Kanuni Sultan Süleyman’ın Oğlu Şehzade Mehmet Nasıl Öldü?

Şehzade mehmet, Kanuni Sultan Süleymanın Hürrem Sultandan olan ilk oğludur. 1543 yılında 22 yaşında delikanlı iken hastalıktan dolayı vefaat etmiştir. Annesi Hürrem sultandan 15 sene önce şehzade mustafanın ölümünden ise 10 sene önceye denk geliyor. Ölümü hakkında farklı görüşler mevcuttur. Bazı araştırmacılara göre çiçek hastalığından ölmüştür.

Allah rahmet eylesin.Mekanı Cennet Olsun…

Pargalı İbrahimin Mezarı Nerededir?

Atalarımızın tarihini dizi ve belgesellerle öğrenmeye alışır olduk, sadece ülkemizde değil gösterildiği ülkelerde gündeme oturan Muhteşem Yüzyıl dizisinde Pargalı İbrahim Paşa bu hafta öldürülüyor. Peki Osmanlıya büyük hizmetleri olan bu paşa nasıl öldürüldü? Mezarı nerededir? İşte uzmanportal.com olarak sizler için araştırdık. Pargalı İbrahim Paşa, Kanuni Sultan Süleymanın sevdiği bir paşasıydı. Ancak özellikle Irakeyn Seferi’ndeki uygulamalarıyla padişahın güvenini kaybetti. Hürrem’in de entrikaları sonucunda bir gece sarayda boğduruldu ve Makbul sıfatı Maktul olarak değişti. Cesedi de o zamanlar istanbul’un dışı olarak kabul edilen Fındıklı’daki Canfeda Zaviyesi’ne gömüldü. Fındıklı Canfeda Çıkmazı’nda, cadde kenarında yer alan bu mezarlardan birinin Pargalı İbrahim’e ait olduğu düşünülüyor.

Osmanlı Devletinin Yaptığı Anlaşmalar Liste Halinde Kısaca Açıklamalı

Bir ülkenin büyüklüğü muhatap olduğu ülkelerin büyüklükleriyle ölçülebilir. 600 yıl Dünya tarihinde hatrı sayılır bir yer edinmiş olan atalarımızın, tarih boyunca yaptıkları anlaşmaları uzmanportal.com olarak sizler için derledik:
 

Anlaşma Yılı İmzalayanlar Maddeleri
Osmanlı-Venedik Antlaşması 1416  Venedik Cumhuriyeti
  1. Osmanlı Devleti’yle, Venedik Cumhuriyeti arasında 1416 yılında imzalanmış bir barış ve ticaret antlaşmasıdır.
  2. Osmanlı-Venedik Savaşı sona erecek.
  3. Venedikliler, Osmanlı topraklarında diğer milletlerden daha fazla ticaret yapacaklar.
  4. Venedikliler, buna karşılık Osmanlı gemilerine saldırmayacaklardı.
Osmanlı-Bizans Antlaşması 1420  Doğu Roma İmparatorluğu
  1. Osmanlı sultanı I. Mehmet’in Bizans İmparatorluğu’yla yaptığı bir düzenleme antlaşmasıdır.
  2. Bizanslılar, Mustafa Çelebi’yi tutsak tutmaya devam edecekler.
  3. Osmanlılar, buna karşılık Bizanslılara her yıl 100.000 akçe ödeyeceklerdi.
Edirne-Segedin Antlaşması 1444  Macaristan Krallığı
  1. 1444 yılında Osmanlı Devleti ve Macaristan Krallığı arasında imzalanmış bir antlaşmadır. Ayrıca bu antlaşma Osmanlı Devleti’nin imzaladığı ilk önemli barış antlaşmasıdır.
  2. Bulgaristan’daki Osmanlı egemenliği tanınacak.
  3. Sırp despotluğu tekrar kurulacak ve Osmanlılara vergi verecek.
  4. Eflak beyliği, Macar egemenliğinde kalacak ama Osmanlılara vergi vermeye devam edecek.
  5. Tuna nehri, taraflar arasında sınır olacak.
  6. Antlaşmanın süresi 10 yıldı.
  7. Bu antlaşmayla Osmanlı Devleti ile Macaristan Krallığı arasında ilk kez bir sınır kavramı ortaya çıkmış oldu.
Osmanlı-Venedik Antlaşması 1479  Venedik Cumhuriyeti
  1. Osmanlı Devleti ile Venedik Cumhuriyeti arasında 1479 yılında imzalanmış bir barış ve ticaret antlaşmasıdır.
  2. Venedikliler, Osmanlı sularında ticaret yapma hakkını kazandılar ve bunun karşılığı olarak Osmanlılara her yıl 10.000 altın ödemeyi kabul ettiler.
  3. Venedikliler, İstanbul’da balyos (elçi) bulundurabileceklerdi.
  4. Venedikliler, Osmanlılara savaş tazminatı vereceklerdi.
İstanbul Antlaşması 1533  Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu
  1. 1529’da I. Viyana Kuşatması ile başlayan 1532’de Alman Seferiyle sona eren Osmanlı-Habsburg Savaşlarını sona erdiren barış antlaşması.
  2. Bu antlaşmayla Arşidük Ferdinand Alman Kralı, Şarlken İspanya Kralı olarak kabul edilip protokol bakımından Osmanlı sadrazamına denk olacaktı. Padişahı babaları gibi bilip itaat edecekti. Kendi aralarında dahi olsa Osmanlı padişahı dışında hiçbir hükümdardan İmparator diye bahsetmeyeceklerdi.
  3. Ferdinand, Zapolya’nın Macar kralı olmasını kabul etti.
  4. Ferdinand, Osmanlılara yılda 30.000 duka altın vermeyi kabul etti.
  5. Macaristan ikiye ayrıldı. Birinci kısım Osmanlı Devleti’nin korumasında Zapolya’ya, ikinci kısmı vergi vermek şartı ile Ferdinand’a bırakıldı.
  6. Bu antlaşmayı Fransa, Venedik Cumhuriyeti ve Papalık da tasdik etmiştir.
  7. Bu antlaşmayla Osmanlı Devleti’nin İmparatorluk sanı resmen Avrupa tarafından tanınmıştır.
İstanbul Antlaşması 1547  Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu
  1. Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu ile Osmanlı İmparatorluğu arasında 1547 yılında imzalanan düzenleme antlaşması.
  2. Bu antlaşmayla Avusturya Arşidükü I. Ferdinand ve Kutsal Roma Cermen İmparatoru V. Karl, Osmanlı İmparatorluğu’nun Macaristan üzerindeki hakimiyetini ve Habsburg Hanedanı’nın elinde bulundurduğu Kuzeybatı Macaristan toprakları için Osmanlı İmparatorluğu’na yıllık 30.000 altın florin vermesini kabul etti.
İstanbul Antlaşması 1553  Fransa Krallığı
  1. Osmanlı Devleti ile Fransa arasında 1 Şubat 1553 tarihinde imzalanan bir ittifak antlaşmasıdır.
  2. O dönemde Avrupa’nın tek hakimi olmak isteyen Almanya’nın Fransa’yı sürekli tehdit etmesi ve bunun kendi yararına olmadığını gören Osmanlı Devleti ile Almanya’nın baskısı altındaki Fransa arasında imzalanmıştır. Bu antlaşma ile Avrupa’daki güçler dengesi iyice Osmanlı lehine kaymış ve Almanya imparatoru V. Karl kısa bir süre sonra Osmanlı’nın üstünlüğünü kendiliğinden kabul ederek inzivaya çekilmiştir.
  3. Bu antlaşmaya göre: Fransa kralı Osmanlı padişahını Avrupa’nın tek imparatoru ve kendisini onun bir tâbi kabul ediyordu ve Fransa Osmanlı Devleti’nin kendisine yapacağı yardıma karşılık donanmasını Osmanlı Devleti’nin emrine veriyordu.
Amasya Antlaşması 1555  Safevî Devleti
  1. 1514 Çaldıran Savaşı ile başlayıp 1554’e kadar aralıklarla devam eden Osmanlı-Safevî savaşlarını sona erdiren barış antlaşması.
  2. Bu ilk Osmanlı-Safevî Antlaşması ile Doğu Anadolu, Bağdat, Tebriz ve Azerbaycan Osmanlı imtiyaz sahasına girmiş ve buralarda her iki devlet mensupları tücccarlar tarafından serbest ticaret yapılmaya başlanmış ve Osmanlı’nın Anadolu Alevilerine baskı uygulamasına son vermesi hususunda anlaşma sağlanmıştır.
  3. Bu antlaşma Osmanlı Devleti ile Safeviler arasında yapılan ilk antlaşmadır. Antlaşmayı Osmanlı adına Kanuni Sultan Süleyman, Safeviler adına da Şah İsmail’in genç oğlu Şah Tahmasb imzalamıştır.
Edirne Antlaşması 1568  Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu
  1. Osmanlı İmparatorluğu’nun Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu ile 17 Şubat 1568’de imzaladığı barış antlaşmasıdır.
  2. Bu antlaşmayla Zigetvar Savaşıyla başlayan Osmanlı-Avusturya savaşına son verilmiş ve Avusturya’nın elinde tuttuğu Kuzey Macaristan toprakları için ödemekte olduğu 30.000 florin altını ödemeye devam etmesi kararlaştırılmıştır.
Ferhat Paşa Antlaşması 1590  Safevî Devleti
  1. 1578-90 Osmanlı-İran Savaşı’nı sona erdiren barış antlaşması.
  2. Duraklama döneminin ilk antlaşmasıdır.
  3. Tebriz, Urmiye, Revan, Karabağ, Gürcistan, Dağıstan ve Şirvan Osmanlılara bırakıldı.
  4. Osmanlılar, Ferhat Paşa Antlaşmasıyla doğuda en geniş sınırlarına ulaştılar.
Zitvatorok Antlaşması 1606  Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu
  1. 1593-1606 Osmanlı-Avusturya Savaşı’nı sona erdiren barış antlaşması.
  2. Antlaşmaya göre Eğri, Estergon, Kanije kaleleri Osmanlılarda, Raab (Yanıkkale) ve Komarom kaleleri Avusturyalılarda kalacaktı.
  3. Osmanlı padişahı, Avusturya Arşidüküne Roma İmparatoru (Kayser Kaizer) unvanıyla hitap edecek.
  4. Avusturya bir kereye mahsus olmak üzere 200.000 altın savaş tazminatı ödeyecekti.
  5. Avusturya’nın elinde tuttuğu Kuzey Macaristan toprakları için ödemekte olduğu yıllık 30.000 altın vergi ise kaldırılacaktı.
  6. Barışın belirtisi olarak iki taraf birbirine her üç yılda bir karşılıklı armağanlar gönderecek.
  7. Zitvatorok Antlaşması Osmanlıların lehine gibi görünse de Osmanlı Devleti artık eski gücünde değildi. Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti’nin Avusturya karşısındaki üstünlüğü sona ermiş, siyasi dengeler Osmanlı aleyhine bozulmaya başlamıştır.
Nasuh Paşa Antlaşması 1612  Safevî Devleti
  1. 1603-1618 Osmanlı-Safevî Savaşını kısmen sona erdiren barış antlaşması.
  2. Nasuh Paşa Antlaşmasıyla Osmanlı Devleti, Ferhat Paşa Antlaşmasıyla aldığı toprakları Safevîlere geri verdi.
  3. Kanunî Sultan Süleyman zamanında Osmanlı İmparatorluğu ile Safevî Devleti arasında imzalanan Amasya Barış Antlaşması (1555) ile belirlenen sınırlar geçerli olacaktır.
  4. Buna karşın Safevîler, her yıl Osmanlı Padişahı’na iki yüz yük ipek haraç vereceklerdir.
  5. Osmanlı egemenliği altındaki yerler Osmanlılar’da kalacaktır.
  6. Şehrizor Eyaletini istila eden Hilev Han’a ve Seyyid Mübarek’e Safeviler tarafından yardım edilmeyecek.
  7. Şemhal ve Dağıstan üzerinde Osmanlı egemenliği devam edecek.
  8. Osmanlıların, Ruslara karşı yapacakları her hangi bir seferde Safeviler, Osmanlılara yardım edecekler, engel olmayacaklardır.
  9. İranlı Hacılar, Bağdat ve Basra yoluyla değil, Halep-Şam üzerinden hacca gidip geleceklerdir.
  10. Kanuni Sultan Süleyman zamanında belirlenen sınırlar çerçevesinde, Osmanlı-Safevi sınırlarını belirlemek için Osmanlı tarafını Bağdat Beylerbeyi Mahmut Paşa ve Van Beylerbeyi Mehmet Paşa temsil edecekler.
Serav Antlaşması 1618  Safevî Devleti
  1. 1603-1618 Osmanlı-Safevî Savaşını tamamen sona erdiren barış antlaşması.
  2. Nasuh Paşa Antlaşması ile belirlenen sınırlar esas alınacaktır.
  3. Kars ve Ahıska kaleleri Osmanlılar’da kalacaktır.
  4. Osmanlı hâkimiyetinde bulunan Dağıstan beylerine saldırılmayacak.
  5. Esirler karşılıklı olarak serbest bırakılacak.
  6. Safevi Şahı, Osmanlı Padişahı’na her yıl haraç olarak 100 deve yükü ipek, kumaş vs. kıymetli eşya gönderecektir.
  7. Serav Barış Antlaşması’nın 1612 yılında varılan Nasuh Paşa Barışı’ndan tek önemli farkı 200 deve yükü ipek haracının 100 deve yüküne indirilmiş olmasıdır.
Hotin Antlaşması 1621  Lehistan-Litvanya Birliği
  1. 1620-1621 Osmanlı-Lehistan Savaşı’nı sona erdiren barış antlaşması.
  2. Kırım Tatarlarının Lehistan’a yaptığı akınlar yasaklandı.
  3. Hotin kalesi, Osmanlı egemenliğindeki Boğdan’a verildi.
  4. Lehistan’ın Kırım Hanlığı’na vergi ödemeye devam etmesi kararlaştırıldı.
Kasr-ı Şirin Antlaşması 1639  Safevî Devleti
  1. 1623-1639 Osmanlı-İran Savaşını sona erdiren ve o tarihlerde Doğu Anadolu’dan başlayıp Basra Körfezinde sona eren 2185 km.’lik Osmanlı-İran sınırını belirleyen bu antlaşma ile Bağdat, Basra ve Şehrizor Osmanlılarda kaldı, Ahıska ve Revan ise Safevî Devletine bırakıldı.
  2. Daha sonraki tarihlerde çıkan Osmanlı-İran Savaşlarında ortaya çıkan sınır meseleleri hep Kasr-ı Şirin Antlaşması temelinde çözümlendi.
  3. Aynı zamanda bu antlaşma bugünkü Türkiye-İran ve İran-Irak sınırlarını da büyük ölçüde belirlemiştir.
Vasvar Antlaşması 1664  Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu
  1. 1663-1664 Osmanlı-Avusturya Savaşını sona erdiren barış antlaşması.
  2. Uyvar ve Novigrad kaleleri ile çevreleri Osmanlılarda kalacak. Zerinvar kalesi ise yeniden inşa edilmemek şartıyla Avusturya’da kalacak.
  3. Erdel, Osmanlı Devletine bağlı kalacak ve her iki tarafta askeri kuvvetlerini Erdel’den çekecek.
  4. Osmanlı Devleti, Erdel kralının Avusturya’ya saldırmasını önleyecek.
  5. Her iki tarafta birbirlerinin topraklarına akın ve çete faaliyetlerinde bulunmayacak.
  6. Avusturya Habsburg Monarşisi savaş tazminatı ödeyecek.
  7. İki tarafta daha sonra karşılıklı olarak birbirlerine 200.000 kara kuruş değerinde hediyeler gönderecek.
  8. Antlaşma 20 yıl geçerli olacaktır.
  9. Osmanlı Ordusu, antlaşma hükümdarlarca onaylanıncaya kadar askeri harekatında serbest kalacak.
Bucaş Antlaşması 1672  Lehistan-Litvanya Birliği
  1. 18 Ekim 1672 tarihinde Osmanlı İmparatorluğu ile Lehistan-Litvanya Birliği (Polonya) arasında imzalanmış bir barış antlaşmasıdır.
  2. Bu antlaşmayla Podolya Osmanlılara geçti, Ukrayna da Osmanlı himayesindeki Kazaklara bırakılıyordu.
  3. Lehistan Kırım Hanına vergi ödemeye devam ettiği gibi pişkeş adı altında her yıl Osmanlı Devleti’ne 22.000 de altın vergi ödemeye mecbur bırakılıyordu.
  4. Antlaşmanın diğer maddelerine göre, Lehistan’daki Lipka Tatarlarından Türk ordusuna katılanların mallarına ve ailelerine zarar verilmeyecekti.
  5. Antlaşma Kırım Tatarlarının ve Ukrayna Kazaklarının Lehistan’a yaptıkları akınları da yasaklıyordu.
  6. Bu antlaşma Osmanlı Devleti’nin topraklarına toprak kattığı (yani son kez yeni toprak kazandığı) son antlaşmadır.
  7. Ayrıca Osmanlı Devleti, Bucaş Antlaşması ile batıda en geniş sınırlarına ulaşmıştır.
İzvança Antlaşması 1676  Lehistan-Litvanya Birliği
  1. 1672-1676 Osmanlı-Lehistan Savaşı’nı sonlandıran barış antlaşması.
  2. Bu antlaşmayala Bucaş Antlaşması’nda yer alan Lehistan’ın Osmanlı Devleti’ne yıllık 22,000 pişkes (leh altını) haraç ödemesi zorunluluğu kaldırıldı.
  3. Ayrıca sınırlarda da biraz değişiklik oldu, Bucaş Antlaşması ile Osmanlı Devleti’ne terk edilen Podolya’nın Türk toprağı olduğu tescillendi, yine Osmanlı Devleti’ne bırakılan Kazaklar’ın hüküm sürdüğü Ukrayna topraklarının üçte biri Lehistan’a geri verilirken, üçte ikisi yine Osmanlı Devleti’nin egemenliğine tevdi edildi.
Bahçesaray Antlaşması 1681  Rusya Çarlığı
  1. 1676-1681 Osmanlı-Rus Savaşı’nı sona erdiren barış antlaşması aynı zamanda Rus Çarlığı ile Osmanlı İmparatorluğu arasında yapılan ilk resmi antlaşmadır.
  2. Bu antlaşmanın ana hükümlerine göre Osmanlı Devleti ve Moskova merkezli Rusya Çarlığı arasında 20 yıl süreli bir barış hüküm sürecek ve iki devletin arasındaki sınır Dinyeper Irmağı olacaktı.
  3. Her iki taraf da Dinyeper Irmağı ile güney Buğ Irmağı arasında yerleşme yapılmamasını garanti etti.
  4. Nogay göçmenlerinin Ukrayna’nın güney steplerinde gezginlik yapmaları kabul edildi.
  5. Zaporozhtsi Kazaklarının Dinyeper Irmağı ve Yan ırmakları üzerinde balıkçılık yapma hakları, güneyde tuzla işletme hakları ve Dinyeper Irmağı ve Karadeniz üzerinde deniz vasıtası kullanma hakları değişmeden kalacaktı.
  6. Sağ Ukrayna Kıyıları (Pravoberezhna Ukrayina) yani Ukrayna’da Dinyeper Nehri doğusu ve Zaporozhtsi Kazaklar bölgelerinin Rusya Çarlığı egemenliği altında olduğunu Osmanlılar kabul etti. Buna karşılık Kiev bölgesinin güneyi (özellikle Çehrin), Bratslav bölgesi ve Podolya Osmanlı egemenliği altında kaldığı Rus Çarlığı tarafından onaylandı.
Karlofça Antlaşması 1699  Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu  Venedik Cumhuriyeti

