çok sağlık çalışanının sünnet yapabildiğini anlatan Seçkin, sünnet öncesi ve sonrası oluşabilecek risk faktörleri göz önüne alındığında bir “ürolog” tarafından yapılmasının uygun olduğunu söyledi.

Seçkin, sünnetin sadece küçük bir cerrahi işlem olarak algılanmaması, bir “penis ameliyatı” olarak düşünülmesi gerektiğini ifade etti.

Penis hastalıklarının, çocuklarda ve erişkinlerde cerrahi yöntemle tedavi deneyimine en çok sahip olanların ürologlar olduğuna dikkati çeken Seçkin, “Bu nedenle, sünnet sonrası oluşan bir problem halinde, üroloğa sevk edilmesinden önce, sünneti başından itibaren bir ürolog yardımı ile gerçekleştirmek en uygun olanıdır. Çünkü, bir problem çıktığında tedaviyi yapacak kişi yine bir ürologdur” dedi.

GENEL YA DA LOKAL ANESTEZİ İLE YAPILIYOR

Anestezi uygulamasının ailelerde çekince yaratabildiğini aktaran Seçkin, günümüzde gelişmiş anestezi teknikleri ile yeni doğanın, hatta anne karnındaki bebeğin dahi ameliyat edilebildiğini söyledi.

Seçkin, sünnetin genel ya da lokal anestezi ile yapılabildiğini anlatarak, şöyle devam etti: “Çocuğun yaşına, mevcut başka hastalıkları olup olmadığına, ailenin tercihine ve mevcut imkanlara göre en uygun anestezi yöntemi kararı aile birlikte belirlenmektedir. Her iki anestezinin de avantaj ve riskleri aile ile birlikte tartışılmaktadır.

İnmemiş testis nedeniyle ameliyat edilecek çocuklara aynı anestezi altında sünnetin de yapılması önerildiğinde bir kısım ailelerin ’sünnet düğünü’ gibi sebeplerle karşı çıktığı gözlemlerimiz arasındadır. Çocuğun yeniden bir cerrahi işlem ve anestezi stresi yaşamaması adına bu tür uygulamaların birlikte yapılması önerilmektedir.”

PENİS KANSERİ OLUŞMA İHTİMALİ AZALIYOR

Sünnetin sağlık açısından faydalı olduğunu vurgulayan Seçkin’in verdiği bilgiye göre, sünnet idrar yolu iltihabı oluşumunu azaltıyor. Bu nedenle tekrarlayan idrar yolu iltihabı olan bazı çocuklarda sünnet derisinin enfeksiyona zemin hazırlayabileceği düşünülerek sünnet öneriliyor.

  • Doğuştan ürolojik organ anomalisi olanlarda, tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu oluşma ihtimalini düşürüyor.
  • Sünnet derisinin penis baş kısmına yapışarak idrar akım hızını yavaşlatıyor (fimozis) ya da sünnet derisi iltihabı riski azalıyor.
  • Bilimsel verilere göre, penis kanseri oluşma ihtimali azalıyor.
  • Çocuğun, gelecek dönemde cinsel yönden erken boşalma riskini azalttığı düşünülüyor.
  • Sünnet derisinden salgılanan sıvı ortadan kalkacağından, kişide yeterli hijyen sağlanabiliyor.
  • Sünnetli erkeklerin eşlerinde rahim ağzı kanseri (serviks kanseri) daha az görülüyor.
  • Cinsel yolla bulaşan hastalıkların görülmesi azalıyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından yapılan araştırmada, sünnetli erkeklerin AIDS’e yakalanma oranlarının yüzde 50’ye varan oranlarda az olduğu gösteriliyor. Ancak, sünnet AIDS’e karşı tam koruma sağlamıyor.
Kategoriler
TARİH

Nemrut Dağı Nerededir? Nemrut Dağı’nın Tarihi ve Bütün Özellikleri (Kommagene Krallığı , Ulaşım, Otel, Gezilecek Yerler, Önemli Telefonlar)

Güzel ülkemizin o kadar çok doğal ve tarihi güzellikleri vardır ki, insan hangisini anlatacağını bilemiyor gerçekten. Batıya baksanız var, güneye baksanız var, kuzeyede, doğuyada. Örneğin bu muhteşem zenginliklerimizden bir tanesi de Nemrut’tur. Nemrut, dağıyla, tarihiyle, güneşinin doğuşu ve batışı ile bambaşkadır. İşte Nemrut ile ilgili bilmek isteyeceğiniz herşey;

Nemrut ve Nemrut Dağı

Doğu ve Batı Medeniyetlerinin, 2150 m. yükseklikte muhteşem bir piramitteki kesişme noktası, Dünyanın sekizinci harikası Nemrut, Yüksekliği on metreyi bulan büyüleyici heykelleri, metrelerce uzunluktaki kitabeleriyle, UNESCO Dünya Kültür Mirasında yer almaktadır.

 

Nemrut Dağı, üzerinde barındırdığı dev heykellerin ve anıt mezarın yanı sıra, dünyanın en muhteşem gündoğumu ve gün batışının seyredilebildiği yer olmasıyla da ilgi çekmektedir. Her yıl binlerce insan gündoğumu ve gün batışını seyretmek için Nemrut Dağına gelmektedir.

 

UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası olarak ilan edilen Nemrut Dağı, çevresindeki Kommagene Uygarlığı eserleri ile birlikte ülkenin önemli Milli Parklarından biridir. Nemrut Dağındaki dev heykeller ve tümülüs, Arsameia (Eski Kale), Yeni Kale, Karakuş Tepesi ve Cendere Köprüsü Milli Park sınırları içerisinde yer alıyor.

 

Nemrut’un Tarihçesi

İki bin yıldır güneşin doğuşunu ve batışını 2150 m. yükseklikte izleyen dev heykellerin sırrının çözülmesi için Kommagene Uygarlığı’nın keşfine gitmek gerekir.

 

Nemrut Dağı’nın Kraliyet Akademisi tarafından araştırma yapmak üzere bölgeye gönderilen genç bilim adamı Otto Punchtein başkanlığındaki ekip, Nemrut Dağı’nın tepesindeki tümülüs ve tümülüsün doğu ve batı yanlarında oluşturulmuş teraslar üzerindeki devasa heykeller ve çeşitli kabartmalardan oluşan eserler üzerinde çalışır. Uzun çalışmalar sonunda Grekçe yazılı kitabeyi çözen Punchstein, bu eserlerin Kommagene Uygarlığı’na ait olduğunu ve Kommagene Kralı I. Antiochos tarafından yaptırıldığını keşfeder. Antiochos’un ağzından yazılan kitabe, Nemrut Dağı’nın sırrını ve Antiochos’un yasalarını içermektedir.

