Kategoriler
SAGLIK

Lösemi(Kan Kanseri) Nedir? Löseminin Belirtileri ve Tedavi Yolları Nelerdir?

Lösemi (Kan Kanseri) Nedir?
Lösemi Kan Kanseri ya da ilik kanseri olarak da bilinen bir hastalıktır. Kemik iliğinde kan yapımından sorumlu hücrelerin kanserleşmeleri sonucunda gelişir ve aslında tek bir hastalık değildir; çok değişik tipleri vardır. Kanserleşen ilik hücreleri sağlıklı kan üretmedikleri gibi iliği istila etmek suretiyle sağlıklı kan üretebilecek hücrelere de yer bırakmazlar.

Lösemi Belitileri Nelerdir?

İlerleyici bir seyir gösteren hastalığın belirtileri, anormal (habis) hücrelerin, kan yapıcı organlarda normal hücrelerin yapımını engellemesi sonucunda ortaya çıkar. Normal alyuvarların yapımındaki azalma ile kansızlık (anemi); normal akyuvarların yapımındaki azalma neticesinde enfeksiyona yatkınlık, mikrobik hastalıklar ve ateş; kan pıhtılaşmasında rol alan kan pulcuklarının (trombositler) yapımındaki azalma ile çeşitli kanamalar (burun kanaması, diş eti kanamaları, cilt altı kanaması gibi) meydana gelir. Ciltte sık sık çürükler meydana gelir veya kesik oluştuğunda kanama güçlükle durdurulur.

Ayrıca, hastalığın diğer bazı bulguları da habis hücrelerin bazı organları işgal etmesine ve çeşitli kimyevi maddeler salgılamasına bağlanır. Bütün bu hızlı hücre yapım ve yıkımı, kilo kaybı ve terlemeye de yol açar. Hastalarda dalak genellikle büyümüştür ve lenf düğümlerinde de şişlikler tesbit edilir. Karında şişkinlik hissi vardır.

Erken döneme ait belirtiler genelde gözden kaçmaktadır, çünkü bu dönemdeki şikayetler nezle veya diğer sık gözlenen hastalık şikayetlerine benzer.Halsizlik, kemik ve eklemlerde ağrılar, baş ağrıları, deride kızarıklıklar, saç dökülmesi gibi.

Lösemi Tanısı?

Öncelikle hastanın şikayetlerinden ve muayene bulgularından şüphelenilmesi gerekir; ve kan testleri ile tanı netleştirilebilir. Daha sonra kemik iliği biyopsisi, özel kan testleri ve genetik testler yapılabilir.

Genel olarak, kronik lösemi, akut lösemiden daha yavaş ilerler. KML hastaları tipik olarak 3-5 yıl boyunca normaldirler daha sonra AML benzeri bir tablo meydana gelir.

Şu an için lösemiden korunmanın kesin bir yöntemi bilinmemektedir. Ancak ileriki yıllarda genetik testler, lösemi gelişme riski yüksek kişileri belirlemede kullanılabilir. O döneme kadar lösemi hastalarının birinci derece akrabaları düzenli oalrak doktorlarına muayene olmalı ve kan testi yaptırmalıdırlar.

Lösemi Tedavi Yolları?

Lösemiler en kaba şekilde akut ve kronik olmak üzere 2 guruba ayrılabilirler. Akut lösemiler tedavi edilmedikleri zaman sıklıkla haftalar-aylar içinde ölümle sonuçlanırlar. Bu hastaların önemli bir bölümü Kemoterapi adı verilen ilaç tedavileriyle ya da ilik nakli (kök hücre nakli) ile iyileştirilebilirler. Kronik lösemili hastalar ise kendi seyirlerine bırakılmaları halinde sıklıkla yıllarca (hatta bazen on yıllarca) yaşayabilirler. Kronik lösemili hastaların ilaç tedavileriyle iyileştirilmeleri daha zordur. Bu hastalarda ilaç ve destek tedavileri genellikle tam iyileşme değil yalnızca yaşam kalitesinin düzelmesi ve hayat süresinin uzamasına olanak sağlayabilirler. Bazı tip kronik lösemiler kök hücre nakliyle iyileşebilirler

Kategoriler
SAGLIK

Çocuklarda Boy Uzaması Nasıl Olur? Çocukların Boyunun Uzaması İçin Neler Yapılmalıdır?

Çocuklarımız bizim en değerli varlıklarımızdır, onların her türlü sorunu bizim için çok büyük dert olur. Bazen onların sorunlarını giderip, mutlu oluruz, bazen elimizde birşey gelmez çok üzülürüz. İşte çocuklardaki boy sorunu da aynen böyle bir sorundur. Zamanında gerekli önlemleri alırsanız çocuğunuzun bu sorunu atlatmasını sağlayabilir veya geç kalıp ömür boyu boy sonu yaşamasına neden olabilirsiniz. İşte bu konuda bilmeniz gerekenler;

Türkiye’de her yıl yaklaşık 1200 çocuk, büyüme hormonu eksikliği ile doğuyor. Bu hormonun eksikliği ise çocuklarda boy kısalığının en önemli nedenlerden biri.

