Kedi ve Köpekler Nasıl Kısırlaştırılır?

Dişi kedi ve köpeklerin genel anestezi altında genital organlarının yani uterus (rahim) ve ovariumlarının (yumurtalık) alınması yöntemiyle yapılan bir operasyondur.

Bazı durumlarda tek ovarium alınarakta yarım kısırlaştırma yapılmaktadır. Bu operasyon asla tavsiye edilmez. Çünkü daha sonra vücutta bırakılan tek ovariumdan dolayı çeşitli operasyon sonrası komplikasyonlarla karşılaşılabilmektedir. Kısırlaştırmanın bazı avantaj ve dezavantajları vardır.

Kısırlaştırmanın Avantajları: Kısırlaştırılmayan dişi kedi ve köpekler bazı sağlık problemleri ile karşılaşırlar. Bu jinekolojik problemler, pyometra dediğimiz uterusun irinli yangısı, ovariumun kist ve tümörleri, prolapsus vagina ve uteri (vagina ve uterusun dışarı çıkması) gibi sorunlardır. Yine kısırlaştırılmamış kedi ve köpeklerde meme tümörleri riski daha fazladır. Bu riski en aza indirmek için, çiftleştirilmesi düşünülmeyen evcilin ilk kızgınlığından önce kısırlaştırılması gerekir.

Pyometranın nedeni enfeksiyon ve hormonal nedenlerdir. Özellikle sık yalancı gebelik geçiren köpeklerde, doğum kontrol ilaçlarını, kontrolsüz kullanan kedi ve köpeklerde rastlanır. Kızgınlığı önleyici amaçla kullanılan preparatların, evcilin çiftleşme isteği göstermediği dönemde verilmesi uygundur. Kızgınlık başladıktan sonra kullanılan ilaçlar pyometraya davetiye çıkarır. Genital sistemin anatomik yapısı nedeni ile Pyometrada sadece antibiotik kullanılması tedavide kesin çözüm değildir. Tekrarlar yaşanabilir. Ayrıca hayvan yaşlandıkça ve vücudundaki enfeksiyon hastalık nedeni ile anesteziye almak risk teşkil edecektir. Bu nedenle erken yaşta kısırlaştırmanın önemi büyüktür.

Kısırlaştırma sinirli ve saldırgan davranışların giderilmesi amacıyla da önerilmektedir. Ayrıca siklus kanamaları, işaretleme amacı ile sık idrar yapma erkek hayvanların aşırı ilgisi gibi rahatsız edici davranışlardan uzaklaştırılır.

Kısırlaştırmanın Dezavantajları: Kilo alma problemi olabilir. Ancak kilo almanın asıl nedeni ilerleyen yaşa rağmen az hareket ve enerjisi yüksek gıda ile beslemektir. Diğer dezavantaj östrojen yetmezliğine bağlı tüy döküntüsü ve tüylerin yavaş uzamasıdır. Nadiren de olsa bazı evcillerde idrar tutamamaya rastlanır ve durum özellikle uyku halindeyken kendini gösterir.

Kediler Nasıl Kısırlaştırılır? Kedi Kısırlaşrırken Nelere Dikkat Etmeliyiz?

İlk kedimi kısırlaştırmaya bir türlü razı olmamıştım. Sonunda bir gün zamparalık yaparken yaralanmış ve alıp veterinerimize götürmüştüm. Veterinerin kontrolü sonunda küçük dilimi yutacaktım. Ben sadece yaralandığını sanıyordum. Oysa ki detaylı inceleme sonucunda vücudunda mantar başladığını, bir ayağında epeydir bir ödem olduğunu öğrendim. Çiftleşmek için eve yaz boyunca neredeyse yemekten yemeğe uğrayan kedim bu hevesinin bedelini sağlığı ile ödüyordu. Veterinerimiz beni bu kez ikna etti. Ama kısırlaştırma operasyonunun her dakikasında kararımı değiştirip durdum. Tabii bu arada içtiğim sigaralar da cabası. Ama bugün doğru bir karar verdiğimin farkındayım. Hatta diğer kedilerimi de aynı şekilde kısırlaştırdım.

