Kategoriler
BİYOGRAFİ

Seyyid Kutub Kimdir, Kısaca Hayatı, Yaptıkları ve Eserleri

Sevgili uzmanportal.com takipçileri bu yazımızda 20. yüzyılın en büyük ve en önemli düşünürlerinden biri olan, fikirleriyle çevresine ve tüm dünyaya ışık saçan, inancı uğruna türlü eziyetlere göğüs geren, hatta bu uğurda canını veren Seyyid Kutub’un hayatından ve önemli eserlerinden bahsedeceğiz.

 

Hayatı ve Müslüman Kardeşlerle Tanışması

1906 yılında Mısır’ın Asyut kasabasısında, dindar bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Orta ve lise tahsilini el-Ezher de bitirdi. Kahire Üniversitesi’nin Darul Ulum fakültesine girdi. 1933 yılında mezun oldugu fakülteye aynı yıl öğretim görevlisi olarak tayin oldu. 1939 ve sonrasında İslami düşünceye yöneldi. 1946′da yayımladığı Konum Dersleri isimli makalesini yayımladı. Çoğuna göre bu makalesi onun İslami düşünceye girişini temsil eder. Makalesinde toplumun ıslahının ve Müslümanların bu yönde çalışmasının Kur’an’ın emri olduğunu savunuyor, Mısır’ın o dönemki toplumsal yapısını ve geçirmekte olduğu dejenerasyonu eleştiriyordu.

 

1949 yılında ABD’ye gitmiştir. Bu dönem boyunca Amerikan yaşam tarzını ve toplumunu, tanık olduğu ırkçılığı eleştirmiş ve Amerikan medeniyetini primitif olarak görmüş ve reddetmiştir. Ayrıca, 1949 yılında, o yurtdışındayken, İslam’da Sosyal Adalet isimli eseri yayımlanmıştır. Bu eserinde gerçek sosyal adaletin İslam’da olduğunu öne sürmüştür. Ayrıca yine ABD’deki yıllarında, daha önce kaleme almış olduğu edebi makale ve eserleri eleştiriyor, o dönemlerde sahip olduğu daha seküler olarak tanımlanabilecek edebiyat anlayışından ziyade edebiyatın da kaynak olarak en başta İslam’ı alması gerektiğini savunuyordu.

 

Kitaplarında, genellikle geleneksel İslam’a karşı, sahih bir çizgiyi savundu. Tasavvufta var olan hurafeleri eleştirdi. Mısır’a döndüğünde, kamu hizmetinden ayrılıp Müslüman Kardeşler teşkilatına katılmıştır. Teşkilatın gazete ve dergilerinden devamlı olarak düşüncelerini aktarmaya çalışırken, teşkilatın genel düşüncesiyle kendi fikirleri arasındaki bazı farklılıklar ortaya çıksa da, Müslüman Kardeşler ile olan ilşkisi devam etti.

 

Hapishane Dönemi

1954 yılında Cemal Abdül Nasır’a düzenlenen suikast sonrasında diğer Müslüman Kardeşler gibi göz altına alındı ve ardından hapishaneye atıldı. Hapishane cellatları tarafından ağır işkencelere maruz kalması sonucunda mide ve bağırsak kanamasına maruz kaldı. Buna rağmen cellatlar eğitilmiş köpeklerle onu kovalıyor, hastalık ve yorgunluktan dolayı bir an bile koşamadığı zaman köpekler vücudunu parçalıyordu. Mahkemesini izlemek amacıyla Mısır’a gelen insan hakları temsilcisinin Seyyid Kutub’un vücudundaki işkence izlerini görmemesi için mahkemesi ertelendi. İnsan hakları temsilcisinin Mısır’dan ayrılmasından iki hafta sonra Kutub, mahkemeye çıkarılarak 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Hapiste on yıl kaldıktan sonra sıhhi sebeplerden dolayı serbest bırakıldı. Ama kendi evinde zorunlu ikamete tabi tutuldu.

 

1965′te “Yoldaki İşaretler” adlı eserinden dolayı tekrar tutuklanan Kutub, bu kez üç – dört hastalığa birden yakalanmış, yaşı da 60′a dayanmıştı. Cellatlar tam dört gün boyunca onu bağladılar, yiyecek ve içecekten de mahrum bıraktılar. Su istediğinde cellatlar suyu getiriyor ancak ona vermiyor, daha fazla eziyet çektirmek için getirilen suyu gözleri önünde yere döküyorlardı. (1) Yapılan bunca işkenceye rağmen onu davasından vazgeçiremeyince bu kez psikolojik işkence yapmaya başladılar. 25 yaşındaki mühendis yeğeni Rıfat Bekr eş-Şafii’yi getirerek gözleri önünde ona akıl almaz işkenceler yaptılar. İşkencelere dayanamayan Rıfat dayısının gözleri önünde şehit oldu. (2) Bu yolla da Kutub’u vazgeçiremeyince bu kez Azmi adındaki diğer yeğenini getirerek abisi Rıfat gibi şiddetli işkencelere tabi tuttular. Az daha o da abisi gibi şehit olacaktı. Cellatlar bununla da yetinmeyerek Şehit Rıfat’ın annesi Nefise Kutub ile Seyyid Kutub’un diğer kız kardeşi Emine Kutub’a da dehşet verici işkenceler yaptılar. Oğlu Rıfat şehit edildikten sonra Nefise hanım serbest bırakıldı. Kız kardeşi Emine Kutub’un tutukluluk hali ise devam etti. Daha sonra sözde mahkemeye çıkarılan Emine Kutub 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı ve bir bölümü askeri hapishanede diğer bölümü de Kanatir cezaevinde olmak üzere toplam altı yıl dört ay hapis yattıktan sonra serbest bırakıldı.

 

 

Onu Ölümsüzleştiren Söz “Zalimlerden Özür Dilemem”

Caniler burada zikrettiğimiz ve zikredemediğimiz onca işkenceye rağmen Seyyid Kutub’u davasından vazgeçiremeyince diğer kız kardeşi Hamide Kutub vasıtasıyla kendisiyle pazarlık yapmaya başladılar. Caniler Hamide Kutub vasıtasıyla kendisine şu teklifte bulundular: “Şimdiye kadarki söz ve hareketlerinde yanıldığını beyan ederek Cumhurbaşkanı Cemal Abdünnasır’dan özür dilediğin takdirde, idam hükmünü bozacak ve seni serbest bırakacaktır.” Hamide Kutub, ağabeyinin affedilmesini ve yaşamasını çok istiyordu. Bu yüzden de teklifi kendisine iletti. Üstad Kutub’un cevabı gayet açık ve tavizsizdi: “Eğer idamı hak etmiş olarak hakkın emri ile ipe çekiliyorsam buna itiraz etmek haksızlıktır. Eğer bâtılın zulmüne kurban gidiyorsam, bâtıldan merhamet dileyecek kadar alçalamam!..”

