Kategoriler
SAGLIK

Migreni Olanlar Bunlardan Uzak Durun

“Sağlık herşeyin başıdır” der atamız, ama aynı atalarımız “can boğazdan geçer” de der ayrıca. Belki eskiden gerçerliydi bu son söylenen söz, ama günümüzde kesinlikle geçerliliğini yitirmiştir. Neden mi? Çünkü her geçen gün bilimadamlarının yaptığı araştırmalarda kullandığımız bazı besin ve yiyeceklerin sağlıktan çok sağlıksızlığa neden olduğu gün yüzüne çıkmıştır. En güzeli bu yiyeceklerin tetiklediği hastalıklara kapılmadan önlemimizi almak ve ona göre bir beslenme şekli seçmek. Hiçbir hastalığı olmayan insanların bile yiyeceklerine dikkat etmesi gerekirken, bazı hastalık gruplarının özellikle dikkat etmesi gerekir. Bunların başında da şeker, gastrit ve ülser hastaları gelir. Çağımızın en popüler hastalıklarından olan migren de, kendimize ve beslenme şeklimize dikkat etmemizi gerektirir. Aksi durumlarda dayanılmaz migren ağrılarına katlanmak zorunda kalırız. Peki ama nasıl ve neye dikkat etmeliyiz bu ağrıları çekmemek için?

Bir kere, beklenen bir krizden yaklaşık üç gün önce, bir günlük meyve ve sebze orucu tutun. Sonraki iki gün şunlardan kaçının: Kahve, şeker, peynir ve süt, mayalı ürünler, narenciye, konserve ürünler, kızarmış yiyecekler, baharatlı yiyecekler, fıstık, alkol.

Kriz döneminden önceki 4 – 6 hafta içindeki her haftada 1 gün bol bol su için. Kriz sırasında 2 kivi, 1 orta boy elma yiyin. İlk belirtilerin gözlenmesinden önceki üç gün boyunca, günde iki defa naneli yeşil çay için. En az bir defa boyun ve omuz bölgesine derin doku masajı yaptırın. Her sabah 10 – 15 dakika yoga yapın. Akşam yemeğini en geç saat 20.00’de, yavaş yavaş yiyin. Fırsatınız olursa yürüyün ya da yüzün. Gece geç vakte kadar uyanık kalmaktan kaçının.

Ağrılı günlerde ne yemelisiniz?
Sebze çorbası, rafadan yumurta, patates ve diğer sebzelerin püreleri, ızgara balık, muz, elma ve armut, papatya ve nane çayı, bol su.
Asitli ve baharatlı yiyeceklerden ise kaçının.
Ataklar halinde oluşan bir tür baş ağrısı olarak tanımlanan migreni hangi faktörlerin tetiklediğini bilmeniz önemlidir. Bunun için atak geldiği sırada neler yiyip içtiğinizi düşünebilirsiniz. Beklenen bir krizden yaklaşık üç gün önce, bir günlük meyve ve sebze orucu tutun. Sonraki iki gün şunlardan kaçının: Kahve, şeker, peynir ve süt, mayalı ürünler, narenciye, konserve ürünler, kızarmış yiyecekler, baharatlı yiyecekler, fıstık, alkol.
Kriz döneminden önceki 4 – 6 hafta içindeki her haftada 1 gün bol bol su için. Kriz sırasında 2 kivi, 1 orta boy elma yiyin. İlk belirtilerin gözlenmesinden önceki üç gün boyunca, günde iki defa naneli yeşil çay için. En az bir defa boyun ve omuz bölgesine derin doku masajı yaptırın. Her sabah 10 – 15 dakika yoga yapın. Akşam yemeğini en geç saat 20.00’de, yavaş yavaş yiyin. Fırsatınız olursa yürüyün ya da yüzün. Gece geç vakte kadar uyanık kalmaktan kaçının.