 

Kommagene Uygarlığının ortaya çıkmasını sağlayan kazılar, Nemrut Dağı’ndan başka Arsameia, Samsat ve Fırat Havzasında gerçekleştirilmiştir. Bölgede yapılan kazılarda ortaya çıkartılan taşınabilir eserler müzelerde, geri kalanları da Milli Park Alanı içerisinde korumaya alınmıştır.

 

Kommagene Krallığı

Yunanca “Genler Topluluğu” anlamına gelen Kommagene, ismiyle bağdaşırcasına, Grek ve Pers uygarlıklarının inanç, kültür ve geleneklerinin bütünleştiği güçlü bir krallıktır. Toros Dağlarındaki çeşitli yolların birleştiği noktada bulunan antik Kommagene Krallığı, Suriye’nin Kuzeyi, Hatay, Pınarbaşı, Kuzey Toroslar ve doğuda Fırat Nehri’nin çevrelediği verimli topraklarda yer almıştır. Tarıma ve hayvancılığa elverişli ve ekonomik önemi yüksek sedir ağacı ormanlarını barındıran Kommagene topraklarının, ilk çağlardan beri yerleşim alanı olarak kullanıldığı civardaki mağara ve arkeolojik buluntulardan anlaşılmaktadır.

 

Antik dünyanın küçük ancak güçlü ülkesi Kommagene, baba tarafı Pers Krallarından “Krallar Kralı olarak anılan Darius’a ile, anne tarafı Makedonya Hükümdarı Büyük İskender ile akraba olan bir prensin oğlu Mithradates Kallinikos tarafından, İ.Ö. 109 yılında bağımsız bir krallık olarak kurulmuştur. Farklı topluluklardan meydana gelen ve ayrı inanç ve kültürlere sahip Kommageneliler arasındaki birliği sağlamak konusunda büyük başarı sağlayan Mithradates Kallinikos, tanrılarla olan bağını kuvvetlendireceği ve böylece ulusunu barış içerisinde yaşatacağı inancıyla ülkesinin çeşitli yerlerinde tapınaklar yaptırmıştır.

 

Nemrut’un İklimi

Kahta ilçe sınırlarındaki Nemrut Dağında karasal iklim özellikleri görülmektedir. İlçe sınırlarındaki Atatürk Baraj gölü nedeniyle, iklim yapısı önemli bir ölçüde değişikliğe uğrayarak Akdeniz iklimi ile benzerlik göstermeye başlamıştır. Ancak yaz ortasında bile, Nemrut Dağında gün doğumu oldukça soğuk olur.

 

Nemrutta Gezilecek Yerler

Nemrut Dağı Tümülüsü: Nemrut Dağı, Adıyaman’ın 86 km. doğusunda Kahta ilçesinin Karadut köyünde, dünyanın sekizinci harikası olarak tanınan, tepesinde küçük kırma taşların yığılmasıyla oluşturulmuş konik bir tümülüsün bulunduğu, 2150 m. yükseklikte, görkemli bir kültür ve turizm merkezidir. İ.Ö. I. yüzyıla tarihlenen ve orijinali 55 m. olan tümülüsün bugünkü yüksekliği 50 m., çapı 150 metredir. Gündoğumu ve gün batışının tüm ihtişamıyla izlenebildiği bu tepede, Kommagene Kralı I. Antiochos kendisi için görkemli bir anıt mezar, mezar odasının üzerine kırma taşlardan oluşan bir tümülüs ve tümülüsün üç tarafını çevreleyen kutsal alanlar inşa ettirmiştir. Tümülüs, Kral I. Antiochos’un şerefine tertiplenen törenlere mahsus üç terasla çevrilidir. Doğu, batı ve kuzey terasları olarak adlandırılan bu alanlardan doğu ve batı teraslarda; sıra halinde dizilmiş blok halinde sekiz yontma taşın üst üste oturtulmasıyla oluşturulan 8-10 metre yüksekliğinde muhteşem heykeller, kabartmalar ve yazıtlar bulunmaktadır. Heykeller, bir aslan ve bir kartal heykeliyle başlar ve aynı düzende son bulur. Hayvanların kralı olan aslan yeryüzündeki gücü, tanrıların habercisi olan kartal ise göksel gücü sembolize eder. Heykeller her iki tarafta da şu şekilde sıralanmıştır:

 

Kral I. Antiochos (Theos); Fortuna (Theichye-Kommagene-Tanrıça) Zeus (Oromasdes); Apollon (Mithras-Helios-Hermes), Herakles (Ares-Artagnes).

 

Kült yazıtlarında anne tarafından Büyük İskender’den (Yunan-Makedonya) baba tarafından ise, Darieos’dan (Pers) geldiğini ifade eden Antiochos, atalarından gelen bu etnik farklılığı birleştirerek, kültür zenginliği haline dönüştürmenin göstergesi olarak tanrı heykellerinin yüzünü doğuya ve batıya çevirmiştir. Zaten tanrı heykellerinin isimleri de hem Grek, hem de Pers dili ile ifade edilmiştir.

 

Teraslar

 

Doğu Teras: Kommagene ülkesinde güneşin doğuşunu ilk gören yer olan doğu terasına sert kayalardan oyulmuş merdivenli yollardan çıkılır. Doğu terası; tanrılar galerisi, atalar galerisi ve sunaktan oluşur. Tanrılar galerisindeki devasa tanrı heykelleri anıt mezara sırtını dönmüş biçimde sıralanmıştır.

 

Tanrılar galerisinin beş heykelinden biri olan Antiochos, güney uçta ilk sırada yer almaktadır. Kendisini tanrılarla aynı kategoride gören Antiochos heykelini bu sıralamaya dahil etmiştir. 2. Heykel Kommagene-Fortuna Latince’de şans, uğur, bereket anlamındadır. Heykeller arasında en uzun olan 3. Heykel Zeus-Oromasdes, Tanrılar tanrısı Kronos’un oğlu, baş tanrı ve gökler hakimidir. 4. Heykel Apollon-Mithras, Anadolu mitolojisinde baş tanrı Zeus’un oğlu olup ışık ve güneş tanrısıdır. Kuvvet ve kudretin sembolü olan Herakles Anadolu’da Herkül adıyla anılır.

 

Kuzey Teras: Batı ve doğu teraslarını birbirine bağlayan 100 metre uzunluğunda bir tören yoludur. 80 metre uzunluğunda tamamlanmamış stel kaideleri bulunur.

 

Batı Teras: Muhteşem bir gün batımının izlenebildiği, Doğu terasına benzer şekilde yapılmış batı terasında, tanrılar galerisindeki heykel sıralaması ve heykellerin arkasındaki kült yazısı bazı detaylar hariç aynıdır. Doğu terasından farklı olarak, tanrılar galerisinin kuzey ucunda, dördünde Kral Antiochos’un tanrılarla selamlaşması, diğerinde aslan figürü bulunan, kumtaşından yapılmış beş kabartma (rölyef) bulunmaktadır. Aslan horoskop olarak bilinen kabartma, 25.000 yılda bir meydana gelen astrolojik bir olayın sembolize edilmiş halidir.

