Kategoriler
TARİH

Çanakkale Savaşı’nın Tarihi, Nedenleri ve Sonuçları

20. yüzyılın başında Avrupa devletleri sömürgeleşme ve silahlanma yarışına girmişlerdi. Sanayileşmede büyük ilerleme kaydeden Avrupa devletleri ürettikleri ürünlere pazar bulabilmek ve hammadde sağlayabilmek için yeni sömürge arayışındaydılar. Osmanlı İmparatorluğu ise henüz iki büyük savaştan çıkmış, Trablusgarp ve Balkan savaşlarını kaybetmiş, ordusu ve maliyesi kötü bir vaziyet almıştı.

İktidarda olan İttihat ve Terakki Partisi kaybedilen toprakları yeniden almak ve çıkacak muhtemel bir Dünya harbinde kazanan tarafta olmak için arayışlar içindeydi. Avusturya arşidükü ve eşinin bir Sırp milliyetçisi tarafından öldürülmesi fitili ateşleyen olay olmuştur. Kısa süre içerisinde Avrupa devletleri birbirlerine savaş ilan ederek Dünya Savaşı’nı başlatmışlardır.

Akdeniz’de İngiliz donanmasından kaçan iki Alman savaş gemisi Çanakkale Boğazı’nı geçerek Osmanlı’ya sığınmışlardır. Gemilerin kendilerine teslim edilmesini isteyen İngilizlere cevap olarak gemilerin Osmanlı tarafından satın alındığı bildirilmiştir. Türk sancağı çekilen gemilerin Karadeniz’e açılıp Rus limanlarını bombalaması sonucu Osmanlı Devleti kendisini 1.Dünya Savaşı’nın içinde bulmuştur. Osmanlı bu savaşta birçok cephede mücadele etmek zorunda kalmıştır.

Çanakkale Cephesi ’de bunlardan bir tanesidir. 1915 yılında Osmanlı Devleti’nin başkentini işgal edip direk savaş dışı kalmasını sağlamak ve savaşı erkenden bitirmek amacıyla Çanakkale’ye önce donanmaları daha sonra da asker çıkartmalarıyla açılan cephede büyük mücadele olmuştur. İtilaf devletleri donanması o zamana kadar eşi benzeri görülmemiş bir şekilde Çanakkale’yi bombardıman altına almışlardı. Osmanlı topçu bataryalarından yapılan zayıf ama isabetli atışlar sonucu birçok itilaf devleti gemisi batırılmış ya da ağır hasar verilmiştir.

Çanakkale’yi deniz yoluyla geçemeyeceklerini anlayan İtilaf Devletleri karaya asker çıkartarak savaşı kazanmaya çalışmışlardır. Ancak karşılaştıkları savunma anlayışı tarihe altın harflerle “Çanakkale Geçilmez” yazdıracaktı. Anafartalar’da, Conkbayırı’nda, Seddülbahir’de gösterilen kahramanlık örneği İtilaf devletlerinin dahi takdirini kazanmıştır. Yaklaşık bir sene süren Çanakkale Savaşı bir sabah itilaf devletlerinin askerlerinin siperlerini boşaltıp gemilere binip çekip gitmeleriyle sona ermiştir.

Savaş Dünya tarihinin gördüğü en kanlı savaşlardan biri olmuştur. Osmanlı Devleti’nin 250 bin şehit verdiği bu savaşta, itilaf devletlerinin kaybı da yaklaşık 247 bin olmuştur. Dişe diş kora kor geçen siper mücadeleleri şarkılara, türkülere konu olmuştur. Savaş da Osmanlı’ya karşı savaştırılmak üzere Avustralya ve Yeni Zelanda’dan getirilen kısaca Anzak askerleri denilen birçok asker hayatını kaybetmiştir. Onların anısına bugün çıkartma yapılan koylardan birine Anzak Koyu ismi verilmiştir. Her yıl düzenli olarak yapılan Çanakkale Zaferi kutlamalarına binlerce km uzaktan gelen Anzak askerlerinin torunları da katılmaktadır.

Kategoriler
TARİH

Gümrü Antlaşması Ne Zaman Kiminle İmzalandı? Önemi ve Maddeleri Nelerdir?

23 Nisan 1920’de açılan ve Kurtuluş Savaşı’nı vererek Türkiye Cumhuriyeti’nin temelini atan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin imzaladığı ilk antlaşma Gümrü Antlaşması’dır. Gümrü Antlaşması, birçok yönden tarihimiz için çok önemlidir. Bizde bu yazımızda tarihimizi bilmek adına, kısaca bu antlaşmanın önemine ve alınan kararlara yer vermek istedik;

Gümrü Antlaşması, Kurtuluş Savaşı sırasında Türkiye Büyük Millet Meclisi ile Ermenistan Demokratik Cumhuriyeti arasında 3 Aralık 1920’de imzalanan antlaşmadır. Ayrıca TBMM’nin uluslararası alanda imzaladığı ilk antlaşmadır.