Kategoriler
SAGLIK

Kalbin 8 düşmanı

Kalbimizi korumak için bu 8 düşmanı tanıyalım

Kategoriler
SAGLIK

Her Derde Deva HURMA

Kutsal kitabımızda adı geçen birkaç tane yemişten biridir hurma. Hakkında sayısız hadisi vardır Efendimizin. Ramazan denince akla ilk gelen birkaç kavramdandır elbette hurma. Türü bakımından kaç tür hurmanın olduğu ise bilinmemektedir, çünkü çeşit çeşit hurma vardır yeryüzünde. Ama en gösterişlisi, en lezzetlisi, en hoş olanı ve en faydalı olanı Medine Hurmasıdır kuşkusuz. İslam kültüründe bu kadar çok yeri olan bir yemişin acaba biz insanlar için vücudumuza sağladığı yararlar nelerdir acaba? Saymaya kalksak bitiremeyiz herhalde. Ama elimizden geldiği kadar kısa kısa değinelim her derde deva hurmaya;

Hurmada sodyum, potasyum, kalsiyum, magnezyum, demir, kükürt, foffor ve klor da bulunuyor. Hurma ayrıca A vitamini, betakaroten, B1, B2, B3 ve B6 vitaminleri içerir. Hurmada hamilede önemli olan folik asit vitamini de bulunur.

Kan hücresi yapımına yardımcı olması
Folikasit vücutta yeni kan hücresi yapımında, vücudun yapı taşı olan aminoasitlerin yapımında ve hücrelerin yenilenmesinde önemli görevler üstlenen bir vitamindir. Bu yüzden hamilelikte folik asit ihtiyacı belirgin şekilde artar. Bu sebeple hamileler tarafından da tüketilir. İçerdiği lifler kabızlığa karşı da koruyucudur.

Hurma hangi hastalıklara iyi geliyor?
Hurma kalp ve damar hastalıklarından korunmayı sağlar, kansere karşı koruyucu etkisi vardır. Ayrıca, boğaz ağrısını keser, bronşit, öksürük ve soğuk algınlığı şikayetlerini giderir. Uzun süren açlık sonrası düşen kan eşekerini dengelemede ve bağırsaklara faydalı lifleri sağlamada en doğru seçimlerden biridir. Yetiştirildiği bölgeye göre renkleri ve büyüklükleri değişen hurmaların lifleri kumaş üretiminde de kullanılır.

HURMANIN FAYDALARI
Hurmanın hepimiz için farklı bir yeri vardır. Müslümanlık için kutsal olan toprakların meyvesi olan hurma, İftar sofralarının vazgeçilmez yiyeceğidir aynı zamanda. Oruç hurmayla açılır ki daha sevap olsun diye. Hurmanın diğer özellikleri; kalp ve damar hastalıklarından korunmada etkili rol oynaması, kansere karşı koruyucu olması, boğaz ağrısını kesmesi, bronşit, öksürük ve soğuk algınlığı şikayetlerini gidermesidir.
Uzmanlar, hurmanın lif, mineral ve fenol açısından oldukça zengin bir besin maddesi olduğunu belirtti. Kalp dostu olarak bilinen elmada daha çok bakır ve çinko bulunurken, hurmada sodyum, potasyum, magnezyum, kalsiyum ve demirin 2 kat daha fazla olduğu, düzenli yenilmesi halinde, kalp ve damar hastalıkları riskini azalttığı ifade edildi.
Yaklaşık yüzde 20 nem ihtiva eden taze hurmada yüzde 60-65 seker ve yüzde 2 protein, kurumuşunda ise yüzde 75-85 civarında şeker olduğunu hatırlatan uzmanlar,
hurmanın faydalarını şöyle sıraladı.
“Orucun hurma ile açılması halinde, oruçtan dolayı insanın üzerinde oluşan halsizliği hurma birden giderir.
Hurma aslında her öğünde yenilebilecek bir meyvedir. Mineraller açısından oldukça zengindir. İçeriğinde kalsiyum, potasyum, demir, B vitamini bulunmaktadır. Hurma bedeni ve zihni gelişmeyi sağlar.
Kansere karşı koruyucu olduğu bilinir.
Boğaz ağrısına keser. Bronşit, öksürük ve soğuk algınlığı şikayetlerini giderir.
Kemik hastalıklarında faydalıdır.”
İsrail’de yapılan bir araştırmada elma ile hurmanın yararları karşılaştırıldı.
Hurmanın lif, mineral ve fenol açısından zengin olduğu, buna karşılık hurmada sodyum, potasyum, magnezyum, kalsiyum ve demir miktarlarının elmadakinden iki kat daha fazla bulunduğu, hurmanın düzenli yenmesi halinde kalp ve damar hastalıkları riskini azalttığı tespit edildi.