 

Doğu ve Batı terasın her ikisinde de tanrı heykellerinin tahtlarını oluşturan taş blokların arkasında Grek harfleriyle yazılmış 237 satırlık uzun bir kült yazıtı Nomos bulunmaktadır.

 

Kommagene Eserleri

Arsameia Ören Yeri (Nymphaios Arsameia’sı): Kral I. Antiochos kitabelerinde söz edildiğine göre, Arsameia İ.Ö. 2. yüzyılın başlarında Kommagene’lerin atası Arsemez tarafından Kahta çayının doğusunda Eski Kahta kalesinin karşısında kurulmuş krallığın yazlık başkenti ve idare merkezidir.

 

Güneydeki tören yolunda Mitras’ın kabartma steli, ayin platformu üzerinde Antiochos-Herakles tokalaşma steli ve bunun önünde Anadolu’nun bilinen en büyük Grekçe yazıtı, yazıtın bulunduğu yerden başlayan 158 m. derine inen bir tünel ile yazıtın batısında benzer bir kaya dehlizi bulunmaktadır. Tepe üzerindeki platformda Mithradathes Callinichos’un mezar tapınağı ve sarayı yer almaktadır. Yapılan saray kazılarında çok sayıda heykel parçası, bir kraliçe ve Antiochos başı bulunmuştur. Arsameia ören yeri, Adıyaman’a 60 km. uzaklıktadır.

 

Yeni Kale: Adıyaman’a 60 km. uzaklıkta Kocahisar köyü yakınındadır. Kommagene’ler tarafından inşa edilen Yeni Kale, karşıdaki Arsameia ile birlikte kullanılmıştır. Romalılar ve ardından Memluklular tarafından restore edilen Kale en son 1970’lerde Dörner tarafından kısmen onarılmıştır. Kale içinde çarşı, cami, zindan, su yolları, güvercinlik kalıntıları ve kitabeler bulunmaktadır. Kale’den Nymphois’e inen su yolu bir tünelle Arsameia’ya başlanmıştır. 80 metreyi bulan bu yolla halen suya ulaşmak mümkündür.

 

Karakuş Tümülüsü (Kadınlar Anıt Mezarı): Milli Parkın güneybatısında Adıyaman-Kahta girişinde bulunan, Kommagene Kralı II. Mithradates tarafından annesi İsas adına yaptırılan anıt mezar, sütun üzerindeki kartaldan dolayı Karakuş Tümülüsü olarak anılmaktadır. Doğu, batı ve güney yönlerde dörder sütun varken günümüze doğuda iki, batıda ve güneyde birer sütun kalmıştır. Doğu sütun üstünde aslan ve kartal heykel kalıntıları, batıdaki sütunun üstünde tokalaşma steli, yerde aslan heykel parçası vardır. Nemrut Dağı giriş noktası olarak belirlenen Karakuş Tümülüsü Milli Park Koruma alanı içersindedir.

 

Cendere Köprüsü: Adıyaman’a 55 km. uzaklıkta ve Karakuş tümülüsünün kuzeydoğusundadır. Kahta çayının en çok daraldığı kesimde iki ana kaya üzerinde 92 iri kesme taştan yapılan bir büyük kemer ve doğu tarafındaki küçük bir tali kemerden oluşur. Samsat’ta karargah kuran XVI. Roma Lejyonu tarafından İ.S. 200’ün başında inşa edilen köprünün giriş ve çıkışlarında sütunlar bulunmaktadır. Köprü ve yapımı hakkında bilgiler içeren kitabelerden, köprünün Roma hükümdarı Septumus Severus’a ve Romalılar tarafından askerlerin anası olarak anılan eşi Julia Domna adına yaptırıldığı anlaşılmaktadır.

 

 

Nemrut’ta Ne Yenir?

Yeme-içme için genellikle otel restoranları kullanılmaktadır. Ayrıca, Kahta’da baraj gölünün kıyısında taze göl balığı da yenebilir.

 

Nemrut’tan Ne Alınır?

Bölgede çok fazla hediyelik eşya bulunmamaktadır. Nemrut yolu üzerindeki otel ve kafeteryalarda, yörede dokunan kilim, tanrı heykelleri ve rehber kitaplar bulunabilir.

 

Nemrut’ta Şunları Yapmadan Dönme

 

  • Nemrut’da gün doğumu ve gün batışını izlemeden,
  • Baraj Gölü kıyısında alabalık yemeden,
  • Kahta Kommagene Festivalini izlemeden,
  • Nemrut Heykelleri satın almadan,…

Dönmeyin.

 

Ulaşım

Nemrut’a ulaşmak için Adıyaman’ın Kahta ilçesine kadar şehirlerarası otobüslerle gelinebileceği gibi, Kahta’ya 15 km. mesafedeki Adıyaman Havaalanı da kullanılabilir. Alternatif olarak Kahta’ya 1,5-2,5 saat mesafelerdeki Şanlıurfa, Malatya ve Gazi Antep havaalanı da kullanılabilir. Kahta-Adıyaman arası 34 km.dir.

 

Nemrut Dağı ve Kommagene eserlerini görmek için Adıyaman ve Kahta’daki otellerden rehberlik ve ulaşım hizmeti almak mümkündür. Gerektiğinde minibüs kiralanabilmektedir. Kahta’dan 43 km.dir.

 

Kâhta-Siverek arasında kalan Fırat Nehri üzerinden, düzenli olarak çalışan feribotla ulaşım sağlanmaktadır.

 

Kahta Otogar

  • Gülaras Turizm Tel :(+90-416)725 51 07
  • Kahta Petrol Tel :(+90-416)725 51 09
  • Adıyaman Ünal Tel:(+90-416)725 62 24
Kategoriler
Genel Kültür

Saat Neden Sol Kola Takılır? Saat Nasıl Takılır?

Özel bir durum veya farklı olma düşüncesi yoksa insanların çoğu saatlerini sol kola takar. Çünkü çoğunluk sağ elini kullanmaktadır ve bu kolun daha hareketli olması nedeniyle saatin bir yerlere çarpıp zarar görme olasılığı yüksektir. Zaten saatin kurma düğmesi 3 rakamının yanındadır. İnsanlar saati kurmak istedikleri zaman onu bilekten çıkarmadan sağ elle uzattıkları sol kollarındaki saati kurabilirler.

Kategoriler
Genel Kültür

Nevruzun Tarihi, Önemi, Milliyeti, Dini, Coğrafyası Nedir?

Nevruzu milliyetçi Türkler ve milliyetçi Kürtler tarafından paşlaşılamayan bir bayramdır. Bir gerçek var ki o da nevruzun birçok milletçe kutlanan bir bahar bayramı olduğudur.

Bayram yeli çardahları yıhanda,
Novruz güli, gar çiçeği çıhanda,
Ağ bulutlar köyneklerin sıkanda,
Bizden de bir yâd eleyen sağ olsun,
Derdlerimiz koy dikkelsün dağ olsun
(Heyder Baba/ Şehriyar)

Nevruz, yeni gün demek, taze bahar demek,yeni bir yılın başlangıcı demek.