Sevindirici kısmı ise büyüme hormonu eksiliğinin tedavisinin artık mümkün olması.

Avrupalı kulüplerin peşinde olduğu Türkiye’nin gelecek vaadeden futbolcusu 16 yaşındaki Muhammed Demirci, büyüme hormonu tedavisi sonucu 3.5 yılda tam 32 cm uzadı ve uzamaya devam ediyor. Barcelona’da top koşturan dünyaca ünlü futbolcu Messi de büyüme hormunu tedavisiyle uzamış. Büyüme hormonu eksikliği ile ilgili merak edilenleri Çocuk Endokronoloji

Uzmanı Prof. Dr. Atilla Büyükgebiz’e sorduk.

Büyüme hormonu eksikliği hangi çocuklarda görülüyor?

Sağlıklı çocuk normal büyüyen çocuktur. Normal büyümek sağlıklı olmanın en önemli koşullarından biri. Bu nedenle bir çocuk normal büyüyemiyorsa altında bir sorun aramak gerekiyor. Normal bir çocuk ortalama 50 cm boyunda ve 3 kilo 250 gram ağırlığında doğar. 2.5 kg altında doğan çocuklara “düşük doğum ağırlıklı çocuklar” diyoruz.

Bu çocukların dörtte birinin ileride büyüme hormonu eksikliği nedeniyle kısa boylu olma riski vardır. Düşük doğum ağırlıklı çocuklar 3-4 yaşına kadar akranlarını yakalarlar. Eğer yakalayamazlarsa kısa boylu çocuk olarak hayatlarını sürdürürler ve boylarının uzaması için tedavi edilmeleri gerekir. Büyüme hormonu tedavisi pahalı bir yöntem olmasına rağmen devlet tarafından karşılanıyor. Büyüme hormonu boy kısalığının yanı sıra yağ dokusunu da parçaladığı için, bu çocuklar biraz kilolu, özellikle göbekte yağ birikimi olan çocuklardır.

Aileler çocuklarının boylarının kısa kaldığını nasıl anlar?

3 yaşından sonra bir çocuğun boyu yılda 5 cm’den az uzuyorsa, akranlarından daha kısaysa bu duruma dikkat etmek gerekiyor. Aileler çocuklarının kısa boylu olduğunu onlara aldıkları kıyafetlerden anlıyor. Pantolon, gömlek hep aynı bedende kalıyorsa anne babalar şüphelenmeye başlamalı.

Anne babanın boyu çocuğun boyu üzerinde ne kadar etkili?

Anne babanın boyu, çocuğun boyunu belirlemede sadece bir faktördür. Beslenme şartları, hormonların salgılanma durumu, ergenliğe giriş yaşı, bitişi, bunların hepsi çocuğun yetişkin boyunu hesaplamada etkilidir. Bu nedenle aileler, “Sizin boyunuz ne ki çocuğun ki uzun olsun” gibi sözleri dikkate almasınlar. Geçen 50 yıla göre boylar uzadı. Çinliler eskiden kısa boyluydu şimdiki Çinli çocuklar uzun boylu. Onun için “Annenin boyu kısa, babanın boyu kısa bu çocuk da böyle kalsın” demek doğru değil.

Beslenme ile boy uzaması arasında nasıl bir ilişki var?

Beslenme, büyümenin sağlıklı olabilmesi için en önemli faktör. Özellikle hayatın ilk 3-4 yılında depoların düzenli dolması gerekli ki yeterli büyüme sağlansın. Sağlıklı beslenme denildiğinde öncelikle bir kere sofraya aile ile oturulacak, 3 öğün yemek yenilecek ve öğün atlanmayacak. Okul ve ergenlik çağındaki çocuklar da 3-4 saatten fazla aç kalmayacak. Çünkü reaktif glisemi riski olabilir. Ve de yemekler çeşitlendirilecek. Gazlı içeceklerin kalsiyumun kemiklere oturmayı engelleyen etkisi var. Bu nedenle mümkün olduğu kadar gazlı içecekler tüketilmeyecek. Sabah akşam birer bardak süt içilecek.

Sağlıklı bir insanın boyunu uzatmak mümkün mü ?

Büyüme geriliği, boy uzatma bir hastalık. Normal bir insan “Boyumu uzat” diye bize geldiğinde bu yapılması gereken bir şey değil. Çünkü beslenme düzeni iyiyse genetik potansiyeline ulaşacaktır.

Boy kısalığı kızlarda mı erkeklerde mi daha sık görülüyor?

Her iki cinste de görülüyor. Kızlar boy kısalığında şu bakımdan daha şanssızlar: Kızlarda tedavi ergenlikten önce olursa daha başarılı oluyorlar, çünkü adet gördükten sonra başlayınca büyüme kıkırdakları kapanmaya başlar. Erkekler daha geç büyüdükleri için daha şanslı oluyorlar ve tedavi daha uzun sürebiliyor.

Tedavisi nasıl yapılıyor?

Önce hormon testleri ile hormon eksikliğini belirliyoruz. Büyüme hormonu tedavisi iğne tedavisidir. İnsülin gibi akşamları her gün tek doz koldan yapılan bir iğnedir. Ancak düzenli yapılmalıdır.