Lehistan-Litvanya Birliği

Rusya Çarlığı

  1. 1683-1699 Osmanlı-Kutsal İttifak Savaşları’nı sona erdiren barış antlaşması.
  2. 26 Ocak 1699 günü imzalanan Karlofça Antlaşması ile Banat ve Temeşvar hariç, bütün Macaristan ve Erdel Beyliği Avusturya’ya, Ukrayna ve Podolya Lehistan’a, Mora ve Dalmaçya kıyıları Venediklilere bırakıldı. Ruslar, ayrıca ele geçirdikleri Azak Kalesinin dışında ele geçirmeyi düşündükleri Kerç Kalesini de istediklerinden Karlofça’da Ruslar ile bir barış antlaşması imzalanamadı ama Ruslarla da iki yıllık bir ateşkes üzerinde mutabakata varıldı.
  3. Karlofça Antlaşmasın’nın barış süresi 25 yıl olarak belirlenirken, antlaşmanın garantör devleti de Avusturya olmuştur.
  4. Karlofça Antlaşması Osmanlı Devleti’nin batıda büyük çapta toprak kaybettiği ilk antlaşmadır. Karlofça Antlaşması’ndan sonra Osmanlı Devleti hiçbir zaman eski gücüne ulaşamadı. Bu antlaşmadan sonra Osmanlı Devleti kaybettiği toprakları geri alma siyaseti izlemeye başlamıştır. Ayrıca duraklama dönemi biterken, gerileme dönemi başlamıştır.
İstanbul Antlaşması 1700  Rusya Çarlığı
  1. 1686-1700 Osmanlı-Rus Savaşı’nın sonuçlandıran barış anlaşmasıdır. 1699’daki Karlofça Antlaşması’nın devamı niteliğindedir.
  2. Bu antlaşmanın hükümlerine göre Osmanlı Devleti, Azak Kalesi’ni Rusya’ya bıraktı. Ruslar’ın Karlofça’da istedikleri için barış yapılamayan Kerç Kalesi ise Osmanlılar’da kalacaktı. Ayrıca Osmanlı Devleti, Rusya’nın Taganrog’da inşa ettiği kaleyi de kabullendi. Böylece Rusya Karadeniz’de kendisine sağlam bir yer yapmış oluyordu.
  3. Ruslar, Kudüs’ü serbestçe ziyaret edebileceklerdi.
  4. Rusya, İstanbul’da daimi elçi bulundurabilecekti.
Prut Antlaşması 1711  Rusya Çarlığı
  1. 1710-1711 Osmanlı-Rus Savaşını sona erdiren barış antlaşması.
  2. Azak Kalesi, Osmanlılara geri verilecek. (Karadeniz tekrar Osmanlı gölü haline geldi.)
  3. Ruslar, İstanbul’da daimi elçi bulundurmayacaklar.
  4. İsveç Kralı Şarl’ın serbestçe ülkesine dönmesine izin verecekler.
  5. Ruslar, Lehistan’ın içişlerine karışmayacaklardı.
Pasarofça Antlaşması 1718  Avusturya Arşidüklüğü
  1. 1715-1718 Osmanlı-Avusturya-Venedik Savaşı’nı sona erdiren barış antlaşması.
  2. Avusturya ile Niş, Banat Dağları ve Transilvanya Alpleri hudut kesildi.
  3. Mülteci olarak Osmanlı Devleti’ne sığınan Erdel prensi II. Rákóczi Ferenc ailesiyle beraber Osmanlı-Avusturya sınırında oturmak ve emniyeti sağlanmak şartıyla iade edilecekti.
  4. Venedikliler; Mora Yarımadasını, Korintos ile çevresini, Egin Körfezindeki adaları, İyonya Adalarını, Aya Mavri Adasını ve Girit’te üç iskeleyi Osmanlı Devletine verecekti.
  5. İran yoluyla Avrupa’ya gelen tüccarlar, dönüşte Tuna gümrük vergilerinden muaf tutulacaktı.
  6. Antlaşmanın süresi ise 24 yıldı.
  7. Pasarofça Antlaşmasıyla, Osmanlı Devleti; Avusturya’ya toprak vermesine rağmen, Venedik’ten aldı.
İstanbul Antlaşması 1724  Rusya İmparatorluğu
  1. İlk Osmanlı-Rus dostluk anlaşmasıdır.
  2. Osmanlı Devleti ve Rusya, İran’a saldırıp Kuzey Kafkasya’da karşı karşıya gelince İngiltere ve Hollanda’nın araya girmesi ile imzalanmıştır. Bu antlaşmayla olası bir Osmanlı-Rus savaşı önlenerek Safevilerin Kafkaslardaki toprakları Osmanlı Devleti ve Rusya tarafından paylaşılmıştır.
  3. Bu antlaşmayla Derbent, Bakü Kaleleri ve Dağıstan, Rusya’ya bırakıldı. Gence, Karabağ, Ahıska, Revan ve Tebriz Osmanlı Devleti’ne verildi.
  4. Ama İran’da Safevî Şahı I. Hüseyin’in İran’ı istila eden Afganlara esir düşmesiyle yönetimi ele geçiren Avşar Türklerinden Nadir Şah bu antlaşmayı tanımamış ve Osmanlılara savaş açmıştır.
Hemedan Antlaşması 1727  Safevî Devleti
  1. 1723-1727 Osmanlı-İran Savaşı’nı sona erdiren barış antlaşması.
  2. Bu antlaşmayla Osmanlılar Tebriz dışında ele geçirmiş oldukları Nihavend, Kirmanşah ve Hemedan’ı İran’a geri verdiler.
Ahmet Paşa Antlaşması 1732  Safevî Devleti
  1. 1730-1732 Osmanlı-İran Savaşı’nı sona erdiren barış antlaşması.
  2. Kafkasya Osmanlılara verildi.
  3. Batı İran ve Azerbaycan İranlılarda kaldı.
  4. Güneyde Kasr-ı Şirin sınırı değişmedi.
  5. Kuzeyde Aras Irmağı iki ülke arasında sınır yapıldı.
  6. Bu antlaşma, Osmanlı Devletinde sadrazamın, İran’da da Şah’ın değişmesine sebep olmuştur.
İstanbul Antlaşması 1736  Afşar Hanedanı
  1. 17 Ekim 1736 tarihinde Osmanlı İmparatorluğu ve İran’da kurulan Afşar Hanedanı arasında imzalanmış bir barış ve düzenleme antlaşmasıdır. 1735-1736 Osmanlı-İran Savaşını sona erdirmiştir.
  2. Bu antlaşmayla Osmanlılar Nadir Şah’ı İran Şahı olarak kabul ettiler. Ayrıca 1730-1732 Osmanlı-İran Savaşı sonucunda imzalanan Ahmet Paşa Antlaşmasıyla elde ettikleri Gence, Tiflis ve Revan’ı İran’a bırakmak zorunda kaldılar.
  3. Fakat uzun vadede bu antlaşma ne Osmanlı Devletini ne de İranlıları tatmin etti ve iki ülke arasındaki çatışmalar 1746 yılına kadar devam etti.
  4. Aynı zamanda bu antlaşma İran’daki Safevi Hanedanı’nın sona erip yerine Afşar Hanedanı’nın kurulduğunun Osmanlı İmparatorluğu tarafından da resmen kabul edildiğini göstermesi açısından önemli bir belgedir.
Belgrad Antlaşması 1739  Avusturya Arşidüklüğü