 

Dediğim gibi, kısırlaştırma duygusal ve zor bir karar. Ama kısırlaştırılmayarak eve kapatılan ve çiftleşmek için acı çeken kedi görüntüleri de pek insaflı bir şey değil. Ayrıca erkek kedilerin değil de dişi kedilerin kısırlaştırılması yönündeki yanlış inancı da sorgulamak gerek. (Nedense kısırlaştırma görevi hep kadınlardan beklenmiştir.) Aslında kısırlaştırılmayan erkek kediler de üretken dişi kedilerle çiftleşerek yeterli besin ve bakımdan yoksun kalan yüzlerce kedi yavrusunun doğumuna sebebiyet vermektedir. O yüzden kısırlaştırma kararı alındıysa cinsiyet ayrımı gözetilmemelidir.

 

Kısırlaştırma kedinizin tabiatını değiştirmeyecektir. Yine yanlış bir inanışla kısırlaştırılan kedilerin hayata küsüp pasif kaldıkları söylenir. Bunun sebebi aslında (ve ne yazık ki) kedi dostlarının genellikle tek kedi ile yaşamayı tercih etmeleridir. Sormak lazım, siz sadece kendi başınıza kalsanız, konuşacak kimseniz olmasa ve bir evde kapalı kalıp dursanız ne kadar neşeli olursunuz. Kısırlaştırılan tek ev kedileri yalnızlıktan dolayı sessizleşmekte ve pasifize olmaktadır.

 

Kısırlaştırmanın kedilerin –özellikle de erkek kedilerin- ömrünü bir ölçü uzattığı doğrudur. Çünkü kısırlaşmış bir kedi daha az saldırgan ve kavgacı olmakta, böylelikle hastalık kapma olasılığı azalmaktadır.

 

Erkek kediler 6 ila 8 aylıkken, dişi kediler ise 4 ila 6 aylıkken erginleşir. Erginleşmeden bir kediyi kısırlaştırmaya kalkışmak doğru değildir.

 

Eğer kısırlaştırmaya karar verdiyseniz ;

  • Kedinize en az 12-16 saat önce yemek vermeyi kesmelisiniz. (Su içebilir.)
  • Kısırlaştırma operasyonun sonunda kedinizin tam olarak kendine gelmesi 12 saat sürebilir. Bu süre içinde kesinlikle yemek ve su verilmemelidir. Kusmaya sebep olur.
  • Operasyon sonrasında kedinizi kendine tam olarak gelinceye kadar kedi evinde kapalı tutmalısınız. Açıkta bırakırsanız yarı bilinçli hali sebebi ile hareketlerini kontrol edemeyerek kendini yaralayabilir. Ara ara kontrol altında tutarak kedi evinde çıkarabilirsiniz.
  • Operasyon sonrasında kedinizi koyduğunuz mekanda keskin kokular olmamasına, bir hastanın dinlenmesine izin verecek kuytu bir köşe olmasına dikkat ediniz.
  • Operasyondan sonraki günlerde kedinize bir kaç gün boyunca su ihtiyacını da rahatlıkla karşılayabilmesi için yaş mama vermenizi tavsiye ederiz.

 

Kısırlaştırma erkek kedinin testislerinin alınması, dişi kedinin ise yumurtalıklarının alınması şeklinde gerçekleştirilir. Erkek kedilerin kısırlaştırma operasyonu dişi kedilere göre kolaydır ve operasyon kısa sürer (takriben 1 saat). Dişi kediler ise tam bir operasyon geçirir (takriben 3 saat). Karın bölgesi tıraşlanarak temizlenir ve 5-6 santim büyüklüğünde bir kesik açılır. Dişi kedilerin operasyon sonrasında bakımı çok önemlidir. Dikişlerinin üzerine buket diye tabir edilen bir yara bezi konur. Kediniz bu bezden ve dikişlerinden rahatsızlık duyacak ve bunları açmaya çalışacaktır. O yüzden hem erkek kediler hem de dişi kediler için Elizabeth Yakalığı denen baş bölgesine geçirilen şeffaf plastik koruma kasketinin takılması gerekir. Bu kasket ağızlarının kolaylıkla yaraya ulaşmasını engeller.

