Kategoriler
DİN

Şirk Nedir, Şirk Koşmak Ne Demektir, Şirk Çeşitleri Nelerdir?

Yeryüzünde yaşamış ve yaşayacak olan bütün insanların yaptıkları ve yapabilecekleri en büyük günah şirktir. Şirk, inanılan ve tapılan varlığa ortak koşmaktır. Bizden uzak olsun ki, bu biz müslümanların Yaradanımız Yüceler Yücesi Allah’a başka bir varlığı veya şeyi ortak koşmamız, ona eş tutmamız demektir. Şirk bazen insan farkında olmadan gerçekleşir. Çünkü şirkin çeşitli şekilleri vardır. Bizde uzmanportal.com olarak bu konuda herkesi aydınlatıcı yazımızı sizlerle paylaşıyoruz;

Hamd Alemlerin Rabbi Allaha mahsustur. Salâtü Selâm enbiyâların sonuncusu Resulullahın Ehlinin Sahabesinin ve de kıyamete kadar onları dost edinenlerin üzerine olsun.

Tevhidin şirkle olan savaşı Nûh Aleyhisselâmın kavmini putlardan sakındırıp sadece Allaha ibadete davet ettiği günden beri devam etmektedir.

Nûh Aleyhisselamdan sonra da Resüller geldi ve gönderildikleri toplumları yalnız Allaha ibadet etmeye tapınageldikleri şeylerin ibâdete layık olmadıklarını orılara anlattılar. Bu hak batıl mücadelesi Muhammed (S.A.V.) gelinceye kadar da böylece devam etti. Allah Resûlü (S.A.V.) kendisine nübüvvet verilmeden önce de çevresinde sâdıkûl-emîn/ doğru ve güvenilir olarak bilinmesine rağmen onları; tevhide yalnız Allaha kul olmaya davet ettiğinde yalancılık ve sihirbazlıkla suçlandı.

İşte bu toplumlarını şirkten arındırarak tevhid inancına çağıran her peygamberin karşılaştığı bir durumdur. Bu mücadele her zaman varolmuştur.

«Allah kendisine ortak koşanları bağışlamaz. Bundan öte dilediğine dilediği kimse için bağışlar. Her kim Allaha ortak koşarsa şüphesiz büyük bir iftira da bulunmuştur» (Nisa 48).

«Şüphesizkim Allaha ortak koşarsa Allah ona cenneti haram kılmıştır ve onun gideceği yer Cehennemdir. Zalimlere orada bir yardımcı da yoktur» (Maide 72).

İnsanın Allah azze ve celleye karşı açıkça isyanı olduğu için şirk en büyük bir suçtur. Bu hal üzere ölen kimse ebediyen Cehennemde kalacaktır. (Allah korusun).

«Şüphesiz kitap ehli ve müşriklerden Kafir olanlar Cehennem ateşinde ebedi olarak kalacaklardır. Onlar insanların en kötüleridirler» (Beyyine 6).

Öyleyse şirk nedir?

Şirk; Allaha zatında sıfatlarında hükmünde ulûhiyet ibadet veya mülkünde ortağı dengi bulunduğuna inanmak ve bunu benimsemektir. Küfür nasıl imanın zıttı ise şirk de tamamen Tevhidin zıttıdır.

Şirk Çeşitleri Nelerdir?

Büyük şirk

Bir şeyi Allaha denk tutup ona ibadet etmek. İlahmışcasına ona itaatte bulunmak hem onun hem de Allahın emirlerini müsâvi görerek ortak koşmak veya o şeyi Allah hükmünün önüne geçirmektir. Bazı hallerde Allahın kurallarının geçerli olamayacağına inanmak ta bu kabildendir. Kişi bu durumda geçerli gördüğü kanunları Allahın kanunlarına tercih ettiği için bilerek bilmeyerek şirke düşmüş olur. Şüphesiz bu kelimenin tek anlamıyla şirkin en ağırı olup bu durumdaki kimse İslâmdan çıkmış ve bu durum üzere ölen kimse de ebedi cehennemde kalmak üzere müşrik olarak ölmüştür. (Allah korusun).