Rusya İmparatorluğu

  1. 1735-1739 Osmanlı-Rus-Avusturya Savaşı’nı sona erdiren barış antlaşması.
  2. Bu antlaşma ile Avusturya Pasarofça Antlaşması ile aldığı yerleri (Sırbistan, Belgrad, Eflak’ın bazı kısımlarını ve Bosna’da bir sınır bölgesini) Banat bölgesi hariç geri verdi.
  3. Azak Kalesi yıkıldı, toprakları Osmanlı Devleti ile Rusya arasında sınır oldu.
  4. Kuzey Kafkasya’da bulunan ve dağ geçitlerini (Daryal Geçidi, vb…) denetleyen Kabartay bölgesi (Kabardiya) tarafsız bir bölge olarak kabul edildi.
  5. Ruslar, Kırım’dan çekilmeyi kabul etti.
  6. Karadenizde savaş ve ticaret gemileri bulunduramayacaktı.
  7. Osmanlı Devleti’nin imzaladığı son kazançlı antlaşmadır.
  8. Çünkü Belgrad Antlaşmaları ile Karadeniz’in bir Türk gölü olduğu bir kez daha kabul edildi. Bu antlaşma ile Karadeniz’in Türk gölü olduğu son kez onaylanmıştır.
  9. Ayrıca bu antlasmanın imzalanmasında etkili olan Fransızlara karşı kapitülasyonlar süresiz olarak uzatılmıştır.
Kerden Antlaşması 1746  Afşar Hanedanı
  1. 1742-1746 Osmanlı-İran Savaşını sona erdiren barış antlaşması.
  2. Bu antlaşma II. Kasr-ı Şirin Antlaşması olarak da bilinir. Çünkü bu antlaşmayla Kasr-ı Şirin Antlaşması sınırlarına geri dönülmüştür.
  3. Bu antlaşma, Osmanlı-İran Savaşlarına uzun bir süre ara verdi ve bu antlaşmayla 1775’e kadar sürecek bir barış dönemi başlamıştır.
Küçük Kaynarca Antlaşması 1774  Rusya İmparatorluğu
  1. 1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşını sona erdiren barış antlaşması.
  2. Kırım Hanlığı’yla Kuban ve Bucak Tatarları siyâsî bakımdan müstakil olup, ancak dînî işlerinde Hilafet makamına tâbi olacaklardır.
  3. Kılburun, Kerç, Yenikale ve Azak Kalesi’yle Dinyeper (Özi) ve Buğ (Aksu) nehirleri arasındaki arazi, Rusya’ya terk edilmiş ve Aksu hudut kabul edilmiştir.
  4. Ruslar tarafından işgal edilen Besarabya, Eflak, Boğdan ve Gürcistan ülkeleriyle Akdeniz adaları Osmanlılara iade olunacaktır.
  5. Rus ordusu, Bulgaristan’da Tuna’nın sağ sahilinden, bir ay içinde sol sahiline çekilecektir.
  6. Rusya, Osmanlı topraklarındaki Ortodoksları daimî surette himaye edebilecektir.
  7. Rus sefirlerinin, Eflâk ve Boğdan vaziyetleri hakkındaki müracaatları dikkate alınacaktır. (Bu madde mucibince memleketin işlerinde Rus müdahalesine devamlı açık kapı bırakılmış oluyordu.)
  8. Rus ticaret gemileri, Karadeniz’le Akdeniz’de hareket serbestisine sahip olacak ve istedikleri zaman boğazlardan geçebilecekler ve Osmanlı limanlarında kalabileceklerdi. Böylelikle Karadeniz bir Türk gölü olmaktan çıktı.
  9. Ruslar, İstanbul’da daimi elçilik bulundurabilecek ve Balkanlar’da istedikleri yerde konsolosluk açabileceklerdi. Bu da Rusların Panslavizm politikasına zemin hazırlamıştır.
  10. İngiltere ile Fransa’ya verilen kapitülasyonlar, Rusya’ya da aynen tanınacaktır.
  11. Osmanlı Devleti, savaş tazminatı olarak, üç senede ve üç taksitte, Rusya’ya on beş bin kese akça verecektir. Osmanlı Devleti, tarihinde ilk defa savaş tazminatı ödemiştir.
  12. Orta-Kuzey Kafkasya’da Osmanlı Devleti ile Rusya arasında tarafsız bir bölge olan Kabartay ya da Kabardiya, Rusya’ya ilhak edildi.
  13. Bu antlaşmayla Osmanlı İmparatorluğu Dünya üzerindeki üç büyük devletten biri olma özelliğini kaybetti.
Aynalıkavak Antlaşması 1779  Rusya İmparatorluğu
  1. Bu antlaşma, 21 Mart 1779 Osmanlı İmparatorluğu ile Rusya İmparatorluğu arasında imzalanan bir düzenleme ve ticaret antlaşmasıdır.
  2. Rusya işgal ettiği Kırım’ı tekrar boşaltarak buradaki kuvvetlerini geri çekmeyi kabul etmiştir.
  3. Osmanlı Devleti, Şahin Giray’ın hanlığını tanıyacak, fakat, sonraki hanların seçimi için, padişahın halife olarak onayı alınacaktı.
  4. Akdeniz ve Karadeniz’de, Fransızlarla İngilizlere tanınan ticari haklar Rusya’ya da tanınacaktı.
  5. Bu antlaşma ile Kırım’ın bağımsızlığı yeniden onaylanmış oldu.
Ziştovi Antlaşması 1791  Avusturya Arşidüklüğü
  1. 1787-1791 Osmanlı-Avusturya Savaşını sona erdiren barış antlaşması.
  2. Ziştovi Antlaşmasıyla Avusturya Arşidüklüğü, savaş sırasında aldığı toprakları Osmanlı Devleti’ne geri verdi. Orsova ile Unna suyu taraflarındaki küçük bir arazi ise Avusturya’ya bırakıldı.
  3. Avusturya, Rusya’ya açık ya da gizli hiçbir yardımda bulunmayacağına dair bir garanti verdi.
Yaş Antlaşması 1792  Rusya İmparatorluğu
  1. 1787-1792 Osmanlı-Rus Savaşını sona erdiren barış antlaşması.
  2. Küçük Kaynarca (1774), Aynalıkavak (1779), Ticaret (1783) ve 1784’te Kırım ile Taman’ın ilhakıyla Kuban Irmağı’nın hudut tayini hakkındaki antlaşmalar yine eskisi gibi kalıyordu. Yani bu antlaşmayla Osmanlı Devleti, Kırım’ın Rusya’ya ait olduğunu kabul etmiştir.
  3. Turla (Dinyester) Nehri hudut kesilerek, bunun sol tarafındaki arazi, yani Aksu ile Turla arasındaki Özi (bugün Ochakov) kalesi dahil Özi Kırı (yani Özi ve Hocabey sancakları), Ruslara terk edildi. Sağ tarafındaki memleketler, yani Bender, Akkerman, Kili, İsmail ve diğer tarafta Rusların işgalindeki kale ve şehirler Osmanlılara iade ediliyordu.
  4. Boğdan Voyvodalığının borçları ve geride kalan vergileri iptal edilecek ve antlaşmadan sonraki iki yıl, her türlü vergiden muaf tutulacaktı. Af ilan edilip, isteyenler yine memleketlerine dönebileceklerdi.
  5. Tiflis Hanlığına Çıldır valileri veya beyleri tarafından taarruz olunmayacaktı.
  6. Kuzey Afrika’daki Garp ocakları, Rus ticaret gemilerine taarruzda bulunurlarsa, zarar tazmin edilecekti.
  7. Anapa kalesi, Osmanlılara geri verildi.
  8. Bu antlaşmayla gerileme dönemi sona ermiş ve dağılma devri başlamıştır.
Trablus Antlaşması 1795  Amerika Birleşik Devletleri
  1. 4 Kasım 1796’te ABD ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanan antlaşmadır.
  2. 5 Eylül 1795’te ABD bu tehdide karşı bir anlaşma yapmayı kabul etti. Bu anlaşmaya göre ABD, Cezayir’deki esirlerin iadesi ve gerek Atlas Okyanusu’nda, gerekse Akdeniz’de ABD sancağı taşıyan hiçbir tekneye dokunulmaması karşılığında, 642.000 altın ve yılda 12.000 Osmanlı altını (21.600 dolar) ödeyecekti.
  3. Dili Türkçe olan ve 22 maddeden oluşan anlaşmaya, Amerika Birleşik Devletleri adına Joseph Donaldson ve Osmanlı İmparatorluğu adına Cezayir Beylerbeyi Cezayirli Hasan Paşa nam-ı diğer Hasan Dayı imza koydular.
  4. Bu antlaşma; ABD’nin iki asrı aşkın tarihinde, yabancı bir dille imzalanan tek anlaşması olduğu gibi, yabancı bir devlete vergi ödenmesini kabul eden tek ABD belgesidir.
  5. ABD, 22 maddelik bu antlaşmaya 1818 yılına kadar bağlı kalıp vergi ödemiştir.
El-Ariş Antlaşması 1801  Fransa 1. Cumhuriyet
  1. 24 Ocak 1800 tarihinde Fransa ve Osmanlı Devleti arasında imzalanmış ateşkes sözleşmesi. Fransa’nın Mısır Seferi çerçevesinde imzalanmış, Büyük Britanya’nın karşı çıkması nedeniyle uygulamaya konamamıştır.
  2. Fransa bu sözleşmenin hükümlerine göre, 1798 yılında işgal etmiş olduğu Mısır’ı boşaltacaktı.
  3. Sözleşme uyarınca Fransa ordusu mensuplarının ülkelerine dönmeleri için Büyük Britanya tarafından pasaport ve geçiş belgeleri verilmesi gerekiyordu. Bu durumda, bu dönemde Osmanlı Devleti’nin müttefiki konumunda olan İngiltere sözleşmeye taraf oluyordu.
  4. Başlangıçta Büyük Britanya’nın da desteklediği bu sözleşme, Şubat 1800’de Britanya donanması amirali George Elphinstone Keith’in sözleşmeyi imzalamayı reddetmesi nedeniyle yürürlüğe girmedi.
  5. Osmanlı Devleti, bu antlaşmadan sonra diğer ülkelerin Osmanlı Devleti üzerindeki amaç ve emellerine göre izledikleri yolu değerlendirerek denge politikası izlemeye başlamıştır.
Paris Barış Senedi 1801  Fransa 1. Cumhuriyet
  1. Fransa ve Osmanlı Devleti arasında yapılacak olan bir barış anlaşmasına hazırlık niteliğindeki görüşmelerin sonucunda 9 Ekim 1801’de Paris’te imzalanan anlaşmadır. Ayrıca Fransa’nın Mısır Seferi’ni sona erdiren hukuki metinlerden biridir.
  2. 1798 yılında başlayan Mısır seferi, 1801’de Fransa’nın yenik düşerek birliklerini geri çekmesiyle sonuçlanmıştı. 27 Haziran 1801 tarihinde Fransa birliklerinin Mısır’dan geri çekilmesini düzenleyen sözleşmenin imzalanmasından sonra, Osmanlı Devleti ve Fransa arasında nihai bir barış antlaşması imzalanması için görüşmelere başlandı. Paris Barış Senedi, bu bağlamda hazırlanmış, anlaşmanın imzalanmasında Fransa’yı temsilen Napolyon Bonapart ve dışişleri bakanı Charles Maurice de Talleyrand-Périgord, Osmanlı Devleti’ni temsilen elçi Seyid Ali Efendi hazır bulunmuştur.
  3. Anlaşma dört maddeden oluşmaktadır. İlk maddede iki devlet arasındaki düşmanlığın sona ereceği bildirilmekte, Mısır’ın Osmanlı Devleti’ne geri verileceği, Osmanlı Devleti’nin sınırlarının Mısır Seferi öncesindeki duruma döneceği belirtilmektedir. İkinci maddede Fransa 1800 yılında Osmanlı Devleti ve Rusya arasındaki bir anlaşmayla kurulan Yedi Adalar Cumhuriyeti’ni tanımakta, Osmanlı Devleti ise sözkonusu cumhuriyet üzerinde Fransa ve Rusya’nın garantörlüğünü kabul etmektedir. Üçüncü maddede, sefer sırasında el konulan malların taraflara geri verilmesi ve savaş esirlerinin serbest bırakılması düzenlenmektedir. Son madde ise Fransa’nın daha önce Osmanlı Devleti ile imzalamış olduğu ticari anlaşmaların yenilendiğini bildirmektedir.
Paris Antlaşması 1802  Fransa 1. Cumhuriyet
  1. 25 Haziran 1802’de Paris’te, Fransa ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalan bir barış antlaşmasıdır. Napolyon’un Mısır Seferi’nin 1798 yılında başlamasından itibaren bozulan ikili ilişkileri barış ilkeleri temelinde yeniden düzenleme amacı taşır.
  2. İki devlet arasındaki barış görüşmeleri 1801 yılında başlamış, 9 Ekim 1801’de imzalanan Paris Barış Senedi ile barışın hazırlık ilkeleri kabul edilmişti. 1802’de imzalanan anlaşma, nihai barış antlaşması niteliğindedir. Fransa tarafından Napolyon Bonapart yönetiminin dışişleri bakanı Charles Maurice de Talleyrand-Périgord, Osmanlı tarafından ise Seyyid Mehmet Sait Galip Efendi antlaşmayı imzalamıştır.
  3. On maddeden oluşan bu antlaşmanın ilk maddesi iki devlet arasında barışın tesis edildiğini belirtmekteydi. İkinci maddesi ise Fransa’nın Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde daha önceden sahip olduğu bütün kapitülasyon haklarının aynen devam edeceğini bildirmekteydi. Aynı maddede Osmanlı İmparatorluğu Fransa gemilerine Karadeniz’de serbest dolaşım hakkı tanıyordu. Üçüncü maddede Fransa’nın Mısır Seferi öncesinde sahip olduğu ticari hakların geçerli olduğu vurgulanıyordu. Dördüncü maddede Osmanlı İmparatorluğu, Fransa ve İngiltere arasında 25 Mart 1802’de hazırlanmış olan Amiens Antlaşması’nı tanıyor ve sözkonusu antlaşmanın Osmanlı İmparatorluğu ile bağlantılı olan maddelerini kabul ediyordu (III. Selim daha önce 13 Mayıs 1802’de tek taraflı olarak Amiens Antlaşması’nı tanıdığını açıklamıştı.