 

Erkek kediler operasyondan 1 gün sonra ayağa kalkarlarsa da dişi kedilerin iyileşmesi bir haftayı bulabilir. Bu süre içinde evde başka kedi varsa ayrı tutulmalıdır. Hem nekahetteki kediniz huzursuz olacak hem de yaranın bir kavga ile zarar görme olasılığı mevcuttur. Özellikle kedinizi kısırlaştırma sonrasında dikkatle gözlemeli ve sağlığını bir kaç saat ara ile kontrol etmelisiniz. Ayrıca kakasını yapıp yapamadığına da bakmalısınız. Yanlışlıkla yapılmış operasyonlar ya da komplikasyonlar sonucunda kedinizi kaybedebilirsiniz. Durumunda olumsuz bir değişiklik söz konusu ise vakit geçirmeden veterinerinize başvurmalısınız.

Alıntıdır

 

Kısaca Örümcek Ağı Nedir? Özellikleri Nelerdir?

Dünyanın en dayanıklı ve güçlü maddesi olarak tespit edilen örümcek ağının acaba ne gibi özellikleri vardır? Örümcekler bu ağı nasıl, neden ve hangi maddeden yaparlar? İşte bu soruların cevabını bulabileceğimiz kısa bir yazı;

Örümcekler, günümüz teknolojisinin bile çözemediği inanılmaz canlılardır. Örümcek ağının çok özel nitelikleri olan sağlamlık ve esneklik bugüne kadar taklit edilemedi.

Örümcek ağları kendine yüksek hızla çarpan nesneleri yırtılmadan esneyerek frenler ve nesne ağa yapışıp kalır. Örümcek ağının esneme kapasitesi bugün yapay olarak üretilmiş en iyi telin neredeyse dört katıdır.

Bu maddeyi yapay olarak elde etmeyi hala başaramayan bilim insanlarının örümcek çiftliği kurup, örümcekleri sağarak, ipliklerini aldıklarını biliyor muydunuz?

Yaklaşık 2,5 santimetre boyundaki bu örümceklerden günde hayvan başına 320 metre (yaklaşık 3-5 gram) iplik elde ediliyor ve bu iplikler ABD ordusuna kurşun geçirmez yelek yapmada kullanılıyor.

Örümceklerde, diğer eklembacaklılar gibi açık bir dolaşım sistemi bulunur. Kılcal damarları yoktur. Hemen hemen her yerde rastlanan örümcek ağı, aslında bir sanat şaheseridir. Yapılış maksadı avlanmak olan ağ, bir nevi tuzaktır. Fakat her örümcek türü ağ yapmaz. Ancak bütün örümcekler ağ tellerinden yumurtalarının etrafını saran kozalar yaparlar. Bazıları da ağ bezlerini, yaprakları yapıştırmakta, yuvalarının içini döşemede, açtıkları çukurun çevresini kapatmakta vs. işlerde kullanırlar. Ağ kurmayan bu tür avcı örümcekler de, arkalarında ağdan bir iz bırakarak, rüzgarla sürüklenmekten korunurlar. Erkekler, dişileri bulmakta da bu izlerden faydalanırlar.

Karın altlarının arka taraflarında üç çift ağ organları bulunur. Her birinin dışarıya ayrı bir çıkışı vardır. Bezlerden meydana gelen yapışkan ve sıvı iplik maddesi, havayla temas edince sertleşir. Her ağ memeciğinde 100 kadar ince ve küçük kanalcıklar bulunur. Bu ince kanalcıklardan sızan iplikçikler bir araya gelerek büküldükleri zaman tek iplik durumuna gelirler. Esnek ve yapışkandırlar. Bir sinek ne kadar sert çarpsa da kopmazlar. Ağ yapmak isteyen örümcek, ağ organlarını bacaklarının bir kısmı ile bastırarak ağ maddesinin akışını başlatır. Örümcekler, iplik deliklerinden çıkan tellerin hepsini toplayıp bir tek tel halinde kullandıkları gibi bunlardan ayrı ayrı incecik tel de yaparlar.

