Hubble Uzay Teleskobu Nedir?

Belki dünyanın en büyük teleskobu değil ama Hubble özel kılan uzaydaki ilk teleskop olmasıdır. Sadece bu özelliği bile onu önemli kılmaya yetiyor aslında. İşte Hubble Teleskobu ile ilgili bilinmesi gerekenler: Fırlatılış Tarihi 24 Nisan 1990, Yörüngeden İndirme 2020 Civarı, Kütlesi 11,000 kg (11 Ton)

Hubble Uzay Teleskobu (HUT), Dünya yörüngesinde bulunan bir teleskoptur. Dünya atmosferinin dışında konumlanması çok soluk objelerin bile net ve keskin optik görüntülerini elde etmesine olanak sağlamaktadır.
1990 yılındaki fırlatılışının ardından, astronomi tarihindeki en önemli teleskoplardan biri haline gelmiştir. Yeryüzüyle ilgili gözlem yapmakla sorumlu teleskop astronomların astrofizik alanındaki temel problemlerine çözüm bulmakta büyük yarar sağlamıştır. Hubble Uzay Teleskobu, ismi Astronom Edwin Hubble’ın anısına verilmiş, Dünya yörüngesinde bulunan bir teleskoptur. Dünya atmosferinin dışında konumlanması sayesinde, yeryüzündeki teleskoplara kıyasla pek çok avantaja sahip olabilmektedir. Atmosferin olumsuz etkilerinden (Görüntüde bulanıklık ve havadaki partiküllerden yansıyan ışığın oluşturduğu arka-plan kirliliği gibi) bağımsız görüntü elde edilmesinin yanısıra, Ozon tabakası tarafından tutulan Morötesi ışığın gözlemlenmesi ancak bu şekilde mümkün olabilmektedir. 1990 yılında fırlatılmasının ardından, astronomi tarihindeki en önemli enstrümanlardan biri haline gelmiştir. Astronomların astrofizik alanındaki temel problemlerine çözüm bulmakta büyük yarar sağlamıştır. Hubble teleskopu tarafından kaydedilmiş olan Ultra Deep Field (Ultra Derin Alan) adlı fotoğraf, bugüne kadar en uzak mesafeden alınmış detaylı görüntüdür.

Gönderilişi 1946’daki özgün tasarımından fırlatılışına kadar, uzay teleskopunun inşaası maddi sıkıntılardan ötürü bir türlü gerçekleştirilememiştir. Fırlatılışının hemen ardından, ana aynasının küresel bir sapma yaptığı tespit edilmiş; bu, teleskopun yeteneğine ciddi zarar vermiştir. 1993 yılında gerçekleştirilen bir servis göreviyle, teleskop tamir edilmiş, planlanan kalitedeki görüntüler alınmaya başlanmış ve astronomi alanında hayati bir araca dönüşmüştür.

Hubble Uzay Teleskobu; Compton Gama Işınları Gözlemi, Chandra X-ışınları Gözlemi ve Spitzer Uzay Teleskobu projelerinden oluşan NASA’nın Mükemmel Gözlemler serisinin bir parçasıdır. Hubble, NASA ve Avrupa Uzay Ajansı (ESA) arasında ortak bir çalışmadır.

Hubble Teleskobu ile ilgili web sitesi

Ergenekonun 13.Kabile Oyunu

a12g34t41Malesef ülkemizde etnik, dini veya siyasi ayrımcılık çıkarmak isteyenler var. Bir ara Alevi vatandaşlarımız ile Sünni vatandaşlarımızı karşı karşıya getirerek bir Aleyi-Sünni çatışması çıkartmak istediler. Çok şükür ki bu deneme başarısız oldu. İşte bu zihniyette olan birinin yaptığı akılalmaz çalışmalar:

Bir ergenekon zanlısının bilgisayarında bulunan “13. Kabile” isimli dosya, Alevi vatandaşlar üzerinden hazırlanan kaos planını ortaya çıkardı. Dosyada, hakaret boyutlarına ulaşan iddialar var…

Türkiye’de bulunan her kesime farklı roller biçen iddia edilen Ergenekon Terör Örgütü’ nün Aleviler’i de ihmal etmediği ortaya çıktı. Alevilere rol biçen derin yapı, ileride Aleviler’e giydirilmek üzere bir de sanal tarih tezgahladığı tespit edildi. Ergenekon’un yöneticisi olduğui iddia edilen Veli Küçük’ün bilgisayarından çıkan “13. Kabile” isimli şok belge oynanan kirli oyunu gözler önüne serdi.