Tedaviye hangi yaşta başlamak gerekiyor?

Tedaviye her yaşta başlanabilir. Doğuştan büyüme hormonu eksikliği varsa,

bebek 6-7 aylıkken bunu saptamışsak tedaviye o zaman başlanıyor. Türkiye ve dünya genelinde ise hastalar bize çoğunlukla 10-11 yaşında geliyorlar. O zamana kadar aileler bu durumu atlasalar bile çocuklar sınıfta arkadaşlarından kısa kalınca bu durumu fark edip rahatsız oluyor.

Çocukta büyüme hormonu saptanmışsa aileler hemen tedaviye başlamalı. Boy tedavisi zamanla yarış gibidir, kemik yaşları ilerlerse tedavide başarılı olamayız. 3 yaşından itibaren 8 yıl tedavi ettiğimiz hastalar var. Çocuk akranlarına yaklaşana, büyeme kıkırdakları kapanana kadar kadar tedaviye devam ediyoruz.

Muhammed herkese örnek olmalı

Muhammed’i 3.5 yıl tedavi ettim. Tedaviye 12 yaşındayken başladık. 3.5 yıllık tedavi sonucunda boyu 32 cm uzadı ve 170 cm oldu. Büyüme kıkırdakları artık kapanmaya başladığı için tedaviyi bıraktık. Bundan sonra da 1-2 cm daha uzayabilir.

Muhammed tedaviye çok düzenli devam etti bu nedenle de iyi sonuç aldık. Spor yapmasının boyunun uzamasıyla direkt ilişkisi yok. Büyüme hormonu eksikliği olan birine “Bu çocuğa basketbol, voleybol oynatalım, boyu uzasın” dediğinizde bu olmaz. Büyüme hormonu eksikliğinin tedavisi ilaçtır. Bazı hastalar tedaviyi kendilerine göre değiştiriyor. Bu durumda sonuç almaları mümkün değil.

Kızlar kaç, erkekler kaç yaşına kadar uzar?

İnsanda en hızlı büyüme 0-1 yaş arasındadır. Çocuğun boyu 24 cm boy atar, 74 cm olur. Kilosu da 10 kilograma ulaşır. 1-2 yaş arasında 12 cm boy atar ve 2-3 kilo alır. Daha sonra bir çocuk ergenliğe kadar yılda 5-6 cm uzar. Ergenlik kızlarda 10, erkeklerde 12 yaşında başlar ve 3-4 sene sürer bu sürede de kızların boyu 20, erkeklerin ise 25-30 cm arasında uzar. Büyüme kıkırdakları kapanınca büyüme durur.

Büyüme kıkırdaklarının kapaması kızlarda adet gördükten sonra 2-3 yıl içinde tamamlanır, erkeklerde ise 17-18 yaş civarında olur. Erkek çocuklarında en hızlı büyüme 13 yaş civarında olur ve 17, 18 yaşına kadar sürer. Kızlarda boy uzaması adetten önce hızlı olur. Adetten 2-3 yıl sonra kızlarda büyüme kıkırdakları kapanır ve durur. Tedavide önemli olan kıkırdakların açık olması yani kemik yaşı dediğimiz olay, kemik yaşı geri ise başarı şansı fazladır. Yaş ilerledikçe kıkırdaklar kemikleşir.

VATAN

Kategoriler
SAGLIK

Hastalık Belirtileri ve Nedenleri

Bazen belirtilerini bilmediğimiz hastalıklara tutulur ve hasalığın varlığını dahi bilmeyiz. Bu durum o hastalığın ilerleyerek ciddi bir soruna dönüşene kadar sürer. Bu nedenle en çok yakalanılan hastalıkları uzmanportal olarak sizler için derledik:

TIRNAK MANTARI: Bulaşıcılığı olan bir hastalıktır. Sıklıkla ayak tırnaklarında görülmesi çevreden ayağa daha kolay bulaşmasına bağlıdır. Dar veya iyi oturmayan ayakkabılarda mekanik basıya bağlı ayaklardaki kan dolaşımının bozulması ile dokulardaki beslenme bozukluğu, ve iyi hava almayan çoraplar veya ayakkabıların giyilmesi ile terlemenin artması ayak tırnak mantarının başlıca zemin hazırlayıcı nedenleridir.

HASTALIĞIN BELİRTİLERİ: Tırnak altında veya çevredeki deride kızarıklık, şişlik ve ağrı belirtileri ile seyreden enfeksiyon, tırnak kalınlaştırır, alttaki tırnak yatağından ayrılır, kırılgan ve gözenekli hale gelir. Beraberinde çevredeki deri de etkilenir.