Düşme esnasında bir yere taktığı ağ telini, kendisi yere varıncaya kadar uzatabilir. Genç örümcekler, ağ tellerinin sayesinde uzun mesafelere uçabilirler. Bunun için telin bir ucunu bir yere bağlayarak kendilerini hava akımlarına bırakırlar. Böylece yerlerinden havalanan örümcekler, karada 5 km, denizde ise yüzlerce km uzaklara savrulabilirler. Okyanuslardaki ıssız adalarda yaşayan örümcekler, hep böyle havadan gelmişlerdir. Sonbaharda bol bol rastlanan ağ telleri de uçan genç örümceklerden kalmıştır.

Ağ yapacak olan bir örümcek, önce yüksekçe bir yere tırmanarak, ağın ucunu bulunduğu kısma yapıştırarak ipek iplik yardımıyla aşağı süzülür. Gözüne kestirdiği bir dala ulaşarak bağlantı kurar. Sonra o iplik üzerinde gidip gelerek ağı kalınlaştırır. Daha sonra vücudundan çıkmakta olan ipliğin bir ucunu ilk ipliğe tutturarak kendisini boşluğa bırakır. Ağa bağlı halde bir yere varınca, o ucu vardığı yere yapıştırır. Bu yolla birkaç gidiş gelişte ağın kaba iskeleti meydana gelir. Bundan sonra iskeletin merkezi çevresinde dairevi halkalar yaparak ağı tamamlar.

Ağ örümü çoğunlukla gece olur. Örülmesi en fazla 60 dakika alır. Ağın ortasında spiral ve yapışkan bir yer vardır. Diğer iplikçikler kurudur. Bir sinek ağa konsa hemen yapışır. Kurtulmak için çırpındıkça daha da yapışır. İkaz iplikçiği ile avın yakalandığını anlayan örümcek gelerek avını zehirler. İkaz iplikçiğinin bir ucu ağa bağlı, diğer ucu ise daima kendisindedir.

Ağlar, genellikle yere dik vaziyettedir. Maksat, uçan arı ve sinekleri yakalamaktır. Her örümcek türünün, kendisine has ağ örme stili vardır. Ancak dikkati çeken nokta, ağlarda geometrik inceliklerin her zaman varlığıdır. Ağ örme işi örümceklerin, doğuştan kazandıkları bir sanattır. Küçük bir örümcek, daha önce hiç ağı görmemiş ve örmemiş olmasına rağmen büyüklere benzer ağlar örer.

Ağın Darbeleri Emme Özelliği

Örümcek ağlarının etkili bir tuzak olabilmesi için sadece yapışkan özelliğe sahip olması ya da farklı özellikteki ipliklerden üretiliyor olması yeterli değildir. Örneğin ağın uçan böcekleri durdurabilecek şekilde dizayn edilmiş olması da gerekmektedir.

Ağa takılan böceği güdümlü bir füzeye benzetecek olursak böceğin hareketinin durdurulması tek başına yeterli olmayacaktır. Çünkü ağa yakalanan avı, örümceğin gelip inceleyebilmesi ve ısırabilmesi için, hareketsiz tutabilmesi gerekmektedir. Bir füzeyi yakalayıp, hareketsiz tutabilmek ise oldukça zor bir iştir.

Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ındır. İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de, Allah sizi onunla sorguya çeker. Sonra dilediğini bağışlar, dilediğini azablandırır.Allah, herşeye güç yetirendir.(Bakara Suresi, 284)

Ağı oluşturan iplikçikler çok sağlam oldukları gibi aynı zamanda da esnektirler. Fakat ağın esneklik payı, farklı bölgelerde, farklı oranlardadır. Bu esneklik oranının önemi şu sebeplere bağlıdır;

– Eğer iplikçiklerin esneme payları gerektiğinden az olsaydı, ağa çarpan böcek sert bir yaya çarpmışcasına geldiği yöne doğru geri fırlardı.