Ortadoğu ve Orta Asya coğrafyasında M.Ö. 18. yy’dan beri kutlandığı varsayılıyor. Özellikle Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ve İran başta olmak üzere ülkemizde de kutlanan şarka mahsus; yani İran ve Turan milletleri başta olmak üzere Ön Asya kavimlerinin içinde olduğu büyük bir coğrafyada kutlanan geniş kapsamlı bir bahar bayramıdır Nevruz..

Burada esas olarak Nevruz’un bir millete mi yoksa bir coğrafyaya mı ait olup olmadığı meselesi yerine bu günün bu geniş coğrafyada edebiyatta nasıl yer bulduğu, dini ve milliyeti olup olmadığı ve Balkanlardan Çin seddine kadar nasıl kutlandığı üzerinde durmak istiyorum.

Edebi eserlerin ortaya çıktığı dönemlerin zihniyetini ve tarihi olaylarını anlatma ve aktarma işlevi bakımından çok önemli olduklarını belirtmek lazımdır.

Bu coğrafyada “Nevruz’un” en coşkulu kutlanıp yaşandığı bölgenin Azerbaycan olduğunu hemen söyleyelim. Zira Azeri edebiyatında nevruz gerçekten de çok önemli bir mevki işgal etmiştir. Nevruz ile ilgili kitaplar, şiirler, tiyatrolar ve hatta dualar ve beddualar bile edebiyatın alanına girmiştir.

Mesela nevruzla ilgili alkışlar(dua) şu şekildedir:

“ Üreyin novruz geder gutlu olsun”
“Nozruz’da behtin açılsın”

Bu dualar kadar beddualar da var Azeri Edebiyatında:

“Novruz gülü dermeyesin”
“Novruz’a geder ipliğin üzülsün”

Anadolu coğrafyasında da bu hususta eserler veren şair ve yazarlarımız olmuştur. Mesela Anadolu Beyliklerİ döneminde yaşayan, hatta Eretna Beyliği sırasında vezirlik ve naiplik gibi görevlerde bulunan ve daha sonra Sivas’ta kendi adıyla kurduğu Kadı Burhanettin Devletinin başında bulunan önemli bir devlet adamı olmasının yanı sıra büyük bir şairimiz olan Kadı Burhanettin’in tuyuğ, gazel ve rübailerden oluşan Divanında yer alan şu dizeleri çok önemlidir:

“Nevruz olalı cihanı görsen
Bu kevn ile mekanı görsen

Ten ten tene düştü cümle ten tene
Sığmaz kanuma bu canı görsen

Meğer Nevruz gelmiştir musavver
Ki olmuştur cihan yine münevver”

Kadı Burhanettin nevruz geldiğinde “cihan münevver” derken aslında çok önemli bir gerçeğe de parmak basıyor. Dünyanın her an yeni baştan yaradılış gerçeğinin bir tezahürü de bahar olsa gerektir. Zira en fazla bahar ruhumuzu sarar, en çok baharla cümle mahlukat uyanır. Dolayısıyla baharın gelişi maddi ve manevi anlamda bir yükselme, bir gelişme, uyanma, canlanma, farkına varma ve neşv ü nema bulmadır da diyebiliriz.

Yine bu coğrafyanın en önemli isimlerinden Pir Sultan Abdal da bu günü es geçmemiş ve güzel bir şiirlerle taçlandırmıştır edebiyatın zirvesini. Pir Sultan Abdal Alevi Bektaşi Edebiyatının en büyük şairlerinden birisidir ve bu şiiriyle Nevruz’un bu kesimlerde de coşkuyla kutlandığını ve ciddi bir önem atfedildiğini görüyoruz:

“Sultan Nevruz günü canlar uyanır
Hal ehli olanlar nura boyanır
Muhip olan bugün ceme dolanır
Himmeti erince Nevruz Sultanın.

Aşık olan canlar bugün gelirler
Sultan Nevruz günü birlik olurlar
Hallak-ı cihandan ziya alırlar
Himmeti erince Nevruz Sultanın”

Yine Bektaşi Edebiyatının en büyük şairlerinden Kaygusuz Abdal oldukça güçlü bir dörtlükle Nevruz’u adeta ebedileştirerek, nevruz’un gelmesiyle yeryüzünün cennete benzediğini, gül vaktiyle birlikte yeryüzünün bir renk cümbüşüne döndüğünü anlatıyor:

Erişti bâd-ı nevrûz gülistâne
Gülistân vakti yetti kim uyane
Tamamet yeryüzü cünbişe geldi
Behişte benzedi devr-i zamâne”

Divan Edebiyatında “Harname” adlı mesnevisiyle şöhrete kavuşan şairlerinden Şeyhi de güzel bir beyit düşünmüş nevruz edebiyatına:

Pîrûzdır bu rûz-ı hümâyûn durur bu dem
Kim hem-dem oldu îd ile nevrûz-ı muhterem”

Nevruzla ilgili söylenen türkü, şarkı, mani, gazel gibi edebi ürünlerin hemen hepsinde nevruz kardeşlik, baharın gelişiyle yaşanan coşkunluk, sevinç, üstün ve coşkun bir ruh halinin dışarıya aksettirilmesi olayıdır, diyebiliriz. Osmanlı kültüründe Nevruz bir çok sanat dalında ifade edilmiştir. Mesela;

Edebiyat ürünlerinde nevruz’dan söz eden eserlere “nevruziye” ; Musikide “nevruz makamı”;halk hekimliğinde “Nevruziye macunu” gibi isimler verildiğini görüyoruz.

Peki, bu kadar geniş coğrafyada kutlanan Nevruz’un milliyeti ve dini var mı?

Osmanlıda nevruzla ilgili fetva bile verilmiştir zira.

Kanuni döneminin en önemli din alimi olan Şeyhülislam Ebû Suud Efendi’ye “ Nevruz’da bir erkek güzel elbiselerini giyip kokularını süründükten sonra arkadaşlarıyla kırlara gitse günah olur mu? Diye sorulur.

Şeyhülislam’ın fetvası şu şekildedir.

– Günah olmaz. Çünkü Nevruz, İslamiyet’e aykırı değildir, örfte var olan bir adettir.”

Bütün Ortadoğu ve Orta Asya coğrafyasında kutlanan, milliyet mevhumunun da çok ötesine geçmiş, tıpkı İslam coğrafyasında kutlanan dini bayramlar gibi halkın ruh cephesine nüfuz etmiş, bir ortak kültür mirası olarak yerleşmiş uluslararası bir bayram olarak düşünmek durumundayız Nevruz’u. Yoksa onun, bunun,şunun,bizim,sizin bayramınız demek herkese haksızlık olur kanaatindeyim.