 

Bu sözleri onu ebedileştiren, tüm İslam aleminde örnek ve önder bir mücahit olarak tanınmasına vesile olan sözler olmuştur. Onun dünyevi bedeni idam yoluyla öldürülüp toprağa gömüldü, ama gösterdiği kararlılık fikirlerini kendisine yönelen inanç sahiplerinin önünü açan bir meşale kıldı.

 

Seyyid Kutub, eş-Şeyh Abdülfettah İsmail ve Muhammed Yusuf Havvaş’la birlikte idama mahkum edilmişti. İdam kararı 29 Ağustos 1966′da infaz edildi.

 

Türkçeye Çevrilen Eserleri

  • Fi-Zilalil Kuran (tefsir)(10 Cild),
  • Yoldaki İşaretler,
  • İslamda Sosyal Adalet,
  • Din Budur,
  • İslam Düşüncesi İlkeleri-Esasları(3 cild),
  • İstikbal İslamındır,
  • Kadın ve Aile.
  • İSLAM VE EMPERYALİZM – ŞELALE YAYINLARI – 1991
  • İslam-Kapitalizm Çatışması.
Kategoriler
BİYOGRAFİ

Yalçın Küçük Kimdir? Kısaca Hayatı ve Kitapları

Kimilerine göre Ergenekon terör örgütünün en kilit adamlarından birisi, kimilerine göre de ülkenin en sağlam, en değerli yazarlarından birisidir Yalçın Küçük. Bugün yapılan bir baskın ile tekrar polis tarafından göz altına alınan Yalçın Küçük, hiç kuşku yok ki, yaşamıyla, kitaplarıyla, yazılarıyla ve misyonuyla çok ilginç bir noktada durmaktadır şuanda. Biz uzmanportal.com olarak kısaca Yalçın Küçük’ün hayatını sizlerle paylaşıp, yorumunu sizlere bırakacağız.

Yalçın Küçük 1 Temmuz 1938’de İskenderun’da doğan Türk sosyalist, yazar, düşünür, ekonomist, tarihçi, isim-bilimci, medya ve edebiyat eleştirmeni, Kürdolog, Sovyetolog, siyaset bilimci, teorisyen ve  gençlik önderidir.

Yalçın Küçük, İskenderun’a Halep’ten gelip yerleşmiş bir ailenin çocuğudur. Baba tarafından Türkmen, anne tarafından ise Kafkasyalı bir aileye mensuptur. Kabataş Lisesi’nden mezun olmasının ardından, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ndeki öğrencilik hayatı boyunca; Fikir Kulüpleri Federasyonu, ardından Sosyalist Fikir Kulüpleri Federasyonu, Dev-Genç ve Türkiye Halk Kurtuluş Partisi olan Fikir Kulübü Başkanlığı’nı yaptı. Siyasal Bilgiler’i 1960 senesinde birincilikle bitiren Küçük, 27 Mayıs Darbesinde, büyük öğrenci eylemlerinin başında yeraldı. 27 Mayıs 1960 Darbesi sonrasında Devlet Planlama Teşkilatı’nda görev aldı.Bir süre sonra Uzun Vadeli Planlar Dairesi Müdürlüğüne getirildi, ardından istifa etti.Yalçın Küçük, buradan ayrılınca Amerika’ya gitti, Yale Üniversitesi’nde lisans eğitimi aldı. Ardından mülakatı kazanarak dört ay boyunca da Dünya Bankası’nda staj yaptı.

1966’da Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde öğretim üyeliğine başladı. Yön, Emek, Ant dergilerinde, Sosyalist Devrim yanlısı yazılar yazdı.

1968-70 yılları arasında Birmingham Üniversitesi Rus ve Doğu Avrupa Araştırmaları Merkezi’nde bulundu. Sovyetoloji araştırmalarını kitaplaştırdı. Bu kitaptan dolayı sekiz yıla mahkûm edildi.

1971’de doçent oldu. 12 Mart 1971 Muhtırası’ndan sonra görevden alındı. 1973-76 yılları arasında Cumhuriyet gazetesinin ekonomi servisini yönetti. 1970’lerde, Türkiye İşçi Partisi’nin ikinci kez kuruluşu için çalışmalara katıldı, 1973 yılı sonlarında askere alındı.

Kıbrıs Harekâtına katıldı. Bu savaşta yaşadıklarını anlattığı bir anı-söyleşi kitabı bulunmaktadır. 1975’ten itibaren yayınlanan ve partiye yakınlığıyla bilinen Yürüyüş gazetesi’nin editörlüğünü yaptı. 1978’de partiden ihraç edildi. 1979’da kendisiyle beraber TİP’ten ihraç edilenlerle birlikte Sosyalist İktidar dergisi’ni çıkarmaya başladı. Aynı yıl Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nde öğretim üyesi oldu. 12 Eylül Darbesi’nden sonra üniversiteden uzaklaştırıldı. 1983’te Bir Yeni Cumhuriyet İçin adlı yapıtından ötürü tutuklanarak cezaevine girdi; daha sonra aklandı. 1987’de Gazi Üniversitesi’nde profesör oldu ve 1994’te emekli oldu.

12 Eylül 1980 darbesinden sonra aydınların yönetime karşı örgütlenmesinde büyük çaba gösterdi. Aziz Nesin ile birlikte “Aydınlar Dilekçesi Hareketi”ni örgütledi. 1987-1992 yılları arasında Toplumsal Kurtuluş adlı sosyalist bir aylık dergi çıkardı. Daha sonra bu dergi kapanarak yerine Hep İleri adlı bir dergi çıkmıştır. “Özgür Üniversite” adıyla bilinen “Özgür Ekin Derneği”nin kurucusudur. 1993’te Süleyman Demirel’in Cumhurbaşkanı olmasını ve Matild Manukyan’ın vergi rekortmeni olmasını öne sürerek Fransa’ya gitti. Küçük, burada öğrenci olur, İranoloji ve Kürdoloji okur; Kırmançi, Sorani, Farisi öğrenir. Onomastik üzerine çalışmalarına yoğunlaşır. Daha sonra gene 1993 yılında Suriye’de Bekaa Vadisi’ne giderek PKK lideri Abdullah Öcalan ile görüştü. Bu görüşmeyi “söyleşi” adıyla kitaplaştırdı. Çeşitli sol dergiler çıkarttı. Bu arada PKK’nın medya organı olan MED-TV’de programlar yaptı. Bu dönemde dönemin Başbakanı Tansu Çiller tarafından emredilen Abdullah Öcalan’ın yok edilmesi istihbaratını, dönemin muhalefet lideri Mesut Yılmaz’dan öğrenerek PKK’yı bilgilendirdiği ve olayı engellediği iddia edilmektedir.

28 Şubat sürecinde, 16 Eylül 1996’da yurtdışından Ankara Cumhuriyet Savcılığı’na Refah Partisi’nin kapatılması için harekete geçmenin zorunluluğunu ifade eden bir dilekçe sundu. 29 Ekim 1998’de Türkiye’ye geri döndü ve “Kürtçülük Propagandası” yapmaktan suçlu bulunarak iki yıl hapis cezasına çarptırıldı. 2000 yılında tahliye oldu.