– Eğer iplikçiklerin esneklik payı gerektiğinden fazla olsaydı, böcek ağı çok fazla esnetir, yapışkan iplikler birbirine yapışır ve ağ deforme olurdu.

– İplikçiğin esneklik payı hesaplanırken rüzgar etkisi de göz önüne alınmıştır. Böylece esen rüzgarın gerdiği ağ tekrar eski haline dönebilir.

– Esneklik payı, ağın tutturulduğu yer için de önemlidir. Örneğin ağ bir ota tutturulmuşsa, ağın esnekliği bu otun hareketinden kaynaklanan gerilimleri ortadan kaldıracak nitelikte olmalıdır.

Spiral şeklinde örülen yakalama iplikçikleri birbirine çok yakındır. Herhangi küçük bir sallanma bu ipleri birbirine yapıştırarak, yakalama alanında büyük gedikler oluşturabilir. Bu yüzden esneme payları yüksek, yapışkanlı yakalama iplikçikleri, esneme payları düşük kuru iplerin üzerine yerleştirilmiştir. Böylece ağda oluşabilecek potansiyel kaçış deliklerinin önü alınmıştır.

Görüldüğü gibi ağın her özelliğinde mucizevi bir yapı görülmektedir. Her türlü olasılık düşünülmüştür. Bunlar düşünüldüğünde evrim teorisinin iddiasının akıldışılığı bir kere daha ortaya çıkmaktadır. Tesadüfen ortaya çıkan değişimlerle bir ağda darbe emici özelliklerin nasıl oluşturulacağının bir örümceğe öğretilmesi elbette ki mümkün değildir. Örümceklere bu yeteneği veren, bilinçli davranışlarda bulunmalarını sağlayan Allah’tır:

O Allah ki, yaratandır. (en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir, ‘şekil ve suret’ verendir. En güzel isimler O’nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O’nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakim’dir. (Haşr Suresi, 24)

Sivas Kangal Köpeğinin Özellikleri Nelerdir?

Sivas Kangal Köpeği Ve Özellikleri

Kangal Köpekleri Türkiye’den dünyanın birçok ülkesine ihraç edilmektedir. Anadolu topraklarına ait bu asil hayvanın duruşuyla bile diğer bir çok köpek türünden kendini ayırmaktadır. Kangal köpekleri zeki, ön sezileri kuvvetli ve sahibine aşırı bağlıdırlar. Sahibi tarafından azarlandığı zaman suçlu bir çocuk gibi başını öne eğer, sahibinin gözlerine mahsun mahsun bakarak af edilmesini bekler. Hislerini yalnız hal, hareket, mimik ve jestlerle değil çıkardıkları çeşitli tonlardaki havlamalarla belli ederler. Kangal Çoban Köpekleri görevlerine çok sadıktırlar Şöyle ki; dağda sürüden ayrılan veya geride kalan koyunun başından günlerce aç ve susuz beklerler.

Kangal köpeği, Türkiye kökenli çoban köpeğidir.

Kökeni; Kangal köpeği’nin kökeni hakkında “rivayet” sayılabilecek bazı görüşler vardır. Ancak, 11 Temmuz 2003′te düzenlenen I. Uluslararası Kangal Köpeği Sempozyumu’nun sonuç bildirisinde, “büyük Türk göçleri sırasında Türkistan’dan Anadolu’ya getirilen bir köpek ırkı olduğu” kabul edilmiştir.

Kangal ilçesine de adını verdiği düşünülen, Orta Asya’dan göç eden “Kanglı (Kangar)” Türk boyunun, göç ederken bu köpek ırkını da getirdiği düşünülmektedir. Orhan Yılmaz, “Kangal Köpeği / Tarihi-Tanıtımı-Yetiştirilmesi-Islahı” adlı kitabında “Kanglı” Türk boyunun Orta Asya’dan göç ederken yanlarında üç şeyi getirdiklerinden bahseder; bunların at, it ve koyun olduğunu söyler. Kangalların, bu boyun göç sırasında getirdiği bir ırk olduğunu kaydeder.