Bunun da bazı kısımları vardır;

İtaatta şirk

Allahın hükmünden başkasını kabul etmek meşrû görmek veya onun Allahın hükmünden üstün yönleri olduğuna inanmaktır. Hüküm ve hakimiyet yalnızca Allaha has bir haktır. (Hiçbir mahlûkun hükme ehliyeti yoktur. İnsan yalnızca Allahın hükümlerini uygulamakla memurdur)

«Hüküm yalnız Allahındır» (Yusuf 40).

Allaha isyan olan bir ameli helal görecek kadar alim veya şeyhlerine uyanlar (Allah korusun) bu sınıftadırlar.

«(Yahudiler) Allahı bırakıp alimlerini (hahamlarını); (Hıristiyanlar) da rahiplerini ve Meryem oğlu Mesihi rabler edindiler» (Tevbe 31). Allah Resûlü (S.A.V.) Tirmîzide yer alan sahih bir hadiste bu ayeti Adiy b. Hâteme Hıristiyanlar alimlerine helali haram haramı da helal kılmalarında itaat ediyorlardı. Kim Allahtan başkasına şeriat koyma (hayata tümüyle yön verme) hakkı iddia ederse Allahtan indirileni inkar etmiştir -şeklinde açıklamış sonra da şu ayeti okumuştur- «Allahın indirdiğiyle hükmetmeyenler işte onlar kafirlerin ta kendileridirler» (Mâide 44).

Emir ve yasaklama hakkı sadece Allahındır «Bilesiniz ki yaratmak ta emretmekte Ona mahsustur» (Araf54)

Bilesiniz ki Ona mahsustur ifâdesi bu hakkın başkasına nisbetin asla mümkün olmadığına açık bir delildir. Ayette görüldüğü üzere yaratma ve emretme hakkını Allahtan başkasına nisbet eden kimse İslâm milletinin dışına çıkmış müşrik olmuştur:

Yarattıkları üzere yegâne tasarruf sahibi olan yalnız Yaratıcıdır. Allah azze ve celle dir. Yarattıklarının yararına olanı en iyi bilen de sadece Odur. Ondan başkası hiç bir şey yaratmamıştır.

Allahtan başkası yaratılmış olduğundan acizdir kendinde bile bilmediği sayısız husus vardır. İnsan bunu bile bilmekten âcizken yaratılmışlara uygun ve yararlı olanı nereden bilebilir ki? Bu da gösteriyor ki insanlar tarafından hayata bir sistem olarak yön vermesi üzere konulan bütün kanun ve düzenler batıldır. Hiçbirisiyle hüküm vermek asla câiz değildir. Hakimiyet ancak Allahındır Ondan başkasının katından bir hüküm getirme hakkı asla yoktur. (En maddesel konularda bile insan dün inkar ettiğini bugün ikrar veya dün ikrar ettiğini bugün inkar ediyorsa bu âciz haliyle -Yaratıcısını ve de Onun hükümlerini inkar ederek- ortaya koyacağı hayat sistemi elbette batıl olacak ve elbette her şeyi ilmiyle kuşatan hiçbir noksanlığı olmayan yüceler yücesi Allahın kanunları yegâne alternatifsiz doğrular olacaktır). Allahtan başkasının kanunlarına Kurâni ifadeyle Cahiliyye hükümleriyle hükmetme denilmektedir. Burada Allah azze ve celle kendi hükmü dışında geçerli veya hayırlı olabilecek bir hükmün olmadığını açık ve kesin olarak bildirmiştir.

Duada şirk

Hastalıktan şifa musibetten afiyet rızık genişliği vb. gibi ancak Allahın kâdir olduğu hususlarda ister Peygamber veya alim olsun ister salih bir kul olsun mahluklardan medet ummak ya da Allaha yapılan duâda onları vesile kılmak bu kabildendir. Zira onlar da duâyı yapan gibi yaratan değil amellerini kesbeden kullardır. Şifa bulmak veya nazar vs.den korunmak için muska vb. şeyler edinmekte böyledir Allah Resûlu (S.A.V.) şüphesiz muska ve temîmeler şirktir ve Kim boynuna muska takarsa Allah ona afiyet vermesin buyurmuştur (sahihtir Tirmizi). Duâ ibadettir ve de tüm ibâdetler ancak Allaha mahsus kılınmalıdır. Allaha ibâdette hiçbir şey hiçbir kimse ortak edilemez.