2000’li yılların başından itibaren Türkiye’nin yakın tarihiyle ilgili iddialar ve eserler sunarak isimbilim araştırmalarına yöneldi. “Avdeti” kültürü, Sabetayizm, İbraniyet, kripto yahudilik (Crypto-Judaism), gizli din taşıma, çift dinlilik konuları ile ilgilendi.

7 Ocak 2009 tarihinde, Ergenekon soruşturması kapsamında Ankara’da gözaltına alındı. Mahkemeye çıkarılmak üzere İstanbul’a sevk edilen Yalçın Küçük 11 Ocak 2009 tarihinde tutuklandı. 12 gün sonra tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edildi.

Kitapları

  • 100 Soruda Planlama Kalkınma ve Türkiye (1971) (yeni basım: Planlama Kalkınma ve Türkiye, 1975, 1978)
  • Endüstrileşmenin Temel Sorunları: Sovyet Deneyimi, 1925-1940 (1975)
  • Türkiye üzerine Tezler I (1978)
  • Türkiye üzerine Tezler II (1979)
  • Bir Yeni Cumhuriyet için (1980)
  • Seçme Teknik Çalışmalar (1981)
  • Aydın Üzerine Tezler, 1830-1980 (1984-1987) (5 cilt)
  • Bilim ve Edebiyat (1985)
  • Quo Vadimus-Nereye Gidiyoruz? (1985)
  • Türkiye üzerine Tezler III (1986)
  • Küfür Romanları (1986)
  • Estetik Hesaplaşma (1987)
  • Sovyetler Birliğinde Sosyalizmin Kuruluşu (1987)
  • İtirafçıların İtirafları: TKP Pişmanları (1988)
  • Bir Soran Olursa (1987)
  • Yirmi Bir Yaşında Çocuk: Fatih Sultan Mehmet (1987)
  • Kurtuluş Yazısı (1988) (Çelik Bilgin ile birlikte)
  • Türkiye üzerine Tezler IV (1989)
  • Davalarım (1989)
  • Ermeni Rahiple Mektuplaşmalar (1989)
  • Kürtler Üzerine Tezler (1990)
  • Türkiye üzerine Tezler V (1991)
  • Sovyetler Birliğinde Sosyalizmin Çözülüşü (1991)
  • Emperyalist Türkiye (1992)
  • Marksist Damar (1992)
  • Kürt Bahçesinde Söyleşi (1993), (Abdullah Öcalan ile söyleşi)
  • Bir Dikine Ülke (1993)
  • Dirilişin Öyküsü (1993) (Abdullah Öcalan ile söyleşi)
  • Yürüyüş (1996)
  • Bakış (1996)
  • Tarihçe (1997)
  • Sicil (1997)
  • El Kitabı (1997)
  • Sol Marksizm (1998)
  • Aydınlık Zindan (2000), (Bilgesu Erenus ile birlikte)
  • Tekelistan (2000)
  • Sırlar (2001) (ikinci cilt: 2002)
  • Şebeke: Network (2002) (genişletilmiş basım: Şebeke-Network 1, 2004)
  • İsimlerin İbranileştirilmesi / Tekelistan 1 (2003) (2 cilt)
  • Tekeliyet 1 (2003)
  • Tekeliyet 2 (2003)
  • Putları Yıkıyorum – Önsözler 1 (2004)
  • İsyan 1 (2005)
  • İsyan 2 (2005)
  • Türkiye Büyülü Hapishanem (2005)
  • Gizli Tarih 1 (2006)
  • Ders 1: Küçülme Savaş (2006)
  • Devlet ve Hürriyet (2006)
  • Caligula: Saralı Cumhur (2007)
  • Sol Müdahale (2007)
  • Aforizmalar (2008)
  • Epilepsi ile Orgazm: Mediko-Politik (2008)
  • Çöküş (2010)
  • Haberci (2010)
  • Fitne (2010)
  • Hasta Despot (2010)
  • Cumhuriyet’e Karşı Küfür Romanları (2011)
Kategoriler
BİYOGRAFİ

James WATT Kimdir? Kısaca Hayatı ve Yaptığı Çalışmalar

19 Ocak 1736’da  Greenock’te doğan James Watt,  19 Ağustos 1819  tarihinde Heathfield’de vefat etmiştir. Bütün dünyanın hemfikir olduğu bir konu vardır. Bu da sanayi devriminin buharlı makineyle yani James WATT’la başladığıdır. James Watt, modern buhar makinesinin geliştiricisi olan İskoçyalı mucit ve mühendistir. Endüstüriyel devrimin oluşmasında önemli rol oynamıştır.

Hayatı

Gemi işleten zengin bir baba ve kültürlü bir annenin oğlu olarak dünyaya gelen James; çocukken sık hastalandığı için okula devamlı gidememiş, evde annesi tarafından eğitilmiştir. 17 yaşında iken annesini kaybetmiş ve babasının işleri kötüleşmiştir. Londra’ya bir seneliğine ölçüm aletleri yapımını öğrenmeye giden Watt, Glasgow’a dönüp bu mesleği icra etmek istemişti. Fakat 7 sene çıraklık yapma zorunluluğundan, İskoçya’da başka bir ölçüm aletleri yapımcısı olmamasına rağmen, Demirciler Locası tarafından başvurusu reddedilmiştir.

Watt bu durumdan, kendisine Glasgow Üniversitesi’nde atölye öneren profesörler tarafından kurtulmuş, fizikçi ve kimyacı olan profesör Joseph Black kendisine hocalık etmiştir. Atölyenin açılmasından 4 sene sonra Watt buhar gücü üzerinde çalışmaya başlamış daha önce hiç görmemiş olmasına rağmen bir prototip yapmaya çalışmıştı. 1765’de Thomas Heathfieldın yaptığı bir model üzerinde uğraşarak buhar makinesini çalıştırmayı başardı.

1767’de kuzeni Margaret Miller ile evlenmiş ve 6 çocuk sahibi olmuştur.

Tam kapsamlı bir buhar makinesi geliştirmeye çalışan Watt’a Carron Demir İşleri şirketinin kurucusu Joh Roebuck maddi olarak destek olmuştur. Hemen başarılı olmayan tasarım maddi sıkıntıya düşünce Watt 8 sene anketçilik yapmıştır. Roebuck iflas edince, Matthew Boulton patent haklarını satın almış ve Watt ile 25 yıl sürecek başarılı bir ortaklığa imza atmıştır.

Birmingham Merkez Kütüphanesi önündeki Watt’a ait heykel

Sonunda 1776’da başarı ile üretilen buhar makineleri ticarî olarak satılmaya başlamış ve çoğunlukla madenlerden suyu pompalamak için talep edilmiştir. Geniş kullanımı, Boulton’un önerisi ile ileri-geri hareketin Watt tarafından dönüş hareketine çevrilmesiyle başlamıştır. Sonraki 6 yıl içinde tasarımda çeşitli iyileştirmelerde bulunan Watt, gücü kontrol etmek için valf ve buhar basınç göstergesi eklemiştir. Bu gelişmeler ile Heathfield’in buhar makinesinden 5 kat daha verimli bir makine ortaya çıkmıştır.