30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi’nden sonra Osmanlı Devleti, Brest Litovsk Barış Antlaşması hükümlerine rağmen Kafkasya Cephesindeki birliklerini geri çekmek zorunda kalmıştı. Yeni kurulan Bolşevik rejiminden yardım alan Ermeniler 1919’da Doğu Anadolu’da bazı bölgeleri işgal etmişti. Sovyet Rusya’nın genel siyasetini dikkate alan Türkiye Büyük Millet Meclisi, Bekir Sami Bey Başkanlığında Moskova’ya bir heyet göndermişti.

Bu heyet, Sovyetler ile Ankara Hükümeti arasında yapılacak antlaşmaya esas olacak ve Brest Litovsk Barış Antlaşması’na dayanan bazı hususları tespit etmiş ve böylece 20 Ağustos 1920’lerde iki hükümet arasında olumlu görüşmeler başlamıştı. Ancak, Sovyet Dışişleri Komiseri Çiçerin’in Kafkasya’da Türkiye’ye ait bazı bölgelerin Ermenistan’a verilmesini istemesi üzerine antlaşmanın imzalanmasından vazgeçilmişti.

Bunun üzerine Eylül-1920’de taarruza geçen Doğu Cephesi komutanı Kazım Karabekir komutasındaki 15. kolordu, Misak-ı Milli sınırları içinde olan Sarıkamış, Kars, Ardahan, Artvin, Batum ve Iğdır’ı alıp, Gümrü’yü de işgal edilince, barış görüşmeleri 22 Kasım 1920’de Gümrü’de başladı. Ermenistan Taşnak Hükümeti ile Türkiye arasında imzalanması planlanan Gümrü Anlaşması ile doğudaki harekat sona erdi. Kars sancağının bütünü, anlaşma öncesi Ermenistan’ın elinde bulunan Kulp (Tuzluca) kazası Türkiye topraklarına katıldı.

Antlaşmanın 10. maddesiyle Ermenistan, Doğu Anadolu’da bir miktar toprağın Ermenilere verilmesini öngören Sevr Antlaşması’nı yok sayacağını kabul etti. Türkiye sınırları içinde Ermenilerin çoğunlukta bulunduğu hiçbir bölge olmadığı kabul edildi. Erzurum-Bakü demiryolu açıldı. Türkiye-Sovyetler arasında doğrudan bağlantı bu yolla sağlanarak Türkiye’nin bu devletten yardım alması kolaylaştı.

Türk kuvvetleri doğudan emin bir şekilde güney ve batıda savaşma olanağı buldular. Antlaşmanın imzalanmasından bir gün sonra Ermenistan, Bolşevik Kızıl Ordu’nun denetimine girince burada bir Sovyet Hükümeti kurulduğu için Gümrü Antlaşması onaylanamadı.

Bunun yerine Moskova Antlaşması ve Kars Antlaşması imzalanarak yürürlüğe girdi.

Maddeleri

Türk-Ermeni sınırı Aras Nehri-Çıldır Gölü hattına kadar uzanacaktır.

Ermenistan,Sevr Antlaşması’nı tanımayacaktır. Ermenistan,Türkiye’ye karşı hiçbir düşmanca harekette bulunmayacaktır.

Kars ve Çevresi TBMM Hükümeti’ne verilecektir. Göç edenlerin geri dönmesine olanak tanınacak

Önemi

Antlaşma, TBMM’nin uluslar arası alandaki ilk askeri ve siyasi başarısı olup,imzaladığı ilk antlaşmadır. TBMM’yi ve Misak-ı Milli’yi tanıyan ilk yabancı devlet Ermenistan olmuştur Doğu Cephesi büyük ölçüde kapanmıştır

Kategoriler
Genel Kültür TARİH

Montrö Boğazlar Sözleşmesi Antlaşması Ne Zaman, Kiminle Yapıldı? Özellikleri ve Maddeleri Nelerdir?

Birinci Dünya Savaş’ından sonra hızla çökme sürecine giren Osmanlı İmparatorluğu’ndan 1923 yılında genç Türkiye Cumhuriyeti doğdu. Cumhuriyet kurulduğunda sayısız problemlerle uğraşmak zorunda kaldı. Halk fakir, devlet okulsuz, yolsuz, fabrikasızdı. Devletimizin milli hakları üzerinde de diğer güçlü devletlerin tahakkümları bulunuyordu. Örneğin bunlardan biriside devletimize ait olduğu halde, yabancıların kontrolünde bulunan boğazlarımızdı. Boğazlar uluslararası bir komisyon karafından kontrol ediliyor, bizim hiç bir şekilde müdahele şansımız olmuyordu. Bu sorunu hiçbir zaman unutmayan Genç Cumhuriyet, sorunu çözmek için uygun bir zamanın gelmesini bekledi ve bu zamanda sonunda geldi. 1930’ların sonlarına doğru dünya hızla 2. Dünya Savaşı’na doğru giderken, boğazların güvenliği her zamankinden daha fazla önem kazanmaya başladı.  Bu konuyu gündeme getirip, boğazlar sorununu halletmek isteyen Türkiye Cumhuriyeti, sonunda istediğini alıp, Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni imzalamıştır.