  • Deki: ben yalnızca sizin gibi bir beşerim. (Şu var ki) bana ilâhınızın sadece bir ilâh olduğu vahyolunuyor. Artık her kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa salih amel yapsın ve Rabbine ibâdette hiçbir şeyi ortak koşmasın. (Kehf 110)
  • Allahı bırakıp ta sana fayda veya zarar vermeyecek şeylere tapma. Eğer bunu yaparsan o taktirde sen mutlaka zalimlerden (müşriklerden) olursun.(Yanus106).

Niyet ve gayede şirk

Genellikle amelle özellikle de kişinin tümden Allah’a itaatten insiraf etmesi uzaklaşmasıdır. Amelini dünyevî çıkarlar için yapan Allahın rızasını gözetmeyen kişi bu şirke düşmüş olur ki bu itikadî bir şirktir.

  •  Kim (yalnız) dünya hayatını ve onun zinetini istemekte ise onların işlerinin karşılığını orada onlara tam olarak veririz ve onlar orada hiçbir zarara uğratılmazlar. İşte onlar ahirette kendileri için ateşten başka hiçbir şeyleri olmayan kimselerdir; (dünyada) yaptıkları da boşa gitmiştir halen yapmakta oldukları şeyler zaten batıldırØ (Hud 15-16).

Sevmede şirk

Başkasını Allahı sever gibi ya da Ondan daha fazla sevmekledir. Bu da şirktir. Sevgi ihlasla boyun eğmenin bir göstergesidir.

  • İnsanlardan bazısı Allahtan başkasını Allaha (haşa) eşler ve benzerler edinir de onları Allahı sever gibi severler. İman edenler ise daha çok Allahı severler. (Bakara 165).

Hulûl şirki

Birleşme anlamına gelen ittihad sözcüğü ile de dile getirilen hulûl inancı (Allah’inın -hâşâ!- kulda çözülmesi) tasavvufa sonraları İran ve Hıristiyan kültürleri ile yeni platoncu felsefenin de etkileriyle ve özellikle şii tarikatlar kanalıyla girdi. Aşırı şiiler Allahın önce Ali (R.A.)a sonra da imamlara ve öteki şia ulularına hulûl ettiğini öne sürerler. Bu akımın önemli temsilcilerinden olan (Ben İlâhım) sözünden dolayı idam edilen Hallac-ı Mansûr tutkularına hakim olarak nefsini eğiten kimsenin insâni niteliklerden sıyrılarak arınıp saflaşacağını böylece Allahın o kula hulül edeceğini savunur. Yaygınlaşan ve geniş bir yandaş kitlesince benimsenen bu düşünceler İbn-i Arâbinin sistemize ederek hararetle savunduğu Vahdeti Vücûd adı verilen tasavvuf akımının kökleşmesine yol açtı. Bu inançla insan ve Allahın bir bütün (?!) olarak değerlendirildiği Allahın -hâşâ!- kulunda çözüleceği böylece aynı vasıflarla muttasıf olabileceği öne sürülmüştür ki bu da maalesef bir çok tarikat tarafından öğretilegelmiştir. (Bkz. Vahdeti Vucud/ Aliyül-KariB.Larousse 11/54I7).

Tasarrufta şirk

Allahın Rububiyeti gereği Ona mahsus olan kâinattaki tasarruf ve tedbiri bir takım salih kimselere nisbet etmek onların da bu hususta güç sahibi olduğuna inanmaktır. Bu salih insanların elbette diğer insanlardan faziletli yanları olabilir ancak bu Allaha mahsus olan vasıflara nisbet edilmelerine varacak şekilde değildir. Peygamber de olsa bu böyledir. Örneğin mutlak gaybı Allah’tan başka kimse bilemez. Dolayısıyla Allahtan başkasının gaybı bildiği iddiası kişiye.- Allah adına bilmediği bir şeyi söylediği için büyük bir sorumluluk getirir sahibini küfre götürür (Allah korusun)

  • Eğer gaybı bilseydim elbette daha çok hayır yapmak isterdim ve bana hiçbir fenalık dokunmazdı ben sadece inanan bir kavim için bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim. (Araf 188).