1794’te Boulton ve Watts şirketini kuran ortaklar, sadece buhar makinesi üretmeye yöneldiler. 1824’te şirket 1164 buhar makinesi üretmişti. Boulton başarılı bir işadamı olduğunu kanıtladı ve her ikisi de zengin oldular.

1800’de patent ve ortaklık sonra erince Watt emekliliğe çekilmiş; şirketi oğullarına devir etmişlerlerdir. Emekliliğinde değişik icatlara devam eden Watt, teleskop ile mesafe ölçümü, mektup koyalama cihazı, yağ lâmbasında iyileştirmeler, buhar merdanesi ve heykel kopyalama cihazı geliştirmiştir.

İkinci eşi ile Almanya ve Fransa’yi gezmiş ve Wales’te bir malikâne alarak restore etmiştir.

SI güç birimi Watt kendisine itaf edilmistir.

Kategoriler
BİYOGRAFİ

Cemalettin Sarar Kimdir? Kısaca Hayatı ve İnsanlara Ders Olacak Örnek Mütevazi Yaşamı

Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın yakın arkadaşı ve ülkemizin en büyük işadamlarından olan  Cemalettin Sarar, son günlerde yine ülke gündemimizde. Ama gündemde olmasının nedeni diğer pekçok işadamı gibi eğlence alemleri, rüşvet verme, vergi kaçırma gibi nedenler değil, hepimize örnek olması gereken mütevazi yaşamı. Cemalettin Sarar, pek çoğumuzun hayal bile edemeyeceği olanaklara sahipken, herşeyi yapabilecek zamana ve imkana sahipken, iç dünyasıyla barışık, mükemmel denilebilecek gösterişten uzak, sade ve mütevazi bir yaşam sürmektedir. Hatta öyleki birçok vatandaşımız, namı bütün dünyaya yayılan bu değerli işadamımızın simasını bile bilmez, tanımazlar. Çünkü bu paragrafın başında da söylediğimiz gibi Cemalettin Sarar, gazete köşeleri ve televizyon programlarına çıkmayı pek sevmez ve isteği dışında da buralarda çıkacak bir duruma da (rüşvet, vergi kaçırma gibi)  sebep vermez.  Peki ama kimdir Cemalettin Sarar? İşte bu sorunun kısaca cevabı ve Cemalettin Sarar’ın herkese örnek olması gereken yaşamı;

Hayatı

Cemalettin Sarar, 19.04.1944 yılında Eskişehir’de doğmuştur. İlkokulu Eskişehir Fatih Sultan Mehmet, orta öğrenimini Eskişehir Ticaret Lisesinde tamamlamıştır.

Bayat pazarında 12 metrekarelik işyerlerinde dokuz yaşında başladığı iş ve ticaret hayatını başarıyla sürdürmektedir.

Bugün Sarar Şirketler Grubu bünyesinde yurt içinde Sarar Giyim Tekstil Sanayi ve Ticaret A.Ş., CCS Giyim Sanayi ve Ticaret A.Ş., Sarar Büyük Mağazacılık Ticaret A.Ş., Sarar Otomotiv Sanayi ve Ticaret A.Ş., Otosar Otomotiv Sanayi ve Ticaret A.Ş., Sarar Bilişim İletişim ve İşletim Sistemleri A.Ş., Sarar Sigorta Aracılık Hizmetleri A.Ş. ile yurt dışında Sarar Europe GmbH, Sarar USA Inc., Sarar Gusto International Fashion Ltd. ve Sarar Şangay şirketleri faaliyetlerini devam ettirmektedir. Grupta toplam 5000 ‘i aşkın personel çalışmaktadır. Grup ve gruba bağlı tüm şirket ve işletmelerin Yönetim Kurulu Başkanıdır.

Daha önceki yıllarda babası Abdurrahman Sarar ile annesi Semiha Fadime Sarar’ın adlarını taşıyan iki liseyi de Eskişehir’e bağışlamışlardır. Aynı zamanda Eskişehir Ticaret Odası Başkanlığını da yürüten Cemalettin Sarar T.O.B.B. Koordinasyon Kurulu üyeliği, İhracatçı Birlikleri İcra Kurulu üyelikleri gibi önemli görevleri de üstlenmiştir.

Örnek Yaşamı

Eskişehir’de 14 yıllık otomobile binen, fabrikasının bahçesindeki evde yaşayan, kendi giyeceği takım elbiseleri parça kumaşlardan diktiren Sarar Şirketler Grubu Başkanı Cemalettin Sarar’ın mütevazi yaşam tarzı şaşırtıyor.

Eskişehir’de faaliyet gösteren fabrikaları ile dünya genelindeki mağazalarında 5 bine yakın işçisi bulunan Sarar, AA muhabirine, Türkiye’nin önde gelen iş adamlarından birisi olmasına rağmen lüks yaşamı sevmediğini belirterek, zaman zaman yakın çevresi tarafından eleştirilse de mütevazi bir hayat yaşamayı tercih ettiğini kaydetti.

Sıfırdan bugünlere geldiklerini, dünya markası olma yolunda emin adımlarla ilerlediklerini ifade eden Sarar, şöyle konuştu:

”Lüks yaşama her zaman karşı oldum. Dün de karşıydım bugün de. Bir lirayı bile harcarken 50 kere düşünürüm. İsrafı sevmem, hava atmayı hiç sevmem. Yeni otomobile binmiyorum. 1996 model iki arabam var. Biri 400 bin, diğeri 180 bin kilometrede. Şoför çalıştırmam, arabalarımı kendim kullanırım. Yurt dışına gideceğim zaman İstanbul’a mal götüren kamyon, minibüs ne bulursam atlar giderim. Şoför mahallinde arkadaşça, ağabey kardeş anlata anlata gideriz. Yolda birer çorba, çay içeriz. Sabah aracın şoförü beni havalimanına bırakır, uçağa binerim. Uçakta da ekonomi sınıfında seyahat ediyorum. Business yok. Business ile uçmamıza gerek yok. Ben de gurur, kibir yok.”

”60-80 AVROLUK OTELLERDE KALIRIM’

Sarar, halkın ve çalışanlarının arasında mütevazi bir hayat yaşadığı belirterek, yemeğini de çoğu zaman fabrikadaki işçi yemekhanesinde çalışanlarıyla birlikte yediğini bildirdi.

Cemalettin Sarar, şöyle devam etti:

”Yurtdışına gittiğim zaman da lüks otelde kalmam. 60-80 Avroluk otellerde kalırım. Malikanede, şato gibi evlerde, suit dairelerde değil, fabrikamın bahçesindeki evde yaşıyorum. Ziyaretime gelenler şaşırıyor. Çok mutluyum, hayatımdan memnunum. Ceket, gömlek üretiyoruz diye ceketi, gömleği eskimeden atacak değiliz. Yıllardır kullandığım kravatlarım var. Kilo aldığım zaman yeni takım almam, dar gelen takımı bedenime göre ayarlatırım. Ara sıra yeni takım elbise de alıyorum. Ama nasıl? Parçalardan kendime takım elbise diktiriyorum.