Bu geniş coğrafyada nevruz’u “ dini bayram” olarak gören var mı diye düşündüğümüzde karşımıza bu günü dini bayram olarak gören bir tek Bahâi’ler çıkıyor.

19. yy’da İran’da Mehdi inancının bir uzantısı olarak doğan Bahâilik, Bahaullah adlı kişi tarafından Bağdat’ta Peygamberliğini ilan edince bir çok insan kendisine tabii oldu. Bunun üzerine 1850 yılında Bahaullah İran’da kurşuna dizildi. Tüm dinlerin temeli birdir, dünya vatandaşlığı gibi öğretileri olan Bahâiler,bu günü dini bir tatil olarak da görürler. Bu günün baharın başlangıcı olmasının yanı sıra on dokuz günlük oruç tutma ritüellerinin de bitişine denk gelir ki bu da bu günü dini bir bayram olarak da algılamalarına neden olmuştur.

Ancak Nevruz genel anlamda bütün topluluklarda bir bahar bayramı, yeni yılın başlangıcı, taze gün anlamında kutlana geliyor. Türkiye, İran, Afganistan, Hindistan, Türkistan, Irak ve Balkanlarda kutlanan bu yeni yılın ve baharın bu geniş coğrafyaya mutluluk ve huzur getirmesini diliyoruz.

Meryem Aybike Sinan- Haber7

Kategoriler
Genel Kültür GÜNCEL

Libyayı Vuran Fransız Dassault Rafale Uçağı Nedir? Teknik Özellikleri

Libya harekatına milli uçağıyla katılan Fransanın Rafael uçağı avrupa birliği veya nato envanterinde bulunmuyor. Fransa Avrupa ortak avcı uçağı programından kendi ihtiyaçlarını karşılayamadığı gerekçesiyle ayrıldı.Fransa uçak gemilerine inebilecek ve sadece avcı değil ayrıca bombardıman yapabilecek bir uçak istiyordu bunun üzerine Dassault firması Rafale’yi geliştirmeye başladı ilk uçuşunu 1991 yılında yapan Rafale şu anda Fransa Hava Kuvvetleri ve Deniz Kuvetlerinde kullanılmaktadır.

En son Hindistan’ın F-X2 projesi dahilinde alma ihtimali bulunan uçakların arasındayken yarışı kaybeden Rafale, Libya ve Brezilya’nın potansiyel alım listesinde şu an başı çekmektedir.

İşte Uçağın Teknik Özellikleri

Boyut Doneleri

    • Mürettebat: 1-2
    • Uzunluk: 15.27 m (50.1 ft)
    • Genişlik: 10.80 m (35.4 ft)
    • Yükseklik: 5.34 m (17.5 ft)
    • Kanat Alanı: 45.7 m² (492 ft²)
    • Boş Ağırlık: 9.1 t (Rafale C); 9.5 t (Rafale B); 9.8 t (Rafale M)
    • Maksimum Kalkış Ağırlığı: 24,500 kg (54,000 lb)
    • İtici: 2× SNECMA M88-2 turbofan
    • Afterburner olmadan itiş: 48.7 kN (10,960 lbf)
    • Afterburner ile itiş: 73.0 kN (16,400 lbf)
  • Performans
    • Maksimum hız:
      • Yüksek irtifada: Mach 1.8 (2,150 km/h, 1,160 knots)
      • Düşük irtifada: 1,390 km/h, 750 knots
    • Muharebe yarıçapı: 1,852+ km (1,000+ nmi)
    • Servis tabanı: 16,800 m (55,000 ft)
    • Tırmanma: 304.8+ m/s (1,000+ ft/s)
    • Kanat yüklemesi: 326 kg/m² (83 1/3 lb/ft²)
    • İtiş/Ağırlık: 1.13
  • Silahlar
    • Top: 1× 30 mm (1.18 in) GIAT 30/719B cannon 125 round
    • Füzeler:
      • Havadan havaya:
        • MICA IR/EM or
        • Magic II
        • Meteor Füzesi
      • Havadan Karaya:
        • MBDA Apache
        • SCALP EG
        • AASM
        • GBU-12 Paveway II
        • AM 39Exocet
        • ASMP-A nükleer füze
Kategoriler
EĞİTİM

Andımız’ın Tarihçesi, Öğrenci Andı

Öğrenciyken hergün okuduğumuz öğrenci andının ne zamandan beri okunduğunu biliyor muydunu? Uzmanportal.com olarak siler için bu konuyuaraştdık ve öğrenci andının neredeyse cumhuriyet ile yaşıt olduğunu gördük.

Türk Tarihi Tetkik Cemiyetinin ilk genel sekreteri, Türk Tarih Kurumunun kurucu üyesi, millî heyecanı bütün benliğinde toplayan, Türk Tarih tezini heyecanla savunan vatanperver doktor Reşit Galip’i Atatürk 19 Eylül 1932’de Milli Eğitim Bakanlığı görevine getirmiştir.

42 yaşında Millî Eğitim Bakanı olan Dr. Reşit Galip, sağlığı nedeniyle ancak bir yıl kadar devam eden bakanlığı sırasında çok önemli hizmetler yapmıştır. Bakanlık merkez örgütü ve görevleriyle ilgili kanunun çıkarılmasını, Bakanlık merkez örgütünün yeniden düzenlenmesini, Halk Eğitim Şubesinin kurulmasını, İstanbul Darülfününun kapatılıp İstanbul Üniversitesinin açılmasını sağlamıştır. Ülke kalkınmasının köyden başlatılması gerektiğini düşünerek üç sınıflı köy okullarını beş sınıfa çıkarmış, köy pansiyonlu okullarını kurmuş, köycülük kurslarını açmış ve köye göre öğretmen yetiştirme girişiminde bulunarak köy enstitüsü uygulamasının temeli olan bu düşünceleri uygulamaya koymuştur.

Yetmiş yıldan beri ilkokullarda her sabah söylenmekte olan “Öğrenci Andı” nı yazan ve 23 Nisan 1933’te Türk çocuklarına armağan eden de Dr. Reşit Galip’tir.

Prof. Dr. Afetinan, “Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler” adlı eserinde (s. 213) Dr. Reşit Galip ve “AND” hakkında şunları yazmıştır:

“1933 yılının 23 Nisan Çocuk Bayramı idi. O, heyecanla Çankaya köşküne geldiği vakit, Atatürk’ün yanında bana bir kâğıt uzattı ve şunları anlatmaya başladı. ‘Sabahleyin ilk bayramlaşmayı kızlarımla yaptım. Onlara bir şeyler söylemek istediğim vakit, bir and meydana çıktı. İşte Cumhuriyetimizin 23 Nisan çocuklarına armağanı’ dedi:
Türküm, doğruyum, çalışkanım. Yasam küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir. Ülküm, yükselmek, ileri gitmektir. Varlığım Türk varlığına armağan olsun.