KRONİK APANDİSİT: Kronik apandisit, apandisin uzun süren ve tedavi edilmeden iyileşme olasılığı bulunmayan iltihabıdır. Ama önceden kısaca değinildiği gibi kronik apandisit tanısı çoğu zaman yanlış konur ve bu tanı konan hastaların apandislerinin ameliyat sırasında tümüyle sağlıklı olduğu görülür

HASTALIĞIN BELİRTİLERİ: Sağ kasıkta duyulan ağrılar şiddetli olmasa da, hastayı işinden alıkoyacak kadar sıkıntı verebilir. Ağrı genellikle aşırı güç harcama, ağır ya da bağırsaklara dokunabilecek bir yemek, rahatsız edici uzun bir yolculuk ya da inatçı kabızlık gibi durumlardan sonra görülür. Ağrıya bulantı, öğürme, bazen kusma, iştahsızlık, genel kırıklık ve kabızlık eşlik edebilir. Eğer iltihap yakın organlara da yayılmışsa ateş hafifçe yükselebilir.

REFLÜ: Çeşitli sebeplerden dolayı mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçmasına reflü denir. Bu durum uzun süre devam ederse, asitli olan mide içeriği yemek borusunu tahriş eder. Yemek borusu kendini mide asidinden koruyamaz hale gelir.

HASTALIĞIN BELİRTİLERİ: Mide yanması en çok şikâyet edilen rahatsızlıktır. Mide içeriğinin yukarı çıktığını hissetmek, göğüs bölgesinde yanma, ağza acı suyun gelmesi, kalp çarpıntısı, rahatsız edici mide şişkinliği, öksürme.

ROMATİZMA: Vücudumuzun hareketini sağlayan kas ve iskelet sistemimizde şişlik, ağrı, hareket sınırlamasına yol açan, iç organlarımızda çeşitli rahatsızlıklara neden olan hastalıklara romatizma denir. Romatizma tek bir hastalık değildir. 200′den fazla çeşidi vardır.

HASTALIĞIN BELİRTİLERİ: Genelde ağrı, şişlik, hareket sınırlanması, sakatlık, şekil bozukluğu, kalp sorunları, gözde oluşan bulgular, sinir sisteminde görülen değişiklikler gibi belirtiler vardır. Eklemde ise iltihapla beraber kızarıklık ve şişlik görülür. Sonuç olarak hareket kısıtlığı, eklem yapısının bozulması (kireçlenme) ortaya çıkar. Bu durum sıklıkla diz ve kalçada oluşur. Nemli ve sıcak hava hastayı rahatsız eder.

ZONA: Zona olarak da bilinen Herpes Zoster su çiçeği virüsünün yaptığı bir enfeksiyondur.

HASTALIĞIN BELİRTİLERİ: Derinin belirli bir bölgesinde yanma batma tarzında ağrı ve duyarlılık artışıdır. Bu ağrı döküntünün gelişmesinden 2-3 gün önce döküntü alanında başlar. Bu arada baş ağrısı ve ateş olabilir. Bu alanda daha sonra kızarıklık ve şeffaf su kabarcıkları gruplar halinde oluşur.

KEMİK ERİMESİ: Düşük kemik yoğunluğuna bağlı olarak kemik direncinin azalması ve kırılma riskinin artması olarak tanımlanan kemik erimesi hastalığı (Osteoporoz) günümüzün en çok görülen kemik hastalıklarından biridir.

HASTALIĞIN BELİRTİLERİ: Hastalar çoğunlukla sırt, bel ağrıları gibi şikâyetlerle doktora başvururlar. Hatta ilk kırık meydana gelinceye dek herhangi bir bulgu vermeyebilir. İlk omurga kırığından sonra yeni bir kırık olma olasılığı 5 kat artar.

KANSIZLIK (ANEMİ): Anemi olarak da adlandırılan kansızlık hastalığı, uzun yıllardır dünyada ve ülkemizde en çok karşılaşılan kan hastalığı olma özelliğini korumaktadır. Ülkemizde karşılaşılan anemi vakalarının en büyük nedeni demir eksikliğidir.

HASTALIĞIN BELİRTİLERİ: Baş dönmesi, kulak çınlaması, ağız kenarında çatlaklar, tırnakların kaşık şeklini alması, çatlaklar oluşması, dilde kızarma, çatlak ve kabarcık oluşumu, ağrılı yutma.

DEPRESYON: Kişinin sosyal işlevlerini ve günlük yaşama dair etkinliklerini rahatsız edecek, bozacak dereceye ulaşmış üzüntü durumudur.

HASTALIĞIN BELİRTİLERİ: Kendini üzüntülü, değersiz, umutsuz, çaresiz, hissetme, içinde boşluk duygusu olması, karar verme güçlüğü, konsantrasyon zorluğu, bellek bozukluğu, Daha önce zevk alınan iş ve aktiviteleden zevk alamama, işte, okulda, aile ve arkadaş arasında sorunların ortaya çıkması, diğer insanlardan uzaklaşma ve yalnız kalma isteği, enerji azlığı, yorgunluk hissi ve çabuk sinirlenme, uyku bozukluğu, yeme bozukluğu, nedeni belli olmayan baş, boyun, sırt ağrısı gibi vücudun değişik yerlerinde sürekli ağrılar hissetme.

BEHÇET HASTALIĞI: Behçet sendromu ya da Behçet hastalığı (BS), tekrarlayan oral (ağız) ve genital (cinsel organlar) ülserlerle, göz, deri, eklem, damar ve sinir sistemi tutulumuyla giden, nedeni bilinmeyen bir damar iltihabıdır. BS, 1937 yılında bir Türk doktoru olan Prof. Dr. Hulusi Behçet tarafından tanımlanmıştır.