Atalarımız, büyüklerimiz (adam akıllı düşün, ondan sonra harca, harcanacak yerde harca, harcanmayacak yerde harcama) diye nasihat ederdi. O nasihate uygun yaşıyoruz. Bu cimrilik değil. Kimse bana (cimri patron) demesin. Yediğime, içtiğime dikkat ederim. Misafirim geldiğinde de en lüks yere götürürüm. Söz konusu kendim olunca mütevaziyim.”

Kategoriler
BİYOGRAFİ GÜNCEL

Celal Mümtaz Akıncı Kimdir? Kısaca Hayatı ve Görevleri

Türkiye Büyük Millet Meclisi 12 Eylül Referandumundan sonra değişen anayasa maddeleri uyarınca yeni anayasa mahkemesi üyelerini seçmeye devam etti. Son olarak, TBMM kendisine sunulan 3 isim arasından Celam Mümtaz Akıncı’yı Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçti. Peki ama Celal Mümtaz Akıncı kimdir? Geçmişte neler yapmıştır? İşte bu soruların cevabı;

Üç çocuklu bir ailenin son çocuğu olarak 1957’de Afyonkarahisar’da doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini aynı kentte tamamladıktan sonra 1975’te Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’ne girdi. Orada Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Meslek Yüksekokulu’nda bir yıl okudu. 1976’da Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazandı ve hukuk eğitimine başladı. Bu okuldan 1982’de mezun oldu.

Doğduğu ve büyüdüğü kent olan Afyonkarahisar’da 1983’te avukatlık stajına başladı. Stajının ardından 262 sicil numarası ile Afyonkarahisar Barosu’na kaydoldu ve 16 Ocak 1984’te fiilen avukatlık mesleğine adım attı.

Avukatlık mesleğini doğduğu ve büyüdüğü kentte sürdürdü. Afyonkarahisar Barosu başkanının 2001 istifası üzerine yapılan olağanüstü genel kurulda bu göreve getirildi.

Anayasa değişikliğiyle Anayasa Mahkemesinin üye sayısı 17’ye çıkarılmıştı. Bu kapsamda Sayıştay Genel Kurulunca gösterilen üç adaydan Hicabi Dursun, geçen hafta TBMM Genel Kurulunda yapılan oylamada Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçilmişti.

Kategoriler
BİYOGRAFİ Genel Kültür

Malcolm X Kimdir, Neler Yapmıştır? Kısaca Hayatı ve Çalışmaları

Gerek dünya tarihi, gerekse Amerika tarihi için en önemli insanlardan birisi hiç kuşkusuz Malcolm X’dir. Çok yakın bir zamanda yaşadığı halde, kısacık ömrüne sığdırdıkları ile hepimize örnek olmalıdır.

” Gelecek,bugünden onu için hazırlananlara aittir. ” Malcolm X (Malcolm Little ve daha sonrasında El Hac Malik el-Şahbaz) ABD’li siyaset adamı, mücahit ve siyah hakları savunucusudur. 1952’de Malcolm X adıyla Black Muslims hareketine girdi. Elijah Muhammad’ın yolunu izledi ve ona ABD içinde tümüyle bağımsız olacak bir siyah cumhuriyetinin kurulması fikrini benimsetti. Ancak Mart 1964’de iki önderin arası açıldı; Malcolm X, Afrika – Amerika Birliği örgütünü kurdu ve 1964’de Afrika ile Ortadoğu’ya (Mekke’de hac için bulundu) iki gezi yaptı. Dönüşünden kısa bir süre sonra da öldürüldü.

Massachusetts’in siyah mahallesinde ilköğrenimini bitirir. Çok istemesine rağmen, üniversiteye gidemeyince, küçük yaşta çalışmak zorunda kalır. Michigan ve Boston derken, kendini birden Harlem’de bulur. Bir siyah olarak, kendisine dayatılan yaşama biçimi, onu sonunda hapishaneye düşürür. Üniversiteyi Harlem sokaklarında tamamladığını ve doktora tezini de hapishanede hazırladığını uzun uzun anlatır. O okuma açlığını hapishanede giderir. Doymak bilmez bir istekle hapishane kütüphanesindeki kitapları tek tek okur. Hapishane yılları için: “Bir insanın düşünmeye ihtiyacı varsa, gidebileceği en iyi yer, bana sorulursa, üniversiteden sonra hapishanedir” diyerek, hiç kimsenin çaresiz ve çözümsüz olmadığını vurgular.

O, yedi yıllık “hapishane eğitiminden” sonra, başka bir Malcolm X olarak Harlem’e geri döner. Hapisten önce bir sokak serserisiyken, şimdi Amerika’da büyük bir hızla gelişen İslam’ın etkili ve ateşli bir temsilcisidir. .

Malcolm Little olan soyadını Harlem’de X olarak değiştirir. Yeni soyadı, onun Afrikalı atalarının artık kendisi başta olmak üzere, kimse tarafından bilinmediğinin simgesidir. Elijah Muhammed’in öncülüğünü yaptığı “Siyah Müslümanlar Hareketi” Malcolm X’le birlikte daha da kuvvet kazanarak yayılmaktadır. Artık Malcolm, Elijah Muhammed’in baş kurmayıdır. Fakat Elijah Muhammed’in zina yapmasına karşı çıkması, daha sonra da Elijah Muhammed’in, Malcolm’a, Başkan Kennedy’nin öldürülmesi hakkındaki yetkisiz ve iğneleyici sözlerinden ötürü sessiz kalmasını emretmesi, Malcolm’un kendi hareketi içinde izole edilmesine sebep olur.

Gerçek İslam’ın Elijah’tan çok uzak olduğunu biliyordu. Ancak İslam’ı bütün incelikleriyle kavrayabilmek ırk, renk ve dil ayrımı yapmadığını görebilmek için Hac’a gitmesi gerekiyordu. O Amerika’da bildiği İslam’la, Hac’da Mekke’de gördüğü İslam arasında dağlar kadar fark olduğunu anlayınca, X olan soyadını

El Şahbaz’a çevirdi. Çünkü o “gözleri mavinin en mavisi, saçları sarının en sarısı insanlarla aynı tabaktan yemek yemiş, aynı saflarda omuz omuza namaz” kılmıştı.

Başlangıçta, ilk siyah müslüman hareketinin öncüsü Elijah Muhammed’in bağlısı olarak ırkçı düşünceler taşıyorken, Hac dolayısıyla İslam dünyasına yaptığı bu gezi onu bu düşüncelerden döndürdü. Artık kendisini İslam’ın sömürgecilik ve ırkçılık karşıtı evrensel mesajını tüm dünyaya iletmeye adamıştı. Bu amacını kitleler çapında gerçekleştirmeye çalıştığı toplantılarından birinde suikasta uğrayıp, 21 Şubat 1965’de öldürüldü.