Bu sözler, Türk çocukları tarafından o yıldan beri tekrarlanmaktadır. Vatanperver Dr. Reşit Galip, evvelâ bir baba olarak bu hisleri duymuş; sonra da Millî Eğitim Bakanı olarak okul çocuklarına bu andı içirmişti.”

Millî Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Kurulu 10 Mayıs 1933 tarih ve 101 sayı kararı ile bu “Öğrenci Andı”nı, idealist Millî Eğitim Bakanının belirttiği şekilde uygulamaya koymuştur.

Talim Terbiye Kurulunun bu kararına göre, öğrencilerin her gün tekrar edeceği “Öğrenci Andı” ile ilgili olarak Millî Eğitim Bakanlığı, metni bu yazımızın sonuna alınan 18 Mayıs 1933 tarih ve 1749/42 sayılı genelgeyi yayımlamıştır. “Öğrenci Andı”nın amacı ve söylenirken nelere dikkat edilmesi gerektiği bu genelgede açıklanmıştır.

29 Ağustos 1972 tarih ve 14291 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan ilkokullar yönetmeliğinin 78. Maddesinde “Öğrenci Andı”na aşağıdaki son bölüm eklenmiştir.

“Türküm, doğruyum, çalışkanım; yasam, küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir. Ülküm yükselmek, ileri gitmektir. Varlığım Türk varlığına armağan olsun.

Ey bu günümüzü sağlayan, Ulu Atatürk; açtığın yolda, kurduğun ülküde, gösterdiğin amaçta hiç durmadan yürüyeceğime ant içerim.

Ne mutlu Türküm diyene”

“Öğrenci Andı”nın bugün söylenmekte olan metni, Millî Eğitim Bakanlığı Tebliğler Dergisinin Ekim 1997 tarih 2481 sayısında yayımlanan Millî Eğitim Bakanlığı İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinin 10. Maddesiyle belirlenmiştir. Bu maddeye göre ilköğretim okulunda öğrenciler, her gün dersler başlamadan önce öğretmenlerin gözetiminde topluca aşağıdaki “Öğrenci Andı”nı söylüyorlar.

“Türküm, doğruyum, çalışkanım.

İlkem, küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir.

Ülküm; yükselmek, ileri gitmektir.

Ey Büyük Atatürk! Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime and içerim.

Varlığım, Türk varlığına armağan olsun.

Ne Mutlu Türküm Diyene!”

SONUÇ

İlköğretim okullarında öğrencilerin, her gün dersler başlamadan önce öğretmenlerin gözetiminde topluca söyledikleri “Öğrenci Andı”nın amacı, anlamı ve öğrencilere nasıl kavratılacağı, metni aşağıya alınan 18 Mayıs 1933 tarih ve 1749/42 sayılı Bakanlık genelgesinde çok güzel açıklanmıştır. Her öğretmenin ve her okul yöneticisinin bu emri dikkatle okuması ve uygulaması gerekir.

Öğrenci andında yer alan her sözde ve anlamında Türk Millî Eğitiminin amacının özü vardır. And’da geçen her sözün ve ettikleri yeminin anlamı öğrencilere iyi kavratılmalı. Öğrenciler, okul içinde ve okul dışındaki hayatlarında, her sabah söyledikleri and’a göre hareket ederek “doğru” ve “çalışkan” olmalı. Küçükleri korumalı. Büyükleri saymalı. Yurdunu ve milletini özünden çok sevmeli. Yükselmeyi ve ileri gitmeyi “ülkü” edinmeli. Atatürk’ün açtığı yolda, gösterdiği hedefe durmadan yürümelidir. Yeri gelince varlığını, Türk varlığına armağan edebilmelidir.

Öğrencilerin okul içinde ve okul dışındaki davranışları, AND’da söyledikleri sözlere ve ettiği yemine uygun olmalıdır.

ÖĞRENCİLERİN HER GÜN TEKRAR EDECEĞİ “AND”
(Günümüz Türkçesine Uyarlanmış Şekli)

Sayı: 1749/42 18.5.1933

İlkokullarda her sınıfta her gün ilk derse girildiği zaman çocukların hep birlikte “Türküm, doğruyum, çalışkanım, yasam küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, budunumu (milletimi) özümden çok sevmektir. Ülküm yükselmek, ileri gitmektir. Varlığım Türk varlığına armağan olsun.” and’ını söylemelerinin kural kabul edilmesi uygun görülmüştür.

1. Her öğretmen bu and’ı bulunduğu sınıfta tahtaya yazacak ve öğrencilerin defterlerine yazdıracaktır. Öğrencilerin bu and’ı doğru olarak defterine geçirdikleri kontrol edilecektir.

2. Öğretmen and’ı, ifade ettiği fikirleri, birer birer çocukların zihin seviyelerine uygun şekilde canlı ve cazip bir dille anlatacak, çocukların and’ın anlamını iyice kavramalarına dikkat edecek, andda çocukların anlamadığı hiçbir nokta kalmamasına önem verecektir. And’da geçen (Türklük, doğruluk, çalışkanlık, yasa, küçükleri korumak, büyükleri saymak, yurdu, budunu (milletini) özünden çok sevmek, ülkü, yükselmek, ileri gitmek, varlığımızın Türk varlığına armağan olması) gibi ifade ve fikirleri çocukların iyice anlamalarına çalışacaktır.

3. Öğretmen öğrencinin bu fikirleri ve ifadeleri iyice anlayıp anlamadıklarını emin olmak üzere, her ifade ve fikir hakkında çocuklara çeşitli sorular sorarak, bu ifadeleri yerli yerinde kullanıp kullanmadıklarını anlamak için öğrenciye cümleler kurduracaktır.

4. Çocukların bu andı anlamadan değil, ifade etmek istediği düşünce ve duyguların iyice anlamlarını kavrayarak, onları bütün benlikleriyle duyarak ve candan benimseyerek söylemelerine dikkat olunacaktır.

5. Öğrenciye bu and ayakta ve hep birden söyletilecek, öğretmende öğrencilerin karşısında ayakta durarak onlarla birlikte söyleyecektir.

6. Bu andı söylerken öğrencinin saygısız bir durum almamasına, dürüst ve ciddî durmasına öğretmen dikkat edecektir.

7. Çocuklar, candan duydukları ve zaman geçtikçe anlamını daha derin bir biçimde anlayacakları asil ve yüksek duygular ifade eden bu andı sevinç ve yüksek arzu ve ilgiyle tekrar ederken millî bir görevi yaptıklarının bilincinde olmalıdır.

Kategoriler
EĞİTİM GÜNCEL

2011 Polis Koleji Başvuru Tarihi , Başvuru Şartları

Polis Koleji başvuruları 7 Mart’ta başlıyor. Öğrenciler, Seviye Belirleme Sınavı (SBS) için bankaya sınav parasını yatırdıktan sonra, 7-25 Mart tarihleri arasında öğrenim gördükleri okullarına başvuruda bulunacak.