  4. Paris Antlaşması’nın 5. maddesiyle Osmanlı İmparatorluğu ve Fransa birbirlerinin toprak bütünlüklerini karşılıklı olarak garanti ediyorlardı. Altıncı ve sekizinci maddelerle el konulan mallar ve savaş esirlerinin durumu düzenleniyordu. Yedinci madde gümrük kurallarının eski kapitülasyonlara göre yeniden düzenlenmesini öngörüyordu. Dokuzuncu maddeyle Osmanlı Devleti Fransa lehine en çok gözetilen ulus kaydı düşüyordu (bu statü ikinci maddede de belirtilmişti). Onuncu madde, antlaşmanın onanması ve yürürlüğe girmesine ilişkindi.
Kale-i Sultaniye Antlaşması 1809  Birleşik Krallık
  1. 1807-1809 Osmanlı-Büyük Britanya Savaşı’nın sonucu olarak 5 Ocak 1809 tarihinde, Osmanlı İmparatorluğu ile Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı arasında imzalanmış bir antlaşmadır. Antlaşmaya Osmanlı tarafını temsilen nişancı Mehmet Emin Vahat Efendi, Birleşik Krallık tarafını temsilen Robert Adair imza koymuştur.
  2. On iki maddeden oluşan bu antlaşmaya göre Büyük Britanya’nın işgal etmiş olduğu Osmanlı toprakları Osmanlı İmparatorluğu’na geri verilecekti. Osmanlı topraklarında bulunan Britanyalı tüccarların savaş sırasında Osmanlı İmparatorluğu tarafından el konulmuş olan malları sahiplerine iade edilecekti.
  3. Antlaşmanın 4. maddesi, Eylül 1675’te Büyük Britanya ile Osmanlı arasında imzalanmış olan ve daha önceki Britanya imtiyaz ve kapitülasyonlarının bir özeti niteliğinde olan antlaşmanın geçerli olduğunu bildiriyordu. Buna ek olarak, 5. maddede, Birleşik Krallık’ın da kendi sınırları içinde ticaret yapacak olan Osmanlı gemilerine ve tüccarlarına elverişli koşullar sağlayacağı belirtiliyordu. Altıncı maddede, Osmanlı İmparatorluğu’nun belirlemiş olduğu gümrük haddinie Britanyalı tüccarların kabul edileceği bildiriliyordu.
  4. Yedinci, sekizinci ve dokuzuncu maddeler, diplomatik temsil konusunda düzenlemeler getiriyordu. Elçilere karşılıklı olarak saygı gösterilecek, Osmanlı Devleti kendi tebasının haklarını korumak için Malta dahil olmak üzere Birleşik Krallık yönetimindeki topraklarda şehbender (konsolos) görevlendirebilecekti. Büyük Britanya’nın Osmanlı topraklarındaki diplomatik temsilciliklerinde tercüman görevlendirilmesi, Osmanlı İmparatorluğu tarafından verilecek beratlarla mümkün olacaktı. Tüccar ve zanaatkârlara tercüman beratı verilmeyecekti. Osmanlı İmparatorluğu tebasından kişiler Birleşik Krallık konsolosu olarak görevlendirilemeyecekti. Onuncu maddede, Osmanlı tebasından kişilerin Büyük Britanya himayesine alınamayacağı belirtiliyordu.
  5. Antlaşmanın en önemli maddesi olan on birinci maddeyle, savaş gemilerinin Çanakkale ve İstanbul boğazlarından geçmelerinin önceki dönemlerde her zaman yasak olmuş olduğu hatırlatılıyor, bu eski kurala tüm devletlerin barış döneminde de uyması isteniyordu. Büyük Britanya tarafı, bu kurala uyacağını belirtiyordu.
  6. Son maddede antlaşmanın yürürlüğe giriş süreci düzenlenmişti.
  7. Ayrıca bu antlaşmanın bazı gizli maddelerinde Birleşik Krallık’ın Osmanlı İmparatorluğu’na Fransa’ya karşı bir savaş halinde destek vereceği hükümleri bulunmaktaydı.
Bükreş Antlaşması 1812  Rusya İmparatorluğu
  1. 1806-1812 Osmanlı-Rus Savaşı’nı sona erdiren barış antlaşması.
  2. Rusya, Eflak ve Boğdan’dan çekilecek, Besarabya bölgesi ise Ruslara bırakılacak.
  3. Osmanlılar Bosna ve Eflak ve Boğdan’dan 2 yıl vergi almayacak.
  4. Sırplar, iç işlerinde serbest olacaklar.
  5. Tuna nehrinde hem Osmanlı hem de Rus gemileri serbestçe dolaşabilecek. Prut ve Tuna nehirlerinin sol sahilleri iki ülke arasında sınır kabul edilecek.
  6. Anapa kalesi ile birlikte, kuzeyde Kuban Irmağı ağzından güneyde Bzıb Irmağı ağzına değin uzanan Karadeniz kıyı kontrolu Osmanlılara, Bzıb Irmağından güneydeki Rion Irmağına değin Karadeniz kıyılarının kontrolü de Ruslara bırakıldı.
Erzurum Antlaşması 1823  Kaçar Hanedanı (İran)
  1. 1821-1823 Osmanlı-İran Savaşını sona erdiren barış antlaşması.
  2. Bu antlaşmayla İran ele geçirdiği yerleri geri vererek eski sınırlarına çekilmeyi kabul etti.
  3. 1639’daki Kasrı Şirin ve 1746’daki ve Karden Antlaşması ile belirlenen sınırlar yeniden yürürlüğe girdi.
  4. Bu antlaşma Osmanlı-İran mücadelesini sona erdirmiştir. Çünkü bu antlaşmadan sonra bir daha Osmanlı İmparatorluğu ile İran arasında savaş olmamıştır.
  5. Bu antlaşma, kendisinden önceki iki antlaşmanın sınırlarını tasdik edip pekiştirdiğinden ve Osmanlı-İran Savaşlarını sona erdirdiğinden dolayı kendisinden önceki iki antlaşmayla beraber günümüzdeki Türkiye-İran sınırının belirlenmesinde önem arz etmektedir.
Akkerman Antlaşması 1826  Rusya İmparatorluğu
  1. Bu antlaşma, 7 Ekim 1826 tarihinde Osmanlı İmparatorluğu ile Rusya arasında Romanya’nın Akkerman kentinde imzalanmış bir düzenleme ve ticaret antlaşmasıdır.
  2. Rusya, 1812 Bükreş Barış Antlaşması, hükümlerinin açıklığa kavuşturulması ve yorumlanması yolunda 1814’den beri çalışmış en sonunda 17 Mart 1826’da Babıali’ye verdiği bir ültimatom ile amacına kavuşmuştur. Osmanlı ve Rus delegeleri Akkerman’da görüşmelere başlamışlardır. Ruslar isteklerini çok genişletmişler ve hemen hepsini kabul ettirmişlerdir. Böylece meydana gelen Akkerman Antlaşması, 1812 Bükreş Barış Antlaşması’nın yorumlanması ve açıklanması durumundan çıkarak, Bükreş Antlaşması’nı baştan başa değiştiren bir şekil almıştır.
  3. Sekiz madde ile buna bağlı iki ayrı ekten meydana gelen Akkerman Antlaşması’na göre Osmanlı Devleti, Bükreş Antlaşması hükümlerine göre kendisine verilmesi gereken Kafkas kalelerinden vazgeçmiş, savaş sebebiyle Rus uyruklarının zararlarını ödemeyi, Rus tüccarlarının Osmanlı ülkesi içinde serbestçe ticaret yapabilmelerini ve Rusya’nın Karadeniz ticaretini geliştirmek için başka devlet gemileri hakkında Çar hükümeti tarafından girişilecek teşebbüslerde yardım etmeyi kabul etmiştir. Ayrıca iki devlet arasında daha önceki antlaşmaların hükümleri kuvvetlendirilmiştir. Antlaşmaya bağlı olan ve iki ekten birincisi ile Eflâk ve Boğdan’da voyvodaların Boyarlar tarafından ve yedi yıl süre ile seçimleri, voyvodaların Babıali’ye bağlı olmaksızın memleketlerini yönetmeleri ve Rusya’nın tasvibi alınmadan azilleri yoluna gidilmemesi kararlaştırılmıştır. İkinci ekte ise Bükreş Barış Antlaşması ile Sırplara verilmiş olan imtiyazlar ve on sekiz ay içinde Sırp temsilcileri ile görüşmeler yapılıp verilecek kararlar üzerine bir ferman çıkarılarak, bunun Rusya’ya bildirileceğine söz verilmiştir. Besarabya’da da Rusya’nın yararına olmak üzere bir sınır düzeltilmesi yapılmıştır.
  4. Bükreş Antlaşmasını baştan başa değiştiren sekiz madde ve buna bağlı iki senetten ibaret olan bu anlaşmaya göre, Rusya Karadeniz’de gemi bulundurmak hakkını almış ve Rus tüccarlarının Osmanlı toprakları içinde serbestçe ticaret yapmalarını kabul Osmanlılara ettirmiştir.
  5. Osmanlı Devleti’nin her bakımdan zayıf bulunduğu bir sırada, Rusya’nın savaş tehdidi karşısında imzalamak zorunda kaldığı Akkerman Antlaşması, Osmanlı Devleti’nin zararına bir belge olmuştur. Bu gibi nedenlerden dolayı Akkerman antlaşması, Osmanlı Devletinin aleyhinde olan önemli antlaşmalardan biridir.
Edirne Antlaşması 1829  Rusya İmparatorluğu
  1. 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı’nı sona erdiren barış antlaşması.
  2. Yunanistan bağımsız bir devlet olacaktır.
  3. Eflak, Boğdan ve Sırbistan’a özerklik-otonomi tanındı.
  4. Ruslar, işgal ettikleri yerlerin çoğunu geri verdiler.
  5. Rus ticaret gemilerine boğazlarda geçiş hakkı tanındı.
  6. Osmanlı İmparatorluğu, Rusya İmparatorluğu’na savaş tazminatı ödemeyi kabul etti.
  7. Antlaşmanın 10. maddesine göre Osmanlı İmparatorluğu Rusya İmparatorluğu, İngiltere ve Fransa’nın Londra’da 6 Temmuz 1827’de ve buna dayalı olarak yine Londra’da 22 Mart 1829’da aralarında yaptıkları, Yunanistan Krallığı’nın kurulmasını ve bağımsızlığını öngören anlaşma ve protokolü kabul edecekti. (Londra Antlaşması)
  8. Osmanlı Devleti, Çerkesya üzerindeki tüm haklarını bu arada Kuban Irmağı ile Bzıb Irmağı arasındaki Karadeniz kıyı kontrolunu Rusya’ya devretti. Çerkesya’daki Anapa ve Sucuk-Kale (şimdiki Novorossiysk) limanlar/kaleler dışında, Poti limanı, Ahıska ve Ahilkelek’de Rusya’ya bırakıldı.
Kütahya Antlaşması 1833  Mısır Hidivliği
  1. Birinci Mısır-Osmanlı Savaşını sona erdiren barış ve düzenleme antlaşması.
  2. Mehmet Ali Paşa’ya Mısır ve Girit valiliklerinin yanı sıra Şam valiliği verilecekti.
  3. Oğlu İbrahim Paşa’ya Cidde valiliği ile Adana muhassıllığı (vergi toplama hakkı) verilecekti.
  4. Bu antlaşma her iki tarafı da memnun etmemiştir.
Hünkâr İskelesi Antlaşması 1833  Rusya İmparatorluğu
  1. Osmanlı İmparatorluğu’nun Rusya İmparatorluğu ile imzaladığı bir karşılıklı yardımlaşma ve saldırmazlık antlaşmasıdır.
  2. 8 Temmuz 1833’te imzalanan antlaşma, 6 açık ve biri gizli olmak üzere yedi maddeden meydana geliyor ve 8 sene için geçerli sayılıyordu. Antlaşmanın açık maddelerinde; iki devletin sadece savunma maksadıyla bu antlaşmayı imzaladığı, herhangi bir savaş vukuunda birbirlerine yardım edecekleri, yardımı isteyenin diğerinin masraflarını karşılayacağı, süresinin 8 yılı aşmayacağı, iki ay içinde onaylanacağı gibi hususlar bulunuyordu. Gizli maddede ise; Rusya, Batı ile savaşa girdiği anda, Osmanlıların, boğazları Batılılara kapatacağı hususu vardı. Bu madde, Rusya’nın bu dönemde rekabet içinde olduğu Birleşik Krallık ve Fransa’ya karşı konmuştur.
  3. Bu antlaşma ile Boğazlar sorunu ortaya çıkmıştır. Boğazlar sorunu 1841’deki Londra Konferansı’nda tekrar ele alınmıştır.
Baltalimanı Antlaşması 1838  Birleşik Krallık
  1. Osmanlı İmparatorluğu’nun Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı ile İstanbul’un Baltalimanı semtinde imzaladığı ticaret antlaşmasıdır. Bu antlaşmanın bazı maddeleri şunlardır:
  2. Tekel sistemi kaldırıldı. Britanyalılara diledikleri miktarda hammaddeyi satın alma imkânı verildi.
  3. İç ticarete Osmanlı vatandaşlarının yanı sıra Britanyalıların de katılması öngörüldü.
  4. Britanya vatandaşları Osmanlı ürünlerini Osmanlı tebâsından tâcirlerle aynı vergi koşulları altında satın alma hakkına sahip oldular.
  5. Britanyalılarla olan transit ticaretten alınan vergi resmi kaldırıldı.
  6. Büyük Britanya gemileriyle gelen Britanya malları için bir defa gümrük ödendikten sonra, mallar alıcı tarafından nereye götürülürse götürülsün bir daha gümrük ödenmeyecekti.
Londra Antlaşması 1840  Mısır Hidivliği