Ergenekon’un tutuklu sanığı Ümit Oğuztan tarafından hazırlanan “13. Kabile- Ali’nin Musevileri=Ale(Muse)viler” isimli dosya bilgisayarlardan silinmeye çalışılmış. Şok belgenin sadece 2 örgüt üyesinden çıkması ise çalışmanın son derece gizli yapıldığı yorumlarına neden oldu.

Akıl almaz iddialar var

Aleviler’i karalamayı ve toplumda Aleviler’e karşı düşmanlık oluşturmayı amaçladığı açıkça görülen “13. Kabile” belgesinde, bu ülkenin gerçek sahiplerini birbirine düşürmek için şeytanın bile aklına gelmeyecek iftiralar atılmış. Bir yandan Aleviliği İslam dışı bir akım, bir kültür hareketi, hatta Aleviler’i farklı bir millet gibi göstererek kökeninden koparmaya çalışıldığı skandal belgede, bir yandan da Aleviler’i sokak eylemlerinde kullanarak toplumsal ayrışmayı sağlamaya heveslendikleri görüldü. Ustaca hasırlanmış metinde Aleviler’in nasıl radikalleştirileceği ve kullanılacağı tek tek anlatılırken, toplumun diğer kesimlerinin de Aleviler’e karşı nasıl kışkırtılacağı işlendi.

Kayıp kabile: Aleviler!

Şok belgenin çıkış noktası Aleviler’in Yahudi olduğu iftirası oldu. Tevrat’ta bahsedilen kayıp 13. Kabile’nin Aleviler olduğu tezini işleyen belgede, vakti geldiğinde Aleviler’i Ergenekon yapılanması tarafından radikalleştirilerek eylemlerin odağı haline getirmenin amaçlandığı görüldü. Aleviler ile Yahudiliğin tarihsel irtibatı belgede şu ifadelerle kuruldu:

Museviler tezgahladı

“8. YY’da Musevi din adamlarının istilasına uğrayan Hazar Türk Devleti, özellikle saray, eski inançlarını bırakarak Museviliği seçti. Doğu Avrupa Musevileri’nin, 9 ve 10. yy’larda Hazar’ın Kuzeyi’nden kitleler halinde göç eden Türkler oldukları, Musevi inancında kayıp olarak bilinen ’13. Kabile’nin Hazar Türkleri’nin Musevi olan ve Avrupa’ya göç eden torunları olduğu, Hitler yönetiminin Yahudi oldukları için göçe zorladığı ve öldürttüğü Doğu Avrupa Yahudilerinin gerçekte Hazar Türkleri olduğu da ileri sürülen tarihi gerçekler arasında yer alır.”

Yahudiliğe göre kaybolduğuna inanılan bu topluluğun, 8. yüzyıldan itibaren Museviliğe hizmet eden ve Türklüğünü yitirerek değişime uğrayan Aleviler olduğunun savunulduğu belgede, Doğu Avrupa’ya göçederken Hazar Türkleri’nden, seçilerek eğitilmiş bazı kişilerin, önce Arap Müslüman dünyasına seyahat ettiği ardından Kudüs’e gittiği ve son olarak da Anadolu’ya göç ederek ‘Türklük’ ile ‘din’ misyonerliği rolünü üstlendikleri iddia edildi. Aleviler’in çocuklarına Türkçe ad vermesi geleneğinin de bu nedene dayandığının ileri sürüdüğü belgede, Aleviliğin doğuşunun da Museviler tarafından tezgahlandığı savunuldu.
MEVLANA’YI BiLE MASON YAPTILAR

Tarihi gerçeklerin ustalıkla çarpıtıldığı şok belgede, sufi inanışlar ve Alevi akımlar etrafında toparlanmış kitleleri kandırabilmek ve kullanabilmek amacıyla Mevlana ve Hacı Bektaş’a dahi akıl almaz iftiralar atıldı. Anadolu insanının gönlünde taht kurmuş bu iki gönül insanını ‘Mason’ yapacak kadar ileri giden Ergenekoncular, iftiraya belgede yer alan “Mevlana Celalettin Rumi ve Hacı Bektaş-ı Veli gibi isimlerin Anadolu topraklarına gelişleri, örgütlenişleri, felsefeleri, amaçları ve etkinlikleri ile günümüz dünyasının Masonik Bilderberg faaliyetleri ile Yahudi Protokolü olarak anılan prensip ve amaçlar dizilerinin aynı temelde oldukları çok açıktır” ifadelerini dayanak yaptılar.

‘ATATÜRK’ÜN ÖLÜMÜNÜN ARKASINDA ALEViLER VAR’

Aleviler’i sürekli yalan söyleyen kişiler olarak gösteren iftira belgesinde, Aleviler’in Türkiye’nin kaymağını Yahudilerle birlikte yiyen kişiler oldukları da iddia edildi. Ergenekon belgesinde TRT’nin Alevilerin arpalığına dönüştüğünü, Alevi sanatçıların aslında bir hiç olduğunu da savundular.