Kategoriler
BİYOGRAFİ Genel Kültür

Pablo Picasso Kimdir? Kısaca Hayatı, Çalışmaları ve Eserleri

Resim sanatının en büyük ustaları kimlerdir diye sorsak, muhakkak alacağımız cevapların içinde Pablo Picasso olurdu. Pablo Picasso, çalışmalarıyla resim sanatına ve anlayışına apayrı bir boyut kazandırmıştır. Onu ve sanatını anlamayan insanlar, resimlerini, anlatmak istediklerini, yarattığı sanat akımı olan kübizmi asla anlayamazlar. Bizde uzmanportal.com olarak, bu sanat dehası olan büyük üstad Pablo Picasso’nun kısaca hayatını sizlerle paylaşmak istedik.

Tam ismi Pablo Diego Jose Francisco de Paula Juan Nepomuceno Crispin Crispiniano de la Sentissima Trinidad Ruiz Blasco Picasso Lopez olan, Pablo Picasso 25 Ekim 1881 tarihinde İspanya’nın Malaga şehrinde doğdu. Resim yapmaya sekiz yaşında başladı. 1895’te Barselona Güzel Sanatlar Okulu’na girdi. 1901′ den itibaren anne soyadı olan Picasso’yu kullanmaya başladı.

Pablo Picasso’nun sanat hayatını dönemler şeklinde incelemek gerekir. Bunlardan;

Mavi Dönem

1901-1903 yılları Picasso’nun mavi dönemi olarak adlandırılır. Arkadaşı Carlos Casagemas intiharıyla başlayan bu dönemde, Picasso, tablolarında mavi rengi egemen olarak kullanmıştır. Bu dönem tablolarında yaşlılık, fakirlik ve ölüm temaları işlenmiştir. Daha çok fakirler, dilenciler ve körler tasvir edilmiştir: Dama en Eden Concert (1903), La Vida (1903), Las dos hermanas (1904).

Pembe Dönem

Picasso, 1904’te Paris’e yerleşir. Burada ilk eşi Fernande Olivier’yle tanışır. Dönem adını tıpkı mavi dönemde olduğu gibi, pembe ve tonlarının yoğun kullanımından alır. İşlenen temalar daha çok melankolik ve duygu yüklüdür; bu dönem tablolarında sirk dünyasına da ratlanır. Picasso, bu dönemde renkten çok çizgi ve desen kullanımına önem verir.

Kübizm

1907’den 1914’e kadar kübist olarak adlandırılan tarzda tablolar yapar. Kübist tabloların genel özelliği, geometri ve geometrik şekillerin kullanılmasıdır. Resmedilen nesneler geometrik formlar oluşturacak şekilde basitleştirilmiş yahut geometrik şekillere bölünmüştür. Kübizmin bir diğer özelliği de uzaydaki(3 boyutlu) bir cismi iki boyutlu yüzeye aktarma çabasıdır. Bu amaçla Picasso, şekilleri yanal yüzeylerine bölüştürüp her birini iki boyutlu yüzeyde göstermeye çalışır. Yine bu nedenden portrelerindeki insanların hem profili hem de önden görünüşü görülmektedir. Birinci Dünya Savaşı sırasında Picasso, Jean Cocteau ile beraber Roma’da kalır. Burada sahne dekoratörü olarak çalışırken dansçı Olga Kokhlova’yla tanışır. Picasso ikinci eşi olan Olga Kokhlova ve oğlunun birçok portresini yapmıştır. (Paul en Pierrot, 1925, Picasso Müzesi, Paris) 1920’li yılların başında ressam klasisizme geri döner: Trois Femmes à la fontaine (1921, Modern Sanat Müzesi, Paris). Ayrıca mitolojiden de esinlenir: les Flûtes de Pan (1923, Picasso Müzesi, Paris). Picasso tanınan en üretken sanatçıdır. Guiness Rekorlar Kitabı’na göre, 13,500 resim, 100,000 baskı, 34,000 kitap resmi, ve 300 heykel ve bir çok seramik ve çizim üretmiştir. Picasso’nun hat sanatı üzerine incelemeleri de vardır. Pablo Picasso 8 Nisan 1973 tarihinde ölmüştür.

Pablo Picasso, Georges Braque ile birlikte Kübizm akımının mimarıdır.

Kategoriler
Genel Kültür MÜZİK

John Lennon Kimdir? Kısaca Hayatı, Eserleri ve Albümleri

20. Yüzyıl popüler kültürü ile ilgilenen herkesin veya bütün müzikseverlerin mutlaka ismini duyduğu kişilerin başında gelir John Lennon! Kendine has müzik tarzı, yaşam biçimi, evliliği, yaptıkları ve ölümü ile bütün dünyanın, özelliklede Avrupa’nın dikkatini üzerine çekmiş, hakkındaki tartışmalar günümüze kadar süregelmektedir. Dün 8 ekimdi. Dünyanın en büyük arama motoru olan Google bile 8 ekimde doodle denilen özelliğinde 8 Ekimde doğduğu için 8 ekimdeki doodle özelliğini John Lennon’a ayırmıştı. Bu bile yıllar önce ölen John Lennon’un hala dünya için ne kadar popüler olduğunun bir göstergesidir.  Peki ama John Lennon kimdir, neler yapmıştır, neden bu kadar popülerdir? İşte bu soruların cevabını bulabileceğiniz yazımız.

John Lennon’un Hayatı

John Lennon, 8 Ekim 1940’da İngiltere’nin Liverpool kentinde dünyaya geldi. Birer işçi olan anne ve babası Lennon iki yaşındayken boşandılar. Teyzesi ( Mary “Mimi” Smith ) ve amcası tarafından büyütülen Lennon, babasını 20 yıl boyunca yalnızca iki kez görebildi.

1957’da lisedeyken,(17 yaşındayken) annesi ona ilk gitarını hediye etti. bu sırada Paul McCartney’le tanıştı. Şubat 1958’de Paul McCartney, George Harrison’ı Lennon’a tanıttı. Daha sonra Stu Sutcliffe basçı olarak gruba katıldı ve grubun adının ‘The Silver Beatles’ olmasını önerdi.

17 yaşındayken, annesi bir caddede karşıdan karşıya geçerken, bir polis otomobili tarafından ezildi.

Temmuz 1960’da grubun ‘The Silver Beatles’ olan adı ‘The Beatles’ adına çevrildi. Bir yıl sonra da Ringo Starr gruba katıldı. Grubun ilk 45’liği olan ‘Love Me Do’ Ekim 1962’de piyasaya çıktı.

The Beatles ile dünya çapında başarı kazandılar, bazı eleştirmenler tarafından dünyanın gelmiş geçmiş en iyi grubu olarak nitelendirildiler. Kazandıkları ödülleri kendileri bile sayamıyordu.