Birleşik Krallık

Avusturya-Macaristan İmparatorluğu

Prusya Krallığı

Rusya İmparatorluğu

  1. 15 Temmuz 1840 tarihinde bir taraf olarak Osmanlı Devleti ve ikinci taraf olarak Mısır Hidivliği, Birleşik Krallık, Avusturya-Macaristan, Prusya, Rusya devletlerinden oluşan Büyük Avrupa Güçleri arasında imzalanmış bir barış ve düzenleme antlaşmasıdır.[1] II. Mısır-Osmanlı Savaşını sona erdirmiştir.
  2. Bu antlaşmada Osmanlı İmparatorluğu’nun çökmesinin Avrupa üzerideki denge bozucu etkisinden endişe eden Büyük Avrupa Güçlerinin etkisiyle Osmanlı İmparatorluğu ile Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın Mısır’ı arasında daha önce imzalanan antlaşmaları ve hala devam eden savaş gelişmeleri özetlemektedir. Antlaşmanın bazı önemli maddeleri şunlardır:
  3. Kavalalı Mehmet Ali Paşa ve varisleri olan hükümet idarecilerine Mısır ve Akka Eyaleti (şimdiki Filistin ve İsrail arazileri) üzerinde daimi hükümranlık hakkı tanımaktadırlar ama bu bölgeler Osmanlı İmparatorluğu’nun ayrılmayan bir parçası olmakta devam etmesi şartı da kabul edilmektedir.
  4. Kavalalı Mehmet Ali Paşa 10 gün içinde Suriye’nin geri kalan kısmından da askerlerini çekmesi gerekmektedir.
  5. Kavalalı Mehmet Ali Paşa İskenderiye gelip Mısır’a terk edilmiş olan Osmanlı Donanması’nı tümüyle Abdülmecid emrine geri vermesi gerekmektedir.
  6. Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın Arabistan, Hicaz’daki Kutsal Şehirler, Girit, Adana Mutassarıflığı’ndan ve Osmanlı İmpartorluğu’na ait diğer her bölgeden askeri güçlerini geri çekmesi gerekmektedir.
  7. Bu antlaşmanın son maddesinde antlaşmanın uygulamaya girmesini temin etmek için bu Büyük Avrupa Devletleri ellerinde bulunan ve imkan dahilinde olan her türlü inandırıcı etkenleri kullanma üzerinde anlatlaştıklarını da belirtmişlerdir.
  8. Fakat bu antlaşmaya katılmayan ve Kavalalı Mehmet Ali Paşa’ya arkalık sağlayan Fransa ve ona dayanan Kavalalı Mehmet Ali Paşa ilk önce bu antlaşmaya katılıp imzalamayı kabul etmemiştir. Bunun üzerine bu antlaşmayı Mısır’a kabul ettirmek için zorlamalar kullanılması gerekmiştir. Osmanlı devleti ve (Fransa hariç) Büyük Avrupa devletleri Mısır üzerine gittikçe artan bir şekilde diplomatik, siyasi ve askerî tehdit ve baskı yapmaya başlamışlardır. Britanya ve Avusturya donanma ve kara güçleri Kavalalı Mehmet Paşa elinde bulunan Beyrut ve Akka’ya hücuma geçmişler; Mısır askeri güçlerine karşı galip gelmişlerdir ve 3 Kasim 1840’de Akka’yı ele geçirmişlerdir. Kavalalı Mehmet Ali Paşa Akka’yı kaybettikten sonra, Londra Antlaşması’nın şartlarına uymayı kabul etmiştir. Ancak bu antlaşma şartları yanında Sultan Abdülmecit onun Mısır ve Sudan üzerindeki hükümranlık haklarını açıkça teyit eden fermanlar da ilan etmiştir. Londra Antlaşması (1840) ile Sultan’ın ilan ettiği fermanlar Mısır’ın özel imtiyazlı bir Osmanlı Eyaleti’nin hukuki temelini sağlamıştır. Ancak bundan sonra Kavalalı Mehmet Ali Paşa Suriye’den, Girit’ten, Hicaz ve Arabistan’dan askerlerini tamamen geri çekmiş ve Osmanlı Donanmasını İstanbul’a geri göndermiştir.
  9. Bu antlaşma ve akabindeki olaylar Osmanlı İmparatorluğu’nun kendi içindeki bir isyanı bile büyük devetlerin yardımı olmadan bastıramayacağını göstermesi bakımından önemli bir belgedir.
Londra Antlaşması 1841  Birleşik Krallık

Fransa 2. Cumhuriyet

Rusya İmparatorluğu

  1. Avusturya İmparatorluğu, Fransa Krallığı, Birleşik Krallık, Prusya, Rusya İmparatorluğu ve Osmanlı İmparatorluğu’nun 13 Temmuz 1841’de Londra’da imzaladığı uluslararası sözleşme.
  2. Bu antlaşma ile Boğazların barış zamanında savaş gemilerine kapalılığı uluslararası yükümlülük altına alınmıştır. Boğazların kapalılığı kavramı yalnız barış zamanı ile sınırlıdır. Osmanlı Devleti savaşa girdiği takdirde Boğazlan istediği gibi tasarruf edebilecektir. Yani, dilediği devletin savaş gemilerine açabilecektir. Nitekim, bu prensip Kırım Savaşı’nda uygulanacak, İngiliz ve Fransız savaş gemilerinin Karadeniz’e geçmelerine izin verilecektir.
  3. Sonuç olarak; 1841 yılında Osmanlı İmparatorluğu üzerindeki Rus nüfuzu ve baskısı gerilemiş; Fransa’nın Mısır üzerindeki etkinliği ortadan kalkmış; Hünkar İskelesi Antlaşması hükümleri sona ermiş; İngiltere ise en kazançlı ülke durumuna gelmiştir.
Paris Antlaşması 1856  Birleşik Krallık

Fransa 2. İmparatorluk

  1. Antlaşmanın Avrupa için önemi, Rusya tarafından bozulan uluslararası dengenin tekrar tesis edilmesidir.
  2. Osmanlı Devleti açısından ise: Başlangıçta Rus tehlikesi bertaraf edildi; Osmanlı Devleti, devletler genel hak ve hukukundan faydalanma imkânı elde etti; Avrupa konseyine girme hakkını kazandı. Ancak, toprak bütünlüğü ve bekası Avrupa büyük devletlerinin kefilliği altına girdi. Karadeniz’de Rusya ile aynı muameleye tabi tutulması haksızlık olarak ortaya çıktı. Keza devletin tamamen bir iç meselesi olan Islahat Fermanı’na antlaşma metni içinde yer verilmesi, müteakip yıllarda iç işlerine müdahale zemini hazırladı.
  3. Birleşik Krallık, Akdeniz ve Hindistan’a giden ticaret yollarını güvenceye aldı. Özellikle Rus Karadeniz donanmasının yok edilmesi, İngiltere’nin sömürgeleri ve Akdeniz ticareti için değerli bir garanti oldu.
  4. Fransa’da İngiltere gibi ekonomik çıkarlar elde etti. Doğu Akdeniz’e yönelik Rus tehlikesi bertaraf edildi ve Napolyon döneminde Fransa’ya karşı kurulmuş olan devletler cephesi parçalanmış oldu.
  5. Piyemonte, İtalya Birliği konusunu Avrupa siyasetinin gündem konusu olmasını sağladı.
  6. Rusya, kuvvetli bir devlet olduğunu kanıtladı. Osmanlı Devleti konusunu ileri bir döneme erteledi.
Ayastefanos Antlaşması 1878  Rusya İmparatorluğu
  1. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda imzalanan barış antlaşmasıdır. Bu antlaşma Osmanlı Devleti açısından oldukça ağır, Rusya için oldukça iyi hükümler içermekteydi. Bu antlaşmaya göre:
  2. Sırbistan, Karadağ ve Romanya (Eflak-Boğdan) tam bağımsızlık kazanacak ve sınırları genişletilecek.
  3. Büyük bir Bulgaristan Krallığı kurulacak, Krallığın sınırları Tuna’dan Ege’ye, Trakya’dan Arnavutluk’a uzanacak.
  4. Bosna-Hersek’e iç işlerinde bağımsızlık verilecek.
  5. Kars, Ardahan, Batum, Artvin, Doğubeyazıt ve Eleşkirt Rusya’ya verilecek.
  6. Teselya Yunanistan’a bırakılacak.
  7. Girit ve Ermenistan’da ıslahat yapılacak.
  8. Osmanlı Devleti, Rusya’ya 30 bin ruble savaş tazminatı ödeyecekti.
  9. Ancak bu antlaşma ile Rusya’nın Balkanlarda tamamen hakim bir konuma gelmesi Batılı devletleri telaşlandırdı. Zira Rusların, Bulgaristan yolu ile sıcak denizlere inmeleri, Birleşik Krallık’ın Hindistan’a rahat bir şekilde ulaşmasına ve Avusturya-Macaristan’ın Bosna-Hersek’i ilhakına set çekmiş olacaktı. Osmanlılar bu tepkilerden yararlanarak Kıbrıs’ın idaresini Birleşik Krallık’a bırakmak koşuluyla Berlin’de yeni bir antlaşma (Berlin Antlaşması) zemini elde etmeye başardılar. Ayastefanos’un ağır şartlarını hafifleten Berlin Antlaşması ile Osmanlı Devleti’nin Balkanlar’daki varlığı bir süre daha devam etti.
  10. Ayastefanos Antlaşması, Osmanlı devrinde Sevr Antlaşması gibi kâğıt üzerinde kalan bir antlaşmadır.
Berlin Antlaşması 1878  Alman İmparatorluğu

Avusturya-Macaristan İmparatorluğu

Birleşik Krallık

İtalya Krallığı

Fransa 3. Cumhuriyet

Rusya İmparatorluğu

  1. Ayestefanaos Antlaşmasında olduğu gibi Sırbistan, Romanya (Eflak-Boğdan) ve Karadağ’ın kendi başlarına bağımsız birer devlet olmaları aynen kabul edildi. Niş Sancağı Sırbistan’a, Dobruca Sancağı Romanya’ya, bunların dışında birkaç kaza Karadağ’a bırakılarak Ayestefanos Antlaşmasıyla öngörüldüğü gibi yeni kurulan bu üç yeni devletin sınırları genişletildi.
  2. Ama Ayestefanos Antlaşmasıyla kurulan Büyük Bulgaristan üç parçaya ayrıldı. Asıl Bulgaristan, iç işlerinde serbest dış işlerinde Osmanlı’ya bağlı özerk bir prenslik haline getirildi. İkinci parça olan Doğu Rumeli vilayeti ise Osmanlı İmparatorluğu’na bağlı kalacak ancak bu vilayetin valisi Bulgar olacaktı. Üçüncü parça olan bugünkü Batı Trakya, Makedonya, Kosova toprakları ise ıslahat yapmak koşuluyla Osmanlı Devleti’nde kalacaktı. Böylece Rusya’nın gündümündeki Büyük Bulgar Krallığı’nın varlığı ortadan kaldırılmış ve Rusya’nın Ege Denizi’ne inme ihtimaline set çekilmiş oldu.
  3. Bosna-Hersek hukuken Osmanlı’ya bağlı kalacak. Ama yönetimi geçici bir süre Avusturya-Macaristan’a bırakılacak.
  4. Kıbrıs Sancağı İngiltere’ye kiralandı.
  5. Teselya Sancağı, Yunanistan’a (1881) bırakıldı.
  6. Girit, ıslahat yapılmak şartıyla Osmanlı’da kalacak.
  7. Osmanlı Devleti, Ermeniler’in yaşadığı yerlerde ıslahat yapacak.
  8. Kars, Ardahan, Batum ve Artvin sancakları Rusya’ya bırakıldı. Doğubayazıt ve Eleşkirt ise Osmanlı’da kaldı.
  9. Van’ın doğusundaki Kotur yöresi İran’a verildi.
  10. Savaş tazminatı iki katına çıkarıldı. Yani Osmanlı Devleti, Rusya’ya 60 bin ruble savaş tazminatı ödeyecekti.
İstanbul Antlaşması 1885  Birleşik Krallık
  1. Osmanlı İmparatorluğu ile İngiltere arasında Mısır konusunda imzalanmış bir antlaşmadır.
  2. İngiltere ve Fransa Mısır’daki nüfuzlarını arttırmak için çekişme halindeydiler. Bu arada Mısır’da Hidiv Tevfik Paşa’ya karşı bir isyan çıktı. Bu durum İstanbul’da görüşülmekteyken İngilizler İskenderiye’yi topa tuttular ve Osmanlıların karşı çıkmasına rağmen Mısır’ı ele geçirdiler (1882). 1885 yılında Osmanlı Devleti ve İngiltere bir antlaşma yaparak Mısır’ın statüsünü resmi hale getirdiler. Bu antlaşmanın en önemli şartı Osmanlı ve İngiltere hükumetlerinin Mısır’a birer yüksek komiser göndermeleri ve bu komiserlerin hidive yardımcı olmalarıydı. Bu antlaşmayla İngiltere’nin Mısır’daki varlığı resmiyet kazanmış oldu.
İstanbul Antlaşması 1897  Yunanistan Krallığı
  1. 20 Eylül 1897 tarihinde Osmanlı İmparatorluğu ve Yunanistan Krallığı arasındaki savaşın sonunda imzalanmış olan bir barış antlaşmasıdır.
  2. Osmanlılar Teselya’yı boşaltacak.
  3. Yunanistan savaş tazminatı verecek.
  4. Girit, Osmanlı yönetiminde kalacak ancak padişahın atayacağı Hıristiyan bir vali tarafından yönetilecek.
Uşi Antlaşması 1912  İtalya Krallığı
  1. 18 Ekim 1912 İtalya Krallığı ile Osmanlı İmparatorluğu arasında Trablusgarp Savaşı sonunda imzalanan antlaşmadır.
  2. Trablusgarp ve Bingazi’ye tam bir özerklik tanındı. Trablusgarp ve Bingazi, yeni bir kanun ve özel düzenle yönetilecektir.
  3. Trablusgarp ve Bingazi’de Osmanlı Devleti’nin çıkarlarını, padişah adına naibü’s-sultan olarak tayin edilen bir görevli koruyacak. Dini ve adli işler, padişah tarafından seçilecek kadılar eliyle yürütülecekti. Kadı ve Naibü’s-Sultan’ın maaşları, Osmanlı maliyesince ödenecekti.
  4. Trablusgarp ve Bingazi’nin Düyun-u Umumiye olan borcunu ise İtalya ödeyecekti.
  5. İtalyanlar, kapitülasyonların kaldırılması konusunda Osmanlı Devleti’ne yardım edeceklerdi.
  6. İtalya, On İki Ada’yı geçici olarak elinde tutacak daha sonra Osmanlı Devleti’ne iade edecekti böylelikle Osmanlı İmparatorluğu Balkan Savaşlarında bu adaları savunmak zorunda kalmayacaktı.
Londra Antlaşması 1913  Bulgaristan Krallığı
  1. 30 Mayıs 1913 tarihinde Osmanlı İmparatorluğu’nun yenilmesiyle sonuçlanan I. Balkan Savaşı sonunda Bulgaristan Krallığı ile imzalanmıştır.
  2. Osmanlı Devleti’nin batı sınırı Midye-Enez hattı olacaktır.
  3. Selanik, Güney Makedonya ve Girit Yunanistan’a verilecektir.
  4. Orta ve Kuzey Makedonya, Sırbistan’a bırakılacaktır.
  5. Ege Adaları’nın geleceğinin saptanması büyük devletlere bırakılacaktır. (Osmanlı Devleti, Ege Adaları’nı fiilen kaybetmiştir.)
İstanbul Antlaşması 1913  Bulgaristan Krallığı
  1. 29 Eylül 1913 tarihinde Osmanlı İmparatorluğu ve Bulgaristan Krallığı arasında II. Balkan Savaşı sonunda yapılmış bir antlaşmadır.
  2. Edirne, Dimetoka ve Kırklareli Osmanlılarda kalacak.
  3. Kavala ve Dedeağaç Bulgaristan’a bırakılacak.
  4. Meriç nehri iki ülke arasında sınır kabul edilecek.
  5. Bulgaristan Krallığı’ndaki Türkler’in siyasi, dini ve sosyal hakları korunacak.
Atina Antlaşması 1913  Yunanistan Krallığı
  1. 14 Kasım 1913 tarihinde Osmanlı İmparatorluğu ve Yunanistan Krallığı arasında Balkan Savaşlarının sonunda imzalanmış bir barış antlaşmasıdır.
  2. Osmanlı İmparatorluğu; Yanya, Selanik ve Girit’in Yunanistan’a ait olduğunu kabul etti.
  3. Yunanistan’da kalan Türklerin durumu da düzenlendi.
Osmanlı-Alman Gizli Antlaşması 1914  Alman İmparatorluğu
  1. I. Dünya Savaşı’na girerken Osmanlı yönetimi üzerinde artan Alman etkisini ittifakla sonuçlandıran ve Osmanlı Devleti’ni resmen İttifak Devletleri safında savaşa sokan gizli ittifak antlaşmasıdır.
  2. 2 Ağustos 1914’te İstanbul’da imzalanmıştır. Osmanlı tarafından antlaşmayı Sait Halim Paşa, Almanya adına ise Alman Büyükelçisi Baron Wangenheim imzalamıştır. Bu antlaşmaya Said Halim Paşa’nın Yeniköy’deki yalısı ev sahipliği yapmıştır. Aynı gün ülke çapında seferberlik ve sıkıyönetim ilan edilmiştir.
  3. Antlaşmaya göre Osmanlı ve Almanya, Avusturya-Sırbistan savaşına tarafsız kalacak; Rusya, Almanya’ya karşı bir saldırı hareketinde bulunursa Osmanlı da savaşa girecek, Osmanlı Devleti’ne herhangi bir saldırı olursa da Almanya Osmanlı’ya yardım edecekti.
  4. Anlaşma maddeleri şöyledir:
  1. Anlaşma tarafları Avusturya-Macaristan ile Sırbistan arasındaki mevcut ihtilafta tarafsız kalmayı taahhüt eder.
  2. Rusya faal askeri adımlarla müdahele eder ve Avusturya-Macaristan dolayıyla casus foederis ile Almanya’yı karşısına alırsa, Türkiye de casus foederis’e tabidir.
  3. Almanya savaş durumunda askeri misyonunu Türkiye’de bırakacaktır. Anında yürürlüğe girmiş olan, Türk Savaş Bakanı Ekselansları ve Alman Askeri Misyon Şefi arasında gerçekleşen önceki anlaşmalara göre, Türkiye adı geçen askeri misyonun Türk ordusunun genel komutasında etkin nüfuz sahibi olacağını garanti eder.
  4. Tehdit durumunda ve gerekli olduğunda Almanya Osmanlı İmparatorluğu topraklarını silahlı kuvvetlerle savunmayı taahhüt eder.
  5. İşbu anlaşma iki ülkeyi mevcut ihtilaftan doğabilecek uluslararası karışıklıklardan korumak için yapılmıştır; belirtilmiş tam yetkili kişiler tarafından imzalandığı andan itibaren yürürlüğe girer ve 31 Aralık 1918 tarihine kadar, mevcut tüm kararlarla bağlayıcıdır.
  6. İmza taraflarından herhangi biri anlaşma bitim tarihinden altı ay öncesine kadar anlaşmanın iptal olacağını bildirmezse anlaşma beş yıl daha uzamış olur.
  7. İşbu belge Alman Kayser Ekselansları, Prusya Kralı ve Osmanlı İmparatoru Ekselansları tarafından tasdik edilecektir. Tasdikler imza tarihinden bir ay sonra takas edilecektir.
  8. İşbu anlaşma gizli kalacaktır ve imza taraflarının biri tarafından ancak diğer tarafın onayı ile yayınlanabilir.[2]
Brest Litovsk Antlaşması 1917  Alman İmparatorluğu