DOKTORU ALEVİ İDİ

Aleviler’in gerçek Atatürkçü olmadıklarının da iddia edildiği belgede, Alevilerin Osmanlı’dan intikam almak için Cumhuriyete ve Atatürk’e sahip çıktıkları iftirasına yer verildi. Belgedeki en akıl almaz iftiralardan biri de Atatürk’ün ölümünden Aleviler’in sorumlu olduğu iddiası oldu. Ergenekoncular buna gerekçe olarak da Atatürk’ün Doktoru Ragıp Erensel’in Alevi olmasını gösterdiler.

“HUKUK SiSTEMLERi VAR”

Şok belgede yer alan başka bir iftira da Aleviler’in kendi içlerinde ayrı bir hukuk sisteminin bulunduğu iddiası oldu. Dayanaktan yoksun bu iddiayı desteklemek için ise belgede şunlara yer verilmiş: “Alevi ve Bektaşi cemaati yüzyıllardır kendilerine has hukuk düzeni içinde yaşamaktadırlar. Alevi ve Bektaşi köylerinde polis, jandarma ile ilgili olay görülmemektedir.

Bunun nedeni kendi aralarında mahkemeye başvurmamalarıdır. Birçok ilçe kaymakamları ve yargıçları Bektaşi ve Alevi yöresinde çok rahat ve memnun oluşlarını ifade etmektedirler. Ağır suçlar için (kardeşliğinin eşiyle ilişkiye girmek, sema töreni sırasında elle taciz gibi olaylar anlatılmaktadır.) ‘yok edilme’ cezası uygulanır. Bu ceza, domuz bağı ile bağlandıktan sonra yüksek bir yerden atılarak suçlunun intihar etmesiyle!’ uygulanır.”

Aleviler’e atılan diğer iftiralar:

Reenkarnasyona inanırlar. Kıyamete ve ahirete inanmazlar. Aleviler’in Türkçe dışında kendi ana dilleri vardır. Hizbullah’ın militan kadroları Alevilerden oluşur. Domuzbağı yöntemiyle ölüm Alevi hukukunda vardır. Aleviler dış güçlerin hizmetindedir. Sebateistlerle Aleviler derin ilişki içindedir. Amerika Ordadoğu’da Alevi ve Bektaşileri kullanıyor. Aleviler terörün ana aktörleridir. Alevi gençlik olmamış olsa Dev Genç gibi örgütler oluşturulamazdı. Ali sevgisini hep kullandılar.

(Bugün)

19 Mayıs’ın Anlam ve Önemi nedir?

19mayis-spor-bayrmi

Millet yoktur ki tarihini bilmesin. nutulmamalıdır ki geçmişlerini bilmeyenler geleceklerine yön veremezler. 19 Mayıs bağımsızlık mücadelemizin başlangıç noktasıdır. Bu tarihi önemli kılan da budur. İşte 19 Mayısın tarihi ve önemi.

 6 Mayıs günü İstanbul’dan Bandırma Vapuru’na binen Mustafa Kemal Atatürk Anadolu’ya geçerek yurdumuzu kurtarma hareketini başlatmaya kararlıydı. 19 Mayıs sabahı Samsun’a ayak basan Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları sevinç gösteri ile karşılandı.
İşte 19 Mayıs 1919 tarihi, Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihindeki dönüm noktalarından biridir. Atatürk’ün Samsun’a ayak bastığı tarih olan 19 Mayıs aynı zamanda “Gençlik ve Spor Bayramı” olarak kutlanmaktadır. Atatürk Millî Mücadele sıralarında Türk milletini ileri sürecek olanların ve köhnemiş fikirlere karşı gelecek olanların genç fikirler olduğunu görmüştü. Bu nedenle de “gençlik” kavramı Atatürk için ayrı bir önem taşımaktadır. Atatürk gençlerden sık sık bahsederken, yaş sınırı dışında fikri olarak gençliği yani, fikirde yeniliği ifade etmiştir. O’nun şu sözü çok anlamlıdır:“Genç fikirli demek, doğruyu gören ve anlayan gerçek fikirli demektir.”
Samsun işgal kuvvetleri için önemli noktalardan biriydi. Stratejik bakımdan büyük öneme sahipti ve Karadeniz’den Orta Anadolu’ya açılan en rahat ve güvenilir bir kapıydı. İngilizler 9 Mart 1919 tarihinde Samsun’a askerî birlik çıkarmışlardı. Buna tepki olarak Türk Makinalı Tüfek birliğinden Hamdi adındaki bir teğmenin askerlerini alarak dağa çıkması dikkatleri bu bölgeye çekti ve İngiliz Yüksek Komiserliği’nin de Türk halkının silâhlandığı konusundaki şikayetleri üzerine bu bölgeye güvenilir bir kumandanın olağanüstü yetkilerle gönderilmesine karar verildi. Bu kumandan Mustafa Kemal Atatürk’tü ve Atatürk uzun zamandan beri ülkenin içinde bulunduğu bu umutsuz duruma üzülüyor ve birşeyler yapmak içinAnadolu’ya geçmek istiyordu. Bu O’nun için bulunmaz fırsattır. İstanbul-Samsun yolculuğu öncesinde Atatürk’le Padişah Vahdettin arasında geçen konuşmayı Atatürk şöyle anlatır:
“-Paşa, Paşa!… Şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin!Bunların hepsi artık bu kitaba girmiştir (bu bir tarih kitabıdır)! Bunları unutun, dedi, asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden daha önemli olabilir…Paşa, Paşa…Devleti kurtarabilirsin!…

