Müslüman Kardeşler Kimdir? Nasıl Kuruldu? Tarihi

Arap baharı hareketinin çıkış noktası olan Tahrir meydanı ilk günlerde müslüman kardeşlerin gövde gösterisine sahne oldu. Peki müslüman kardeşler örgütü nedir? kim kurmuştur?peki hangi mezhebe daha yakındırlar? yoksa mezhepsiz midirler? Seyyid kutub ile ilgileri var mıdır?

Seyyid Kutub, ilginçtir ki eğitiminin erken evrelerinde Batı’ya karşı herhangi bir antipatisi olmayan, aksine olumlu duygular besleyen bir şahsiyetti. Fakat 1940’lardan itibaren özellikle İsrail’in kurulma sürecinde Batılı devletlerin oynadığı rol, Batı dünyasındaki ahlâki çöküntü ve Arap-karşıtı önyargılar onda Batı düşmanlığının fitilini ateşlemiştir. Bunun sonucu olarak daha militan-İslâmî tonda yazılar yazmaya başladı ve süreç içerisinde Müslüman Kardeşler’in manevi-ideolojik önderi haline geldi.

Nasır, 1954’te Müslüman Kardeşler’i ezmek üzere harekete geçtiğinde Seyyid Kutub, diğer pek çok “İhvan” üyesiyle birlikte hapse atıldı ve işkenceye maruz kaldı. Bununla birlikte yazı performansı açısından en verimli dönemi de hapiste geçirdiği bu yıllar olmuştur. 1964’te serbest bırakıldıktan birkaç ay sonra yeniden yakalandı ve 1966’da hükümeti devirmeye karşı bir planla ilgisi olduğu şüphesiyle idam edildi.

Seyyid Kutub’un düşünceleri Hasan el-Benna’nın yanı sıra Mevlana Mevdudi’den büyük ölçüde etkilenmiştir. Mevlana Ebul ala-Mevdudi, kurduğu “Cemaat-i İslâmî” partisi ile Hasan el-Benna ve Müslüman Kardeşler’ce Mısır’da temsil edilen İslâmî ideolojik hareketin aşağı yukarı benzer bir versiyonunu Hint Yarımadası’nda hayata geçirmiştir. Kutub, “Allah’ın hükümeti”, “cihat” ve “İslâm’ın devrimci karakteri” vb. temalar üzerine görüşlerini geliştirirken Mevdudi’den fazlasıyla yararlandı.

Kutub toplumu iki kampa ayırır: İslâm’ın kuralları ve yönetimine bağlı olanların teşkil ettiği “Allah’ın partisi” (“Hizbullah”) ve bütün diğer İslâm-dışı sistemleri benimseyip onlara tâbi olan geri kalanların mensubu olduğu “Şeytan’ın partisi” (“Hizbüşşeytan”)… El-Benna gibi o da İslâmî modernistlere ve zamanın ulemâsına oldukça eleştirel bir pozisyon aldı. O, Şeriat’ın her daim geçerli, değişmez ilkeleriyle insanların Şeriat’ı farklı yer ve zamanların sosyo-tarihsel koşullarına uygulayarak yaptıkları hukuki düzenlemeler arasında bir ayrımın altını özellikle çizmiştir.

Hasan Benna, 1928 yılında Müslüman Kardeşleri kurar kurmaz, ülkenin hemen her yerinde örgütlendi- kimi yerde bir cami, kimi yerde bir okul ya da spor merkezinin idaresini ele aldılar, Müslüman Kardeşlere üye olanların sayısı hızla arttı.

1940’lı yılların sonuna gelindiğinde, örgütün Mısır’da 2 milyon destekçisinin olduğuna inanılıyor. Müslüman Kardeşlerin fikirleri Arap dünyasında da geniş taban buldu.

Hasan Benna aynı zamanda örgütün silahlı kanadını oluşturdu, grup o dönemde İngiliz yönetimine karşı mücadelede bir dizi suikast ve bombalama olayına karıştı.

Mısır hükümeti, Müslüman Kardeşler’i 1948 yılında İngiliz ve Yahudilere yönelik saldırıları nedeniyle feshetti. Örgüt çok geçmeden Başbakan Mahmud Nukraşi’nin makamında uğradığı suikaste karışmakla suçlandı.

Nukraşi’nin öldürülmesini kınayan Benna’nın kendisi de bilinmeyen – ancak güvenlik güçlerine bağlı olduğu tahmin edilen – kişilerce düzenlenen suikaste kurban gitti.