Avusturya-Macaristan İmparatorluğu

Bulgaristan Krallığı

Rusya İmparatorluğu

  1. 3 Mart 1918 tarihinde Rusya İmparatorluğu ile Alman İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Osmanlı Devleti ve Bulgaristan arasında imzalanmış bir barış antlaşmasıdır.
  2. Bu antlaşma, İttifak Devletleri’nin yenilmesi üzerine geçersiz kalmış bir barış antlaşmasıdır. Çünkü daha sonra bu antlaşma İtilaf devletleri tarafından tanınmamıştır.
  3. Bu antlaşma, Osmanlı Devleti’nin toprak kazandığı en son antlaşmadır.
  4. Bu antlaşmayla Osmanlı Devleti’ne Kars, Ardahan, Batum (daha sonra tekar Sovyetlere verildi) ve Artvin verildi.
  5. Bu antlaşma, Rusya’nın Brest-Litovsk kentinde imzalandığından dolayı antlaşmaya bu isim verilmiştir.
Mondros Antlaşması 1918 İtilaf Devletleri
  1. 25 maddeden oluşan ve çok ağır hükümler içeren bu antlaşma ile Osmanlı Devleti, İtilaf Devletlerine tamamen teslim olmuş ve fiilen sona ermiştir.
Sevr Antlaşması 1920 İtilaf Devletleri
  1. Osmanlı Devleti, bu antlaşma ile yok sayılmış ve toprakları tamamen paylaşılmıştır.
  2. Türk Kurtuluş Savaşı sonucunda bu antlaşma yerine 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Antlaşması uygulamaya konduğundan bu antlaşma yürürlüğe girmemiştir.

wikipedia

Şah Sultan Kimdir? Şah Sultanın Hayatı

Popüler dizilerin ışığında tarihiyle yüzleşen halkımız bir tarihi karakter ile daha tanışıyor. Muhteşem yüzyıl dizisine dahil olan Şah Sultan aslında kimdir? Nasıl biridir? Sizler için araştırdık ve derledik:
Şah Sultan, sonradan 1539 yılında sadrazamlık makamına gelecek Lütfi Paşa ile 1523’te evlenmiştir. Gönül dünyası zengin tasavvufa ve maneviyata ilgi duyan iffetli bir sultan olduğu iddia edilmektedir. Fakat kocası Lütfi Paşa’nın çok sert ve katı yürekli bir adam olduğu belirtilmektedir. Anlaşamadıkları için 1541’de boşanmışlar neticesinde kocası sadrazamlık makamını kaybetmiştir.

Şah Sultan’ın Sümbüli tarikatına mensup olduğu ve Koca Mustafa Paşa Sümbüliye zaviyesi Şeyhi Merkez Musa Muslihiddin El-Germiyani’ ye intisap ettiği bilinmektedir. Kimi kaynaklarda da onun hem Mevlevi, hem de Merkez Efendi’nin müridesi olduğu söylenmektedir. 1572 yılında vefat etmiştir. 1556 yılında Mimar Sinan tarafından yaptırılan Şah Sultan Camii onun adına yaptırılan önemli eserlerden biridir.

Bu hayırsever Sultan bir de haliç kıyısına cami inşa ettirmiştir.Cami Eyüp iskelesinin az ilerisinde Haliç kıyısındadır. Caminin bulunduğu yerde, Şah Sultan tarafından Musliheddin Musa Efendi adına inşa ettirilen tekke, mektep, türbe, harem ve derviş hücrelerinden oluşan yapılar topluluğu bulunmaktaydı. Şah Sultan bu yapılar topluluğuna 1555-1556 yılında bir cami yaptırmıştır. Bu cami, Mimar Sinan tarafından inşa edilmiştir. Kare plânlı cami, iki sıra tuğla ve bir sıra kesme taştan yapılmış. Çatısı ve son cemaat yeri ahşaptır. Cami, 1766 depreminde yıkılmış ve Sultan 3. Mustafa zamanında yenilenmiş ve daha sonra Sultan 2. Mahmut tarafından tamir ettirilmiştir. 1812 yılında caminin güneydoğu köşesine Merkezzade Şeyh Ahmet Efendi’nin türbesi eklenmiştir. Yapının banisinin harap durumdaki türbesi ise 1953 yılındaki onarımlar sırasında yıktırılmıştır.

wikipedia

Ali Kemal Kimdir?

Kurtuluş savaşında Atatürk e muhalefet eden Ali Kemal 1867 yılında İstanbul’un Süleymaniye semtinde doğdu. Asıl adı Ali Rıza’dır. Ali Kemal ismini Vatan şairi Namık Kemal’i çok sevdiği için almıştır. Babası, Çankırı’nın Orta ilçesine bağlı Kalfat beldesinde doğmuş, İstanbul’da mumculuk işine girerek mumcular esnafı Kethüdası olmuş Hacı Ahmed Rıza idi. Ali Kemal, İstanbul’da Mülkiye Mektebi’ne girdi. Dört yıllık dönemin son yılında buradan ayrılarak Fransızca’sını ilerletmek amacıyla 1886’da Paris’e gitti. Ertesi yıl Fransa’dan Cenevre’ye geçti ve 1888’de İstanbul’a döndü. Yeniden Mülkiye Mektebi’ne başladı ve Avrupa’da gördüklerinden etkilenip bir öğrenci derneği kurdu. Kurduğu dernek kapatıldıktan sonra yeniden bir dernek kurma taşebbüsünde bulununca dokuz ay hapis yattı. Hapis’ten çıktıktan sonra Temmuz 1889’da Halep’e sürgün edildi.

Halep’te kaldığı yıllarda Halep İdadisi’nde Türk Dili ve Osmanlı Edebiyatı hocalığı yaptı. Halep’teki durgun hayata fazla dayanamadı ve 1895’te izinsiz İstanbul’a döndü. Bunun üzerine hakkında tekrar sürgün kararı çıkınca Jön Türkler’in bir çeşit karargahı haline gelmiş bulunan Paris’e tekrar gitti (1894). Paris’te bulunduğu sırada Jön Türkler ile II. Abdülhamit arasında arabulucu bir çizgi izlemeye çalıştı. Bu arabuluculuk rolünü hafiyelik noktasına vardırdığı sonradan ortaya çıkmıştır. Mizancı Murat’ın Jön Türk hareketinden ayrılmasından sonra Ali Kemal de bu hareketten ayrıldı.

Ali Kemal, Paris’te bir yandan Siyasal Bilgiler okuyor, bir yandan da gazetecilik yapıyor, İstanbul’daki İkdam gazetesine Paris izlenimlerini anlatan batı kültürüne hayranlık ile yoğrulmuş yazılar ve çeviriler gönderiyordu. İkdam’da kendi röportajlarıymış gibi kaleme alınmış pek çok yazının Fransız basınından çeviriden ibaret olduğunu sonradan Hüseyin Cahit tarafından ortaya çıkarılmış ve bu hadise ikisi arasında Ali Kemal’in ömrünün sonuna kadar sürecek bir polemiğin başlamasına neden olmuştur.

İstanbul’da İkdam gazetesinin başyazarlığının üstlenen Ali Kemal, bir yandan da Darülfünun’da Edebiyat Fakültesi’nde siyasi tarih dersleri veriyordu. İlk siyasi partilerden birisi olan Osmanlı Ahrar Fırkası’na girdi. Ali Kemal’in İstanbul’a döner dönmez padişahın huzuruna çıkmış, padişahın iltifatlarını ve verdiği paraları kabul etmişti; bu durum İttihatçıların tepkisine neden oldu. O da yeni eleştiri hedefini İttihat ve Terakki Cemiyeti olarak belirledi ve İkdam gazetesinde Cemiyet’e karşı ağır eleştiriler içeren başyazılar yazmaya başladı. Hemen bütün çevresiyle sürekli kavga halindeydi. Sınıfta öğrencilere Fransa’daki siyasal liberalizmi hararetle övüyor, kendisiyle aynı fikirde olmayan kişilere şiddetle saldırıyor, gençlerin öfkesini bunlara yöneltmeye çalışıyordu. Ali Kemal’in tahrikleri 31 Mart Olayı’nın çıkmasında etkili oldu. Serbesti gazetesi başyazarı Hasan Fehmi Bey’in öldürülmesinin ertesi günü olan 7 Nisan 1909’da Darülfünun’da kalabalık bir topluluğa yaptığı konuşmadan sonra bu konuşmanın etkisinde kalan Darülfünun hocaları ve öğrencileri katillerin yakalanmasını istemek üzere Babıali’ye yürümüşler; sayıları onbinlere ulaşan kalabalığın üstüne ateş açılması sonucu birkaç yüz kişi yaralanmıştı. Ertesi günkü cenaze sırasında da devam eden olayların ve 31 Mart ayaklanmasına dönüşmesi üzerine Selanik’ten gönderilen Hareket Ordusu İstanbul’a gireceği sırada Ali Kemal yeniden Paris’e kaçmak zorunda kaldı (1909). Bu arada Mülkiye’deki görevine son verilmişti.

Ali Kemal, 22 Temmuz 1914’te, I. Dünya Savaşı’nın başladığı sıralarda, İttihat ve Terakki’nin baskısıyla gazetesini kapatmak zorunda kaldı. Siyasetle ilgilenmeyip öğretmenlik ve tüccarlıkla geçinmeye çalıştı. Bu tutumu 1918’de İttihat ve Terakki liderlerinin bir Alman denizaltısına binip Türkiye’den kaçışına kadar sürdü.

Ali Kemal, Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalanmasından sonra 14 Ocak 1919’da yeniden faaliyete geçen Hürriyet ve İtilâf Partisi’nin genel sekreteri oldu. 4 Mart 1919’da kurulan Birinci Damad Ferit Paşa hükümetinde Maarif Nazırlığı (Eğitim Bakanlığı), bu hukumetin mayıs’ta istifasının hemen ardından kurulan ikinci Damad Ferit Paşa hükümetinde ise Dahiliye Nazırlığı (İçişleri Bakanlığı) görevine getirildi. Bu görevde iken Kuva-yi Milliye ve Mustafa Kemal Paşa aleyhine emirler yayımladı. İngiliz Muhipler Cemiyeti’nin kurucularından birisi oldu. Hükümet içinde çıkan bir anlaşmazlık yüzünden 26 Haziran 1919’da bakanlıktan istifa etti.

Darülfünun’da ders vermeye devam eden Ali Kemal, 1922 Mart ayında Darülfünun öğrencilerinin istifaya davet ettiği dört öğretim elemanı arasındaydı. Öğrencilerin verdiği kararın gerekçesi, hocaların, bağımsızlık, kutsiyet, milliyet hislerine yabancı oluşları, saldırgan şahsiyetleri ile kamu vicdanında mahkum edilmiş olmalarıdır. Öğrencilerin tepkileri üzerine Ali Kemal ve Cenap Şahabettin 3 Eylül 1922’de Meclis-i Vükela kararıyla görevlerinden azledildi.