Bu sözlerden hayrete düştüm. Acaba Vahdettin benimle içtenlikle mi konuşuyor?…O Vahdettin ki… bütün yaptıklarından pişman mı olmuştur?Aldatıldığını mı anlamıştı?Fakat, böyle bir yorum ile başka konulara girişmeyi ürkütücü saydım, kendine karşılık verdim:

-Kişiliğe güveninize ve bana bunca yüz verişinize teşekkür ederim…Elimden gelen hizmeti esirgemeyeceğime lütfen güveniniz…”

Atatürk bu konuşmada plânlarının sezilmiş olabileceği duygusuna kapılmıştı ama, O’nu bekleyen ve O’na güvenen bir“Türk Milleti” vardı.

Atatürk ile beraber 16 Mayıs 1919 Cuma günü başlayacak yolculuğa gemi kaptanı İsmail Hakkı Durusu dışında 18 kişi eşlik edecekti. Bu 18 kişinin adları şöyleydi: III. Kolordu Komutanı Kurmay Albay Refet Bey (General Bele), Müfettişlik Kurmay Başkanı Kurmay Albay Manastırlı Kâzım Bey (General DIRIK), Müfettişlik Sağlık Bakanı Doktor Albay İbrahim Talî Bey (ÖNGÖREN), Kurmay Başkan Yardımcısı Kurbay Yarbay Mehmet Ârif Bey(AYICI), Karargâh Erkân-ı Harbiyesi İstihbarat ve Siyâsiyât Şubesi Müdürü Kurmay Binbaşı Hüsrev Bey(GEREDE), Müfettişlik Topçu Komutanı Topçu Binbaşı Refik Bey(SAYDAM), Müfettişlik Başyaveri Yüzbaşı Cevad Abbas(GÜRER), Kurmay Mülhakı Yüzbaşı Mümtaz (TÜNAY),Kurmay Mülhakı Yüzbaşı İsmail Hakkı (EDE), Müfettişlik Emir Subayı Yüzbaşı Ali Şevket (ÖNDERSEV), Karargâh Komutanı Yüzbaşı Mustafa Vasfi (SÜSOY), Kurmay Başkanı Emir Subayı ve Müfettişlik Kâlem Âmiri Üsteğmen Arif Hikmet (GERÇEKÇI), İaşe Subayı Üsteğmen Abdullah(KUNT), Müfettişlik İkinci Yaveri Teğmen Muzaffer (KILIÇ), Şifre Kâtibi, Birinci Sınıf Kâtip Fâik (AYBARS), Şifre Kâtibi Yardımcısı, Dördüncü Sınıf Kâtip Memduh (ATASEV).
Atatürk beraberindeki kişilerle beraber 16 Mayıs 1919 Cuma günü öğleden sonra “Bandırma” adındaki eski bir vapurla Galata rıhtımından ayrılır. 17Mayıs 1919 Cumartesi günü Bandırma Vapuru saat 21.40 sıralarında İnebolu’ya varır. 18Mayıs 1919 Pazartesi günü beklenen yolculuğun sonuna gelinir. Yolcular Kalyon Burnu denilen yerden sandallarla Merkez iskelesine çıkarılırlar. Bu sandallardan birinin sahibi olan İsmail Yurtsever, o zaman için Atatürk’ü tanımadığını söyler,Atatürk’ü sandalda ve Samsun’da iken geniş yakalı lejyon kaputu ve başında kalpakla gördüğünü anlatır.