Kategoriler
SAGLIK

Domates Kısırlığı Önlüyor

ABD’de yapılan bir araştırma, domatesteki bir antioksidan maddenin, kadınlarda şiddetli karın ağrısı, mesane sorunları ve kısırlık sebeplerinden endometriyozis hastalığının önlenmesinde ve tedavisinde kullanılabileceğini ortaya koydu.

ABD’nin Detroit kentindeki Wayne Eyalet Üniversitesinden araştırmacılar, dokular üzerinde yaptıkları çalışmalarla, domatese kırmızı rengini veren likopen adlı pigmentin, endometriyoziste görülebilen normal dışı doku yapışmasına yol açan proteinleri engelleyebildiğini belirledi.

Bulguların henüz ilk aşamada olmasına rağmen, araştırma sonunda domates ve domates ürünleri ağırlıklı beslenmenin, karında ağrılara yol açan doku yapışmasını denetim altına alabileceğinin ip uçlarına ulaşıldı.

Araştırmaya başkanlık eden doktor, laboratuvar ortamında insan hücrelerini likopene maruz bırakarak, doku yapışmasına yol açan proteinler üzerindeki etkisini ölçtü. Araştırma sonunda protein seviyesinin önemli oranda azaldığı tespit edildi.

Yapılan tespit sonunda doktorlar, domateste bulunan likopenin ameliyat sonrası doku yapışmaları ya da endometriyozis tedavisinde faydalı olabileceğini öngördü.

-ENDOMETRİYOZİS NEDİR-

Rahmin içini kaplayan endometrial dokunun, normal bulunması gereken yer olan rahimin iç kısmı dışında herhangi bir yerde bulunması durumuna denir. Bu dokular, genellikle yumurtalıklar, fallop tüpleri ve karın içi zarında yerleşir.

Bunların dışında bu dokular, daha seyrek olarak bağırsaklarda, mesanede, rahim ağzı, vajina hatta idrar yolları ve akciğerlerde bile bulunabilir.

Endometriyozis, şiddetli karın ağrısı, mesane sorunları hatta kısırlığa yol açabiliyor.

aa

Kategoriler
SAGLIK

Cild Güzelliği İçin Su İçin

Çok su içmenin cildi güzelleştirdiği ve kırışıklıkları önlediğine dair herhangi bir kanıt bulunamadı.

Cilt güzelliği için iki bardak su içmek yeterli. İnsanın ihtiyacı olan günlük su tüketim miktarı üzerinde yaptıkları araştırmalarda her gün yeni bir sonuca ulaşan ABD’li bilim adamları, oranın bilinenin aksine daha az olabileceğini açıkladı.

‘Günde sekiz bardak su içilmeli’ inanışının yanlışlığına değinen uzmanlar, çok su içmenin cildi güzelleştirdiği ve kırışıklıkları önlediği teziyle ilgili herhangi bir kanıt bulunmadığını belirtti. New York Times’ta yer alan haberde, konuyla ilgili 2007 yılında yapılan bir çalışmaya yer verildi. Çalışmada günde 500 ml su içmenin cilde giden kan akışını artırdığı ortaya çıktı. Ancak suyun kırışıklıkları azalttığı veya ten rengini, görünümü iyileştirdiğine dair hiçbir delile rastlanmadı. Yapılan diğer çalışmalarda ise C vitamininin kırışıkları önlediğine işaret edildi. Östrojen kullanımının, menopoz öncesi dönemde görülen cilt kuruluğunu engellediği ve cilt yaşlanmasını geciktirdiğine dikkat çekildi. Amerikan Dermatoloji Akademisi’nden Dr. Margaret Parsons, fazla suyun cilde olumlu etkisi olmadığını ancak susuz, kurumuş ciltlerde kırışıkların daha belirginleştiğini söyledi.