İlk rivayete göre, Hint Mihracesi tarafından Osmanlı padişahına bir köpek hediye edilir. Bu padişah muhtemelen Yavuz Sultan Selim’dir. Hediye edilen köpek Kangal’ın Deliktaş köyü yakınlarında kaybolur. Köpek, tüm aramalara rağmen bulunamaz. Kangal köpeğinin, bu kaybolan köpekten türediği şeklindeki rivayete göre, Kangal köpeği’nin kökeni Hindistan’dır.

Diğer bir rivayet ise, Kangal köpeği’nin kökeninin Anadolu olduğunu söyler. Eski Anadolu uygarlıklarının vahşi hayvanlardan korunmak için, “aslan gibi güçlü” ve iri yarı olan bu köpekleri kullandıkları söylenmektedir.

Evliya Çelebi de, Seyahatnâme’sinde Kangal Köpekleri’nden bahseder. O da, bu köpeklerin “aslan kadar güçlü” ve cüsseli olduğunu yazmaktadır. Doğan Kartay, hem “Türk Çoban Köpeği Kangal” kitabında hem de I. Uluslararası Kangal Köpeği Sempozyumu’nda sunduğu bildiride, Kangalların, Osmanlı döneminde Yeniçeriler tarafından hem askeri işlerde hem de savaşlarda kullanıldığından bahsetmektedir. Kartay’ın bildirisinde, Romalılarda “aslan” sözcüğünün karşılığı olan “Samson” kelimesinin, Türkçe’ye “Samsun” olarak yerleştiği ve Kangalların aslana benzetildiği için Kangalları kullanan birliğe “Samsoncular” denildiğini söylemektedir.

 

 

Özellikleri ve kullanım alanları

Kangalların iki çeşidi vardır. Ak baş ve kara baş. Ak başların az tüyleri vardır, kara başların ise uzun ve çok tüyleri vardır.

Kangal köpekleri genellikle çoban köpeği olarak nitelendirilirler ancak bekçi köpeği tanımına daha çok uyarlar. Zira diğer çoban köpeği türleri sürüyü korumaktan ziyade yönlendirme ve yönetmekte ustadırlar. Kangal köpeğinin en belirgin özelliği ise sahibine duyduğu aşırı sadakat ve buna bağlı olarak sahibine ait olduğunu düşündüğü şeyleri korumaya yönelik kuvvetli içgüdüsüdür. Bu nedenle çok iyi bir dövüşçüdür. Kurt, çakal gibi yabani hayvanlara karşı çok etkin bir muhafız olmakla beraber aile fertlerine ve özellikle de çocuklara karşı hiçbir tehdit oluşturmazlar. Dünyada kurt boğabilen tek köpek ırkıdır.

Kangal köpekleri, örnek olarak Namibya’da, Alman çoban köpeklerinden daha üstün koruyucu yeteneklere sahip oldukları için, yaygın bir şekilde yerli çiftçiler tarafından kullanılırlar.

Hiç çekinmeden bir ayıya saldıracak kadar cesur, bir pumayı, domuzu öldürecek kadar güçlüdür. Afrika’da manda sürülerini çitalardan, sırtlanlardan ve hatta aslanlardan korumak için kullanılmaktadır. Bu arada Çin’de sadece kangal eti satan restoranlar açılmış ve Türkiye’den ihraç ettikleri kangalları bu alanda kullandıkları ortaya çıkmıştır. Daha sonra birtakım girişimlerle Çin’e kangal ihracatı durdurulmuştur.

Karıncaların Muhteşem Yuvası. Karıncalar Toprağın Altına Bakın Nasıl Yuva Yapmış?

Karıncaların toprağın altına yuva yaptığını herkes bilir. Peki hiç merak ettiniz mi karıncaların bu yuvaları acaba neye benziyor? Birkaç bilim adamı bunu merak etmiş ve karınca yuvasına 10 ton beton (çimento) dökmüş ve sonra toprağı kazarak yuvanın şeklini ortaya çıkarmış.

Aşağıdaki videoda karıncaların yaptığı bu muhteşem yuvayı göreceksiniz.