Hem bu kadar ünlü olmak,hem de aykırı tavır takınmak elbette birtakım problemlee de yol açacaktı… 1966’da Filipinler’e gittikleri bir sırada devlet başkanının grubu davet etmesinin ve Beatles’ın da resmi davetleri kabul etmediğini açıklamasının ardından ülkeden ayrılırken yanlarına koruma verilmedi ve havaalanında saldırıya uğradılar.

Daha sonra Amerika’daki bir röpörtajında John Lenon o olay yaratacak sözü söyledi:Beatles şu anda İsa’dan daha popüler. Her ne kadar espri olsun diye söylemişse de bu söz elbette dokunduğu konu dolayısıyla toplumun büyük bir kesiminin tepkisiyle karşılaştı. Amerika’da büyük sorun yaratan bu açıklama sonrasında Beatles plakları yakılmaya başlandı. Daha sonra Amerikan basınına yaptığı açıklamada:Eğer televizyonda İsa’dan daha popüler deseydim muhtemelen yakamı kurtaracaktım. Ben İsa’dan daha iyiyiz, mükemmeliz demiyorum veya karşılaştırmıyorum. Sadece söylediğim şekilde söyledim; ama yanlış bir ifadeydi ya da yanlış algılandı. hepsi bu. bunun için üzgünüm din karşıtı bir söylem değildi. Hala bu kadar yanlış ne yapmış olduğumu tam olarak anlamıyorum. Size ne demek istediğimi anlatmaya çalıştım ama benden mutlaka bir özür bekliyorsanız ve bu sizi mutlu edecekse özür dilerim. şeklinde konuşmuş ve zekasını bir kere daha oraya koymuştu.

1969’da Yoko Ono ile evlenen John Lennon, yine ayni yıl The Beatles’dan ayrıldı.

Bu dönemden sonra Lennon’ın hayatında birçok iniş ve çıkış oldu. Beş yıl aradan sonra müziğe dönme hazırlıkları yaptığı dönemde, akli dengesi yerinde olmayan Mark David Chapman tarafından 1980 yılında New York’ta kaldığı otelin önünde silahla öldürüldü.

Ölümünden bir ay önce son albümü olan ‘Double Fantasy’ yayınlanmış ve Lennon, eski politik çizgisinden uzaklaşmış hayatı ve yaşamayı kucaklayan bir çalışma hazırlamıştı.

John Lennon’un Ölümü

Kariyerinde yeniden yükselmeye başladığı bir dönemde, Beatles hayranı olduğunu iddia eden ve akli dengesi yerinde olmadığı öne sürülen Mark David Chapman tarafından, 8 aralık 1980’de New York’ta kaldığı otelin önünde öldürüldü. Lennon vurulduğu anda yanına yaklaşan polis memuru tarafından, aldığı yaranın bilincini etkileyip etkilemediğini kontrol etmek için adı sorulduğunda “Ben John Lennon, Beatles’in John Lennon’u” yanıtını verdi.

Bir İngiliz olmasına rağmen New York aşığı olan ve orada hayatını sürdüren Lennon, Nixon yönetimi sırasında ulusal tehlike olarak hedef gösterilmiş ve sınırdışı edilmek istenmişti. Çünkü Lennon, insanları yazdığı ve bestelediği parçalarıyla; katıldığı televizyon programlarında cesur, özgür açıklamalarıyla; peşinde dolanan kameralara verdiği zekice cevaplarıyla ve yaratıcı eylemleriyle her daim barışa çağırıyor, Vietnam Savaşı’nı sorgulatıyordu. Bunu o kadar başarılı yapıyordu ki kitleleri mıknatıs gibi peşinde sürüklüyordu.

John Lennon’un Eserleri ve Albümleri

  • 1968 – Unfinished Music no. 1: Two Virgins
  • 1969 – Unfinished Music no. 2: Life with the Lions
  • 1969 – Wedding Album
  • 1969 – Live Peace in Toronto
  • 1970 – John lennon / Plastic Ono Band
  • 1971 – Imagine
  • 1972 – Sometimes in New York City
  • 1973 – Mind Games
  • 1974 – Walls and Bridges
  • 1975 – Rock ‘n’ roll
  • 1980 – Double Fantasy
Kategoriler
BİYOGRAFİ Genel Kültür

Isaac Newton Kimdir, Kısaca Hayatı, Yaptıkları ve Eserleri

Dünyamızın geldiği bu bilim ve teknoloji noktasında kimlerin payı vardır diye sorsak, yeryüzündeki bütün insanların ortak söyleceği birkaç isim vardır. Bunların arasında yer çekimini bulan Isaac Newton hiç kuşkusuz en başta gelir. Bütün insanların kafasında, ağacın altında otururken kafasına elma düşen adam diye yer edinen bu büyük bilim adamının hayatını herkes bilmeli kanaatindeyiz. Bu nedenle uzmanportal.com olarak bu yazımızı Sir Isaac Newton’a ayırdık.

Isaac Newton, 25 Aralık 1642 tarihinde doğmuş,  31 Mart 1727’de 85 yaşında ölmüştür. İngiliz fizikçi, matematikçi, astronom, mucit, filozof ve simyacıdır. En büyük matematikçi ve bilim adamlarından biri olduğu düşünülür. Bilim devrimine ve heliyosentirizm’in gelişmesinde büyük katkıları olmuştur.

 Isaac Newton 25 Aralık 1642 ‘de İngiltere’nin Lincolnshire kentinde doğdu. Çiftçi olan babasını doğumundan üç ay önce kaybetmişti. Annesi ikinci kez evlendi. İkinci evlilikten üç üvey kardeşi olan Isaac anneannesinde kalıyordu. On iki yaşında Grantham’da King’s School’a yazılan Newton, bu okulu 1661’de bitirdi. Aynı yıl Cambridge Üniversitesi’ndeki Trinity Kolej’ine girdi. Nisan 1665’te bu okuldan lisans derecesini aldı. Lisansüstü çalışmalarına başlayacağı sırada ortalığı saran veba salgını yüzünden üniversite kapatıldı.

 Salgından korunma amacıyla annesinin çiftliğine sığınan Newton, burada geçirdiği iki yıl boyunca en önemli buluşlarını gerçekleştirdi. 1667’de Trinity Kolej’ine öğretim üyesi olarak döndüğünde diferansiyel ve integral hesabın temellerini atmış, beyaz ışığın renkli bileşenlerine ayrıştırılabileceğini saptamış ve cisimlerin birbirlerini, uzaklıklarının karesi ile ters orantılı olarak çektikleri sonucuna ulaşmıştı. Çekingenliği yüzünden Newton her biri bilimde devrim yaratacak nitelikteki bu buluşların çoğunu uzun yıllar sonra (örneğin diferansiyel ve integral hesabı 38 yıl sonra) yayınlamıştır. Lisansüstü çalışmasını ertesi yıl tamamlayan Newton 1669’da henüz 27 yaşındayken Cambridge Üniversitesi’nde matematik profesörlüğüne getirildi. 1671’de ilk aynalı teleskopu gerçekleştirdi, ve ertesi yıl Royal Society üyeliğine seçildi. Royal Society’e sunduğu renk olgusuna ilişkin bildirisinin eleştirilere hedef olması, özellikle Robert Hooke tarafından şiddetle eleştirilmesi üzerine Newton tümüyle içine kapanarak, bilim dünyasıyla ilişkisini kesti.