HASTALIĞIN BELİRTİLERİ: Ağızda tekrarlayan aftlar, cinsel organ çevresinde yaralar ve yara izleri, değişik deri lezyonları vardır, ayak bileği, diz, el bileği ve dirsek eklemleri etkilenir, gözler sendromun başlangıcından sonraki ilk 3 yıl içinde tutulur, bağırsak incelemesinde ülserler görülebilir.

KURDEŞEN: Kurdeşen hastalığı, tıptaki adıyla Ürtiker, ciltte aniden başlayan alerjik bir deri hastalığıdır.

HASTALIĞIN BELİRTİLERİ: Deride pembe kızarıklıklar, ciltte 1 ile 10 cm arası döküntüler, kısa zamanda şişliğe dönen cilt kızarıklıkları.

SİNÜZİT: Burun çevresindeki sinüs adı verilen boşlukların iltihaplanmasına sinüzit adı verilir.

HASTALIĞIN BELİRTİLERİ: Burun tıkanıklığı, genize doğru sarı yeşil bir akıntı, baş ağrısı, nadir olarak ateş görülür.

BOĞMACA: Boğmaca akut ve çok bulaşıcı bir enfeksiyon hastalığıdır. En tipik özellikleri solunum yollarında nezle ve üst Üste gelen öksürük nöbetleridir.

HASTALIĞIN BELİRTİLERİ: Hapşırma, burunda tıkanıklık ve tahriş olması, iştahsızlık, kırıklık, kuru öksürük, arkasından patlayan öksürükler, nefes alma zorluğu ve moraran dudaklar.

PANİK ATAK: Aniden ortaya çıkan yoğun korku, sıkıntı ve endişe nöbetidir. Bu nöbet şiddetli olarak genellikle 10-30 dakika arası sürer ve sonra yavaş yavaş şiddeti düşer.

HASTALIĞIN BELİRTİLERİ: Nefes darlığı, ölüm korkusu, çarpıntı, kalp nabzın hissedilmesi, aniden ortaya çıkan sıkıntı, baş dönmesi, bayılacakmış gibi olma, göğüste daralma, çıldırma korkusu, kontrolün kaybedileceği korkusu, karın bölgesinde gerginlik ya da bulantı, tehlikeli bir hastalığı olduğu hissine kapılma, ellerde, ayaklarda terleme, uyuşma, karıncalanma, üşüme ya da ateş basması

MENİSKÜS YIRTIĞI: Menisküs dokusu, ani dönme hareketleri başta olmak üzere, dizdeki travmalar sonucu yırtılabilmektedir. Bu tahribat daha çok sporcularda görüldüğü için menisküs yırtığı bir sporcu hastalığı olarak görülmektedir. Ancak menisküs rahatsızlıkları sadece sporcularda değil, dizini herhangi bir şekilde zorlamış hemen hemen herkeste görülebilir.

HASTALIĞIN BELİRTİLERİ: Hastalık, kendini, yürümede zorluklar, dizde genel bir ağrı olarak göstermektedir. Ağrı ve şişlik, eklemin hareket açıklığında azalma, diz içinde sıvı birikmesi, dizde sıvı akışı hissi.

AIDS: HIV nedeniyle insanlarda bağışıklık sisteminin çökmesine neden olan bulaşıcı bir hastalık.

HASTALIĞIN BELİRTİLERİ: Fiziksel ve zihinsel aktiviteleri etkileyen, sebebi açıklanamayan aşırı bir yorgunluk, zayıflama yada diyet gibi herhangi bir aktivite söz konusu olmadan iki aydan kısa bir sürede 7-10 kilo kaybı, birkaç haftanın sonunda ateşin açıklanamayacak bir şekilde 39 derecenin üstüne çıkması, uyku sırasında kişinin üstünü sırılsıklam edecek derecede terleme, sebebi bilinmeyen bir şekilde vücuttaki salgı bezlerinin kabarması, dilin üzerinde ve ağız içinde beyaz noktalar yada lekelerin oluşması, ısrarla devam eden ishal, herhangi bir solunum enfeksiyonuyla meydana gelen ve çok uzun süren kuru öksürük, özellikle öksürükle birlikte oluşan nefes darlığı, deri üstünde ya da altında oluşan kat kat, yada yükselen bir şekilde leke ve şişliklerin meydana gelmesi. Başlangıçta çürükmüş gibi algılanabilir fakat bunlar zamanla kaybolmazlar ve genellikle etraflarındaki derilerden çok daha serttirler.

Kategoriler
Genel Kültür SAGLIK

Balıklardan Gelen Şifa:Sivas Kangal Balıklı Çermik Kaplıcası,Nerededir,Suyunun Özellikleri,Tedavi Edilebilen Hastalıklar?

Sivas Kangal Balıklı Çermik Nerededir, Özellikleri,Nasıl Gidilir ?