ZAMAN

Kategoriler
SAGLIK

Beyin Kanaması Tedavisine Türk İmzası

Beyin kanaması riski olanlar tek bir kan testiyle anevrizmadan haberdar olacak. Yale Üniversitesi’nden Prof. Murat Günel’in ekibince bulunan üç gen, tedavide büyük devrim yaratacak..

Türk doktorlar beyin kanamalarına neden olan üç önemli gen buldu. Yale Üniversitesi’nde Beyin Cerrahisi Başkanı olan Prof. Dr. Murat Günel’in yürüttüğü araştırma beyin kanamalarının sırrının çözülmesini sağlayacak. Artık riski bulunanlar tek bir kan testi ile anevrizma olup olmayacaklarını anlayabilecek, üstelik beyin kanamalarını önlemek için ilaçlar geliştirilebilecek.

İKİ TÜRK DAHA VAR

Anevrizmaya neden olan genler tüm dünyada büyük yankı uyandırdı. Dünyada her yıl 500 bin kişide görülen ve yarısının ölümüne neden olan anevrizma yani beyinde baloncuk oluşturarak kanama yapan hastalık, birçok kesimde sakat kalmasına neden oluyor. Genlerin bulunması sayesinde beyin kanamasının sırrının da çözülmeye başlanması bekleniyor. Araştırmanın başkanlığını Yale Üniversitesi Beyin Cerrahisi Damar Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı ve Beyin Genetiği Programı Direktörü Prof. Dr. Murat Günel yürütüyordu. Türk dahi doktor olarak tanınan henüz 40 yaşındaki Prof. Dr. Murat Günel’in yanı sıra araştırmada iki Türk doktorun daha imzası bulunuyor. Dr. Kaya Bilgüvar ve Dr. Zülfikar Arlıer’in katıldığı araştırma dünyanın en büyük tıp dergilerinden Nature Genetics’te yayımlandı. Anevrizma açısından önemli olduğu belirlenen üç genden birinde bozukluk olması o kişide hastalık riskini 1.5 kat artırıyor. Eğer bulunan üç gen birden bozuk olursa felç geçirme riski tam üç kat artıyor.

ÖNLEM ALINABİLİR

Oysa bu genleri taşıyan kişiler incelemeye alınırsa ilaçla tedavi edilebildiği gibi anevrizma erken dönemde saptanıp patlamadan basit bir müdahale ile alınabiliyor. Pek çok insanı ölümden ve sakatlıktan kurtarması beklenen araştırma 15 yıl boyunca devam etti. Finlandiya, Hollanda ve Japonya’da toplanan on binin üzerindeki kan örneğinden elde edilen DNA kullanıldı. Araştırma tamamlandığında dünyanın çok değişik toplumlarını etkileyen üç gen bölgesi bulunmuş oldu. Prof. Günel, “Bu genler sayesinde hastalığın biyolojisi anlaşılabilecek ve yeni tedaviler gerçekleştirilebilecek. İki yıl içinde basit bir kan testiyle beyin kanamasını olmadan anevrizma oluşturma riski yüksek hastalar tespit edilebilecek. Ailesinde anevrizma olanlar için bu çok önemli. Risklerini bilip tedavi olabilecekler. Anevrizma patlamadan tedavi edilebilirse birçok hayat kurtulacak pek çok hastanın da sakat kalması önlenecek” dedi.

TÜRKİYE’DE ETKİLİ

Günel, bulunan bu genlerin Türk toplumunda da son derece sık gözlenen anevrizmalara etki etmesinin beklendiğini vurgularken, “Asya ve Avrupa topluluğunda bu genleri kontrol ettik. Hepsinde etkili, bu nedenle Türk toplumunda da etkili olduğunu düşünüyoruz. Ama özel bir araştırma yapılabilir. Çünkü Türk toplumu çok sigara içtiği için anevrizma sorunu Amerika’da olduğundan daha büyük boyutta” diye konuştu.