Korkuda Şirk

Allah’a ve ahirete olan iman zayıflığının veya batıl inancın bir neticesi olarak kişinin; Allahtan başkasının fayda ya da zarar verebileceğine inanması korkuda başkalarını Allaha denk tutmasıdır. Beşeri sistemlerin baskısından korkarak farzları terk etmek de böyledir. Doğrusu insan Allahtan korkmalı ve bu korkusu onu daha fazla itaata sevk etmelidir.

Ancak yırtıcı hayvanlardan veya bir zalimden korkmak gibi doğal korkuya gelince şeran mümkündür ve bu da şirk sayılmaz. Allahu Teâla Musayı Aleyhisselamı şu ayette bu tür bir korkuyla vasfetmiştir

  • Etrafını kollayarak korkuyla oradan ayrıldı. (Kasas 21).

Tevekkülde Şirk

 Tevekkül sebepleri yerine getiren insanın Allahı vekil kılması Ondan işinde muvaffakiyet vermesini istemesi ve yalnız Ona güvenmesidir × Sen ölümsüz ve dâima diri olan Allaha tevekkül et (güvenip dayan).Ø (Furkân 58). Bunun için Allahtan başkasına veya sebeplere tevekkül etmek caiz değildir.

Şirk olan tevekkül ise; Ancak Allahın kudreti dahilinde olan şeylerde Allahtan başkasına kalben tevekkül edip bağlanmaktır veya Allahtan başkasını rızık alıp veren olarak görmektir.

à Küçük şirk konusuna geçmeden önce çokların bilmeden düştüğü bazı önemli ve de hassas noktalara değinmekte yarar var bunlar;

Şifayı mutlak surette doktor veya ilaca bağlamak. Din ve dünya işlerinde başarılı olmayı Allahın yardım ve izni atfı olmaksızın yalnız zekâ gayret ve çalışmaya bağlamak. Kulların kanun hüküm koyabileceklerine dair inanış. Ölüm nedenlerini mutlak surette trafik kazalarına veya yanlış ilaç kullanımına vs.ye bağlamak vb gibidir. Bu izafetleri mutlak olarak yapmaktan çok sakınmalıdır.

Küçük şirk

Küçük şirk İslam dairesinden çıkarmayacağı gibi tevhidin aslına da zarar vermez. Ancak bu tevhidin kemaline aykırıdır. Küçük şirk büyük şirke yol açan vesiledir. Bunun da bazı kısımları vardır. Bunların başlı ca olanlarını Allahın yardımıyla zikretmeye çalışacağız

Kavli şirk

Allahtan başkasına yemin etmek gibi kişinin lisanıyla vâki olacağı şirk türüdür. senin sayende Allahtan başkası için hâkimler hâkimi gibi sözler ve de kişiyi Abdun- nebî Abdul- hüseyin gibi isimlerle Allahtan başkasının kulluğuna nisbet etmek bu kabildendir. Kuran evliya çarpsın! ekmek mushaf çarpsın! vb. sözler de bu sınıftandır. Bunların tümünden sakınmalıdır.

Fiili şirk

Bazı şeyleri uğurlu saymak gibi inanışlardır. Bazı hayvanları kuşları veya günleri uğursuz saymak; kaynanan seni seviyormuş! -bir şey üzerine- bugün misâfir gelecek! birisini anınca kulağının çınlayacağına dâir inanış (veya hıçkırık tuttuğunda anıldığına inanmak) gibi bazı tevafûkî olaylardan uğurlu sayarcasına anlam çıkarmak; fal bakmak veya baktırmak niyet çekmek türbelere para atmak ip bağlamak (itîkad edilmemesi koşuluyla!) böyledir.

  • Sizin uğursuzluğunuz sizinle beraberdir. (Yasin 19)
  • Resûlullah (S.A.V.) Uğura inanmak şirktir buyurmuştur (Müslim)

Kalbi şirk

Riyâ şöhret sevgisi bazı amelleriyle dünya ve dünyalığı ahirete tercih edercesine arzu etmek gibi hususlar kalbi şirktir.

Bunu dört şekilde inceleyebiliriz;

Dünyevi bir menfaat sağlamak için amel yapmaktır. Kişi amelinin ecrini dünyada alır ahirette ise bir nasibi yoktur. Bu da büyük şirktir (Bkz. Niyet ve gayde şirk).

İnsanların hoşnutluğu için yapılan Allahın azabından sakınma hedefi güdülmeyen amellerdir.