Balıklı kaplıca Sivas İli sınırları içerisinde; İl merkezine 90 km uzaklıktaki Kangal İlçesinin 13 km kuzey doğusunda bulunan Hamam Deresi (Topardıç Deresi) vadisinde yer alan, Balıklı Kaplıca- Yılanlı Çermik adlarıyla da anılan kaplıcadır. 

Balıklı Kaplıcanın bulunduğu vadi boyunca güneye doğru gidildikçe diğer bazı kaynaklara da rastlanmaktadır. Bunların debisi en fazla olanı; Kangal İlçesine bağlı Kalkım Köyünde bulunan Kalkım Kaplıcası’dır. Bu Kaynak suyunda da Kangal Balıklı Kaplıca da yaşayan aynı tür balıklara rastlanmaktadır. Rakımı 1425 m olan Balıklı Kaplıca da kaynaklar, kuzey-güney doğrultusunda dizilmiş olup 5 ayrı yerden kaynak almaktadır.

Kaplıca suyu aslında belirli bir kaynak noktasından çok, kum taşları arasından yaygın olarak yüzeye çıkmakta ve dere kenarı boyunca sızıntılar oluşmaktadır. 1917 yılında sazlık bir alan olan kaplıca, 1966 yılında dört adet havuz ve iki katlı 16 odalı bir motel ile hizmete açılmıştır. Günümüzde ise dört kısım otel, altı havuz, 16 adet özel banyo, lokanta, market ve çay bahçesi hizmet vermektedir.

Kangal balıklı kaplıca, ülkemizde deri hastalıklarından; Sedef Hastalığı (Psoriasis) Ve romatizmal hastalıkların tedavisinde ün yapmış bir kaplıcadır. Bu kaplıcamızın önemi; suyun kimyasal özelliklerinden ve içinde yaşayan balıklardan ileri gelmektedir. Kaplıca suyunun 35+ 0.5 olması ve kimyasal içeriği nedeniyle çeşitli hastalıkları tedavi edici yöre halkı tarafından bilinmekte olup, bu tedavi özelliğinin tüm ülke ve dünya geneline yaygınlaştırılmasına çalışılmaktadır. Diğer taraftan kaplıca suyunda yaşayan balıkların insan vücuduna saldırırcasına gelmeleri hastalıkların bu balıkların iyileştirdiği düşüncesi de oldukça yaygındır. Kaplıcanın bu yönü araştırıcıları fiziksel, kimyasal, jeolojik, biyolojik ve klinik bulgular elde etmeye yönlendirmiştir. Diğer taraftan pek çok cilt hastası ( Yurt içinden-Yurt dışından ) kaplıcaya gelmekte ve belirli sürelerle havuza girip “Balık-Su” tedavisi gördükten sonra iyileştiklerini ifade etmektedirler. Kaplıcanın 2003 tarihinde Sağlık Bakanlığı tarafından Sağlık tesisi olarak tescili yapılmıştır.

Kangal Balıklı Kaplıca; ülkemiz termal kaplıcaları içerisinde kendine özgü bir yeri vardır. Tedavi özelliği itibari ile dünyada bir benzerin bulmanın mümkün olmadığı kaplıca, ilmi ve tıbbi bir mucizeyi “Sedef Hastalığını tedavi ederek” sergilemektedir.

36-37 derece sıcaklıktaki kaplıca suyunda bulunan balıkların mucizevi bir şekilde tedavi yöntemi uygulaması bu kaplıcanın ününü ve özelliğini daha da artırmaktadır. Çünkü modern tıp da şimdiye kadar fayda görmeyen dünyanın her yerindeki cilt hastalıkları için Kangal balıklı kaplıcası en son ümit kaynağı olmaktadır.

Tahriş olmuş durumdaki veya herhangi bir enfeksiyondan oluşmuş cilt dokusundaki yaraları; egzama, cerahatli sivilceler ve hatta tıpta tedavisinin imkansız olduğu bilinen “Sedef” hastalığı gibi cilt hastalıkları 2-10 cm. büyüklüğündeki Cyprinide (Sazangiller) familyasından Cyprinion Macrostamus (Beni Balığı) ve Garra rufa (Yağlı Balık) türündeki balıklar tarafından iyileştirilmekte ve izleri kaybolmaktadır.  

Kaplıcada ilk kez yıkananlar ellerinde olmayarak tarifi mümkün olmayan bir ürperti yaşarlar. Çünkü suya girer girmez, ince, kahverengi, gri, bej rengindeki sazan ve kaya balığı türü balıkların hastanın etrafında dolaşmaya ve ciltte hastalık belirtisi olan yerleri temizlemeye başladıklarını görürler. Hastaların balıklara alışmaları 2-3 gün sürer. Dişleri olmayan bu balıklar, 36-37 derece sıcaklıktaki suyun yumuşatmış olduğu kabarık yara kabuklarını yavaş ağız (dudak) hareketleriyle acıtmadan ve kanatmadan kopararak cilt pürüzsüz hale gelinceye kadar temizler.