Ona dâhi deniyor

Yale Üniversitesi Beyin Cerrahisi Bölüm Başkanı olan Prof. Dr. Murat Günel, anevrizmanın genini araştırmak için Amerikan hükümetinden 2 milyon dolarlık araştırma bursu kazanmıştı. 40 yaşındaki genç doktor, Prof. Dr. Gazi Yaşargil’in ardından ‘beyin cerrahisinin yeni dâhisi’ diye tanınıyor. Türk Amerikan Tıp Birliği Başkanlığı’nı da yapan Prof. Dr. Günel, her yıl Türkiye’den genç doktorların Yale’de eğitim almalarına da katkıda bulunuyor. Tehlikeli şovlarıyla tanınan Amerikalı ünlü sihirbaz Davit Blaine nefesini tutup, sualtında kalma rekoru kırarken doktorluğunu Prof. Dr. Murat Günel yapmıştı.

ABD’nin yeni başkan yardımcısı

Prof. Dr. Murat Günel’in araştırması Amerika’da büyük ses getirdi. Çünkü Amerikan Başkanı Barack Obama’nın yeni yardımcısı Joe Biden de anevrizma hastası olarak tanınıyor.

1988’de yılında 2 kez beyin kanaması geçirip ölümden dönen Biden, Amerikan dış politikasında enerjik bir diplomat olarak biliniyor. Araştırma ile Biden’in yeniden bir beyin kanaması geçirme riskinin olup olmadığı da belirlenebilecek.

Sabah

Kategoriler
SAGLIK

Şiddetli Baş Ağrıları Beyin Tümörünün Habercisi Olabilir

Prof. Dr. Mehmet Yaşar, baş ağrısının her yaşta görülebilen beyin tümörünün habercisi olabileceğini söyledi.

Memorial Hastanesi Beyin Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mehmet Yaşar Kaynar, beyin tümörleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi. Tümörün insan vücudunda olmaması gereken yerde oluşan bir doku ya da herhangi bir dokunun olması gereken yerde kontrolsüz büyümesi olduğunu belirten Prof. Dr. Yaşar, “Bu bakışla insan vücudunda aslında çok korkmadığımız bir yağ bezesi de tümör kavramı içindedir. Sonuç olarak her tümör öldürücü değildir. Sadece beyin dokusunun bir istisnası vardır. Beyin kafatası içinde kapalı bir odada yer aldığından iyi huylu tümörler de, baskı sonucu öldürücü olabilirler. Bu sebeple beyin tümörü demek ölüm demek değildir; ancak doğru müdahale ve doğru zamanla bulundukları bölgeye ve baskı altında tuttukları beyin alanına göre belirtiler verirler. Ancak kafa içinde yer kaplayan lezyonlar bütün vakalarda olduğu gibi öncelikle kafa içi basıncın artmasına bağlı belirtileri gösterirler. Tümör düzensiz bir şekilde büyümeye devam eder ve genişleme, büyüme imkanı olmayan kafatası içerisinde normal beyin üzerine baskı yapmaya başlar. Beyin baskı altında normal görüntüsünü kaybeder ve işlevlerini yerine getiremez. Beynin her iki yarım küresi kafatası içine simetrik olarak yerleşmiştir. Her iki tarafta düzenli sınırlarla ayrılmıştır. Bu normal yapıya giren herhangi bir yer kaplayan oluşum, simetrik yapıyı bozacak ve beyin üzerine baskı yapacaktır” dedi.