Polis Koleji için başvuruda bulunacak öğrenciler 2011 8. Sınıf Seviye Belirleme Sınavı’na girmek zorundalar.  Polis kolejine girmek isteyen öğrenciler SBS için bankaya para yatırdıktan sonra 07-25 Mart 2011 tarihleri arasında öğrenim gördükleri okullarına başvuruda bulunacak. Adaylar Polis Koleji başvurusu yaparken bankaya ayrı bir sınav ücreti yatırmayacak.

Öğrenciler polis koleji başvurusu öğrenim gördüğü okul müdürlüğü tarafından elektronik ortamda onaylanacak. Elektronik onaylamadan sonra başvuru iki adet çıktısı alınarak veliye incelettirilip, imzalattırılıp bir nüshası veliye teslim edilecek, bir nüshası da okul müdürlüğünde saklanacak. Başvurunun elektronik ortamda hatasız, eksiksiz, e-başvuru kılavuzuna uygun olarak yapılması gerekiyor.

Polis Kolejine giriş sınavına katılacak adayların tespiti OYP (ortaöğretime yerleştirme puanı) göre yapılacak.

 

POLİS KOLEJİNE GİRİŞ SINAVINA KATILMAYA HAK

Polis koleji giriş sınavına ortaöğretim yerleştirme puanına göre en yüksek puandan en düşük puana doğru o yıl koleje alınacak öğrenci sayısının yirmi katına kadar çağrılabilecek. Polis Kolejine başvuran adaylar arasından Polis Kolejine giriş sınavına katılmaya hak kazanacak adayların değerlendirmesi OYP’ye göre yapıldıktan sonra adayların başarı ve puan durumları MEB tarafından Ankara Polis Koleji Müdürlüğüne verilecek.

Polis Kolejine giriş sınavına katılmaya hak kazanan adaylar 07 Temmuz 2011 tarihinden itibaren http://www.egm.gov.tr, http://www.poliskoleji.kl2.tr, ve http://www.oges.meb.gov.tr internet sitelerinden duyurulacaktır. Adaylara ayrıca sınav sonuç belgesi gönderilmeyecek.

Polis Kolejine Giriş sınavına katılmaya hak kazanan adaylar internet adreslerinden ilanen duyurulduktan sonra başarılı olan adaylar İl Emniyet Müdürlüklerinin Eğitim Şube Müdürlüklerine başvuracak.

Mülakat sınavı, 25-26-27 Temmuz, Beden Eğitim Sınavı 28 Temmuz, Yazılı sınav ise 29 Temmuz’da yapılacak.

Polis Koleji mezunları; Emniyet teşkilatına orta ve üst kademe amir yetiştiren polis akademisinden mezun olduktan sonra komiser yardımcısı rütbesi ile emniyet teşkilatında çalışmaya başladığı aktarıldı.

Kategoriler
TARİH

Kanuni Sultan Süleyman’ın Hayatı Bilinmeyen Yönleri

Şu günlerde dizisi ve Hürrem için yaptığı yüzük ile gündem gelen Sultan Süleymannın bilinmeyen yönleri ve hayatı işte yazımızda mevcut: I. Süleyman birçok batı ülkesinde daha çok Muhteşem Süleyman olrak tanınır. 27 Nisan 1495 yılında Trabzon doğmuştur. 6 Eylül 1566 vefaat etmiştir. 10. Osmanlı padişahı ve İslam halifesidir. Babası I. Selim, annesi ise Ayşe Hafsa Sultandır.

I. Selim’den 6.557.000 km 2 devraldığı Osmanlı Devleti’ni, kırk altı yılda 14.893.000 km2’ye ulaştırmıştır (Avrupa’da 1.998.000 km2, Asya’da 4.169.000 km2, Afrika’da da 8.726.000 km2 olmak üzere). Kanuni Sultan Süleyman ve Muhteşem Süleyman olarak da anılır.

1520 yılında tahta çıktı. 1521’de Belgrat, 1522’de Rodos, 1526’da Mohaç, 1534’de Bağdat ve Tebriz, 1538’de Boğdan’ın tamamı ve Preveze, 1541’de Macaristan’ın tamamı, 1543’de Estergon, 1553’de Safevi topraklarının bir kısmı, 1566’da Zigetvar fethedildi. Zigetvar fethedilmeden 1 gün önce 6 Eylül 1566 tarihinde ölmüştür.

Kanuni devrinde, Sadrazamlar arasında Piri Mehmet, Lütfi ve Sokollu görülür. Şeyhülislamlar arasında, Zenbilli, Kemalpaşazade, Taşköprülüzade, Çivizade ve özellikle Ebusuud, diğer devlet adamları arasında Barbaros, Nişancızade Msutafa, Seydi Bey ve Cafer Ağa, bilim adamları arsında Hace Mahmud, Şeyh Bali, Devriş Mehmed, Mola Abdüllatif, Padişah’ın süt kardeşi Yahya Efendi, Kadızade Acem Efendi, Sümbül Sinan ve Merkez Efendi sayılabilir. Ayrıca Mimar Sinan, Karahisari, Matrakçı Nasuh, Behram Ağa sanatta, Gelibolulu Mustafa Ali, Selaniki ve Hoca Saadeddin tarihte, Piri Reis ve Seydi Ali Reis coğrafyada önemli kişiliklerdir.

Kanuni, Yavuz zamanında Şam Beylerbeyi olan Melik Eşref ünvanıyla hükümdarlığını ilan eden Canberd Gazali’yi idam etti.[13]Macaristan’a Behram Çavuş adlı askeri, II. Layoş’a gönderdi. Ama öldürülmesi üzerine ilk seferini Belgrat’a yaptı. Kanuni, Belgrat Seferi’nin ilan ederken söyle demiştir;

Bu, harp demektir! Biz hakareti sineye çekecek kudretsizlerden, tabansızlardan değiliz. Tez zafer hazırlıkları tamamlansız. Belgrad Kapısı’nı kırmaya andımız vardır.

demiştir. Bu seferde (18.05.1521-29.08.1521), Böğürdelen, Ciğerdelen, Zemun ve Belgrad’ı ele geçirdi.Bu sırada İskender adlı biri tarafından başlatılan Yemen Sorunu sona erdi. İkinci seferini Rodos’a yaptı. Bodrum, Tahtalı, Aydos, İstanköy ve Sömbeki kaleleriyle birlikte Rodos’u 29 Aralık 1522’de aldı. Dulkadir Beylerbeyi olan Şehsuvaroğlu Ali Bey olayı da Ferhat Paşa tarafından bertaraf edildi. Bu sırada, Mısır’da çıkan Ahmed Paşa İsyanı önlendi.3. Seferini Mohaç özerine yaptı. Mohaç Meydan Muharebesi (29 Ağustos 1526) sonuçta Kanuni İstanbul’a Macaristan Fatihi ölarak döndü. İki yıl içinde Hırvatistan, Dalmaçya ve Trnasilvanya ele geçirildi.4. Seferini 1529’da yaptı ve Estergon civarını ele geçirdi. Ancak I. Viyana Kuşatması’nı kaybedince Avrupa’nın ümidi arttı. Bu savaş, bir çok yazarca çok önemli görülmüştür. 5. Seferini, 1532’de Sikloş, Güns, Kanije, Gradcaş, Pojega, Zacisne, Nemçe ve Podgrad’ı aldı. Aynı sene Kasım’ında sulh yapılıp İstanbul’a dönüldü.