Tedaviden olumlu sonuç alınması için üç hafta (21 gün) süresince günde 2 seans şeklinde 4 er saat havuza girmek ve toplam 8 saat suda kalınması gerekmektedir. Ayrıca, sabahları aç karına birkaç bardak şifalı sudan içmeyi ihmal etmemek gerekir. Diğer taraftan yerden kaynayan su içindeki kabarcıkla ve balıkların vücut üzerinde yaptığı darbelerle vücutta bir gevşeme ve dinlenme görülmektedir. Tedavi tamamen yan etkisiz olup, kesinlikle herhangi bir ilaç kullanılmamaktadır.

Vücut ısısına eşdeğer olan 36-37 derece deki kaplıca suyu şifa özelliğinin yanı sıra berrak, kokusuz aktığı yerde hiç bir çökelti bırakmamaktadır. Kaplıca suyunda kalsiyum, magnezyum, selenyum ve bikarbonat gibi iyonlar çok miktarda bulunmakta olup, banyo için elverişli. Romatizmal hastalıklara, sinir hastalıklarına, kırık, çıkık, ezik ve bazı durumlarda kireçlenmeye, sabahları aç karnına şifalı su içmek (günde en az 1.5lt) ve banyo yapmak kaydıyla başta ülser olmak üzere böbrek hastalıklarına kesin tedavi sağlamaktadır.

Kaplıca kırsal bir alanda olup, yeşil bir vadi içerisindedir. Bayanlar ve erkekler için ayrı ayrı girilebilen iki adet üstü açık, iki adet üstü kapalı havuz ile iki adet yüzme havuzu ve soyunma yerleri mevcuttur. Havuzlar günde 1500 kişiye kadar hizmet verebilme kapasitesindedir

 

TEDAVİ EDİLEBİLEN HASTALIKLAR

Psöriasis (Sedef Hastalığı)
Hiperkeratozla seyreden dermatolojik rahatsızlıklar.
Kronik egzematöz lezyonların rezidüel ürtikerlerin ve nörodermtlerin tamamlayıcı tedavisinde,Romatizmal Hastalıklar
Inflamatuar Romatizmal Hastalıklar (Romatoid Artrit, Ankilozan Spondilit,Psoriatik Artrit,Kollajen doku hastalıkları vb.)
Dejeneratif Eklem Hastalıkları (Kireçlenmeler)
Romatizmal Kas ve Yumuşak doku Hastalıkları (Fibromiyalji, Periartrit, Tendinit,Bursit,Epikondilit vb.)
Bel-Boyun ve AğrılarıMoral Motivasyon ve Kondisyon Artırma Egzersiz Programları

Kategoriler
Genel Kültür SAGLIK

Kansızlık(Anemi) Nedir,Kansızlık Belirtileri Nelerdir,Neden Anemi Olunur,Tedavisi

Kanda kırmızı kan hücreleri (alyuvarlar) bulunur. Bu kan hücrelerinin yapısında oksijenin taşınmasını ve bu hücrelerin kırmızı olmasını sağlayan hemoglobin bulunur. Nefes alırken akciğerdeki oksijen, bu hemoglobinin yapısına bağlanarak taşınır. Bu hemoglobinin kanda bulunması gereken miktarın altında olması sonucu kansızlık (anemi) ortaya çıkar.

Bu olması gereken minimum değerler erkekte 13 g/dl, kadında ise 12 g/dl dir. Bunlar dünya sağlık örgütünün belirlediği değerlerdir. 6 yaşa kadarki çocuklarda 11 g/dl, 6-15 yaş arasında ise 12 g/dl’nin altında olması kansızlığın göstergesidir.

Dünyada kadınlarda görülme sıklığı yüzde 30-40, erkeklerde yaklaşık yüzde 20′ dir. Bu kansızlıklar arasında en çok görülen demir eksikliği anemisidir. Anemi hastalarının yaklaşık yüzde 90′ında görülür.

 

DEMİR EKSİKLİĞİ ANEMİSİ

En sık görülen beslenme yetersizliği vücuda yetersiz demir alımıdır. Demir kandaki hemoglobine bağlanır ve oksijenin taşınmasına yardımcıdır. Genelde bebeklik döneminde ortaya çıkan bir durumdur. Dünyada en çok karşılaşılan kansızlık çeşididir. Çocukluk ve ergenlik döneminde de sık karşılaşılan bir rahatsızlıktır.

 

NEDEN DEMİR EKSİKLİĞİ ANEMİSİ OLURUZ?

Demir alımında eksiklik: Hamilelikte ve emzirme döneminde demir daha fazla gerekir. Yeni doğan çocukların ek demir alımına ihtiyacı vardır. Bu dönemde büyüme fazla olduğundan anne sütü ya da inek sütü bebeğin ihtiyacını karşılayamamaktadır. Anne sütünün yanında demir ihtiyacını karşılayacak besinler ya da demir ilaçları verilebilir. Ergenlik döneminde de bu ihtiyaç artmaktadır. Ekonomik düzeyi yeterli olmayan ailelerde, beslenme yetersizliği sonucu bu durum ortaya çıkabilir. Uygulanan yanlış rejim, et yememek, hazır gıdalarla beslenmek demir eksikliği anemisi nedenlerindendir.