Atatürk, İstanbul’dan başlayan ve Samsun’da sona eren yolculuk esnasında görevli bir askerdi ve giyimi de buna uygundu ancak Samsun’a ayak bastığı günden birkaç gün sonra asker değil, sivil olarak hareket edecekti.
Atatürk’ün Samsun’a çıkışında gördüğü manzara pek parlak değildi. Şehirde İngiliz işgal kuvvetleri vardı. Pontusçular sokaklarda kol geziyordu. Halk kendisini koruyamayacak durumdaydı. Atatürk bugün müze haline getirilen Hıntıka Palas’ta kaldıkları süre içinde hep bu sorunları düşündü, yolculukta geçirdiği uykusuz geceler sona ermemişti; şimdi de burada uykusuz geceler başlıyordu. Ama, O’nda ve O’nun gibi düşünenlerde bu azim oldukça hiçbir engel aşılmaz değildi.

Kısaca vermeye çalıştığımız bu yolculuk Türk Milleti için bir dönüm noktası oldu ve kurtuluşun başlangıcıydı. Millî Mücadele’yi başlatmak üzere Samsun’da Anadolu topraklarına bastığı 19 Mayıs 1919 tarihinin önemi nedeniyle de 19 Mayıs’ı Türk gençliğine armağan etti. Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi gençlik kavramı genel anlamda fikirlerdeki yeniliği anlatmaktadır.

Atatürk“Gençler!Benim gelecekteki emellerimi gerçekleştirmeyi üstlenen gençler!Bir gün bu memleketi sizin gibi beni anlamış bir gençliğe bırakacağımdan dolayı çok memnun ve mesudum”derken Türk gençliğine olan güvenini de anlatmıştır.

Atatürk’ün şu sözleri hepimiz için bir rehber olmalıdır:“Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız, bu kâfidir”demiştir. Atatürk’ü anlamak, yaşadıklarını ve fikirlerini bilmekle mümkündür. Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasında yaşanan zorlukları her zaman göz önünde tutarak, 19 Mayısları Atatürk’ün emanetine daima sahip çıkarak kutlamalıyız.

19 Mayıs Şiirleri

19 MAYIS

19 Mayıs günü,
Yaşıyor kalbimizde,
Atatürk güneş gibi,
Her zaman içimizde.

Tembellik yasak bize,
Parolamız ileri,
Dünyaya örnek olsun,
Çalışkan Türk gençleri.

Ülkü verir, hız verir.
Bize 19 Mayıs.
Yurdumuzu kurtaran,
Ata’yı unutmayız.

Tembellik yasak bize,
Parolamız ileri,
Dünyaya örnek olsun,
Çalışkan TÜRK GENÇLERİ

F. ELMALI

19 MAYIS GENÇLİK MARŞI

Bir şerefli milletin şanlı çocuklarıyız.
Kalplerimiz, nabzımız, vatan diyerek atar.
Ayrılmadan yürürüz, aynı yolda erkek, kız.
Ruhumuzda ateş var, göğsümüzde iman var…

Vücudumuz yay gibi, bacaklarımız çevik,
Kalplerde cumhuriyet, başımızdadır bayrak,
Bir emanet taşırız, Ata’mıza söz verdik.
Kuvvetimizi, gücümüzü, kanımızdadır kaynak…

Bilgi ile sporu, yürütürüz atbaşı,
Çalışkanlık, çeviklik atalardan mirastır.
Türk olmanın amacı kazanmaktır savaşı…
Bize ülkü yaraşır, bize hamle yaraşır.

19 Mayıs bizim en kutsal bayramımız.
Tarihlerde var mıdır, böyle bir günün eşi ?
Bu pınardan içiyor, alıyoruz kuvvet, hız,
Bu ocaktan yakıyor bütün gençlik ateşi…

İ. Hakkı TALAS

19 MAYIS

Samsun’da o gün doğdu
Türk’ün eşsiz güneşi,
Arasalar bulunmaz
Dünyada onun eşi.

Bütün yurt inliyordu,
Vatan gidiyor diye.
O sanki Türk yurduna
Gökten geldi hediye.

Samsun, Sivas demedi
Bütün yurdu dolaştı,
Türk’ün bu öz evlâdı
Vatanla kucaklaştı.

Bin dokuz yüz on dokuz
Türk’ün temel taşıdır.
Ardından gelen savaş
İstiklâl Savaşı’dır.

Temiz Türk gençliğine
Armağan olsun diye
Bu büyük ve şanlı gün
Bırakıldı hediye.