Mal edinebilmek evlenebilmek hacca gitmek için amel yapmak ganimet için cihâda gitmek veya makam elde etme gayesiyle İslâmi ilimler okumak bu tür şirktendir. Burada da hedef Allahın rızası değil hevâ ve hevestir.

Başkalarının rızasının gözetilmediği halde huşû ve takvâsızlıktan dolayı ifsad edilmiş amellerdir

Allah ancak müttekiler (takvâ sahiplerin)den kabul eder(Maide 27). Bu amel de kişiye ahirette bir yarar sağlamaz. İyi ve kötü amel birbirine karışmış kötü olan galip gelmiştir.

Doğruluklarına kalben itikad edilmesi halinde bunlar büyük şirke dönüşür ki Allah azze ve celle hepimizi bunlara düşmekten korusun (Âmin).

Gizli şirk

İbni Abbâs (R.A.) Allah ve sen dilersen gibi bir sözün Allah ve falanca dilerse anlamında olduğunu söylemiş ve bunun gizli şirk olduğunu belirtmiştir. Bu ifadenin yerine evvel Allah sonra da falanca dilerse kullanılması gerekir. Evvel Allah sonra da senin sayende demeli Allâha hiçbir varlık denk tutulmamalıdır. Buna düşen Yine Allaha ve sana güveniyorum değil evvelen Allaha sonra da sana güveniyorum denmelidir. Zira ve edatı eşitliği gerektirir. Sonra kullanarak derece farkını ispat etmek şarttır.

  • Allah Resûlu (S.A.V.) bunun keffâretini şöyle bildirmiştir Kim Lât ve Uzzaya yemin ederse (hemen ardından) Lâ İlâhe İllallah desin. Kim arkadaşına Gel! bahis -iddialaşmak ve kumar- oynayalım derse sadaka versin (Buhari Müslim).
  • Resulullah (S.A.V.) her tür şirkten şu duâyla Allaha sığınmamızı bizlere öğretmiştir. Rabbimiz bilerek sana ortak koşmaktan sana sığınırım bilmediğimizden de Senden bağışlanmamızı dileriz. (Sahihtir Ahmed).

Çokların sakınmadığı imana zarar veren ameller;

Sihir: Kalp ve bedene hastalık ölüm vb. gibi fiziksel etkiler meydana getirebilen eşlerin arasını açan ve cinlerle küfre düşmeye karşılık işbirliği içinde bulunan kimselerin bazı muska üfürük tılsım vs.yle yaptığı bir fiildir. Bu ameli küfür olduğu gibi bu işlerle uğraşanlar da kâfirdir. (Bkz. Bakara süresi 102).

Kâhinlik: Medyumluk olarak da tesmiye edilen kehânet geleceği bildirme iddiasıdır. Kâhin veya medyum Allahtan başka kimsenin bilemeyeceği gaybî durumları geleceği bildiğini iddia eder ki bu haliyle Allahı inkar ederek kafir olmuş olur. Sözlerini doğrulayan da küfre düşer. (Bkz.Tasarrufta şirk).

Sihri çözmek: Sihre maruz kalan kimseyi Allahın izniyle kurtarmak biri meşru diğeri ise haram olmak üzere iki yolla mümkündür.

a) Sihri sihirle çözmek; bu küçük küfürdür.

b) Sihri Kurân ve Sünnette sabit olan duâları okuyarak (rukye ile) çözmektir ki bu câizdir.

Falcılık ve astroloji

Ban yıldız ve burçları yeryüzünde meydana gelen olaylara etkili kabul etmektir ki kişi isterse bunun Allah’ın izniyle olabileceğine inansın şirktir.

Sahibini İslâmdan çıkarır. Kurândan öğrendiğimiz kadarıyla yıldızların yaratılma gayesi; gökyüzünü süslemek yolcuların yollarını belirlemesi ve Mele-i Afayı dinlemeye kalkan şeytanların taşlanmasıdır. Ancak yıldız hareketlerinin dünya olaylarıyla karşılaştırması yapılarak benzerlikler bulunmaya gidilirse bu tevhid akidesinin kemâline aykırı olmakla birlikte sahibini küfre götürmeyen küçük şirk olur.