Baş ağrısı, apati (hareket ve mimiklerde yavaşlama), bulantı, kusma, epilepsi nöbetleri, beyinde yerleştiği yere göre vücudun bazı bölgelerinde güçsüzlük belirtileri, kişilik bozuklukları, bazı yeteneklerde (hesap yapma yazı yazma gibi) bozulma gibi durumlarda kafa içi basıncının artmasından şüphelenildiğini anlatan Prof. Dr. Yaşar, “Beyin tümörleri yeni doğan çocuklar dahil her yaşta görülebilir. Kadınlarda ve erkeklerde görülme oranı da tümör cinsine göre değişir. Kesin teşhis için kafa içini ve beyni görüntülemek amacıyla beyin tomografisi veya MRG tetkiki gerekir, kimi zaman göz dibine bakılır. Beyin tümörlerini ana hatları ile ikiye ayırmak mümkündür. İyi huylu tümörler (beyin hücresi kaynaklı olmayan) yavaş üreme hızına sahiptirler. Ayrıca beyin dokusundan kolaylıkla ayrılabilirler ve tümü veya tümüne yakın kısmı çıkarılabilir. Bu nedenle ameliyat sonrası sonuçları çok iyidir. Tek bir operasyon ile hayatın sonuna kadar kür şansı vardır. Kötü huylu tümörler (beyin hücresinin kendi tümörleri ) ise çok hızlı ürerler. Bu nedenle ameliyatla tamamen alınamazlar. Aslında tümörleşen doku beynin fonksiyonlarını gerçekleştiren kendi dokusudur. Bu sebeple aslında cerrahi olarak çıkarılan her doku fonksiyon kaybıdır. Ameliyat sonrası belli bir zaman süresi içinde tekrar büyüyerek beyine baskı yapmaya devam ederler. Kötü huylu tümörlere vücudun başka bir bölgesinden beyin dokusuna yayılmış metastatik tümörler de girer” diye konuştu.

Prof. Dr. Mehmet Yaşar, beyin tümörlerinin tedavisinin sıklıkla cerrahi olduğunu ifade ederek, “Cerrahi tedavi sonrası kimi zaman kemoterapi kimi zaman radyoterapi bazen her ikisi ile kombine tedavi yapılır. Beyin tümörlerinde uzman ekiplerin gerçekleştirdiği ameliyatlar ile son derece başarılı sonuçlar alınabilmektedir” açıklamasında bulundu.

iha

Kategoriler
SAGLIK

Bel ağrısını hafife almayın

Üzerinde yeterince durulmayan ancak sık görülen bel ağrıları özellikle ağır işlerde çalışanlar ile sporcuları tehdit ediyor.

Uzmanların ‘Faset sendromu’ dediği bu ağrılar fıtıkla birlikte gelişebiliyor. Halk arasında kireçlenme olarak bilinen ‘faset sendromu’, çoğu kez bel ve boyun fıtığı ile bir arada bulunabiliyor.

Faset sendromunun bel ağrısının en sık görülen nedenlerinden olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Adnan Tüfek, önemsenmeyen bu ağrıların tedavi edilmediğinde ciddi sorunlara neden olabileceğini kaydetti. Omurganın arka tarafında yer alan omurları birbirine bağlayan ve omurganın hareketinde önemli rol oynayan faset eklemlerinin karmaşık bir sinir ileti sistemleri bulunduğunu belirten Dr. Tüfek; “Bu nedenle de ağrıya oldukça duyarlı olan bu eklemler, yaşlanmaya, darbelere, travmalara bağlı olarak bozularak şiddetli boyun, sırt ve bel ağrılarına sebep olabiliyor. Eklemdeki bu bozulma yaşlanmanın sonucu olarak ortaya çıkabileceği gibi ağır işlerde çalışan gençlerde, sert spor yapanlarda da görülmektedir.” dedi.

Dengesiz yük taşımanın da faset sendromuna yatkınlığı artırdığını vurgulayan Dr. Tüfek, sözlerini şöyle sürdürdü: “Eklemdeki bozulmaya bağlı ağrılar belin yan tarafında hissedilir. Ağrı kalçaya ve bacağın üst kısmına yayılabilir. Bel fıtığı ağrısı öne eğilmekle artış gösterirken faset sendromu ağrısı daha çok geriye yaslanmak ve yana dönmekle şiddetlenir. Kireçlenmelerin çok artması durumunda omurilikten çıkan sinirler bası altında kalabilir. Bunun sonucunda da bel ya da boyun fıtığı ağrısına benzeyen bir ağrı ortaya çıkabilir. Bu durumda olay boyundaysa omuza ve kola yayılan boyun ağrısı, beldeyse kalçaya ve bacağa yayılan bel ağrısı karşımıza çıkar.”