Türkiye, Lozan Antlaşması’yla (1923)  birlikte imzalanan Boğazlar Sözleşmesinin getirdiği kısıtlamalardan dolayı daima kaygı içinde bulunmuştur. Sözleşmenin imzalandığı tarihlerde güncelliğini koruyan silahsızlanma ümitlerine güvenen Türkiye’nin, silahlanma yarışının tekrar başlamasıyla duyduğu huzursuzluk giderek artmıştır.

Türkiye, duyduğu bu huzursuzluğu ve boğazların statüsünde değişiklik yapılması yolundaki teklifini konu ile ilgili imzacı devletlere duyurduğunda, farklı kutuplarda yer almaya başlayan bu devletlerin hemen hepsinden ortak bir anlayış görmüştür. İngiliz Dışişleri Bakanlığının 23 Temmuz 1936 tarihli bir muhtırasında konu hakkında şu görüşlere yer verilmiştir: “Türkiye’nin Boğazlar Sözleşmesi’nin değiştirilmesi ile ilgili isteği haklı kabul edilmektedir.”

Boğazların statüsü ve gemilerin geçiş rejimi ile her zaman yakından ilgilenen İngiltere’nin Türkiye’yi desteklemesine paralel olarak Balkan Antantı Daimi Konseyi’nin 4 Mayıs 1936’da Belgrat’ta yaptığı toplantıda, Türkiye’nin teklifini destekleme kararı alınmıştır. Türkiye’nin girişimi Lozan Boğazlar Sözleşmesi’nin diğer akitleri tarafından da kabul edilince, boğazların rejimini değiştirecek olan konferans, 22 Haziran 1936’da İsviçre’nin Montreux kentinde toplanmıştır.

İki ay süren toplantılardan sonra, 20 Temmuz 1936’da imzalanan yeni Boğazlar Sözleşmesi ile Türkiye’nin kısıtlanmış hakları iade edilmiş ve boğazlar bölgesinin egemenliği Türkiye’ye geçmiştir. Türkiye daha önce Sovyet Rusya ile yaptığı anlaşma uyarınca (saldırmazlık antlaşması) Sovyet Rusya’nın da desteği ile bu sözleşme yapılmıştır.

Tamamı yirmi dokuz madde, üç ek protokolden meydana gelen sözleşmeye göre:

Boğazlardan serbest geçiş esası kabul ediliyordu. Ancak ticaret ve savaş gemilerinin Boğazlardan geçişi, barış ve savaş hâline göre, ayrı statüye bağlanıyordu. Savaş durumu da Türkiye’nin girdiği, girmediği ve savaş tehlikesi olma durumlarında uygulanacak esaslara ayrılıyordu.

Boğazların askerî kontrolü ve savunma tedbirleri tamâmen Türkiye’ye aitti.

Boğazlardan geçişi denetleyen Milletlerarası Boğazlar Komisyonu kaldırıldı.

Bu ana maddelerle Türkiye’nin boğazlar üzerindeki genel hâkimiyeti sağlandı. Diğer maddelerin bazıları ise;

Barış zamanında:

Karadeniz’de kıyısı olmayan devletlerin ticaret gemileri serbestçe geçerler. Savaş gemileri 8-15 gün önceden haber verilmek ve bir arada dokuz gemiyi ve belli tonajı aşmamak üzere geçebilir. Denizaltılar, uçak gemileri ve 10.000 tondan büyük savaş gemileri hiç geçemez. Sözleşmeye uygun şekilde geçen savaş gemileri Karadeniz’de yirmi bir günden fazla kalamaz.

Karadeniz’de kıyısı bulunan devletlerin ticâret gemileri serbestçe geçerler. Savaş gemileri geçmeden sekiz gün önce Türkiye’ye haber verecekler, bir arada geçen gemilerin tonajı 15.000’den fazla olmayacaktır. Karadeniz’de kalışları için belli bir süre yoktur.

Savaş zamanında:

Türkiye savaşan ülke ise ya da kendisini yakın bir savaş tehdidinde görüyorsa; ticari gemilerin geçişini engelleyemese de, geçişlere bazı kısıtlamalar getirebilmek hakkına sahiptir.

Türkiye tarafsızsa; ticaret gemileri serbestçe geçmesine rağmen savaşan tarafların savaş gemileri geçemez.

Savaş tehlikesinin çok olduğu zamanlarda ticaret gemileri barış zamanı kurallarına göre sadece gündüzleri geçebilecektir.

sözleşmenin süresi yirmi yıl olacaktı. Bu sürenin bitiminden iki yıl önce taraflardan hiçbiri sözleşmenin feshini istemezse, böyle bir istekten iki yıl sonraya kadar yürürlükte kalacaktı.