Ali Kemal, bakanlığı sırasında başyazarlığını Refik Halit ile Yahya Kemal’in üstlendiği Peyam-ı Sabah Gazetesi’nin başyazarlığına bakanlıktan ayrıldıktan sonra döndü. Bu gazete, Peyam Gazetesi ile ve Mihran Efendi’nin sahibi olduğu Sabah Gazetesi’nin birleştirilmesiyle 1920’de kurulmuştu. Yazılarında acımasız eleştirilerini İttihat ve Terakki’nin devamı olarak gördüğü Anadolu hareketine yöneltti. Ancak Büyük Taarruz’un başarılı olup, İzmir’in kurtulmasından sonra 10 Eylül 1922’de “Gayelerimiz Bir İdi ve Birdir” başlıklı bir yazı yazarak yanıldığını söyledi

Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasının ardından Ankara hükümeti, İstanbul polisinden Ali Kemal’in tutuklanıp yargılanmak üzere Ankara’ya gönderilmesini istedi.

4 Kasım 1922 günü, Teşkilat-ı Mahsusa mensubu birkaç kişi Ali Kemal’i Tokatlıyan Oteli ‘nde gittiği berber dükkânından kaçırarak İstiklal Mahkemesi’ne çıkarılmak üzere Ankara’ya götüreceklerini bildirdiler. Gerçekte ise Ali Kemal, İzmit’te bölge kumandanı Sakallı Nurettin Paşa’ya teslim edildi. Nurettin Paşa ile görüştükten sonra dışarı çıkarken kumandanlık karargahı önünde bekleyen “genç subaylar” tarafından linç edildi (6 Kasım 1922). Kafası çekiçlerle ve taşlarla kırılarak öldürüldü. Çıplak vücudu ayaklarına ip bağlanarak sokaklarda dolaştırıldı[1]. Cesedi, Lozan Konferansı’na giderken trenle İzmit’ten geçecek olan İsmet Paşa görsün diye istasyonda bir sehpaya asıldı. Lozan’a gitmekte olan İsmet İnönü’nün bu durum karşısında sinirlenmesi üzerine Ali Kemal’in ölü bedeni apar topar kaldırıldı. İzmit’te defnedilen Ali Kemal’in mezarı, başına bir mezartaşı veya herhangi bir işaret konulmaması sebebiyle zamanla ortadan kayboldu; uzun araştırmalar sonunda 1950’lerde yeri tespit edilebildi Falih Rıfkı Atay’a göre, Atatürk Ali Kemal’in öldürülüş şeklinden tiksinerek bahsederdi.

Wikipedi

Tutankhamun Kimdir? Kısaca Hayatı ve Yaptıkları

Antik Mısır’ın şuanda dünyadaki en ünlü figürü olan Tutankhamun, yada okunuşuyla Tutankamon, kısa hayatına rağmen, Mısır tarihi üzerinde inanılmaz izler bırakmıştır. 1900’lu yılların başında mezarı bulunduğunda resmen sansasyona neden olan TUT, Mısır’ın en güzel ve zengin döneminde yaşamış, ama kısa ömrü nedeniyle ülkesini çok az yönetebilmiştir. İşte Tutankamon’un kısaca hayatı;

Tutankhamun ya da Tutankamon (Mısırca: Amun`un yaşayan resmi veya Amun şerefesi adına anlamındadır) Mısır firavunudur, M.Ö. 1333-M.Ö. 1323 yılları arasında hüküm sürmüştür.

Asıl adı Tutankhaton’dur. Tektanrılı Aton dinini kuran IV. Amenotep’in oğludur. Babası ölünce başka bir anneden olan yarı kızkardeşi Ankhesenamen ile evlenerek tahta çıktı. Saltanıtının ilk çağlarında Mısır’ın eski çoktanrılı dinine dönüş yaşandı. Kendisi de Tutankhaton adı yerine Tutankhamun adını aldı. Böylece IV. Amenetep’in kurduğu Aton dini söndü.Tutankhamun’un çağı barış içinde geçti. Çok genç yaşta ölen bu kraldan sonra babasına vezirlik kendisine de küçüklüğünde naiplik yapmış olan Ay dul kraliçe ile evlenerek tahta çıktı.

Mezarı

Tutankamon’un mezarı krallar vadisi’nde yer almaktadır.Tutankhamun’un mumyası haricinde mezardan çıkarılanlar Kahire müzesinde sergilenmektedir. Mezar diğer mezarların görkemi yanında sönük kalır. Bugün bile bunun nedeni bilinmemektedir. Sanki Tutankamon aceleyle gömülmüştür. Araştırmacılara göre mezar bir soylu için hazırlanmaktaydı fakat o sırada Tutankamon ölünce aceleyle buraya gömdürüldü. Tutankamon’un mezarı iki odadan ve ilk odaya inen bir merdivenden oluşmaktadır. İlk odada bir at arabası Tutankamon’un tahtı ve bunlar gibi Tutankamon’un hayattayken kullandığı paha biçilemez eserler bulunmuştur. Bu oda bulunduğunda odanın Krallar Vadisi’inde yer almasından dolayı bir mezar olması gerektiğini düşünen Howard Carter ve arkadaşları odanın duvarlarına vurarak duvarın arkasındaki boşlukları aradılar. Sonunda bir boşluk bulundu ve duvar kırıldı. Duvarın arkasındaki bir odada yeni bir oda gibi görünen kocaman bir tahta kutu vardı. Kutu mühürlüydü. Howard Carter mühürü hayatında gördüğü ve göreceği en güzel şeyi görmüştü. Bir lahtin içindeki som altından tabut mum ışığında bile parlıyordu. Mükemmel Mısır işçiliği bu fazla bilinmeyen firavunun mezarında bile tüm gösterişiyle parlıyordu. Howard Carter bu keşfi ile kendisine iyi bir kariyer sağlasa bile fakirlik ve unutulmuşluk içinde ölürken cenazesine bir iki kişi dışında kimse katılmamıştır.Ayrıca mezara giren kişilerin ateşli bir hastalıktan teker teker ölmesi de firavunun laneti adında bir hurafe başlatmıştır.

Ailesi

  • Baba: IV. Amenhotep (Akhenaton) oldu.
  • Anne: Prenses Kia
  • Kardeşleri: Smenkhkare
  • Eşi: Ankhesenpaaten
  • Oğulları: yok
  • Kızları: yok

Kırım Nerededir? Kırım Hanlığı, Kırım Hanlığının Tarihi

Kırım Hanlığı veya Kırım Yurdu 1441-1783 yılları arasında Kırım’da hüküm sürmüş Kırım Tatar devletiydi. Altın Orda’nın yerini alan dört Hanlıkların en uzun süre hüküm süreni idi. 1774 yılından Küçük Kaynarca Antlaşması’nın imzalanışına kadar Osmanlı İmparatorluğu’na bağlı kaldı.
13. ve 14. yüzyıllarda Rusya’nın içlerine ve Kıpçak Bozkırı(Deşt-i Kıpçak)’na ilerleyen Tatar kabileleri, göçebe yaşamlarını bırakarak Kırım’a yerleşiyordu. Altın Orda’nın yıkılmasından sonra bu bölgede başlayan hakimiyet kurma yarışı Cengiz Han’ın oğullarından Cuci’nin küçük oğlu Toka Temür soyundan gelen ve Tatarları yöneten Hacı Giray tarafından kazanıldı.

Litvanya’da; 15. yüzyılın başlarında bir grup Tatar’ın Kral Vitold’un yönetimindeki Litvanya’ya sığındığı dönemde doğmuştu.Büyüdükten sonra, “Şirin” kabilesinin yardımıyla Kırım’da hakimiyet kurdu.1441 tarihinde kendi adına para bastırdı. Hanlığın kuruluş tarihi bu yüzden 1441 kabul edilir.

Hacı Giray ölünce oğlulları Mengli ile Nur Devlet arasında taht kavgası yaşandı.1475’te bölgeyi fetheden Gedik Ahmet Paşa ile Osmanlılar duruma el koydu ve Mengli Giray, han ilan edildi.

Kırım kuvvetleri, bir Osmanlı savaşına ilk defa, Sultan İkinci Bayezid’in , 1484’teki Akkerman Seferi’nde katıldılar. 1502’de ise Mengli Giray Saray’a hücum etti ve Altın Ordu hanlığı’na son büyük darbeyi vurdu.Bundan sonra Kırım Hanlığı, Altın Ordu topraklarında hakimiyet kurmaya başladı, Kazan ve Astrahan Hanlıkları da ele geçirildi. Bu ise Moskova Knezliği ile rekabete sebep oldu.

1521’de Mehmed Giray, Moskova’yı kuşatıp, Rusları yenerek onları vergiye bağladı. Ruslar, vergiyi, I. Petro zamanına kadar ödediler.

1551’de tahta geçen I. Devlet Giray, 1571’de başarılı bir seferle Moskova’yı kuşattı.Çerkezler, Nogaylar ve Kıpçaklar gibi halklardan oluşan büyük ordusuyla Rusları yendi ve Moskova’yı yaktı (Moskova Yangını).Bu seferden sonra Devlet Giray, ertesi yıl için tüm Rusya’yı içine alan büyük çaplı bir fetih planı hazırladı, ama 1572’de Moskova’nın 60 km güneyinde, Molodi’de uğranılan büyük yenilgi üzerine plan iptal oldu (Molodi Savaşı).

Bu dönemde ayrıca Moskova’ya karşı savaşçı ve tampon bölgelerde yaşayacak nüfus olarak bir çok Türk boyu hanlık topraklarına yerleştirildi.Özellikle 16. yüzyılda Tatar orduları bugünkü Belarus,Polonya ve Moldova’nın bulunduğu topraklara çokça sefer düzenledi.Güneyde ise Don-Volga Projesi’ne destek olundu.

Devlet Giray’ın 1577’de ölümünden sonra, Kırım’da taht mücadelesi başladı. 1588 tarihinde tahtı “Bora” lâkaplı İkinci Gâzi Giray ele geçirdi.İkinci Gâzi Giray, Osmanlı-Avusturya savaşlarında büyük başarılar kazandı ama 1607’de vebadan öldü. 17. yüzyıl ortalarına gelirken de hem Rus Ordularıyla hem de başıbozuk birliklerle yağmalara girişen Kozaklarla mücadele edildi.

Ruslarla yapılan 1676-81 Savaşı sonunda, Osmanlı Devleti, Ruslarla görüşme yapma yetkisini Kırım Hanlığı’na verdi.Kırım Hanı Murat Giray da Ruslarla 20 yıllık bir barış imzaladı.

17. yüzyılın sonlarına gelirken Moskova çarlığı artık güçlü bir devlet olan Rus İmparatorluğu hâline gelmişti; Tatarlar için artık Moskova’yı yağmalamak veya vergiye bağlamak çok zordu. Moskova dışında ise Lehistan oldukça güçlenmiş, Rusya’nın her yerine yayılan Kozaklar ise devamlı akınlarda bulunacak konuma gelmişlerdi.

II. Viyana Kuşatması’nda da Murat Giray ve Kırım Ordusu Osmanlılara yardıma gelmiştir; ama bazı kaynaklar bu kuşatmada Murat Giray’ın Viyana’yı kurtarmaya gelen Lehlerin önünü bilerek kesmediğini yazar, yânî kuşatmanın başarısızlığı Murat Giray’a mâl edilir. Bu bilgi tam olarak doğrulanmış değildir. Viyana başarısızlığından sonra Murat Giray azledildi ve İkinci Hacı Giray tahta geçti. İkinci Hacı Giray’ın çok kısa süren hanlığından sonra, 1684’te tahta geçen ve parlak bir hükümdâr olan I. Selim Giray, Kutsal İttifak güçlerinin Osmanlı Devleti’ne karşı giriştiği savaşlarda önemli rol oynadı; Rusların Kırım Seferleri’ni, Lehlilerin 1687-1688 seferlerini püskürttü, dört kez geçtiği Kırım tahtında büyük başarılar elde etti.

Selim Giray’ın başarılarına rağmen Osmanlı Devleti bu savaşları kaybedip Karlofça Antlaşması’nı imzaladı. Sonraki dönemlerde Osmanlı’nın Avrupa karşısında gerilemesi ve Rus Çarlığı’nın büyük yükselişi Kırım’ı oldukça etkiledi.

1735-1739 Osmanlı-Rus Savaşı içerisinde, 1736’da, Ruslar Bahçesaray’a kadar inip bölgeyi yağmaladılar.

1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı’nda; Besarabya 1770’lerde, Kırım Yarımadası da 1771’de, Ruslar tarafından işgal edildi. Bu saldırılara Kırım Giray karşı koymaya çalıştı. Savaşı sona erdiren 21 Temmuz 1774 tarihli Küçük Kaynarca Antlaşması ile Kırım, Osmanlı himayesinden çıkartılıp bağımsız hale getirildi.Sadece dînî işler için Osmanlı halifesinin yetkisi tanındı.

1777’de Rus yanlısı olarak bilinen Şâhin Giray tahta geçti, Osmanlı yanlısı olan II. Bahadır Giray, hanlık mücadelesinde Şahin Giray’ı yenemedi. Bu dönemde Ruslar bölgeye çokça Slav göçmen yerleştirdiler. 1779’da imzalanan Aynalıkavak Tenkihnamesi ile, Kırım hanlarının serbestçe seçilmesi, Rus askerlerinin Kırım’dan çekilmesi, Osmanlı Devletinin Şahin Giray’ı tanıması maddelerini kabul edildiyse de Ruslar antlaşmaya uymadı. 1783’te II. Katerina’nın emriyle Kırım işgal edildi. Artan Rus etkisine karşı halk ayaklandı ve Bahadır Giray tahta geçirildi, Şâhin Giray ise Ruslar’a sığındı; 1785’te Şâhin Giray Rus Ordusu’nu arkasına alarak Kırım’a geri geldi.Daha sonra Ruslar’dan istediğini bulamayıp İstanbul’a sığındıysa da önceki hareketlerinin bedeli olarak Rodos’a sürülüp orada idam edildi.