Ramazan Gökalp ARKIN

Anneler Günü Tarihçesi ve Şiirleri

annelergunu-mothersdayAnneler Günü kendini 1600’lü yıllarda İngilizler’in “Mothering Sunday” (Anneler Pazarı) kutlamalarında gösterdi. Hıristiyanlığın Avrupa’ya yayılmasından sonra “Anneler Pazarı” kutlamaları ruhani bir güç sayılan “Anneler Kilisesi” ni onurlandırmak amacıyla düzenlenmeye başlandı, doğurganlık ve inanç yine bir araya geldi.
İçinde bulundukları dönemde zor koşullar altında yaşayan ve çoğu zaman çalıştıkları yerlerde barınan İngilizler bu özel günde izinli sayılırlar ve tüm günlerini evlerinde anneleri ile geçirirlerdi. Hatta biraz da hıristiyan aleminin yortu geleneğinin etkisiyle olsa gerek “mothering cake” adını verdikleri bir tür pasta götürme adeti yerleşmişti.
Hıristiyanlığın Avrupa’da yaygınlaşmasından sonra bu kutlama, onlara hayat veren ve kötülüklerden koruyan ruhani bir güç sayılan “Anneler Kilisesi” ni onurlandırmak amacıyla değişti. Zamanla kilise festivali Anneler pazarı kutlamaları ile birleşerek, beraber kutlanmaya başlandı.
Anneler Günü resmi olarak ise ilk kez Amerika Birleşik Devletleri’nde 1872 yılında kutlandı. Şair Julia Ward Howe bundan böyle her Paskalya Yortusu’nun dördüncü Pazarı’na denk gelen tarihin kendi şehrinde Anneler Günü olarak kutlanacağını ilan etti.

Anneler gününün bir başka tarihine göre; Anna Jarvis’in kaybettiği kendi annesi için 1908 yılında başlattığı anma günü, 1914 yılında Kongrenin onayıyla Amerika çapında genişledi. Zamanla başka ülkelere de yayıldı.

Annelere armağan edilen bu özel gün Türkiye’de 1955 yılından bu yana kutlanmaktadır.

Bütün Annelerin Anneler Gününü Kutlarız

Anneler günü

Yeşildir artık yüreğinde kara bulut,
Bugün anneler günü, annem beni unut.

Evde acılar koynuna yangelip yatmış,
İnadına giyin sen de mayısa batmış,
Yürü sokakta, çocukların düşü aksın
Yürü ki saksıda çiçekler sana baksın.

Diline genç anılarından bir türkü seç,
Beş yıl büyüdüğüm okulun önünden geç,
Islanırsa anıların güneşte kurut,
Senin günün bugün unutma, beni unut
Gök mavi, deniz mavi, tam kıyısında dur
Durma, eteğinden beni bir daha savur.

Annem yıldız kayıyor içinden dilek tut,
Koşuyor sana kısa pantolunlu çocuk,
Gözünde gözümde, gözlerinde bin umut …

Nevzat Çelik

Anne Sevgisi

Sıcağın sinmiş bana,
Seni severim ana.

Sensin bana can veren,
Sensin bana kan veren.

Küçükken yudum yudum,
Sütlerinle uyudum.

Kulağıma ninniler,
Neler söyledin, neler.

Beni büyüttün ana,
Beni yürüttün ana.

M.Necati ÖNGAY

Annem Tek Varlığım

Ey şefkati bol varlığım,
Sayende olmaz darlığım,
Türkiye’m ve uygarlığım,
Anam benim, şefkat selim.

Ninnilerle hep uyutan,
Sevgisi kalbimde yatan,
Bana çok meziyet katan,
Anam benim tek varlığım.

Hakkı ÇEBİ

Ergenekon Atışması

cicek-abbasHerkes Çiçek abbas filmindeki atışma sahnesini bilir işte o sahneyi gündem yorumuyla izleyelim. Gülmeyi özleyenler için gündemi alaya alan güzel bir atışma:

-Âşıksan vur saza, Turhan Çömez’sen bas gaza

-Londra’ya can feda, Türkiye’ye elveda

-Bedrettin’im kaçan bir güneş, Tuncay’ım içerde çilekeş

-Cephaneler kapkara, darbederin gönlü kara

-Gaz, fren, şanzıman; Bedrettin Dalan

-Seç beni, seveyim seni

-Demokrasi otobüstür binmesini bilmeli

-Kaybetsen de kazananı indirmesini bilmeli

-Bana darbe vurma

-Darben kime yabancı?

-Girme günlüğüme sen de aldanırsın

-Sollama beni, sollarım seni

-Seçimde geçme beni, darbemle ezerim seni

-Kozmoz dikenli bir hayat, vatanseverlerde mi kabahat?

-Çankaya’ya yaklaşma toz olursun, köşke çıkma pişman olursun

-Seçimle giderim, darbeyle gelirim

-Oy istedim vermediler, sen halkçı değilsin dediler

-Demokrasimiz darbe zoru, Allah’ım sen bizi koru

-Darbe bir sudur, yap yap kudur

-Sandığı çekene, derdini hazmedemeyene sor

-Aşk çekenin, para “Biz kaç kişiyiz?” diyenin

-Kabahat halkta değil, halka oy hakkı verende

1 Mayıs Nedir Tarihçesi

1mayis

Ülkemizde malesef kötü olaylarla birlikte anılır olan 1 Mayıs İşçi Bayramı aslında çalışanların haklarını aradıkları bir önemli bir olayın yıldönümüdür. Tabi olayları düşünürken o zamanki şartları da göz önüne almalı ve kutlamaları o zamanki insanların şartlarını düşünerek yapmalıyız. Taşkınlık çıkartmak veya o zamanki haksızlıkların intikamını günümüzde almaya çalışmak, gerçek işçi ve emekçilere haksızlık olacaktır.