Nazarlıklar muskalar:

Mavi boncuk gibi ister belli vasıflardaki taşlar olsun ister ayet hadis yazılı kağıtlar olsun birlikte değerlendirilirler. Çünkü bunlar konuya delil teşkil edebilecek naslarda umûmen ele alınmıştır. Bunları iki şekilde inceleyebiliriz

a) Kurandan olmayanlar:

Nisbi veya külli etkisine inanan büyük şirke düşer. Maalesef bunların koruduğuna inanmak veya bir musibetten kurtulmayı bunlara bağlamak vb. gibi çarpık inanışlar halk arasında yayılagelmiş böylece fâsid itikadlara zemin hazırlanmıştır. Bunlardan şiddetle sakınmalıdır.

b) Kurandan olanlar:

Mütekaddim ulemâdan muhtevanın yalnızca Kuran ayetleri olması şartıyla bunun câiz olduğuna dâir bazı rivâyetler söz konusu ise de asıl olan delillerin umûmiliği bunun haram oluşudur. Bundan kaçınmalıdır.

Okuma (Rukye)

Kurân veya Sünnette yer alan; cin ibtilâsı vs. hastalara şifa için okunan zikir ve duâların tümüne verilen addır.

Rukyenin meşrû olabilmesi için;

Allahtan başkasına güvenip ondan medet ummak gibi haram şeyler içermemesi

mânasının anlaşılır olması

Arapça olması (bilmeyen şifa için duada bulunur)

Allahın izni olmadıkça şifanın hasıl olmayacağına inanılması şeklinde bazı kâideler vardır.

Şifa için bilezik ip veya değişik vasıflardaki taş vs. edinmek gibi mezkûr kâidelerin dışında olan rukye haram olur.

Zarar ve yarar ancak Allahın izniyledir. Allah bütün yaratılmışlar üzerinde tek kuvvet ve kudret sahibidir. Her kim böyle şeylerin hayır ve şerre neden olduğuna inanırsa büyük şirke bu yalnız bir şüpheden ibaretse küçük şirke düşmüş olur.

Müslümanların bir çok fitne felaket belaya maruz kalması kanlarının ucuz olması zillet içinde bulunmalarının başlıca nedeni İslâm topraklarında maalesef her çeşidiyle yaygın olan şirkî unsurlardır. Akidelerinin berraklığını gideren şirkî öğeler ve gerçek tevhid akidesinden yüz çevirmelerinden dolayı Allahın üzerlerine boşalttığı azaba müstehak olmuşlardır.

İslamdan olmadığı halde İslâmmışcasına rağbet gören bidat ve hurafeler bunun veciz bir göstergesidir. Oysa İslam bunları ve bunlara götüren yolları yıkıp tevhid akidesini ikâme etmeye gelmişti!

Müslümanlar neredeyse kendilerinden önceki müşrik kavimler gibi dinlerini oyun ve eğlence edinme tehlikesiyle karşı karşıya geldiler. Ölmüş salihleri yüceltmeye onlar için kurban kesmeye duâlarında onlardan medet ummaya kabirlerini bayram yerlerine çevirip onları tavaf etmeye başladılar. Allah Resûlü (S.A.V.)in Allah katında mahlukâtın en şerlileri olarak tanımladıkları kimseler gibi kabirleri ziyaret etmek için sefer eder oraları mescide çevirir ve onları takdis eder oldular!

Tüm bunlardan daha korkunç olan da Allahın indirdiğiyle hükmetmeyi terk ettiler! Beşeri sistemlerle yaşar onları destekler oldular. Onu sever ve savunur oldular! Her ne kadar değişik adlar kullansalar da onlar gibi faiz yemeye başladılar!

Bu acı tablo karşısında vaziyetin derdini taşıyan her müslümana Ey Rabbimiz! Bize yalnız Senin Hükümlerinle yaşayabilmek için gayret edeceğimiz bir basiret bir güç ver. Bizleri şirkin her türlü kirinden tevhidin nuruyla temizle ve bizi dosdoğru yola ilet! Şüphesiz Sen her şeye gücü yetensin! diye yalvararak duâ silahınâ sarılmak ve Bismillah demek düşer!

Sallallahu alâ Muhammedin ve alâ âlihi ve Sahbihi ecmâîn

“VEL-HAMDÜ LİLAHİ RABBİL ALEMİN”.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.