1952 yılında, kendilerini “Hür Subaylar” diye adlandıran bir grubun düzenlediği askeri darbeyle Kral Faruk tahttan indirildi, sömürge rejimi sona erdi.

Müslüman Kardeşler (İhvan el Müslimin), bu dönemde önemli bir destekleyici rol üstlendi, nihayetinde 1970 yılında cumhurbaşkanlığına getirilen Enver Sedat, bir zamanlar Hür Subaylar’ın örgütle bağlantısıydı.

Başta hükümetle işbirliği içinde olsalar da bu ilişki, kısa süre sonra bozuldu.

Askeri darbeden kısa süre sonra 1954’te Cumhurbaşkanı Cemal Abdulnasır’a yönelik suikast girişimi İhvan’la ilişkileri kopardı.

Çok sayıda üyesi hapse atıldı, işkence gördü. Müslüman Kardeşler, gizlice örgütlenmeyi sürdürdü.

Yetkililerle olan anlaşmazlıklar, Müslüman Kardeşler’in ideolojisinde de önemli bir değişikliği getirdi.

Bu değişikliği, örgütün önde gelen üyelerinden Mısırlı düşünür Seyyid Kutub’un yazılarında görmek mümkün.

Kutub yazılarında Batı’nın ve kendi ifadesiyle “İslamcı gibi geçinen” ülkelerin radikal bir değişikliğe ve toplumsal ıslaha ihtiyaç olduğunu savunuyordu.

Özellikle 1964’te yayımlanan “Yoldaki İşaretler” eseri ve düşünceleri, İslami Cihad ve El Kaide gibi radikal İslamcı gruplara ilham kaynağı olmuştur.

Mısır hükümeti 1965 yılında da Müslüman Kardeşlere karşı sıkı önlemler aldı, ardından Seyyid Kutub’u idam etmesi, Kutub’un bölgede şehit olarak anılmasında ve örgüt üyelerinin gözünde kahramanlık mertebesine yükselmesinde de etkili oldu.

Müslüman Kardeşler, 1980’li yıllarda siyasal bir harekete dönüşebilmek ve politikada aktif rol alabilmek için çeşitli denemelerde bulundu.

1984 yılında Wafd partisi, 1997 yılında İşçi Partisi ve Liberal Parti ile ittifaka giderek Mısır’ın en güçlü muhalif gücü haline dönüştü.

Müslüman Kardeşler, 2000 yılındaki seçimlerde mecliste 17 sandalye kazanmayı başardı.

Bundan beş yıl sonra, bugüne kadarki en iyi seçim sonucunu elde etti, siyasi yasaklı olduğu için seçime bağımsız giren adayları, meclisteki sandalyelerin yüzde 20’sini kazandı.
Sonuç Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’i sarstı. Hükümet, bir kez daha Müslüman Kardeşler’i çökertmeye yönelik operasyon başlattı, yüzlerce Müslüman Kardeşler üyesi tutuklandı, yeniden örgütlenmeleri önünde engel oluşturabilecek bir takım düzenlemeler geçirildi.

Mübarek’in lideri olduğu Ulusal Demokratik Parti (NDP) aynı zamanda 2010 Kasım ayındaki parlamento seçimlerinden de muhalefetin daha da güçlü çıkmasını önlemek üzere çalıştı.
Müslüman Kardeşler adaylarının ilk turda tek bir sandalye bile kazanamamaları, yaygın usülsüzlük iddialarını beraberinde getirdi.

Örgüt, diğer muhalefet partileriyle seçimlerin ikinci turunu boykot kararı aldı ve NDP, Meclis’teki sandalyelerin yüzde 80’inden fazlasını elde etmek gibi bir durumla baş başa kaldı.

Muhalefete yönelik baskılar, 2011 yılının Ocak ayında binlerce Mısırlının sokaklara dökülmesiyle sonuçlanan hükümet karşıtı gösterileri tetikleyen olay oldu.

Kahire’deki NDP genel merkezi ateşe verildi.

Müslüman Kardeşler, ülkedeki kargaşayı başlatmakla suçlandı, ancak genel sekreter Mahmud İzzet, bunun halk isyanı olduğunu kendilerinin tetiklemediğinin ısrarla altını çizdi.

Tayfun Atay
Wikipedia ‘dan alıntılar yapılmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.