İlk kez 1856’da Avustralya’nın Melbourne kentinde taş ve inşaat işçileri, günde sekiz saatlik iş günü için Melbourne Üniversitesi’nden Parlamento Evi’ne kadar bir yürüyüş düzenlediler.

1880’li yıllar, ağırlıklı olarak kol emeğinin kullanıldığı ve çalışma şartlarının çok kötü olduğu yıllardı. İşçilerin karın tokluğuna çalıştırılması ve 14-15 saate kadar varan iş günleri söz konusuydu.

Şirketler eşi görülmemiş bir hızla büyürken, işçiler, işyeri güvenliği, sağlık koşulları, örgütlenme ve grev gibi en temel haklarını dahi tanımayan bir siyasi ve hukuki sistem ile karşı karşıyaydılar.

1 Mayıs 1886’da Amerika İşçi Sendikaları Konfederasyonu önderliğinde işçiler günde 12 saat, haftada 6 gün olan çalışma takvimine karşı, günlük 8 saatlik çalışma talebiyle iş bıraktılar. Chicago(Şikago)’da yapılan gösterilere yarım milyon işçi katıldı. Luizvil’de (Kentaki) 6 binden fazla siyah ve beyaz işçi, birlikte yürüdü. O dönemde Luizvil’deki parklar, siyahlara kapalıydı. İşçiler, sokaklarda yürüdükten sonra hep birlikte Ulusal Park’a girdi. Her eyalet ve kentte, siyah ve beyaz işçilerin birlikte yaptığı gösteriler, gazeteler tarafından, ‘Böylece önyargı duvarı yıkılmış oldu’ şeklinde yorumlanmıştı1.

Bu gösteriler 1 Mayıs’ı izleyen günlerde tüm harareti ile devam etti ve 4 Mayıs’ta kanlı Haymarket Olayı’na yol açtı.

Uygulanan yasal baskılarla bu gösterinin tekrarlanması engellendi. 1889`da toplanan İkinci Enternasyonal’de Fransız bir işçi temsilcisinin önerisiyle 1 Mayıs gününün tüm dünyada “Birlik, mücadele ve dayanışma günü ” olarak kutlanmasına karar verildi. Böylece ikinci gösteri 1890 yılında yapılabildi.

1 Mayıs ilk kez Osmanlı döneminde, 1905 yılında İzmir’de kutlandı. İstanbul’daki ilk 1 Mayıs kutlaması ise 1910’da yapıldı. 1935 yılında çıkarılan “Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun” adıyla çıkarılan düzenleme ile 1 Mayıs “Bahar ve Çiçek Bayramı” olarak genel tatil günlerine dahil edildi. 12 Eylül 1980 darbesine gelinceye kadar resmi tatil olarak kaldı.

Türkiyede Sarper Özsan’ın yazıp bestelediği 1 Mayıs Marşı eşliğinde kutlanmaktadır.

  • Osmanlı Devleti döneminde işçi örgütlenmesinin en gelişmiş olduğu yer Selanik’ti ve 1911 yılında burada tütün, liman ve pamuk işçileri, 1 Mayıs gösterisi düzenleyerek bu günü kutladılar.
  • 1912 yılında İstanbul`da ilk defa 1 Mayıs kutlaması gerçekleşti.
  • 1923 yılında 1 Mayıs günü yasal olarak “İşçi Bayramı” ilan edildi.
  • 1924`te hükümet kitlesel 1 Mayıs kutlamalarını yasakladı.
  • 1925`te çıkan Takrir-i Sükun Yasası, İşçi bayramını kutlamayı yasakladı ve uzun yıllar bu yasak geçerliliğini korudu.
  • 1935 yılında 1 Mayıs`a “Bahar ve Çiçek Bayramı” adı verildi ve ücretsiz tatil günü ilan edildi.

Türkiye Cumhuriyeti döneminde işçi hareketleri yüzyılın ikinci yarısından itibaren ivme kazandı.