1675’de optik konusundaki iki bildirisi yeni tartışmalara yol açtı. Hooke makalelerdeki bazı sonuçların kendi buluşu olduğunu, Newton’un bunlara sahip çıktığını öne sürdü. Bütün bu tartışma ve eleştiriler sonucunda 1678’de ruhsal bunalıma giren Newton ancak yakın dostu ünlü astronom ve matematikçi Edmond Halley’in çabalarıyla altı yıl sonra bilimsel çalışmalarına geri döndü.

Newton’un en önemli buluşları diferansiyel ve integral hesaptı. Isaac Newton’u tarihin en büyük üç matematikçisinden biri yapanda bunlardı. Bu kavramlar neticesinde çok büyük kolaylıklar elde edildi. Büyük bir fizikçi olan P. Berkeley bu kavramlar için sonraları şöyle dedi:

Diferansiyel ve integral hesap her kapıyı açar. Bu öyle bir anahtardır ki onun sayesinde modern matematikçiler, geometrinin ve sonuç olarak doğanın sırlarını keşfeder.

Newton’un bu buluşları yaptığı yıllarda Gottfried Wilhelm Leibnitz de aynı kavramlar üstüne çalışıyordu. Leibnitz ve Newton buluşlarını yardımlaşarak geliştirmeye başladılar. Birbirlerinin niteliklerini çok iyi biliyor ve taktir ediyor olmaları çalışmalarına hız kattı.

 Cambridge Üniversitesi’nde Katolikliği yaygınlaştırma ve egemen kılma çabalarına karşı başlatılan direniş hareketine öncülük eden Newton, kral düşürüldükten sonra 1689’da üniversitenin parlamentodaki temsilciliğine seçildi. 1693’de yeniden bir ruhsal bunalıma girdi ve yakın dostlarıyla, bu arada Samuel Pepys ve John Locke ile arası bozuldu. İki yıl süren bir dinlenme döneminden sonra sağlığına yeniden kavuştuysa da bundan sonraki yaşamında bilimsel çalışmaya eskisi gibi ilgi duymadı. Daha sonra 1699’da Fransız Bilimler Akademisi’nin yabancı üyeliğine 1703’de Royal Society’nin başkanlığına seçildi. Newton ‘Eğer diğer insanlardan ileriyi görebiliyorsam,bu devlerin omuzlarında olduğum içindir.’ diyerek kendine yardım edenleri unutmadığını göstermiştir.

 

BAŞLICA ESERLERİ:

  • Method
  • De Motu Corporum in Gyrum (1684)
  • Philosophiae Naturalis Principia Mathematica (1687)
  • Opticks (1704)
  • Arithmetica Universalis (1707)
  • An Historical Account of Two Notable Corruptions of Scripture(1754)
Kategoriler
GÜNCEL

Hicabi Dursun Kimdir? Kısaca Hayatı

12 Eylül 2010 tarihinde yapılan referandum sonucu oluşan anayasa değişikliği ile artık Anayasa Mahkemesi’ne TBMM de üye seçebiliyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi, 6 Ekim 2010’da yaptığı oturum ve seçim sonucu Anayasa Mahkemesi’ne Hicabi Dursun’u seçti. Peki ama kimdir Hicabi Dursun. Birçoğumuzun adını bile ilk defa duyduğu Hicabi Dursun’un hayatını kısaca paylaşmak istedik sizinle uzmanportal.com olarak;

TBMM Genel Kurulunda, Anayasa Mahkemesi üyeliği için yapılan seçimin ikinci oylamasına tartışmaların ardından oylama yapıldı, en yüksek oyu Hicabi Dursun aldı. Dursun’un özgeçmişi şöyle:

Genel Kurulda TBMM Başkanvekili Nevzat Pakdil’in ikinci tur oylamayı yenileyeceğini söylemesi üzerine usul tartışması açıldı.

CHP Grup Başkanvekili Kemal Anadol, Anayasa Mahkemesine üye seçileceğini belirterek, ”Biraz ciddi olalım. Gayrimeşru hale gelecek bu seçimi yapmayalım” dedi.

Anadol, TBMM Başkanvekili Nevzat Pakdil’e, ”Sizden önce Meral Akşener vardı, nerede o, hastalandı mı? Anayasa’daki bu boşluğu resen doldurma hakkını hangi hukuki gerekçeden alıyorsunuz?” sorularını yöneltti.

Seçimin yarına ertelenmesini isteyen Anadol, sorunla ilgili Başkanlık Divanının çalışmasını istedi.

MHP Grup Başkanvekili Mehmet Şandır, çözülmesi gereken bir sorunla karşı karşıya olunduğunu belirterek ”Ancak takip edilen yol doğru değildir” dedi.

Sorunun çözümünde Genel Kurul bir usul ortaya koyacaksa öncelikle bununla ilgili Başkanlık Divanında mutabakata varılması gerektiğini belirten Şandır, ”(Seçimi yenileyeceğim) demek dayatma olur. Tek kişi olarak bunu vazetmeye hakkınız yok. Bu seçimi yarına bırakalım” dedi.

AK Parti Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ da karar nisapları çıkmadığında oylama nasıl tekrarlanıyorsa, bu teamülün burada da uygulanması gerektiğini söyledi. Bozdağ, Divanın tutumunun doğru olduğunu kaydetti.

BDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, seçimin ya en baştan ya da ikinci turunun yeniden yapılması gerektiğini söyledi.

TBMM Başkanvekili Nevzat Pakdil, Başkanvekili Meral Akşener’in yerine kendisinin gelmesiyle ilgili eleştiriler üzerine, zaman zaman Divanda nöbet değişimi olabileceğini, Meclis kurallarının her zaman aynı olduğunu ve kişiden kişiye değişmeyeceğini söyledi.

Bu sırada CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce ”Seçeceğiniz üye AKP’nin disiplin kurulu üyesi olur” diye seslendi.

Tartışmaların ardından Pakdil, tutumunda bir değişiklik olmadığını ifade ederek, ikinci tur oylamaya geçti.

Muhalefet milletvekilleri sıralara vurarak bu kararı protesto etti.

Oylamanın başlamasıyla CHP’li milletvekilleri Genel Kurulu terk etti.

TBMM Genel Kurulu’nda yapılan üçüncü tur oylamada, Anayasa Mahkemesi Üyeliği’ne 256 oyla Hicabi Dursun seçildi.

Hicabi Dursun’un kimliği

20.10.1965 tarihinde Bayburt’ta doğdu.

1988 yılında İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinden

mezun oldu.

1991 yılında Sayıştay’da göreve başladı.

2009 yılında Sayıştay Üyeliğine seçildi.

Evli ve iki çocuklu olup, yabancı dili İngilizcedir.