Osmanlı Devleti Kırım’a giren Rus Ordusu’na karşı yeni bir savaşa giriştiyse de başarılı olamadı ve 1792’de Yaş Antlaşması ile Kırım’ın Rusya’ya ilhâkını kabul etti.
Kırım Hanlığı’nın ilk başkenti Salaçık’tı, 1532’de I. Sahip Giray başkenti Bahçesaray’a taşıdı.Hanlık buradaki “Hansaray”dan yönetiliyordu.

Osmanlılar Kırım yarımadası’nın kıyılarını Cenevizliler’den alıp, buraları Kefe Sancağı’na bağlarken, Kırım Hanlığı da geride kalan bölgeyi; kuzeydeki bozkırları ve bugünkü Ukrayna’daki bazı şehirleri yönetiyordu.Kırım Hanı Osmanlı sultanı tarafından atanmıyor, ama başa geçmek için sultandan onay alıyordu.

Kırım Osmanlılar için daha çok müttefik devlet statüsündeydi; Kırım hanları, Kırım’da kendi adlarına para bastırıyor ve kendi adlarına hutbe okutuyorlardı.Osmanlılar da Ukrayna bozkırlarının sadece Kırım yönetimine ait olduğunu kabul ediyordu.Osmanlılar Kırım Hanlığı’ndan vergi almıyor, hatta seferlerde başarılı olurlarsa onlara vergi bile ödüyorlardı.

Kırım Hanlığı dış ilişkilerinde bağımsız bir devlet gibi davranabiliyordu; 16. ve 17. yıllarda Moskova’ya karşı Lehistan ve Kozaklar ile yapılan ittifaklar bunu doğrular niteliktedir.

Hanlık 18. yüzyıla kadar Osmanlı Devleti’nin herhangi bir etkisi değerlendirmeye alınmadığında bile Avrupa’nın en önemli güçlerinden biriydi.
Kırım Hanlığı’nın ekonomisi deniz ticareti ve yapılan seferlerin başarısı ile doğrudan alâkalıydı.

Hanlık, Osmanlı Devleti’nin Avrupa seferlerine çokça asker gönderiyordu, bir süre sonra Kırım süvarileri Osmanlılar için vazgeçilemez askerler olmuşlardı. Savaş kazançları ise hem Osmanlı ekonomisine hem de Kırım ekonomisine yarıyordu, bu yüzden Osmanlı orduları Avrupa’da geri çekilmeye başlayınca Kırım ekonomisi de bozulmaya başladı.

Kara ordusu esas olarak atlılardan oluşmaktaydı. Atlılar; hanın kapıkulları, merkez askerleri ve kabile-boy kuvvetleri orduyu oluşturuyordu.

Kapıkulları, maaşları Osmanlı sultanı tarafından verilen hanın hassa kuvvetleriydi; ilk defa 1532’de Sâhip Giray İstanbul’dan gönderilirken, yanına padişah tarafından 60 topçu, 300 cebeci, 1.000 sekbandan mürekkep bir kuvvet ile 40 müteferrika, 30 çavuş ve 60 tımar ve zeamet sahibi verilmiş idi.

Kırım kuvvetlerinin esas kısmını teşkil eden atlılar ise klâsik bozkır geleneklerini bozmayan, bu yüzden de ateşli silâhlara rağbet etmeyen askerlerdi. Hanlığın topçu ordusu ise yoktu, Osmanlılar da, Kefe üzerinde zaman zaman uyanan iddiâlar sebebi ile, hanlığın bir topçu kuvvetine sahip olmasını istememişlerdi.

Kırım Orduları’nın aynı Osmanlılar gibi “sefer” dedikleri büyük askeri harekatlar han tarafından yönetiliyor ve bunlara fazlaca asker katılıyordu. “Çapul” denilen küçük saldırılar ise genelde bir asilzadenin askerleri tarafından hanın yabancı devletlerle yaptığı anlaşmalara uyarak dikkatle seçilen bölgelerde yapılıyordu. Çapullardan çokça köle ele geçiriliyordu.

Kırım için bir diğer önemli gelir kaynağı da kölelikti. Tatar askerlerinin “bozkır hasatı” adıyla Rusya bozkırlarından ve Kafkaslardan topladığı insanlar gerek köylerde çalıştırılmakta, gerekse satılmaktaydı. Bu kölelerin gelirinden han yüzde 10 ila 20 arasında değişsen “savğa” adlı bir miktar pay alıyordu. Bazı araştırmalara göre Kırım Hanlığı’nın yaşadığı süre içerisinde Ukraynalı, Kafkas, Çerkes, Rus, Leh gibi bir çok milletten toplam 3 milyon kişi köle pazarında kullanılmıştı. Bu kölelerden en ünlülerinden biri de Hürrem Sultan’dı.

Özellikle Kefe en önemli köle pazarlarından biriydi.

Ayas Paşa Kimdir? Ayas Paşanın Hayatı

Ayas Mehmet Paşa Kanuni Sultan Süleyman saltanatı döneminde 1536-1539 yılları arasında sadrazamlık yapmış Osmanlı devlet adamıdır. Babası İşkodralı, annesi Avlonyalı idi. Bazı kayıtlardan babasının 1522’den sonraki bir tarihte İslamiyet’i kabul ederek Mehmed adını aldığı anlaşılmaktadır. Diğer üç kardeşi Avlonya’da papaz olan Ayas Mehmed Paşa devşirme olarak saraya alındı ve Yavuz Sultan Selim zamanına kadar Enderun’da eğitim gördü. 1517’de yeniçeri ağalığı ile saraydan çıktı. 1519’da Kastamonu sancakbeyi, 1520’de Anadolu, 1521’de Şam ve ardından Rumeli beylerbeyi oldu. Yeteneği sebebiyle 1523’de üçüncü vezir, daha sonra ikinci vezir tayin edildi. Bu görevindeyken İbrahim Paşa’nın katli üzerine 1536’da veziriazamlığa getirildi. 1539’da Veba hastalığından vefat eden Ayas Mehmed Paşa kabri Eyüp’te bulunmaktadır. Akıllı ve hükümet işlerinde mutedil bir kimse olmakla birlikte, silik bir şahsiyete sahip olduğu kaydedilen Ayas Mehmed Paşa kadınlara düşkünlüğü ile de bilinmektedir. Vefatının ardından geride yirmi civarında kız ve erkek çocuk bıraktığı belirtilmektedir. İstanbul Beyoğlu’ndaki konağın bulunduğu semt onun adını(Ayaspaşa) taşır.

Çanakkale Savaşı’nın Tarihi, Nedenleri ve Sonuçları

20. yüzyılın başında Avrupa devletleri sömürgeleşme ve silahlanma yarışına girmişlerdi. Sanayileşmede büyük ilerleme kaydeden Avrupa devletleri ürettikleri ürünlere pazar bulabilmek ve hammadde sağlayabilmek için yeni sömürge arayışındaydılar. Osmanlı İmparatorluğu ise henüz iki büyük savaştan çıkmış, Trablusgarp ve Balkan savaşlarını kaybetmiş, ordusu ve maliyesi kötü bir vaziyet almıştı.

İktidarda olan İttihat ve Terakki Partisi kaybedilen toprakları yeniden almak ve çıkacak muhtemel bir Dünya harbinde kazanan tarafta olmak için arayışlar içindeydi. Avusturya arşidükü ve eşinin bir Sırp milliyetçisi tarafından öldürülmesi fitili ateşleyen olay olmuştur. Kısa süre içerisinde Avrupa devletleri birbirlerine savaş ilan ederek Dünya Savaşı’nı başlatmışlardır.

Akdeniz’de İngiliz donanmasından kaçan iki Alman savaş gemisi Çanakkale Boğazı’nı geçerek Osmanlı’ya sığınmışlardır. Gemilerin kendilerine teslim edilmesini isteyen İngilizlere cevap olarak gemilerin Osmanlı tarafından satın alındığı bildirilmiştir. Türk sancağı çekilen gemilerin Karadeniz’e açılıp Rus limanlarını bombalaması sonucu Osmanlı Devleti kendisini 1.Dünya Savaşı’nın içinde bulmuştur. Osmanlı bu savaşta birçok cephede mücadele etmek zorunda kalmıştır.

Çanakkale Cephesi ’de bunlardan bir tanesidir. 1915 yılında Osmanlı Devleti’nin başkentini işgal edip direk savaş dışı kalmasını sağlamak ve savaşı erkenden bitirmek amacıyla Çanakkale’ye önce donanmaları daha sonra da asker çıkartmalarıyla açılan cephede büyük mücadele olmuştur. İtilaf devletleri donanması o zamana kadar eşi benzeri görülmemiş bir şekilde Çanakkale’yi bombardıman altına almışlardı. Osmanlı topçu bataryalarından yapılan zayıf ama isabetli atışlar sonucu birçok itilaf devleti gemisi batırılmış ya da ağır hasar verilmiştir.

Çanakkale’yi deniz yoluyla geçemeyeceklerini anlayan İtilaf Devletleri karaya asker çıkartarak savaşı kazanmaya çalışmışlardır. Ancak karşılaştıkları savunma anlayışı tarihe altın harflerle “Çanakkale Geçilmez” yazdıracaktı. Anafartalar’da, Conkbayırı’nda, Seddülbahir’de gösterilen kahramanlık örneği İtilaf devletlerinin dahi takdirini kazanmıştır. Yaklaşık bir sene süren Çanakkale Savaşı bir sabah itilaf devletlerinin askerlerinin siperlerini boşaltıp gemilere binip çekip gitmeleriyle sona ermiştir.

Savaş Dünya tarihinin gördüğü en kanlı savaşlardan biri olmuştur. Osmanlı Devleti’nin 250 bin şehit verdiği bu savaşta, itilaf devletlerinin kaybı da yaklaşık 247 bin olmuştur. Dişe diş kora kor geçen siper mücadeleleri şarkılara, türkülere konu olmuştur. Savaş da Osmanlı’ya karşı savaştırılmak üzere Avustralya ve Yeni Zelanda’dan getirilen kısaca Anzak askerleri denilen birçok asker hayatını kaybetmiştir. Onların anısına bugün çıkartma yapılan koylardan birine Anzak Koyu ismi verilmiştir. Her yıl düzenli olarak yapılan Çanakkale Zaferi kutlamalarına binlerce km uzaktan gelen Anzak askerlerinin torunları da katılmaktadır.

En Büyük İnsan Katliyamları,Tarihin En Korkunç İnsan Kıyımları

Dünyada yaşanan en ölümcül olay 2. Dünya Savaşı oldu. Bu savaşta, 66 milyon kişinin öldüğü hesaplanıyor. O dönemdeki Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, ülkemizi savaşa sokmamakla yaklaşık 4 milyon Türk vatandaşının hayatını kurtarmış oldu. İstiklal Savaşımız sırasında Türklerin ve Yunanlıların toplam zayiatının 400 bin kişi olduğu düşünülürse, bu savaşa girilmemekle kurtarılan insan sayısı anlaşılabilir.

İnsanlık tarihinin en büyük insan kıyımlarının ikincisi, Cengiz Han’ın 13. yüzyılda gerçekleştirdiği 40 milyon kişiye varan karşılıklı kıyımdır. Yine, Çin’e komünizmi getiren Mao Zedong’un 1949-1976 yılları arasında 40 milyon vatandaşının ölümüne neden olduğu biliniyor.

27 milyon Hintli ölüme terk edildi

Yukarıdaki rakamlar iç savaş veya genel savaş sırasında verilen zayiatı gösteriyor. Ama, bunların çok daha ötesinde hiç bir savaş olmadan aç bırakılarak ölmesine göz yumulan 27 milyon Hintlinin kaybı, insanlık tarihinin dördüncü büyük kıyımı olarak yerini alıyor. Ölümler, İngilizlerin Hindistan’ı sömürge olarak kullandıkları 1769-70, 1876-79, 1896-1900 yılları arasında toplam 11 yıl içinde oldu. İngilizler, Hindistan halkına ürettirdikleri hububatın tümüne el koyup, halka yaşayacakları kadar bile yiyecek vermeyince bu kıyım ortaya çıktı. Bu kıyımdan hala dünya tarihçilerinin birçoğunun haberi bile olmadığı için kıyım nedeniyle İngiltere kınanmıyor.

38 milyon köle öldü

Köle ticareti sırasında 7. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar toplam 34 milyon 500 bin Afrikalı ve Orta Doğulu kölenin öldüğü biliniyor. Örneğin, sadece Afrika’dan Amerika’ya Atlantik Okyanusu üzerinden götürülen zenci kölelerin 16 milyonu 1452-1807 tarihleri arasında çeşitli şekillerde hayatını kaybetti.
Romalıların birbirleriyle savaştırarak öldürdüğü Gladyatörlerin sayısının da 3 milyon 500 bini aştığı düşünülüyor. Bir çeşit köle kabul edilebilecek olan gladyatörlerin kıyımı M.Ö. 264 yılı ile M.S. 435 yılları arasında gerçekleşti.

Öldürülen kızılderili sayısı Birinci Dünya Savaşı’nın kayıpları kadar

Tarihin en büyük soykırımı Avrupalıların Amerika’yı fethinden sonra 1492 tarihinden itibaren yaşandı. Avrupalıların en az 15 milyon Kızılderili’yi öldürdükleri tarihçiler tarafından kabul ediliyor. Bir karşılaştırma yapılmak istenirse, Amerikan İç Savaşı(Civil War)’nda ölenler 620 bini asker olmak üzere 675 bin kişi idi. Öldürülen Kızılderili sayısı 1. Dünya Savaşı’nda kaybedilen asker ve sivillerin toplamına eşittir.

İNSAN KAYBI YAŞANAN BAZI KATLİYAMLAR

* Vietnam Savaşı (1959-75) 4 milyon 200 bin
* Haçlı Seferleri (1095-1291) 3 milyon
* Kore Savaşı (1950-53) 3 milyon
* Rus – Afgan Savaşı (1979-92) 1,5 milyon
* İtalyan – Habeş Savaşı (1935-41) 750 bin
* İran – Irak Savaşı (1980-88) 700 bin
* Büyük İskender (M.Ö. 336-325) 500 bin
* Türk – Rus Savaşı (1877-78) 500 bin
* Irak’a karşı müttefiklerce yürütülen savaşlar (1990-2003) 350 bin
* Saddam Hüseyin’in kıyımları (1979-2003) 300 bin