Demir emiliminde yetersizlik: Bazı hastalıklar sonucu demirin bağırsaklardan vücuda emilmesi yetersiz olabilir. Kronikleşmiş bağırsak hastalıkları, mide ameliyatları, sindirim bozuklukları sonucu demir alımı yavaşlar.

Kanamalar: Bağırsak hastalıkları ya da geçirilen hastalıklar sonucu kanama olabilir. Ayrıca adet döneminde fazla miktarda kan kaybedilir. Diyetle demir alımı yetersiz kalır. Ek demir beslenmesine ihtiyaç vardır. Yoksa bu kan kaybı sonucu kansızlık ortaya çıkar. Sindirim sistemi sorunlarında, ülseri veya kronik gastriti olanlarda kanama sonucu demir eksikliği anemisi oluşabilir.

Bunlar dışında nadir de olsa kansızlığa neden olabilecek durumlar vardır. Alyuvarların idrarla atılması, sürekli aspirin kullanmak, parazitler, kurşun zehirlenmeleri gibi.

 

KANSIZLIK (ANEMİ) BULGULARI NELERDİR?

Demir eksikliğinde vakaların çoğunda bir belirti görülmez. Yapılan kan tahlilleri sonucu teşhis konabilir. Eğer hastalık ilerlemiş ve şiddetli ise halsizlik, solukluk, yorgunluk, iştahsızlık, kabızlık gibi durumlar oluşur. Fiziksel bir aktivite sırasında çarpıntı, nefes almada güçlük, çabuk yorulma hastalığın şiddetine göre ortaya çıkar. Hastalar pika toprak ya da kil gibi yiyecek olmayan maddeleri yemek ister.

Bunlar dışında şu belirtiler olabilir:

  • baş dönmesi, kulak çınlaması,
  • ağız kenarında çatlaklar,
  • tırnakların kaşık şeklini alması, çatlaklar oluşması,
  • dilde kızarma, çatlak ve kabarcık oluşumu,
  • yutarken zorlanma, ağrılı yutma,

Demir eksikliği olan çocukların yürümesi, oturması, konuşması gecikir. Bu çocuklarda davranış bozukluğu ortaya çıkar ve öğrenme güçleşir. Bağışıklık sistemi zayıflar ve hastalığa yakalanma ihtimali artar.

 

KANSIZLIK (ANEMİ) TANISI

Yapılan fizik muayene, hastanın doktora anlattıkları ve kan tahlilleri sonucu tanı konur. Alyuvarlar mikroskobik olarak incelenir. Kan hemoglobini, serum ferritin düzeyi, demir bağlama kapasitesine bakılır. Zor değildir fakat bazı hastalıklarla (örneğin akdeniz anemisi) karıştırılabilir. Bu yüzden dikkat edilmelidir.

 

KANSIZLIK (ANEMİ) TEDAVİSİ

Demir eksikliği tedavisinde uygulanan yöntem ağızdan demir ilacı verilmesidir. 2 ay sonra hasta normale döner ancak demir depolarının doldurulması için uzun bir süre daha demir tedavisi uygulanır. Bu tedavi bir yıla kadar çıkabilir. Bebeklerde şurup ya da damla yoluyla ilaç verilir. Dışkı koyulaşır. Dişler de siyahlaşma olabilir ama geçicidir. İlaç alımı aç karnına ya da öğün arasında olmalıdır. Çünkü böylece demir daha iyi emilir. Ayrıca C vitaminiyle beraber ilacın verilmesi emilimini arttırır. Süt ve süt ürünleriyle beraber alınması sakıncalıdır. Demirin emilimini azaltır.

Barsaklarında emilim bozukluğu olanlar ya da hap kullanmak istemeyenler için kalçadan iğneyle demir enjekte edilir. Yan etkileri fazladır ve doktor tavsiyesine göre uygulanmalıdır. Bu yan etkiler: Bulantı, kusma, ishal gibi sorunlardır. Kalçadan yapıldığında alerji, ağrı, yanma gibi durumlar ortaya çıkabilir.

 

DEMİR HANGİ BESİNLERDE BULUNUR?

Demir ette ve bitkilerde bulunur. Karaciğer, kırmızı et, dalak, yumurtanın sarısı, yeşil sebze, fındık, fıstık, kuru üzüm, pekmez, kuru baklagiller demir bakımından zengindir. Ayrıca ette bulunan demir daha kolay emilir. Bu yüzden etle beslenmek demir ihtiyacı bakımından önemlidir. Un ve ekmek demirden zenginleştirilebilir.

 

BEBEKLERİ DEMİR EKSİKLİĞİNDEN KORUMAK İÇİN NELER YAPILMALIDIR?

  • Bebeklerinizi demirden zengin gıdalarla besleyin,
  • İlk 6 ay anne sütüyle besleyin. Erken doğum yaptıysanız 2. aydan sonra ek demir takviyesi yapabilirsiniz. Normal doğum yapanlar ise 4. aydan itibaren demir takviyesi yapabilirler,
  • Günde yarım litreden fazla süt, demirin emilimini azaltır. Beslenmeyi buna göre belirleyin,
  • C vitamini demir emilimini arttırdığından bebeğinize meyve suyu içirin.

Alıntıdır.