6. Seferini Irakeyn Seferi de denilen İran üzerine yaptı. Kanuni’nin rakibi Şah Tahmasb bu savaşlarda Bitlis Hanı Şeref’ten Kanuni ise Ulama Han’dan destek aldı. Vezir-i Azam İbrahim Paşa Van ve Ahlat’ı aldı. Kanuni ise bu seferlerde, Kuveyt, Lahsa, Katif, Necd, Hemedan, Katar, Bahreyn, Kasr-ı Şirin, Bağdat ve Tebriz şehirlerini ele geçirdi (24.7.1538).Bu sırada Barbaros Hayreddin Paşa Kanuni’ye itaat etti ve vali oldu. Barbaros bu sırada Tunus’u almıştı. 7. Seferinde Korfu üzerine gidilmiş, ama pek başarılı olunamamıştır. Ancak, Doğu Hırvatistan’da Vertizo Zaferi kazanıldı.8. Seferi’ni Kara Boğdan yani Moldovya üzerine yaptı. Ve burası ele geçirildi. Ardından Hadım Süleman Paşa Yemen’i aldı.

Bu sırada Barbaros Hayrettin Paşa, Andrea Dorya’ya karşı, Preveze Deniz Zaferi’ni kazandı.Bu savaşta Akdeniz Türk gölü haline geldi. Barbaros hatıralarında şöyle der;

Kafir donanmasının ise o gece üzerine bir pus çöktü ki birbirlerini görmek oldular.Benim limandan çıkacağımı ise hiç zannetmiyorlardı(…) Seksen parelik donanmamı üç bölük ettim. Tenbih ettim ki: “Bizim gemi alayı kafirin alayına karşı olsun. Bizim firkate alayı kafirin firkatealayına, kalite alayı kafirin kalite alayına mukabil olsun!” Böylece taksim edip at başı beraber İslam donanması kafir donanmasının üzerine gitmekte olduk.(…)Elhasıl kafir donanması münhezim olup, asakir-i İslam mansur ve muzaffer oldu. Kafir gemilerinden sekiz paresi kuru tekne olarak on beş tanesi alındı, yedisi batırıldı. Kafir kalitelerinden yedisi cenk ederek, ikisi içindekilerin bırakıp kaçmasıyle dokuz kalite alındı. Kafir firkatelerinden on iki pare firkate alındı. Netice-i kelam kafirlerin yüz yirmi pare donanma-yı menhuselerinden otuz altı adet tekne alındı, kalanı firar edip gittiler.Firkateler ve sandallar deryanın yüzünden kafirleri devşirdiler, kimisi de boğulupcehenneme gitti. İkibin yüz yetmişbeş kafir esir alındı.

9. Seferi’ni, 1541 yılında tekrar Avrupa’ya yaptı. Osmanlı himayesindeki Zapolya’nın ölümü üzerine Ferdinand’ın buralara saldırması üzerine yapılmış, ve Macaristan resmen Osmanlı Vilayeti olmuştur.10. Seferini yine Avrupa’ya yapmış (1543) sefer sonunda resmen Estergon ve İstolni-Belgrad alındı. Peç ve Sikloş geri alındı. Bu seferden sonra barış yapıldı. Ve Kanuni tartışmasız Padişah-ı Cihan kabul edildi. Almanya ise Fransa ile eşit tutuldu. 11. Seferini (1548-1549) Safevilerle yaptı. Tebriz ele geçirildi. Bu sıralarda Şehzade Mustafa olayı yaşandı. Mustafa, I. Süleyman’ın Mahidevran Sultan’dan olan ilk çocuğudur. Şehzade Mustafa yetişkinliğe ulaşınca Osmanlı geleneğine uyarak Amasya’ya vali olarak gönderildi. Yine gelenek olduğu üzere annesi Mahidevran Sultan da oğluyla birlikte Amasya ‘ya gitti. Şehzade Mustafa’nın I. Süleyman’ın en büyük oğlu olması ve sevilen bir şehzade olması nedeniyle babasından sonra tahta çıkması bekleniyordu. Ancak Mustafa, babasına bir süre sonra ayaklandı. Bir süre sonra büyük bir tehlike haline gelirken 1553 yılında Ereğli ovasında boğduruldu. Bazı yazarlar Mustafa’yı, bazıları I. Süleyman’ı bir kısmı ise Hürrem Sultan ve Damat Rüstem Paşa’yı eleştirir. Bir süre sonra ise Şehzade Bayezit ayaklandı. İran’a gitti. Şah ise barışı bozmamak için şehzadeyi katletti. Bu olayda ise yazarlar Şehzadeyi haksız bulurken, bazı yazarlar II. Selim’i bazı yazarlar ise Safevi Devleti’ni tahtta şehzade bırakmamak amacıyla komplo kurduğunu belirtir.

Mısır Kaptanı Piri Reis 1552’de Umman ve Basra üzerine 30 gemiyle çıktığı seferde, Hürmüz Kalesi’ni kuşatmıştı. Portekizlilerden aldığı haraç karşılığı kuşatmayı kaldırdı ve donanmasıyla Basra’ya döndü. Tamire muhtaç donanmayı orada bırakıp ganimet yüklü üç gemi ile Mısır’a döndü, gemilerden birisi yolda battı. Donanmayı Basra’da bırakması kusur sayıldığı için Mısır’da hapsedildi. Basra valisi Kubat Paşa’ya ganimetten istediği haracı vermemesi, Mısır Beylerbeyi Mehmet Paşa’nın politik hırsı yüzünden hakkında padişaha olumsuz rapor verildi ve dönemin padişahı Kanuni Sultan Süleyman’ın fermanı üzerine 1554’te boynu vurularak idam edildi. İdam edildiğinde 80 yaşının üzerinde olan Piri Reis’in terekesine devletçe el konuldu. 12. Seferini de (1553-1555) İran’a yaptı. Bu sefere Nahcivan Seferi de denir.Kanuni, Güney Azerbeycan’a gelince Şah sulh istedi, 1555 yılında yapılan Amasya Antlaşması’na göre Tebriz İran’a Bağdat ve Gürcistan’ın önemli bir bölümü Osmanlılar’a bırakıldı. Son seferini (13. seferi) ise Zigetvar Beyi Zirini üzerine yaptı. 6 Eylül 1566’da öldü. Bir gün sonra ise kale düştü. Kanuni Sultan Süleyman’dan sonra tahta II. Selim geçti.