 

Kırkayak Nedir, Özellikleri Nelerdir? Kırkayak Nerede, Nasıl Yaşar?

Kırkayak, kırkayakgiller familyasından olan bir canlıdır. Kırkayakın Yaşadığı Yerler: Sıcak ve ılık iklimlerin nemli bölgelerinde, çürümüş kütük, yaprak ve taşlar altında. Özellikleri: Vücutları yuvarlak ve halkalıdır. Her halkadan ikişer çift bacak çıkar. Bitkisel besinlerle beslenir. Çeşitleri: 7000’den fazla türü vardır.

Çok bacaklılar (Myriapoda) sınıfının “Diplopoda” takımının Julidae familyası türlerinin genel adı. Vücutları belirgin bir baş ve çok sayıda benzer halkalardan (bölüt) meydana gelmiş eklem bacaklılardır. Her halkada ikişer çift bacak bulunur “Diplopoda” çift bacaklı demektir. Başlarında bir çift anten ve ikişer gözü vardır. Gözleri az çok böceklerin bileşik gözüne benzerse de, dikkat edildiğinde basit (osel) gözlerin meydana getirdiği bir çift küme olduğu anlaşılır. Bâzı türlerinde göz bulunmaz. Yaşayışlarına uygun olarak antenlerinde koku alma tüyleri çok hassastır. İç anatomisi çıyanınkine benzer. Çıyanlar etçil, kırkayaklar otçuldur. Çok ayaklı olmalarına rağmen çok yavaş hareket ederler. Kırkayakların vücut halkalarından ikişer çift bacak çıkmasına karşılık çıyanlarda birer çift çıkar. Bacakların sayısı, türlere göre değişir. Kırkayakların çoğunda 115 çift bacak bulunur. Çıyanlarda 15 çiftten 173 çifte kadar değişir.

Çokbacaklılarda her zaman tek sayıda bacak çifti vardır. Kırkayakların embriyon döneminde her halkada bir çift ayak bulunur. Yetişkinlerin her halkası iki embriyon parçası ihtiva ettiğinden iki çift bacaklı olurlar. Trake (özel solunum boruları) sistemiyle solunum yaparlar.

Kırkayaklar sıcak ve ılıman bölgelerde yaşayan kara hayvanlarıdır. Genellikle koyu kahverenklidirler. Gündüzleri nemli yerlerde yaprak, ağaç kabukları ve taşlar altında gizlenir, gece beslenmeye çıkarlar. Çoğunlukla çürümüş bitkisel besin yerler. Bazen tarlalarda, sürüler hâlinde, bitkilerin kök ve filizlerini de yediklerinden büyük zararlar yaparlar. Çileklere çok musallat olurlar. İnsan ve hayvan dışkılarını da yediklerinden, tenya (şerit) yumurtalarının yayılmasına yardım ederler. Yuttukları barsak parazitlerinin yumurtalarını, sindirmeden tekrar dışarı atarlar. Boyları 1-20 cm arasında değişir. Benekli kırkayak (J.gutularus) 10-18 mm boyundadır. Memleketimizde bulunanların boyları 10-46 mm’dir. Tropik memleketlerde 15-20 cm’ye ulaşanları vardır.

Yumurta ile ürerler. Yumurtalar, topraktan yapılmış bir yuvaya yumurtlanır ve dişi tarafından korunur. Genellikle yavrular 12-15 gün sonra yumurtalardan çıkarlar. Hayatları boyunca birkaç defa deri değiştirirler. Her deri değiştirmede, vücut halkalarının sayısı artar. Larvalar, bir yıl içinde erginleşirler. Kitinli derileri, antibiyotik etkisi olan pis kokulu, zehirli bir sıvı salgılar. İri olanlarının salgısı, insan elini tahriş eder. Testiden su içerken yutulursa, zehirlenmeye sebeb olabilir. Bâzan yapraklar üstünde dolaşırlar. Korkutuldukları zaman kendilerini yere atarak, saat zembereği gibi helezonî kıvrılır, ölü taklidi yaparlar.