  • 1976 yılında uzun yıllar sonra ilk defa geniş katılımlı 1 Mayıs kutlaması Taksim`de Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu`nun organizasyonu altında gerçekleşti.
  • 1977 yılında İstanbul Taksim Meydanı’nda yaklaşık 500 bin kişiyle en geniş katılımlı 1 Mayıs toplantısı düzenlendi. Ancak, göstericilerin üzerine ateş açıldı ve göstericilerden 34’ü, yaralanarak ve üstlerine ateş açılması sonucu çıkan izdihamda ezilerek öldü.
  • 1977 yılının 1 Mayıs günü, tarihe Kanlı 1 Mayıs olarak geçti. Askeri darbe hazırlığı olarak yapıldığı MİT tarafından Başbakan Süleyman Demirel’e rapor edilince, Kara Kuvvetleri Komutanı Namık Kemal Ersun derhal re’sen emekliye sevkedildi.
  • 1978’de yüzbinlerce kişi tarafından Taksim Meydanı’nda kutlandı.
  • 1979`da Sıkıyönetim Komutanlığı İstanbul`da miting yapılmasına izin vermedi, sokağa çıkma yasağı ilan etti. Buna rağmen İstanbul sokaklarında yüzbinlere ulaşan rakamlarla korsan 1 Mayıs kutlandı.
  • 1981`de Milli Güvenlik Konseyi 1 Mayıs`ı resmi tatil günü olmaktan çıkardı.
  • 1989`da trafik polisinin açtığı ateş sonucu işçi Mehmet Akif Dalcı yaşamını yitirdi.
  • 1996`da Taksim Meydanı’nın yasaklı olduğu gerekçesiyle Kadıköy`de düzenlenen 1 Mayıs kutlamalarına yaklaşık 150 bin kişi katıldı. Eylemin ilk dakikalarında polisin silahsız göstericilere açtığı ateş sonucu 3 kişi hayatını kaybedince, Kadıköy`de büyük bir kitlesel isyan gerçekleşti.
  • Bu olaydan sonra Kadıköy 2005 yılına kadar 1 Mayıs kutlamalarına yasaklı kaldı. Ayrıca telsizinin sesini açık unutan bir sivil polisin göstericiler tarafından oldukça şiddetli bir şekilde dövülmesini Star TV`nin naklen duyurması ve bir başka yerde polislerin eğlenerek seyrettiği bir linç girişimini de naklen yayınlamasıyla hafızalara kazındı.
  • 2006 yılında en geniş katılımın yaşandığı ilçe Kadıköy oldu. Çeşitli sendikalar ve gruplar saat 12:00 sularında Rıhtım Caddesi`ne yürüdü. Düzenlenen miting sonrası saat 16:00 sularında gruplar tamamen dağıldı.
  • 2007 yılında 1 Mayıs’ı tekrar Taksim’de kutlayarak aynı zamanda 1977’de olan olayları anmak isteyen grupları polis silah, biber gazı, gaz bombası kullanarak durdurmaya çalıştı. 100’den fazla kişi yaralandı.Valiliğe göre 580, diğer kaynaklara göre 700’e yakın gözaltı gerçekleşti. İbrahim Sevindik adındaki bir vatandaş hayatını kaybetti.
  • 2008 Nisan’ında, 1 Mayıs’ın “Emek ve Dayanışma Günü” olarak kutlanması kabul edildi.
    2008 yılında sendikaların hükümetle 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlama konusunda uzlaşamaması sonucunda sendikalar, Taksim’e yürüme kararı aldı ve bazı sol görüşlü partiler de bu yürüyüşe katılacaklarını açıkladı. Bunun üzerine, güvenlik güçleri bir gün öncesinden hazırlıklara başladı ve sabah 06:30’dan itibaren Şişli’de, Osmanbey’de, Pangaltı’da, Nişantaşı’nda, Okmeydanı’nda, Dolapdere’de ve Kurtuluş’ta olaylar çıktı. Polisin DİSK binası önündeki ve ÖDP binasındaki tutumu ve bir hastanenin acil servisi girişinde gaz bombası atarak birçok kişinin yaralanmasına neden olması çok tartışıldı. Polis; bu olaylar sırasında biber gazı, gaz bombası, tazyikli ve boyalı su kullandı. DİSK binası önündeki olaylarda CHP milletvekili Mehmet Ali Özpolat, sıkılan biber gazı nedeniyle kalp spazmı geçirdi. Okmeydanı’nda Burhan Gül isimli 19 yaşında bir genç, başından plastik mermiyle vurularak yaralandı. Ayrıca Ankara’da Sıhhiye Meydanı’nda yapılan kutlamalarda da olaylar çıktı ve polis, göstericilere gaz bombalarıyla müdahale etti. Ankara’da Sakarya Meydanı’nada yapılan kutlama olaysız sona erdi.
  • 2009 Nisan’ında Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne verilen önergeden sonra 1981’den sonra tekrar resmi bayram olarak kabul edildi.